Batı'da Modern Kimyanın Mucidi Olarak Anılan, İlk Laboratuvarı Kurup İcatlarıyla Dünyayı Değiştiren Cabir bin Hayyan

-

Hem su geçirmeyen kağıt hem de paslanmayan çeliğin mucidinin bundan asırlar evvel bu topraklarda yaşadığını biliyor muyduk? Cabir bin Hayyan, kısaca Cabir modern kimyanın, hem de laboratuvar çalışmalarının babası olarak tarih kitaplarının önünde saygıyla eğildiği bir bilgindi.

Cabir bin Hayyan'ın hayatı ve bilimsel çalışmalarını incelerken Frederick Starr'ın İslam bilim tarihini aydınlattığı Kayıp Aydınlanma eserinden ve Brittanica'da onun adına kaleme alınmış şu detaylı hayat hikayesinden faydalandık.

721'de aslen Türk olan eczacı bir babanın oğlu olarak Horasan'da doğuyor Cabir bin Hayyan.

Çocukluk çağından itibaren babasının yanında onun bilgilerinden faydalanıyor ve bitkilerin insanlar üzerindeki iyileştirici etkisini hem teorik hem de pratik olarak öğrenme fırsatı buluyor. Bu onun için daha genç yaştayken bir dönüm noktası oluyor ve kendini bu alandaki tüm bilgileri edinmek için eğitiyor.

Babası yaşamını yitirdikten sonra işlerin başına o geçiyor, o sıralarda kimya alanında dönemin önemli isimleriyle tanışıyor.

Böylece bitkilerin yarattığı mucizevi etkinin aslında bir mucizeden ziyade temel düzeyde de olsa açıklanabilir olduğunu görüyor. Dönemin önde gelen bilginlerinden kimyanın temellerini öğreniyor, o alanda kaleme alınmış ne varsa hepsini irdeliyor.

Eğitimi sona erdiğinde daha fazlasını öğrenmek ve araştırmak maksadıyla Bağdat'a yol alıyor.

Batı'da modern bilimin doğuşunda büyük rol oynayan Medici Hanedanlığı ve benzer aileler nasıl bilim insanlarınave sanatçılara destek veriyorsa Cabir ibn Hayyan da benzer bir destekle araştırmalarını gerçekleştirdi. Bağdat'ta manevi olarak Halife Harun Reşid'in, maddi olarak ise dönemin önde gelenlerinden Bermeki'nin himayesine girdi.

Hayatının bu noktasından sonraki her anı araştırmak, öğrenmek ve özellikle kimya alanında doğru bilinen yanlışları aydınlatmakla geçti.

Bağdat'ta çalışmalarını sürdürdüğü yıllarda meşhur olan 'simyacılık' onun da dikkatini çekmişti, araştırdı..

i.on5yirmi5.com

Simyayı bilmeyenler için, doğadaki temel elementlerin büyüyle altına dönüştürülmeye çalışıldığı, bunun yanında farklı felsefi tezleri de olan bir uğraş. 

Cabir bin Hayyan o vakitler 'ilim' olarak kabul edilen simyanın gerçek olmadığını ve bu maddelerin hiçbir koşulda altını var edemeyeceğini ispat ederek simyanın alternatifi olarak modern kimyayı işaret etmişti.

Batıl inançlar yerine deney ve gözlemi koyma girişimi onu modern kimyanın kurucusu olarak tarih sayfalarına geçirdi.

Simyaya karşıt tez olarak tanımladığı deney yönteminde yön gösterici olacak bazı temelleri atması gerekiyordu.

Tam da bunun  için bugün laboratuvarlarda kullanılan araç gereçlerin bir çoğunu icat etti, görece ilkel olsa da ilk kimya laboratuvarını oluşturdu. Örneğin ilaç sektöründe kullanılandamıtma imbiği ve bugün kullanılan deney tüpleri, Cabir bin Hayyan'ın eseriydi.

İcatlarını sadece modern kimyanın varlığını kanıtlamak için kullanmıyordu...

Cabir bin Hayyan'ın öncesinde tanımlanmamış kimyasal bileşikleri ortaya çıkardı ve bu bileşiklerin kullanım alanlarını insanlara anlattı.

Sitrik asit, nitrik asit ve tartarik asidin keşfi onun deneylerinin sonuçlarından sadece birkaçıydı.

Yaptığı deneylerde ortaya çıkan reaksiyonları maddenin atomik yapısını yorumlarken kullandı ve atomların en küçük parça olduğu tezini reddetti.

Bugün bu tezden bahsetmek hayli kolay olsa da o dönem atomun parçalanamazlığı tezinin inanç sistemlerinde de önemli bir karşılığı olduğunu da hesaba katmak gerek.

Cabir bin Hayyan'a göre maddenin en küçük parçasının (bugün atom diyoruz) parçalanamazlığı doğru değildi.

Çalışmalarından belki de en büyük etki yaratanı ürettiği bileşiklerle paslanmaz çeliği üretmesiydi.

Benzer şekilde su geçirmeyen kağıt da onun icadıydı. O dönem ihtiyaç olup olmaması önemli değildi, o bir bilim insanıydı ve daha iyisini yapabilmek için ömrü boyunca çalışmıştı.

Sadece bu coğrafyada değil, Batı'da da nam salmıştı. Öyle ki onun ardından ortaya çıkan alet ve icatların 2.500'e yakınında onun adı kullanılır olmuştu, bir anlamda markalaşmıştı.

Hayat hikayesine baktığımızda rahatça söyleyebiliriz ki 65 yaşında bu dünyadan göçerken insanlığa büyük bir entelektüel miras bırakmıştı Cabir bin Hayyan. 

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
kemal-demir14

Demek ki Müslümanlardan bilim adamı olmaz diye bir şey yokmuş yani İslam ve bilim çelişmiyormuş, bu kadar basit.

stolk

ibn-i Sina, ibn-i hayyam ,ibn-i heysem, harizmi gibi alimleri takip edeceğimize kendilerini din alimi diye tanıtan şaklabanları takip ettiğimiz için sonuç bu

coldhearted

'İlim öğrenin, irfan sahibi olun' felsefesinden 'onu yapma günah, bunu yapma yanarsın,' diyip müritlerine ayak sularını içirip, burnunu sildiği mendili yine müritlerine yediren kokuşmuş yobaz orospu çocuklarına.

saffetfiliz.

Bizimkiler bir ara bilimde ve matamatik de baya ileriymiş ama bir bok olmuş salmışlar her boku amk.

bunedirya

Moğol istilaları, Semerkand, Bağdat vs tüm o zamanların bilim merkezleri olan yerlerin tamamıyla yok edilmesiyle sonuçlandı. Daha sonrasında bireysel olarak çalışmalar çabalar olsa da bilimsel çalışmalar İslam coğrafyasında kurumsal kimliğe kavuşamadı yada sürdürebilirliği sağlanamadı. Osmanlı'nın kuruluşundan sonra bir takım çabalar olsa da Fatih Sultan Mehmet döneminden sonra bilimsel çalışmalar iyice geriledi. Doğa boşlukları doldurur yasası gereğince Müslüman bilim insanlarının yerini üfürükçü tayfa aldı.

ates86

Batı karanlık çağı yaşarken bizim bir sürü bilim insanımız vardı haçlı seferleriyle beraber gelip bütün bildiklerimizi aldılar bizim din adamlarımızda herşeye günah dedikleri için bilim konusunda dibi boyladık...

Görüş Bildir