Alkış Cumhuriyeti: Sanat, Şarkıcılık, Oyunculuk ve Kişisel Gelişimin Aynı Anda Çöktüğü An
Bir çağın içindeyiz.
Bu çağda herkes bir şey.
Şarkıcı.
Oyuncu.
Yazar.
Eğitmen.
Dönüşmüş.
Şifalanmış.
Farkında.
Ama garip bir şekilde… hiç kimse bir şey de değil.
Çünkü bu çağın problemi yeteneksizlik değil. Bu çağın problemi derinliksizlik.

Şarkıcılık mesela…
Ses var.
Teknik var.
Stüdyo var.
Ama şarkı yok.
Bir de tam tersi;
Şarkı var ama ses yok.
Son ve günümüzde en sık karşılaşılan version ise; ne şarkı var , ne de ses. Ve en çok alkışlanan da genel de bu oluyor. Burada da asıl konu alkışlanana sitem etmek değil, alkışlayana bakmak.
Söyleyebilenler ise söylüyor ama kimse anlatmıyor.
Nota doğru, his yanlış.
Mikrofon açık, ruh kapalı.
Sahne dolu ama içi boş.
Bir şarkı artık dinlenmek için değil, hikâyesi anlatılmak için var.
Şarkıdan çok “bu şarkıyı yazarken neler yaşadım” cümlesi dolaşıyor.
Müzik değil, sanatçının kendisi dinleniyor.
Oyunculuk da farklı değil.

Rol çalışılmıyor, imaj çalışılıyor.
Karakter çözülmüyor, “algı” yönetiliyor.
Ağlayan herkes iyi oyuncu sanılıyor;
susarak oynayanlar algoritmaya yeniliyor.
Sahne artık kutsal değil.
Bir fon.
Bir arka plan.
Bir içerik alanı.
Yazarlık…
Cümle var, düşünce yok.
Metin var, dert yok.
Herkes yazıyor çünkü anlatacak “çok şeyi” var.
Ama kimse okumuyor çünkü düşünmek zahmetli.
Editör yok, koç var.
Eleştiri yok, motivasyon var.
“Akıyor” diyoruz, ne aktığını bilmeden.
Ve kişisel gelişim…
Bu çağın en parıltılı illüzyonu.
Herkes kendinin en iyi versiyonu.
Herkes şifalanıyor.
Herkes dönüşümde.
Ama kimse yüzleşmiyor.
Travmalar iyileşmiyor; etiketleniyor.
Sorular sorulmuyor; olumlamalarla susturuluyor.
Acı “geçmesi gereken bir şey” ilan ediliyor.
Oysa acı, insanın öğretmenidir.
Sanatçı da, şarkıcı da, oyuncu da, yazar da, eğitmen de aynı batakta:
Görünürlük bataklığı.
Herkes bir duruş satıyor.

Herkes bir kimlik pazarlıyor.
Ama kimse bedel ödemek istemiyor.
Oysa gerçek şarkıcılık sesini kaybetme riskidir.
Gerçek oyunculuk çirkin görünme cesaretidir.
Gerçek yazı anlaşılmama ihtimalidir.
Gerçek gelişim dağılmayı göze almaktır.
Bugün alkışlanan şeyler iyi olduğu için değil, kolay olduğu için alkışlanıyor.
Bugün eleştirilmeyen şeyler doğru olduğu için değil, rahatsız etmediği için seviliyor.
Bu bir isyan yazısı değil.
Bu bir teşhis.
Hâlâ gerçekten şarkı söyleyenler var.
Hâlâ sahnede terleyenler var.
Hâlâ kelimeleriyle risk alanlar var.
Hâlâ kendine yalan söylemeyenler var.
Ama onlar genelde spot ışığında değil.
Çünkü spot ışığı artık emeği değil, algıyı seviyor.
Ve belki de bu yüzden…
Bu kadar ses varken,
bu kadar az şey duyuyoruz.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

