Uğur Batı Yazio: Mutlu Olmak Zorunda mıyız?

12PAYLAŞIM
Yazio Banner

Edebiyat dünyası uzun süredir mutluluk hakkında yazıp durur. Belki de en eski konulardan birisi olmuştur. Felsefe yine buna benzer bir durumdur. Mutluluk belki de yaşamın hem anlamıdır hem de amacı… Bu anlamda beyinbilim , günümüzde hür irade, aşk, suç, karar, davranış, duygu, düşünce gibi birçok konuyu ele aldığı gibi mutluluğu da ele almaktadır… Ve felsefe-edebiyat-ahlak-sanat gibi görece daha subjektif ekollere, objektif bir zemin sunmaktadır. 

Peki mutluluğun beyindeki tezahürü ne olur? Bu konuyu yazı boyunca ele alacağız. Bir giriş yapalım ve ilk soruyu soralım: Mutluluğun bilimi olur mu? 

Tüm canlılar için hayatta kalmak, ödüllendirici duygulanımlara bağlıdır. Mutluluk gibi. Ama belkide sadece insan bunun bilincindedir. Bu bağlamda mutluluğu bilinç düzeyinde tecrübe edebilen tek beyin insanın beynidir. Kararlarımızın hesabını ve sonuçlarını tahmin edebilmek gibi yine sadece bizde olan özelliğimiz ise evrimsel olarak bize bir avantaj sunmuş olsa da bu iki ucu keskin bir kılıçtır. ABD’li yazar John Steinbeck in belirttiği gibi: Bilincimiz sayesinde mutluluğu, hazzı ve arzuyu bilinç düzeyinde fark edebiliyorsak da… Bunun kesin bir sonu var gibi görünüyor. Öleceğimiz gerçeği -geri kalan zamanımı güzel geçireceğim- şeklinde bir stratejiyi gündeme getirse de, türümüz özellikle de bu günlerde depresyon ve endişe salgını yaşamaktadır.

Aristotales’i hatırlayacak olursak o mutluluğu iki bölümde ele almıştı: Hedoni (haz) ve Eudaimonia (iyi yaşanmış hayat).

Buna pozitif bilimle haz ve anlam penceresinden bakmayı tercih etmişler. Ve buna üçüncü olarak ‘adanma-dahil olmayı’ da eklemişler. Bu anlamda anketler ile yola başlanan bu yolculuk yukarıda saydığımız üç ana fikir etrafında bir paralellik göstermiş .

Mutluluk taramalarında kişilerin %80’i tatminkar bir hayat yaşadıklarını belirtmiş ve yine %80 oranında katılımcı haz duyduklarından bahsetmiş. Yani Aristo bir nevi doğru söylemiş. İstatistiksel olarak bu ikisi, yani ‘eudaimonia’ ve ‘hedonia’ eşit çıkmış.  Yani felsefeden bilime bir sıçrama yapacaksak; evet… Mutluluk hem haz almaktır hem de anlam bulmaktır. Belki de bir seks işcisinin dünyanın en zevkli işini yapmasına rağmen mutlu olmaması bundandır. Burada anlam yoktur. Ya da cinsellikleri yasaklanmış anlam ötesi katolik rahiplerin mutsuzluğu da bundandır.  

Peki felsefe ve bilim bu anlamda kesişiyor iken beynimizde ne olup bitiyor? 

Bu anlamda hedonik devreler sorular sorularak bile rahatlıkla görüntülenebilir Dahası mutluluğun ikinci kısmı olan iyi yaşanmış anlam dolu bir hayat kısmıda incelenebilir. Burada mutluluktaki hedoni ile hazcılıktaki hedoni arasındaki fark unutulmamalıdır. Hazcılıktaki hedoni daha çok ‘bağımlılık’ ve ‘yoksunluk’ gibi devreleri içerir. Alturistik değil, bencilcedir. 

Haz ve mutluluk arasındaki ilişkinin bilimdeki yolculuğu eskidir. Psikanalizin kurucusu Freud sıkça bahsetmiştir bundan.  Mutluluk peşinden koşulan bir şeydir, insanlar mutlu olmak ve öyle kalmak isterler. Yine Darwin mutluluk yaratan davranışları sergilemenin ve acı veren durumlardan kaçınmanın evrimsel öneminden çokça bahsetmiştir. Belli ki , memelilerin beyinlerindeki haz devreleri özenle seçilmiş ve donatılmıştır. Pozitif ve negatif duygulanımlarımızın  evrimsel uyumdaki önemi kaçınılmazdır. Ve mutluluk gibi pozitif duygulanımlarımız ile  planlama sayesinde  kaynaklarımızı inşa ettiğimiz görülmektedir. Bu bildiğiniz ilham verici bir durumdur. 

Bütün bunlar özetlenecek olursa; mutluluk ve mutsuzluk evrimsel bir denge içerisindedir. Özellikle memeli türleri kendilerini mutlu hissetmeye yönelip mutsuzluklarından kaçtıkça buna uygun olarak ya türlerini devam ettirirler ya da elenirler. İnsanın beyin yapısının eşsiz olan prefrontal ve orbitofrontal korteksi nedeni ile hem diğer memeli hayvanlar gibi bu kurala tabidir. Ama diğer bütün hayvanların aksine bunu bilincinde tecrübe eder...Planlar...Kurgular... Ve bir gün öleceğini bilir. 

Bu bağlamda bilim şu perspektifi öne sürer: Mutluluk her ne kadar subjektif olsa da objektif yanları da vardır. Ve objektif alanlarını sinirbilim en keskin tutarlılıkla önümüze sunmaktadır. Bu noktada en önemli ve çarpıcı bulgumuz şu olabilir: Dymak ve cinsellik gibi temel haz devrelerimiz ile yüksek insani hazlarımız (sanat-müzikal, alturistik-vecd hali) beyinde benzer ve ortak devreler kullanmaktadır.

Beynin Mutluluğu

Beynimizde hedonik devrelerin bazıları derinlerinde iken (nukleus akkumbens, ventral pallidum, beyin sapı), bazıları ise yüzeyde yani kortekste bulunur (orbitofrontal, singulate, medial prefrontal, insuler korteks gibi). Bunun bizler için önemi şudur: Bu iki bölge evrimsel olarak birbirlerinden farklı bölgelerdir. Derin bölgeler, memeli hayvanla ile paylaştığımız, ilkel bölgeler iken; yüksek yüzeysel bölgeler neredeyse sadece bizde vardır. Derin bölgeler bilinçdışı dediğimiz alanı temsil ederken, yüzeysel bölgeler bilincimizi oluşturur. Bu perspektiften mutluluk ve beraberinde haz -pozitif duygulanımlarımızın bilinçli ve bilinçsiz yönleri vardır demek gerekir. Yani mutluluğu sadece ‘bilinçdışı-bilinçaltı’ ele almak eksiktir. Ya da sadece ahlaki, eğitimsel ele almak da yetersizdir.

Mutluluk ve bağımlılık arasındaki en önemli devrelerin ikisi de benzer demiştik.

Sonuçta odaklanma, motivasyon, arzu ikisinde de vardır. Burada örtüşen devreler dopaminerjik devrelerdir. Yani mutluluğun dopaminerjik devreleri aslında hazsal devrelerimizdir. Evet aynen öyledir: Dopamin, mutlulukta kilit hormondur! Mutluluğa eğilimli bir prefrontal korteksi, eğilimli olmayandan farklı kılan özellik tam olarak nedir? Bunda bir sinir hücresinden ötekine sinyaller taşıyan ve nörotransmiter (sinir sinyalleri iletici hormonlar) adıyla bilinen kimyasalların bir payı olduğu neredeyse kesin bir bulgudur.  

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, dopaminin olumlu duygularla ilintili sinyallerin sol prefrontal korteksten beynin limbik bölgesindeki duygu merkezlerine aktarılmasında etkili olduğunu gözler önüne sermektedir. Buraya kadar olay tamam gibi gözükmektedir. Ancak mutlulukta bir de beğenmek, hoşnut olmak (liking) mevcuttur. İşte burada devreye opoid nörotransmiterlerin devreye girdiğini görüyoruz. Yani morfinden söz ediyoruz. İşte bu devreler mutluluğu bağımlılıktan ve bencilce olan saf arzudan ayırır. Opoidlerin stres azaltıcı ağrı kesici özellikleri dopaminde yoktur mesela. Dahası zevk alınan bir uyarının, sonradan beğeniliyor olarak tanımlanması için dopmaninerjik devrelerden sonra opoid devrelerinde işlenmesi lazımdır.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir