Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Beyin Fırtınası Zamanı: Renklerle ve Renkleri Algılayışla İlgili Bilmeniz Gereken Her Şey

 > -

Şöyle kafamızı kaldırıp etrafa bir baktığımızda normal koşullarda hepimiz farklı farklı renklerle karşılaşırız. Peki neden? Neden her şeyi siyah-beyaz veya sadece tek bir renkte görmüyoruz? Cisimlere rengini veren nedir? Rüyamızda renkleri görmemiz nasıl mümkün olur? Tüm bunların ve daha fazlasının yanıtını vereceğimiz yazımıza geçmeden önce çayınızı kahvenizi hazır etmenizi öneriyor ve ufaktan başlıyoruz:

Kaynak: http://www.businessinsider.com/what-is-b...

Renk nedir, nasıl oluşur?

Cisimlerin kendilerine özgü yapıtaşları, kimyasalları, atomları bulunur. Bu nedenle ışık bu cisimlere ulaştığında yapılarından dolayı ışığın bazı dalga boylarını emerler, bazılarını ise geri yansıtırlar. Geri yansıtılan dalga boyu da ışık spektrumunda hangi renge denk geliyorsa cisim o renkte görünür. Örneğin bir muz ortalama 570 nanometre dalga boyundaki ışığı emmez ve geri yansıtır, bu dalga boyu da spektrumda sarı renge ait olduğundan dışarıdan muzu sarı renkte görürüz.

Daha da derine inelim, neden 500 nanometre değil de 570 nanometre dalga boyuna sahip ışığı yansıtıyor muzlar? Bunun cevabı da önceden de söylediğimiz gibi muzun yapısındaki atomlar, moleküller ve salgılanan muza özgü kimyasallar. Kuantum teorisine kadar inmek gerekirse, cisimler elektronlarının enerji seviyesini yukarıya çıkaracak foton paketlerini emerler. Bu eylemin gerçekleşmesi için bu foton paketlerinin belli bir enerji seviyesine sahip olması gerekir; ne biraz az, ne biraz çok, net ve kesin bir enerji seviyesi. İşte atomdan atoma, molekülden moleküle değişen bu enerji seviyesine uymayan, bu nedenle emilmeyen ve geri yansıtılan dalga boyu da cisme rengini verir.

Her rengin farklı bir dalga boyutu var demiştik, gereksiz bir detay olduğu için burada vermiyoruz. Gördüğümüz renkler arasında en düşük dalga boyuna mavi rengin, en büyük dalga boyuna ise kırmızı rengin sahip olduğunu söylesek yeterli. Daha detaylı bilgiyi "Işık spektrumu" başlığı altında mini bir araştırma yaparak bulabilirsiniz.

Neden tek bir renk görmeyiz de farklı farklı renkler görürüz?

Bunun nedenini de aslında açıkladık; her cismin kendine özgü bir yapısı var ve bu nedenle farklı dalga boylarını geri yansıtıyorlar. Hangi dalga boyunu yansıtıyorlarsa da o renkte görüyoruz. Tek bir renk görmemiz için bütün cisimlerin aynı yapıya, aynı atomlara, aynı şekilde dizilmiş moleküllere ve aynı kimyasallara sahip olması gerekirdi.

Renkleri herkes aynı şekilde mi görür?

İşte zurnanın zırt dediği yere geldik. Bu soru kesin olarak yanıtlanması imkansız sorulardan biri diyebiliriz. Örneğin sarı rengi aslında kırmızı olarak gören biri olsun. Bu kişi muza baktığında kırmızı renk görüyordur, ancak büyürken muzun renginin sarı olduğu öğretildiğinden aslında kırmızı olarak görmesine rağmen o rengin adının sarı olduğunu düşünecektir. İşin daha da kötüsü, ne yaparsak yapalım o kişinin kendisine sarı adıyla öğretilen kırmızı rengi gördüğünü ispatlamamız mümkün değil.

Sağlıklı insanlarda durum böyle, ama diğer türlü işler baya kolaylaşıyor. Örneğin renk körü olan insanların bazı renkleri birbirinden ayırt edemediğini, yani yanlış gördüğünü biliyoruz. Dolayısıyla sorunun cevabını bu bakımdan incelersek "Hayır" dememiz gerekiyor, ancak bu cevap sağlıklı bireylerin renkleri aynı şekilde görüp görmediğinin hiçbir zaman anlaşılamayacak olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Yine de renklerin kültürel ve çevresel etkenlere göre farklı toplumlarda farklı şekillerde algılanması mümkün, örneğin pembe renk bazı kültürlerde ayrı bir renk olarak tanımlanmıyor bile. Bu o insanların pembe rengi kırmızıdan ayırt edememesiyle açıklanabilir, ama elde kesin bir bilgi yok. Bir sonraki soruda detaylı bir inceleme yapacağız bu konuda.

Aynı sorudan devam edelim.

Olaya başka bir perspektiften bakmak gerekirse; renkleri ayırt etmemizi sağlayan hücreler, görmeyle ilgili bir sağlık sorunu olmayan hemen hemen her insanda aynı düzeylerde bulunduğundan renklerin de muhtemelen aynı şekilde algılandığını da düşünebiliriz. 

Bir diğer açıdan bakmamız gerekirse de kadınların renkleri erkeklerden daha net ayırt ettiği bilinmekte. Kadınlarda renkleri ayırt etmeye yarayan koni hücreleri daha fazlayken, erkeklerde şekilleri daha iyi ayırt etmeye yarayan çubuk hücreleri daha fazla. Bu nedenle bir erkek tarafından fark edilmesi çok zor olan bir renk tonu, bir kadın tarafından rahatlıkla ayırt edilebilir. Dolayısıyla erkeğe normal yeşil olarak gelen bir renk aslında biraz daha açık bir yeşil olabilir, dolayısıyla farklı kişiler tarafından farklı şekilde görünüyor diyebiliriz. Tabii bu durum hala minimal düzeyde, sadece yakın renklerin farklı görülebileceğini gösteriyor. Kırmızıyı mavi görme durumu olabilir mi sorusuna yanıt vermiyor. 

Bunlar dışında bir de tetrakromasi durumu var. Sadece kadınlarda görülebilecek bu durum 3 değil, tam 4 farklı koni hücresine sahip olmayı tanımlıyor. Hal böyle olunca da çok çok daha gelişmiş bir ton ayrımı yapılabiliyor ve normal bir insana aynı gelen iki rengin aslında farklı olduğu fark edilebiliyor. Faydalı mutasyonlara çok güzel bir örnek olan tetrakromasi, bir nevi dünyayı kat kat daha fazla rengarenk görmeyi sağlıyor.

Özetle bu soru bilim dünyasını en çok meşgul eden sorulardan biri, kötü olansa cevabının hiçbir zaman bulunamama ihtimali.

Renkler insanlık tarihi boyunca başından beri hep aynı şekilde mi algılanmıştır?

Bu biraz değişik bir soru. Şöyle ki, insanlık tarihi boyunca kullanılan dillerde renklere ait kelimelerin ortaya çıkışı hep aynı sıralamayı izliyor. İlk önce siyah ve beyazı tanımlayan kelimeler dillere giriyor. Daha sonra tüm dillerde ortaya çıkan ilk kelimeler kırmızı rengi tanımlamaya yönelik. Sonrasında sarı ve yeşil geliyor, dilden dile bu iki rengi tanımlayan kelimelerin çıkış sırası farklılık gösteriyor. Tüm dillerde ortaya çıkan en son renk ise mavi. Şimdi bu ne anlama geliyor? Renklerin sıra sıra oluşmadığını biliyoruz, öyleyse neden her rengin dillere girişi aynı anda değil de uzun yıllar sonucunda sırayla oldu?

Bunun nedeni aslında basit: Dikkatimizi çekmeyen, gerek duymadığımız renklerin renk olduğunu algılamıyoruz; beynimizde önemsenmiyorlar. Bunu daha iyi anlamanız için renklerin aslında doğada var olmadığını, sadece beynimiz tarafından yaratılmış kavramlar olduğunu söyleyelim. Örneğin renk algısı olmayan bir uzaylı, muza baktığında "Bu sarıdır" demek yerine "Bu 570 nanometre dalga boyunu yansıtıyor" diyecektir ve bir renk farklılığı görmeyecektir. İnsanoğlu için de böyle, mavi renk üzerinden ilerlersek daha açıklayıcı olacaktır. Doğada neredeyse hiç mavi hayvan yok, mavi bitkiler yok, mavi yiyecekler yok. Etrafa bakıldığında kimse mavi ile karşılaşmıyor. Sadece gökyüzü mavi, ama onu da mavi olarak değil, beyaz olarak algılıyorlar. Kimse üzerine odaklanmıyor. Zamanla daha dikkat edildikçe göz ve beyin de kendini buna göre ayarlıyor ve mavinin ayrı bir renk olarak fark edilişi daha net oluyor.

Bu durumla ilgili Himba kabilesi üzerinde yapılmış popüler bir deney de var.

Öncelikle bu kabilenin yeşil renkleri tanımlayan bir çok kelimeye sahip olduğu biliniyor. Kabiledekilere 12 adet yeşil renkli kareden oluşan bir tablo gösteriliyor ve farklı olan rengi bulmaları isteniyor. Diğer yeşillerden çok çok az farkla daha açık olan yeşil rengi kabiledeki herkes kolaylıkla, çok hızlı şekilde fark edebiliyor. Aynı tablo kabileden olmayan insanlara gösterildiğinde ise çoğu kişi farklı yeşili ya fark edemiyor, ya da yanlış tahmin ediyor. Peki yeşilin farklı farklı tonlarını tanımlayan bir çok kelimesi olan bu kabilenin farklı yeşili bu kadar hızlı ve kolay fark etmesi tesadüf mü dersiniz? Değil. Bir renk ne kadar çok önemsenir ve o renge ne kadar dikkat edilirse beyinde ve gözde de o rengin ayırt edilmesine ve ön plana çıkarılmasına yönelik gelişmeler gerçekleşiyor.

Peki insanların göremediği renkler mevcut mudur?

Evet. Işık spektrumunda gözle görülebilir renkler çok küçük bir alanı kapsar. Bu alanın dışında X-ray ışınlarını oluşturan dalga boyları, UV ışıklarını oluşturan dalga boyları, kızıl ötesi ışınları oluşturan dalga boyları gibi bir çok farklı alan bulunur. Ayrıca insanlar tarafından görülemeyen bu dalga boylarının bir kısmını görebilen canlılar vardır, dolayısıyla bizim deneyimleyemediğimiz renkleri görmeleri olası.

Yeni bir renk keşfetmemiz mümkün mü?

Bu soru da akla gelebilecek en ilginç sorulardan biri. Gözlerimizde 3 tür koni hücresi bulunuyor ve bunlar farklı renkleri daha iyi algılama görevlerine sahipler. Bunların birbirleriyle sürekli etkileşim halinde de olduğunu söyleyelim. İşte bu etkileşimi ortadan kaldırabilirsek daha önce görmediğimiz tonlardaki renkleri görebilmemiz mümkün olabilir, ancak şuanki teknoloji ile bu mümkün değil.

Yine de bir süreliğine normal şartlarda görmenizin pek mümkün olmadığı renk tonlarını görebilirsiniz. Örneğin hemen şimdi bir deney yapalım ve size görüp görebileceğiniz en parlak ve en güzel mavi tonlarından birini gösterelim, neler kaçırdığımızı anlayın:

Hemen başlıyoruz deneyimize.

Önce sağ tarafta bulunan mavinin tüm tonlarını içeren görüntüyü biraz inceleyin. Birazdan göreceğiniz renk ordaki en açık maviden bile çok daha parlak olan, adeta ışıl ışıl parlayan bir mavi tonu olacak. Oldukça ünlü olan bu deneyin uygulanışı ise çok basit. Tek yapmanız gereken kırmızı bölgenin ortasındaki beyaz noktaya gözlerinizi en az iki dakika boyunca dikmek (gözlerinizi kırpabilirsiniz tabii arada). Ne kadar uzun süre o noktaya odaklanırsanız göreceğiniz renk o kadar parlak olur, ama iki dakikadan aşağı olmaması ve tamamen o noktaya odaklanmanız önemli, yoksa turkuazın çok az parlak bir tonunu görebilirsiniz. Ayrıca kafanızı ve telefonunuzu hiç oynatmamanız da gerek.

Yaklaşık 1. dakika dolaylarında kırmızı bölgenin etrafında renk belirmeye başlayacak, ancak siz gözlerinizi beyaz noktadan ayırmayın. En az iki dakikanın geçtiğinden emin olduğunuzda gözlerinizi hala beyaz noktadan ayırmadan kafanızı yavaş yavaş arkaya doğru çekin ve parlak mavi rengin ortaya çıkışını izleyin...

Geçelim son sorumuza. Hepsi iyi güzel de, rüyaları neden renkli görüyoruz?

Şuan muhtemelen az önceki deneyden dolayı bu yazıyı okurken hala mavi bir çember görüyorsunuz, ama olsun. Odaklanmaya çalışın. 

Gece uyurken, dolayısıyla gözlerimiz kapalıyken, ortamda da bir ışık yokken nasıl renkli rüyalar görebiliyoruz? Renkler cisimlerden yansıyan ışıkların gözümüze ulaşmasıyla ortaya çıkıyorsa, gözümüze ulaşan bir ışık yokken nasıl renkler oluşuyor? Bu sorunun cevabı bilim dünyasının hala araştırdığı konulardan. Yine de dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım.

Işık gözümüze ulaştığında belli başlı bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve beyinde ışığın işleneceği bölgeye sinyaller gönderilmeye başlar. Eğer bir noktaya uzun süre bakarsanız gözünüzü kapattığınızda o cismi ve rengi hala gördüğünüzü fark edersiniz, bunun nedeni de tam olarak bu sinyallerdir. Sürekli aynı noktaya bakan göz bir süre sonra sinyal alımını otomatiğe alır ve zayıf ama sürekli sinyaller göndermeye başlar. Gözünüzü kapattıktan sonra bile bu sinyaller gönderilmeye devam eder, bu nedenle bir süre daha renklerin ve cisimlerin bir yansımasını görürsünüz. 

Peki uyuduktan saatler sonra, sinyaller artık kesildiğinde nasıl rüya görüyoruz? Bunun nedeni beynimizde bu sinyallerin iletildiği yollarda, tıpkı bu sinyallere benzer şekilde yeni sinyaller oluşturmamız olabilir, ki bu teori doğuştan görme engelli insanların neden rüya görmediklerini de açıklığa kavuşturabildiği için oldukça mantıklı. Bu insanlar dışarıdan hiçbir sinyal almadıkları için beyinlerinin ilgili kısımlarında da buna benzer sinyaller oluşturulamıyor ve rüyalarında cisimleri veya renkleri görmüyorlar.

Böylece bu devasa yazının da sonuna geldik, umarız renklerle ilgili aklınıza gelebilecek her şeyin cevabını verebilmişimdiz. Farklı sorularınız veya görüşleriniz olursa yorumlara bırakabilirsiniz, mümkün olduğunca cevap vermeye çalışırız. Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle. 😎

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
sciencesoldier

yazıda hata var en kısa dalga boyu mor ışıktadır hee bu arada buraya yorum yazacaklara baştan uyarıda bulunayım nerdeyse hiç mavi renkte bitki ve hayvan yok derken bulunması çok nadirdir benim gibi yanlış anlamayın sonra :DD yazı güzel olmuş aklıma fraunhofferın yaptığı deneyler geldi spektrumun gizemini o çözmüştü

ssstttt

ekranda mavi nokta gören bi ben değilim di m?

lisami

Gözüm önündeki mavi daireyi kullanıp gözümü sağa sola kaydırıyorum.

degiiisik

benim için tek renk yeşil:)) her tonu:))

pinapina2r

vay be çok iyiydi içerik :)

Başlıklar

BilimRengarenkSiyah Beyaz
Görüş Bildir