Atatürk'ün Desteğiyle Türkiye'de Bilim Tarihini Kuran, 5 Liranın Arkasında Her Gün Gördüğümüz Bilim İnsanı: Aydın Sayılı

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Bilim ve bilimi tüm topluma yayabilmeye adanmış bir hayattan bahsediyoruz, Aydın Sayılı dediğimiz vakit.

1913 yılında doğan ve hayatının her kesitinde ayrı bir hikâye yatan Sayılı'nın Ankara'da orta öğrenimini tamamladıktan sonra eğitimini sürdürdüğü Ankara Erkek Lisesi’ndeki mezuniyet sınavlarında gelecekte nasıl biri olacağı belliydi.

Çünkü sınav heyetinde cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de vardı ve Sayılı'nın başarısı onun da dikkatini çekti.

Bu sınavlar sonrasında Mustafa Kemal, bu başarının ulaşacağı seviyeyi öngörerek dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip'e Sayılı'yla özel olarak ilgilenilmesini istediğini belirtti.

Özel bir muamele gerektirmeksizin sadece gerekli eğitimlere katılması teşvik edildi, liseyi bitirdiğinde yurt dışına gidecek öğrencileri seçmek için açılan sınava katıldı.

Sınavı kazanıp ABD'ye, Harvard Üniversitesi'ne gittiğinde orada Bilim Tarihi üzerine çalışmak istedi, bu çalışmayı da alanının öncüsü George Sarton'la gerçekleştirecekti.

Belçika doğumlu bilim tarihçisi Sarton, pozitivist bir çizgi benimseyerek bilimin tarihinin insanlık tarihindeki önemine dikkat çekiyordu.

Aydın Sayılı, Sarton'la yaptığı uzun çalışmalar sonucunda, 1942 yılında yine Sarton’un danışmanlığında “İslam Dünyasında Bilim Kurumları” başlıklı tezi ile Harvard Üniversitesi’nden bilim tarihi doktora derecesine sahip oldu. Bu doktora herhangi bir doktora değildi, dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesiydi.

Sayılı, ABD macerasının ardından 1943'te yurda döndü ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, Felsefe Bölümü'nde araştırmalarını sürdürdü.

1952'de yine aynı bölüm bünyesinde Bilim Tarihi Profesörü oldu ve bu yıllardan itibaren geçici araştırmalar için farklı ülkelere gitse de bu gidişler ziyaret niteliğini aşmamış, Mustafa Kemal'e ve Ankara'ya bir borç bildiği bilimsel üretimini aynı fakültede emekli oluncaya dek sürdürmüştür.

Mustafa Kemal'in Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin ön cephesinde, yoldan geçen herkesi selamlar nitelikteki "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünü gerçeklercesine Türkçenin bilimin dili olması için yaptığı çalışmaları da düşünürsek hem üretti, hem öğretti hem de ardından gelecek, günümüzde onun geleneğini sürdürecek öğrenciler yetiştirdi.

Sayılı yaptığı çalışmalarda tek bir odaktan beslenmek yerine insanlık tarihinde denklem dışında kalan fakat dikkate değer dönemleri ele aldı.

Çeşitli medeniyetler ve bu medeniyetlerin günümüz bilimine katkısını anlamak için çalışmalar yaptı, bu çalışmalardan "Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik, Astronomi ve Tıp" bugün hâlâ bir mit olarak görülen antik bilimin aslında bir gizem bulutu ötesinde, rasyonel zeminde açıklamaları olduğunu anlatır.

İngilizce kaleme aldığı, Türkçe söylersek "İslam Dünyasında Rasathane ve Genel Rasathane Tarihi İçindeki Yeri" eseri tüm dünyada astronomi çalışmalarında kaynak olarak yer aldı.

Bilim tarihindeki Türkleri araştırıp elde onlarca kaynak bulunmasına rağmen bir türlü gerekli ilgiyi görmeyen tarihsel değerleri yeniden kültürümüze kazandı. Tüm bu tarih örneklerini bir araya getirirken aynı zamanda bilimde Doğu'nun uzun süre taşıdığı meşaleyi Batı medeniyetine teslim etme sebeplerini de irdeledi.

İbn-i Sina ile Newton arasında tarihsel bir bağ kuracak çalışmaları yürütürken aynı zamanda edebiyat çevirileri de yapması, onu 'vatan aşığı' olarak ananları haklı çıkarır.

Sadece Türkiye ya da ABD'de değil, dünyanın birçok noktasında yaptığı çalışmalarla ödüller almıştı. Polonya hükumetinin Kopernik çalışmaları üzerine verdiği madalyadan tutunda UNESCO'dan aldığı yaşam boyu hizmetini takdir eden ödüller onun bilime ve bilgiye olan aşkını da gösterir.

Ordinaryüs Profesör Aydın Sayılı'ya yaptığı çalışmalarla saygı duyulsa da bazen birikiminden dolayı tahammül sınırlarını aştığı da oldu.

Kişisel ilişkilerinde mütevazı ve ilgili olsa da yaptığı çalışmalar, dayandığı kaynaklarla Batı'da kabul edilen çalışmalarla zıt savlar ortaya koyduğu için sıkça eleştirildi.

Hatta UNESCO ödülü için katıldığı kongrede Türklerin tıpta yaptığı çalışmaları birincil kaynaklara dayandırarak anlatmasını 'rahatsız edici' bulan katılımcılar sık sık konuşmasını bölse de nezaket sınırlarını aşmadan araya gidilmesini teklif etti. Aradan sonra tebliğini yeniden, hayli sakince en baştan okudu! Tabii tartışmalar da iyice alevlendi, günün sonunda her ne olursa olsun onun sakinliğinden eksilen olmamıştı.

Çoğumuz her gün onun entelektüel gelişimine katkıda bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde, alışveriş yaparken Sayılı'ya temas ediyoruz aslında.

2009'dan bu yana 5 Türk Lirası ardında onun portresi var.

Hemen her gün gördüğümüz ve neredeyse hayatın birimi olan paranın üzerinde bile olsa çoğumuzun dikkatini yıllardır çekmemesi önce şaşırtsa da, bu ufak kişisel deneyin sonucunda bile o 'kıymetli merakımızı' nereye kanalize ettiğimizi de sorgulatıyor.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
ozturk-sadri-alisik

ulan adamın dersine Atatürk girmiş, bizim derslere en fazla kel müdür giriyodu, aradaki kalite farkındaki kalitesizlik takdire şayan

kingspin

"Özel bir muamele gerektirmeksizin sadece gerekli eğitimlere katılması teşvik edildi." ama yersen Mustafa kemalin byük destekleriyle bu noktya geldi. Birilerini yüceltmek için birilerinin başarılarını sömüreyin

turk_kizi

Bi insan bi konuda başarısızsa önüne ne kadar imkan konulursa konsun bu kadar yükselemez bir kere de takdir etmeyi öğrenin zor bir şey değil.

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriAnkaraAydınBelçikaBilim
Görüş Bildir