Sanatın Beş Ülkesi, 15 Yüzü

 > -
3 dakikada okuyabilirsiniz

Sanatın Beş Ülkesi, 15 Yüzü

TIO ILAR, Antik Attika lehçesinde “bir çatı sunmak, koruma, yuva sağlamak” anlamına geliyor. Fikir şu: Biz sanatçıların sanatları aracılığıyla birbiriyle iletişim kurabilecekleri, yeni fikirler deneyebilecekleri, ve belki başka bir yerde ticarî olarak addedilmeyek ve bu yüzden gözden kaçabilecek olan işlerini sergileyebilecekleri bir çatı sunuyoruz. Aynı ağaç dikmek gibi: Birinin tohumları, bir diğerinin saksı ve toprağı sağladığı, bir başkasının ise herkes meyvelerden yararlanana kadar bitkiye baktığı bir sistem.

En başta genel şöyle bir genel fikir vardı: Sanatçılar ruhlarını en iyi anlatan işlerini, sanatlarını nasıl gösterebilirler? Dünyanın her yerinde sanatçıların sergiledikleri işlerde kısıtlamalar var ve çoğunlukla yaratımın kalbinde olan parçalar atölyelerde gizli kalıyor ve çok daha sonra, anaakım görmeye hazır olduğunda sergileniyor. Biz bu parçaları göstermek istedik. Ama çok kısa sürede TIO ILAR, bir sanat sergisinden çok daha fazlasına dönüştü. Deneyimli sanatçıların, genç sanatçılarla beraber sergilenerek yaratıcılıkla ilişkilerini gençleştirdikleri bir yer hâline geldi.

Globalleşen dünyada, haberleşmenin oldukça hızlandığı bu dönemde başka kültürlere sahip, başka ülkelerde yaşayan sanatçılarla biraraya gelmek, kendi yapıtlarımı bu mozaiğin içine eklemlemek ve dışarıdan bakma şansı edinmek adına önemsediğim bir noktada duruyor sergi.

İşlerim, elimizde bu denli fazla teknolojik imkân ve değişen bir gündem varken, aynı kuşaktan olduğum sanatçılarla birçok ortak konuyu ele almakla beraber, öznel yorumlarımı ve bakış açımı eklemem sonucunda bana özgü hâle gelen bir dile sahip. Kent- birey ilişkisini, sermaye- toplum ilişkisini, bireyin diğerleriyle ilişkisini, hatta bireyin kendiyle ilişkisini sembolik, biraz da ironik bir biçimde ele almaya çalışıyorum.

Gündemin hızını artık takip edemediğimiz bu dönemde, toplumsal belleğin gerekli/ gereksiz bilgi akışında bulandığı, toplumca duyarlı olunması gereken meselelerin neredeyse anlık heyecanlara kurban gittiği, trajedileri dahi film izler gibi izleyip tükettiğimiz bu zamanlarda kentli bireyin yalnızlaşması, “öteki”lerle iletişimini maskeler aracılığıyla gerçekleştirmesi ve apatik, şuursuz hâle gelişi üzerinden işler üretiyorum. Bir de kadın meseleleri üzerine düşünüyorum.

Yapıtlarımın büyük bir çoğunluğunu pentür oluşturuyor. Bu da beni doğal olarak geleneksel bir sanatsal üretim yönteminin devamı hâline getiriyor. Ancak yaptığım pentürün yüzü bugüne dönük, konularım, konularımı kompoze edişim de klasik pentür anlayışından uzakta. Figüratif bir ressamım ama fotografik imajları kullanarak ürettiğim karışık teknik işler, beni gelenekten ayırıyor.

Bu sergi dünyanın farklı yerlerinden sanatçılar arasında önemli bir diyalog. Bir mekânda sanat eserlerinin yan yana konulması, kişiye çağdaş sanat dünyasında neler olup bittiği konusunda küçük bir fikir verebilir ve böylece insan kendi işi hakkın da daha fazla şeyi anlayabilir.

Kendisi içerisinden çıkan resimleri takip eden her sanatçı eşsizdir.

Benim işlerim doğanın yabani yönünü ortaya çıkarmak, ama aynı zamanda merak hislerini nasıl algıladığımıza tutmakla ilgili. Daha teknik olmam gerekirse, mecra olarak rengi ortaya çıkarmaya yardım eden porseleni kullanıyorum.

Porselen minüskül gözeneklere sahip ve kâğıtta olduğu ve yoğunluğunu kaybettiği gibi boyanın içeriye batmasını engelliyor.

Böylece mavi gibi renkler en güçlü halleriyle ortaya çıkıyor.

İşlerim resme bakanların keşfetmesi için sessiz manzaralar ortaya koyuyor. Derinliğin türbülansı ve çevremizdeki dünya hakkında bilişsel güçlerimizi ne kadar zorlarsak zorlayalım her zaman bilinmez bir gizem olduğu ile ilgili...

TARAF

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

gündem
Görüş Bildir