Süper Kupa Haberleri

Süper Kupa ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Süper Kupa ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Süper Lig Tarihinin En Büyük Transferlerinden Biri Gerçekleşti: Mohamed Salah Resmen Trabzonspor’da!
Süper Lig tarihinin en büyük transferlerinden birini gerçekleştirdi. Mohamed Salah yıllık 17 milyon euro maaş, 5 milyon bonus ve isminin olduğu forma satışlarından yüzde 20 pay alacak. Ön protokolü imzalayan dünyaca ünlü yıldız bugün İstanbul’a inecek ve resmî sözleşmeye imza atacak. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, Mısırlı dünyaca ünlü yıldız Mohamed Salah’ın transferi hakkında yaptığı açıklamada “Trabzonspor kimi isterse Trabzon’a getirebilir, camiamıza hayırlı olsun” dedi.
Fenerbahçe'de 16 Yıllık Yıldırım Dönemi
Yıldırım'ın, yaklaşık 16 yıllık görev süresi Yargıtay kararıyla son buluyor. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın, yaklaşık 16 yıldır sürdürdüğü başkanlık görevi, futbolda şike davasıyla ilgili Yargıtay kararının ardından son bulacak. Yıldırım, Fenerbahçe Futbol Takımı'nın şampiyon olduğu 2010-2011 sezonuna ilişkin başlatılan şike davasıyla ilgili mahkemenin verdiği kararların Yargıtay tarafından onanmasıyla, yasa gereği başkanlık görevini sürdüremeyecek. İlk kez 15 Şubat 1998'de gerçekleştirilen olağan genel kurulda 1 oy farkla Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na seçilen Yıldırım, aralıksız 16 yıla yakın süre bulunduğu görev sona eriyor. Aziz Yıldırım, bu dönemde 7 olağan, 4 kez de olağanüstü olmak üzere 11 kongrede başkan seçilerek görevde kaldı. - Yıldırımlı kongreler Aziz Yıldırım, 15 Şubat 1998'de yapılan genel kurulda, diğer başkan adayı Vefa Küçük'ü 1 oyla geçerek, Fenerbahçe'nin 36. başkanı olarak ilk kez bu göreve seçildi. Genel kurulda 3 bin 94 üye oy kullanırken, Aziz Yıldırım 1469, Vefa Küçük 1468, 3. aday Ömer Çavuşoğlu ise 157 oy aldı. Seçimde başkanlığı Aziz Yıldırım kazanırken, yönetim kurulu ve diğer kurullara Vefa Küçük'ün listesi seçildi. Küçük'ün yönetimiyle bir süre çalıştıktan sonra, aynı yıl 13-14 Haziran'da yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olan Aziz Yıldırım, bu kez kendi yönetim kurulu listesiyle birlikte göreve geldi. 19-20 Şubat 2000'deki olağan genel kurulda yeniden aday olan Yıldırım 2 bin 657 oyla başkanlığa seçildi. 1998'de 1 oy farkla geçtiği diğer başkan adayı Vefa Küçük ise bu kez 1980 oy aldı. - 2 kez görevi bıraktığını açıkladı Aziz Yıldırım, 16 yıllık başkanlığı döneminde 2 kez görevi bıraktığını açıkladı. Yıldırım, 2000-2001 sezonunda futbol takımının şampiyon olmasının ardından sezon sonunda ''Sağlık nedenleri ve ailesine yeterince vakit ayıramadığı'' gerekçesiyle başkanlık görevini bıraktığını açıklamıştı. Camianın ve sarı-lacivertli taraftarların baskısı üzerine devam etme kararı alan Aziz Yıldırım, güvenoyu için 30 Haziran-1 Temmuz 2001'de yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olarak seçime girdi ve 4. kez başkan seçildi. Aziz Yıldırım, 3 Mart 2002, 7 Mart 2004 ve 5 Mart 2006'da yapılan olağan kongrelerde tek aday olarak seçime girdi ve başkanlığa seçildi. Futbol takımı 2005-06 sezonunda son maçta Denizlispor ile deplasmanda 1-1 berabere kalarak şampiyonluğu yitirince, Yıldırım bir kez daha görevi bıraktığını açıkladı. Ancak yine camianın baskısıyla bu kararından vazgeçen Aziz Yıldırım, 24-25 Haziran 2006'da yapılan olağanüstü genel kurula yine tek aday olarak girerek, bir kez daha Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na seçildi. Yıldırım, 23-24 Mayıs 2009'da yapılan olağan genel kurulda, geçerli 6 bin 335 oyun, 5 bin 53'ünü alarak, 1216 oy alan Şadan Kalkavan'ın önünde yer alıp, 9. kez Fenerbahçe'ye başkan seçildi. Kongrenin 3. başkan adayı Funda Sibel Pala'ya ise sandıktan 66 oy çıkmıştı. - 19-20 Mayıs 2012 kongresinde cezavindeyken seçildi Futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında, 3 Temmuz 2011'de gözaltına alınan ve 10 Temmuz 2011'de tutuklanarak Metris Cezaevi'ne konulan Aziz Yıldırım, yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra 2 Temmuz 2012'de tahliye edildi. Aziz Yıldırım, başkan adayı olduğu 19-20 Mayıs 2012'de yapılan son kongreye 'Futbolda şike' iddialarına yönelik davada tutuklu yargılandığı için katılamadı. Başkanlığa aday olduğunu açıklayan kongre üyesi Murat Çelikel'in kongrenin ilk günü çekilmesiyle tek aday olan Yıldırım, cezaevinde olduğu dönemde girdiği seçimde kullanılan 5 bin 271 oyun 5 bin 269'unu alarak 10. kez Fenerbahçe Kulübü'ne başkan oldu. - Son kongrede rekor oy aldı 2-3 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleştirilen, Aziz Yıldırım'ın Mehmet Ali Aydınlar karşısında 6 bin 821 oyla kazandığı seçim, kulüp tarihinin en geniş katılımlı kongresi oldu. İki adayın başkanlık için yarıştığı genel kurulda toplam 9 bin 380 oy kullanıldığı açıklanırken, bu rakam kulüp tarihine geçti. Seçimde 2 bin 383 oy alan Mehmet Ali Aydınlar karşısında, yarışı 6 bin 821 oy alan Aziz Yıldırım, 11. kongresinde en yüksek oya ulaştı. - En uzun süre görev yapan ikinci başkan Aziz Yıldırım, 16 yıla yakın süren başkanlık göreviyle, sarı-lacivertli kulübün tarihinde en uzun süre görevde kalan ikinci başkan oldu. Eski başbakanlardan Şükrü Saracoğlu, 16,5 yıl ile Fenerbahçe Kulübü'nde en uzun süre görev yapan başkan durumunda bulunuyor. Saracoğlu, 16 Mart 1934 ile 15 Ekim 1950 yılları arasında aralıksız 16,5 yıl başkanlık görevini sürdürdü. Üçüncü sırada bulunan Faruk Ilgaz ise 20 Mart 1966-24 Şubat 1974, 4 Temmuz 1976-10 Şubat 1980 ve 14 Aralık 1983-18 Mart 1984 olmak üzere yaklaşık 12 yıl kulüp başkanlığı görevinde bulundu. - Futbolda 5 şampiyonluk Fenerbahçe Futbol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde ligde 5 kez şampiyon olurken, Yıldırım, profesyonel dönemde en fazla şampiyonluk yaşayan başkan olarak tarihe geçti. Yıldırım döneminde sarı-lacivertliler, 2000-01, 2003-04, 2004-05, kulübün 100. yılı olan 2006-07 ve 2010-2011 sezonunda şampiyonluğa ulaştı. Kulüp başkanlığı döneminde sırasıyla Hırvat Otto Baric, Alman Joachim Löw, Rıdvan Dilmen, İtalyan Zdenek Zeman, Turhan Sofuoğlu, Mustafa Denizli, Alman Werner Lorant, Oğuz Çetin, Tamer Güney, Alman Christoph Daum, Brezilyalı Zico, İspanyol Luis Aragones, Aykut Kocaman ve Ersun Yanal olmak üzere 14 ayrı teknik adamla çalışan Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman, Mustafa Denizli ve Zico ile birer, Daum ile de 2 kez şampiyonluk yaşadı. Profesyonel Türkiye Ligi'nde Fenerbahçe Futbol Takımı, Faruk Ilgaz'ın başkanlığı döneminde 3, Ali Şen, Emin Cankurtaran, İsmet Uluğ ikişer, Agah Erozan, Kamil Sporel, Fikret Arıcan ve Metin Aşık dönemlerinde de birer kez şampiyonluk yaşadı. - Yıldırım dönemi lig performansları Sezon O G B M A Y P Sıra1997-98 13 8 3 2 24 11 27 2.1998-99 34 22 6 6 84 29 72 3.1999-00 34 17 10 7 59 44 61 4.2000-01 34 24 4 6 82 39 76 1.2001-02 34 24 3 7 70 31 75 2.2002-03 34 13 12 9 55 42 51 6.2003-04 34 23 7 4 82 41 76 1.2004-05 34 26 2 6 77 24 80 1.2005-06 34 25 6 3 90 34 81 2.2006-07 34 20 10 4 65 31 70 1.2007-08 34 22 7 5 72 37 73 2.2008-09 34 18 7 9 60 36 61 4.2009-10 34 23 5 6 61 28 74 2.2010-11 34 26 4 4 84 34 82 1.2011-12 40 24 9 7 70 38 81 2.2012-13 34 18 7 9 56 39 61 2.2013-14 17 13 2 2 43 19 41 1.- Futbolda 11 kupası var Aziz Yıldırım döneminde futbol takımı toplam 11 kupa kazandı. Sarı-lacivertliler, Yıldırım döneminde 5 lig şampiyonluğu, ikişer Türkiye Kupası ve TFF Süper Kupa, birer Başbakanlık ve Atatürk Kupası'nı müzesine götürdü. Futbolda Aziz Yıldırım'ın başkanlığı döneminde 2011-2012 sezonunda Türkiye Kupası'nı kazanarak 29 yıllık kupa hasretine son veren Fenerbahçe, 2012-2013 sezonunda da bu başarıyı ortaya koyarak üst üste iki kez kupanın sahibi oldu. Fenerbahçe tarihinde futbolda 21 kupayla en fazla kupa kazanan başkan Şükrü Saracoğlu olurken, Faruk Ilgaz 19, Ali Şen de 7 kupa kazandı. - Avrupa'da en başarılı dönem Fenerbahçe Futbol Takımı, Avrupa kupalarındaki en başarılı dönemini Aziz Yıldırım'ın başkanlığı süresinde yaşadı. 2007-2008 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkan sarı-lacivertli ekip, 2012-2013 sezonunda da UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final oynayarak kulüp tarihinde ilklere imza attı. - Avrupa kupası istatistikleri Fenerbahçe Futbol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde 102 Avrupa kupası maçına çıktı. Sarı-lacivertli takım, Yıldırım döneminde Avrupa arenasında çıktığı 102 maçın 39'unu kazandı, 25'inde berabere kaldı, 38 maçta da yenildi. Aziz Yıldırım dönemine kadar Avrupa kupalarında toplam 84 maç yapan Fenerbahçe, Yıldırım'ın başkanlığında geçen 15 yıllık sürede Avrupa arenasında bugüne dek 94 maça çıkarak toplamda 178 maça ulaştı. Avrupa kupaları tarihinde başkan Yıldırım'dan önceki dönemde 27 sezon Avrupa kupalarına katılan, Yıldırım'dan sonra 13 sezon kupalarda mücadele eden Fenerbahçe'nin, iki dönemdeki performans tablosu şöyle: Dönem O G B M A YAziz Yıldırım öncesi 84 27 11 46 88 149Aziz Yıldırım sonrası 106 40 26 40 149 144Toplam 190 67 37 86 237 293Aziz Yıldırım, 16 yıllık başkanlık döneminde dünyanın önde gelen futbol yıldızlarından bazılarına Fenerbahçe forması giydirdi.- Dünya yıldızları Fenerbahçe forması giydi Yıldırım'ın başkanlığı döneminde transfer edilen yıldız futbolcular arasında Hırvat Milan Rapaic, Ukraynalı Sergei Rebrov, İsveçli Kennet Andersson, Arjantinli Ariel Ortega, Hollandalı Pierre van Hooijdonk, Brezilyalı Alex de Souza, İsrailli Haim Michael Revivo, Ganalı Stephen Appiah, Fransız Nicolas Anelka, Sırp Mateja Kezman, Brezilyalı Roberto Carlos, Senegalli Moussa Sow ve Mamadou Niang, Hollandalı Dirk Kuyt, Sırp Milos Krasic ve Portekizli Raul Meireles yer alıyor. - Voleybolda tarihi başarılar Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde tarihi başarılara imza attı. 2010 yılında Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen Kulüplerarası Dünya Şampiyonası'nda zirveye çıkan kadın voleybol takımı, 2012 yılında ise Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen Kadınlar Avrupa Şampiyonlar Ligi ''Dörtlü Final''inde Avrupa Şampiyonluğu'na ulaştı. CEV Kupası'nda 2012 yılında 2., 2009 yılında ise 3. olan ''Sarı Melekler'', Şampiyonlar Ligi'nde 2010 yılında 2., 2011 yılında 3. oldu. Fenerbahçe'nin erkek ve kadın voleybol takımları tarihlerindeki tüm şampiyonlukları Aziz Yıldırım döneminde yaşadı. Ligde ilk kez 2008-2009 sezonunda şampiyon olan kadın voleybol takımı, 2009-2010 ve 2010-2011 sezonları da olmak üzere üst üste 3 kez şampiyonluk kupasını müzesine götürdü. 2009-2010 sezonunda Türkiye Kupası ilk kez kazanan ''Sarı-Melekler'', iki kez de (2008-2009 ve 2009-2010) Süper Kupa'yı aldı. Ligde ilk kez 2007-2008 sezonunda şampiyon olan erkek voleybol takımı, 2009-2010, 2010-2011, 2011-2012 sezonlarında 3 sezondur üst üste şampiyonluk yaşadı. Erkeklerin ayrıca 2 Türkiye Kupası (2007-2008 ve 2011-2012) ve 2 Süper Kupası (2010-2011 ve 2011-2012) bulunuyor. - Erkek basketbol takımı Aziz Yıldırım, döneminde erkek basketbol takımı da 16 yıl aradan sonra şampiyon oldu. Ülker ile yapılan sponsorluk anlaşmasının ardından 2006-07 yılında Fenerbahçe Ülker olarak mücadele eden sarı-lacivertliler, play-off final serisinde Efes Pilsen'e 4-0 üstünlük kurarak, 16 yıl aradan sonra ligdeki 2. şampiyonluğuna ulaştı. 2007-2008, 2009-2010 ve 2010-2011 sezonlarında da ligde şampiyon olan sarı-lacivertliler, tarihindeki 5 şampiyonluğun 4'ünü Yıldırım döneminde elde etti. Son 4 sezonda 3 kez Türkiye Kupasını kazanan Fenerbahçe Ülker, Yıldırım döneminde Türkiye Kupası sayısını 4'e çıkardı. Fenerbahçe Ülker, 10 Ekim 2007'de 23. Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda da Efes Pilsen'i 79-77 yenerek, 13 yıl aradan sonra 4. Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı müzesine götürdü. - Kadın basketbol takımı altın çağını yaşadı Tarihinde bugüne kadar kazandığı 28 kupayı da Aziz Yıldırım döneminde elde eden Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, Yıldırım döneminde adeta altın çağını yaşadı. Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi'nde (TKBL) ilk şampiyonluğunu 1998-99 sezonunda kazanan sarı-lacivertliler, 2001-2002 ve 2003-2004 sezonlarında da mutlu sona ulaştı. TKBL'de son 8 sezonda üst üste şampiyon olan Fenerbahçe, toplam 11 lig şampiyonluğu yaşadı. Türkiye Kupası'nda da ilk şampiyonluğunu 1998-99 sezonunda kazanan Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, 1999-2000, 2000-01, 2003-04, 2004-2005, 2005-06, 2006-07, 2007-08 ve 2008-09 sezonlarında olmak üzere kupayı 9 kez müzelerine götürdü. Fenerbahçeli kadınlar, 1998-99, 1999-2000, 2000-01, 2003-04, 2004-05, 2006-07, 2009-2010, 2011-2012 ve 2012-2013 sezonları olmak üzere 9 kez Cumhurbaşkanlığı kupasını kazandı. Kadın basketbolcular geçen sezon FIBA Kadınlar Avrupa Ligi'nde 2.'lik elde ettiler. - Masa tenisinde Avrupa'da iki şampiyonluk Fenerbahçe, Aziz Yıldırım döneminde masa tenisinde de Avrupa'da kupa kazandı. Fenerbahçe Kadın Masa Tenisi Takımı, Avrupa Masa Tenisi Birliği (ETTU) Kupası'nda 2012 ve 2013 yıllarında üst üste şampiyonluklar elde etti. Kadın masa tenisi takımı Yıldırım'ın verdiği destekle bu sezon kadrosundaki başarılı sporcularla Şampiyonlar Ligi'nde mücadele verecek. Aziz Yıldırım döneminde diğer amatör branşlarda da sarı-lacivertli takımlar ve sporcular, elde ettikleri başarılı sonuçlarla dikkati çekti. Avrupa ve dünya şampiyonalarının yanı sıra olimpiyatlara giden sporcu sayıları da sarı-lacivertlilere büyük bir gurur yaşattı. - Tesisleşme hamlesi Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'deki başkanlığı döneminde büyük bir tesisleşme hamlesi yaptı. Ali Şen döneminde başlanan Samandıra Tesisleri, Aziz Yıldırım döneminde hızlandırılarak tamamlanırken, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı da yenilenerek 50 bin 509 kişilik koltuk kapasitesine çıkarıldı. Ataşehir'deki Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Arena, Ankara Gölbaşı İncek mevkisindeki Fenerbahçe Kulübü Türk Telekom Ankara Tesisleri ve Düzce Topuk Yaylası Tesisleri de Yıldırım döneminde yapıldı. Vefa Küçük tarafından Fenerbahçe Burnu'nda yaptırılan kulüp yönetim binası, yenilenerek ''Fenerbahçe Kulübü Konuk Evi'' olarak 7 Ocak 2009 tarihinde hizmete girdi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'ndaki Fenerbahçe Kulübü Müzesi de 19 Ekim 2005 günü hizmete açıldı. Sarı-lacivertli kulübe Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri'ni kazandıran Yıldırım'ın döneminde, Dereağzı'ndaki Lefter Küçükandonyadis Tesisleri'ne de 15 yılı aşkın sürede yeni birimler eklenerek tesislerin adeta kimliği değişti. Yıldırım döneminde Sapanca Gölü'nde kürek şubesine de tesisler yapıldı. - Sportif AŞ, Fenerium, Taraftar Kart ve Fenercell Fenerbahçe Sportif A.Ş., 20 Şubat 2004 tarihinden itibaren İMKB'de işlem görüyor. 10 Haziran 1998 tarihinde Fenerbahçe Spor Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak kurulan daha sonra adı ''Fenerium'' olarak resmileştirilen kulübün lisanlı ürünlerinin satıldığı mağazalar da yurt çapında hizmet vererek, kulübe büyük bir gelir sağlıyor. ''100. yılda 100.000 kart'' projesi ile 2006 yılında başlanan Fenerbahçe Taraftar Kart, 23 Şubat 2009 yılında Fenercell, 1 Aralık 2010 yılında da hizmete giren FenerNet kulübe gelir getiren kalemler arasında yer alıyor. TRTSpor
Drogba: "Buraya Para İçin Gelmedim"
Galatasaray'a veda eden Didier Drogba, kulüp televizyonuna açıklamalarda bulundu.İşte kulüp televizyon kanalına yaptığı açıklamalar: Big Legend’ın sezon finaline hoş geldin; ama sadece sezon finali diyorum, final değil. Umarım bu konu hakkında da konuşacağız. Ancak biliyorsun, Türkiye’de büyük bir trajedi yaşandı. Soma’da 300’den fazla madencimizi kaybettik. İlk olarak, bu konu hakkında bir şeyler söylemek ister misin? Evet, ülke için büyük bir trajedi. Burada bir buçuk yıldır yaşıyorum. Ve bu tabii ki beni de etkiledi. Ben de tüm iyi dileklerimi hayatını kaybeden işçilerin ailelerine gönderiyorum; çünkü o işçiler, Türkiye’nin büyük bir ülke olmasını sağlayan kişilerdi. Tüm o ailelere… Evet, sizin için çok zor bir durum olduğunu biliyorum; ama sürekli sizi düşünüyorum. Zorlu bir sezon olduğunu söyleyebiliriz; hem takım için, hem de sezonun son bölümünde yaşadığın sakatlıktan dolayı senin için… Senin de bu yüzden üzgün olduğunu biliyorum. Sezon hakkında genel olarak ne söylersin, en başından sonuna kadar… Farklı durumlarla karşılaştığımız bir sezon oldu. Ve takım buna alışık değildi. Çok sayıda farklı şey yaşandı. Yeni kurallar, yabancı sınırı… Bu, ligdeki tüm takımlar arasında en fazla Galatasaray’ı etkiledi. Ayrıca teknik adam değişikliği yaşadık. Bu da takım için oldukça zor bir durumdu. Biliyorsunuz, Fatih Terim’e çok büyük bir saygım vardı ve onu seviyordum. Bence geçtiğimiz sezon takım olarak beraberliği ve takım ruhunu yakalama konusunda zorluklar yaşadık. Bunu bazı zamanlarda başardık, özellikle de Şampiyonlar Ligi’ndeki maçlarda; çünkü orası rekabet alanı yüksek bir turnuva. Ancak lig maçlarında bunu pek hissedemedik. Ve bu yüzden de ligde fazla puan kaybı yaşadık. Burada bir buçuk yıl geçirdin. Senin için en unutulmaz hatıra ne oldu? Bundan sonra biri sana, “Galatasaray” dediğinde… O kadar fazla ki… Çok güzel anılarım var burada. İlki havalimanında taraftarlar tarafından karşılandığım an. İkincisi, takım arkadaşlarımla tanışmam ve onlarla birlikte antrenman yapmış olmam. Ama bir numarada Akhisar maçında oyuna girdikten sonra topa ikinci veya üçüncü dokunuşumda Burak’ın yaptığı ortada attığım o gol var. O anı hayatım boyunca hiç unutmayacağım. O an hissettiklerimi hayatım boyunca asla unutmayacağım. Kariyerindeki en iyi anlardan biri olduğunu söyleyebilir miyiz? Evet, kariyerimin en üst noktalarından biriydi; çünkü bu gibi anların hayalini her zaman kurarsınız. Yeni bir takım, ilk maç… Ve aynı zamanda kale arkasındaki tribün tamamen Galatasaray taraftarlarıyla doluydu. Ben de o kaleye attım golü. Maç 0-0’dı… Ben her zaman maçı değiştiren golleri atmayı sevmişimdir. Sanırım bu da onlardan biriydi. Golden sonra neler hissettin; çünkü senin de söylediğin gibi topa sadece ikinci veya üçüncü dokunuşundu… “Evet, başlıyorum” dedin mi? Bilemiyorum, bilemiyorum. Yeni bir dünyayı keşfetmek benim için bile zordu. Ama bunu hâlâ yapabileceğimi kanıtlamıştım. Ve benim kariyerimdeki en iyi gollerden biriydi. O golü kesinlikle ilk 10’a koyarım. Gol sonrası mutluluğumu taraftarlarla ve takım arkadaşlarımla paylaşmak harika bir histi. Kusursuz bir karşılama oldu benim için. Burada aldığın en iyi tavsiye veya öğrendiğin en iyi ders ne oldu? En iyi tavsiye? Bilemiyorum, aslında en iyi tavsiye değil; ama burada çok şey öğrendim. Oyunculardan, insanlardan gerçekten çok şey öğrendim. Galatasaray’ı temsil ettiğim için onur duydum. Tüm Türkiye’nin saygısını kazandığım için çok şanslıyım. Bu kendi adıma futboldan çok daha önemli bir şey. Böylesi bir saygıyı kazanmak, her zaman görülen bir şey değildir. Bu yüzden gerçekten gurur duyuyorum. Türkiye’deki kariyerin boyunca karşılaştığın herhangi bir zorluk oldu mu? Eğer varsa, bunun üstesinden nasıl geldin? Hayal kırıklığı yaşadığım bazı şeyler oldu. İnsanların takıma bağlılığımı sorguladıkları ve benden kuşku duyup, benim para için burada olduğumu düşünmeye başladıklarında... Tamamen yanılıyorlardı. Ben buraya para için gelmedim. Parayı düşünsem, zaten Çin’de kalırdım. Orada oynamasam bile paramı öderlerdi. Ama ben buraya para için gelmedim. Buraya futbol oynamak, tutkuyu yeniden hissedebilmek için geldim. Buradayım; çünkü burada rekabet vardı. Dördüncü yıldızı kazanma hırsı vardı. Evet, bazı hayal kırıklıkları yaşadım. İnsanlar, benim daha önce Chelsea’de oynadığım için onlara karşı yeteri kadar iyi performans sergilemediğini düşündükleri anlarda… O hâlde şöyle yapalım; siz de Galatasaray’la şampiyonluklar yaşayın ve birkaç sene sonra Galatasaray’a karşı oynayın. Ben de o zaman sizin reaksiyonunuzu görmek isterim. Ben sahip olduğumun en iyisini verdim. Benim için duygusal bir maçtı ve belki de bu yüzden sakatlık yaşadım, hâlâ bununla mücadele ediyorum; ama futbolun içinde bunlar var. Burada karşılaştığım tüm güzel şeylerle kıyaslandığında, yaşadığım hayal kırıklıkları bunlardı. Galatasaray – Fenerbahçe rekabeti, Beşiktaş maçında attığım iki gol, Süper Kupa maçında Fenerbahçe’ye karşı attığım gol… Ve taraftarların bana gösterdiği saygı. Benim onlara karşı çok büyük saygım var. Benim için en önemli olan da bu. İnsanları her gün mutlu edemezsiniz; ama 365 günün 340’ında mutlu ederseniz, bu iyi bir şeydir. Fenerbahçe ile oynanan son derbi maçından önce sakatlığın vardı… Evet, oynamamalıydım. Ama oynamak istediğini söyledin. Maç öncesinde, maç sırasında neler oldu? Kendini nasıl hissettin? Evet, Chelsea maçında yaşadığım sakatlıktan dolayı iki hafta antrenman yapamamıştım. Koşamıyordum, yönümü değiştiremiyordum. Hâlâ o maçı nasıl oynadığımı bilmiyorum. Ama evimizde, Fenerbahçe’ye karşı oynadığımız bir derbi maçıydı. Ve istediğimiz yerde olduğumuz bir sezon değildi. Oynamak zorundaydım. Kazanmak zorundaydık. Evet, şampiyon olamayabilirdik; ama evimizde Fenerbahçe’ye kaybedemezdik. Sahip olduğum her şeyi verdim. Maçı da kazandık. Ve herkes çok mutluydu… Chelsea ile 2012 yılında Münih’te oynadığın final maçının ardından herkes Şampiyonlar Ligi’nde son kez sahaya çıktığını düşünüyordu. Ama sen daha sonra Galatasaray ile Şampiyonlar Ligi’nde iki harika sezon yaşadın. Münih’tekinin bu turnuvadaki son maçın olmadığını biliyor muydun? Hayır, bilmiyordum. Benim için turnuvadaki son maçtı. Tekrar edeyim, benim bir kontratım varsa, o kontrata bağlı kalmak isterim. İlişkilerimiz iyiyse, kontratıma saygı duyarım. Çin’e gittiğimde de bunu yaptım. Ama pişman değilim. Buraya geldim ve burada yeni bir ev, yeni bir yuva buldum. Evet, son maçım olmadığını bilmiyordum. Galatasaray ile imzaladığımda bana, “Şampiyonlar Ligi’nde Schalke ile oynayacağız” dediklerinde, “hmm, bu çok iyi, yeniden iş başına geçiyorum” diye düşündüm. Hayatının her bölümü güzel bir hikâyeyi andırıyor. Fildişi Sahili’nde doğdun, Fransa’da büyüdün, İngiltere’de tecrübe kazandın. Türkiye’nin insan olarak hikâyendeki yeri ne olacak? Buraya geldikten beş ay sonra, ülkede bazı problemler yaşandı. Taksim’de ve başka yerlerde… Sosyal medyadaki fotoğraflara bakarken kendi ismimi gördüm: “Çare Drogba.” Ve endişelendim, “neden her yere benim ismimi yazıyorlar, ben herhangi bir yanlış yapmadım.” Ama daha sonra insanlar bana bunun ne anlama geldiğini açıkladı. İşin aslını öğrendiğimde, bu kelimenin ne kadar güçlü olduğunu fark ettim. Futbolun çok ötesinde bir şeydi. Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarları tek bir amaç için bir araya gelmişlerdi. Kendi düşünceleri savunuyorlardı. Ve benim adeta bir elçi olmamı istiyorlardı. Böyle bir ülkeyi en üste koymalısınız. En üste. Fildişi Sahili ile beraber en üste. Fildişi Sahili’nden sonra? Evet, Fildişi Sahili doğduğum yer. Tabii ki, onu demek istemedim. Bu çok önemli bir şey… Elbette gol atmak benim için çok güzel, harika bir his. Ama bir insanın bana gelip, “sen harika bir adamsın” demesi beni daha çok gururlandırıyor. Hayatındaki en büyük amaç gol atmak değil, öyle değil mi? Çok gol attım. Hâlâ atmak istiyorum. Ve atacağım. Ama hayattaki en büyük amacım, iyi bir insan olmak. Ben insanların, “belki çok iyi futbolcu değil; ama bana saygı duyuyor” demesini isterim benim için; çünkü futboldan sonra hayat başlar. Futbolu 10, belki de 15 sene oynayabilirsiniz; ama sonrasında hayat devam eder. Biliyoruz ki, biz yeniden buluşacağız, ben senin gözlerine bakıp, “nasılsın” diye sormayacaksam, bu neye yarar? Bu özelliğini Türkiye’de de korumayı başardın. Bir buçuk sezon, çok uzun bir zaman dilimi değil; ama sen buradaki insanlar için büyük bir karakter, bir rol modeli oldun. Sadece Galatasaray taraftarları değil, Fenerbahçe, Beşiktaş, tüm takımların taraftarları seni bir karakter, rol model olarak aldı. Bunu nasıl sağladın? Özellikle Galatasaray taraftarları, seni tüm kalbiyle seviyor… En başından beri aynı davrandım. Kalbimle oynadım. Bu tip şeyleri hesaplamam. Asla, “evet, bu maçta şöyle davranarak tüm ilgiyi üstüme çekeceğim” diye düşünmem. Ben buyum. Bunu açıklayabilir miyim, bilmiyorum. Sizin için, diğer insanlar için bu çok özel bir şey olabilir. Ama benim için normal, ben buyum. Benim ailemden gelen bir şey, ben bu şekilde büyütüldüm. Kendi çocuklarımı da böyle yetiştiriyorum. Ve hep bu gibi şeylerle hatırlanmak istiyorum. İlk hedefinin iyi bir insan olmak istediğini, iyi bir futbolcu olmanın ikinci planda yer aldığını söylüyorsun, öyle değil mi? Herkes senin gibi düşünmüyor çünkü. Ama benim fikrimi sorarsan, bu doğru bir düşünce şekli… Evet, bu farklı bir şey. Benim futbol dünyasına girişim biraz geç oldu, en üst seviyedeki ilk maçımı oynadığımda 24, 25 yaşındaydım. Ama her zaman söyledim, tüm bunlardan önce ben sadece Didier’dim. Sadece Didier. Guingamp’tan Marsilya’ya geçtiğimde Drogba oldum. Her şey değişti. İnsanların bana bakışı, davranışı, her şey değişti. Ama ailemin, arkadaşlarımın gözünde hâlâ Didier’dim. Didi, Tito, nasıl isterlerse… Değişmeye ihtiyacım yoktu. Kameraları, fotoğraf makinelerini gördüğüm, goller attığım veya Galatasaray’da oynadığım için değişirsem eğer, bana saygı duymayın. Değişirsem, farklı olursam bana saygınızı yitirebilirsiniz. Ben şu an neysem, 10 yıl veya 20 yıl sonra da o olacağım. Tabii ki geliştireceğim kendimi; çünkü çok tecrübe kazandım. Hatalar yapabilirim, hâlâ yaptığım gibi; ama umarım bunları 10-15 sene sonra tekrarlamayacağım. Ama bilge bir insan olmak için bazı hatalar yapmanız da gerekiyor. Hayatında gerçekleştiremediğin için üzüldüğün bir dileğin var mı? Listemde kayıp bir dilek yok. Fırsat bulursam, yapacağım şeyler var; ama şu an, nasıl derler, elhamdülillah, Tanrı’ya şükürler olsun, sahip olduğum her şeyden dolayı çok mutluyum. Belki duygusal bir soru olacak, benim için, senin için, tüm Galatasaray taraftarları için… Ben, “bizimle kal” demek istiyorum. Ama bu olacak mı, bilmiyorum. Sen neler söylemek istersin? Çok zor bir soru… Bunun açıklamasını bence yönetime bırakalım, benim buraya gelişimi de onlar duyurmuştu. Üzücü; çünkü burada daha yapacak çok işimiz vardı. Ama hayat bu. Ben her şeye, herkese saygı duyuyorum. Ama nasıl Chelsea’ye, Marsilya’ya saygı duyuyorsam, Guingamp’ta oynamayı çok sevdiysem, dünyanın neresine gidersem, gideyim; insanlara Galatasaray’ı anlatacağım. Burada çok fazla arkadaş edindim, çok güzel insanlar tanıdım. Kendimi çok iyi hissettim. Ama üzücü. İnsanlar sizi “efsane” olarak adlandırdığında, size büyük saygı duyduklarını hissettirdiğinde… Bu gibi şeyleri anlatmak her zaman oldukça zor. Ben de tüm bunları açıklamak için burada değilim; ama gelecek sezon birlikte olacağımızdan da emin değilim. Belki yeni bir hikâye… Önemli değil. Önemli olan şu an. Emin değilim… Umarım önünde oynayacağın bir Dünya Kupası var. Sakatlığın ne durumda? Kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Fenerbahçe maçından sonra oynayamadım, takımın dışında kalmak çok zordu. Türkiye Kupası finalinde oynayamamak beni duygusal anlamda çok etkiledi. Ama orada takımla birlikte olmaktan keyif aldım ve o anın tadını çıkardım. Beni “selfie” çekerken görmüşsünüzdür. Duygularımı saklamak zorundaydım. Kupayı kazandığımız için çok mutlu oldum. Umarım çok, çok daha iyi olacağım. Bir ilerleme var. Ama evet, umarım çok daha iyi olacağım. Takım arkadaşlarına söylemek istediğin bir şey var mı? Birebir veya genel olarak? Şunu söylemek istiyorum. Buraya gelme kararını vermeme bir adam çok yardımcı oldu: Wesley. Mourinho’yla konuşuyordum, bana, “Eğer Wesley oraya gidiyorsa, sen de git. Sen de bundan keyif alacaksın, sen de orada eğleneceksin” dedi. Ben de onu dinlemekte haklı olduğumu gördüm. Bana doğru fikri verdi. Buraya geldim, harika insanlar tanıdım. İlk olarak, Wesley. Buraya gelme nedenlerinden birinin Wesley olduğunu söylüyorsun… Nedenlerimden biriydi. Sadece o değil tabii, nedenlerden biri. Bir sene önce dünyanın en iyisi olan bir oyuncunun sizinle birlikte olacağını bilmek size yardım edebilir. Bana göre o dünyanın en iyi oyuncusuydu. Aynı zamanda onunla birlikte oynamak iyi bir fırsattı, ondan öğrenebileceklerim vardı, onlarla birlikte kendimi geliştirebilirdim. Buraya geldikten sonra daha da şaşırdım. İzlediğim ilk maçta, sanırım Kasımpaşa’ya karşı (Antalyaspor maçı), Burak iki gol atmıştı. Daha sonra diğer takım arkadaşlarımla tanıştım. Harika insanlar tanıdım. Hiçbirinin kalbi kötü değildi, hepsi iyi yürekli insanlardı. Seni, “baba” diye çağırıyorlardı… Bana, “baba” diyorlardı; ama ben Godfather’ı tercih ediyorum. İşte, bilirsiniz… Burada çok fazla yetenekli oyuncu var. Favorilerimden biri, gençlerden Emre. En beğendiğim oyunculardan biri Semih. Çok mütevazı, basit oynar, sahada kalbini, her şeyini verir. Asla konuşmaz, asla şikâyet etmez. Sadece çok çalışır. Tabii ki tüm çocukları seviyorum. Ama o böyle çalışmaya devam ederse, bu takımın lideri olabilir. Çok fazla oyuncu var. Selçuk, Burak… Eğer takımınızda Burak gibi bir oyuncunuz yoksa, her sezon 15-20 gol daha az atarsınız ve ligi kaybedersiniz. O, böyle bir santrfor. İnsanların onun hakkında, “bunu iyi yapmıyor, şunu şöyle yapmıyor” dediklerini biliyorum. Ama günün sonunda, şu an ikinci sıradaysak, onun attığı goller sayesinde. Ona daha fazla saygı duyulması lazım. Eğer futbolun içindeyseniz, ne kadar iyi olursanız, olun; insanlar daha fazlasını istediği için sizin hakkında kararlar verir. O da bunu öğreniyor. Ama futbol bu… Sen sadece bir futbolcu değilsin, bir futbol adamısın, bir efsanesin. Türk futboluna, daha iyi seviyeye gelebilmesi için, bir tavsiye vermek ister misin? Gelecek sezon yabancı kuralının 5+3 olacağını öğrendim mesela… Bu sezonkinden iyidir… Eğer ligi daha cazip, ilgi çekici yapmak isterseniz, Sneijder, Nando gibi büyük yabancı oyuncuları buraya getirmelisiniz. Bunun için de düşünce tarzınızı, mantalitenizi daha açık hâle getirmeniz gerekir. Bu oyuncular sizin gelişmenizi sağlar. Siz de aynı şekilde onlara yardımcı olursanız, onlar sizi daha iyi hâle getirir. Örneğin Brezilya Milli Takımı’ndaki tüm oyuncular, yurt dışında forma giyiyor; ama hâlâ iyi bir milli takımları var. Yani bunun bir anlamı yok. Fenerbahçe, geçtiğimiz sezon UEFA Avrupa Ligi’nde yarı final oynadı. Biz Avrupa’nın en iyi takımlarından Real Madrid’e karşı kendimizi gösterdik. Bu sezon Juventus önünde gücümüzü kanıtladık. Onlar Türk futbolunun nerede olduğunu biliyor, Türk futboluna saygı gösteriyor. Futbol evrenseldir… Kesinlikle, kesinlikle. Galatasaray taraftarlarına bir mesajın var mı? Onlara neler söylemek istersin? Onlar seni gerçekten çok seviyor, kalpten seviyor… Hepsini söylemek istersem, bu çok uzun sürer. Onları asla unutmayacağım. Gittiğim her yerde, her tatilimde, her zaman Galatasaray olacak. Bilmek isterseniz, her yerde sarı ve kırmızı olacak. Kalbimde de öyle… Kalbim de Galatasaray için atacak. Burada sadece bir buçuk yıl kaldım. Ama bu takım için attığım her gol, kariyerimin en iyi deneyimlerden biri oldu. Marsilya ve Chelsea ile birlikte. Kariyerimin en güzel anlarından biri. Her şey için teşekkürler Didi. Benim için kariyerimdeki en zor programlardan biri oldu. Ama umarım bu seninle son programımız olmayacak… Hayır, son olmayacak. Çok eğlenceliydi. Burada veya başka bir ülkede, yine birlikte olacağız.Hoş gelirsiniz, her zaman. Galatasaray tarihinin en önemli sayfalarında yerini alacaksın. Burada her zaman bir efsane olarak hatırlanacaksın. Ve eminim herkes senin için, “o bir Galatasaray efsanesi” diyecek… Çok teşekkür ederim.Şampiy10
Mircea Lucescu: 'Fenerbahçe’de Çok Büyük Futbolcu Olabilirdim'
Lucescu, Türkiye’de geçirdiği yılları anlatırken, 13 yıldır bir sırrı da aydınlığa kavuşturdu. 2001’de Galatasaray’ın Real Madrid’i konuk ettiği Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçının devre arasında Hagi’nin, teknik direktör Lucescu’ya bağırdığı ve oyun taktiğini değiştirdiği, Galatasaray’ın da bu taktikle ilk yarısını 2-0 yedik durumda tamamladığı maçı 3-2 kazandığı iddia edilmişti. Hatta Hagi de bu iddiaları doğrulayan açıklamalar yapmıştı. Ancak Rumen teknik adam, bu iddia ile ilgili ilk kez konuşurken bambaşka bir senaryoyu dile getirdi. Shakhtar Donetsk’te 10 yılı geride bıraktınız. Kazandığınız kupaların sayısını biliyor musunuz? Dokuz lig şampiyonluğu, beş Ukrayna Kupası, beş Süper Kupa, bir Avrupa Ligi... Toplam 19... Biraz fazla değil mi? Biraz fazla mı? Asla “fazla” diye bir şey yoktur. Sadece “çok” diyebiliriz. Bu başarılarla birlikte sizin Türkiye’deki değeriniz de arttı. Galatasaray ve Beşiktaş dönemlerinizde kalitenizden kuşku duyanlar vardı ama şimdi neredeyse herkes sizin muhteşem bir teknik direktör olduğunuzu düşünüyor... İnsanların benim kalitemden neden şüphe duyduklarını anlamıyorum. Galatasaray’la Avrupa Süper Kupası’nı kazandım, ligde şampiyon oldum. Ayrıca Galatasaray’daki ilk sezonumda şampiyonluğu çok zor bir durumda kaybettik. 32’nci haftada evimizdeki Ankaragücü maçında Okan Buruk, 30’uncu dakikada kırmızı kart gördü ve o maçı kaybettik. Biliyorsunuz... Beşiktaş’ta da aynı şekilde... Samsunspor maçında üç oyuncum kırmızı kart gördü. Seyircisiz maç cezası aldık. Bu yüzden şampiyonluğu kaçırdık. Nihayetinde belki daha iyi olabilirdi ama Türkiye’de iyi iş yaptığımı düşünüyorum. Sonra Shakhtar Donetsk’e geldiniz... Burada beni çok iyi bir başkan karşıladı. Hayatını futbola adamış. Aynı zamanda kulübün de sahibi. Türkiye’de bu, çok daha zor. Başkanlar seçimle geliyor ve ortalama iki yıl görevde kalıyor. Bir teknik direktörün uzun süreli sözleşme imzalaması mümkün olmuyor. Çünkü her gelen başkan kendi teknik direktörünü getirmek istiyor. Öyle olunca teknik direktörler sadece bir yıl takımda kalıyor. Bir yılda bir takım inşa edemezsiniz. Kısa vadede kazanmak çok zor. Ancak şansla bir şeyler kazanabilirsiniz. Ben Donetsk’te aradığım her şeyi buldum. Çalışma şartları çok iyi. Başkanın yeni stadı inşa etmesiyle birlikte Avrupa’da da iyi sonuçlar almaya başladık. Donbass Arena dünyanın en güzel stadı. Bunun gibisi yok. Türkler de gurur duymalı çünkü bu stadı inşa eden bir Türk firması (Enka). Shakhtar Donetsk, sadece yönetimsel anlamda değil, sahada da çok başarılı bir 10 yıl geçirdi. Bunun sırrı neydi? Bu 10 yıl içinde takım üç kez değişti. Sadece iki oyuncu sabit kaldı: Dario Srna ve Tomas Hübschman... Bu süreçte çok sayıda genç oyuncu getirdik, onları büyüttük ve büyük takımlara gitmelerine izin verdik. Bu kulüp için de çok iyi çünkü aynı zamanda iyi para kazandık. Henrik Mikhitaryan, Fred, Fernando ve Willian gibi oyuncuların ayrılmalarına üzüldünüz mü? Elbette üzüldüm, çok iyi oyunculardı. Onlarla iyi sonuçlar aldık, kupalar kazandık. Sonra Avrupa’nın büyük takımlarına gittiler. Onlarla çok iyi ilişkiler kurdum çünkü bu kulübe geldiklerinde henüz çok gençlerdi. Gelişmelerine yardım ettiğim için mutluyum. Bu kadar genç ve gelecek vaat eden oyuncuyu Ukrayna’ya gelmeye nasıl ikna ettiniz? Buraya geldiğimde işe bir oyuncu transfer ederek başladık. İtalya’dan o zaman genç bir futbolcu olan Matuzalem’i getirdik. Ondan sonra başarılı oldukça genç Brezilyalı oyuncular gelmek istedi. Avrupa kulüpleri Brezilyalı oyuncuları genellikle 25-26 yaşına geldiklerinde alıyor. Çünkü kalitelerinden emin olmak istiyor. Ama biz yetenekli oyuncuları daha gençken almayı tercih ettik. Tabii onlarla çok sıkı çalıştık. Haliyle ilk bir iki yıl pek bir katkı sağlayamadılar. Sabırla onları hazırladık ve yetiştirdik. Sonra adım adım yetenekleriyle kazanmamıza yardım ettiler. Bu çok güzel bir strateji ama bu stratejiyi, kulüp sahibiyle birlikte hareket ederek hayata geçirebilirsiniz. Tıpkı bizim başkanımız gibi. Çünkü o geleceği düşünebiliyor. Eğer başkanın ömrü iki yılsa protagonist davranmak istiyor, yeni oyuncular alıyor, basında hakkında iyi şeyler yazılsın istiyor. Onun için teknik direktör pek önemli değil. Hemen ilk yıl her şeyi kazanmak istiyor. Bu şekilde geleceğin takımını kurmak çok zor. Türkiye’de savunma takımları kurmakla eleştirildiniz. Ama Shakhtar’da bunun aksini kanıtladınız... Ama Türkiye’de savunma takımı kurduğum doğru değil! Hem Galatasaray’da hem de Beşiktaş’tayken diğer takımlardan daha çok gol attık. Gol averajımız da diğerlerinden daha iyiydi. Burada da durum aynı. Her sene diğer takımlardan daha çok gol atıyoruz. Taktiksel olarak daha farklı oynadığımız doğru ama bu başka mesele. 1985 yılında “Türkleri seviyorum” şeklinde bir demeciniz var. Oysa o zaman henüz Türkiye’de çalışmaya başlamamıştınız. Bu sevginin sebebi neydi? Kimbilir neden seviyordum; hatırlamıyorum (gülüyor). O dönem Dinamo Bükreş’te forma giyiyordum. Türk takımlarına karşı çok maça çıktım. Statlardaki atmosferden çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bugün de aynı şekilde düşünüyorum; böyle taraftarı hiçbir yerde görmedim. Sadece Dortmund taraftarı yarışır. İtalya’da bile böyle atmosfer yok. Belki de bunun için “Türkleri seviyorum” demişimdir. Daha sonra Türkiye’de sokağa çıktığımda hemen herkesin futbolcuları tanıdıklarını, onlara seslendiklerini, selam verdiklerini fark ettim. Bundan çok etkilendim. Türkler çok duygusal insanlar ve ben bunu seviyorum. Türkiye’de olduğum zaman kendimi çok iyi hissediyorum. 1978 yılında futbolculuğunuz sırasında Fenerbahçe ile idmana çıktınız. Ardından “Kulübüm izin verirse Fenerbahçe’ye gelirim” dediniz. Peki neden gelmediniz? Çünkü sosyalist bir yönetim vardı ve o dönem kimse bir yere gidemezdi. Çok gençtim. Evet, Türkiye’ye geldim. Yanımda Ion Nunweiller de vardı. Kulüp izin vermeyince geri döndüm. Nunweiller, Datcu, Sasu gibi oyuncular 30 yaşını geçtiği için onlara izin verdiler. 1970 Meksika Dünya Kupası’na kalma başarısı gösteren oyuncular için bir anlamda ödül gibiydi. O dönem Romen futbolu Türk futbolundan daha iyi durumdaydı. Türk takımları da Romen oyuncuların ve teknik direktörlerinin peşindeydi. O zaman futbolcuyken Fenerbahçe formasını giymek istediniz, öyle mi? Evet, Fenerbahçe’de çok büyük futbolcu olabilirdim. 19-20 yaşlarındaydım. Dinamo Bükreş’le 1. Lig’e çıkmıştık. Oradayken ilk uluslararası maçımı Fenerbahçe’ye karşı oynadım ve gol attım. Datcu Fenerbahçe forması giyiyordu. Aramız çok iyiydi. Daha sonra İtalya’da Pisa’da teknik direktörlük yaparken de Fenerbahçe başkanı beni aradı ve İstanbul’a geldim. Başkanla yemek yedik, kulübü gezdim. İş sadece imzaya kalmıştı ama ama ben İtalya’da kalmaya karar verdim. Fenerbahçe’ye gelmiş olsaydınız sizin için tarih daha farklı yazılır mıydı? Hayat bana daha sonra Galatasaray’ı çalıştırma fırsatı verdi. Sonra Beşiktaş’a gittim ama asla Fenerbahçe’ye gidemedim. Çok garip (gülüyor)... Fenerbahçe forması giyebilirdim, onların teknik direktörü olabilirdim ama ezeli rakiplerinin teknik direktörü oldum. Hayat... Türkiye’de neyi özlüyorsunuz? Türk oyuncularla çalışmak çok kolay. Çünkü sahada her şeylerini veriyorlar. Yürekleriyle oynuyorlar. Tabii taktiksel anlamda ve organizasyon anlamında bazı sıkıntılar var. Ama Türk oyuncular çok hızlı, agresif ve yetenekli. Ben bu tür oyuncularla çalışmayı seviyorum çünkü öğrenmeye çok açıklar. Galatasaray’da da Beşiktaş’ta da bunu yaşadım. Hasan Şaş, Ergün Penbe, Bülent Korkmaz, Emre Belözoğlu, Arif Erdem, Suat Kaya, Tayfur Havutçu, Sergen Yalçın... Sergen hayatımda çalıştığım en iyi oyunculardan biriydi. Tümer’i de çok seviyorum. Çünkü çok zeki bir oyuncuydu. Belki fiziksel olarak diğerleri kadar güçlü değildi ama çok zekiydi. Benim zamanımda çok iyi iş çıkardı. Problem çıkaran oyuncu yok muydu? Hayır yoktu. (Bir süre düşünüyor). Hiç yoktu. Hayatım boyunca hiçbir futbolcuyla sorunum olmadı. Futbolculara onları sevdiğiniz hissini vermelisiniz. Bu çok önemli. Onları eleştirirken ya da onlardan bir şey isterken bile anlayışlı olmanız gerek. Gheorghe Hagi, 2001’de şampiyonlar ligi’nde Real Madrid’e karşı 3-2 kazanılan maçın devre arasında size bağırdığını söyledi. Orada neler yaşandı? O bana bağıramaz, ben ona bağırırım (gülüyor). O sadece cevap vermeye çalıştı. İlk yarıda ondan sahanın her yerinde olmasını istemiştim. Galiba biraz kafası karıştı. İkinci yarı sahada kalmak istemedi. Sonra Jardel de ona uydu ve o da çıkmak istedi. İlk yarıyı 2-0 kaybetmiştik. Utanç vericiydi. Sonra ben bağırmaya başlar başlamaz Jardel ayakkabılarını hemen geri giydi. Onlara “Kazanmadan soyunma odasına dönmeyin” dedim. Tarihin en iyi ikinci yarı performanslarından biriydi. Aslında Pierluigi Collina nizami bir golümüzü yedi. Normalde o maç 4-2 biterdi. Onlarla karşılaşmak bile önemliydi. Kariyeriniz boyunca hakemlerden şikayet ettiniz... Ben genellikle takımlarımı kazanmak için kurarım! Eğer hakemler yanlış karar veriyorlarsa normal olarak eleştiriyorum. Ben hata yaptığımda da herkes beni eleştiriyor. Bu çok normal. Hakemler hata yapıyor ve o hatayla maç kaybediyorsanız sinirleniyorsunuz. Mesela Cem Papila (gülüyor)... Onu hiç unutmuyorum. O maçı kaybetmemiz için her şeyi yaptı. Beş futbolcumuzu oyundan attı ve şampiyonluğu kaybettik. Onun bir hata yaptığını söyleyemem çünkü en az 10 hata yaptı! Çünkü hata yapma niyetiyle maça çıkmıştı. Ama genel olarak hakemlerle bir sıkıntım yok. Sadece kötü niyet gördüğümde onlarla tartışırım. 2001-02 sezonunun başında Galatasaray oldukça güçsüz bir kadroya sahipti... İkinci yıl çok zordu. Çünkü 12 oyuncuyu kaybetmiştik. Hagi, Taffarel, Popescu, Okan, Emre, Ümit Davala... Takımı kiralık futbolcularla yeniden inşa etmek durumundaydım. Çoğu kalitesiz isimlerdi ama hepsi kazanmayı çok istiyordu. Çok profesyonel ve kazanmak isteyen bir takım inşa ettik. Ve başardık. Ligin ilk yarısında Sergen bize çok yardım etti. Daha sonra sakatlandı. Yine de ligin ikinci yarısı bizim için muhteşem geçti. O yıl hak ettiğim maaşı ancak Beşiktaş’ta çalışırken alabildim (gülüyor). Kulüp adına çok zor zamanlardı. Çok sayıda oyuncunun ayrılması da bu yüzdendi. Buna rağmen şampiyon olduk. Şampiyon oldunuz ama sezon sonunda görevinize son verildi. O dönem görev yapan rahmetli Özhan Canaydın yönetimine kırgın mısınız? Hayır kimseye kırgın veya kızgın değilim. Her başkan kendi adamını getirmek ister. Özhan Canaydın, başka bir teknik direktörle çalışmak istedi, el sıkışarak ayrıldık. Bunun için tazminat bile almadım çünkü hak etmediğim bir parayı almak istemedim. Bir an önce çalışmaya başlamak en iyisiydi. Beşiktaş’ta da durum aynıydı. İki yıl daha sözleşmem olmasına rağmen takımdan ayrıldım, o parayı stat inşaatı için harcamalarını rica ettim. Sizce en güçlü özelliğiniz hangisi? İletişim mi, yoksa taktiksel yaklaşımınız mı? Bunun hakkında yorum yapamam. İşin uzmanlara sormanız lazım (gülüyor). Ama dünyada en zor şey, 1 numara olmak, kazanmak... Başarılı olmak, çok fazla çalışmayı gerektiriyor. Çok iyi konsantre olmalısınız. Çok şey bilmelisiniz. Bir günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz... Her zaman... Aklımda her zaman futbol var. 2006 Dünya Kupası şampiyonu İtalya’da teknik direktör Marcelo Lippi’nin teknik asistanlığını yapan Adriano Bacconi, modern analizi sizin keşfettiğinizi söylemişti... Bu doğru mu? Evet doğru... 1990 yılından önce oyuncu-antrenör olduğum dönemde bunu yapmaya başladım. 15-16 yaşlarındaki bir grup çocuğu aldım, onlar adına tüm maçı analiz eden kağıtlar hazırladım. O kağıtta onların sahada ne yaptıkları analiz ediliyordu. Şimdi her şey çok kolay, bilgisayarlar var... Oyuncular kaç kilometre koştuğunu biliyor. İtalya’ya gittikten sonra Adriano Bacconi ile çalışmaya başladım. Tek tek tüm futbolcuların profillerini çıkardık, maçı sentezledik, benim felsefeme göre oyunu yorumladık ve sonra bunları bilgisayara aktardık. O günden bugüne analiz çok ilerledi ama bunu İtalya’da başlatan kişi benim. O zamana kadar antrenörler sadece maçı izliyordu. Tüm Avrupa size saygı duyuyor, pek çok makalde taktiksel yaklaşımlarınız referans gösteriliyor ama Inter’deki kısa maceranız dışında Avrupa’nın en büyük kulüplerini çalıştırma şansı bulamadınız. Neden böyle oldu? Romanya’daki devrimden sonra ülkeyi terk ettim. Sosyalist bir ülkeden geliyordum. O döneme kadar Avrupa futboluyla hiçbir iletişimimiz, ilişkimiz yoktu. Ama 36 yaşıma geldiğimde, Corvinul Hunedoara takımında oyuncu-antrenör oldum. Daha sonra Romanya Milli Takımı’nı çalıştırdığım sırada İtalya Milli Takımı’nı yendik. O dönem İtalya, Dünya Şampiyonu’ydu. Bu şekilde kendimi İtalyanlara gösterme şansı buldum. Ardından beş yıl sonra Romanya’dan ayrılınca Pisa’ya, oradan da Brescia’ya gittim. Anlatmak istediğim; ben diğer hocalar gibi çalışmaya büyük takımlarla başlamadım. Bu yüzden her seferinde iyi bir teknik direktör olduğumu ispatlamam hiç kolay değildi. Brescia’dayken Inter’e daha erken gidebilirdim ama başkan bana izin vermedi. Takımı iki kez Serie A’ya çıkarmıştım. Wembley’de Anglo-Italian Kupası’nı kazandım. Kariyerim boyunca gittiğim her yerde kupa kazandım. Romanya’ya geldiğimde hemen Rapid’le Dimano’nun önüne geçtik ve kupa kazandık. Brescia’dayken Serie A o dönem dünyanın en zor ligiydi. Hatta Serie B daha da zordu! Teknik direktörler için muhteşem bir mücadele alanıydı. Serie A daha çok paralı başkanların yeriydi. Orada en zengin kazanıyordu. Berlusconi gibi... (Gülüyor). Juventus ve Roma da o dönem çok zengindi. Bu yüzden zirveye çıkmam mümkün olmadı. Ardından Galatasaray ve Beşiktaş’a gittim, sonra da Shakhtar Donetsk’e... Buraya gelemeden önce Avrupa’nın batısından pek çok teklifi reddettim. Çünkü burayı bir teknik direktörün çalışabileceği en iyi yer olarak gördüm. Başkanın bana güvenmesi çok önemli, bu sayede çok başarılı oldum. Dynamo Kiev, Metalist gibi takımları geride bırakmak hiç kolay değil. Sizce bir Türk kulübüyle Şampiyonlar Ligi’ni kazanabilir misiniz? Hayır, imkânsız. Şu an için bu imkânsız. Avrupa’nın doğusundan bir takımla Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıkmak kupayı kazanmaya eş değer. Çünkü bu farklı bir futbol, farklı bir tarih, farklı bir kültür. Onlar çok daha güçlü. Çok daha farklı bir ligde mücadele ediyorlar. Her yıl aynı altı-yedi takımı Şampiyonlar Ligi’nde son turlarda görüyorsunuz. Peki Türkiye’de uzun vadede böyle bir potansiyel yok mu? Sonuçta 70 milyonluk bir ülkeyiz... Hayır hayır. Bunun nüfusla alakası yok. Büyük takımlara bir bakın... Muhteşem bir tanınırlığa sahipler. Çok paraları var. Bir de Türkiye’ye bakın... Sadece üç takım söz konusu. Spor politikasında sıkıntı var. Şampiyonlar Ligi’ni kazanmanız için Premier Lig, La Liga, Bundesliga gibi bir liginizin olması gerekir. Her zaman onlar kazanıyor. Arada Portekiz de yarışa dahil olabiliyor çünkü onların da ligi ilginç. Aynı zamanda iyi oyuncular yetiştiriyorlar. Yetenekli Brezilyalı futbolcuları liglerine getirebiliyorlar. Onları profesyonel düzeye getiriyorlar ve böylece kazanıyorlar. Bu göründüğü kadar kolay değil. Türkiye’den sizi arayan çok sayıda başkan var mı? Evet ama çok problem değil. Gayet normal. Çünkü ben Türk futbolundan iki büyük takımla başarılı olarak ayrıldım. Çok normal. Diğer taraftan ben Türk futboluyla ilgili daima iyi izlenimlere sahip oldum. Türk futbolcuları sevdim, ben de Balkanlardanım. Balkanlarla Türkler aynı mantaliteye sahip. Bu yüzden arada bir doku benzerliği var ve tarih boyunca Balkan teknik direktörler burada başarılı oldu. Tabii Fatih Terim gibi Türk teknik direktörlerle birlikte... Ben de iyi izlenim bıraktım, takımlarım iyi top oynadı. Bu yüzden Türk takımları tarafından aranmam çok normal. Bununla gurur duyuyorum. Türkiye’de gazeteler mütemadiyen sizin önümüzdeki sezon Galatasaray’ın başına geçeceğinizi yazıyor. Gerçekten öyle mi? Galatasaray’la hâlâ çok iyi ilişkilerim var. Beşiktaş ve Fenerbahçe’yle de öyle. Mesela her yıl Fenerbahçe ile hazırlık maçı oynuyoruz. Bu sene Beşiktaş ve Galatasaray’la oynadık. Ben tüm bu takımlarla iyi ilişkiler kuruyorum. Sadece bu kadar, daha fazlası yok.Roberto Mancini’yle aranız nasıl? Çok iyi arkadaşım. Ben ona saygı duyuyorum, o bana saygı duyuyor. Onu İtalya’daki günlerimden tanıyorum. Ben teknik direktördüm, o oyuncuydu. Sadece onunla değil, Bilic’le de çok iyi iletişimim var. Peki önümüzdeki sezon ne yapacaksınız? Planınız ne? Bu benim problemim! Başkasının değil... Yarın bir maçım var o yüzden şimdi ayrılmam gerekiyor. Daha sonra ne olacağını hep birlikte göreceğiz...Fanatik
Semih Şentürk'ten İtiraf: "3 Temmuz'da..."
12 sezon formasını giydiği F.Bahçe ile yollarını devre arasında ayıran Semih Şentürk, önemli açıklamalarda bulundu.DİLE kolay F.Bahçe formasıyla geçen tam 12 sezon... 205 lig maçı, 56 gol, 1 gol krallığı, 5 şampiyonluk, 2 Türkiye Kupası, 2 TFF Süper Kupa şampiyonluğu... 16 yaşında altyapısına girdiği F.Bahçe'de geçen 15 yılda hem takımla hem de bireysel olarak birçok başarıya ulaştıktan sonra 31 yaşında sarı-lacivertli formaya veda etti Semih. Sezon başı kadro dışı bırakıldı, devre arasında ise Antalyaspor'un yolunu tuttu. Bu sürede hakkında çok şey söylendi, yazıldı. Sonradan oyuna girdikten sonra attığı goller nedeniyle 'Nöbetçi Golcü' lakabı takılan Semih, F.Bahçe'deki nöbetinin nasıl sona erdiğini, 3 Temmuz sürecinde, son sezonunda yaşadıklarını ve sarı-lacivertli renklere nasıl veda ettiğini tüm içtenliği ile VATAN'a anlattı: Alex de sen de uzun yıllar hizmet ettiniz F.Bahçe’ye, ancak gitme şekliniz veda gibi değildi? Gitmek için aceleci mi davrandın? Serdar Kesimal affedildi ama sen gitmeyi tercih ettin. “6 ay zor günler geçirdim. Tek başıma kaldım. Sezon sonuna kadar kalabilirdim ama kariyerime yakışmazdı. Gönderiliş şeklime kırıldım. Sözleşmemi tamamlayabilirdim belki ama bazen forma şansını az buldum kimi zaman da 3 Temmuz sürecinde yaşadıklarım bana ağır geldi.” ‘BU HALDE BIENVENU'YÜ NASIL KESEYİM?’ Kusura bakma ama Bienvenu’yü kesemedin derim ben de... “NASIL mı kesemedim, nasıl keseyim? 3 Temmuz sonrası adım çıkmış. Sabah 7’lere kadar evin camından 'Ha şimdi polis gelip beni alacak' diye bakıyorum. Yok 1. yok 2. dalga. Hele bir gece sitenin güvenlik aracı geçiyor ben de çöp atmak için dışarı çıktım. Polis geldi zannettim. Bir an neye uğradığımı şaşırdım. Bu normal mi? ARDINDAN çocuğum Ada dünyaya geldi. Bir taraftan kendi stresim diğer yanda uykusuz geceler. İdmana gidiyorum ayakta duracak halim yok. Eve dönüyorum aynı şeyler devam ediyor. Sabahlara kadar bahçede oturup beni ne zaman almaya gelecekler diye bekledim. 'Semih üflesen düşecek haldeydi' diyorlardı. Normaldir. Yaşadıklarımdan dolayı kendim bile söylüyorum işte ayakta zor duruyordum. 3 Temmuz süreci beni çok fazla etkiledi. İsmimin geçmesini hiç sindiremedim. 2010-2011 sezonunda sahada nasıl zorlanarak kazandığımızı ve anlımızın terini daha nasıl izah edeyim. Bu iftiraları hiç yakıştıramadım.” ‘Başkanla bizzat görüşmeliydim’ Takımdan ayrı kalıp başladığın yere altyapıya döndün. Ne hissettin, zor oldu mu? “ZOR olmaz mı? 30 gün boyunca çift idman yaptım. A takım nasıl çalışıyorsa ben de aynı şekilde çalıştım. Neden böyle olduğuna gelince; haziranın ilk haftası menajerimi Hasan Çetinkaya aramış. (Bu arada ben de menajerimle kavgalıyım) Diyor ki, başkan, Semih’le alakalı kendisini kulübe çağırıyor. Menajerim de ‘Ben konuşmuyorum ama kendisine iletirim’ diyerek bu mesajı bana ulaştırdı. Öyle veya böyle başkan çağırıyorsa gidip kendim görüşmeliydim. Menajerim olmadığı için yetki verdiğim kişi gitti. Kalemimi çoktan kırmışlardı ama gidip yüz yüze görüşmeliydim. Belki ikna ederdim. ‘2 senedir verimli olamıyor. Haftanın 2 günü idmana çıkmıyormuşum' demiş başkan. Aykut hocanın raporunda böyle yazılıymış. 'Şampiyon kadro kuracağım için gitsin kolaylık sağlayacağım’ da demiş. MANİSA maçı öncesi Aykut hocamla tartışmıştım. Antep maçında sakattım. Devre arası oyundan çıktım. Bana ‘Manisa’ya seni götüreceğim’ dedi. Belim ağrıyordu, MR sonuçlarım vardı. Doktor da şahit. 'İsterseniz geleyim ama benden yararlanamazsınız' dedim. Gitmedim. Sonra odasına gittim 'İstemiyoruz seni' dedi. Zaten 3-4 ay kadroya giremedim.” ‘Söyle Aykut, Alex nerede?’ diye bağırdığım yalan’ KLİŞE?olacak ama 'her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır' sözü Semih'in zarif eşi Pınar Hanım'a tam olarak uyuyor. Öyle ki eşinin gol atacağını rüyasında görmesiyle biliniyor. “Söyle Aykut, Alex nerede?” tezahüratına tribünde eşlik ettiği iddia edildi. Semih’in gidişinde bunun etken olduğu ileri sürüldü. Biz de kritik soruyu Pınar Şentürk'e sorduk. İşte yanıtı: 'VARSA detay, görüntü çıkarsınlar. Ben, orada kocama bağırırım, Alex’e niye bağırayım. Hem deli gibi Fenerliyimdir. Maç bitimine 5-10 dakika kala da stattan ayrıldım. Bu söylentiler nereden çıktı derseniz kadınların maç izlediği yerde söylenti olmaz mı? Sözde yakınımda oturan biri, yöneticilere durumu anlatmış. Bir kere yıllardır sarışındım ve o gün esmerdim. Beni kim tanımış da yememiş içmemiş gidip dedikodumu yapmış.' ‘Alex bile daha çok arıyor’ 'Takım arkadaşlarım beni aramadı' demiştin... “30’UMA kadar acı ama gerçek, lay lay lom yaşamışım. Arkadaş, dost ve takım arkadaşlarımı kendim gibi bildim. Yüzeysel yaşamışım. Kadro dışı kalınca hayatın gerçek yüzünü gördüm. 3-5 kişi hariç arayan olmadı. Çocuğum olduğunda görmeye gelmediler. Üzülmedim, kırıldım. Ama yanlış. 10 yıl oynamışız. Alex bile Brezilya’dan daha çok arıyor vallahi.” ‘Köstebek değildim ihale bana kaldı’ Çoğu kişiyle aran iyiydi camiada. Senin için takımın köstebeği diyorlardı... “FUTBOL yaşantımda en çok rahatsızlık duyduğum konu buydu. Buna burada nokta koyacağım. İspat etsinler futbolu bırakayım. 15 sene F.Bahçe’ye hizmet ettim. Ne başkanın ne yönetici ne hocaların ne de oyuncular arasındaki bir diyaloğu sizlere söyledim. Dostlarımla daha doğrusu dost bildiklerimle bir şeyler paylaşıyorum ve onlar gidip konuşmalarımı yayıyor. Şimdi arkamdan neler döndüğünü anlıyorum. Kimlerin hakkımda sürekli konuştuğunu geç de olsa öğrendim. İhale bana kaldığında kendimi anlatamadım.” ‘Bir hoşçakal bile denmedi’ Başkan Aziz Yıldırım? “BAŞKANIM beni gönderse de ben onu seviyorum. Kötü ayrılmasam da bire bir görüşüp ayrılabilirdim. Bir şey de çok zoruma gitti. Bunu da söylemek istiyorum; F.Bahçe’den çok futbolcu gelip geçiyor bana bir 'hoşçakal' yayınlaması bile yapılmadı. İnternet sitesinden bir teşekkür edebilirlerdi. Herkese yaptılar herhalde beni unuttular!” ‘Nöbetçi lakabını Doğan ağabey taktı’ Her golcü de gol atamama stresi olur ama sen yaşamıyordun... “NEDEN olmadı, çünkü sürekli oynamadım. Bana 'nöbetçi' diyorlar ya ilk 11’de 60-70 golüm var. Sonradan girdiğimde belki 30. Bu arada bu lakabı bana takan da şu anda aramızda olan Doğan Çil’dir. Ve o lakabı takan ağabeyimin ben ellerinden öpüyorum. (gülüyor). Çok anım var nöbetçiyle ilgili. Oynayıp gol atamadığımda takım arkadaşlarım 'Sen 11 başlama, oyuna sonradan gir' diyorlardı.” ‘Yeni Semih, Webo’ F.Bahçe’nin forvetleri nasıl? “HEPSİ kaliteli ve birbirinden farklı. Sow bitirici, Emenike kuvvetli, Kuyt çok yetenekli olmasa da akıllı. Webo’nun da Semih Şentürk’e bürünmesi golcüleri tamamladı. Bu arada Webo’nun çok önemli golleri de var.” ‘Trabzon’da Burak oldu’ Burak’ın çıkışı için yorumun ne? “BURAK Yılmaz son 2-3 seneye damga?vurdu Burak’ın oyun zekası var. Burak’ı Burak yapan Trabzonspor’dur. Her golcü ve forvet oynadıkça açılır. Kendine özgüven de gelir, gollerinin devamı da.” ‘Fatih hoca beni G.Saray’a istedi ama...’ Hep duyarız Fatih hoca seni istedi diye? “FATİH hocayla kısa dönem çalıştım ama bana çok şey kattı. F.Bahçe’yle sözleşmem bittiğinde beni G.Saray’a istemişti. Ama F.Bahçe’den G.Saray’a gitmek zor. Aynı şekilde tam tersi de. Onunla çalışmaktan keyif alıyorum. İnşallah iyi ve kuvvetli olduğumda gollerimi attığımda beni yeniden milli takıma çağırır.” Keşke diyorsun ama daha biten bir şey yok“Allah’a şükür daha 4-5 senem var. Allah sağlık sıhhat verirse...” ‘Euro 2008 sonu gitmeliydim’ Selçuk da yedek kaldı ama görev verildiğinde elinden geleni yaptı. Sen de yaptın ama kendini neden ön plana çıkaramadın? “KENDİMİ?hep geri planda tuttum. İyi oynadığım, popüler olduğumda bile arka planda kaldım. Toplantılarda konuşmadım. Kaptanlık bandını almamam da olay oldu. Keşke bunları yapmasaydım. Birinin bir şeyine kızdım kaptanlığı istemedim. Nabza göre şerbet veremedim. BİR de ne kadar yapmayın desem de menajerimin, kulübü TFF’ye şikayet etmesi hoş olmadı. Euro 2008 sonrası gitmeliydim. A.Madrid, Ajax, Fiorentina beni istiyordu. O dönem bonservis ücretim vardı. İmzalamasam giderdim.”‘2010-11’de adeta ölüyorduk’ “BİZ?alnımızın teriyle mücadele ettik. Kazandığımız şampiyonluk da anamızın ak sütü kadar helaldir. İlk kez bir anımı paylaşacağım; Buca’da maç 3-1... Dakika 70 veya 75, santrada bir skorboarda bir Alex’e bakıyorum, diyorum ki 'Baba döner mi?', Alex 'Çok zor baba' diyor. 3-2 oldu yine sordum Alex 'Zor' dedi. 3-3 oldu, Alex’e yine döndüm, 'Dönecek galiba' dedi. Antep maçı 90+4. G.Saray maçı girdim golü attım sonra Alex’in kafası. Ölüyorduk ya. Sivas maçı 4-3. Son 10 dakika geçmek bilmedi. F.Bahçe’yi ele geçirme operasyonuydu 3 Temmuz.” (sampiy10.com)
"Hoca Bu Kadar Zor Bir Lig Beklemiyordu"
'Yabancı sınırı serbest de olsa ben her zaman rekabete varım' diyerek meydan okuyan Sabri, takımdan ayrılmak için de şartını sundu; 'Galatasaray'ın menfaati'.İşte Sabri'nin bomba sözleri... Galatasaray Kaptanı Sabri Sarıoğlu, Galatasaray dergisinin haziran sayısına özel açıklamalarda bulundu. Geçen sezon kaçırılan şampiyonluk ve takım içerisindeki dengeler hakkında da konuşan Sarıoğlu, gelecek sezon adına da bilgiler verdi. “ DEPLASMANDA KAYBETTİĞİMİZ PUANLAR YÜZÜNDEN ŞAMPİYONLUĞU KAÇIRDIK” Sezon başında Süper Kupa ve Emirates’i kazanmanın takımda rehavet oluşturup oluşturmadığı hakkında bilgi veren sarı-kırmızılı takımın kaptanı Sabri Sarıoğlu, şu şekilde konuştu: “İki sene üst üste şampiyon oluyorsunuz, iki sene üst üste Süper Kupa’yı kazanıyorsunuz, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynuyorsunuz. Bu durumda insanlarda bir beklenti oluşabilir ama biz daha da ilerisini hedefleyerek yola çıkmıştık. Maalesef olmadı. Her zaman, her şey istediğiniz gibi olmuyor. Sezona umutla başladık ama beklemediğimiz kayıplar yaşadık. Yine de her şey elimizdeydi, deplasmanda kaybettiğimiz puanlar yüzünden şampiyonluğu kaçırdık” dedi. “FATİH TERİM’İN AYRILIŞINA ŞAŞIRDIK” Sarıoğlu, Fatih Terim’in takımdan ayrılışı hakkında ise bu durumun biraz ani olduğuna değinerek, “Şaşırdık. Fatih Hoca ile iki sene üst üste şampiyonluk yaşamışız; beklemiyorduk. Fakat şöyle de bir durum var; bizler Galatasaray Camiası’nın işçileriyiz, profesyonel futbolcusuyuz. Camianın en yetkili karar mercii başkanımızdır, o neye karar verirse saygı duyup, uymamız gerekir” diye konuştu. “YENİ HOCA DEMEK, YENİ BİR ANLAYIŞ VE O ANLAYIŞA ADAPTASYON DEMEK VE BU DA BİR SÜREÇ ALIYOR” İtalyan Teknik Direktör Roberto Mancini göreve geldikten sonra Juventus maçına çıktıklarının hatırlatılması üzerine Sabri Sarıoğlu, yeni hocaları ile sezon başında Juventus deplasmanından iyi bir sonuçla döndüklerini belirterek, “Hoca gelir gelmez ilk maçımızda, Şampiyonlar Ligi’nde Juventus karşısında çıktık ve iyi bir sonuçla döndük. Ama lig bambaşka bir atmosfere sahip. Şampiyonluk yolunda son dakikada alınan puanlar size büyük moral aşılar. Fenerbahçe bu sene bunu çok yaşadı. Biz her şeye rağmen geriden yetişebilirdik. Başında da söyledim, deplasmanda çok gereksiz puanlar kaybettik. Şunu da belirtelim, yeni hoca demek, yeni bir anlayış ve o anlayışa adaptasyon demek. Bu da bir süreç alıyor” şeklinde konuştu. “DEPLASMANDA İYİ OYNAYAMADIK, İYİ MÜCADELE EDEMEDİK” Geride kalan sezonda deplasmanlarda yaşanılan puan kayıplarının sebebini, takım olarak mücadele güçlerinin iyi olmamasına bağlayan tecrübeli futbolcu, “Olmadı. Belirli bir nedeni yok. İki sene üst üste şampiyon olduğumuzda çok önemli deplasman galibiyetleri aldık ama bu sene alamadık. İşin aslı deplasmanda iyi oynayamadık, iyi mücadele edemedik. İçerde de puan kaybedebilirsiniz ama deplasman puanları bir takım için çok önemlidir. Deplasman galibiyetleri sizi yarışta tutar” dedi. “ HOCA BU KADAR ZOR BİR LİG BEKLEMİYORDU” Galatasaray Takım Kaptanı Sabri Sarıoğlu, Mancini’nin Türkiye alışmasının biraz zaman aldığını vurgulayarak, “Türk futbolunun kendisine has özellikleri var. Basın, taraftar ve futbolcu olarak çok farklıyız. Bir futbolcu iyi oynadığı zaman övgüler yağdırıp, onu zirveye çıkarıyoruz, eleştirirken de yerin dibine sokuyoruz. Hocaya da ilginç geldi bu durum, hemen alışamadı ortama. Sonuçta Türkiye Ligi gerçekten zorlu bir lig. Avrupa’da da zorlu ligler var ama burada her anlamda mücadele çok fazla. Benim görüşüm, hoca bu kadar zor bir lig beklemiyordu” ifadelerini kullandı. “BİRİ KAZANACAK, BİRİ KAYBEDECEK Takım kaptanı olarak şampiyon olunamayan dönemlerde, takım kaptanlarının çok tepki aldığı konusunda özellikle Arda Turan’ın kaptan olduğu dönemde daha fazla tepki almasının, Arda’nın medyada daha ön planda olmasına bağlayan Sabri, “Arda hem takım kaptanı olarak, hem de medyatik yönüyle daha ön plandaydı ve o yüzden en ufak bir şeyde çok tepki aldı. Bu durum biraz da abartıldı, olduğundan farklı gösterildi. Sonuçta Arda da çok duygusal ve çok iyi bir kardeşim. Her zaman konuştuk ve dertleştik. Sezon içinde bazen de görüştük, kampı ziyarete geldi, maçlara geldi. O da bizim iyi olmamızı ister. Şampiyonluğu almamızı istiyordu ama sonuçta futbol bu. Yine aynı noktaya geliyorsun. Biri kazanacak, biri kaybedecek” sözlerine değindi. “BENİM DE SEVİNDİĞİM YA DA ÜZÜLDÜĞÜM DÖNEMLER OLDU” Taraftarın tepkilerinden olumsuz etkilenip etkilenmediği sorusu üzerine Sarıoğlu, kendisinin yapı olarak çok sabırlı biri olduğunu dile getirerek, “Yıllarca da bunu gösterdim. Herkes böyle olmayabilir. Selçuk’ta olduğu gibi. Benim de sevindiğim ya da üzüldüğüm dönemler oldu. Üzülerek bir sonuca varamazsınız. Yapım gereği sabırlı bir insanım. Mesela bir ara taraftar şut atmama tepki gösteriyordu ama futbolda denemeden gol olmaz. Ben sağ bek oynuyorum. Toplasan bir maçta bir ya da iki şut çekebilirsin. Taraftarın da tepkisi olabilir, olağan bir şey bu. Ama bir yandan da denemek zorundasın. Bir zaman sonra öyle bir hal aldı ki, 10 şutun 9’unu gol atsam, ‘o birini nasıl atamaz’ gibi bir algı oluştu. Çok kafayı takmamak lazım, yoksa sahaya daha çok olumsuzluk yansıyor” diye konuştu. “TÜRK PASAPORTUN VARSA AVRUPA ARENASINDA 1-0 MAĞLUP BAŞLIYORSUN” Mancini’nin Türk futbolcuları hakkında, “‘Herkesin oldu, tamam’ dediği yerde kendini geliştirmeyi bırakıyor” görüşlerinin hatırlatılması üzerine sarı-kırmızılı takımın kaptanı, bu durumun tamamen futbolcudan kaynaklandığını ifade ederek, “Futbolcu büyük bir camiada oynayınca ve bir yere gelince tabii ki bir doyuma ulaşmış oluyor. Sadece Galatasaray için konuşabilirim. Ben takımda ‘ben oldum’ diyen bir oyuncu görmedim. Şimdi biz Avrupa Şampiyonası’nda yarı final oynadık, o takımdan kaç kişi Avrupa’ya transfer oldu. Hatırladığım kadarı ile sadece Mehmet Topal Valencia’ya gitti, Arda ise turnuvadan 3-4 sene sonra transfer oldu. Avrupa takımlarının Türk oyunculara bakış açısı da farklı. Yıllardır Avrupa arenasında, hem Milli Takım ile hem Galatasaray’la mücadele ettik. Şunu gördük; Türk oyuncusu Avrupa takımlarındaki birçok oyuncudan daha yetenekli ve daha kaliteli ama bize bakış açıları farklı. Türk pasaportun varsa Avrupa arenasında 1-0 mağlup başlıyorsun. Aynı şampiyonada Rusya da yarı final oynamıştı ama onlardan 5-6 oyuncu o sezon Avrupa’da bir takıma transfer oldu. Yani bize bakış farklı” görüşlerini belirtti. “GALATASARAY’IN MENFAATLERİNE UYARSA, O ZAMAN AYRILIRIM” Geçmiş dönemlerde İtalya’dan aldığı tekliflerin o günkü şartlarda kendisine uygun olmadığını belirten Sabri Sarıoğlu, “Her açıklamamda söyledim. ‘Ben Galatasaray’ın evladıyım. Burada yetiştim, gözümü burada açtım, ikinci evim burası. Galatasaray’ın menfaatlerine uyarsa, o zaman ayrılırım. Ayrılırsam da sadece yurt dışında oynarım’ dedim. O zaman bu menfaatler oluşmadı, kısmet değilmiş. Sonuçta ben Avrupa’nın en önemli takımlarından birinde oynuyorum, Galatasaray forması giyiyorum ve bundan da gurur duyuyorum” dedi. “İNİŞLER-ÇIKIŞLAR OLABİLİR” Sezon içerisinde hem sağ kanatta hem sol kanatta görev almasını, hocasının oyun içerisindeki planına bağlayan Galatasaray Kaptanı Sabri Sarıoğlu, “Sonuçta hocanın kafasında bir düşüncesi var. Hangi mevkiide kimin oynayacağını belirliyor. Ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Sahaya çıkınca en iyisini yapmaya çalışan bir oyuncuyum. İnişler-çıkışlar olabilir. Her mevkiide oynamaya çalışıyorum. Bunu beğenenler olur, beğenmeyenler de. İnişlerim-çıkışlarım, kötü performans gösterdiğim zamanlar, hatta tepki çektiğim zamanlar oldu ama futbolun içinde bunlar var” diye konuştu. “BAŞARILARA GİDEN YOLDA TAKIM BÜTÜNLÜĞÜ ÇOK ÖNEMLİ” Galatasaray’da sürdürdüğü kaptanlığın, hem saha dışında hem de saha içerisinde sürdüğünü vurgulayan Sabri, “Sonuçta 25-30 milyonluk taraftarı olan takımın oyuncususunuz. Sizden bu camia, bu taraftar, şampiyonluklar ve başarılar bekliyor. Bu başarılara giden yolda takım bütünlüğü çok önemli. O yüzden biz şanslıyız. Önceki jenerasyonda beraber oynadığım ağabeylerim Bülent Korkmaz, Hakan Şükür, Arif Erdem ve Ergün Penbe gibi oyunculardan çok şey öğrendim. Onlarla oynamak benim için büyük bir avantaj oldu. Onlar sayesinde Galatasaray, Türkiye’nin en büyük kulübü oldu. UEFA Kupası ve Süper Kupa’yı kazandılar. Türkiye’de hiçbir takımın gerçekleştiremediği başarıyı yakaladılar. Sonuçta o grubun içerisinde bulunmak, onların neler yaptığını gözlemlemek benim için büyük bir avantaj oldu. Bir maç kötü gittiğinde takım arkadaşlarımın moral motivasyonlarını düzeltmeye çalışıyorum, kazanmak için onları yüreklendiriyorum. Sonuçta kaptanlık sadece saha içinde pazubandını takmakla olmuyor. Saha içinde ve dışında bu sorumlulukları bilmek gerekiyor. Ben elimden geleni yapıyorum, sağ olsun takım arkadaşlarım da sorun çıkarmıyorlar” dedi. “AMACIMIZ SENEYE ŞAMPİYON OLUP 4. YILDIZI İLK TAKAN TAKIM OLMAK” Gelecek sezon hakkında da açıklamalarda bulunan Sabri Sarıoğlu, şu şekilde konuştu: “Kaliteli oyunculardan kurulu bir ekibiz ama sonuçta ne kadar kaliteli oyunculardan kurulu olsanız da, sahada o mücadeleyi vermediğinizde veya girdiğiniz pozisyonları atamadığınızda şampiyon olamıyorsunuz. Dünya’nın en iyi takımlarının bile, böyle inişleri-çıkışları var. Bu sene Manchester United da şampiyon olamadı. Herkes ister her sene şampiyon olmayı. Biz iki sene şampiyon olduk ve sonuçta rakiplerimiz daha da hırslandı, şampiyonluğa susadılar. Amacımız seneye şampiyon olup 4. yıldızı ilk takan takım olmak” ifadelerini kullandı. “YABANCI SINIRI SERBEST DE OLSA BEN HER ZAMAN REKABETE VARIM” Yabancı sınırlaması hakkında da, takım içerisindeki dengeyi kurmanın önemine değinen Sabri, “”Çözümü bulacak olan yöneticiler. Yabancı sınırı serbest de olsa ben her zaman rekabete varım. Ne karar verilirse saygı duymak zorundayız” açıklamalarında bulundu.Radyospor
"Her Şeyi Yapamaya Hazırım"
Galatasaray’ın Kamerunlu futbolcusu Aurelien Chedjou, takımın başarısı için her şeyi yapmaya hazır olduğunu söyledi. Sezon hazırlıkları çerçevesinde Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de kamp çalışmalarını sürdüren sarı-kırmızılı takımın antrenmanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Chedjou, 2014 FIFA Dünya Kupası’nda mücadele ettiği için çok fazla tatil yapamadığını ve takıma fiziksel olarak iyi bir durumda katıldığını anlattı. Dünya Kupası’nın kendisi için kötü geçtiğini belirten Kamerunlu savunma oyuncusu, Galatasaray’da gelecek sezon içinde olacağı forma rekabeti için hazır olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: “Öncelikle tatilde çok fazla kilo almadım, yediklerime dikkat ettim. O yüzden hazır geldim. Kimin oynayıp oynamayacağına elbette hoca karar verecek. Ben takım için yüzde 100′ümü vermek için hazır durumdayım. Sadece Semih, Koray ve ben değil, burada gördüğüm tüm gençler hazırlar. Hocadan formayı almak için herkes var gücüyle çalışıyor. Hocam bana görev verdiği zaman olacağım. Yabancı oyuncu kuralıyla ilgili belki birtakım sıkıntılar olabilir ama ben o sıkıntıları gözardı edip, sadece çalışıyorum.” Görev aldığı mevki için transfer çalışmaları olduğuna yönelik haberlerin sorulması üzerine Kamerunlu futbolcu, “Ben transferlerden söz etmiyorum. Bahsedecek olanlar varsa edebilir. Bu konu beni rahatsız etmiyor. Kimin gelip gelmeyeceğiyle ilgilenmiyorum. Ben teknik direktörümüzün bize söylediği şeyleri yaparım ve antrenmanlarda çalışırım” diye konuştu. Aurelien Chedjou, teknik direktör Cesare Prandelli yönetiminde kampta fiziksel ve taktiksel çalışmaları yoğun bir şekilde yaptıklarını belirterek, sezona hazır olacaklarını dile getirdi. Hazırlık maçında 3-1 kaybettikleri Rapid Wien karşılaşmasında attığı golün sorulması üzerine Chedjou, “Gol atmak yerine kaybetmemeyi tercih ederdim. Kornerlerde ileri çıkmamın rakip için dezavantaj olduğunu biliyorum. Çünkü bir kişi fazla oluyoruz. Golle ilgili Instagram’a fotoğraf atmıştım. Yorumlara baktığım zaman taraftarlarla olan ilişkimin daha da gelişmiş olduğunu görüyorum. Kritikler elbette olacaktır ama onların desteği beni ileri itiyor. Ben eleştirilere hiçbir zaman kafayı takmıyorum. Onların desteği için her zaman minnettarım” değerlendirmesinde bulundu. Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti Aurelien Chedjou, Fenerbahçe ile içinde oldukları rekabet ve TFF Süper Kupa maçında karşı karşıya gelecekleriyle ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Ligde Beşiktaş gibi çok kaliteli oyuncuları olan bir takım da var. Bursaspor, Eskişehirspor gibi her zaman sorun yaratan takımlar da var. Galatasaray ile Fenerbahçe arasında rekabet olur demek şampiyonluğun kalitesine saygısızlık olur. Ancak lig yarışı Fenerbahçe ile Galatasaray arasında geçecek diyenlere hak verebiliyorum. Çünkü iki takım da kaliteli kadroya sahip. Süper Kupa’yı beklerken yaptığımız hazırlık maçlarında değişik opsiyonları deneme şansımız oluyor. Geçen sene kazandığımız gibi bu sene de kazanabileceğimi düşünüyorum. Galatasaray ile Fenerbahçe rekabeti, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük rekabetlerinden birisi.” Kamerunlu futbolcu, geçen sezon iyi anlaştığı Didier Drogba’nın ayrılması ve Emmanuel Eboue’nin kadro dışı bırakılmasıyla ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı “Aynı kıtadan çıktığım oyuncuların olmaması benim için çok sevindirici değil ama aynı kıtadan oyunculara ihtiyacımız yok. Çünkü ben Melo ile de Muslera ile de çok iyi anlaşıyorum. Diğer takım arkadaşlarımın da Türk ya da yabancı olmaları hiçbir şey fark ettirmez, çünkü biz Galatasaray’ın renklerini korumak ve başarılar elde etmek için sahaya çıkıyoruz. Bir gerçek var ki bu oyuncular da çok kaliteli oyuncular. Galatasaray onların yerine alacağı oyuncularla da aynı kaliteyi her zaman tutturmak zorunda.”Açık Mert Korkusuz
'Bizim Felsefemiz Her Zaman Kazanmak Olacaktır'
Galatasaray Teknik Direktörü Cesare Prandelli, bu sezon en büyük hedeflerinin dördüncü yıldızı takmak ve felsefelerinin ise her zaman kazanmak olduğunu söyledi.Galatasaray Dergisi'nin ağustos sayısında röportaj veren Prandelli, 'Sabri Sarıoğlu kararı için neler söylemek istersiniz?' sorusuna 'Basın karşısına çıktığımda da söyledim. Sabri kararı hep birlikte alınan bir karar. Kişisel olarak Sabri'ye ya da diğer oyunculara karşı herhangi olumsuz bir düşüncem yok ama değişim zamanı geldi.' cevabını verdi. İtalyan Teknik Adam kendisine sorulan sorulara şu cevapları verdi *İtalya Milli Takımı'ndan ayrılıp Galatasaray'a gelmeniz arasındaki süreç çok hızlı gelişti. O süreçte neler yaşandı, Galatasaray'a gelmeye nasıl karar verdiniz? Galatasaray her zaman kazanmak isteyen bir kulüp ve çok önemli bir tarihe sahip… Benim de kazanma isteğim çok fazla ve açıkçası büyük hedefleri olan bir kulübe gelmek için pek fazla düşünmeye gerek yok. O yüzden bu kararı çok rahat verdim. Türkiye basınında 'Prandelli gelecekse, Mancini neden gitti' gibi bir algi var. Bütün İtalyan teknik adamlar aynı futbol ekolunun temsilcisiymiş düşüncesi hakim. Mancini dönemine oranla ne gibi temel farklılıklar göreceğiz Prandelli Galatasaray'ında? Unutulmaması gereken nokta, herkesin kendine has bir karakteri vardır. İnsanların nasıl konuştuğu ve nasıl davrandığı farklıdır. Kısacası Mancini ve ben aynı insanlar değiliz. Aynı ekolden gelebiliriz ama futbola bakışımız farklı olabilir. Bu farkları zaten ileride sahada göreceksiniz. *Sizin takımlarınız için söylenen özellik hep hücumu düşündüğü yönünde. Galatasaray'ın ise bu sene şampiyonluk gibi çok net bir hedefi var. Aynı zamanda rekabetten dolayı dördüncü yıldız yarışı söz konusu… Bu durum oyun felsefenizde bir takım değişikliklere neden olacak mı? Bir kere şu kesin, bizim en büyük hedefimiz bu sene dördüncü yıldızı alabilmek. Şampiyonlar Ligi de var aynı zamanda ve Şampiyonlar Ligi'nde de en iyi şekilde mücadele edeceğiz. Bunların dışında Türkiye Kupası ve Süper Kupa var. Zaten bir takımın yarıştığı kulvarlarda seçim hakkı yoktur, hepsinde sonuna kadar mücadele edersiniz. Bizim felsefemiz her zaman kazanmak olacak. Takımla bir kamp dönemi geçirdiniz. Oyuncularla ilgili izleniminizin ardından sistem konusundaki düşünceleriniz netleşti mi? Takım olarak çalışmalarımıza dörtlü savunma ile başladık ve önüne iki orta saha, kanatları koyup, ilerde de forvet arkası ve forvet oynadık. Çalışmalarımıza bu şekilde başladık. Bir yandan da yerden oynamayı öğrenmeye çalışıyoruz. Bu nokta önemli, her futbolcumuzda da bu çabayı görüyoruz. Ama durumumuz maçlardan sonra belli olacak. Çalışarak daha iyiye gideceğiz. İlk maçın ardından takımın topu yerden oynama çabasından bahsettiniz. İlk yarı 40 dakika bunu başardı takım. Bu süre ne kadar artmalı. Kafanızdaki düşünce nedir? Bizim felsefemizde birinci öncelik topa sahip olma ve oyunu kontrol etmek. Topa sahip olduğumuzda da, hızımızı arttırmalıyız. Kontra ataklara çıkarken oyunu iyi okumalı ve çabuk kurmalıyız. Oyunumuzu bunun üzerine kuruyoruz. Kaptanlık konusunda ne düşünüyorsunuz, sizin için ne ifade ediyor kaptanlık? Benim için kaptanlık çok önemli bir şey… İlk olarak kaptanlığı kime vermeliyim diye düşündüm. Kaptanlık pazu bandını taşıyan oyuncu, öyle bir futbolcu olmalı ki, sadece Galatasaray takımın değil, taraftarı ve Türkiye'yi de temsil eden bir futbolcu olmalıydı. Şanslıyız, çünkü takımda Selçuk İnan gibi bir isim var. Ve Selçuk İnan'ı kaptan yaptık. Selçuk sadece Galatasaray'ı değil, taraftarı ve Türkiye'yi de temsil ediyor. Herkesin sevdiği bir insan ve benim için de büyük bir onur onunla çalışmak. Büyük bir ihtimal sezon boyunca Selçuk-Pirlo kıyaslamaları yapılacak. İkisi farklı oyuncular ama Selçuk'da Pirlo'nun özellikleri var mı gerçekten? Ben kıyaslamaları çok sevmiyorum ama Selçuk'u zarif buluyorum. Zarif bir futbolcu, çok klas ve topa hükmedebilen bir oyuncu olarak görüyorum onu. Kendisi umarım Pirlo'nun kazandıklarını kazanabilir. Öyle bir futbol kaderi olur. Zarif futbolcu derken Wesley de elegan bir futbolcu. Wesley'i takımda nasıl konumlandırmayı planlıyorsunuz? Sneijder dendiğinde, Dünya Kupası'na katılan ve herkesten çok koşan, çalışan bir Sneijder bekliyorum. Onun konumu bizim için çok önemli… Dünya Kupası'nda gösterdiği performansı bizim için de göstermesini diliyorum. *Geçtiğimiz sezon özellikle ligde Galatasaray deplasman fobisi yaşadı? Bununla ilgili bir tahliliniz oldu mu? Büyük bir takımın karakter olarak da güçlü olması gerekiyor ve kendi kişiliğini sahaya yansıtması gerekiyor. Büyük takım her zaman kendi oyununu sahaya yansıtmalı. Biz bu üç noktayı birleştirebilirsek, sahada her maçı kazanırız. Galatasaray Futbol takımında teknik anlamda nasıl bir iş bölümü var. Teknik ekip ve scout ekibi nasıl bir koordinasyon var? Kısa süre önce tüm ekiple tanıştık. Scout ekibinden Emre Bey'le de görüştüm. Çok güçlü, futbolu çok seven, tabiri caizse futbola aşık bir ekip. Onlarla çalışmayı dört gözle bekliyorum. Zaten Galatasaray'a da kulüp olarak baktığımızda çok ilerde bir organizasyon görüyoruz. Bu yüzden çok güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum. Her şey yolunda giderse Galatasaray ile ilgili kurduğunuz hayali bizimle paylaşır mısınız? İyi giderse değil, biz iyi gitmesi için çalışacağız. Sahaya çıkacağız ve amaçlarımıza tek tek ulaşarak daha ilerdeki günlerde oluşacak güzellikleri göreceğiz. Dördüncü Yıldız konusu var bir de. Dördüncü Yıldız'ı kazanmak ve Galatasaray tarihine geçmek siz de nasıl bir motivasyon sağlıyor? Dördüncü Yıldız çok önemli, oyunculara da söylediğimiz gibi sadece dört haftalık çalışma ile alamayız bunu. Aylarca çalışarak bu hedefe ulaşacağız. Bu hedefe ulaşmak için karşımıza çıkan bütün engelleri de aşmalıyız. Şu anda yapmamız gereken çok çalışmak. Kamp öncesi kadroyu belirlerken dikkat çeken kararlar oldu. Sabri Sarıoğlu kararı için neler söylemek istersiniz? Basın karşısına çıktığımda da söyledim. Sabri kararı hep birlikte alınan bir karar. Kişisel olarak Sabri'ye ya da diğer oyunculara karşı herhangi olumsuz bir düşüncem yok ama değişim zamanı geldi. *Kampa genç oyuncuları da götürdünüz. Öne çıkan isimler oldu mu? Realist olarak bakmak gerekirse, potansiyelleri hakkında ne söylersiniz? Açıkçası çok iyi gençler var. İsim vermeyeceğim ama çok enteresan genç futbolcular var. Burada önemli olan nokta gençlerle ilgili sabırlı davranmamız lazım. Gelişimlerini takip etmemiz gerekiyor. Şu anda söyleyebileceğim çok kaliteli, gelecek vadeden gençlerimiz var. Dünyada iletişim çok farklı bir yere gidiyor. Özellikle sosyal medya sonrası birebir ortamlar azaldı. Bu açıdan bakarsak oyuncular da birbirleri ile daha az zaman geçiriyor. Bu gibi iletişim sorunları için bir çözümünüz var mı? Zor bir soru, aslında cevabını da tam olarak bilmiyorum ama başarı için takımın birleşmesi şart. O yüzden kişi bazlı görüşmeleriniz her zaman olacaktır. Futbolcularla doğru konuşmaları yapmak lazım. Onlarla empati kurmak çok önemli… Antrenman sistemleri getirirken de aynı yolda ilerlemek gerekiyor. Bunun için de doğru iletişimi yaratmamız çok önemli. Peki şöyle bir soru sorsam, futbol teknik direktörlerin mi yoksa futbolcuların mı oyunu? Futbol her zaman futbolcularındır ama şöyle de bir şey var; orkestra yönetmek gibi düşünürsek, takımı da birisinin yönetmesi lazım. Müzikte nasıl zamanlamaların ve ahengin tutturulması gerekiyorsa, futbolda da gereken taktikler ve oyun sistemlerinin gösterilmesi lazım. Ama her zaman dediğim gibi, futbol futbolcuların oyunudur. Teknik direktör sadece yol gösterir. Siz Dünya Kupası'nın ardından İtalya'dan ayrılıp, Galatasaray'a imza attıktan sonra İtalya'da sizi eleştiren Agnelli'ye ve Della Velli'ye sosyal medya üzerinden Galatasaray taraftarı tepki verdi. Galatasaray taraftarı kısaca, 'Hoca bizde, kıskanmayın' mesajını verdi. O süreci takip edebildiniz mi? Bütün taraftarlara çok teşekkür ediyorum. Ben artık Türkiye'deyim ve gördüğünüz gibi futbolun dünyaca ünlü bir dili var. Kısaca o bölüme de gidelim. İtalya beklenenden erken şekilde veda etti Dünya Kupası'na… Ne oldu da İtalya bu kadar erken elendi? Biz Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde ve Dünya Kupası grup elemelerinde bir maç bile kaybetmedik ama sonrasında çok önemli iki oyuncuyu kaybettik. Montolivo ve Rossi. Ondan sonra birkaç engel daha çıktı karşımıza ve onları da aşamadık. Olumsuzluklar bir araya gelince, yapacak çok şey kalmıyor. Bu noktada Türkiye'de hakemlerin çok konuşulduğunu da belirmek isterim. Hakemlere karşı nasıl bir tutumunuz var? İtalya'da da aynı şekilde, değişen bir şey yok. *Suarez ile ilgili Muslera ile konuşma fırsatınız oldu mu? Sadece geldiğinde selamlaştık. Konuşacağım ama olanları değiştiremezsiniz. 2002'deki Parma'daki Prandelli ile şimdiki Prandelli arasındaki fark nedir? Şaka bir yana ama biraz yaşlandım. Saçlarım ağardı ama motivasyonumu hiç kaybetmedim, hatta bugün işime daha motiveyim. İhtiyar bir delikanlı var karşınızda. İtalyanlar ve Türklerin birbirlerine benzeyen iki toplum olduğu söylenir. Kısa bir dönem oldu ama böyle bir benzerlik var mı sizce de? Kısa bir süredir Türkiye'deyim. Futbolcularım için konuşabilirim. Onlar çok istekli ve bir aile kurma çabasındalar. Büyük bir grup kurmak için çabalıyorlar. Biz bunu İtalya'da birkaç sene önce kaybettik. Bir yere, kuruma bağlı olmalısınız ve o kuruma sahip çıkmalısınız. İtalya'da biz bunu kaybettik. Bu özelliği burada gördüm ve bu çok hoşuma gitti. *Galatasaray taraftarının önüne yani Türk Telekom Arena'ya çıkacaksınız. Atmosfer hakkında bilginiz var mı? Galatasaray maçlarını izledim ama videodan izlemek gibi olmayacaktır. Taraftarlarımız karşısında oynamak çok büyük bir şey olacak. Orası bir cehennem ve bu bize karşı olmayacak. Bu bizim için çok büyük bir avantaj.Zaman