Sınırlarını Koruyan İnsanların En Güçlü Ortak Yönü
'Bu hafta müsait değilim', 'bunu üstlenemem', 'kusura bakma, gelemeyeceğim.' Bu cümleleri kurmak aslında çoğumuz için sanıldığı kadar zor değil. Zor olan, cümleyi kurduktan sonra ortaya çıkan sessizlik.
Psikolog Mark Travers, yıllardır insanların zamanlarını ve enerjilerini nasıl koruduğunu inceliyor. Vardığı sonuç şu: Sınırları en sağlam olan insanların ortak noktası daha girişken, daha sert ya da daha iyi konuşuyor olmaları değil. Hepsinde aynı tek yetenek var ve bu yeteneğin hitabetle hiçbir ilgisi yok.
Travers'a göre o yetenek, karşısındaki kişinin kendisine kırgın olmasına izin verebilmek ve bunu hemen düzeltmeye çalışmamak. Geri kalan her şey bunun devamı. Peki neden bu kadar zor?
Kaynak: Therapytips.org
Zor Olan Hayır Demek Değil, Hayırdan Sonra Gelen Sessizliğe Dayanmak
Travers'ın dikkat çektiği nokta şu: Sınırı koyduğumuz an genellikle sorunsuz geçiyor. Cümleyi kuruyoruz, telefonu kapatıyoruz, mesajı gönderiyoruz. Asıl sarsıntı sonrasında başlıyor. Karşıdan gelen cevap bir tık soğuyor, mesaj görülüyor ama yanıtlanmıyor, ortamda 'sana biraz bozuldum' havası oluşuyor. İşte o boşluk çoğu insanın dayanamadığı yer.
Sınırları zayıf olan kişiler bu rahatsızlığı susturmak için sınırı sessizce eritiyor. Uzun bir özür ekliyorlar, hiç vermek istemedikleri bir sözü veriyorlar ya da hafta bitmeden 'hayır'ı isteksiz bir 'peki'ye çeviriyorlar. Travers'a göre buradaki sorun sınırın kendisi değil; sonrasına tahammül eşiğinin düşük olması.
Sınırları güçlü olanlar aynı çekimi hissetmiyor değil. Onlar da rahatsız oluyor, onlar da o soğuk cevabı fark ediyor. Fark, rahatsızlığı hissedip ona göre davranmamalarında. Soğuk cevabı olduğu yerde bırakıyorlar, telafi etme dürtüsüne direniyorlar. Çoğu zaman da ilişki, silinen sınıra göre değil, korunan sınıra göre yeniden şekilleniyor.
Karşıdakinin Kırgınlığını Acil Durum Olarak Kodlamıyorlar
Bu becerinin altında sessiz bir zihinsel ayrım yatıyor: Birinin size kızgın olmasıyla ortada gerçekten bir sorun olmasını birbirinden ayırabilmek. Kulağa basit geliyor ama çoğumuz için karşıdakinin hoşnutsuzluğu bedende düpedüz alarm gibi kaydediliyor; gerçek tehlike anındaki sinyalin aynısı devreye giriyor. Bu benzetme boşuna değil: Naomi Eisenberger ve ekibinin Science dergisinde yayımlanan çalışması, sosyal dışlanma anında beynin fiziksel acıda çalışan bölgeleriyle örtüşen alanlarının aktifleştiğini göstermişti. Yani 'kırıldı' hissi, beyin açısından gerçekten acıya benziyor.
Sınırları güçlü olan kişiler bu refleksi araya girip kesiyor. 'Üzgün, bu rahatsız edici ve buna izin var' cümlesini üçünü tek bir acil duruma çevirmeden aynı anda tutabiliyorlar. Kırgınlık onlar için hemen şimdi çözülmesi gereken bir problem değil.
Tek Cümleyle Reddediyorlar, Sonra Kendilerini Savunmayı Bırakıyorlar
Travers'ın en net ayırt edici işaret olarak gösterdiği davranış ise şu: Sınırı güçlü olan insanlar ne kadar az açıklama yapıyor. Bir şeyi reddettiklerinde bunu bir kez, sade bir biçimde söylüyor ve susuyorlar.
Sınırı kırılgan olanlar tam tersini yapıyor. Gerekçe üstüne gerekçe sıralıyor, kanıt sunuyor, neredeyse mahkemede kendini savunur gibi konuşuyorlar. Çünkü bir yanları sınırın ancak karşı taraf 'haklısın' derse geçerli olacağına inanıyor. Travers bunu çok net özetliyor: Uzun savunma aslında izin isteme biçimi.
Güçlü sınır burada bir tür geri çekilme olarak görünüyor. Bu kişilerin 'hayır'ının onaylanmaya ihtiyacı yok.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın