Ömrü Uzattık, Hayatı Ne Yaptık?
İnsanlık ölümsüzlüğe hiç bu kadar çok para harcamamıştı. Fakat yüz yıllık hayatın asıl sorusu, kaç yıl yaşayacağımız değil; o yılları hangi bedenle, hangi gelirle ve kiminle geçireceğimizdir.Telefon ekranına bakın.Bir yanda biyolojik yaşınızı birkaç damla kanla hesapladığını söyleyen testler var. Öte yanda hücrelerinizi gençleştireceğini vadeden takviyeler, kök hücre paketleri, soğuk odalar, plazma değişimleri, genetik raporlar ve kişiye özel “uzun yaşam protokolleri” sıralanıyor.Eskiden insan, yaşlanmaktan korkardı. Şimdi yalnız yaşlanmaktan değil, “yanlış yaşlanmaktan” da korkuyor.Pazarlama tam bu korkunun üzerine yeni bir endüstri kuruyor.Adına “longevity” deniliyor. Türkçeye uzun yaşam olarak çevriliyor ama artık yalnız bir bilim alanını değil; klinikleri, turizmi, biyoteknoloji şirketlerini, veri platformlarını, takviye ürünlerini, güzellik sektörünü ve milyarderlerin finanse ettiği araştırma laboratuvarlarını kapsayan büyük bir ekonomiyi anlatıyor.İtirazım bilime değil.İnsan ömrünü uzatmaya çalışan her ciddi araştırma, uygarlığın en eski ve en değerli uğraşlarından biridir. Benim itirazım, bilim henüz soruyu tartışırken pazarlamanın cevabı satmaya başlamasına…