Ergenlik Kimin Hikayesi? Adı Konmamış Bir Ebeveynlik Hali
Çocukluktan yetişkinliğe geçiş, insanlık tarihi boyunca her dönem kendine has zorluklar barındırdı. Ancak bu dönemi anlamlandırmaya çalışan tıp ve psikoloji literatürü, ilgisini neredeyse her zaman tek bir kişiye yöneltti: Ergen. Kelime kökeni Latince adolescere, yani 'büyümek, olgunlaşmak' fiiline dayanan bu kavram, 1904 yılında G. Stanley Hall'un çalışmalarıyla bilimsel literatürde belirgin bir kimlik kazandı. O günden beri prefrontal korteksin gelişiminden sinaptik budanmalara, hormonal dalgalanmalardan kimlik krizlerine kadar bu döneme ilişkin binlerce akademik çalışma yapıldı. Bugün sokaktaki herhangi birine 'ergen' dediğinizde zihninde anında net bir şablon canlanıyor; otoriteyi sorgulama, özerklik arayışı, yoğun dürtüsellik, beden imgesiyle çatışma ya da duygusal dalgalanmalar.Biyolojinin gence sağladığı muazzam bir alan bu. Kimyasal, fiziksel ve nörolojik değişimlerin yarattığı o çoklu ataklar, kişiyi kimi zaman kendi olmaktan uzaklaştırıyor, kimi zaman da bundan sonrası için kendi olmasını sağlayacak şekilde düzenliyor. Üstelik bu etkiler hiçbir zaman doğrusal ilerlemiyor; yetişkinlikte bile hormonların dalgalanması insanı hayata karşı zaman zaman işlevsiz kılabiliyor. Bu yüzden gençteki bu duruma 'ergen işte' diyoruz ve konu bir şekilde toplumsal bir meşruiyet kazanıyor.Peki, bu süreci hayatında ilk defa deneyimleyen yetişkine ne diyoruz? Çocuğun davranışlarının bilimsel bir adı ve açıklaması varken, ne yapacağını bilemeyen yetişkinin yaşadıklarını hangi literatür tanımlıyor?Neredeyse hiçbiri.Görünmeyen ama evin içinde sessizce yaşanan bu süreci tanımlayarak, yaşananlara kimlik kazandıracak bir kavram geliştirme ihtiyacı aslında bu durumun olağan bir sonucu. İşte bu ihtiyaç, tam karşımızda duran o dönemi adlandırıyor: Yansıtılmış Ergenlik