article/comments
article/share
Haberler
Linç Kültürünün Anatomisi: Kalabalığın Arkasına Saklananlar

etiket Linç Kültürünün Anatomisi: Kalabalığın Arkasına Saklananlar

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Sosyal medyada her gün aynı hikâyeyi izliyoruz.

Bir video düşüyor önümüze. Bir cümle, bir fotoğraf, eski bir paylaşım ya da birkaç saniyelik bir görüntü…

Önce birkaç kişi tepki gösteriyor.

Sonra yüzlercesi.

Ardından binlerce yorum geliyor.

Hakaretler, aşağılamalar, işten çıkarma çağrıları, 'iptal edin', 'bitirin', 'bir daha hiçbir yerde çalışamasın' talepleri…

Ve garip olan şu ki; bu kalabalığın büyük bölümü kendisini saldırgan değil, adalet savaşçısı olarak görüyor.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Peki gerçekten öyle mi?

Peki gerçekten öyle mi?

Bu yazıda linç psikolojisini bilimsel olarak ele alan çalışmalara kulak veriyoruz.

Konuyla ilgili temel sorularımız şunlar:

İnsanlar neden linç eder?

Sosyal medya bunu neden teşvik eder?

Linç eden kişi neden kendini haklı hisseder?

Bilim insanları son yıllarda bu soruların peşine düştü. Yüzlerce araştırmanın incelendiği kapsamlı derleme çalışmaları, insanların sosyal medyada neden bu kadar kolay linç kültürünün parçası olduğunu açıklamaya başladı. Ortaya çıkan sonuçlar ise oldukça sarsıcı. Bilimsel literatürde en sık karşılaşılan linç motivasyonları şöyle öne çıkıyor:

Ahlaki üstünlük hissi: “Ben doğru olanı savunuyorum.”

Grup aidiyeti: “Kendi grubuna sadakat göstermek.”

Sosyal onay: “Beğeni ve takipçi kazanmak.”

Duygusal boşalma: “Öfkeyi boşaltmak.”

Güç hissi: “Kalabalığın parçası olmanın verdiği güç.”

Anonimlik: “Hesap verme sorumluluğunun azalması.”

Adalet duygusu: “Hak ettiği cezayı veriyoruz.”

Eğlence: “Özellikle genç kullanıcılar arasında trollük motivasyonu.”

Algoritmik ödüllendirme: “Sert söylemler daha görünür olur.”

Ahlaki kopukluk: “Vicdani rahatsızlığı azaltarak saldırganlığı meşrulaştırma.”

Linç, yalnızca bireysel kötücüllüğün değil; psikolojik meşrulaştırma, grup dinamikleri ve algoritmik teşviklerin kesiştiği bir davranış biçimidir. Dijital linç adaleti şeklinde tanımlanan koşullarda, kişiler mahkeme olmadan 'cezalandırıcı kalabalık' oluştururlar.

“İnsanlar sosyal medyada yalnızca öfkelendikleri için linç etmiyor. Çoğu zaman iyi insan olduklarını göstermek için de linç ediyorlar.”

“İnsanlar sosyal medyada yalnızca öfkelendikleri için linç etmiyor. Çoğu zaman iyi insan olduklarını göstermek için de linç ediyorlar.”

Bu cümle ilk bakışta rahatsız edici gelebilir. Çünkü hepimiz kendimizi 'doğru olanı savunan' tarafta görmeyi severiz. Oysa insan beyni, milyonlarca yıl boyunca küçük topluluklarda yaşayacak şekilde evrimleşti. O topluluklarda grubun kurallarını korumak hayatta kalmak demekti. Kuralları ihlal eden kişiyi ayıplamak, dışlamak ya da cezalandırmak grubun düzenini sağlıyordu. Yani yanlış yapanı cezalandırma isteği, insan doğasının tamamen yabancı olduğu bir duygu değil. Sorun şu ki, bu mekanizma artık birkaç düzine kişilik köylerde değil; milyonlarca insanın aynı anda bağırdığı dijital meydanlarda çalışıyor. Üstelik bu meydanların görünmez bir hakemi var: Algoritmalar.

Sosyal medya şirketlerinin iş modeli bizleri platformlarda daha uzun süre tutmaktır. Çünkü dikkat, bugün dünyanın en değerli ekonomik kaynaklarından biri hâline gelmiştir. Dikkatimizi en kolay yakalayan konuların başında ise, öfke ve şaşkınlık gibi yüksek duygular geliyor.

Sessizce yazılmış dengeli bir değerlendirme çoğu zaman birkaç kişi tarafından görülür.

Ama sert bir suçlama…

Alaycı bir cümle…

Aşağılayıcı bir yorum…

Dakikalar içinde binlerce kişiye ulaşabilir.

Çünkü öfke, etkileşim üretir.

Psikolojimizin bize oynadığı bir başka oyun ise onay ihtiyacıyla ilgilidir.

Bir paylaşımımıza yüzlerce beğeni geldiğinde beynimiz bunu sosyal onay olarak algılıyor. Her beğeni küçük bir ödül gibi çalışıyor. Böylece yalnızca fikrimizi söylemiş olmuyoruz; aynı zamanda onaylanmış hissediyoruz.

'Ahlaki statü gösterisi' dediğimiz olgu tam da burada ortaya çıkıyor. İnsanlar yalnızca yanlış yapanı eleştirmiyor; aynı zamanda 'Ben doğru taraftayım.' mesajını da veriyor.

Linç, bazen adalet arayışından çok bir kimlik gösterisine dönüşüyor. Platformların yorum yapmayı, suçlamayı ve başkalarını utandırmayı son derece düşük maliyetli hâle getirmesi bunu teşvik ediyor.

Daha da ilginci var.

Gerçek hayatta çoğumuz tanımadığımız bir insana saatlerce hakaret etmeyiz.

Peki sosyal medyada bunu neden yapıyoruz?

Çünkü kalabalık sorumluluğu dağıtır.

Binlerce kişinin aynı hedefe yöneldiği bir ortamda birey, kendi etkisini küçümser.

'Ben yazmasam da herkes yazıyor.', 'Ben sadece fikrimi söyledim.', 'Bir yorumdan ne olur?'

İşte linç tam da bu cümlelerin toplamından doğuyor. Hiç kimse tek başına linç etmiyor. Ama herkes küçük bir taş atıyor. Sonunda ortaya devasa bir enkaz çıkıyor.

Dahası, sosyal medya bize toplumun gerçekte olduğundan çok daha öfkeli olduğu hissini veriyor. Gün boyunca karşımıza çıkan sert yorumlar, bağıran başlıklar ve kutuplaştırıcı paylaşımlar, sanki herkes birbirinden nefret ediyormuş gibi bir algı oluşturuyor.

Oysa aynı araştırmalar insanların büyük bölümünün aslında daha sakin, daha düşünceli ve daha yapıcı içerikleri görmek istediğini gösteriyor. İnsanlar öfkeye tıklıyor ama huzuru özlüyor. Belki de çağımızın en büyük çelişkisi bu.

Eleştiriyle linç arasındaki çizgi, çoğu zaman sandığımızdan daha incedir.

Eleştiri davranışı hedef alır.

Linç insanı.

Eleştiri düzeltmeyi amaçlar.

Linç yok etmeyi.

Ve sosyal medya bize her gün bu çizgiyi biraz daha unutturuyor.

Ahlaki çözülme arttıkça siber zorbalık anlamlı biçimde artıyor.

Yani insanlar önce davranışı zihinsel olarak meşrulaştırıyor, sonra saldırıyor.

Belki de paylaş tuşuna basmadan önce kendimize tek bir soru sormamız yeterlidir:

'Ben gerçekten ne için yazıyorum?

Bu soruya vereceğimiz dürüst cevap, yalnızca sosyal medyadaki dilimizi değil, nasıl bir toplum olmak istediğimizi de belirler.

Çünkü dijital çağın en büyük sınavı teknoloji değil. İnsan kalabilmek.

Yararlanılan Kaynaklar

Chan, T. K., Cheung, C. M., & Lee, Z. W. (2021). Cyberbullying on social networking sites: A literature review and future research directions. Information & Management, 58(2), 103411.

Lo Cricchio, M. G., García-Poole, C., Te Brinke, L. W., Bianchi, D., & Menesini, E. (2021). Moral disengagement and cyberbullying involvement: A systematic review. European Journal of Developmental Psychology, 18(2), 271-311.

Van Bavel, J. J., Robertson, C. E., Del Rosario, K., Rasmussen, J., & Rathje, S. (2024). Social media and morality. Annual review of psychology, 75(1), 311-340.

Zhao, L., & Yu, J. (2021). A meta-analytic review of moral disengagement and cyberbullying. Frontiers in Psychology, 12, 681299.

Not: Bu yazıda yararlanılan kaynaktaki veriler derlenerek aktarılmıştır. İçerikte başka kaynaklardan yapılan alıntılara ilişkin detaylı bilgiler için adı geçen çalışmalar incelenebilir.

LinkedIn

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
Sonsuz olasılıklara, gelişime ve dönüşüme inanır. Akademik olarak pazarlama iletişimi, tüketim ve yaratıcılık ekseninde insan davranışlarını inceleyen araştırmalar ve dersler yürütür. Marka iletişimi ve kurumsal iletişim alanlarında danışmanlık ve eğitmenlikleri kapsayan yolculuğunu sürdürmektedir.
Tüm içerikleri
right-dark
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
2
2
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam