Viyana Haberleri

Viyana ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Viyana ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Hitler'den 18 Yağlı Boya Çalışması
Orta okul yıllarında derslerinde çok zorlanan Adolf Hitler, kendisini resime vermişti. İleride ressam olmayı kafasına koydu ve okulu bıraktı.17 yaşındaki Genç Adolf, ilk defa geldiği Viyana'dan çok etkilenir. Viyana sanat ve kültürün kalbidir. Operalar, baleler, konserler, tiyatrolar, resim galerileri...Etrafa hayran hayran bakınırken duvarda bir ilan görür; Viyana Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü seçmeleri.Kendisine ve sanatına güvenen Adolf hemen seçmelere kayıt olur. 1907 yılının ekim ayında yapılan seçmelerin ilk aşamasında, 110 kişi arasından seçilen 33 adaydan birisi olarak ikinci aşamaya girmeye hak kazanır.Ertesi gün yapılan ikinci aşamada, seçilen 10 öğrenci arasına giremeyince dünyası yıkılır. Büyük hayal kırıklığı ile akademi müdürünün odasına giden Adolf, neden seçilemediğini sorar. Çizgilerinin sert olduğu, resim yeteneğinin kısıtlı olduğu cevabını alır ama yine de pes etmez. Bir sene sonraki seçmelere başvuran Adolf bu sefer sınava dahi kabul edilmez.Bu dönemde maddi olarak da kötü durumda olan Adolf çok zor zamanlar geçirir. Parası bitince bir kilisenin evsizler barınağında yaşamaya başlarken bir taraftan da kar küreyerek, bavul taşıyarak hatta bazen dilenerek para kazanmaya çalışır. Sonrasında çizdiği resimleri turistlere satmayı akıl eden Adolf, bu dönemde resim yeteneğini biraz daha geliştirir.Son kez Sanat Akademisinde şansını denese de yine seçilemez. 5 yılı aşkın bir süre Viyana'da ressam olmak için çabalarken sefil bir yaşam süren Adolf, Viyana'dan ayrılırken ressamlık hayallerini de arkasında bırakmıştır.Adolf Hitler'in çizdiği resimlerine gelecek olursak, pek resimden anlamadığımı söyleyemem ama nacizane yorumum özellikle bina resimleri  ve perspektif algısı başarılı, insan resimleri ve canlı nesneler donuk geldi bana. Tabi bir bilen olsa da danışsak, psikolojik incelemelerini yaptırsak keşke.İşte Adolf Hitler'in çizdiği resimlerden birkaçı...
İtalya'da bir Türk Köyü
Türkçe bilmiyorlar ve Türkiye'yi hiç görmemişler ama 323 yıldır Türk gibi yaşıyorlar. İtalya'nın Moena Köyü'ne sığınan bir Yeniçeri oraya yerleşip, bir de kahraman olunca köyün adı La Turchia olarak anılmaya başlamış. Moena Köylülerinin en büyük isteği ise mehter takımını görmek. Kasaba halkının 'Il Turco' adını verdiği asker Bu ilginç öykü tam 323 yıl önce başlar. 2. Viyana kuşatması ardından bir Osmanlı askeri, İtalya'da küçük bir kasabaya sığınır. Ölmek üzere olan bu Yeniçeri askeri, kasaba halkı tarafından tedavi edilir. İyileştiğinde de köylü bir kızla evlenir. Kasaba halkı tarafından Il Turco adı verilen asker, o zamanlar dükalığın halktan istediği haksız vergilere karşı köy halkını ayaklandırır ve korur. Kendisini ve Türk adetini bu yörenin insanlarına öyle sevdirir ki ölümünden sonra dahi bu Türk gelenekleri yaşatılır. 323 YILLIK EFSANE  Yaz aylarında nüfusu 2 bin 600, kışın aylarında ise 14 bine çıkan İtalya'da Manzori Dağları'nın eteğindeki Moena Köyü, 323 yıldır hoşgörünün en güzel örneğini sergiliyor. Halk arasında kahraman ilan edilen bu Yeniçeri askerinin bir heykelinin de bulunduğu Moena'ya halk La Turchia adını vermiştir. Bir Türk'e inanarak asırlardır bunu koruyabilen Moenalılar, 'Moena'daki bizim Türkiyemizde doğduk,' diyorlar, ama tek bir kelime bile Türkçe bilmiyorlar. Hiçbiri de Türkiye'ye gelmemiş. Sokaklarda İtalyan bayrağı değil, Türk bayrakları dalgalanıyor. Kitaplardan ve televizyonlardan görebildikleri kadar Türkiye'yi takip etmeye çalışıyorlar. Kahraman olarak gördükleri yeniçeri anısına her yıl ağustos ayının ilk haftasında düzenlenen 'Moena Türk Festivali'nde belediye başkanı dahil herkes Türk gibi giyiniyor, yeniçeri kıyafetli askerler etrafta dolaşıyor. Festivallerde, topluluğun en yaşlısı Sultan oluyor ve Il Turco'yu temsil ediyor. Yeniçeri askerinin heykelinin de bulunduğu meydanda festival iki gün boyunca sürüyor.
Doğal Beslenme, Doğa ile Beslenme
İnsanoğlu dünyada var olmaya başladığı andan beri açlık hissini gidermek için sürekli yeme eylemini gerçekleştirerek çağımıza kadar varlığını sürdürmüştür. Her çağın farklı beslenme alışkanlıkları, dönemin koşullarına göre farklılaşmış; gerek coğrafyalardan, gerekse iklimlerin çeşitliliğinden dolayı çeşitli beslenme biçimleri oluşmaya başlamıştır. Tarihin tekerleğin icadından beri yuvarlanarak günümüze kadar gelişi, farklı evrelerden geçmiş, gelişmiş koşullarıda beraberinde getirmiştir. Bu durum bize insanın faaliyetlerinin her alanda yaşamsal değişkenliğe neden olduğunu göstermektedir. En nihayetinde insanın beslenme süreci değişimden de payını almış, her çağın farklıbeslenme alışkanlıkları ortaya çıkmıştır. Avcılık ve toplayıcılığın yaşandığı insanoğlunun ilk zamanlarında beslenme oldukça ilkel nitelikte idi. tabii tarihi yorumlardan çıkaracağımız sonuç ve nitelemeler günün koşullarını da dikkate almayı gerektirdiği için en optimum ve olması gereken beslenme biçimi şimdi ilkel diye nitelendirdiğimiz beslenme biçimidir. Tarihsel olarak beslenmeyi etkileyen süreçler şu şekilde gelişmeye başlamıştır. Milattan önce: 200’lerde Japonlar ilerde geleneksel içkileri olacak prinç rakısı Sake’yi ürettiler. Daha sonra 327’de Büyük İskenderin orduları muz ve şeker kamışı yemeye başladı. 350’de ilk yemek kitabını Archestratos yazdı. 400’lü yıllardan sonra baharat yolu ile Uzakdoğu’dan Avrupa’ya besin maddeleri taşınmaya başlandı. Bu durum farklı kültürlerin beslenme alışkanlıklarının kaynaşmasını da sağlamıştır. Kuzey Hindistan’da şeker kamışından şeker üretilmeye başlanırken tarih Milattan önce 500’lerdi. İlkel buzdolabı olarak nitelendirebileceğimiz yöntemiÇinliler 1000’li yıllarda besinlerinin bozulmaması için kullanmaya başladılar.1200’de Mısırlılar yağda kızartılan yemekler yapmaya başlarken,1680’de gene Mısır’da Mayalı hamurdan ekmek yapılmaya başlandı. Hamurabi kanunlarına bakıldığında özellikle 1700’lerde kıyılmış et ve tuzlanmış balığın tüketildiği anlaşılmaktadır. 2500’lüyıllarda Girit ve Yunan adalarında Şarap yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca Gılgamış Destanından da anlaşılabileceği gibi 3000’li yıllarda dönemin insanlarının salatalık, incir, soğan ve ekmek yediklerini görebiliriz. AşağıMezapotamyada 3500’lerden sonra şarap ve bira içilmeye başlanmıştır. 5000’den sonrada kaynatılmış hububat ve kızartılmış et yemeği yenilmeye başlanmıştır. Milattan sonraki süreç ise aşağıdaki periyotlarla gelişmiştir: Birinci yüzyılda batının ilk yemek kitabını Gaius Apicius yazdı. Gene Birinci yüzyılda Vandallar Batıya tereyağını getirdi. Beşinci yüzyılda İskoçya’da viskinin atasıVisce beatha üretildi. Onuncu yüzyılda Karanfil ve zencefil gibi baharatlar Yahudi tüccarlar tarafından Avrupa pazarlarında satılır hale geldi. Roqueforts peyniri ilk kez bu yüzyılda üretildi. On ikinci yüzyılda Almanya’da modern anlamdaki ilk tereyağı ortaya çıktı. Aynı yüzyılda İngiltere’de beslenme amaçlı Midye yetiştiriciliği yapılmaya başlandı.  On üçüncü yüzyılda Ringa balığı Avrupa nufüsünün yarısını doyurmaya yetiyordu. On dördüncü yüzyılda Konserve yöntemini Hollandalı Wilhelm Beuckelszon geliştirdi. On beşinci yüzyılda ilk camşişeler Fransada üretilmeye başlandı ve Venedikte ilk kez çatal kullanıldığı kayıtlara geçti. Gene on beşinci yüzyılda Fransa Kralı 1. François’nın düğününde ilk kez tabak kullanıldı, İtalya’da ilk dondurma üretildi, Venedig’de ilk kahvehane açıldı, Beşamel sos ilk kez kullanıldı, 14. Louis Paris’de ilk kez çatal kullandı, Fransız kimyager Denis Papin düdüklü tencereyi icat etti, Viyana Kuşatması’nın ardından ilk gerçek cafe açıldı, Cordon Bleu icat edildi, Dom Perignon şampanyayı icat etti. On sekizinci yüzyılda ise; Sir John Montagu hızlı yemek yiyebilmek için sandöviçi geliştirdi, Paris’de halkın gidebildiği ilk restoran açıldı, ‘Boulanger’ isimli lokantanın camında insanı yenilediği (restore) iddia edilen çorbanın afişi asılı olduğu için bu işletmeye “restoran” tanımı yapıldı. Camemberts peyniri üretilmeye başlandı, Aşçılar ilk kez bugünkülere benzeyen uzun “aşçı şapkası” giymeye başladı,  Steril hale gelmiş ve paketlenmiş ilk gıda maddeleri Nicolas Appert tarafından üretilir, Ruslar hızlı yemek yenen yerler için ilk kez hızlı anlamına gelen “bistro” kelimesinden bistro kavramını geliştirdiler, New York’daki Delmonico’s restoran ilk kez basılı yemek menusu kullandı, Havagazı ile çalışan ilk pişirme ocağı Southampton’da üretildi, Fransız Ferdinand Carre ilk buzdolabını üretti, Louis Pasteur pastörizasyon yöntemini geliştirdi, George Pullman ilk kez yemek vagonunu trenlerde kullanmaya başladı, Ünlü aşçı Auguste Escoffier, opera sanatçısı Nellie Melba için peşmelba (peach melba) tatlısını üretti, New York’un ilk pizza restoranı Spring Street’de açıldı, Retoran eleştiri rehberi Guide Michelin ilk kez Paris’de yayınlandı, ABD’de ilk hamburger zinciri kuruldu, ABD’de ilk dondurulmuş gıda üretildi.Beslenmenin genel süreçleri yukarıdaki örneklerle ortaya konulmuş ve bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Zira çoğaltabileceğimiz beslenme süreçleri ile ilgili gelişmeler son dönemlerde kendini özellikle modern hayatın kurallarına göre biçimlendirdi. Örneğin fast food, (GDO) genetiği değiştirilmiş organizmaların tüketilmesi ve organik gıda adı altında çeşitli ifadelerle yeni beslenme şekilleri icat oldu. Hal böyle iken pazarlama anlayışı da bu yönde kendini yenilemeye başladı. Artık doğal beslenmenin, doğaya uyumlu beslenmenin yolları aranmaya başlandı. Doğal dengenin küçük ama en ağır unsurları olan arılarımızla Doğal gıda üretimi sürecinde kaliteli ürünlerimizle sizlerle birlikteyiz.
Hukuk Öğrencilerinin Okuması Gereken 25 Kitap
Hukuk Öğrencilerinin Okuması Gereken 25 Kitap :“Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı, yalnızlığın romanı, dostluk özleminin, iyi insan özleminin romanı. Ferit Edgü, Çakır’ı anlatırken, su yolunda kırılan testileri anlatırken, hepimizin yalnızlığını, hepimizin dostluk özlemini dile getiriyor. Şu iyice bunaldığımız koşullarda… Ve yalnızlığa, dostluğa, iyiliğe denk düşen bir anlatımla… Bir de bakıyorsunuz… Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı, günümüz Türkiyesi’nin gayri insanileşmiş durumunun izdüşümü oluvermiş…” - Fethi Naci2 – Suç Ve Ceza – DostoyevskiFyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846′da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849′da I. Nikola’nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Cezasını tamamlayıp Sibirya’dan döndükten sonra Petersburg’da Vremya dergisini çıkarmaya başladı, yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu.Suç ve Ceza Dostoyevski’nin bütün dünyada en çok okunan başyapıtıdır.3 – Baba Ve Piç – Elif ŞafakElif Şafak’ın Baba ve Piç adlı kitabını okudunuz mu? Okuyun. Üzerine çok yazıldığı için çok kısadan söyleyeceğim: Farklı katmanları, farklı okumaları, farklı çağrışımları keşfetmek için okuyun. Türkçenin sonsuz zenginliğini, Elif Şafak’ın dil oyunlarını, dille oynamasını, dili uçurmasını, cinsiyetçiliğe meydan okuyan dil “hınzırlıklarını” keşfedip, tadını çıkarmak için okuyun.Unutmak, anımsamak, anılar, suskunluklar, sırlar ve gerçekler, isyanlar ve boyun eğmeler, kaçışlar ve arayışlar üzerine, bizi bize anlatan enfes bir roman olduğu için okuyun. Zeynep Oral, Cumhuriyet Canlı ve eğlenceli. Bu muhteşem roman beni alıp uzaklara götürdü. Geri döndüğümde ise beni başka bir gerçeklik bekliyordu. Alan Cheuse, Chicago Tribune Cesur ve güzel…Kitapta pek çok karakter olmasına rağmen, bu karakterler arasında en etkileyici olanı Kazancı ailesinin kadın reislerinden biri değil, belki de İstanbul’un kendisi. John Freeman, Star Tribune Şafak güçlü kadın karakterler yaratma konusunda çok hünerli, ayrıca İstanbul’a ilişkin canlı tasvirler pek çok kişiyi şehre çekecek türden. Şafak’ın karakterleri kitabı bitirdikten sonra bile insanın zihnini terk etmiyor. - Patricia Corrigan, St. Louis Post-Dispatch4 – Hukuk Felsefesinin Eleştirisi – Hegel5 – Roma Hukukunun Güncelliği – VilleyDurgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.7 – Tarihimizle Yüzleşmek – Emre KongarTarihe bakarken genellikle hangi yanlışlar yapılır? Türkler isteyerek mi Müslüman oldular? İslama laikliği kimler getirdi? Osmanlı’da inançları yüzünden kimler yakıldı? Osmanlı İmparatorluğu Müslüman olduğu için mi çöktü? Ermeni trajedisi bir soykırım mıdır? Niçin? Abdülhamit: “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan” mı? Vahdettin “hain” miydi? Amerika hangi Lozan’ı kabul etmedi? Atatürk niçin yalnız bir liderdi? Menderes bir “Demokrasi Şehidi” midir? Askerler siyasette ne tür tarihi roller oynamıştır? Atatürkçü aydınlar niçin öldürüldü? Prof. Emre Kongar, bu ve benzeri ilginç soruların yanıtlarını, hem resmi, hem de gayri resmi tarihi eleştirerek veriyor.8 – Faust – GoetheFaust, yaşadığı çağın bütün bilimlerini öğrenmeye çalışan, bilgi ihtirası içinde kıvranan karamsar bir kişidir. Nefsiyle onca uğraşmasına rağmen mutluluğu bulamamış olmanın ıstırabıyla kavrulmaktadır.Şeytanı temsil eden Mephisto, bu durumdaki Faust’u kolayca baştan çıkarabileceğini, sapıklığa sürükleyebileceğini düşünür. Tanrı ise insanın yaradılış itibarı ile iyi olduğunu ve kendi ruhunun iyiliği sayesinde doğru yolu bulabileceğini bildiği için MephistoÙyFaust üzede istediğini yapmakta serbest bırakır.9 – Kar – Orhan PamukPamuk’un “İlk ve son siyasi romanım” dediği Kar, Türk edebiyatında 1990′ların siyasi atmosferini ele alan, dönemi bütün şiddeti ve çatışmalarıyla anlatan en iyi ve en iddialı romandır. Kars’taki siyasal İslamcılar, solcular, Türk ve Kürt milliyetçilerinin hikâyesini inanç, başörtüsü sorunu, askeri darbeler ve üçüncü dünyada yaşamanın öfkesi ve ümitsizliği üzerinden tartışan Kar’da Pamuk, başka romanlarında da zaman zaman gördüğümüz mizah yeteneğini bu defa sonuna kadar sergiliyor. Kar’ı, romanın yazılış ve yayımlanma süreçlerinin daha önce bilinmeyen ayrıntılarına değinen bir sonsözle birlikte yayımlıyoruz.On iki yıldır Almanya’da sürgün olan şair Ka Türkiye’ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars şehrinde bulur kendini. Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında sokak sokak, dükkân dükkân bu hüzünlü ve güzel şehri ve insanlarını tanımaya çalışır. Kars’ta ağzına kadar işsizlerle dolu çayhaneler, dışarıdan gelmiş ve kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlar, çeşitli siyasal gruplar, dedikodular, söylentiler, Karpalas Oteli ve sahibi Turgut Bey ile kızları İpek ve Kadife ve Ka için aşk ve mutluluk vaadi vardır. Kar Türkiye’nin temel siyasi çatışmalarını anlamamız için okunması gereken bir roman.“Kar zamanımızın okunması gereken temel kitaplarından…” - Margaret Atwood“O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı.” - New York Tımes10 – Tutunamayanlar – Oğuz AtayTutunamayanlar’, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran, Oğuz Atay’ın bu ilk romanını “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak niteler. Moran’a göre “Oğuz Atay’ın mizah gücü ve duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar’ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.” Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, “saldırısı tutunanların anlamayacağı, rededeceği türden bir romanla yapar.”1 1 – Nietzsche Ağladığında – İrvin D. YalomYoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek…Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk. Aktörler Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı’yı öldürmüş. “Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır” diyor. Daha sonra, “Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenebilirsiniz?” diyecek. Ümitsiz.Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri.Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.Konu Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. “Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin” der. Breuer, Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla “peki” der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade… ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar… Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere…12 – Reis Bey – Necip Fazıl1948′den 1960 yılına kadar geçen sürede tiyatro eseri kaleme almayan Necip Fazıl, 1960 ihtilaliyle girdiği hapiste, üç piyes yazmıştır: Ahşap Konak, Kumandan ve Reis Bey. Piyesin ana karakteri Reis Bey, bir ağır ceza reisidir. Ömrü otel odalarında geçmiş, yapyalnız ve tuhaf bir adam. Taş kalpli bir kanun tatbikçisi… Onun nazarında merhamet, idamlık bir suçtur ve “cemiyette bir ferdi korumak için bin kişiye idam gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır.” Günün birinde, annesini öldürdüğü iddiasıyla huzuruna çıkarılan bir gencin idamına karar verir. Artık olaylar çok farklı gelişecek ve Reis Bey’in buz gibi iç dünyası müthiş bir sarsıntiyle yerle bir olacaktır. (Yazıldığı tarih: 1960)13 – Diriliş – TolstoyTolstoy’un en önemli üç romanından biri olan Diriliş, bir insanın geçirdiği sarsıcı değişimin romanıdır. Zengin Prens Nehlüdov, hizmetçi Maslova’yı baştan çıkarıp terk ederek hırs ve arzularının peşinden gider. Yıllar sonra bir mahkeme salonunda Maslova ile karşılaşan Nehlüdov, onu bu batağa kendisinin ittiğinin farkına varacak ve “dirilen” vicdanı, onun baştan ayağa değişmesine sebep olacaktır.Diriliş, vicdan azabının ezici baskısını anlatırken, ceza hukukuna da ağır eleştiriler yöneltiyor. Eserlerinde ahlaki değerlere vurgu yapan Tolstoy, bu kitabında insan ruhunun, vicdanının ve inancının toplum tarafından öldürüldüğünü dile getirip, bunların yeniden dirilişinin mümkün olup olmadığını sorguluyor.14 – Devlet – Platon (Eflatun)Platon’un uçsuz bucaksız diyaloglarından en ünlüsü olan “Devlet” adlı bu eserde, Platon felsefe ilkelerini siyasi olgulara uygulayarak ‘soyut siyasi teorilerin’ temellerini atmıştır.İk bakışta sadece doğrunun tabiatı araştırılıyor gibi görünse de, Platon ideal devlet ütopyası ile sosyoloji, psikoloji, etik, felsefe ve eğitime dair birçok konuyu ayrıntılarıyla değinir. Gerçeğin doğası ve ‘idealar teorisi’ üzerine yazdığı en önemli metinler de, yine ‘Devlet’ adlı bu çalışmada çıkar karşımıza!Öğretmeni ve arkadaşı Sokrates’i infaza götüren Atina demokrasisini keskin sözlerle eleştiren Platon’un bu yapıtını okuduktan sonra, onun günümüzde önemini ve geçerliliğini koruyabilen nadir düşünürlerden biri olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz!15 – Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk16 – Bülbülü Öldürmek – Harper LeeBu kitap Amerikan Kütüphaneciler Birliği’nce yüzyılın en iyi romanı seçilmiştir.Uzun süredir en çok aranan kitaplar arasında yer alan Bülbülü Öldürmek yeniden piyasada…“İstediğiniz kadar şakrak kuşu vurabilirsiniz ama bülbülü öldürmek günahtır, bunu asla unutmayın.”Amerika’da 1930′ların Güney Eyaletleri’nden birinde bir zenci be-yaz bir kızın ırzına geçmekle suçlanır. Önyargılar, şiddet ve riyakâr-lıkla beslenen Güneyli erişkinlerin ırk ve sınıf ayrımı konusundaki mantıksız yaklaşımlarını Scout ve Jem Finch adlarındaki iki çocuğun ağzından keyifli bir dille bize aktaran roman, aynı zamanda kent hal-kının vicdanına karşı tek başına karşı koyan bir erkeğin mücadelesini de anlatıyor.Tüm zamanların en çok sevilen klasiklerinden olan Bülbülü Öldür-mek, 1960 yılında yayınlandığından bu yana birçok saygın ödül ka-zanmıştır.Pulitzer Ödülü de kazanan roman, kırktan fazla dile çevrilmiş, tüm dünyada otuz milyondan fazla satmış ve ünlü yıldızların başrolünü oy-nadığı film, Oscar kazanmıştır. Library Journal17 –Dava – Franz Kafka…Dava romanının çevirisinin bu basımı Cem Yayınevi’nde şimdiye kadar çıkan basımlardan farklı bir özelllik taşıyor. Daha önceki çevirilerde Dava’nın Kafka’nın yakın dostu Max Brod tarafından baskıya hazırlanmış metni temel alınmışken, bu kez Kafka yapıtlarının “Edisyon Kritik” dizisinde Oxford Üniversitesinden Kafka araştırmacısı Malcolm Pasley’in Dava’nın özgün el yazısı metnine dayanarak hazırladığı ve 1990 yılında S. Fisher yayınevince yayınlanan metin göz önünde tutularak çevirisi yeniden gözden geçirilmiştir. Ayrıca, Dava’nın bu çevirisine çevirmen tarafından Kafka Günlüğü’nde Dava’nın oluşumuna ilişkin notlar ve Kafka araştırmacılarından Heinz Politzer’in Dava romanıyla ilgili bir yorumu eklenmiştir. (Arka Kapak)18 – Şato – Franz Kafka19 – Suçlar Ve Cezalar Hakkında – Cesare Beccaria20 – Yabancı – Albert Camus21 – Çankaya – Falih Rıfkı Atay22 – Simyacı – Paulo Coelho23 – İran’dan Mektuplar – Puşkin24 – Sefiller – Victor Hugo25 – Ağır Cezalık Anılar – Ömer Dedeoğlu
Aslında Hangi Dünya Şehrine Aitsin?
Gördüğümüz en harika mavi top olan Dünyamızın, mimarileri, insanları, yemekleri ve daha pek çok ayrıntıları ile her biri ayrı ayrı karaktere dönüşmüş şehirlerinden hangisisin hiç merak ettin mi? Testi çöz ait olduğun şehri öğren. Kimbilir belki yakında ziyaret de edersin.