İstanbul’a İlk Kez Nereden Bakılır? Haydarpaşa’da Bir Memleketin Geliş ve Gidiş Hikâyesi
Tren durmuştu ama İstanbul henüz başlamamıştıTren Haydarpaşa’nın peronuna girdiğinde uzun yolculuk sona ererdi.Ama insan henüz İstanbul’a varmış sayılmazdı.Bavulunu eline alır, kalabalığın arasından garın yüksek tavanlı salonuna geçer, merdivenlerden denize doğru yürürdü. Kapıdan çıktığında karşısında bambaşka bir şehir belirirdi:Minareleri, vapurları, sisin içinde kaybolan kubbeleri ve martılarıyla İstanbul…Fakat hâlâ karşı kıyıdaydı.Anadolu’dan gelen yolcu için Haydarpaşa yalnızca bir tren garı değildi. Eski hayatıyla yeni hayatı arasındaki son eşikti. Arkasında memleketi, önünde ise henüz tanımadığı büyük şehir vardı.Öğrenciler, askerler, memurlar, işçiler, tüccarlar, yeni evlenen çiftler ve İstanbul’da şansını denemek isteyen gençler…Kimisi küçük bir tahta bavulla geldi.Kimisi yanında annesinin hazırladığı yiyecekleri taşıdı.Kimisi kendisini bekleyen hiç kimse olmadığı halde, garın merdivenlerinden büyük bir cesaretle indi.Haydarpaşa hepsini aynı manzarayla karşıladı.Belki de bu nedenle Türkiye’de çok az yapı, insanların kişisel hafızasında Haydarpaşa kadar derin bir yere sahiptir.Çünkü bazı binaları yalnızca görürüz.Bazı binalardan ise hayatımıza geçeriz.