Tarihin Yaşamı
Eski bir romanın sayfalarını çevirirken bazen tuhaf bir duyguya kapılırım: Sanki satırların arasından biri bana bakıyor. Kahraman değil, yazar da değil; o romanın yazıldığı günlerin kendisi. Sokakların tozu, evlerin lambası, insanların birbirine hitap ediş biçimi… Hepsi oradadır, sabırla okunmayı bekler.Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı bu yıl tam da bu duyguyu tema olarak seçmiş: “Romanların ve Hatıratların İzinde.” 3–11 Ekim tarihleri arasında Kocaeli Kongre Merkezi’nde okurlarını bekleyecek fuar, tarihî romanları ve hatıratları aynı masaya oturtuyor. Bana göre bu seçim çok yerinde; çünkü roman geçmişi kurguyla yeniden kurarken hatırat onu bir tanığın gözünden kayda geçirir. Biri hayal eder, öteki hatırlar.Fuarın tema metninde dikkatimi çeken şu: Anlatı geleneğimiz destanlardan menkıbelere, klasik metinlerden modern romanlara ve hatıratlara uzanan kesintisiz bir zincir olarak ele alınıyor. Yani bir Dede Korkut boyu ile bir cephe hatırası, aynı hafızanın farklı halkaları sayılıyor. Program da bu fikrin peşinden gidiyor; “Hatırat ve Belgelerle Yakın Tarih” başlıklı oturum, bir insanın kendi hayatına düştüğü notların nasıl bütün bir toplumun belgesine dönüşebildiğini konuşmaya davet ediyor.Bence tarih, bir ders kitabının kronolojisinden çok daha geniş bir şey; bu iki türü yan yana okuduğumda bunu daha açık görüyorum. Bu yazıda, raflar arasında dolaşmadan önce o izlerin peşine düşmek istiyorum.İnsanın bazen bir binaya, tanıdık bir yüze bakar gibi baktığı olur. Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı için hazırlanan Soyut Vatan kitabında İzmit’in Orhan Camii’nin adını görünce bende de böyle bir duygu uyandı. Orhan Gazi döneminden kalma bu cami, yedi asra yakın bir süredir aynı şehirde, aynı işi yapıyor: İnsanları bir araya topluyor. Bir müzede değil, bir vitrinin ardında değil; ezanın okunduğu, ayakkabıların kapı önüne dizildiği, gündelik hayatın tam ortasında.