Azerbaycan Haberleri

Azerbaycan ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Azerbaycan ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Filenin Sultanları, Azerbaycan’ı 3-0 Yenerek Çeyrek Finale Yükseldi
2026 CEV Avrupa Şampiyonası'nda şampiyonluk hedefiyle yola çıkan A Milli Kadın Voleybol Takımımız, son 16 turunda Azerbaycan ile karşı karşıya geldi. Sinan Erdem Spor Salonu’nda oynanan karşılaşmada rakibini 3-0’lık skorla geçen Filenin Sultanları, çeyrek finale yükseldi. Setler: 25-14, 25-16, 25-22Filenin Sultanları'nın çeyrek finaldeki rakibi Almanya olacak, karşılaşma 3 Eylül Perşembe günü oynanacak.
Filenin Sultanları'nın Yıldızı Hande Baladın ve Annesinin Güzelliği Gündem Oldu
2026 CEV Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası'nda başarılı bir performans sergileyen Filenin Sultanları, son 16 turunda Azerbaycan'la karşılaştı. Azerbaycan'ı 3-0 mağlup eden Sultanlar bir kez daha büyük bir coşku yaşattı. Dün doğum günü olan Hande Baladın'ın aynı zamanda annesinin de doğum günü olduğu öğrenildi ve maç sonunda ikisi için pasta kesildi. Hande Baladın ve annesinin benzerliği gündem oldu.
Türkiye-Almanya Voleybol Maçı Ne Zaman, Saat Kaçta? Türkiye-Almanya Maçı Hangi Kanalda?
Filenin Sultanları, 2026 CEV Trendyol Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası'nda yarı final bileti için Almanya karşısına çıkıyor. A Milli Kadın Voleybol Takımı, son 16 turunda Azerbaycan'ı 3-0 mağlup ederek adını çeyrek finale yazdırırken, Almanya da Belçika'yı 3-2 yenerek Türkiye'nin rakibi oldu.Peki, Türkiye - Almanya maçı ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda? Yarı final maçı ne zaman, rakibimiz kim olacak? İşte detaylar.
Twitter'daki 20 Devlet Başkanı
Son yılların en gözde 'sosyal iletişim platformunda' artık Devlet Başkanları'nı (Başbakanları) da görüyoruz. Halkla 'twitter' üzerinden kolayca haberleşebiliyorlar. Twitter'da 'takip edilmek' kadar 'takip etmek' de önemli. Zira 'farklı seslere' ne kadar tahammül edebildiğiniz takipçi sayınızla değil 'takip ettiğiniz' kişi sayısıyla ölçülüyor. Bakalım dünya üzerinde Onaylı Hesap (verified account)'a sahip devlet başkanları ya da başbakanlar kaç kişiyi takip ediyor.Kaynak: twitter
Fenerbahçe'de 16 Yıllık Yıldırım Dönemi
Yıldırım'ın, yaklaşık 16 yıllık görev süresi Yargıtay kararıyla son buluyor. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın, yaklaşık 16 yıldır sürdürdüğü başkanlık görevi, futbolda şike davasıyla ilgili Yargıtay kararının ardından son bulacak. Yıldırım, Fenerbahçe Futbol Takımı'nın şampiyon olduğu 2010-2011 sezonuna ilişkin başlatılan şike davasıyla ilgili mahkemenin verdiği kararların Yargıtay tarafından onanmasıyla, yasa gereği başkanlık görevini sürdüremeyecek. İlk kez 15 Şubat 1998'de gerçekleştirilen olağan genel kurulda 1 oy farkla Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na seçilen Yıldırım, aralıksız 16 yıla yakın süre bulunduğu görev sona eriyor. Aziz Yıldırım, bu dönemde 7 olağan, 4 kez de olağanüstü olmak üzere 11 kongrede başkan seçilerek görevde kaldı. - Yıldırımlı kongreler Aziz Yıldırım, 15 Şubat 1998'de yapılan genel kurulda, diğer başkan adayı Vefa Küçük'ü 1 oyla geçerek, Fenerbahçe'nin 36. başkanı olarak ilk kez bu göreve seçildi. Genel kurulda 3 bin 94 üye oy kullanırken, Aziz Yıldırım 1469, Vefa Küçük 1468, 3. aday Ömer Çavuşoğlu ise 157 oy aldı. Seçimde başkanlığı Aziz Yıldırım kazanırken, yönetim kurulu ve diğer kurullara Vefa Küçük'ün listesi seçildi. Küçük'ün yönetimiyle bir süre çalıştıktan sonra, aynı yıl 13-14 Haziran'da yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olan Aziz Yıldırım, bu kez kendi yönetim kurulu listesiyle birlikte göreve geldi. 19-20 Şubat 2000'deki olağan genel kurulda yeniden aday olan Yıldırım 2 bin 657 oyla başkanlığa seçildi. 1998'de 1 oy farkla geçtiği diğer başkan adayı Vefa Küçük ise bu kez 1980 oy aldı. - 2 kez görevi bıraktığını açıkladı Aziz Yıldırım, 16 yıllık başkanlığı döneminde 2 kez görevi bıraktığını açıkladı. Yıldırım, 2000-2001 sezonunda futbol takımının şampiyon olmasının ardından sezon sonunda ''Sağlık nedenleri ve ailesine yeterince vakit ayıramadığı'' gerekçesiyle başkanlık görevini bıraktığını açıklamıştı. Camianın ve sarı-lacivertli taraftarların baskısı üzerine devam etme kararı alan Aziz Yıldırım, güvenoyu için 30 Haziran-1 Temmuz 2001'de yapılan olağanüstü genel kurulda tek aday olarak seçime girdi ve 4. kez başkan seçildi. Aziz Yıldırım, 3 Mart 2002, 7 Mart 2004 ve 5 Mart 2006'da yapılan olağan kongrelerde tek aday olarak seçime girdi ve başkanlığa seçildi. Futbol takımı 2005-06 sezonunda son maçta Denizlispor ile deplasmanda 1-1 berabere kalarak şampiyonluğu yitirince, Yıldırım bir kez daha görevi bıraktığını açıkladı. Ancak yine camianın baskısıyla bu kararından vazgeçen Aziz Yıldırım, 24-25 Haziran 2006'da yapılan olağanüstü genel kurula yine tek aday olarak girerek, bir kez daha Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na seçildi. Yıldırım, 23-24 Mayıs 2009'da yapılan olağan genel kurulda, geçerli 6 bin 335 oyun, 5 bin 53'ünü alarak, 1216 oy alan Şadan Kalkavan'ın önünde yer alıp, 9. kez Fenerbahçe'ye başkan seçildi. Kongrenin 3. başkan adayı Funda Sibel Pala'ya ise sandıktan 66 oy çıkmıştı. - 19-20 Mayıs 2012 kongresinde cezavindeyken seçildi Futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında, 3 Temmuz 2011'de gözaltına alınan ve 10 Temmuz 2011'de tutuklanarak Metris Cezaevi'ne konulan Aziz Yıldırım, yaklaşık 1 yıl tutuklu kaldıktan sonra 2 Temmuz 2012'de tahliye edildi. Aziz Yıldırım, başkan adayı olduğu 19-20 Mayıs 2012'de yapılan son kongreye 'Futbolda şike' iddialarına yönelik davada tutuklu yargılandığı için katılamadı. Başkanlığa aday olduğunu açıklayan kongre üyesi Murat Çelikel'in kongrenin ilk günü çekilmesiyle tek aday olan Yıldırım, cezaevinde olduğu dönemde girdiği seçimde kullanılan 5 bin 271 oyun 5 bin 269'unu alarak 10. kez Fenerbahçe Kulübü'ne başkan oldu. - Son kongrede rekor oy aldı 2-3 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleştirilen, Aziz Yıldırım'ın Mehmet Ali Aydınlar karşısında 6 bin 821 oyla kazandığı seçim, kulüp tarihinin en geniş katılımlı kongresi oldu. İki adayın başkanlık için yarıştığı genel kurulda toplam 9 bin 380 oy kullanıldığı açıklanırken, bu rakam kulüp tarihine geçti. Seçimde 2 bin 383 oy alan Mehmet Ali Aydınlar karşısında, yarışı 6 bin 821 oy alan Aziz Yıldırım, 11. kongresinde en yüksek oya ulaştı. - En uzun süre görev yapan ikinci başkan Aziz Yıldırım, 16 yıla yakın süren başkanlık göreviyle, sarı-lacivertli kulübün tarihinde en uzun süre görevde kalan ikinci başkan oldu. Eski başbakanlardan Şükrü Saracoğlu, 16,5 yıl ile Fenerbahçe Kulübü'nde en uzun süre görev yapan başkan durumunda bulunuyor. Saracoğlu, 16 Mart 1934 ile 15 Ekim 1950 yılları arasında aralıksız 16,5 yıl başkanlık görevini sürdürdü. Üçüncü sırada bulunan Faruk Ilgaz ise 20 Mart 1966-24 Şubat 1974, 4 Temmuz 1976-10 Şubat 1980 ve 14 Aralık 1983-18 Mart 1984 olmak üzere yaklaşık 12 yıl kulüp başkanlığı görevinde bulundu. - Futbolda 5 şampiyonluk Fenerbahçe Futbol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde ligde 5 kez şampiyon olurken, Yıldırım, profesyonel dönemde en fazla şampiyonluk yaşayan başkan olarak tarihe geçti. Yıldırım döneminde sarı-lacivertliler, 2000-01, 2003-04, 2004-05, kulübün 100. yılı olan 2006-07 ve 2010-2011 sezonunda şampiyonluğa ulaştı. Kulüp başkanlığı döneminde sırasıyla Hırvat Otto Baric, Alman Joachim Löw, Rıdvan Dilmen, İtalyan Zdenek Zeman, Turhan Sofuoğlu, Mustafa Denizli, Alman Werner Lorant, Oğuz Çetin, Tamer Güney, Alman Christoph Daum, Brezilyalı Zico, İspanyol Luis Aragones, Aykut Kocaman ve Ersun Yanal olmak üzere 14 ayrı teknik adamla çalışan Aziz Yıldırım, Aykut Kocaman, Mustafa Denizli ve Zico ile birer, Daum ile de 2 kez şampiyonluk yaşadı. Profesyonel Türkiye Ligi'nde Fenerbahçe Futbol Takımı, Faruk Ilgaz'ın başkanlığı döneminde 3, Ali Şen, Emin Cankurtaran, İsmet Uluğ ikişer, Agah Erozan, Kamil Sporel, Fikret Arıcan ve Metin Aşık dönemlerinde de birer kez şampiyonluk yaşadı. - Yıldırım dönemi lig performansları Sezon O G B M A Y P Sıra1997-98 13 8 3 2 24 11 27 2.1998-99 34 22 6 6 84 29 72 3.1999-00 34 17 10 7 59 44 61 4.2000-01 34 24 4 6 82 39 76 1.2001-02 34 24 3 7 70 31 75 2.2002-03 34 13 12 9 55 42 51 6.2003-04 34 23 7 4 82 41 76 1.2004-05 34 26 2 6 77 24 80 1.2005-06 34 25 6 3 90 34 81 2.2006-07 34 20 10 4 65 31 70 1.2007-08 34 22 7 5 72 37 73 2.2008-09 34 18 7 9 60 36 61 4.2009-10 34 23 5 6 61 28 74 2.2010-11 34 26 4 4 84 34 82 1.2011-12 40 24 9 7 70 38 81 2.2012-13 34 18 7 9 56 39 61 2.2013-14 17 13 2 2 43 19 41 1.- Futbolda 11 kupası var Aziz Yıldırım döneminde futbol takımı toplam 11 kupa kazandı. Sarı-lacivertliler, Yıldırım döneminde 5 lig şampiyonluğu, ikişer Türkiye Kupası ve TFF Süper Kupa, birer Başbakanlık ve Atatürk Kupası'nı müzesine götürdü. Futbolda Aziz Yıldırım'ın başkanlığı döneminde 2011-2012 sezonunda Türkiye Kupası'nı kazanarak 29 yıllık kupa hasretine son veren Fenerbahçe, 2012-2013 sezonunda da bu başarıyı ortaya koyarak üst üste iki kez kupanın sahibi oldu. Fenerbahçe tarihinde futbolda 21 kupayla en fazla kupa kazanan başkan Şükrü Saracoğlu olurken, Faruk Ilgaz 19, Ali Şen de 7 kupa kazandı. - Avrupa'da en başarılı dönem Fenerbahçe Futbol Takımı, Avrupa kupalarındaki en başarılı dönemini Aziz Yıldırım'ın başkanlığı süresinde yaşadı. 2007-2008 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkan sarı-lacivertli ekip, 2012-2013 sezonunda da UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final oynayarak kulüp tarihinde ilklere imza attı. - Avrupa kupası istatistikleri Fenerbahçe Futbol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde 102 Avrupa kupası maçına çıktı. Sarı-lacivertli takım, Yıldırım döneminde Avrupa arenasında çıktığı 102 maçın 39'unu kazandı, 25'inde berabere kaldı, 38 maçta da yenildi. Aziz Yıldırım dönemine kadar Avrupa kupalarında toplam 84 maç yapan Fenerbahçe, Yıldırım'ın başkanlığında geçen 15 yıllık sürede Avrupa arenasında bugüne dek 94 maça çıkarak toplamda 178 maça ulaştı. Avrupa kupaları tarihinde başkan Yıldırım'dan önceki dönemde 27 sezon Avrupa kupalarına katılan, Yıldırım'dan sonra 13 sezon kupalarda mücadele eden Fenerbahçe'nin, iki dönemdeki performans tablosu şöyle: Dönem O G B M A YAziz Yıldırım öncesi 84 27 11 46 88 149Aziz Yıldırım sonrası 106 40 26 40 149 144Toplam 190 67 37 86 237 293Aziz Yıldırım, 16 yıllık başkanlık döneminde dünyanın önde gelen futbol yıldızlarından bazılarına Fenerbahçe forması giydirdi.- Dünya yıldızları Fenerbahçe forması giydi Yıldırım'ın başkanlığı döneminde transfer edilen yıldız futbolcular arasında Hırvat Milan Rapaic, Ukraynalı Sergei Rebrov, İsveçli Kennet Andersson, Arjantinli Ariel Ortega, Hollandalı Pierre van Hooijdonk, Brezilyalı Alex de Souza, İsrailli Haim Michael Revivo, Ganalı Stephen Appiah, Fransız Nicolas Anelka, Sırp Mateja Kezman, Brezilyalı Roberto Carlos, Senegalli Moussa Sow ve Mamadou Niang, Hollandalı Dirk Kuyt, Sırp Milos Krasic ve Portekizli Raul Meireles yer alıyor. - Voleybolda tarihi başarılar Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı, Aziz Yıldırım döneminde tarihi başarılara imza attı. 2010 yılında Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen Kulüplerarası Dünya Şampiyonası'nda zirveye çıkan kadın voleybol takımı, 2012 yılında ise Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen Kadınlar Avrupa Şampiyonlar Ligi ''Dörtlü Final''inde Avrupa Şampiyonluğu'na ulaştı. CEV Kupası'nda 2012 yılında 2., 2009 yılında ise 3. olan ''Sarı Melekler'', Şampiyonlar Ligi'nde 2010 yılında 2., 2011 yılında 3. oldu. Fenerbahçe'nin erkek ve kadın voleybol takımları tarihlerindeki tüm şampiyonlukları Aziz Yıldırım döneminde yaşadı. Ligde ilk kez 2008-2009 sezonunda şampiyon olan kadın voleybol takımı, 2009-2010 ve 2010-2011 sezonları da olmak üzere üst üste 3 kez şampiyonluk kupasını müzesine götürdü. 2009-2010 sezonunda Türkiye Kupası ilk kez kazanan ''Sarı-Melekler'', iki kez de (2008-2009 ve 2009-2010) Süper Kupa'yı aldı. Ligde ilk kez 2007-2008 sezonunda şampiyon olan erkek voleybol takımı, 2009-2010, 2010-2011, 2011-2012 sezonlarında 3 sezondur üst üste şampiyonluk yaşadı. Erkeklerin ayrıca 2 Türkiye Kupası (2007-2008 ve 2011-2012) ve 2 Süper Kupası (2010-2011 ve 2011-2012) bulunuyor. - Erkek basketbol takımı Aziz Yıldırım, döneminde erkek basketbol takımı da 16 yıl aradan sonra şampiyon oldu. Ülker ile yapılan sponsorluk anlaşmasının ardından 2006-07 yılında Fenerbahçe Ülker olarak mücadele eden sarı-lacivertliler, play-off final serisinde Efes Pilsen'e 4-0 üstünlük kurarak, 16 yıl aradan sonra ligdeki 2. şampiyonluğuna ulaştı. 2007-2008, 2009-2010 ve 2010-2011 sezonlarında da ligde şampiyon olan sarı-lacivertliler, tarihindeki 5 şampiyonluğun 4'ünü Yıldırım döneminde elde etti. Son 4 sezonda 3 kez Türkiye Kupasını kazanan Fenerbahçe Ülker, Yıldırım döneminde Türkiye Kupası sayısını 4'e çıkardı. Fenerbahçe Ülker, 10 Ekim 2007'de 23. Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda da Efes Pilsen'i 79-77 yenerek, 13 yıl aradan sonra 4. Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı müzesine götürdü. - Kadın basketbol takımı altın çağını yaşadı Tarihinde bugüne kadar kazandığı 28 kupayı da Aziz Yıldırım döneminde elde eden Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, Yıldırım döneminde adeta altın çağını yaşadı. Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi'nde (TKBL) ilk şampiyonluğunu 1998-99 sezonunda kazanan sarı-lacivertliler, 2001-2002 ve 2003-2004 sezonlarında da mutlu sona ulaştı. TKBL'de son 8 sezonda üst üste şampiyon olan Fenerbahçe, toplam 11 lig şampiyonluğu yaşadı. Türkiye Kupası'nda da ilk şampiyonluğunu 1998-99 sezonunda kazanan Fenerbahçe Kadın Basketbol Takımı, 1999-2000, 2000-01, 2003-04, 2004-2005, 2005-06, 2006-07, 2007-08 ve 2008-09 sezonlarında olmak üzere kupayı 9 kez müzelerine götürdü. Fenerbahçeli kadınlar, 1998-99, 1999-2000, 2000-01, 2003-04, 2004-05, 2006-07, 2009-2010, 2011-2012 ve 2012-2013 sezonları olmak üzere 9 kez Cumhurbaşkanlığı kupasını kazandı. Kadın basketbolcular geçen sezon FIBA Kadınlar Avrupa Ligi'nde 2.'lik elde ettiler. - Masa tenisinde Avrupa'da iki şampiyonluk Fenerbahçe, Aziz Yıldırım döneminde masa tenisinde de Avrupa'da kupa kazandı. Fenerbahçe Kadın Masa Tenisi Takımı, Avrupa Masa Tenisi Birliği (ETTU) Kupası'nda 2012 ve 2013 yıllarında üst üste şampiyonluklar elde etti. Kadın masa tenisi takımı Yıldırım'ın verdiği destekle bu sezon kadrosundaki başarılı sporcularla Şampiyonlar Ligi'nde mücadele verecek. Aziz Yıldırım döneminde diğer amatör branşlarda da sarı-lacivertli takımlar ve sporcular, elde ettikleri başarılı sonuçlarla dikkati çekti. Avrupa ve dünya şampiyonalarının yanı sıra olimpiyatlara giden sporcu sayıları da sarı-lacivertlilere büyük bir gurur yaşattı. - Tesisleşme hamlesi Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'deki başkanlığı döneminde büyük bir tesisleşme hamlesi yaptı. Ali Şen döneminde başlanan Samandıra Tesisleri, Aziz Yıldırım döneminde hızlandırılarak tamamlanırken, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı da yenilenerek 50 bin 509 kişilik koltuk kapasitesine çıkarıldı. Ataşehir'deki Fenerbahçe Uluslararası Spor Kompleksi Ülker Arena, Ankara Gölbaşı İncek mevkisindeki Fenerbahçe Kulübü Türk Telekom Ankara Tesisleri ve Düzce Topuk Yaylası Tesisleri de Yıldırım döneminde yapıldı. Vefa Küçük tarafından Fenerbahçe Burnu'nda yaptırılan kulüp yönetim binası, yenilenerek ''Fenerbahçe Kulübü Konuk Evi'' olarak 7 Ocak 2009 tarihinde hizmete girdi. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'ndaki Fenerbahçe Kulübü Müzesi de 19 Ekim 2005 günü hizmete açıldı. Sarı-lacivertli kulübe Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri'ni kazandıran Yıldırım'ın döneminde, Dereağzı'ndaki Lefter Küçükandonyadis Tesisleri'ne de 15 yılı aşkın sürede yeni birimler eklenerek tesislerin adeta kimliği değişti. Yıldırım döneminde Sapanca Gölü'nde kürek şubesine de tesisler yapıldı. - Sportif AŞ, Fenerium, Taraftar Kart ve Fenercell Fenerbahçe Sportif A.Ş., 20 Şubat 2004 tarihinden itibaren İMKB'de işlem görüyor. 10 Haziran 1998 tarihinde Fenerbahçe Spor Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak kurulan daha sonra adı ''Fenerium'' olarak resmileştirilen kulübün lisanlı ürünlerinin satıldığı mağazalar da yurt çapında hizmet vererek, kulübe büyük bir gelir sağlıyor. ''100. yılda 100.000 kart'' projesi ile 2006 yılında başlanan Fenerbahçe Taraftar Kart, 23 Şubat 2009 yılında Fenercell, 1 Aralık 2010 yılında da hizmete giren FenerNet kulübe gelir getiren kalemler arasında yer alıyor. TRTSpor
Azerbaycan'da Atatürk Adı Resmen Yasaklandı
Azerbaycan’da yeni doğan çocuklara Atatürk isminin verilmesi yasaklandı. Rusya’nın Sesi'nin haberine göre; Azerbaycan Hükümeti’ne bağlı Terminoloji Komisyonu’nda başkan yardımcılığı görevini yürüten Sayala Sadıgova, APA Ajansı’na verdiği demeçte, ülkede yeni doğan çocuklara Atatürk isminin verilmesinin yasaklandığını belirtti. Açıklamasının devamında söz konusu yasağın resmi bir karakter taşımadığını ifade eden Sadıgova, ‘‘Ancak böyle bir başvuru yapılması halinde, reddediyoruz’’ şeklinde konuştu. Söz konusu kararın Türkiye Hükümeti’nin ricası üzerine alındığını belirten Sadıgova, Türk Hükümeti’nden yetkililerin bu ricayı ne zaman yaptıkları üzerine ise herhangi bir açıklama yapmadı. Sadıgova geçtiğimiz yılın Mayıs ayında yaptığı açıklamada da yine söz konusu meseleye değinerek Azerbaycan’da Atatürk isimli 18 vatandaşın yaşadığını söylemiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk’ün adının yeni doğan çocuklara verilmesinin yasaklanabileceğini ifade ederek, ‘ ‘Atatürk tarihi bir şahsiyettir. Bu sebeple Atatürk isminin sadece Atatürk’e ait olması gerekir’’ şeklinde konuşmuştu. Odatv.com
Bilimle Uğraşmayı Herkese Tavsiye Etmem!
ABDULKERİM BEDİR HABERLER AksiyonAhmet Yıldız, Amerika’da parmakla gösterilen genç akademisyenlerden. Araştırmalarıyla bilim tarihine adını yazdırmayı başardı. Son olarak ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’yle onurlandırıldı.ABD’nin Kaliforniya Üniversite-si’nde Fizik ve Moleküler Biyoloji bölümlerinde yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren Ahmet Yıldız, önemli bir başarıya imza attı. ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’ne layık görüldü. Genç bilim adamı, prestijli ödülü önümüzdeki günlerde Beyaz Saray’da Obama’nın elinden alacak.Ahmet Yıldız’ın öğrenim hayatı tahmin edileceği üzere başarılarla dolu. Sakarya’nın Arifiye Beldesi’nden, emekli bir ailenin çocuğu olan Yıldız, İstanbul Fen Lisesi’ni 1996’da bitirdikten sonra fizikçi olmaya karar verdi. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden 2001’de mezun oldu. Kazandığı özel bursla bilimsel çalışmalarına ABD’de devam etti. Illinois Üniversitesi’nde ‘Bir Nanometre Doğrulukta Işıma Okuması’ metodunu geliştirdi ve proteinlerin nasıl hareket ettiğini bilim tarihinde ilk defa deneysel olarak ispatladı. 2003’te de Foresight Enstitüsü’nce her sene verilen Seçkin Öğrenci Ödülü’nü kazandı. Ayrıca Feynman Nano Teknoloji Ödülü ve Gregory Weber Uluslararası Ödülü’ne layık görüldü. California Üniversitesi’nde, insan hücresindeki motor proteinlerin nasıl yürüdüğüyle alakalı tezi ile doktor oldu. Bu çalışması sayesinde dünyanın prestijli bilim dergisi Science tarafından ‘2005 Yılının Genç Bilim Adamı’ seçildi ve dergiye kapak oldu. Bu ödülü alan ilk Türk olarak tarihe geçti. Doktoranın ardından çalışmalarını Kaliforniya Üniversitesi San Francisco Kampusu’nda devam ettirdi. Hâlen aynı okulun Berkeley Kampusu’nda Fizik ve Moleküler Hücre Biyolojisi bölümlerinde araştırmalarını sürdürüyor. İlgisini tüm insanlığı alakadar eden körlük, sağırlık, felç, Alzheimer ve kanser gibi hastalıkların tedavisi üzerine yoğunlaştırmış durumda. California’da eşi ve iki çocuğuyla yaşayan Yıldız, en son dershanelerin kapatılması tartışmalarında gündeme gelmişti. Üniversiteye FEM Dershaneleri’nde hazırlanan Yıldız, bu kurumların kapatılmaması için hazırlanan reklam filminde rol almıştı. Yıldız, dershanelerle ilgili de “Testlerden kurtulmamız lazım. Dershaneler o zaman kendiliğinden dönüşecektir.” demişti.ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülü’yle onurlandırıldınız. Bu prestijli ödülü Obama’nın elinden alacaksınız. Neler hissediyorsunuz?PECASE, Amerika’da genç bilim insanlarına ve mühendislere devlet tarafından verilen en prestijli ödül. Bizzat başkan tarafından veriliyor. Böyle bir ödüle layık görülmek kendi adıma ciddi bir mutluluk vesilesi oldu. Aynı zamanda daha çok çalışmam ve büyük projeler pesinde koşmam için önemli bir teşvik olarak görüyorum. Bu ödülün genç akademisyenlerimiz için hedef büyütmek manası taşıdığını da düşünüyorum.Kendinize nasıl bir hedef koydunuz? Lise sıralarındayken bugünleri hayal eder miydiniz?İki hedefim var. Birincisi; kendi bilimsel alanımda dünyada söz sahibi üç-beş kişiden biri olmak. İkincisi; ileride insan sağlığı ve biyoteknoloji uygulamalarında önemli gelişmelere sebep olabilecek çalışmalar yapmak ve alanımdaki temel sorulara cevap bulabilmek. Bunlara ulaşabilmek için de bir ömür boyu hedeften sapmadan yüksek tempoda çalışmak ve sürekli yenilenmek gerekiyor. Umarım bu hedefler hayalde kalmaz. Lise yıllarında bilim adamı olmayı aklıma koymuştum, fakat bugünleri görmem mümkün değildi. Belki de bunun en önemli etkeni çevremde o zaman örnek alabileceğim bilim insanlarının olmayışı veya bu kişilere kolay ulaşmamın mümkün olmayışıydı. Bu sebeple, Türkiye’ye her geldiğimde elimden geldiği kadar üniversite ve lise öğrencileri ile ilgili programlara katılmaya, onlarla tecrübelerimi paylaşmaya çalışıyorum.Tamamladığınız veya şu an üzerinde çalıştığınız projelerinizden biraz bahsedebilir misiniz?Doktoraya başladığım yıllarda, hücre içerisinde yol vazifesi gören filamentler üzerinde yürüyen proteinlerin bunu nasıl başardıklarını çalıştım. Bu proteinler, kendilerinden katbekat büyüklükteki kargoları (mesela organeller, vezikuller, proteinler) hücrenin bir köşesinden öteki köşesine kısa zamanda taşıyabiliyor. Özellikle sinir hücrelerindeki bu proteinler 1 metreden daha uzun olabilir. Bu taşımacılık görevi çok önemli; çünkü mesafeler uzak olduğundan kargoların başka şekilde hedeflerine zamanında ulaşma imkânı yok. Bu sebeple, motor proteinlerle alakalı bozukluklar ve problemler, özellikle motor nöron dejenerasyonu ve Alzheimer gibi sinir sistemi ile ilgili hastalıklara sebep veriyor.Biraz daha açabilir miyiz?Motor proteinlerin yapısı insanınkine benziyor: İki ayakları, iki bacakları, bir gövdesi ve iki elleri var. Elleri ile kargolara, ayakları ile filamentlere bağlanıyorlar. Bacaklar yürümeyi sağlıyor, ama nasıl? Bunu gözlemlemek için biz laboratuvarda bu proteinlerin bir ayağına sarı ışık yayan, diğer ayağına kırmızı ışık yayan boya molekülü yapıştırdık. Önce, bu boyaların pozisyonunu 1 nanometre (metrenin milyarda biri) çözünürlükte gözlemleyen bir metot geliştirdik. Daha sonra proteinler yürürken boyaların porsiyonlarının nasıl değiştiğini anladık. Bu deney, karanlıkta göremediğimiz bir insanın ayaklarını takip etmek için bir ayağına sarı, diğer ayağına kırmızı lamba bağlayıp lambaların hareketinden kişinin nasıl yürüdüğünü anlamak gibi.Deneyin sonucunda, motor proteinlerin insanlar gibi sağ-sol adımlar attığını gördük. Daha sonraki yıllarda çok çalışılmamış olan dynein proteinin nasıl yürüdüğü, niçin diğer proteinlerin tersi istikamette gittiği, adımları atmak için güç ve enerjiyi nasıl sağladığı soruları üzerine yoğunlaştım. Son zamanlarda kromozomların ucunda hücreyi kanser ve yaşlanmaya karşı koruyan telomer DNA’sı üzerine çalışmaya başladım. Bu DNA parçasının ne şekilde korunduğu ve nasıl sentezlendiğinin mekanizmasını anlamaya çalışıyorum.Gelecekte sizin ilgi alanlarınızdan hayatımızı değiştiren ne gibi yenilikler göreceğiz?Bu alanlardaki önemli gelişmelerin ileride kanser, yaşlanma ve norolojik hastalıkların tedavisinde daha etkin ilaçlar geliştirme konusunda yardımcı olacaklarını düşünüyorum. Günümüzde birçok hastalığın sebebinin bir proteine, hatta bazen proteindeki bir amino asidin mutasyonuna bağlı olduğu anlaşılıyor. Bizim amacımız hücre içinde proteinlerin ve DNA’nın bu harika fonksiyonları nasıl yerine getirdiklerini anlamak. Bunların anlaşılması tedavi yöntemlerini daha spesifik, daha etkin ve zararsız kılabilir.Üniversite sınavında yüksek puan aldınız. Daha popüler bir bölüm okumak yerine niçin bilim adamı olmayı seçtiniz?Fizik bölümünü birinci tercih olarak yazmaya karar verdiğimde ailemden ve çevremden ciddi tepkilerle karşılaştım. Haksız da sayılmazlardı, çünkü fizik bölümünden mezun olan birisinin Türkiye’de piyasada iş bulması kolay değil. Üniversitede akademik pozisyona geçmeleri sonu belli olmayan uzun bir maraton. Bugün bu mantık daha fazla ağırlığını hissettirmiş gibi; çünkü temel bilim bölümleri Türkiye’de tercih sıralarında sonlarda. Bilkent, Boğaziçi gibi üniversiteler dahi çok düşük tercih sırasında öğrenci alıyor bu bölümlere. Acaba memleketimizde en iyi öğrencilerin hepsi gerçekten doktor mu olmak istiyor, yoksa bu meslekte daha kolay para kazanabileceklerini mi düşünüyorlar? Bu işin içinden çıkamıyorum. Öğrenciler belki de geçmişteki bazı acı tecrübelerden dolayı kolaycılığı ve sağlamcılığı tercih ediyor. Oysa olması gereken, herkesin kendi ilgisine uygun meslek seçmesidir; yüksek puanlı popüler bolümler neyse ona göre sıralama yapması değil.Ama bizim yüksek puanlı tıp, mühendislik, hukuk gibi bölümlerden mezunlara da ihtiyacımız var.Elbette, bizim bilim insanlarının sayısından daha çok doktora ve mühendise ihtiyacımız var ama kaliteli bilim insanlarına da ihtiyacımız var. Ben ilgimin bilimsel araştırma olduğuna inanıp kendime güvenerek bu riski aldım. Çevremdeki insanların uyarılarını umursamadan hayatta istediğim şeyi yaptığıma inanıyorum. Hiç de pişman değilim. Bu arada bilimle iştigal etmeyi herkese tavsiye etmiyorum. Bir alanda fazlasıyla yoğunlaşmak ve soyutlanmaktan gocunmayan, sürekli analitik düşünüp kendini yenilemekten usanmayan, ömür boyu yüksek tempoda çalışıp rekabetten çekinmeyen ve bunun neticesinde de çok yüksek bir gelir beklemeyen maceraperest insanların işidir bilim. Rekabette ezilebilecek kişiler için akademik hayatı tavsiye etmiyorum. Amerika’da, sadece en iyi performansı gösterebilen öğrenciler akademisyen olabilir. Doktora programına 50 öğrenci girer, ortalama iki üç kişi hoca olur.Master ve doktora çalışması için neden yurtdışını tercih ettiniz?Bu iş en üst seviyede yurtdışında yapıldığı için. Akademik çalışma yapmak isteyen herkese tavsiyem yurtdışı tecrübesi edinmeleri. İngilizcelerini akıcı bir üslupla konuşacak ve yazacak hâle getirmeliler. Sadece ülkemiz için değil, Almanya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde de doktora öğrencileri ve post doktora yapanlar için yurtdışı tecrübesi genellikle birinci tercihtir. 2001’de ekonomik krizin olduğu günlerde üniversiteden mezun oldum. Türkiye’de bilimsel araştırma fonları komik denilebilecek rakamlardı. Sadece birkaç yerde saygıdeğer dergilerde yayınlar çıkıyordu. Şimdilerde daha iyi durumdayız. Araştırma fonları çok daha yüksek, beş altı ayrı üniversiteden güzel yayınlar çıkıyor. Bu da bizleri sevindiren, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan gelişmeler.Çalışmalarınızı Türkiye’de sürdürme imkânı var mı? Türkiye’de Ar-Ge için sağlanan sosyal ve mali ortamı nasıl buluyorsunuz?Akademik çalışmalar ve üniversitenin niteliği ve imkânları ile alakalı son 10 yılda oldukça önemli gelişmeler yaşandığı doğru. Fakat Türkiye’deki araştırma fonları geçmişe göre çok daha iyi olsa da Avrupa ve Amerika’nın hâlen çok gerisinde. Birçok genç araştırmacı verilen ödüllerle ülkeye geri kazandırılsa da uzun dönem çalışmaları besleyecek oturmuş bir fonlama sistemi yok. Ayrıca ırk, din, görüş ve arkadaşlık bağları gözetilmeden, objektif olarak önüne gelen projeyi değerlendirme kültürünün yerleşmiş olduğunu kaç kişi iddia edebilir? Türkiye’ye kesin dönüş yapan arkadaşlar en büyük zorluğu üniversitedeki sistemle ve kişisel ilişkilerde yaşıyor. Daha çok özgürlüklerinin bölüm başkanları ve dekanlar tarafından tahakküm altında tutulduğundan, ders yükünün fazla olmasından dolayı araştırma yapmaya vakit bulmadıklarından, hizipçiliğin ve adam kayırmanın yaygın olmasından, hocaların dünya görüşüne göre değerlendirmesinden, akademisyenlerin birbirleriyle ortak proje yapmak yerine kutuplaşması neticesinde kavgalı olmasından şikâyet ediyor. Türkiye’de bilimsel araştırma yapacak gerekli niteliklere sahip öğrenci bulmak ve uygun şartları taşıyanları burada tutmak da çok kolay değil. Bu ancak sürekli üstüne koyarak, imkânları ve bilimsel atmosferi geliştirerek mümkün olabilir.Sizin çalıştığınız üniversitede bu türden sorunlar yaşanıyor mu?Bu tip problemlere bazen burada da rastlıyoruz; fakat burada sistem uzun yıllar öncesinden oturtulmuş. Herkese kendi işine bakması, yöneticilere de altındaki çalışanları mutlu etmesi öğretilmiş. Ben mesela kendi üniversitemde mesai saatlerinde politika, din, futbol, siyaset ve dedikodu konuşulduğuna fazla rastlamadım. Ne zaman bu mevzuları aşarsak gerçek başarının onun akabinde geleceğine inanıyorum.ABD’de durum nasıl? Ne gibi teşvik edici veya tam tersi işinizi zorlaştıracak kişi ve uygulamalarla karşılaştınız?Mesela, ben Amerika’nın en saygın üniversitelerinden birinde çalışıyorum. Buradaki ortam araştırma yapmak için çok uygun. İyi öğrenci bulmakta zorluk yaşamıyorum. Bu öğrenciler özgüveni, genel bilgisi, bağımsız düşünebilme ve kendini ifade edebilme yönüyle Türk öğrencilerinden genelde daha iyi eğitim almışlar. Bizden de çok iyi öğrenciler çıkıyor ama içindeki cevheri ortaya çıkarmak için saçlarınızın bir kısmından feragat etmek zorunda kalabilirsiniz. Bu da eğitim sistemimizin hâlen ezberciliğe, sınava ve teste dönük olmasından; eleştiriye, sunuma, projeye, aktiviteye Batı ülkeleri seviyesinde yer vermemesinden kaynaklanıyor. Burada sistem oturmuş, dönemde maksimum üç saat ders veriyorum, geri kalan vaktimi öğrencilerime ve araştırmalarıma adıyorum. Kimse benim Türk olmama, Müslüman olmama, İngilizceyi aksanlı konuşmama vesaire takmış gibi gözükmüyor. İşimi yapmak için idarecilerle ve üniversite sistemi ile mücadele etmeme gerek kalmıyor. Açıkçası zihin olarak rahatım ve başarılı olamazsam bunun tek sorumlusu benim. Bu duygu da beni mutlu ediyor ve çalışmamak ve tembellik yapmak için bahane üretemiyorum.Amerika’da hiç mi zorluk yok?Engeller yok mu, elbette var. Mesela bir yabancı olarak Amerikalılarla çok sıcak ilişkiler geliştirmek veya bazı kişilerin kurduğu arkadaşlık ortamına dâhil olmak kolay olmuyor. Çevre edinmek için ekstra gayret göstermek gerekiyor. Bazı öğrenciler kendi kültürüne daha yakın olduğundan yerli hocaları tercih edebiliyor. Bir de burada yerli yabancı herkesi ilgilendiren zorluklar var. Mesela, üst seviyede araştırma yapmaya çalışan kişiler arasında rekabet bazen dayanılması zor bir hâle gelebiliyor. Öndeki kişiler sürekli değişebiliyor ve sadece sürekli iyi iş üretebilen kişiler ayakta kalabiliyor. Ayrıca, son birkaç yılda bütçe kesintileri sonucu araştırma fonları çok düştü. Eskiden yüzde 20’lik kesim rahattı. Bugün bu oran yüzde 4 seviyelerinde. Geri kalanı ise ‘Araştırmalarımı devam ettirebilir miyim?’ endişesi yaşıyor.Bir gün memlekete dönmeyi düşünüyor musunuz?Neden olmasın? Memleketimde yaşasam çok daha mutlu olacağım. Sosyal hayatımın şimdikinden katbekat daha aktif olacağına eminim. Benim için Türkiye’nin yemekleri, tarihi, kültürü, aileme yakın olmak, futbol maçlarını akşam saatlerinde televizyondan seyredebilmek gibi sayısız avantajları var. Fakat hâlen üniversite sistemindeki sorunlar, temel bilimlere karşı ilgisizlik ve memleketteki siyasi belirsizlikler –ki her şey eninde sonunda buna bağlı– burada kalmamın şu an daha mantıklı olduğunu hatıra getiriyor.Dünyadaki yaygın kapitalizm bilimsel çalışmaları bir yönden teşvik edici gözükürken diğer yandan para ve kâr ile ölçerek fren görevi görmüyor mu? Bu konuda devletin teşvik edici görevi hakkında neler söylersiniz?Elbette! Özellikle küçük ülkeler bilimsel çalışmalara pragmatik yaklaşıyor. Verilen paranın üç sene sonunda 10 katıyla geri gelmesi hayallerini kuruyor. O sebeple teknoloji desteklenirken temel bilim atıl kalıyor. Fakat teknolojik araştırmalar temel bilimden beslendiğinden ülkede bu konuda yeterli birikim yoksa 10 sene sonra nefes kesiliyor. Maratona devam edemiyorsunuz. Ayrıca, sürekli o ülke ile alakalı sorunları çözücü araştırmalar yapılıyor. Mesela bizde Kırım-Kongo kenesi veya sadece ülkemizde bitkilerde görülen özel bir hastalığın çaresi gibi. Bu araştırmaların çoğu başkalarını fazla ilgilendirmediğinden dünya çapında fazla ilgi göremeyebiliyor. Doğru olanı, teknoloji, sanayi, sağlık ve tarım problemlerimizi çözmeye çalıştığımız gibi meseleyi bir bütün olarak ele almamız gerekiyor. Mesela ilaç sanayiinin memleketimizde özgün bir ilaç üretebilmesi için öncelikle hayvanlar üzerinde ilaç test edebilen akredite sahibi laboratuvara ihtiyaç var. Ayrıca o kurumda çalışabilecek nitelikte biyolog yetiştirebilecek altyapı lazım. Biri olmadan diğer basamağa zıplayamazsınız.Türkiye’deki üniversitelerin istenilen yere varmasının önündeki en büyük engel nedir?Konunun uzmanı olduğuma inanmıyorum. Mevzunun televizyon kanallarında hatta TBMM’de enine boyuna tartışılması gerektiğine inanıyorum. Kendi dar anlayışımla, en önemli sorun bence sistem eksikliği. Mesela burada post doktorasını tamamlayıp tüm enerjisi ile Türkiye’ye yardımcı doçent olarak dönenler şunları söylüyor: “Haftada 10-20 saat derse giriyorum, bırak makale yazmayı konuşacak hâlim kalmıyor. Dersin asistanı yok, haftada 200 sınav kâğıdı okuyorum. Bölümlerde finansal, yönetimsel ve lojistik yardım sunabilecek sekreterler yok. Her şeyi hocaların kendisinin yapması bekleniyor. Yeni gelen her bölüm başkanı bölümü krallıkla yönetmeye kalkıyor. Kendi yönetimsel fantezilerini hayata geçiriyor. Mesela her hocaya gelirken ve çıkarken kâğıt imzalattıran bile var.” Vakıf üniversitelerine, Boğaziçi ve İTÜ gibi okullara gidenler daha iyi bir ortamla karşılaşıyor. Fakat bu okullar üzerlerine düşen liderlik vazifesini ne kadar yerine getiriyor? Ne kadar ses getiren bilimsel çalışma yayımlayabiliyor? Doktora yapacak nitelikli öğrenci bulamamanın, fonların kısıtlı olmasının, ders yükü yoğunluğunun, politik ve kişisel ayrışmaların buralarda da geçerli sorunlar olduğuna inanıyorum. Aslında keşke buradaki birçok araştırmacı ile kapsamlı bir araştırma yapılsa. En temel mevzulara YÖK ve TÜBİTAK çare arasa, belki bir kısım sorunları kısa zamanda aşabiliriz.MAKALE SAYISI PATLADI AMA ATIF SAYISI YERLERDETürkiye’de nasıl bir sistemle bilimsel gelişmenin önündeki engeller kalkar?Aciliyeti olan meseleler var. Araştırma fonlarını artırmak, üniversite sayısını artırmak, üniversitelerde kadro açmak, ders yükünü limitlemek, gelişen alanlara yatırım yapıp, geçerliliği kalmamış bölümleri azaltmak, eğitim teknolojilerine kaynak yatırmak gibi. Bir de bazı temel sorunlar var ki bunları kâğıt üzerinde çözmek o kadar kolay değil. Bir kere insanımızı çalışarak ve alanında başarılı olarak hak ettiği yerlere gelebileceğine ikna etmemiz lazım. Sürekli başarıyı ödüllendirmek, teşvik etmek ve imkânları ilk başta bu kişilere sunmak lazım. Başarıyı ödüllendirme sisteminin boşluklara meydan vermeden oluşturulması, boşluklardan fayda sağlamak isteyebileceklere fırsat tanınmaması lazım. Mesela, TÜBİTAK makale başına para vermeye başladı. Türkiye’de çıkan makale sayısı İsrail’dekini geçti. Fakat makale başı atıf sayısı yerlerde geziyor. Demek ki makalenin niceliği değil, niteliği önemli. Uluslararası konferansa katılanlara teşvik amaçlı para önerildi. Bu sefer Bulgaristan’da Azerbaycan’daki adı sanı duyulmamış konferanslara gidişler arttı. Alınan her fon başına hocalar kendilerine ekstra maaş yazabiliyor. Bu sefer iş ticarete döner oldu. Tabii ki başarılı olan akademisyenler daha çok kazanmalı. Ama diğerlerinden beş on kat daha fazla değil. Ayrıca insan kayırmanın, fişlemenin, ahbap çavuş ilişkisinin, torpilin olduğu bir ortamda bu dediklerim olmaz. Mesela burada rektörler ve dekanların çoğunluğu tartışılamayacak derecede başarılı isimlerdir. Ödüller üç aşağı beş yukarı hak edene verilir. Böylelikle insanlar bütün gün başkalarını ve yapılan haksızlıkları konuşmaz, işlerine bakar. Son olarak, tartışmaya açık bir önerim var; Türkiye’deki akademik ortamın bir adımda düzelmesi mümkün değil. Bunun yerine beş on tane pilot üniversite belirlenip onların 10 sene içerisinde dünya standartlarına çekilmesi ve diğer kurumlara örnek olmaları daha isabetli bir strateji olabilir. Her üniversitenin doktora programı açmasına gerek yoktur. Bir kısmı öğretim, bir kısmı araştırma üniversitesi olarak ayrılır, imkânlar gereksizce dağıtılmamış olur. Dünyanın birçok ülkesinde üniversiteler arası farklı kategoriler vardır. Bizdeki gibi her şey tek elden, merkezî yönetilmeye çalışılmaz.
Azerbaycan'da Atatürk İsmi Yasaklandı
Azerbaycan'da doğan çocuklara Atatürk ismi verilmesi yasaklandı. Azeriler, 'Türkiye istedi, yasakladık.' dedi. Azerbaycan hükümetine bağlı Terminoloji Komisyonu'nda başkan yardımcılığı görevini yürüten Sayala Sadıgova, APA Ajansı'na yaptığı açıklamada, ülkede yeni doğan çocuklara Atatürk isminin verilmesinin yasaklandığını söyledi. 'TÜRK HÜKÜMETİ RİCA ETTİ' Söz konusu yasağın resmi bir karakter taşımadığını belirten Sadıgova, 'Artık böyle bir başvuru yapılması halinde reddediyoruz' dedi. Yasak kararının Türk hükümetinin ricası üzerine alındığını savunan Sadıgova, Türk hükümetinden yetkililerin bu ricayı ne zaman yaptıkları üzerine ise herhangi bir açıklama yapmadı. ÜLKEDE 18 'ATATÜRK' VAR Sadıgova, geçtiğimiz yılın mayıs ayında yaptığı açıklamada Azerbaycan'da Atatürk isimli 18 vatandaşın yaşadığını söylemiş, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı olan Atatürk'ün adının yeni doğan çocuklara verilmesinin yasaklanabileceğini ifade ederek, 'Atatürk tarihi bir şahsiyettir. Bu sebeple Atatürk isminin sadece Atatürk'e ait olması gerekir' diye konuşmuştu. 'ATATÜRK'E SAYGI' Azerbaycan Ankara Büyükelçiliği yetkilileri ise bu ülkede yeni doğan çocuklara Atatürk isminin verilmesinin yasaklanmasının nedenini 'Atatürk'e saygı' olarak açıkladı. Büyükelçilik yetkilileri, 'Atatürk isminin çocuklara verilmesine getirilen yasak bundan 8 ay öncesinin bir konusudur. Atatürk'ün imajına, ismine zarar gelsin istemiyoruz. Uygulama tamamen Atatürk'ü sevmekten ileri geliyor' dedi. BÜYÜKELÇİLİK: Karar Azerbaycan'a aitBüyükelçilik yetkilileri, yeni doğan çocuklara Atatürk isminin verilmesinin engellenmesi talebinin Türk hükümetinden gelmediğini belirtirken, 'Karar tamamen Azerbaycan'ın inisiyatifindedir' ifadesini kullandı.sondakika.com