şişli Haberleri

şişli ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. şişli ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Nişantaşı'nda Influencer Hırsızlığı: 47 Bin 860 Liralık 24 Ürünle Mağazadan Ödemeden Çıkmaya Çalıştı
Sosyal medya içerik üreticisi Sevinç K. (28), Nişantaşı'ndaki bir mağazadan toplam 47 bin 860 lira değerindeki 24 parça ürünü alıp ödeme yapmadan çıkmak isterken çalışanlara yakalandı. Olayın güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıkınca konu kısa sürede gündem oldu. Polisin incelemesi ise genç kadının geçmişine dair dikkat çeken ayrıntıları da gün yüzüne çıkardı. Kaynak: Yunus Emre Kavak / Sabah
Arsen Hala'ya Son Veda: Gülsen Tuncer'in Cenazesine Aşk-ı Memnu Ekibinden Kimse Katılmadı
Aşk-ı Memnu'nun unutulmaz Arsen Hala'sı Gülsen Tuncer, 81 yaşında hayata gözlerini yumdu. Yaklaşık bir hafta önce ağır bir hastalıkla mücadele ettiği duyurulan usta oyuncu, bugün İstanbul'da düzenlenen cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlandı. Sanat dünyasından pek çok isim Tuncer'e son görevini yerine getirmek için törende hazır bulundu. Cenazede ise gözler ister istemez yıllarca aynı seti paylaştığı Aşk-ı Memnu ekibini aradı. Dizinin kadrosundan kimsenin cenazeye katılmaması sosyal medyada dikkat çekerken, kullanıcılardan da peş peşe yorumlar geldi. Buyurun, detayları beraber inceleyelim.
Fransa Dönüşü Havalimanında Gözaltına Alınan Afra Saraçoğlu Hakkında Karar
Fransa dönüşü İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alınan oyuncu Afra Saraçoğlu, ünlülere yönelik yürütülen yasaklı madde soruşturması kapsamında sağlık kontrolü ve savcılık işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 18 Eylül'de başlattığı soruşturmada aralarında Aras Bulut İynemli, Sefo ve Nilperi Şahinkaya'nın da bulunduğu 20'den fazla isim daha gözaltına alınmış, bir kısmı tutuklanmıştı.
Gülsen Tuncer'in Cenazesine Katılan Cihat Tamer'in Nasuh Bektaş'ın Sorduğu Soruya Verdiği Cevap Dikkat Çekti
Aşk-ı Memnu'nun unutulmaz Arsen Hala'sı Gülsen Tuncer, beyin kanseriyle geçen zorlu bir mücadelenin ardından 81 yaşında hayatını kaybetmişti. Usta oyuncu için bugün Şişli Camii'nde düzenlenen cenaze töreni, sanat dünyasından pek çok ismi bir araya getirdi. Törende dikkat çeken detaylardan biri de usta oyuncu Cihat Tamer'in yaşadığı an oldu. Taziyeleri kabul eden Tamer'e yaklaşan Nasuh Bektaş'ın sorduğu soru, Tamer'den beklenmedik bir yanıt aldı. O anlar kısa sürede sosyal medyada gündem oldu. Buyurun, detayları beraber inceleyelim.
İstanbul'da Bu Hafta Sonu Çocuklarla Yapılacak Etkinlikler: 26-27 Eylül Ailenize Çok İyi Gelecek!
İstanbul'da çocuklarınızla birlikte hem eğlenceli hem de öğretici bir hafta sonu geçirmek istiyorsanız, sizin için birbirinden keyifli rotalar oluşturduk. Çocukların sadece gezip görmekle kalmayacağı, aynı zamanda izleyerek, dokunarak ve dinleyerek öğrenebilecekleri pek çok alternatif Anadolu ve Avrupa Yakası'nda sizi bekliyor. Bilimden sanata, oyuncak tarihinden denizaltı dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunulan bu keşif duraklarını keşfedebilirsiniz. İster tiyatro, ister sinema... Müze, opera, bale, müzikal, atölyeler ya da sergiler tercihiniz olabilir. Peki, İstanbul'da bu hafta sonu çocuklarla ne yapılır? Bu hafta sonu hangi çocuk filmi vizyonda? Hangi tiyatro oyunu var?  26-27 Eylül'de hangi müzeye, atölyeye ya da sergiye gidilir? UYARI: Bilet almak ve etkinliğin hâlâ geçerli olduğunu teyit etmek için bilet alma uygulamalarını kullanabilirsiniz. Bu bir reklam içeriği değil, eğitici ve eğlenceli tavsiye listesidir. İşte, detaylar...
Soner Arıca Kadir İnanır'ın Neyi Oluyor? Soner Arıca Kadir İnanır'ın Yeğeni mi?
Kadir İnanır'ın 26 Haziran 2026'daki vefatının ardından başlayan miras tartışması, usta oyuncunun aile bağlarını yeniden gündeme taşıdı. Son olarak ünlü şarkıcı Soner Arıca'nın Kadir İnanır'ın miras tartışmalarından uzak kaldığı belirtilirken iki isim arasında bilinmeyen detay ortaya çıktı. Soner Arıca Kadir İnanır'ın neyi oluyor, yeğeni mi? İşte ayrıntılar!
Cem Yılmaz Kemal İçin Ahu Yağtu'ya Servet Verdi
Kemal Bebek protokolü...Ünü komedyen Cem Yılmaz, 2013'ün son saatlerinde boşandığı eşi Ahu Yağtu'ya bir servet öderken boşanma protokolünde oğlu Kemal'in geleceğini de güvence altına aldı. Habertürk'te yer alan habere göre, Kemal için aylık 10 bin dolar nafaka ödeyecek olan Yılmaz, oğlunun eğitimini de yüksek lisansına kadar planladı. Protokole göre Kemal, Kurban Bayramı'nda babasıyla, Ramazan Bayramı'nda ise annesiyle kalacak... Cem Yılmaz, 20 ay evli kaldığı Ahu Yağtu'ya boşanırken 500 bin dolar tazminat ödemeyi kabul etti. Çift, bu tazminat tutarının dışında birbirlerinden maddi ve manevi tazminat istememeyi protokolde imza altına aldı. Yılmaz, Ahu Yağtu'ya 2013 model Range Rover cip, Sarıyer, Şişli, İstinye Park ve Loft'ta gayrimenkul verdi. Loft ve İstinye Park'taki iki yerin aylık 30 bin lira ve 6 bin 500 dolar olan kira geliri de Yağtu'nun oldu. 20 aylık evliliği sonunda bir servet ödediği görülen protokolün en ilgi çeken maddesi ise Cem Yılmaz'ın oğlu Kemal ile kişisel ilişki kurması konusundaki zaman dilimlerinin uzun olması oldu. Cem Yılmaz oğlu Kemal'i sık görebilmek için protokole özel madde koydu. Kemal, okul öncesi dönemde her ayın 1. ve 3. haftalarının sonunda, 2. ve 4. haftalarında ise salı ve perşembe günleri 10.00 ile 17.00 arasında babada kalacak.En Son Haber
'Laptop Çaldım, Serdar Ortaç'ın Çıktı'
Basit ve bireysel bir eylem olarak görülmesine karşın üzeri kazındığında kapkaçın aslında batıdan doğuya gidildikçe örgütlü bir yapısının olduğu ortaya çıkıyor. Üçüncü sayfa haberlerinin ötesinde bir gerçekliğe ve birikime sahip olan bu teşebbüs suça girişin ‘ana kapısı’ niteliğinde. ‘Sermayenin gerek duyulmadığı tek iş’ diye tarif ediliyor ve yoksulluk-yoksunluk tetikliyor. Kendilerini ‘yol koşanlar’ olarak tanımlayan hırsızlar meseleye ‘ya kap ya öl’ noktasından bakıyorlar. Al Jazeera ’den Kadir Konuksever, hırsızların dünyasına girdi. Hırsızlık bir seçim ve o seçimin odağında, ülkenin Doğu’sunda 30 yılı aşkın çatışma sürecinin ana etken olduğu yerinden edilmişlik, göç, yoksulluk ve varoşlar var. Yoksunluk ‘seçim’ yapmayı varoşlar da altyapıyı hazırlıyor. Bir anda 10-12 yaşlarındaki çocuklar kendilerini ‘kaptı’ olarak buluyor ve yeni ailesi içerisine girdiği ‘tayfa’ oluyor. 'Ya kapacaksın, ya acından öleceksin' Varoşlar kapkaçın vatanı. Buralardan yetişen çocuklar suç dünyasına giriş yapıyorlar. [Abdülkadir Konuksever-AJT] İstanbul’da kentsel dönüşüme henüz uğramamış bir sokağının ortasına atılan kahvehane taburesine çöküyoruz. Çevrede yıkılmaya yüz tutmuş boş binalar göze çarpıyor. Sokağın girişlerine birer ikişer kişi yerleşip tesadüfen geçmekte olan insanları emir kipleriyle başka yollara sevk ediyorlar. İtirazsız uyuyor berikiler. Alana hâkim oldukları belli. Pervasız ve buyurganlar. Üzerlerinde eşofman türünde spor giysiler ayaklarında ise renkli ve marka koşu ayakkabılar var. Saçlar alabros, bakışlar fıldır fıldır. Tüm araştırmamız boyunca karşılaştığımız hırsızların neredeyse tamamı tek tip. Kendisine Botan diyen Cizreli genç diğerlerine emirler yağdırıyor. Önce çay geliyor, ardından elden ele dolaşan sarma sigara. Hareketleri onun bir ‘kurnaz’ olduğunu gösteriyor. 5-6 kişilik 'tayfa' denen hırsızlık gruplarının liderine bu isim veriliyor. Tayfa üyelerinin her birine de ‘kaptı’ deniyor. 13 yaşındayken abisinin dağa çıkıp PKK’ya katılmasıyla kendisini önce Batman, sonra da Diyarbakır’da bulmuş Botan. Diyarbakır’ın varoşlarında. 'Mahallede top oynarken bizden yaşça büyük biri gelip herkese para verdi. Benim dışımda herkes tanıyordu. Yanıma gelip kim olduğumu ve nereden geldiğimi sordu. Anlatınca gelip bize takıl dedi. Ayakkabı boyacılığı, simitçilik ve tatlıcılık yapmıştım. Bana göre işler değildi. Memleketimde iyi bir hayatımız vardı. Ama Diyarbakır’a gelerek her şeyi sıfırlamıştık. Ben ailenin en küçüğüydüm bana çok ilişmezlerdi. Onlar çalışırlardı ben daha çok gezerdim. Karnımız çoğu zaman doymuyordu. Elektriğimiz, suyumuz kaçak, evimiz harabe gibiydi. Okula devam etmedim. Bu para dağıtan abinin yanına takıldım. Benim gibi çocuklar vardı yanında. Onları koşturuyor, inşaatlara tırmandırıyor birinci gelene lastik ayakkabılar alıyordu. Hepsini geçtim, hepsinden iyi tırmandım. O zaman dedi ki ‘sende iş var.’ O işin hırsızlık olduğunu anladığımda aklıma babam geldi, duysa öldürürdü beni. Abilerim geldi sonra hatırıma, annem ve Allah. Yani insan her şeyi düşünüyor. Cizre’de Kuran kursundaki hocam bile aklıma geldi. Demişti ki günahların en rezillerinden biri hırsızlıktır.' Son cümlesi gülüşmelerle kesilince bakışlarıyla susturuyor anında. “Uzatmayayım, hepsini hatırımdan silip ‘herkes giyiyor, herkes yiyor ben neden aç kalayım’ diyerek girdim işin içine.” Botan hırsızlığa böyle başlamış. Belli bir zaman pratik yapmış. Ondan kıdemlileri iş üstündeyken izlemiş, ardından ‘kaptı’ olarak ilk işine çıkmış. ‘Kapkaç yaptım. Telefonlar o zaman çok değerli. Belediyenin arkasında bir kadın kulağında telefon yürüyordu. Kolay işti kaptım ve kaçtım. Kadın şoka girdi bağıramadı bile. Güvenli bir yere çekildiğimizde telefonu kaptığım zaman kadının yüzünün derisini yüzdüğümü anladım, tırnağımın arasında kalmıştı. Üzüldüm ama kısa sürede unuttum. Kendimi yeni işlere verdim. Zaten işler birbiri ardına geldi. Paramın bir bölümünü ayakkabı boyacılığından kazandığımı söyleyerek aileme veriyordum. Geri kalanını yiyip içiyordum.” İçki ve uyuşturucuya başlaması çok sürmemiş Botan’ın, ailesinin işin farkına varması da. 'Babam mahalleden duymuş. Beni çok kötü dövdü, sonra evden çıkmamı yasakladı. Önce evden, sonra da Diyarbakır’dan kaçtım, İstanbul’a geldim. Elimizden tutan olmayınca ‘abiler’ tuttu. Onların tutuğu eller de ancak başkalarının malına parasına uzanıyor. Bu işler böyledir; ya kapacaksın ya acından öleceksin.' Uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın İşe ara veren kapkaççılar yeniden kolladıkları muhitlerde kapkaça çıkacaklar. [Abdülkadir Konuksever- AJT] Botan, İstanbul’da önce başkalarına bağlı olarak çalışmış, ardından kendi tayfasını kurmuş. Tayfanın getirdiklerinden bir pay da ‘büyük abi’ye gidiyor. Tayfalar ‘kurnaz’a kurnazlar da ‘abi’ ye tâbi olurlar. Bazı abilerin 20’den fazla tayfaya hükmettiği belirtiliyor ancak kim olduklarına dair konuşmaları yasak. Botan’ın tayfalarından Şeyhmus Diyarbakır’lı. Hikayesi neredeyse Botan ile birebir aynı. Kulp ilçesinin bir köyünden. Köyleri güvenlik gerekçesi ile askerler tarafından boşaltılınca o da pek çokları gibi kendisini İstanbul’da bulmuş. Şeyhmus askıcılık ve tufacılık yapıyor. Ev ve işyerlerine giriyor, araç patlatıyor. 'Meslek sırları'nı anlatmaktan kaçınıyor. Ağzı laf yapmayan biri, daha çok yanındakilerin dürtüklemesiyle konuşuyor. “Evine girdiğin kadının gözlerine, bakmayacaksın. Uyanıyorlar. B.k varmış gibi götürüp yattıkları yere istifliyor herkes parasını. Biz de belli bir saati bekleriz. Sonra girdiğimizde top atsan uyanmazlar. Sadece uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın. Tecrübe ettim uyanıyorlar.” Serdar Ortaç’ın bilgisayarı Yine gruptakilerin hatırlatmasıyla başka bir meseleye dalıyor Şeyhmus. “Bir keresinde iyi mal kaldırdım. Malların arasında bir tane laptop vardı. Sonra öğrendik ki Serdar Ortaç’ınmış. Gazetelere çıkıyor, televizyonlara çıkıyor bilgisayarda bestelerim var geri getirin para vereyim diyor. Şimdi ben bunun olduğunu öğrendim ya o nasıl Ahmet abimize (Kaya) çatal kaşık fırlatmışsa lavuk, ben de fırlatıp attım Haliç’e, balıklar nasiplensin.” Çevresindekiler ‘balık’ lafını duyunca hep birlikte kahkaha atmaya başlıyorlar, belli ki defalarca anlatılıp defalarca gülünmüş laptop meselesine. Aşk için çalmalı aşk o zaman aşk Konuşma fırsatı yakaladığım pek çok hırsızın (kendilerine 'yol koşan' diyorlar) mesleğe giriş hikâyeleri benzerlikler taşıyor. Güneydoğu çıkışlı olanların tamamı yoksul aile çocukları. Ancak Mesut orta sınıf bir aileden geliyor. Şişli’de iyi döşenmiş güzel bir evde görüşüyoruz Mesut’la. Şaşkınlığımızı fark edip biz sormadan kendisi anlatıyor. “Hepimiz sefalet içinde yaşayacak değiliz ya!” Hırsızlık ile çizilen tablolarda böyle bir detay oldukça aykırı. Ancak bize aracılık eden kişinin anlattıklarına göre Mesut camianın kalburüstü elemanlarından. Yüzü gözü girdiği mücadelelerden kalma yara izleriyle dolu. Donuk ve sert bakışları var. “Aşık oldum vermediler” diye başlıyor sözlerine. Sigarasını yakıp karşımıza oturduğunda anlatmaya teşne olduğunu belli ediyor. Israr etmemize de çeşitli güvenceleri sıralamamıza da gerek kalmıyor. Kaptı Hırsız Tayfa Hırsızların oluşturduğu5-6 kişilik grup. Kurnaz Tayfa gruplarının başındaki kişi. Büyük Abi Kurnazların bağlı oldukları kişi. Baron En tepedeki kişi. Dümenci Gözcü. Arpa Hissettirmeden cebe girilerek yapılan hırsızlık. Kapkaç Malikin değerli eşyasını kapıp kaçmak. Gasp Malikin silah zoruyla malının alınması. Kancık-Çarık Çantaları kollayan kişi. Tufa Dükkan ve işyeri hırsızlığı. Askı Ev hırsızlığı. Gömmeci Çelik kapı açan. Kasacı Kilitli kasayı açan kişi. Otocu Oto hırsızı. “Babam işçiydi. Niye yalan söyleyeyim bolluk içindeydik. Üstümüzde başımızda, soframızda vardı yani. 20’li yaşlardayım. Lise bitmiş. Belalı bir tipim. Okulda, mahallede sevmediğim bebeyi indiriyorum, kılı tüyü anında alıyorum. Çekinirlerdi benden. Ramazan diye bir yavşak vardı. Bir iki esnaftan para yemiş epeyce. Yanına da almış iki bebeyi sözüm ona Kurtlar Vadisi triplerine girmiş. Dedim ki arkadaşlarıma ‘ben bu ib…i indireceğim.’ Lakin bizim muhite gelmiyor. Bir iki takip attım. Fark etmiş. Kendi düştü. Uzaktan izliyor, ince ince kesiyor. Yanına vardım, ‘terzi misin birader ölçüp biçiyorsun’ dedim. ‘Kasabım hayvan bakıyorum” deyince kafayı gömdüm suratına. Yanındaki bebelerden birine bıçağı takınca diğeri kaçtı. Ayağımın altına alıp yerde yüzünü gözünü ezdim, kalkamadı bir daha. Sekiz ay yattım. Çıktığımda âlem benimdi.” ‘İcraatı’ ve hapis yatmasından sonra çevrede belli bir namı olmuş. Hatırlı kişilerin ve zenginlerin bir iki ‘pis’ işini yapmış. İyi para kazanmış. Sonra ‘daha büyük denizlerde yüzmek’ için İstanbul’a bir bilet almış. Daldan dala konarak anlatıyor, ancak bütün yolları sevdiği kıza çıkıyor. Mahallede sevdiği kız için babasını ikna etmiş istemeye ama kızın babasını ikna edememişler. Kısaca işsiz ve serseri olduğu söylenmiş. Kederleniyor. “Paran yoksa adamdan sayılmıyorsun. Kızı sevmişim niye vermiyorsun arkadaş? Aç açıkta bırakmam ki. Ama yok. Dedim ki kendi kendime bu âlemin kıralı olacağım. Çıktım İstanbul’a geldim. Ben şahsen öyle gidip milletin malını mülkünü çalmadım. Ama kurnazlar var yol koşan, ben de onları koşturdum. Bindim alman malı jipe gittim bir gün memlekete. Mahalleye girdim gözüm kızın penceresinde. Kız evlenmiş, babası da taşınmış mahalleden. Hava atamadım anlayacağınız.” Evinin duvarlarında çerçevelenmiş Yılmaz Güney, Che Guevara ve Malcom X resimleri göze çarpıyor. Sohbetimizin sonuna yaklaştığımızı hissettiğimde resimleri soruyorum. Anlattığı şeylerle duvarına astığı kişilerin birbiriyle uyuşup uyuşmadığına dair. Cevabı kısa ve sert oluyor; “Seviyoruz gözüm.” Diyarbakır çıraklık, İstanbul ustalık merkezi Hırsızlık işinde İstanbul piyasası uzmanlık alanı olarak değerlendiriliyor. Doğu’da belli bir eğitimden geçip çıraklıktan terfi eden 'kaptı'lar İstanbul başta olmak üzere İzmir, Antalya, İzmit gibi batı illerine gidiyorlar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi doğdukları şehirde iş üzerindeyken tanıdık birilerine rastlayıp toplum içinde deşifre olma ihtimali yüksek. İkincisi şimdilerde bu değişse de hemşerinin malının çalınmasına camiada iyi gözle bakılmıyor. Üçüncü neden ise daha geniş imkânlar sunması ve kalabalıklar arasında kaybolmanın kolay olması. Varoşlarda başlayan yaşam büyük şehirlerin varoşlarında devam ediyor. Eğer işinde iyiyse ve cesaret göstergesi sayılabilecek icraatlara girişebiliyorsa 'kaptı'nın 'kurnazlık payesi' alması çok zor değil. Zira işsizlik oranlarının yüksek olduğu Diyarbakır başta olmak üzere Doğu illerinden bu anlamda sirkülasyon var. 4 bin 500 köy boşaltıldı İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre doksanlı yıllarda Doğu ve Güneydoğu’da yaklaşık 4 bin 500 köy boşaltıldı. Yerinden yurdundan olan insanlar kırsal alanlarda yaşanan çatışmalardan kaçarak daha güvenli olan kentlere yerleştiler. Göç konusunda hatırı sayılır bir nüfus alan Diyarbakır 20 yıl öncesine göre iki kat daha fazla büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2012’de istihdam oranının en düşük olduğu iller Diyarbakır (yüzde 28), Siirt (yüzde 29,1) ve Batman (yüzde 29,5) oldu. İşsizlik oranının en yüksek olduğu iller Batman, Mardin ve Siirt. Oranlar kaçınılmaz olarak yoksulluğu, yoksullukta suçu getiriyor. Peki niye hırsızlık? Sermaye istemeyen tek iş Suç dünyasında hırsızlık böyle tanımlanıyor: sermaye istemeyen tek iş. Sonuçta sokağa çıkıyorsun bulduğunda alıp kaçıyorsun. Bireysel girişimler ‘kodes’le sonuçlanıyor. Bu nedenle bir yerde başarılı bir hırsızlık olayı vukû bulmuşsa ekip işi olduğu su götürmez. Anlatılanlara göre hırsızlığın diğer bir özelliği de suça açılan kapı olması. Kolay giriliyor ve suç başka suçları çağırıyor. Kendileriyle görüştüğümüz o dünyanın pek çok üyesi hırsızlıkla başladıkları işi sonrasında uyuşturucu ve fuhuş alanlarına kaydırmışlar. Roti Montana onlardan biri. Arkadaşları arasında bu isimle çağrılan Roti kameramıza konuşmayı kabul edenlerden. Çevresinde cesurluğu ve korku bilmezliği ile nam yapmış. Küçük yaşta Diyarbakır’dan ayrılarak ‘gurbet’e çıkan Roti oldukça da zeki biri. Zira pek çok suç biçiminin içinde bulunmasına rağmen hala bir sabıkası yok. Temiz yüzü nedeniyle dikkat çekmiyor. Pek çok kişi de üzerine suç konduramıyor. Ama o hırsızlıktan gelme bir uyuşturucu pazarlamacısı. Bir öteki olarak Roti Brian De Palma’nın 1980 yılında yaptığı Scarface (Yaralı Yüz) filminin efsanevi aktörü Al Pacino’nun hayat verdiği Tony Montana karakterinin aksine Roti Montana bir bebek surat (Baby Face). İsim babasına tezat teşkil etse de asi ve ele avuca sığmaz yapısı nedeniyle kendisine bu lakap yakıştırılmış. Yine de bir benzerlik var. Daha iyi bir hayat sürmek üzere Tony Montana Küba’dan Amerika’ya, Roti Montana ise Diyarbakır’dan İzmir’e gitmiş. Daha 11 yaşındayken dört arkadaşı ile birlikte sırf macera olsun diye kaçtıkları İzmir’de suç örgütleriyle tanışmış. “Amacımız iyi bir hayat yaşamaktı. Ama yapamadık. Elimizden geldiğince iyi olmaya çalıştık, zamanla arkadaşlarımız bozuldu ve bunun farkına vardık. Bir otelde ve mobilyacıda çalıştıktan sonra gittikleri her yerde dışlandıklarını anlatıyor. “Nereye gittiysek dışlandık. Konuşmamız, oturmamız, kalkmamız bu bölgeden gittiğimizi ele veriyordu. Birbirlerine davranışları farklı bize farklıydı. Diyarbakırlılara farklı davranıyorlardı. Çocukluklarından beri kin öfke beslemişler buralara karşı. Bizi aralarına almadılar.” Ötekileşmesi onu yalnızlığa ve öfkeye itmiş. “Arkadaşlarımla beraber yaptık. Önce yol koştuk.(Hırsızlık) Yol koşunca esrar kullanmaya başladık. Elimizde görenlerin istemeleriyle bu işin piyasasının daha iyi olduğuna karar verdik. Uyuşturucuyu (esrar) Diyarbakır’dan alıp gidiyorduk. Kendi kendimize yapıyorduk. Başımızda biri yoktu, zaten başımızda biri olmasını istemiyorduk. Burada üretiliyor uyuşturucu, satılan yerler şahıslar var. İçen arkadaşlarımız vardı. Onların aracılığıyla ulaşıyorduk. Buradan alıp götürüyorduk. Orda o malı eritebilen, satabilen insanlar vardı. Ben sarıp içince kendileri gelip buluyorlardı zaten. Bir dünya insanla tanıştım. Bir hayır da görmedim. Hepsi geldi gitti.” Operasyonlar çözüm değil İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre yurt genelinde hırsızlık suçu;2008’de 256 bin 562,2009’da 304 bin 570,2010’da 344 bin 87,2011’de 351 bin 8382012’de 405 bin 405’e yükseldi. Yani, günde bin 110 hırsızlık vakası yaşanıyor. Son dönemde Doğu illerinde uyuşturucuya yönelik büyük operasyonlar yapılıyor ve tonlarca uyuşturucu ele geçirilip imha ediliyor. Roti’ye göre bu operasyonlar çözüm değil. “Uyuşturucuya operasyonlar yapıldığında insanlar gömüyor. Öyle olunca daha değerli oluyor. Madde değişiyor evrim geçirip daha değerli bir maddeye dönüşüyor. Bundan dolayı herkes gömdü. Olaylar varken polis giremiyordu. Adamlar ekiyordu gömüyordu. Parti parti yakalandı. Uyuşturucuyu bitirmek istiyorlarsa yakalamakla değil gidip o şahısların ektiği o toprağa el koymaları lazım.” Askere gitmek üzere geldiği memleketi Diyarbakır’da görüştüğümüz Roti, yeniden “sahalar”a döndüğünde mesleğine bıraktığı yerden devam edecek. Cesur’un cesareti Hırsızların dünyasında en kıymet verilen olgu cesaret. Cesaretten yoksun, gözünü karartamamış kişiler camiada bu işe uygun görülmez. Cilvesi çok olan bir meslek ve fiziki yapının yanı sıra yeri geldiğinde kavga dövüş işine girip sağlam çıkmayı gerektiriyor. İş üzerindeyken ‘keriz’ uyanırsa (malı veya parası çalınan kimse) devreye kaba kuvvet ve silah giriyor. Hasım ister malik olsun ister güvenlik görevlisi olsun sonuç değişmiyor. Kirişi kırmak için bu yollara başvuruluyor. Girdiği bir evde, ev sahibinin erken dönmesi nedeniyle balkondan kaçmayı deneyen ancak bunu başaramayarak suçüstü yakalanan Cesur yeri geldiğinde silah kullanmaktan çekinmeyeceğini söylüyor. “Üzerimiz boş değil zaten. Bir işe çıktığımızda eğer o iş askıysa (ev ve işyeri soygunu) öncesinden keşif yapıyoruz. Girişini çıkışını ve olağanüstü bir durumda kaçış yolunu belirliyoruz. Ondan sonra giriyoruz. Eğer ev sahibiyle yüz yüze kalırsam ve kaçmamın tek yolu onu vurmaksa çekinmem. Yoksa ben enselenirim. Bir kez enselendim zaten ve üç açık iki de kapalı olmak üzere beş dosyam var. Ceza yersem 7-8 yıl yatacağım. Kimse gidip yatmak istemez.” Mallar tanıdık esnaflara Hırsızlık işinin inceliklerini başta Diyarbakır olmak üzere bölgede öğrenip Batı illerine gittiklerini anlatıyor Cesur. Mevsimlik işçiler gibi özellikle yaz aylarında Batı illerine giden hırsızlar biriktirdikleri parayı yemek üzere memleketlerine dönüyorlar. Peki ev ve işyerlerinde çalınanlar nasıl elden çıkarılıyor? Çalıntı mallarının da bir piyasası var: “Bir eve girdiğimizde önce canlı para ve değerli maden bakıyoruz. Özellikle yatak odalarına giriyoruz. Bunun dışında LCD ekran, bilgisayar gibi malları da kolluyoruz. Bu malları aldığımızda ya kiraladığımız bir dükkâna ya da tanıdıkların yanına emanet veriyoruz. Sonuçta bu işi yaptığınızda belli bir çevre oluşuyor. İhtiyacı olanlara gidip malın cinsini anlatıyoruz isterse veriyoruz. Bu işten geçinen esnaflar var. Onlara ucuz fiyata bırakıyoruz onlar da ya kendileri eritiyorlar ya da spotçulara, ikinci el eşya satan yerlere falan veriyorlar.” Utanıyorum Hırsızlar yaptıkları işin yüz kızartıcı olduğunu biliyorlar mı? Utanıyorlar mı? Cesur bu işlere hiç girmemiş olmayı istediğini söylüyor. “Biri bana hırsız dediğinde dışlanmışlık hissediyorum. Çok utanıyorum. Zaten bu durumdan dolayı bazı şeylerle yüz yüze geliyorum. Çünkü git gide insanın psikolojisini bozuyor bu tür durumlar. Düşünsenize iki üç arkadaşın parmakla seni işaret edip hırsız diyor. Bu insanı çok rahatsız ediyor.” Babamın ibriğini çalarak başladım Görüştüğümüz en eski hırsız Hacı. Yaşı kırkın üzerinde. 1982 yılında takıldığı arkadaş çevresinin teşviğiyle babasının ibriğini çalarak mesleğe giriş yapıyor. Bir ‘kaptı’ olarak sonrasında İstanbul’da hayatına devam ediyor. “İstanbul’da ‘dümen’le başladım işte. Yaşı büyük olan ağabeyler bizi koştudular. Sonra yanımıza çocuk alıp biz koşturduk. İstanbul büyük yerdir, metropoldür. Diyarbakır’da iş yaparsan tanıdıklara mutlaka rastlıyorsun. İstanbul büyük yer, korkmuyorsun ve yaşamak için bulman lazım.” Katilim devlet “85 sabıkam var. İlk mahkemeye çaktığımda 13 yaşındaydım. Çocuktum ve bazı şeylerin farkında değildim. Eğer beni affetselerdi, fişlemeselerdi belki hayatım çok farklı olurdu. Bir kez fişlendiğinizde size yapacak başka bir şey kalmıyor. Devlet tüm kapıları kapattı. Devlet açıkça ‘yap seni kodese atayım’ diyor. Çocuk yaşta sabıkalandırmasalar rehabilite yoluna gidilse bu kadar olmaz bu iş.” Çocuktan hırsız yaratmak Hacı meslekte çok eski olduğu için pek çok hırsız yetiştirmiş. Pek çok işte olduğu gibi bu işin de incelikleri var. “Bu çocuklar genelde çevreden yetişiyorlar. Yoksul çevrede. Fakir çevre. Zengin yok. Fakir ne yapacak, açsın, aç adam mantıklı bilinçli düşünemez. Mesleğe girişleri kolay oluyor. Çocuk yetiştirilirken önce cesaret veriliyor. Deniliyor ki ‘bak benim yanımda olursan sana kimse dokunamaz. Devletin eline düştüğünde seni alırım. Gücümle paramla alırım.’ Önce güvence verilir. Ondan sonra annesine babasına güvenmediği kadar bana güvenir.” Büyük partiler şehir dışına Çalınan mallar eğer büyük bir partiyse başka bir kente gönderiliyor. Polis hırsızlığın yapıldığı kentte araştırma yaparken mal çoktan elden çıkmış oluyor. En değerli ürün sigara, anında paraya çevrilebiliyor. “Bir eve girip patlattığın zaman belirli esnaflar var. Tanıyorsun bunları. Sigarayı herkes alır. Biraz düşüğüne verdiğin zaman gider. Televizyonu kime verebileceğini biliyorsun. Hırsızlık malının değeri yoktur. Bin liraysa televizyonun değeri yüz liraya veriyorsun. Bunları alanlar hırsızlık malı olduğunu biliyor. Çok ucuza aldıkları için bellidir. Büyük parti mal kaldırıldığı için şehir dışına verilir. Mesela mobilya kaldırıyor adam. Kendi semtine veremez. Urfa’da tanıdık var. Öncesinden ayarlanır. Antep, Urfa gibi bir yere transfer ediyorsunuz.” Hırsızlık meselesi ile ilgili olan emniyet, hukuk ve sosyoloji çevreleri bu suç türünün asla bitmeyeceği ve ülkenin siyasi, sosyokültürel ve idari yapısında yaşanacak değişikliklere göre azalıp artabileceği görüşünde. Haber araştırması için görüştüğümüz yüze yakın kişinin pek azının hikâyelerine yer verebildik. Bir iki istisna dışında o camiada neredeyse herkesin işe ilk başladıkları nokta kapkaç ve kendilerini o noktaya getiren trajik yaşam öykülerine sahipler. Bu işe uzun yıllarını vermiş bir hırsızın ifadesiyle; ‘eğer bu ülkenin Güneydoğu’sunda yaşıyorsanız ve varlıklı bir ailenin ferdi değilseniz sokaktaki hayat önünüze iki yol çıkarıyor; ya dağa çıkacaksınız, ya da çalacaksınız.’ Realite bu olunca İstanbul, İzmir, Antalya ya da İzmit’te bu anlamda canı yanan birinin failinin ayak izleri Diyarbakır’da, Batman’da veya Mardin’de çıkıyor; pek çok hayat ‘ya kap ya öl’ noktasında nihayete eriyor… Barış süreci olumlu etkiledi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Asayiş Birimi uzmanlarına göre ‘barış’ süreci suç oranları açısından olumlu bir etkiye sahip. Daha önce bölgede sayı ve enerjilerini toplumsal olaylara harcayan güvenlik güçleri barış süreci ile birlikte hırsızlık, uyuşturucu ve fuhuş suçlarının üzerine daha çok gidiyor. Bölge illerinde toplumsal olaylara müdahale göreviyle bilinen çevik kuvvet polisleri bile bu günlerde devriye görevi yürütüyorlar. Polisin suç mahallerinde daha çok görünüyor olması da suçun azalmasına yol açıyor. Sisli havalar oto farelerine göre Yine polis kaynaklarına göre elektrik kesintileri hırsızlığı arttırıyor. Sokak lambalarının yanmaması, karanlık ve sessizlik hırsızları harekete geçiriyor. Örneğin havanın sisli ve soğuk olduğunda oto hırsızlıklarında artış yaşanıyor. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan gecekondular hırsızlığın azalmasında önemli bir etken. Van depreminde kentin yeniden tasarlanması edilmesi ve polis araçlarının dahi girmekte zorlandıkları dar sokakların geniş caddelere dönüşmesiyle hırsızlık bitme noktasına gelmiş. Ancak polisin kendisi bile hırsızlığın polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini söylüyor, zira sadece Diyarbakır’da emniyetteki hırsızlık sabıkalarının sayısı 12 bin 500. Nedenleri kaldırmak gerekiyor Daha önce kapkaç olaylarına hırsızlığın en basit hali ile ceza verilirken yapılan düzenlemeyle yeni TCK’nın 142. Maddesinin ikinci fıkrasıyla ağırlaştırılarak cezanın 6 ay ile 3 yıldan, 3 yılla 7 yıl arasına çıkarıldığını belirten Avukat Sinan Tanrıkulu bunun kapkaçı azaltmakla birlikte ortadan kaldıramadığını söylüyor. Tanrıkulu, cezaların ağır olmasının tek başına sorunu çözemeyeceğini savunuyor: “Tarihin değişik dönemlerinde ölüm cezasına varan çok ağır yaptırımlara bağlanmasına rağmen bu suç tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Örneğin, şer’i hükümlere göre hırsızlık yapanın eli kesilir buna rağmen şer’i hükümlere göre yönetilen ülkelerde dahi hırsızlık vakaları olmaktadır. Bundan dolayı da hırsızlık suçunun minimum düzeye indirilebilmesi, toplumsal yaşayışın tahammül edebileceği bir düzeye inmesinin yegâne yolu cezaların ağırlaştırılması yöntemi değildir. Cezanın caydırıcı nitelikte olmasından önce ekonomik ve sosyal politikalarla bireyi bu suça iten nedenleri ortadan kaldırma çalışmalarının yapılması daha etkili ve sonuç alıcı olacaktır.” Kaynak: Al Jazeera
Gündeme Damga Vuran O Kare
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı 'Fotoğraf yayınladı ya, biz sözde çok zor durumda kalacakmışız. Ben şimdi ona bir belge açıklayayım. Belki oradan görülmüyor, ben okuyayım' diye eleştirdi. Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti: Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren yurttaşlarıma göstereyim. Fotoğraf nasıl olurmuş? 24 Kasım 2013. 17 Aralık’tan üç hafta önce. Bu fotoğraf, üzerine oynama yok. Üstlerinde kimlerin olduğu yazılı. Fotoğrafların hiçbir yerinde oynama yok. Kim var burada?” dedi. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları: Bir gün bir o arkadaşların hapiste tutulmaları bir demokrasi ve hukuk ayıbıdır. Derhal bunların serbest bırakılması lazım. Defalarca söyledik bu ÖYM’ler adalet dağıtmaz. Özel yetkili mahkemeler siyasal iktidarın sopasıdır. Bu özel mahkemelerin verdiği kararlar kamu vicdanını rahatsız ediyor. Hayır dediler, biz bildiğimizi okuyacağız dediler. Artık adaletin sağlanması gerekiyor. Bu konuda CHP olarak üzerimize düşeni yaptık. Yasa teklifi mi? Arkadaşlarımız verdiler. Milli orduya kumpas kuruldu sözünün arkasında hala duruyorsa, çözüm yeri TBMM ise gelin kardeşim CHP hazır. Haksızlığı bitirelim, adaleti sağlayalım. Açık çek. MHP SEÇİM BÜROSUNA SALDIRI Siyasal partilerin bir iktidar mücadelesi içinde olmaları son derece doğaldır. Yurttaşa giderler, hangi partiye oy verirse iktidar olur. Bu bir centilmenlik yarışıdır. Etik ahlaki kuralları olması gereken bir yarıştır. Şiddet bu yarışmaz. MHP’nin Esenyurt’ta bir seçim bürosu açılışı var ve bir saldırı var, bir vatandaşımız hayatını kaybediyor. Şiddetle ama şiddetle kınıyoruz. Hiç kimsenin bir başka siyasal partiyi kaba kuvvetle susturması gibi bir olayı asla kabul etmiyoruz. Demokrasilerde bunun yeri yoktur. Fikir düşünce özgürlüğü varsa çıkar söylersiniz. Katılmasak bile düşüncenizi özgürce dile getireceğiniz bir Türkiye’yi inşa etmek için yola çıktık biz. O nedenle MHP camiasına baş sağlığı diliyorum. Ölene de Allah’tan rahmet diliyoruz. Bir daha da Türkiye’de böyle şeyler olmasın istiyoruz. 'LÜTFEN DENETİMLERİ SIKILAŞTIRIN' En son Kayseri’de 21 yurttaşımız hayatını kaybetti. Sivas’ta pek çok yerde var. Devletin bu konuda denetimlerini sıklaştırması gerekiyor. Her kaza sonuçta can kaybına mal kaybına yol açıyor. Kışın donup ölen yurttaşlarımız var. Lütfen denetimlerinizi biraz daha sıklaştırın. Yolsuzluk konusunda benim ne kadar duyarlı olduğumu bütün dünya biliyor. Kim yaparsa yapsın, yetimin hakkını yiyen karşısında beni bulur. Hiç kimse endişe etmesin. Biz babamızdan mirası böyle aldık. Kul hakkı yemeyiz, yedirmeyiz de. İsteriz ki ülkede barış olsun huzur olsun. Herkes kazansın, mutlu olsun. Bu bizim temel arzumuzdur. Şimdi Erdoğan geçtiğimiz günlerde Ankara’da ilçe belediye başkana adaylarını tanıtıyor. Diyor ki “Pazar gününe kadar Sarıgül dosyasını açıklamazsan ben açıklayacağım” CHP lideri, ailesiyle Meclis'e gelen bir çocukla konuşmasını bitirip kürsüden indikten sonra bir süre sohbet etti. O sırada objektiflere bu kare yansıdı. O FOTOĞRAFLA OYNANMIŞ Ben de ertesi gün “açıklamazsan namertsin” dedim. Pazar günü oldu, eline aldı bir fotoğraf. O fotoğrafla da oynanmış, sahtekarlık yapılmış sen Başbakansın. Sana sahtekarlık yakışır mı? Onların tayfasından o isimleri karalamışlar, flu yapmışlar kimse görmesin diye. Bir başbakan bir fotoğraf gösterecekse oynamaz, büyütür gösterir. Sahte dijital veriler vardı ya, onları yapan adamın o olduğu sonucuna varılır. Madem bir yolsuzluk dosyası açıklayacaksın niye fotoğrafı tahrip ediyorsun? Dosyayı açıkladı. Bir başbakan eline tutuşturulan kağıdı hemen okumaz. 27,5 yıl yaşamını devlete vermiş bir kişi olarak söylüyorum. Bilgi ve belge verir, önce doğruluğunu araştırırsınız. 'İÇİŞLERİ BAKANLIĞI RAPORU VAR' Olay 2004’te. Parti içinde bir tartışma var, genel başkanlık yarışı var. Şikayetler kavgalar var. Bunlar olur. Şimdi yok. Bitirdik onu kavga dönemi bitti. 2004'te olmuş, güzel. 2005 yılında o kurultayda bunlar da tartışılmış. Şikayet yapılıyor İçişleri Bakanlığı’na 9 Ağustos 2004’te. Mülkiye müfettişleri olayı araştırıyorlar, nedir bu diye. Sonucu aktarıyorum. İçişleri Bakanlığı raporunda diyor ki “İmar yasasına aykırı uygulamalar var, 27 yapıdan 5’i hakkında iddialar yerini bulmamıştır” 22 yapı hakkında iddialar, soruşturma gerektiği belirtiliyor. Danıştay’a başvuruluyor. Deniliyor ki “Bu soruşturmalar doğru değil bizim yaptığımız doğru değil” diye. Danıştay’da inceleniyor. 2005/1354 dosya numarası. Danıştay diyor ki bu 22 dosyadan, 21’i hakkında yapacak bir şey yoktur diyor, bir dosya için konu soruşturulsun deniliyor. Olay mahkemeye intikal ediliyor. Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi, ve sonuç beraat ediyor. 27 dosyanın tümü aklanmış oluyor. 'GÖZÜ KARARMIŞ' Bir başbakan 2004’le ilgili bir şikayet geldiğinde en azından, ne oldu bakın ondan sonra getirin der. Buna bakmıyor, baksa bile anlamıyor, gözü kararmış. Acaba ben CHP’yi nasıl yolsuzlukla suçlarım diye. Senin boyun yetmez buna boyun. Çünkü sen helale değil, harama ortak olan adamsın. Bizden hesap soracakmış, kimsin sen? Antep’te söyledim, bütün Antepliler duydu. Al dosyaları çık karşıma, senin istediğin gazetecilerle bana soru sor, ben mahcup olayım. Gelmem diyor, gelemem diyor. Niye gelemiyorsun Recep Bey? Neden korkuyorsun? Alnın temizse, verilmeyecek hesabın yoksa, neden korkuyorsun? Sen başçalansın da onun için korkuyorsun. 'NEDEN BAYKAL'IN İZLEDİĞİ YOLU İZLEMEDİN? Sayın Baykal ile ilgili de bir iddia ortaya atıldı. Dendi ki İsviçre’de bankalarda hesapları var. Sayın Baykal ilgili yerlere başvurdu. Bildirdiler, Baykal’ın hiçbir hesabı yok. Çıktı toplumun karşısına, açık alınla, benim İsviçre bankalarında beş kuruş hesabım yoktur dedi. Yahu kardeşim senin hakkında, batılı kuruluşların belgeleri yayınlandı, senin İsviçre bankalarında sekiz hesabın olduğu söylendi. Dava açacağım dedi, açtı mı? Açmadı. Niye dava açmadın sen? İki, sen neden Sayın Baykal’ın izlediği yolu izlemedin? Hesabımın olup olmadığını bana bildirin demedin sen. Ben temizim diyor, geç sen onları geç. Senin ne kadar temiz olduğu ben çok iyi bilirim. Sen yürütmenin başısın zaten. 'ŞİMDİ BEN ONA BİR BELGE AÇIKLAYAYIM' Fotoğraf yayınladı ya, biz sözde çok zor durumda kalacakmışız. Ben şimdi ona bir belge açıklayayım. Belki oradan görülmüyor, ben okuyayım. Başbakanlık Personel Prensipler Genel Müdürlüğü'nün bir yazısı, altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yazıyor. Nedir bu yazı? 22 Ocak 2004’te yazmış. Diyor ki “Adalet Bakanlığı'ndan bir yazı gelmiş, dokunulmazlık dosyası ile ilgili. O da TBMM’ye gönderecek. Ve Erdoğan neyle suçlanıyor? Zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta sahtecilik fiillerinden ötürü dosyası var, belgeleri var, raporları var, dokunulmazlığını kaldırın diye. O bir fotoğraf gösterirken bile sahtekarlık yaptım. Ben kapı gibi belge gösteriyorum, kendi imzasıyla. Kendi yazınla gösteriyorum. Şimdi utanır mı? Utanması için ar damarı lazım, o da yok. Bu yetmedi. Bunu biliyorduk zaten. Kendi imzasıyla, kendi sahtekarlıklarını parlamentoya bildiren bir Başbakandır. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren yurttaşlarıma göstereyim. Fotoğraf nasıl olurmuş? 24 Kasım 2013. 17 Aralık’tan üç hafta önce. Bu fotoğraf, üzerine oynama yok. Üstlerinde kimlerin olduğu yazılı. Fotoğrafların hiçbir yerinde oynama yok. Kim var burada? Rıza Zarrab var, Ali Ağaoğlu var, Suat Kılıç var, gensorudan kurtulan. Altındağ’da iş yürüten. Recep Tayyip Erdoğan var başçalan. Ve emine Hanım var. Bu tablo devlet protokolü. Sayın Başbakan şunu söyleyebilir. “Yahu o tarihte operasyon yapılmadı, ben hani bunların ne olup olmadığını bilmiyordum” diyebilir. Ama o da doğru değil. diyemez. Neden? 18 Nisan 2013. Bu olaydan çok önce. MİT Başbakan’ın önüne üç sayfalık rapor koyuyor. Raporun sonuç bölümünü okuyorum. “Rıza Zarrab’ın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve Muammer Güler ile mevcut ilişkisinin ortaya çıkması halinde, söz konusu hususların hükümet aleyhine kullanabileceği değerlendirilmiştir” 'SENİN HABERİN OLMADAN BU TABLO OLUŞMAZ' Bak diyor dikkat et diyor. Bu ne yaptı? Gitti şu pozu verdi. Yani benim haberim yoktu diyemez. Ben onun için buna başçalan diyorum zaten. Boşuna söylemiyorum. Ölçüyorum tartıyorum biçiyorum ondan sonra söylüyorum. Senin haberin olmadan bu tablo oluşamaz. Peki bu adam ne yapmış? Tabloya bakalım. Zarrab, hani bu bir bakana 700 bin liralık kol saati verdi ya, Başbakan ile aynı protokolde oturuyor. 700 bin liralık saat veriyor. Başka? Yine bize gelecek olan fezlekeleri bekliyoruz. O fezlekelerde çok şeyler var. Bir bakana 28 kez, rüşvet veriliyor. Toplamı 52 milyon dolar. Bir başka bakana 10 kez rüşvet veriliyor, toplamı 10 milyon dolar. Bir başka bakana, üç kez rüşvet veriliyor, toplamı 1,5 milyon dolar. Başaktör kim? Başbakan ile aynı safta, başçalan. Bu Zarrab’ın bir konuşmasını size okumak isterim, mahkeme kararıyla alınmış tape’ler bunlar. Bir bakana 500 bin dolar rüşvet gönderecek telefon ediyor arkadaşına diyor ki; “Abi yarın güzel bir tane çikolata lokum yaptır. Bir tane gümüş tabak, içine çikolata dizdir tamam mı? Bir tanede çikolata kutusu olsun. Onun içine de 500 bin yerleştir. Sadık biliyor. İstinye tarafında bir yer var ya. Egemen’e gidiyor. Daha önce de göndermiştik ya 500 500.” Kim o? Kimin yanında oturuyor? Başçalan’ın yanında oturuyor. Başçalanı kim uyardı MİT’ uyardı. Yapmayın dedi bu adamlar. Ben onun için sana yapmayın diyorum. Sıradan bir olay değil bunlar. Hala kalkmış, yok 2004’te 2005’te bu oldu. Yahu açıkça söylüyorum. Yolsuzluk varsa sonuna kadar gitmeyen namerttir diyorum. 'SENİN VİCDANIN NASIL SIZLAMIYOR' Oy verdiniz. Rüşvet bitsin, yolsuzluk bitsin diye. Sizin paralarınızı çaldılar. Harama ortak oldular. Onun için diyorum. Helal bunların kapısının önünden geçmiyor. Bu tabloyu herkesin düşünmesi lazım. Herkesin elini vicdanına koyması lazım. Ne oluyor bu ülkede demesi lazım. Her yurttaşımın söylemesi lazım. TÜRGEV diye bir vakıf var. Erdoğan Ailesi'nin kurduğu. Başında da Bilal var, Bilal oğlan var. Benim oğlumla uğraşmayın diyor. Sevgili Recep Bey, biz senin oğlunla boşuna uğraşmıyoruz. Sen makamını kullanarak oğluna çıkar sağlıyorsun. Nüfüz ticareti yapıyorsun. Sen diyorsun ki, şu ihaleyi sana vereceğim, rüşveti de oğlumun vakfına ödeyin diyorsun. Unuttun mu Recep Bey sen ne söylüyordun? “Bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim” diyordun. Hırsızlık babadan oğula geçer, evlattan babaya değil. “Efendim hayır işi yapıyoruz. “Ne demek hayır işi yahu? Arsayı buna ver diyorsun, senin o arsa oraya bedava verilir mi? Bunun adı nüfuz ticaretidir. Sen oğlunu yolsuzluğa bulaştırdın. Sen ne kadar büyük bir günah işlediğinin farkında mısın? Bir baba evladını nasıl bir konuma düşürebilir? Benim vicdanım sızlıyor yahu, senin vicdanın nasıl sızlamıyor? Erdoğan’a bir soru sorayım. Medya mensupları da korkudan sormuyorlar. Malum bizim toplantılarını kesiyorlar, onların aday tanıtımlarını bile sonuna kadar veriyorlar. Medya medya değildir. Biz bunu kabul etmiyoruz. Yolsuzluk olayı ciddi olaydır. Halk adına soru sorma yetkisi medyadır. Medya yolsuzluk olaylarının üstünü örtemez, örterse ona medya denmez. 'BU PARA NEYİN PARASIDIR?' Protokol diye bir şey var. TÜRGEV’in de vakıf bankasında bir hesabı var. TR 20020001500158048013239675 nolu hesap. TÜRGEV’in böyle bir hesabı var mı? İki bu hesaba 26 Nisan’da 99 milyon, 999 bin 990 dolar para yattı mı? Bu para neyin parasıdır? Bu para bir rüşvet parası mıdır? Açıklasın öğrenelim merak edelim. Bugün diyor ya, şu kadar çamaşır makinası sattık. Recep bey bütün dünyayı çamaşır makinalarıyla donatsak senin kirliliğini temizleyemez. Bizim sihirli formüle gelelim, fotoğrafa gelelim. İkinci adam kim? Ali Ağaoğlu. Bakırköy’de arsası vardı. İmar durumunu değiştirecek, bir türlü değiştiremiyor. Nereye gidiyor, başçalana gidiyor. O da Erdoğan Bayraktar’a talimat veriyor, o da gereğini yapıyor. Bunun üzerine Ali Ağaoğlu İBB’den birisiyle konuşuyor. “Orada bak, şunu söyleyeyim. Ben onu bakanlığa yaptırtmadım. Açık da net de konuşuyorum Başbakan'a yaptırdım. Ben de gittim büyük patrona söyledim. O da talimat verdi halledin burayı dedi” ve hallettiler. Sonra bundan biraz rahatsızlık duymuş AKP’nin İstanbul il başkanı Babuşçu şöyle söylüyor. 11 Ocak 2013 “Yani büyükşehirde reddedilen bir dosya. Sonra bakanlığa gidiyor, özel proje. İstanbul'da ilan edilen tek özel proje alanı. Başka yok diyorlar” 'BÖYLE BİR FOTOĞRAFI CHP İÇİN GÖSTEREBİLİR MİSİN?' Ali Ağaoğlu da şöyle söylüyor; “büyük patronun talimatıyla yapılan bir şey” diyor. Bu fotoğrafın ne kadar önemli olduğunu biliyor musunuz? Yandaş medya bu fotoğrafı sildiler. Ama biz neyiz? Halkın partisiyiz. Başka kim var? Erdoğan Bayraktar var. Suratından düşen bin parça. Neden? Gelecek felaketi görüyor. Ama bir şeye güveniyor. Nasılsa benim günahım yok diyor. Erdoğan talimat verdi ben de yaptım diyor. Ama Erdoğan ne dedi? Önüne bir deklerasyon, ve istifa dilekçesi. O da hayır demiş, istifa edeceksen önce sen edeceksin. Sen söyledin ben yaptım. Hep beraber görüyor ve tanık oluyor. Şimdi ben Erdoğan’a söylüyorum. Sen böyle bir fotoğraf CHP için gösterebilir misin? Asla gösteremezsin. Çıkmışsın dinden imandan söz ediyorsun. Ben de bazen iç dünyamda isyan ediyorum yahu. Bunlar dinden imanden bahsediyorsa, biz neden bahsedeceğiz. Söyler misiniz Allah aşkına? Bu bakanlarla ilgili fezleke geldi. Şimdi Meclis’e göndermeyelim, bütün pislikler saçılacak. Yahu saçılacağı kadar saçıldı zaten. Sen göndermezsen biz daha çok şey açıklayacağız. Adam gibi gönder, kimsenin yanında yolsuzluk yapan kimsenin yanında durma. Yoksa bu başçalan ünvanı senin yakana yapışacaktır. Alnına yazacağım senin bunu. 'ONUN DA BELGESİ VAR' Geçen hafta burada bir savcının tuttuğu tutanağı açıkladık. Gecenin saat 22:31’de ikinci kez telefon ediyor başsavcıya. Bir daha okuyayım. “Bu saate git. Cumhuriyet savcısını değiştir. Tüm kararları iptal et. Bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız” Bu demokratik bir ülke mi arkadaşlar? Bu yargı bağımsızlığının olduğu bir ülke mi? Yoksa mafyanın kol gezdiği bir ülke mi? Bakanların orada, sen de en baştasın. Talimat veriyorsun, bütün yolsuzlukların içindesin, rüşvetlerin içindesin. Her şeyi biliyorsun. Neden söylüyorum? Onun da belgesi var. Bir metrekarelik bir kamu arazisi. Kiralanacaksa, satılacaksa, irtifa hakkı kurulacaksa Erdoğan’dan izin gerekiyor. Resmi Gazete’de yayınlandı bu. O nedenle ben sana başçalan diyorum. Olayların ne kadar vahim olduğunu anlatmak için anlatıyorum. Bunların yatacak yeri yok. Bunlar hesap da veremezler. Hükümetten düşsünler Türkiye’de göremezsiniz bunları. 'ULAN MÜSTEŞAR SÖYLEDİ' Ben tabi Adalet Bakanlığı müsteşarı telefon etmiş, o müsteşar yerinde kalamaz dedim. Bakanın dışında müsteşar yapamaz, bakanın bilgisi varmış. Meğer ortaya çıktı ki o da telefon etmiş. Ne diyor? Ulan müsteşar söyledi. Telefon etti, sana bilgi verdi. Sen ne diyorsun? Savcıyı değiştir diyorsun. Savcıyı değiştir ne demektir? Doğrudan müdahale etmek demektir. Adalet Bakanlığı şu anda boştur. Yolsuzlukları aklamaya çalışan bir kişi vardır Adalet Bakanı olarak, onun adı da Bekir Bozdağ’dır. Herkes böyle bilsin. Urla villaları var. Ben merak ediyorum, bu villa düşkünlüğü nereden geliyor? Bir de havuzlu olacak. Kime götüreceksin yahu? Öbür dünyaya bir kefenle gideceksin kardeşim. Bunlar kefene kesin cep yapacaklar. Bunların dolar yeşili hastalıkları var. Urla’da bir koy. Dünyanın en güzel koylarından birisi. Birinci derece SİT alanı. Kazmayı vurduz mu tarih fışkırıyor. İnşaata başlamış. Kim? Mustafa Latif Topbaş. Önemli bir işadamı, ama Bayın Başbakan demiyor, abi diyor. Telefonu hep abi üzerine kurulu. 'DEVLET BÖYLE YÖNETİLMEZ' Vali diyor ki genelge var kanun var. Birinci derece SİT alanında inşaat yapamazsın. O da abisine şikayet ediyor. İnşaat yapacağım, iki villa da size ait, vali izin vermiyor. Başbakan iki villa uğruna ne yaptı? Devletin valisini sattı, onu gönderdi başka yere. Yahu gözünü toprak doyursun kardeşim. Önce birinci derece SİT alanını değiştirdiler. Raporları aldılar, onların da rüşvetle alındığı çıkacak ortaya. Beyefendi oraya villa yaptırdı. Telefon tapelerini artık saymıyorum. Öyle bir havuz yap ki diyor, ikinci kattan bakılınca bizim havuz görülmesin. O da emredersin yaparız diyor. Devlet yönetimi böyle olmaz. Devlet böyle yönetilmez. Saygı gerekir. Kul hakkını korumak gerekir. Şeffaflık gerekir. Devleti yöneten insanlar 76 milyonun kefaletinden sorumludurlar. Kendisine oy versin vermezin, herkesi kucaklamak zorundadır devleti yönetenler. Hukukun üstünlüğüne inanırlar. Eğer, hukukun alanını siyaset belirlerse orada demokrasi olmaz. Bizim savunmamız gereken nedir? Hukukun üstünlüğünü savunmaktır. Hukuk siyasetin alanını belirlemeli. Temiz olun diyor, ama temiz değiller. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren yurttaşlarıma sesleniyorum. Türkiye’yi gelin kirlilikten arındıralım. Bakın dolar aldı başını gidiyor, bütün iş dünyası kaygı içinde. Onlara da söylüyorum. Siyasi partilerle kirli pazarlıklara giren iş dünyası kendine zarar verir. İş dünyası mensuplarını kendi aranızdan ayrılın. Bırakın onlar Erdoğan’ın etrafında kümelensinler. Biz onlara güveniyoruz, onlara saygılıyız. Onlar üretiyor, çalışıyorlar. Onların fabrikaları sadece onların değildir, milletin fabrikasıdır. Onlar üretecekler istihdam yaratacaklar. Ama nasıl? Hukukun üstünlüğü içinde. Hürriyet
İstanbul'un İlçe ve Semt İsimleri Nereden Geliyor?
BAĞDAT CADDESİ: Bizans döneminden bu yanavarlığı bilinen yol (şimdi cadde), Osmanlılar döneminde Üsküdar’dan Şam veBağdat yönüne giden kervanlarca kullanılıyordu. Osmanlı ordusu, Doğu seferlerine bu yoldan çıkıyordu.Adının Bağdat Caddesi olması bu nedenledir. ALTINBOYNUZ: Biz ‘Haliç’ diyorsak da Batı kaynaklarında ‘Altın Boynuz’olarak geçiyor. İsminin orjinali Rumca. ‘Hriso Keras’ Rumca'da altın boynuzanlamına geliyor. Kağıthane ve Alibeyköy derelerinin çatal vaziyette, boynuzuandırması nedeniyle bu ismi almışdır. BAB-IALİ: Günümüz Türkçesinde ‘Yüce Kapı’ anlamına gelen bu terim,aynen tercüme edilerek diğer dünya dillerine de girmiştir. İstanbul’da devletitemsil eden her ofis, ‘kapı’ diye anılırdı. Yani bugünün devlet dairesininkarşılığı ‘kapı’ idi. Basın kuruluşları İkitelli’ye taşınmadan önce “Bab-ı Ali”denilince akla basın geliyordu. ABİDE-İHÜRRİYET: Şişli’de Hürriyet tepesindeki anıtın adı. Bugünkü dillesöylenirse ‘Özgürlük Anıtı’. AĞACAMİİ: Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üstündeki Ağa Cami’siniŞeyhülharem Hüseyin Efendi yaptırmıştı. Hüseyin Efendi aynı zamanda‘Galatasaray Ağası’ydı. Bu nedenle Ağa Cami olarak anılır. AYAZMA:İstanbul’da çok fazla sayıda ayazma var. Nedir ayazma? Hıristiyanlarıninançlarına göre kutsal ve şifalı su; bu maksatla ziyaret edilen yerlerdekidini yapıdır. Her ayazmanın adını taşıdığı aziz ve azizeler için özel bir günüvardır. BAHARİYE:Osmanlı padişahları ve vezirler, özellikle bahar mevsiminde, Haliç kıyısındaEyüp Sultan’dan sonra gelen ve Bostan iskelesi ile Silahtarağa arasında uzananbölgeye giderlermiş. Buraya köşkler yaptırılmış. Baharda yeğlenen bir bölgeolduğu içinde ‘baharlık’ anlamına ‘bahara ait’ yani ‘bahariyye’ diye anılmış. BALAT:Rumca saray anlamına gelen ‘palation’ sözcüğünden geldiği sanılmakta. Önceİstanbul’un Haliç kıyısındaki kapılarından birine verilen ad, sonra bütünsemtin adı oldu. BALTALİMANI:Rumeli Hisarı’nın ötesindeki eski adı ‘Fadalya’ olan ‘Baltalimanı’, adınıİstanbul’un fethi sırasında Gelibolu’daki donanmayı hazırlayan ve kuşatmasırasında gemileri bu limana getirmeyi başaran Baltaoğlu Süleyman Bey’den aldı.Baltaoğlu Süleyman Bey Osmanlı Devletinin ilk Kaptan-ı Derya’sıydı. BEBEK:İsmini, Fatih’in bu bölgenin muhafazasına memur ettiği bölükbaşının ‘Bebek’lakabından almıştı. Bebek Çelebi ya da Bebek Çavuş’un bu semtte bir köşkü vesonradan hasbahçe olan bir bahçesi vardı. BELGRADORMANI: Ormanın adı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulanBelgrad köyünden gelmekte. Belgrad köyü 1521 Sırbistan seferinden sonra İstanbul’agetirilen Sırp tutsakların yerleştirilmesi amacıyla kurulmuştu. BEŞİKTAŞ:Bu semt ‘Kone Petro’ adıyla anılıyordu. Anlamı ‘Taş Beşik’ idi. Rahip Yaşka, Hzİsa’nın beşiğini Kudüs’ten getirip, burada yaptırdığı kiliseye koymuştur. Hz.İsa çocukluğunda bu beşik içinde yıkanmış, bu sebeple bu kilise Rumlar arasında‘Taş Beşik’ olarak ün yapmıştır. Rahip ölünce beşiğin Ayasofya’ya bırakıldığısöylenir. Bu söylenti bir delile dayanmadığı için efsane niteliği taşımaktadır. BOMONTİ:Semt adını, 1902 yılında Bomonti Kardeşlerin burada kurdukları Bomonti BiraFabrikası’ndan almıştır. Bu bina daha sonra İstanbul Tekel Bira Fabrikasıolarak anılmıştır. CERRAHPAŞA:Semt, buradaki cami-nin adını taşır. Camiyi 16’ncı yüzyılda, Sadra- zam CerrahMehmet Paşa yaptırmıştır. Mimar Davud Ağa’dır. Cerrah Paşa camiyle birlikteçifte hamam, çeşme ve türbe de yaptırmıştır. CİHANGİR:Kanuni Sultan Süleyman’ın, Tophane ile Fındıklı arasındaki kıyıdan 300basamakla ulaşılan yüksekçe bir yere oğlu Cihangir’in anısına yaptırdığı cami,semte adını vermiştir. AKARETLER:Avrupa yakasında,Maçka-Dolmabahçe arasında, Beşiktaş ilçesinin birmahallesidir. Sultan Abdülaziz Taşlık Aziziye camisinin masraflarını karşılamakiçin bir vakıf kurdurmuştur, Bu vakıf gelir sağlamak amacıyla kirayaverilebilecek binalar yaptırmıştır. Projenin tamamlanması II.Abdülhamit’e nasipolmuştur. Kira,irat getiren anlamındaki Akaret ismi bu binalara yakıştırılaraksemte Akaretler adı verilmiştir. AYRILIKÇEŞMESİ: Anadolu yakasında, Kadıköy’den Acıbadem’e giderkenHaydarpaşa’dan gelen yolla kesiştiği yerdeki semttir. Eskiden Trakya veİstanbul’dan hacca gidecek olanlar burada toplanırlar ve hep birlikte yolaçıkarlarmış. Hacı adayları yakınları ile burada vedalaşıp yola çıktıklarındansemte Ayrılık Çeşmesi adı verilmiştir. BAHARİYE:Anadolu yakasında, Kadıköy-Fenerbahçe-Moda arasındadır. Kentte yerleşiminyaygın olmadığı dönemlerde, İstanbulluların yazlık olarak kullandıkları birsemtti. Bir söylentiye göre, bahar aylarında semtteki hareketliliğin artmasısebebiyle baharlık anlamında 'Bahariye' adı verildiğidir... BAKIRKÖY:İlk çağlarda Hebdamon Septimus adıyla anılmaktaydı. Bizans döneminde yazlıkolarak kullanılmıştır . Constantinus (Büyük) zamanında buraya saraylar ,köşkler, kiliseler yaptırmıştır. Bizans'ın son döneminde Makrihori, Osmanlıdöneminde Marki Köy olarak bilinen semtin adı Cumhuriyet'in ilanından sonraBakırköy olarak değişmiştir... BEYKOZ:Antik çağdaki adı Amykos'dur.Beykos ismi ilk defa Bizanslılar tarafındankullanılmıştır. Bithnia Kralı ve Kocaeli valileri bu semtte ikamet etmişlerdir.Kos farsçada köy anlamındadır. Semtte oturan ünlü kişilerden dolayı yöreyeBeykos denildiği ismin zamanla Beykoz'a dönüştüğü sanılmaktadır... BEYOĞLU: Bizansdöneminde yerleşim alanı değildi. Yöreye karşı yaka, öte yaka anlamında Pera yada Peran bağları deniliyordu... Beyoğlu denilmesine ait çeşitli söylentilervardır. İlki Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon Rum İmparatorluğu'na sonvermesinden sonra (1460) Kral ailesinden Prens Aleksisos Kommenos burayayerleştirilmesinden dolayı bu ismin verildiğidir. İkincisi Kanuni SultanSüleyman döneminde burada oturan Venedik elçisinden dolayı bu isminverildiğidir. (Yapılan yazışmalarda elçiye Beyoğlu denildiği için) CİBALİ:Burada bulunan sur kapısı,İstanbul'un fethine katılan komutanlardan Cebe AliBey adıyla anılmaya başlanmıştır. Cebe Ali Bey kapısı zamanla Cibali kapısınadönüşmüştür ve semt de Cibali ismini almıştır... ÇENGELKÖY:Bizans İmparatoru Justinianos buraya karısı Sophia için bir saray yaptırmıştırve semte Sophianea adı verilmiştir. Osmanlı döneminde bu semtte gemi çapalarıimal edildiğinden adı Çengel Köyü olarak benimsenmiştir. Zamanla Çengelköyşeklini almıştır. Bir başka söylentiye göre de; Osmanlı döneminde leventliktenyetişen Çengeloğlu Tahir paşa (Sonradan Kaptan-ı Deryalığa kadar yükselmiştir)bu semtte oturmuş ve yörede mescit, çeşme gibi yaptırmış ve birçok hayırişlerine önayak olmuş semtin sevilen kişilerinden biri olmuştur, semte busebepten onun ismi verilmiştir... DOLMABAHÇE:Yunan mitolojisine göre Arganut ların kralı İason Karadeniz seferi dönüşündeburada karaya çıkmıştır, bundan dolayı antik çağdaki adı İason’dur. BuradaBizans döneminde gezinti yeri olan küçük bir koy vardı. Osmanlıların İstanbul’ualmasından sonra, I. Ahmet döneminde Kaptanı Derya Halil Paşa bu koyudoldurmakla görevlendirildi ve dol-durma işleri II. Osman dönemindetamamlandı.(1614) Park haline getirilen koy Hünkar bahçesi adıyla anılmayabaşlandı ismi zamanla Dolmabahçe’ye dönüştü... EMİRGAN:IV Murat yöreyi,Revan kalesini çarpışmadan kendisine teslim eden (1635) Safevivalisi Emirgüneoğlu’na bağışlamıştır. Bir konak yaptıran Emirgüneoğlu buradayaşamış ve semt Emirgün yada Mirgün olarak anılmış zamanla Emircan dahasonraları Emirgan şekline dönüşmüştür. FERİKÖY:Semtin ismi hakkında değişik söylentiler vardır. İstanbul'un ünlüLevantenlerinden Mösyö Ferry Galata da oturur ve zaman zaman bu cıvadra avaçıkarmış. Daha rahat avlanabilmek için buraya bir köşk yaptırmış ve semttekiyerleşim bu köşk etrafında yoğunlaşır. Yöre Ferry nin köyü olarak anılmayabaşlanır ve isim zamanla Feriköy e dönüşür. Bir başka söylentiye göre deOsmanlı padişahı A.Mecit tarafından bugün semtin bulunduğu geniş arazi MadamFeri ye bağışlanmıştır. Feri’nin köyü ismi zamanla Feriköy'e dönüşmüştür... FLORYA:Reşat Ekrem Koçu'ya göre İskender efendi namlı bir kişi burada yaptır- dığıbahçeye doğduğu kasabanın ismini vermiş (Forina Arnavutluk'ta küçük birkasabadır) isim zamanla Florya'ya dönüşmüş ve semtin ismi olarakbenimsenmiştir... İSTİNYE:Bizans dönemindeki adı Stenia zamanla İstinye şekline dönüşmüştür. KADIKÖY:Semtin tarihi Bakır çağına kadar uzanmaktadır. Semti Megara’lı göçmenlerKhalkedon adıyla kurmuştur (İÖ 8yy) . Orhan Gazi Khalkedon un bir kısmınıOsmanlı topraklarına kattı. Fatih Sultan Mehmet in kenti fethinde sonra buyörenin bakımsız bir köy görünümünün düzelmesi için İstanbul Kadısı Hızır Beyin buraya yerleşmesini istemiştir. Semt önceleri Kadıköy’ü sonraları Kadıköyolarak anılmıştır. KALAMIŞ:Eski ismi yunanca sazlık ve kamışlık anlamında Kalamis iken zamanla Kalamışşeklini almıştır. KANDİLLİ: Antikçağdaki adı Ekhaia’dır. Zaman zaman Göksu’dan deniz yolu ile saraya dönenpadişahlar için yakılan kandillerden yada IV Murat’ın Revan seferindendönüşünde bu semtteki köşkte doğan şehzadesi Mehmet için yedi gece yakılankandillerden dolayı semte Kandilli köy adı verilmiş, zamanla Kandilli şeklinialmıştır. KARTAL:Bizans dönemindeki adı Kartalimen dir. Semt zamanla Kartal ismiyle anılmayabaşlanmıştır. Bir başka söylentiye göre de küçük bir balıkçı köyü olan semtteyaşayan ve çok sevilen Kartelli isimli balıkçıdan dolayı önceleri Kartelli’ninköyü olarak anılan semtin adının zamanla Kartal a dönüştüğüdür. KAZLIÇEŞME:Burada bulunan bir çeşme semte ismini vermiştir. Bu çeşmenin üzerinde alçakkabartma olarak kaz figürleri vardır. Bir söylentiye göre, İstanbul un fethisırasında baş gösteren su sıkıntısın- da uçuşan kazlar takip edilmiş veburadaki su kaynağı bulunmuştur. Sonraları bu su kaynağı üzerine bir çeşme inşaedilmiştir. Günümüze kadar birçok yenilemeler gören çeşme halen semttebulunmaktadır.   LEVENT: Osmanlı Padişahı III Selim döneminde, Nizam-ı Cedidaskerleri için kurulan Levend kışlası semte adını vermiştir. MAÇKA:.Adının Farsça Masgah (Nişangah) tan geldiği söylenmektedir. Zamanla Maçka yadönüşmüştür. Bir diğer söylentiye göre de Fatih Sultan Mehmet in 1461 yılındaTrabzon'u fethinden sonra Trabzon’dan buraya gönderilen Maçkalılardan dolayısemte Maçka adının verildiğidir. OKMEYDANI: İstanbul’unfethi sırasında Fatih Sultan Mehmet in otağ kurduğu yerdir. 1490 yılında Fatihin burada on dokuz sınır taşıyla sınırları belirlenen çok geniş bir alanaTekke-i Tirendezan (Okçular tekkesi ) yaptırmasıyla semt Okmeydanı olarakanılmaya başlanmıştır. SÜTLÜCE:Bizans döneminde küçük bir köy olan semtte (Sut membat köyü) bronzdan yapılmışve göğüslerinden su akan bir kadın heykeli varmış. Sütlerinin bol olması içinyeni doğum yapan kadınlar tarafından ziyaret edilirmiş bu yüzden semte Sütlüceadı verildiği söylenmektedir. ŞİLE: Kentte yerleşim yaklaşık İ.Ö 5000 yıllarındabaşlamıştır. Şile ismi Mercanköşk olarak bilinen bir dağ çiçeğinin yunancaadından gelmektedir. İlçe tarihte Aschil, Phile, Astere, Kilia isimleriyleanılmıştır. Eski bir Milet kolonisi olan kent Lidya,Pers, Galat,Roma, Selçuklu,Bizans ve Osmanlı egemenliklerinde kalmıştır. TAKSİM:Adını 19. yy. da kurulan su dağıtım şebekesinden almıştır.Maslak-Mecidiyeköy-Şişli yönünden gelen içme suyu burada toplanır ve dört yönedağıtım (taksim) yapılırdı. UNKAPANI:Kapan Osmanlı döneminde pazaryeri, satışyeri, kontrol yeri anlamınagelmekteydi. İstan- bul’un alınmasından sonra kente gelen gıda maddeleribelirli yerlerde teslim alınır ve İstanbul kadısı temsilcisi, esnaf temsilcisitarafından denetlenirdi. Çeşitli gıda maddelerinin bu tür trafiğinin yoğunolduğu yerlere Kapan denirdi.(Yağ kapanı, Bal kapanı gibi)Şehre gelen unlarınbu semte indirilip depolandığı için yöreye Unkapanı isminin verildiğisanılmaktadır.