İmam Haberleri

İmam ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. İmam ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Arınç'tan Siyasilere Twiter Eleştirisi: 'Çıt Çıt Çıt...'
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın Star'daki köşesinde Gülen cemaatini kast ederek ''Milli orduya kumpas kuruldu'' diye iddia etmesinin ardından ilk kez konuştu ve ''Ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip eden bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz'' dedi. Arınç, Twitter'da sürekli paylaşımda bulunan bakan ve vekil arkadaşlarını da şu sözlerle eleştirdi: ''Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil.'' Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Ankara'da Başbakanlık muhabirleriyle bir araya geldi. Arınç şunları söyledi Türkiye kendisi hareketli bir ülke, güçlü bir ülke. Ben baktığımda 11 yıldır devam eden istikrarlı hükümetin önemli işler başardığını görüyorum. Türkiye’de gerçekten maddi planda yapılan ekonomiyi yeniden inşa etmek, makro ekonomik göstergelerden her bireyin refah içinde yaşama kavuşmasına kadar, tüm sektörlerde çok önemli işler başardığını söylüyoruz. 11 YILDA İLMİK İLMİK ÖRÜLEN YAPI Geçmişte çok kırılgan bir yapı vardı. Siyaset dışı kurumlar hükümetlere de kolaylıkla müdahale edebiliyordu. 11 yılda ilmik ilmik örülen yeni bir yapı var. Yeni Türkiye’de diyebiliriz. Vesayetlerin müdahalelerin ortadan kalktığı sivil asker ilişkilerinin yeniden kurulduğu, Türkiye’den anti demokratik uygulamaların sona erdiği bir dönem yaşıyoruz. KÖŞK SEÇİMİNDE HİÇ AKLA GELMEYECEK HİLELER ORTAYA ÇIKABİLİR İlk defa halk oyuyla cumhurbaşkanı seçilecek. Türkiye’de cumhurbaşkanları seçimi her zaman engellemelerle karşılaşır. Hatta hiç akla gelmeyecek hileler ortaya çıkabilir. 2007’de 367 gibi. Şüphesiz bugün herkes 367’yi gülümseyerek karşılıyor. Ama Türkiye bunu yaşadı. Herkesin gülüp geçtiği saçmalığı hepimiz yaşamıştık. Aradan yedi yıl geçiyor, başka tartışmalar gündeme gelinebilir. Böyle bir durumda siyasi iktidar güçlü olduğunu göstermek, halk oylamasından altığı neticelerin sandığa yansıyacağını söyleyebilir. CHP açısından farklı şeyler, MHP açısından baktığımızda farklı şeyler gündeme gelebilir. BU FLU ORTAMLAR ORTADAN KALKACAK Bu flu ortamların ortadan kalkacağına yürekten inanıyorum. Sancılar yaşanabilir. Bunların hepsi birer sınamadır. Bunlardan başarıyla çıkacğaız. Bugünkü rakamlarla sandığa gidildiğinde yeniden bir güven tazelemesi olabileceğini de düşünüyorum. GÜÇLÜ BİR HÜKÜMET VAR Türkiye'de böylesi kırılgan şeylerin yaşandığı ortamda şükür ki güçlü bir hükümet var. Abartılıp köpürtülen haberlerin de aslında maksatlı yayınlandığını biliyoruz. Sükunetle ve elbette olaylara şiddetle değil suhuletle yaklaşılması gerektiğini düşünüyoruz. HİÇ KİMSE AF BEKLENTİSİ İÇİNDE OLMASIN (Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla ilgili olarak Genelkurmay suç duyurusunda bulundu. Delillerin karartıldığı gerekçesiyle yapıldı bu başvuru. Bu başvuruyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yasal bir düzenleme gerekir mi? CHP liderinin de bir açıklaması olmuştu. İktidar partisi adım atarsa destek veririz demişti. Ergenekon ve Balyoz davalarında kademeli bir af çıkarılması yönünde bir iddia var. Hükümetin gündeminde midir? sorusuna) Bahsettiğiniz davaların bir kısmı kesinleşmiş, bir kısmı henüz yargı süreci tamamlanmamış. Kimsenin ismini adını ağzımıza almadan, bitmiş davalarla ilgili, şahıslarla ilgili, sivil davalarda olabilir, ceza muhakemesi kanununa baktığımızda o şartı taşıyorsa, tekrar iadeyi muhakeme isteyebilirler. Ceza davalarında delil serbestliği esası vardır. Dava bitene kadar sanık, şüpheli ve avukatı, bu da görülsün, şu delilde var diye talepte bulunursa mahkeme bunu değerlendirebilir. Bir genel af ve af beklentisi içinde hiç kimse olmasın. Af kelimesi çok tehlikeli bir kelime. Hükümetten parlamentodan birisi konuşursa herkes de büyük bir beklenti oluşur. İçerideki insanları düşünün, afla yatar afla kalkarlar. Hiç birimiz ağzımıza şu veya bu suçlular için af konusunu getirmeyiz. Hükümet olarak da bizim böyle bir düşüncemiz yok. Bu tartışmanın elbette bazı insanları heyecanlandırdığını düşünebiliriz. Genelkurmay Başkanı'ndan, arkadaşlarım sordu haberim yoktu. Bir başvuruda bulunduğunu duydum. Başvurunun içeriği ile ilgili bir bilgi yok. Bazı avukatların sözleri var. O avukatlar neyi ne kadar biliyorlar ben bilmem. Ama Genelkurmay Başkanımızın, Genelkurmay mensubu, bunların yargılananları olduğu kadar, aileleri çocukları ve arkadaşları da vardır. Eğer gerçekten bazı konulara yargının dikkat etmelerine inanmışlarsa, başsavcılığa, bir müracaattır şüphesiz. Bunun gerektiğince yeterince değerlendirilmesi gerekir. Bu talepler karşısında, hukuk devleti olan Türkiye’de yargının yapacağı şeyler vardır. Ya bu iddiaları değerlendirdikten sonra bu konuda yapılacak bir şey yoktur, yapılacak şey bunlardır diyebilir. UZUN TUTUKLULUK SÜRESİ CEZAYA DÖNÜŞTÜ Ben üç seneden beri, uzun tutukluluk sürelerin cezaya dönüştüğünü söylüyorum. Tahliyeye dönüşmesi gerektiğini söylüyorum. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bireysel başvurudur. Herkesin ayrı ayrı müracaat etmesi gerekir dediler. Bu sefer herkesin yaptığı başvuruya göre değerlendirmeye başladılar. İÇİŞLERİ BAKANI'NIN AÇIKLAMALARINA KATILMAM DOĞRU OLAN (Hatay’da bir TIR yakalandı. İHH’ya ait olduğu söylendi. İçişleri Bakanı'nın açıklamaları vardı. Savcıya arama yaptırılmadığı iddiası var. Bu olay sonrasında, 17 aralık operasyonunun bir devamı, hükümeti zora sokmak için böyle adım atıldığı iddiaları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? sorusuna) Bu sefer ismini söylemeyeyim. Her şeyi 17 Aralık’la irtibatlı görmeyelim. Ama zannediyorum ki bundan sonra da bir süre devam edecek. Dün bu TIR’la ilgili olarak İçişleri Bakanı'nın açıklamaları olmuş. Benim de ona katılmam doğru olanıdır. Suriye’de yaşanan olayların Türkiye’yi etkilememesi mümkün değil. Biz tabi Türkiye olarak çok insani bir iş yapıyoruz. Büyük bir maddi külfet getirmesine rağmen. Burada görüldüğü kadarıyla TIR şüpheli olma sebebiyle durdurulmuş. MİT mensupları olaya müdahale etmeyin demiş. Vali bir yazı göndererek teyit etmiş. Savcı jandarma gelmiş. Onlara anlatılmış, tutanak tutulmuş. Ama bu resmi yazı karşısında MİT kanunu karşısında belli hükümler var. Bu konunun aranmadan devam etmesine karar verilmiş. Bunun karşısında söylenecek sözlerin İçişleri Bakanı tarafından nasıl karşılandığı önemlidir. Suriye’deki Türkmenlere gönderilen insani yardım olarak bahsetmiştir. Ancak dün açıklama üstüne açıklama yapan CHP’nin milletvekillerini dinledim üzüldüm. Geçmişte de Esad'ın yanına gitmek için çok gayretleri olmuştu. Onların Esad ailesiyle duygusal bağları olduğunu da biliyoruz. Onlar Türkiye’nin Suriye’deki muhaliflere yardım yapıyor olmasını büyük bir suç olarak kabul ediyorlar. Bizim Suriye’deki radikal unsurlara bir kuruş bir yardımımız yok. Suriye halkına da ayırt etmeksizin insani yardım yapıyoruz. Dolayısıyla speküle edilmiş haberleri bir kenara koyarak, bakanımızın açıklamasını ben şahsen yeterli görüyorum. MEHMET ALİ ŞAHİN'İN 'YARGITAY'DAKİ İMAM' SÖZLERİ (Mehmet Ali Şahin’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Herhangi bir bilgi sahibi değilim. Mehmet Ali Şahin bey Adalet Bakanlığımızı yapmış, sonra da TBMM Başkanlığımızı yapmış bir siyasetçidir. İnanarak güvenerek söylüyorum ki olay böyle olmuştur dedi. Kendisi bana bu konu hakkındaki bilgimi sorarsanız bende size ulaştırırım diye haber gönderdi. Yani Yargıtay müraacat ederse, Mehmet Ali Şahin beyin sözünü duyduğum için söylüyorum, bu bilgileri paylaşırım dedi. Dolayısıyla Yargıtay’ın bunu kendi içerisinde araştırılması, kötüye kullanma görevi varsa, işlem yapılması için Mehmet Ali Şahin’e yazıyla duyurması gerekiyor. ÇIT ÇIT ÇIT SABAHTAN AKŞAMA KADAR BUNUNLA UĞRAŞIYORLAR (Deniz Baykal'ın bugün bazı görüşmeler yaptığı söyleniyor. Yalçın Akdoğan’ın söylediği kumpas sözleri üzerine, sizinle ilgili de iddialar vardı. Ev planları, kumpas planları ortaya çıkmıştı. Tüm bu kumpas iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna) Bir başkası çıkıyor, iki bin kişilik liste var diyor. Biz tweet hesabımızdan kimseyi rencide edecek, flaş bir şeyler yazalım, trend topic olsun hevesinde değiliz. Ama bu öyle bir hastalık haline geldi ki, çıt çıt çıt, sabahtan akşama kadar bunlarla uğraşıyorlar. Bu işten vazgeçsinler öncelikle bakanlar. ELİNİN KÖRÜ OLDU Danışman sıfatı taşıyan insanlar çıt çıt çıt, şu kadar tweet attım, şu kadar retweet aldı, elinin körü oldu. Bunlar iş değil. Bunlar yazılıp çizilip söyleyince siz haklısınız tabi. Bir tartışma başlıyor. Fişlemeler ahlaksızlıktır diyen bir insan bu konu karşısında ne diyebilir? Bir başka gazetede böyle bir başlık gördüm paylaşmış oldum. E paylaşma. YALÇIN AKDOĞAN'A: NEDEN BÖYLE BİR YAZI YAZDIN, AÇIKLA Bir kumpas kuruldu sözü kendi ifadesidir. O zaman ona sormak lazım. Sen neden böyle bir yazı yazdın? Bir insan hem milletvekili olup, hem başdanışman olarak devam edemez. O sıfatı devam ediyor arkadaşın. Sen dikkat edilen, sözü, yazıları takip edilen bir insansan açıkla. Açıkladım diyor, bu açıklama tatmin edici mi değil mi siz karar vereceksiniz. Ama bu sözün üzerine, devlet içerisinde görevi kötüye kullanan bir takım çevrelerden bahsediyor, bu çevreler delil uydurmuş olabilir mi? Bir hata olabilir mi diye bir endişe içinde. Bu endişeye kim haksız diyebilir? KUMPAS NEDİR BİLGİM YOK Benim kumpas nedir, kim kurmuştur, kime kurmuştur bilgim yok. KENDİSİNE SUİKAST DÜZENLENECEĞİ İDDİASIYLA AÇILAN DAVA: İŞ SOĞUMUŞ... HERHANGİ BİR İŞLEM YAPILMADI 19 Aralık 2009’daydı. Manisa’da ve İzmir'deydim böyle bir olaydan bahsedildi. Şimdi Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili olarak bir soruşturmanın açık olduğunu biliyorum. Ben bu savcıyı tanımam, sadece ismini biliyorum. Kendisiyle de hiç görüşmem olmadı. Sadece soru önergeleri geliyordu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e sordum. Ya suç unsuru yoktur desin, veya şu suçlar var dava açtım desin. İş soğumuş, siz hatırlatmasanız kimse hatırlatacak değil. Henüz herhangi bir işlem yapılmadı. Bu sorulmaktan, gündemde kalmaktan kurtulsun. Savcılık bir karar versin. GEÇMİŞTE FİŞLEYENLER UTANDI ('17 Aralık operasyonundan sonra çok sayıda görevden almalar oldu. Bunların daha önce yapılmış bir fişlemeye dayalı olarak yapıldığı yorumları oldu. onlardan bir tanesi de TRT ile ilgili bir tasarruftu. Ahmet Böken görevden alındı. Bu fişleme iddiasıyla ilgili cevabınız nedir?' sorusuna) Sanıyorum bunu da Bakanlar Kurulu'ndan sonra kısmen cevaplandırmıştım. Böyle bir fişlemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bendeki tüm bilgiler, kanaat bu noktada. Bizim hükümetimiz başta Başbakan olmak üzere, bütün mensuplarımız zamanında fişlenmiştir. Çocuklarımıza, ailelerimize varıncaya kadar. Pek çok insan, inançları, mezhepleri bakımından da geçmişte fişlenmiştir. Bunlar büyük bir kısmıyla deşifre olmuştur. Bunu yapanlar utanmıştır. Bu talimatları verenler de yargı önünde hesap vermişlerdir. Biz hamd olsun bunun mağduru olduğu için bir fişleme yapmadık, bunu ahlak dışı sayarız. Ayrımcılık yapmayız, sadece görev noktasında Türkiye’de bir uygulama olduğunu söylemek isteriz. Bir gazetenin haberleri sürdüğünde, biz oturduk konuştuk. EMNİYET'TEKİ GÖREVDEN ALMALAR: İSTİHBARATTAN ALINANIN YERİNE GETİRİLEN KİŞİ TAPU KADASTRO'DAN MI Bazı görevlere atanacaklar için, kanun ve yönetmelikler bir istihbarat yapılmasını ön görüyor. Uzman yardımcıları için de geçerlidir. Kritik sayılan noktalar için bilgi toplamaya ihtiyaç olduğu kanunla ön görülmüştür. MİT olabilir, bir başka kurum olabilir, talep üzerine yapmıştır. Bunu asker yapıyordur. Sivil de müsteşarından genel müdüre kadar, sahip olduğu 657 şartlarının yanında ahlaki yapısından tutunuz, nasıl bilinir diye sormuştur. Ailesi eşi çocukları vesaire, inancı bir kenara atılmıştır, Başbakanlığın genelgesi vardır. Bu kanunla yapılmıştır. Bunun dışında bazı yer değiştirmeler olmuştur. Diyelim ki Kaçakçılık Şube Müdürü alınmıştır, Yabancılar Şubesi'ne getirmiştir. Diyelim ki istihbarattan biri alındı, yerine getirilen kişi tapu kadastrodan mı hayır. Yine Emniyet'in içinden. MECLİS'TEKİ ŞAMPİYONLARDAN BİRİ 19 YILLIKTI Şunu söyleyeyim. Ben Emniyet'te Meclis Başkanlığımdan bu yana içiçe oldum. 600’e yakın görevli polis vardı. Bir ikincisi Meclis’e geleyim de şark hizmetinden kurtulayım düşüncesi vardı. Amirler için iki defa şark görevi vardır. Biliyorum yani. Geldim bir skala yaptım. Kim kaç yıldan beri orada diye. Şampiyonun birisi 19 yıllıktı. Bir daha gitmemiş, neredeyse emekliliğini bekliyor. Kardeşim sen niye şarka gitmedin? Arkasında ya bir bakan var. Başkası 18 yıllık, 17 yıllık. Başkomiser var. Meclis’e gelen Sivas’ın öbür tarafına gitmiyor. KENDİ KORUMALARIM DA DAHİL 6 YILDAN FAZLA GÖREV YAPANLARI ŞARKA GÖNDERDİM Siz gideceksiniz yerinize yeni arkadaşlar gelecek dedim. Ben üç yıl içinde 6 yıl üzerinde görev yapanları şarka gönderdim, kendi korumalarımda dahil. Şark hizmeti gelenlerin hepsini gönderdiler. Şimdi buna benzer zamanı yeri vakti gelmiş olanların, bir başka yere tayinleri bu kapsama sokarsanız haksızlık yapmış olursunuz. Hak kaybına uğramış personel varsa onlar için de yargı yolu var. Herkes gidip hakkını arayabilir. CEMAATLE İLGİSİ VARDIR, O YÜZDEN GÖREVDEN ALINMIŞTIR DEMEK BÜYÜK HAKSIZLIK Arkadaşımız her yerde bir kıyım olduğunu diyor. Burhan Kuzu’yu sanırım kast ediyor. Şahsen bunu da reddediyorum. Her kurumda yapılabilir. Benim 25 tane vakıflar genel müdürüm var, üç yıl evvel görev değişikliği yaptım. Maşallah bir eksiksiz yargıya gittiler. Sekizi döndüler. Yani 10 yıl, 12 yıl aynı yerde çalışıyorsun kardeşim. Biraz da şurada çalış derken, o güzel yargı hepsinin lehine karar verdi. Dava açacak insanlar, haksız tasarrufların da reddedildiğini görmüş olacağız. Bunlar filancaya mensupturlar, cemaatle ilgisi vardır, görevden alınmışlardır demek büyük bir haksızlık. AHMET BÖKEN ZATEN TEDBİREN BAKIYORDU TRT’de olan bir işi TRT’de sormak cesaret ister, iyi ki de sordun. Ahmet Böken arkadaşımız zaten tedbiren bu göreve bakıyordu. Kendisi başarılı bir arkadaşımızdır. Geçtiğimiz günlerde ABD’de kendisi de gazeteci olarak bulunmuştu. Bir başka göreve alınmasını bir haksızlık olarak görmeyin. Kendisi de bu haksızlık olarak görmüyordur. Burada olsaydın, kardeşim niye bunu soruyorsun, vazifemi yapıyorum diyecekti. ÇAĞLAYAN VE AİLESİNİN, REZA ZARRAB'IN UÇAĞIYLA UMRE'YE GİTMESİNİN NE KADAR SİYASİ ETİĞE UYGUN OLUP OLMADIĞINI HERKES KENDİSİ DEĞERLENDİRSİN (22 Mart 2013 tarihinde umre ziyareti için İstanbul'dan Cidde'ye havalanan Reza Zarrab'ın özel uçağında 'Büyük Rüşvet' operasyonunda oğlu tutuklandığı için bakanlıktan istifa eden Zafer Çağlayan, işadamı Zarrab ve ailelerinin olduğunun ortaya çıkmasıyla ilgili soru üzerine) Bir fikir beyan etmem doğru değil. O işadamı Reza Sarraf olmasaydı, böyle bir başlık öyle bir gazetenin önüne gelmezdi. Herkesin güvendiği iş adamları, onların da jetleri var. Onlardan birisiyle bu seyahat yapılmış olsaydı ki, o gazetede böyle bir başlık görmeyecektik. Söz konusu Zarrab ve Çağlayan olunca, böyle bir davranışın siyasi etiğe uygun olup olmadığını herkes kendisi değerlendirsin. Biz şu da bütün gücümüzle Parlamento'ya gönderdiğimiz, yasal çalışmaların Anayasa Komisyonu'nda gündeme getirilmesini bekliyoruz. MAVİ MARMARA (Son gelişmelerle gündeme gelen Mavi Marmara konusu. Tazminat görüşmeleri var. son İstanbul’da görüşme olduğu söylendi. Tazminatta bir anlaşma oldu mu? sorusuna) Geçen Mart ayında, üç sene sonra Türkiye’nin beklentilerine cevap verildi. Netehyahu’ya bu konuda görüşmeler yaptığı, Netenyahu’nun kabul ettiğini biliyoruz. Burada üç konu vardı. Açıkça özür dilenmesi, bu gerçekleşti. İkincisi, olayda ölenler ve yaralananlara tazminat ödenmesi, Filistin’deki ablukanın kaldırılması yönünde iyileştirme. Biz tavrımızdan vazgeçmedik. Dolaylı görüşmeler sırasıyla, İsrail’in Türkiye’nin tezine yakın bir anlayışa doğru evrildiğini gösterdi. Bizim yapacağımız iş uluslararası sözleşme imzalanmasıdır. bu sözleşmenin TBMM tarafından uygun görülmesi lazım. Biz ancak bu işe bundan sonra başlayabiliriz. henüz bu noktada değiliz. PARALEL DEVLET İDDİASI: BU TABİRİ KULLANMAMAYA ÇALIŞIYORUM ('Gündemdeki tartışmaların merkezinde devlet ve devlet içindeki paralel yapıyla mücadele olduğu var. Sayın Başbakan’ın bu paralel yapıyı ortaya çıkaracağız sözleri var. Hükümetin izleyeceği bir yol var mıdır?' sorusuna) Bu tabirleri ben kullanmadım. Kullanmamaya da çalışıyorum. Ama bazı olaylar, bazı kişilerin görevlerini kötüye kullandıklarını, belli amaçlarla hareket ettiklerini gösteriyor. Ama bazı olayların, bu beraberlikler sebebiyle, Türkiye’ye karşı, içeride ve dışarda zor durumda bırakmak amacıyla hareket ettiklerini gösteriyor. Küçük bir grubun birbiriyle bağlantılı olarak böyle bir eylem yapmasını, hiçbir devlet faaliyet olarak göremez. Hürriyet
Damadı Evlilikten Soğutan 24 Atraksiyon
Bir anonim şirketi kurmanız için en az 50,000TL sermaye ve 1 ortağa ihtiyacınız vardır. Demirbaşlar, belgeler, devletin istediği formalite işlemler vs... ve sonunda bir şirket sahibisiniz. Ya da aynı şeyleri yaparak evlenebilirsiniz! Evet, evlilik kutsal bir müessese ama bu kadar kuruluş işlemi niye? Bu haber, bir ömür hayatını paylaşacağı insanla bir yuva kurma hayalinde ki damat adayının, teklif edip, evlenip evine gittiği an'a kadar olan dönemde yaşadığı zorlukları içerir. Ve yine de anlattıklarım sadece %50'lik kısımdır.
'Yolsuzluğa Karışsın Evlatlıktan Reddederim'
Başbakan Erdoğan, imam hatip okullarına destek verenleri anlatırken cemaate yüklenerek 'Ananas cumhuriyeti kuralım demediler.' dedi.Başbakan Erdoğan, İmam Hatip Liselerinin 100. Yıl Kuruluş Yıldönümü dolayısıylaBurhan Felek Spor Salonu'nda düzenlenen '100 YILLIK HİKAYE İMAM HATİP' etkinliğinde konuştu.Cemaate yönelik sert eleştirilerde bulunan Erdoğan 'Geceleri biz yurtta yatarken biz bakarken, Yusuf amcamız, üstü açılan öğrencilerin üstünü örterdi. Bunların hizmetleri unutulamaz. Bir başkası bakarsın, üstümüzü örterdi. Bunlar unutulamaz. Onları rahmetle anıyoruz. Bu milletin fertleri inanın sizin için gece gündüz dua ettiler. Sizin için millet için ülke için fedakarca mücadele ettiler. İktidar peşinde olmadılar, para peşinde hiç olmadılar, örgüt kuralım demediler. Paralel devlet kuralım demediler. Saadet zinciri oluşturalım demediler. Hükümetler kurup hükümetler yıkalım demediler. Uluslararası şebekelere maşalık yapalım demediler. Devlet içinde devlet olalım demediler. Ananas cumhuriyeti kuralım demediler' şeklinde konuştu.Erdoğan'ın açıklamasından satırbaşları;Sevgili genç evlatlarım, sizleri en kalbi duygularımla selamlaıyorum. Esselamü Aleyküm ve rahmetullah. ÖNDER'e teşekkür ediyorum. Üsküdar Belediye Başkanı'na teşekkür ediyorum. İmam-Hatipler'de kimlerin emeği varsa hepsine şükranlarımı sunuyorum.'BEDDUALARLA GELMEDİK'Biz beddularla değil dualarla geldik. Yolumuza da öyle devam edeceğiz. 1951 yılında Adnan Menderes'e Milli eğitim Bakanı Tevfik İleri'ye Allah'tan rahmet diliyorum. Saadettin Ökten'e şükranlarımı sunuyorum. Tüm İmam-Hatipli gönüllülere teşekkür ediyorum. Rabbim onlardan razı olsun.'3 KİŞİNİN AMEL DEFTERİ KAPANMAZ'Fahri Kainat efendimiz S.A.V buyuruyor 'Kişi öldükten sona amel defteri kapanır. 3 kişinin amel defteri kapanmaz. Sadakayı cariye verenler, Hayırlı evlat bırakanlar. Hayırlı amel işleyenler.' Ben inanıyorum ki; amel defterleri kapanmayacak.İnanıyorumm ki; imam-hatiplerden yetişen her iyi insan onların kabirlerini pür nur edecek. Sizlere layık olduğumuz için mutluyum. Kamuda başörtülü çalışmanın önünü açan çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.'HİÇBİR ZAMAN ÜMİTSİZLİĞE KAPILMADIK'30 Mart 2012 de kod numarası olarak 444 diyorum yani 4+4+4 düzenlemesini yasalaştırarak imam hatipler üzerindeki kara bulutları dağıtan TBMM'ye, Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı sunuyorum. Zor zulme uğradınız ama sabrettiniz hüzünlenmedik, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmadık. Merhametlilerin en merhametlisinden ümidimizi kesmedik. Kaderin üzerinde kader vardır dedik.'VİRÜS GİBİ BÜNYEYİ İŞGAL EDENLERDEN OLMADIK'Direndik, mücadele ettik. Bir şey yapamadığımız zamanlarda seccademize sığındık. Biz sabırsızlardan olmadık, tahammülsüzlerden olmadık eline silah alanlardan olmadık. Yerin üstü varken siyaset varken yerin altını tercih edenlerden gizlenenlerden sinsi virüs gibi bünyeyi işgal edenlerden olmadık. Milletimize bağımızı irtibatımızı kopartmadık.Biz kendi öz yurdunda siyaset yolları açıkken, yerin üstünde güneşle yürümek varken, yerin altında tedbiri, takiyyeyi, kisveleri tercih edenlerden olmadık ve olmayacağız. Bizim mücadelemiz hak mücadelesidir. Adalet mücadelesidir. Milletin değerlerini yüceltme kutsallarını yaşatma mücadelesidir. Bizim mücadelemiz yeni ve büyük Türkiye mücadelesidir.'BİZE GELEN EMİR SON DERECE KESİNDİR'Haklı olduğumuz bir mücadelede şiddeti ve gayri meşru yolları tercih edip haktan kopamayız. Şahsi hırsları, zümrevi hırsları, güç ve iktidar gözü dönmüşlüğünü öne çıkarıp sıratı müstakimden sapmayız. Kaderi yok sayıp hedefe giden bir yolu meşru sayamayız. Allah'ın takdirini yok sayıp, menzile ulaşmak için her yöntemi mübah göremeyiz.Bize gelen emir son derece kesindir. Festakim kema ümirte. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Ancak doğru olursan kazanırsın. Kalıba göre şekil alan, ilke ve çizgi ahlak ve edep tanımayan hiçbir mücadele zafer kazanamaz, menzile ulaşamaz.Milletten ve milletin öz değerlerinden vazgeçmeyeceğiz. Endülüs Sarayları'nda şunu görürsünüz; 'Allah'tan başka galip yoktur.''MÜSLÜMAN MÜSLÜMANA TUZAK KURAMAZ'Sizlerle beraber milletime ve dünyaya sesleniyorum Hangi makamda olursak olalım. Kibri yanımıza yaklaştırmadık yaklaştırmayacağız. Müslüman o kimsedir ki; onun dilinden ve elinden emindir. Müslüman müslümana tuzak kuramaz. Bırakın müslümanı başka bir insana da kuramaz. Bizler özellikle ubudiyet anlayışımızı gözden geçirmek zorundayız. Biz Allah'tan başka kimseye kul olmayız. Herkesin hatası vardır.'TAYYİP ERDOĞAN'IN DA HATASI VARDIR'Müslümanlar olarak, ubudiyet anlayışımızı gözden geçirmek zorundayız. Biz Allah'tan başka mabud tanımıyoruz bunu bileceğiz. Faniler bize mabud olamaz. Bileceğiz ki, bu insan kuldur bunun da yanlışları vardır. Cumhurbaşkanının da hatası vardır, Tayyip Erdoğan'ın da hatası vardır, Meclis Başkanı'nın da hatası vardır. Hiçbir insan layüsel değildir.'BURADA KENDİMİZİ HESABA ÇEKELİM'Sorgulanamaz değildir. Hepimiz sorgulanabiliriz. Kendimizi gözden geçirmeye mecburuz. Hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmeye mecburuz. Unutmayalım ki bir hesap günü var. Orada hep hesaba çekileceğiz. O güne gelmeden burada kendimizi hesaba çekelim. Biz milletin emanetine göz dikenlere müsamaha göstermeyiz. Yetimin hakkına el uzatanlara hoşgörü göstermeyiz. Harama el uzatanlardan olmadık Allaha hamdolsun. Harama el uzatılmasına da göz yummayız. Bunun karşısında da sessiz kalmayız.'İMAM HATİP NESLİ İŞTE BUDUR'Sevgili hocamız Bekir Topaloğlu'nun bir hatırası var. İstanbul İmam Hatip okulu Vefa'da hizmet veriyordu. Ben orada imam hatipe hazırlık kursuna gittim. Matematik öğretmeni Rasim hoca öğrencileri topluyor. Öğretmenler kurulu olarak toplandık ve sizleri tebrik etmeye karar verdik diyorlar. Şu okul bahçesinin dışından bahçeye sarkan meyvelere günlerdir el sürmediniz. Her gün altında oynadığınız halde o elmalara dokunmadınız. Sizi bunun için tebrik ediyoruz diyor. İmam Hatip nesli işte budur.'EVLADIM YOLSUZLUĞA KARIŞSIN, ONU REDDEDERİM'Ben İmam Hatip okulunun bir öğrencisi ve mezunu olmaktan her zaman gurur duydum. Bu gururu bu şerefi son nefesime kadar onurla taşıyacağım. Yetmez, 4 çocuğum da elhamdulillah İmam Hatip'ten mezun oldular. İkisi Kartal, ikisi Kadıköy'den... Ben onlardan razıyım. Rabbim de razı olsun inşallah. Son zamanlarda evlatlarımla ilgili olarak ana muhalefetin yaptığı çamur atma propagandaları. Açık net söylüyorum, benim evlatlarımdan bir tanesi böyle bir şeye karışsın, bir saniye yanımda tutmak evlatlıktan reddederim. Bu kadar açık konuşuyorum. Kalkıp da mensubu olduğu vakıflarla ilgili çalışmalarından rahatsız olan bu anamuhalefet lideri önce kendisi aynaya baksın aynaya..Bunların geçmişi karanlık, genel müdürlük yaptığı zamanlarda bu millet bunların yolsuzluğu sebebiyle gidecek hastane bulamıyordu ilacını alamıyordu. Şimdi gerçekler ortada.'FATİH İLE FARKIMIZ BU'Oradaki iş adamlarımızın mallarına tedbir koymaya kalktılar. Hak tecelli etti bu tedbir kalktı. Niye? Bu iş yapılmasın, kredibilitesi sarsılsın. Şimdi üçüncü köprü yapılıyor. Şu anda kuleler 160 metreye ulaştı. Yahu bundan rahatsız oluyorlar be. bir üçüncü köprünün istanbul’a yapılmasından rahatsız oluyorlar. En önemli sorun trafik. Bunlar bittiği anda daha da rahatlayacağız. Marmaray bunları rahatsız etti. Marmaray 153 yıllık rüya. Suyun 62 metre derinliğinden Marmaray’ı yaptık. Fatih gemileri karadan yürüttü, biz de araçları denizlerin altından yürütüyoruz, farkımız bu. Nice hayırsever, nice yürekli gönül dostları sizin için hizmet ettiler. Allah onlardan rahat olsun.'ANANAS CUMHURİYETİ KURALIM DEMEDİLER'Geceleri biz yurtta yatarken biz bakarken, Yusuf amcamız, üstü açılan öğrencilerin üstünü örterdi. Bunların hizmetleri unutulamaz. Bir başkası bakarsın, üstümüzü örterdi. Bunlar unutulamaz. Onları rahmetle anıyoruz. Bu milletin fertleri inanın sizin için gece gündüz dua ettiler. Sizin için millet için ülke için fedakarca mücadele ettiler. İktidar peşinde olmadılar, para peşinde hiç olmadılar, örgüt kuralım demediler. Paralel devlet kuralım demediler. Saadet zinciri oluşturalım demediler. Hükümetler kurup hükümetler yıkalım demediler. Uluslararası şebekelere maşalık yapalım demediler. Devlet içinde devlet olalım demediler. Ananas cumhuriyeti kuralım demediler. Onların bir tek derdi vardı. Ülkenin milletin dertlerini, kutsallarını öğreten inançlı gençler yetiştiren imam hatip okulları ayakta dursun istediler. İsimsiz bir kahraman olarak geldiler.haberler.com
Kim bu Haşhaşiler?
Başbakan Erdoğan'ın parti grup toplantısında konuşmasında Cemaat yapılanmasını Haşhaşiler'e benzetti. Peki kim bu Haşhaşiler? Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy'da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye'ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur. Tarihçe İslam'daki ilk kırılma peygamber Hz. Muhammed'in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed'den sonra dini ve siyasi liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şia ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şia ise Arap olmayan muhalif müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Böylece Şia'nın dini akideleri Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden etkilenmiştir.Şia mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es-Sadık'ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır. Ilımlı gruplar Cafer'in küçük oğlu Musa Kazım'ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On iki İmam Şiası'dır. Aşırılıkçı uç gruplar ise Cafer'in büyük oğlu İsmail'i yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup ise İsmaililik olarak adlandırılır. İslam içindeki en uç ve farklı mezhep olan İsmaililik Neo-Platoncu felsefeden etkilenen, ezoterik bir mezheptir. Öğreti açısından İslam'daki en zengin, sistematik ve felsefi mezhep olarak görülür. İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısır'ı kontrol altında tutan bir imparatorluk kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El-Ezher Medresesi'ni kurup burayı dini öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi haline getirmişlerdir. Fatımilerin sekizinci halifesi El-Mustansır'ın ölümünden sonra ortaya çıkan yeni halife tartışmaları neticesinde İsmaililer iki kola ayrılmış, Fatımileri yöneten askeri diktatörlük halifenin küçük oğlu el Mustali'yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler'deki dini hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar'ı halife olarak tanımışlardır. Mustali kolu Fatımiler çöktükten sonra ortadan kalkmıştır. Nizariler ise İsmaililiğin esas kolu olarak Haşhaşinler aracılığıyla devam etmiştir. Haşhaşinlerin tarihi Alamut Kalesi'nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem'de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı. Hasan Sabbah'ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:' Ve sonra Kazvin'den Alamut'a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler. ' Bundan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kaleye alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi'ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşinler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır. Haşhaşiler Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rol oynamışlardır. Büyük Selçuklu Devleti'nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine ve Sencer, Berkyaruk, Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarına önemli etkide bulunmuşlardır. Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olan Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri Moğolların İran'ı ve Bağdat'ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmış, sonrasında ise son liderleri Rükneddin'in Hülagü'nün isteklerine uymasıyla tüm kaleler boşaltılmış (1256 Alamut, 1258 Lemeser, 1270 Girdkuh) ve Moğollar başta Alamut olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. Suriye Haşhaşileri Haçlı Seferleri sırasında siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır. Râşidüddin Sinan el-İsmâili döneminde siyasal ve öğretisel olarak en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Baybars'a teslim etmişlerdir. Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatı sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanmaktadır. Tarikat kendi örgütlenmesini da've (Farsça davet) olarak adlandırmıştır. Tarikatın temsicileri 'davetçiler' anlamındaki dai lerdir. Dailerin en alt kademesinde 'davete cevap veren' anlamına gelen müstecip ler, en üst kademede ise 'delil' manasına gelen hücce yani baş dai yer almaktadır. Cezire , dainin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dini liderlerine şeyh, pir, ata gibi ünvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise 'yoldaş' anlamına gelen refik tir. Sıklıkla 'fedai' olarak bilinen suikastçiler ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır. Hasan Sabbah Kimdir?- Vikipedi Alamut - Vikipedi Kaynak: Vikipedi
'Suriyeli Kuma' Ticareti: Kira Veremiyorsan Kızını Ver!
Mehveş Evin'in Suriye'den Türkiye'ye gelen mültecilerle ilgili hazırladığı yazı dizisi Milliyet  gazetesinde başladı. Suriye'deki savaştan kaçan kadınlar, özellikle sınır kentlerinde Türk erkeklerine 'ikinci, üçüncü eş' olarak satılıyor. Durum o kadar trajik hale gelmiş ki  ev sahibinin kirasını ödeyemeyen Suriyeli aileden kira yerine kızını isteyebildiği ifade ediliyor. Bazı esnaflar Suriyeli kadınlardan 'patates' diye söz ediyor... Savaştan kaçan kadınların dramı bitmiyor: Ülkemize sığınan genç kadınlar, güvenlik ve maddi zorluklar nedeniyle para karşılığında evlendiriliyor... Suriyeli kumalar Güneydoğu’da yaygınlaştı Hatay’a geldiğimiz ilk günden itibaren kadın-erkek herkesten benzer sözleri duyuyoruz: “Suriyeli kadınlar çok bakımlı. Türkiyeli kadınlar, kocamı kaptıracağım stresi yaşıyor.” Suriyeli gelinler, savaştan önce de talep görüyordu. Ancak savaştan bu yana ikinci, üçüncü eş olarak Suriyeli kadınlarla imam nikahı yapanlar arttı. Herkesin bildiği bir sır bu. Özellikle Hatay, Urfa ve Kilis “Suriyeli kuma”da başı çekiyor. Görüştüğüm bir “aracı”, Bayburt’tan Afyon’a Suriyeli gelinlere talep olduğunu anlatıyor. Hatay-Reyhanlı’nın yarısının Suriyeli ikinci, üçüncü eşi olduğu iddia ediliyor... Bir kamu görevlisi anlatıyor: “Suriyeliler için 3-4 kadınla evlilik normal. Reyhanlı’da da tek tük vardı. Ama savaşla patladı. Kumaya itiraz eden kadın, dayak yiyor . Zaten ayrılsa ne yapacak? Eskiden kayınvalide baskısı vardı, şimdi kuma baskısı var.” Kuma getirilen yerli kadınlar, soranlara “eltim” deyip geçiştiriyor. Çoğunlukla kumaları evde yardımcı gibi çalıştırıyor. ÇEYİZ-TAKI İSTEMİYORLAR! Türkiyeli erkeklerin Suriyeli kadınlarla evliliğe heveslenmesinin nedeni, düğünün “az masraflı” olması. Farklı kaynaklar, işin ekonomik boyutunu doğruluyor: İki yıl önce 10 bin TL’ye el sıkışılırken, şimdilerde 1.000-2000 TL arasında pazarlık yapıldığı telaffuz ediliyor. Güneydoğu illerinde “başlık parası” adıyla 3 ila 5 bin TL’ye anlaşılıyor. Bir esnafın deyimiyle: “Patatesin kilosu 2 olan da var, 5 de...” Peki “patates”in değeri neye göre belirleniyor? “Yaşına veya güzelliğine göre değişir” deniyor. Ne yazık ki “yaş” kriteri, “çocuk gelin”lerin sayısının artması demek... Sağlık görevlisi H.G, “ Suriye’den gelen kadınlar, 14-15 gibi çok genç yaşta evlenip anne oluyor... Türk erkeklerinin masrafsız bir şekilde Suriyeli kızlarla evlenebiliyor olması, akla cinsel istismarı getiriyor... Sonuçta Suriyelilerin ne çeyiz, ne eşya ne de takı talepleri var. Yani her şekilde Suriyeli kızlarla evlilik yapmak buradaki insanların işine geliyor. İlk eş olarak da, ikinci-üçüncü imam nikahlı eş olarak da Suriyeliler tercih ediliyor ” diye anlatıyor. Kendi çalıştığı köyün muhtarının oğlunun bu şekilde evlendiğini anlatan H.G, “Maddi durumu iyi olan da olmayan da bir şekilde ikinci hanım istiyor . Adam gidip getiriyor, ‘Bu benim ikinci hanımım’ diye tanıtıyor. İlk eşler de, genelde eğitimi ve sosyal güvencesi olmadığı için sesini çıkaramıyor ...” ‘PARAN YOKSA KIZINI VER’ Kumalık müessesesi hiç masum değil. Suriyeli kadınların çoğu, mağduriyetleri yüzünden evlendiriliyor. Savaştan kaçan ailelerin maddi durumu çok kötü, ne evleri var, ne işleri... Aileler, kızların “Başına bir şey gelecek ” endişesiyle Türkiyeli “kısmet”lere evet demeyi tercih ediyor. Bunu bilenler maalesef durumu istismar ediyor. Urfa, sığınmacıların en yoğun yaşadığı kent. Kadın Yaşam Evi Derneği’nden Emine Hanım, sosyolojik sorunların çok olduğunu anlatıyor: “Arap kadınların psikolojik durumu iyi değil. Çokeşlilik çok arttı . Kadınlar kaygılı, niye geldiler diyorlar, istemiyorlar. Evlilikten öte, pazar oluşmuş durumda... Urfa’da aleni bir şekilde para karşılığında yapılıyor.” İkinci kadınla evlendikten sonra “hayal kırıklığı” yaşayan ve “O gitsin bu gelsin” diye üçüncü eş arayanlar mı dersiniz... İmam nikahı kıydıktan iki hafta sonra “hasta bu” diye geri yollayanları mı? Hatta 700 TL’ye fırlayan kirayı ödeyemeyen Suriyelilere, “O zaman kızını ver” diyen ev sahipleri bile var. Evet, bizzat dinledik! Suriyeli kadınlarla imam nikâhı kıymayı “Onları kurtardık” diye savunanlara bakmayın... Savaş mağduru kadınlar mal olarak takas ediliyor. YÜZ BİNLERCESİ YOK SAYILIYOR Suriye’deki korkunç savaş yüzünden 3 yılda 2.3 milyon insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı. BM’nin son rakamlarına göre Türkiye’deki kayıtlı sığınmacı sayısı 577,349. Ancak “kayıtsız” Suriyelilerin sayısı yüksek. BM’nin 2013 sonu tahminine göre toplam rakam 1 milyonu geçti... Üstelik yüzde 75’i çocuk ve kadın! Ancak Suriyeli sığınmacılar; kamplarda yaşayanlar, büyükşehirlerde dilenenler ve mücahitler dışında yok sayılıyor... Zaten ne kimlikleri var, ne de hakları. TC kanunlarına göre onlar “misafir” statüsünde. Bu terim kulağa hoş gelse de “Suriyeli misafirler”in çoğu, barınmadan iş bulmaya, eğitimden kültürel farklara, büyük sıkıntılar yaşıyor. Bu yazı diziyi hazırlarken amaç, hem Suriyeli sığınmacıların, hem de toplumun yaşadığı sorunlara dikkat çekmek. Her savaşta olduğu gibi, bu savaşın da en büyük mağdurları kadınlar ve çocuklar...İnşaatlarda, depolarda hatta ahırda yaşayan öyle çok insan var ki! Çoğu, “buna da şükür” dese de durum, giderek içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Sahada çalışanlar, bu krizi Afganistan’da yaşananlara benzetiyor. ‘Manita yerine ikinci eş almak daha ahlaklı’ Suriyeli çocuklar için eğitim veren bir kurumun müdürü S. Bey’in ilk karısı Hatay’dan, ikincisi Suriye’den. S. Bey, eşinin bu duruma ne dediğini sorduğumuzda konuyu “Batılıların ahlaksızlığına” getiriyor: İkinci hanımımı 5 yıl önce Suriye’de aldım. Şimdi 43 yaşında. Üniversitede ilahiyat hocasıydı. Savaştan sonra buraya yerleşti. Şimdi apartmanın üstünde o , altında ilk hanımım yaşıyor. Batı, kadına saygılı olduğunu iddia ediyor. Peki kadını, eşyanın reklamında kullanan kim ? Bir de İslamı eleştiriyorlar; birden fazla evliliğe müsaade ediyor diye! Batı’da bir istatistik yapılsın bakayım, kim sadece evli olduğu kadınla birlikte oluyor? Yüzde 1 bulamazsınız! Bir erkek, gayrimeşru ilişkilerinden dolayı hanımına hastalık getirdiği zaman, bu büyük vebal değil mi? Bu nasıl bir şey! Avrupa’da her erkeğin kaç manitası var ? Bu tür işler yerine ikinci hanımı almak, bana ahlaki açıdan daha doğru geliyor. Suriyeli garibanlardan iş bulduğunu zannedip sevinen, sonrasında tuzağa düşürülen kızlar da var. Kalbinde vicdan taşımayan insanlar başkalarının mağduriyetinden faydalanıp, onları istismar ediyor. Suriyeli kadınlar isim ve yüzlerini gizleme şartıyla konuştu. Kadınları kandırıyorlar Savaştan kaçan Suriyeli kadınlarla evlilik, ticarete döndü. İkinci eş alanların yanı sıra, bu işin tüccarlığını yapanlar, garibanları dolandırıyor. Bu tür evliliklere tanıklık eden Hasan, Türkiye’nin her ilinde ilk veya ikinci eşi Suriyeli olan aileler olduğunu belirtiyor: “Evlenmesin de ne yapsın? Ama 60 yaşında bir erkeğin, 19-20 yaşında biriyle evlenmesi beni üzüyor. Savaşla birlikte bu tip evliliklerde inanılmaz artış söz konusu.” BEKÂRIM DEDİ, 6 ÇOCUĞU VAR Z.A: Suriyeli dört eşi olan birini tanıyorum, 30 çocuğu vardı. Aile, maddi sıkıntılar yüzünden farklı illere dağılmış. Kız çocuklarından birini berdel yaptı. Meğerse adam bekâr değilmiş, altı çocuğu varmış. Bir ay evli kaldılar, kız babasının yanına döndü. Evlenmek isteyen erkekler, Hatay ve Urfa’dan gelen hemşerilerimize ulaşıyorlar. Ekmek veremedikleri için kızlarını kocaya veriyorlar. Çok kötü durumlar yaşıyoruz. TÜRKİYELİ ERKEKLER YALANCI MEYRA: Suriye’de erkekler kadınları asla kandırmaz, kadınlar bu kadar ucuz anılmaz! Ama Türkiye’deki erkekler kadınlar için her türlü yalanı atıyor. Suriyeli kızlarla evlenmek isteyen çok erkek var. Gelenlerin yüzde 90’ı yalancı; maddi durumlarının iyi olduğunu ve hiç evlenmediğini söyler. Düğün yapılır, bekâr adamın çoluk çocukları çıkar ortaya! 20-22 yaşında kızlar kandırılıyor. Ya terk etmek zorunda, ya da kuma olarak kalmak zorunda. Biri onların kızlarını kuma olarak götürse nasıl olur? Nasıl hissederler kendilerini? ÇARESİZ, KABUL EDECEKTİM ŞORE (23): Savaştan kaçıp Türkiye’ye sığındım. Yaşadığımız semte sürekli “yardım için” gelen adamlar vardı. Sonrasında biri, benimle evlenmek istedi. Yaşı 55’miş, eşi ölmüş ve çocuğu yokmuş. Çaresizlikten kabul edecektim. Çünkü adam, aileme ev tutacağını söyledi. Araştırınca öğrendim ki evliymiş, 4 çocuğu varmış. İptal ettim, şu an çaresiz koca bekliyorum. AMCAMIN KIZINI KANDIRDILAR HADO: 2 yıl önce amcam, 22 yaşındaki kızını 50 yaşında bir adama verdi. Çok zor durumdaydı. Meğer adam çulsuz sefilin tekiymiş. Şu an kız çok zor durumda. Suriye’de yaşadığımız acılar yetmezmiş gibi bunları yaşıyoruz. Allah hakkımızı hak etsin. KOCAMDAM KORKUYORUM S.A: Bir komşumuz üçüncü eş getirdi. Ben de kocamdan korkmaya başladım. 50 yaşında adamlar, 20-25 yaşındaki genç kızlarla evleniyor. Bu durum beni korkutuyor. Erkek adamın işi belli olmaz. Ben kumaya kandırılarak gidenlerin kusuruna bakmıyorum. Onları oyuna getiren erkeklerin Allah belasını versin. MEHVEŞ EVİN | Milliyet
Osmanlı Hanedan Evlilikleri Üzerine Bazı Notlar
Siyasi evlilikler, ilkçağlardan günümüze birçok devletin başvurduğu önemli bir vasıtaydı. Bu uygulamayı yapan devletlerden biri de Osmanlılar idi. Erken dönemden itibaren yerli ve yabancı hanedanlarla akrabalık kuran Osmanlılar için politik evlilikler önemli bir aracı anlamına gelmekteydi. Bu vasıta, bazen Osmanlıların rakiplerine karşı bir başka devletle müşterek hareket edebilmesini sağlayan bir aracı, devletler arasında haberleşmeyi sağlayan bir vasıta, bazen de gelecekte olabilecek büyük musibetlerin engelleyicisi fonksiyonunu ihtiva etmiştir. Osmanlıların da akrabalık bağlarının önemini çok iyi kavrayan bir devlet olduğunu tarih sahnesi ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma ile Osmanlıların yapmış oldukları politik evliliklere dayanarak kurdukları siyasi rabıtaların etkilerini, iç ve dış politikadaki yansımalarını ortaya koymak amaçlanmaktadır.Selim PARLAZ Arş. Gör. Dr., Pamukkale Üniversitesi Tarih Bölümü. Tarih Okulu Dergisi (TOD) 1. Giriş Tarih boyunca kurulan siyasi ilişkiler ve yapılan mücadeleler, devletler ve toplumlar arasında siyasi evlilikler olarak nitelendirdiğimiz birliktelikleri ortaya çıkarmıştır. Eskiçağda kurulan Babil, Akad ve Asur devletlerinde görülen bu uygulama1 ortaçağda da aynı şekilde devam etmiştir. Nitekim, ortaçağda hanedanlar arası siyasi evliliklerin yapılması bu dönemin genel karakteristik özelliklerinden biridir. Bu evliliklerde ana rolü oynayan kadınlar ise iki ülkenin müttefik kuvvetler olmasını, yapılan mücadelelerin durdurulması ve barış yapılmasını, devletler arasında haberleşmenin sağlanması ve devletlerin nüfuzlarının artmasına aracı olmaktadırlar. Siyasi izdivaçlara sadece Türkler başvurmamış, Bizans2, Avusturya-Macaristan, Sırbistan ve Ceneviz3 gibi yabancı hanedanlar da menfaatleri doğrultusunda bu tür evlilikler yapmışlardır. Bu işlevsel vasıtaya başvuran hanedanlardan birisi de Osmanlılardı. Osmanlılarda erken dönemlerden itibaren siyasi evlilikler yapılmıştır. Bu evlilikleri özelliklerine göre ayırmamız gerekirse yerli hanedanlarla, yabancı hanedanlarla ve aristokrat ailelerle yapılanlar şeklinde sınıflandırabiliriz. Bu çalışmada yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Osmanlı hanedanının siyasi evliliklere başvurma sebepleri üzerinde durulacaktır. Bu hususta cevaplandırılması gereken birçok soru bulunmaktadır: Osmanlıların siyasi izdivaçlardan beklentileri neydi? Yaptıkları evlilikler beklentileri karşılamış mıdır? Beklentileri zamanla gerçekleşti mi? Gerçekleşmedi ise sebepleri nelerdir? 2. Yerli Hanedanlarla Yapılan Evlilikler Osmanlıların erken dönemde yaptıkları siyasal evliliklerin genelde hanedanlar arası bir özellik taşıdığını görmekteyiz. Bunlar içerisinde özellikle XIV. ve XV. yüzyıllarda yerli hanedanlar ile yapılan evliliklerin sayısı oldukça fazladır. Osmanlı sultanları Anadolu'nun Müslüman güçlerinin kızlarını hanedana gelin yaptığı gibi Anadolu beyliklerine sultan kızları da gelin olarak verilmiştir. Nitekim, Karamanoğullarından I. Alaeddin Ali Bey, I. Murad'ın kızı Sultan Hatun ünvanlı Melek Hatun'la evlenerek Osmanlılarla akrabalık tesis etmiştir. Henüz kuruluş aşamasında olan Osmanlılar için Karamanoğulları gibi güçlü bir beylikle akrabalık kurmak önemli bir gelişme idi. II. Murad zamanında Karamanoğulları ile bir başka siyasi izdivaç daha yapılmıştır. Karamanoğullarının içişlerine karışma fırsatı veren bu evlilik Sultan Murad'ın üç kız kardeşiyle Karamanoğullarından İbrahim, İsa ve Alaeddin Ali Bey arasında gerçekleşmiştir. İsa ve Alaeddin Ali Bey'ler Osmanlı Devleti hizmetinde alıkonarak kendilerine Rumeli'nden birer sancak verildi. İbrahim Bey'e de yardımcı kuvvet verilerek Karaman'a gönderildi. Osmanlı Devleti, böylece siyasi evlilikler yoluyla Karamanoğullarının içişlerine karışma fırsatı bularak taht kavgasında belirleyici rol oynamıştır. Ayrıca, Osmanlı Devleti aynı zamanda daha önce kendilerinde olan ancak Timur tarafından Karamanoğullarına verilmiş olan Isparta ve Eğridir taraflarını ve Otluk'u geri alarak toprak kazanıyor ve sınırlarını genişletiyordu. Yani, Osmanlılar bu dönemde yapmış olduğu siyasi izdivaçlar aracılığıyla amacına ulaşmıştır. Karamanoğulları ile yapılan bazı izdivaçlar daha önce yapılan evliliklere nazaran farklı özellikler taşımaktaydı. Karamanoğulları açısından değerlendirdiğimizde bazı izdivaçların siyasi yönden etkisinin sınırlı olduğu görülmektedir. Nitekim, sultan II. Mehmed'in oğlu II. Bayezid ile Karamanoğullarından Nasuh Bey'in kızı Hüsnüşah Hatun'un evlilikleri bu özelliği taşımaktadır. Karamanoğlu Nasuh Bey, kurulan akrabalığa rağmen hiçbir zaman Karaman beyliğinin başına geçememiştir. Osmanlıların akrabalık tesis ettiği devletlerden bir diğeri Dulkadir beyliğiydi. Osmanlılar, Memlüklerle Dulkadiroğullarının çarpışmasından istifade ederek Dulkadir Beyliği ile akrabalık bağını tesis etmişlerdir. Dulkadir Beyliği'nin ise bu evlilikten beklentisi, Memlüklere karşı vermiş oldukları mücadelede kendilerine güçlü bir müttefik bulmaktı. Çünkü, Dulkadir Beyliği kuruluş tarihi olan 1337'den beri Memlüklere tabii idi ve bağımsızlığını kazanmak istiyordu. Bu nedenle Osmanlı Devleti'yle siyasi nedenlerden dolayı akrabalık bağı kurmayı çıkarlarına uygun bulmuştur. Ancak, Şa'ban Süli Bey zamanında da Dulkadir Beyliği Memlüklülerin himayesinden çıkamamıştır. Bu durumdan ancak 1399 yılında kurtulabilmişlerdir ve böylece tabiiyetleri yaklaşık altmış iki sene devam etmiş oldu. Siyasi evlilik açısından dikkatimizi çeken bir başka konu ise 1399'da Yıldırım Bayezıd'ın yardımıyla amcasının oğlu Sadaka'yı tahttan indirerek beyliğin başına geçen Nasırüddin Mehmed Bey'in zamanında yaşanmıştır. Nasırüddin Mehmed Bey, Osmanlılarla dostluk münasebeti kurma amacını taşıyordu. Bu sırada Osmanlı Devleti de Timur felaketinden sonra I. Bayezıd'ın oğulları arasında yaşanan taht mücadelesine sahne olmaktaydı. Bu mücadeleye müdahale eden Nasırüddin Mehmed Bey, Çelebi Mehmed'in, kardeşi İsa Bey'i yenmesinden sonra tebrik etmek için elçilik heyeti göndermiştir4. Asıl önemli olan husus ise bu dostluk münasebetinin akabinde 1403 yılında meydana gelen Çelebi Mehmed'in Nasırüddin Bey'in kızı Emine ile evlenmesidir5. İki hanedan arasında akrabalık bağının kurulması sayesinde Çelebi Mehmed kardeşlerine karşı yapmış olduğu taht mücadelesinde bir müttefik bulmuş oluyordu. Nitekim Çelebi Mehmed, 1412'de İnceğiz'de kardeşi Musa'ya yenilerek Bursa'ya çekilince kayınpederi Nasırüddin Mehmed Bey'den yardım istemiştir6. Nasırüddin Mehmed Bey de oğlu Süleyman'ı maiyetindeki Türkmenlerle göndererek damadının isteğini yerine getirmiş ve Çelebi Mehmed kardeşi Musa ile Rumeli'de yaptığı mücadeleyi kazanarak devletin başına geçmiştir. Ayrıca, bu evlilikle akrabalık bağı kuran Nasırüddin Mehmed Bey, damadı Çelebi Mehmed'in ölümünden sonra onun oğlu olup Osmanlı Devleti'nin başına geçen II. Murad'dan Karamanoğullarına ve Memlüklere karşı yapmış olduğu mücadelede destek görmüştür. Osmanlı Devleti'nin bu yardımı sayesinde Karamanoğullarından Kayseri şehrini geri almıştır. Görüldüğü üzere yapılan bu evlilik tamamen siyasi bir özellik arz etmektedir. Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlılar ile Dulkadirliler arasında başlayıp sonraki devirlerde de devam eden bu siyasi evliliklere II. Murad zamanında da rastlanmaktadır. II. Murad, 1448'de ikinci Kosova zaferini kazandıktan sonra Karamanoğullarının muhtemel bir hıyanetini önlemek için Dulkadiroğulları ile akrabalık kurma kararı almıştır. Bu doğrultuda oğlu Mehmed'i 1450 yılında Dulkadiroğlu Süleyman Bey'in kızı Sitti Mükerreme Hatun ile evlendirmiştir7. Osmanlı Devleti böylelikle hem Karamanoğullarına hem de Karakoyunlulara karşı bir müttefik bulmuş oluyordu8. Bununla birlikte Fatih, Dulkadir beyliği ile kurduğu akrabalık neticesinde beyliğin içişlerine yani taht mücadelelerine karışma fırsatını da bulmuş oluyordu. Bunun örneğini de Süleyman Bey'in oğulları arasında yaşanan mücadelede kayını Şehsüvar Bey'i diğer kayını Melik Arslan'ın yerine beyliğin başına geçirmesinde görüyoruz. Dulkadir beyliği ise bu evlilik sayesinde batıda Karamanoğullarından gelecek tehlikeye karşı Dulkadirli ülkesini koruyacak olan devrin güçlü devletinin dostluk ve ittifakını garanti etmiş oluyordu9. Bu evlilik aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin Memluk Devleti'ne karşı da Dulkadirli Beyliği'ni himaye etmesine vesile oldu. Bir diğer hanedanlar arası evliliğe yine Fatih döneminde şahid olmaktayız. Fatih'in oğlu şehzade II. Bayezid ile Dulkadiroğullarından Alaüddevle'nin (Bozkurt) kızı Ayşe Hatun, 1467'de Amasya'da evlenmişlerdir. Kurulan bu rabıta sayesinde Alaüddevle Bey, dünürü Fatih'in yardımıyla kardeşi Şahbudak'ı yenerek 1480 yılında Dulkadirli tahtını ele geçirmiştir. Osmanlı Devleti ise bu evlilik sayesinde 1468'de Akkoyunlulara karşı girişeceği doğu seferine hazırlık olarak Dulkadiroğullarının tarafsızlığını güvence altına almış oluyordu10. II. Bayezid ile Ayşe Hatun'un izdivaçlarıyla birlikte iki devletin rakiplerine karşı ortak hareket ettiğini görmekteyiz. Bunlardan birinde Osmanlı tahtını kardeşi sultan II. Bayezıd'ın elinden almak isteyen Cem'e karşı Alaüddevle Bey damadının yardım çağrısına olumlu cevap vermiş ve yardımda bulunmuştur. Memlüklere karşı da ortak hareket edilmesinin neticesinde 1484'te Memlük ordusu yenilgiye uğratıldı. Ayrıca Alaüddevle Bey, damadı II. Bayezıd'ın Modon seferine de yardımcı kuvvet göndererek dostluğunu devam ettirmiştir. Evliliğin getirmiş olduğu en önemli gelişmelerden birisi de bu izdivaçtan, ileride Osmanlı Devletinin dokuzuncu padişahı olacak olan ve yapmış olduğu doğu seferleriyle Memlükleri ve Dulkadir beyliğini ortadan kaldıran Yavuz Sultan Selim'in dünyaya gelmesidir11. Osmanlı hanedan evliliklerinin bir diğer örneklerini Memlüklüler ile yapılan izdivaçlar oluşturmaktadır. Süleyman Çelebi'nin oğlu Orhan Çelebi'nin kızı Fatma Hundi12 Hatun ile Memlüklerden Sultan Barsbay 1438 yılında evlenmişler ve evlilikleri birkaç ay gibi kısa bir sürede sona ermiştir. Fatma Hatun ikinci evliliğini de 1438'de yine Memlüklerden Sultan Çakmak ile yapmış ve izdivaçları dört yıl sürmüştür. İki devlet arasında yapılan son evlilik sultan Cem'in kızı Gevher-melik sultan ile Memlük sultanı Kayıtbay'ın oğlu Nasirüddin Muhammed13 arasında yapılan izdivaçtır. 1495 yılında Kahire'de yapılan düğünle başlayan evlilikleri üç yıl sürmüştür. İki devlet arasında yapılan üç evlilikten birincisi kısa sürmesi nedeniyle ilişkilerin üzerinde pek tesiri olmamıştır. İkinci evlilik birincisine nazaran daha uzun sürse de iki devlet arasındaki mücadeleye yol açan sebeplerin ilişkiler üzerinde belirleyici olması nedeniyle mücadeleleri geçici bir süreliğine durdursa da tamamen sona erdirememiştir. Son evlilik ise yine kısa sürmesi ve Cem Sultan'ın Osmanlı Devleti üzerinde etkisinin olmaması nedeniyle iki hanedan arasındaki ilişkilere olumlu yönde tesir edememiştir. Görüldüğü üzere yapılan siyasi evlilikler her zaman ileride zuhur edebilecek musibetleri önleyememiştir. Osmanlı hanedanlığının akrabalık kurduğu devletlerden biri de Akkoyunlular idi. Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu'da hâkimiyet mücadelesine girdiği Akkoyunlu devletinin en önemli şahsı hiç şüphesiz otuz sene yönetimde bulunan Uzun Hasan'dır. Onun zamanında Osmanlıların Anadolu'daki işlerine karışmaya başlanılması, Candaroğullarından Kızıl Ahmed'i ve Karaman beylerini Osmanlılara karşı himaye etmeleri iki hanedan arasındaki ilişkilerin bozulma sebebidir. Bu nedenlerden dolayı gerginleşen ilişkiler 1473 yılında Otlukbeli savaşının çıkmasına neden olmuştur. Yapılan bu savaşı Osmanlılar kazanmış ve Uzun Hasan elini batıdan çekmek zorunda kalmıştır14. Bizim için asıl önemlisi ise bu savaştan sonra meydana gelen izdivaçtır. Akkoyunlu Uğurlu Mehmed Bey, babası Uzun Hasan'la kavga edip Osmanlı Devleti'ne iltica edince Fatih'in Gülbahar Hatun'dan doğan kızı Gevherhan Sultan ile 1474 yılında evlenmiştir. Böylece iki hanedan arasında kurulan akrabalık bağı sayesinde Fatih, damadı vasıtasıyla Akkoyunlu devletinin içişlerine karışma fırsatı bulmuştur. Belki de oğlunu babası Uzun Hasan'a karşı bir koz olarak kullanarak Akkoyunlu yönetiminde söz sahibi olmayı düşünmüş olabilir. Tabii ki aynı zamanda Osmanlı kuvvetlerini yenen ve başarılı gördüğü birinden de istifade etmeyi uygun görmüştür15. Uğurlu Mehmed Bey sultanın kızı ile evlenerek ileride Akkoyunlu yönetimine geçmeyi tasavvur etmiş olabilir. İleride yaşanacak bir taht mücadelesinde arkasına Osmanlılar gibi bir desteği alması ona şüphesiz büyük bir avantaj sağlayacaktı. Fatih de damadını Sivas beylerbeyliğine tayin etmiş bulunmaktaydı. Ancak izdivaçtan daha üç yıl geçmişti ki Uğurlu Mehmed Bey 1477'de İran'da öldürülmüştür. Bu nedenle belki de yapmış olduğu evlilikten dolayı girmiş olduğu beklentileri beyhude çıkmıştır. Gevherhan Sultan ile Uğurlu Mehmed'in evliliklerinden Göde Ahmed Bey dünyaya gelmiştir. O da dayısı II. Bayezid'in kızı Aynişah Sultan ile 1490 yılında evlenerek iki hanedan arasındaki ikinci izdivacı yapmıştır. Göde Ahmed Bey, Aynişah Sultan'la evlenerek Osmanlıların desteğini arkasına alma fırsatına ulaşmış ve nitekim dayısı aynı zamanda kayınpederi II. Bayezid'in desteğiyle 1496'da Akkoyunlu hükümdarı olmuş ancak bu durum sadece bir yıl sürmüştür. Tahttan indikten bir sene sonra da vefat etmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere Akkoyunlu devletinin yöneticilerini artık akrabaları Osmanlılar belirliyordu. Osmanlı sultanının destek verdiği kişi saltanatı ele geçiriyordu. Yine görüyoruz ki Ahmed Bey'in ölümünden sonra da Akkoyunlu Murad Bey, Osmanlılara iltica etmiş ve Yavuz'un İran seferine katılmıştır. Çaldıran muharebesinden sonra Yavuz'un verdiği kuvvetle Diyarbekir'i ele geçirmeye çalışmış ancak bu mücadelede maktul düşmüştür. Bu olay da gösteriyor ki Osmanlılar Akkoyunlu hanedanıyla kurmuş oldukları ilk sıhriyetten itibaren Akkoyunluların hemen hemen her olayına müdahil olmuşlar ve belirleyici bir rol oynamışlardır. Akkoyunluların yanı sıra Osmanlılarla akrabalık kuran devletlerden bir diğeri de Kırım Hanlığı idi. İki hanedan arasında kurulan akrabalık bağının Osmanlı Devleti'nin iç meselelerinden birinde belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Osmanlı sultanı II. Bayezid'in saltanatının sonlarına doğru oğulları arasında taht için mücadele baş göstermişti. Ahmed, Korkud, Şehinşah ve Selim adında dört oğlu vardı ve bunlardan Şehinşah bu mücadeleye katılmamıştı. II. Bayezıd'ın son zamanlarında Korkud Saruhan, Ahmed Amasya ve Selim Trabzon sancakbeyi olarak görev yapmaktaydılar. Oğullardan Korkud taht için ilk harekete geçen şehzade olmakla birlikte Ahmed de Amasya'da Anadolu'nun felakete sürüklenmesine neden olacak Kızılbaş tehlikesini göremeyerek Şahkulu isyanının çıkmasına neden olmuşlardır16. Selim ise olayların ciddiyetinin farkındaydı ve harekete geçerek oğlu Süleyman'ın Kefe'ye sancakbeyi olmasıyla 1510 yılında onun yanına giderek bir faaliyet merkezine ulaşmış oluyordu. Ancak onun asıl amacı oğlu Süleyman'ı görmekten ziyade kardeşleri ile yaptığı taht mücadelesinde kayınpederi Mengli Giray Han'dan yardım almaktı17. Selim'in Kefe'ye geçtiğini öğrenen Ahmed, Kırım Hanına ve babasına mektuplar yazarak onun Trabzon'a geri gönderilmesini istemiştir. Selim ise daha da ileriye giderek Kırım Hanının oğlu Saadet Giray ve Tatar askerleriyle birlikte Kefe'den yola çıkarak babasıyla görüşmeye gitmiştir. Babasının Ahmed'in tahta geçirilmeyeceğine dair söz vermesine rağmen onu saltanatın başına getirmek istemesi nedeniyle Selim babasıyla çarpışmış ve mücadeleyi kaybederek 1511'de Kefe'ye geri dönmek zorunda kalmıştır. Böylece şehzade Selim kayınpederinin desteğini alarak kardeşleri ile yaptığı taht mücadelesini18 kazanmış ve yapmış olduğu izdivacın siyasi açıdan faydalarını en iyi şekilde kullanmıştır. 3. Yabancı Hanedanlarla Yapılan Evlilikler Osmanlı Devleti'nin XIV. ve XV. yüzyılda yaptığı hanedanlar arası evlilikler düşman devletlerin tehditlerine karşı koyma stratejileriyle uyum içindeydi. Bu doğrultuda yerli hanedanlar ile olduğu gibi yabancı hanedanlarla da izdivaçlar yapıldı. Osmanlılar evlilik ittifaklarını iktidar için yarıştıkları Rumeli ve Anadolu devletleriyle sınırlamayı kendileri için uygun görmüşlerdi. Çünkü bunlar bir sonraki dönemeçte müttefik kuvvetler de olabilecek potansiyel düşmanlardı. Osmanlıların bu doğrultuda özellikle XIV. yüzyılda evlilik bağı kurduğu yabancı hanedanlar arasında Hıristiyan Bizans, Sırp ve Bulgar hanedanları vardı. Osmanlı hanedanı sultanlarının ve oğullarının yabancı hanedanlar ile izdivaç yaptığını görmekteyiz. Bunun nedeni tamamen taktik amaçlardı, çok kaygan bir ortamda devletin askeri ve diplomatik konumunu güçlendirmeye elverişli ittifakları sürdürmek temel amaçtı. Aynı zamanda bu evlilikler karşı tarafın boyun eğişinin de bir göstergesi durumundaydı. Osmanlıların yabancı hanedanlarla kurdukları akrabalığın çoğunluğunu Bizans İmparatorluğu ile yapılan evlilikler oluşturuyordu. Osmanlı'nın beylikten devlet sürecine geçiş aşamasındaki mücadelelerin yanı sıra Avrupa'ya geçiş için de devamlı rekabet içerisinde olduğu Bizans ile ilişkiler bazı dönemlerde müttefik kuvvetler olarak kendini gösterdi. Bu müttefikliğin temelinde de aralarında kurmuş oldukları akrabalığın etkisi vardı. Siyasi evlilikler yoluyla her iki devlet de ortak rakiplerine karşı birlikte hareket etme zemini bulmuşlardı. Osmanlılar ile Bizans arasındaki ilk akrabalığın sultan Osman Gazi zamanında kurulduğunu görmekteyiz. Osman Gazi'nin oğlu şehzade Orhan Hıristiyanlarla evlilik yapan ilk padişah çocuğudur. Yarhisar tekfurunun kızı olup adı Holofira olan Nilüfer19 Hatun ile Orhan Bey evlenmişlerdir. Evliliğin altında yatan siyasi sebep ise bu izdivaçla beraber Nilüfer'in babasının sahip olduğu yerlerin Osmanlılara ilhakının bir göstergesi olmuş oluyordu. Bu durum ise Anadolu'daki beyliklere ve Bizans'a karşı Osmanlı'nın saygınlığının daha da artmasına vesile olmuştur. Orhan Bey'in şehzadeliği döneminde Bizanslılarla kurulan evliliklerin devam ettiğine şahid olmaktayız. Orhan Bey, Bizans imparatoru III. Andronikos ile Fransız eşi Anna'nın kızı Asporça Hatun'la ikinci evliliğini yapmıştır. Asporça Hatun'la hangi tarihte evlendiği kesin olmamakla birlikte Nilüfer Hatun'dan sonra izdivaçlarının gerçekleştiği belirtilir. Böylece Orhan Bey, Paleolog hanedanına damad olarak Bizans'ın içişlerine müdahil olma fırsatını yakalamış ve onların iç politikalarının ana belirleyicisi unsurlarından biri haline gelmiştir. III. Andronikos, kızı Asporça'yı Osmanlılara gelin ederek bir takım beklentiler içerisine girmişti. Henüz kuruluş aşamasında olan ancak hızla büyüyen Osmanlıların desteğini alarak Sırplara ve Bulgarlara karşı mücadelesinde onların desteğini almak istemiştir. Ancak şehzade Orhan'ın babası Osman'ın yerine tahta geçmesiyle Osmanlı ile Bizans arasındaki ilişkiler gerginleşmeye başladı. Bursa'nın ele geçirilmesi ve İznik'in muhasara edilmesi üzerine Bizans Osmanlılara savaş açmıştır. Ancak 1329'da Pelekanon'da yapılan mücadeleyi damad Orhan Bey kayınpederi III. Andronikos'a karşı kazanmıştır. Burada görüldüğü üzere yapılan siyasi evliliklerin bazen istenilen sonucu vermediğine şahid olmaktayız. Osmanlılar, Orhan Bey ile Asporça arasındaki evlilikten dolayı bir takım beklentiler içerisine girdi. Beklentilerden biri de kurulan akrabalık bağı sayesinde Rumeli'ye geçişin imkân dahiline alınmasıydı. Nitekim bu beklenti boşa çıkmadı ve ileride gerçekleşti. Ayrıca Bizans tahtına karışma amacına da yönelik bir politika takip edilmeye başlandı. Osmanlı Devleti ile Bizans Devleti arasındaki üçüncü siyasi evlilik olayı Sultan Orhan ile İmparator VI. İoannes Kantakuzen ve eşi İmparatoriçe (Bulgaristan prensesi) İrene'nin kızları olan Theodora (Maria) arasında meydana gelmiştir. XV. yüzyılda Bizans Devletini yöneten en köklü ve nüfuzlu ailelerden biri olan Kantakuzenoslardan VI. İoannes imparatorluk mücadelesi için önce Aydınoğlu Gazi Umur Bey'den yardım istemişti. Gazi Umur Bey ise VI. İoannes'i Orhan Bey'e müracaat etmesi için yönlendirmiştir. Bu gelişmelerin sonucunda İmparator, Orhan Bey'den aldığı yardım sayesinde Karadeniz bölgesindeki bir çok yeri ele geçirdiği gibi bütün sahil bölgesini de rakibi küçük imparatorun annesi ve vasisi Anna de Savoie'nin elinden almıştır20. Yine Osmanlı'nın gönderdiği yardımcı kuvvetlerle Edirne'yi zabt etmiştir. Bir rivayete göre de Kantakuzen, Orhan Gazi'yi kendisine bağlamak için kızını ona vermeyi vaad etmiş ve bunun karşılığında 5000 kişilik bir kuvvet almış idi21. Gerçekten de bütün bu yardımların karşılığı olarak 1346 yılında kızı Theodora'yı Orhan Bey'e vererek yapmış olduğu antlaşmayı mühürlemiştir. Orhan Bey ile Theodora'nın evlenmelerinden sonra Osmanlı Devleti ile Bizans İmparatorluğu arasındaki ilişkilerin dostane devam ettiğini ve müttefik kuvvetler olarak hareket ettiklerine şahid olmaktayız. Kantakuzen, 1347'de damadı Orhan Bey'in verdiği yardımcı kuvvetler ile İstanbul'u almaya teşebbüs etmiş, Bizans'taki iç savaşa son vermiş ve Trakya ile Makedonya'daki hakimiyetini kuvvetlendirmiştir. Böylelikle, imparatorluğun Anadolu'da kalan son yerleri olan Ereğli ve Amasya Türk akınlarına karşı güvence altına alınmıştır. Bizans, böylece bu evlilikteki amaçlarından biri olan Osmanlıları güvenli bir mesafede tutmayı başarmıştır. Ayrıca Orhan Gazi'nin bir donanma ve zevcesi Theodora'yla birlikte Üsküdar'a gelerek kayınpederi ile görüştüğünü ve Sırplara karşı hareket etmek üzere Bizans ordusuna 6000 kişiden mürekkeb bir kuvvet göndermeyi vaad ettiğini ve bunu da yerine getirdiğini görüyoruz22. Kantakuzen, başı daraldıkça damadı Orhan Bey'e başvurarak zor durumundan kurtuluyordu. Nitekim 1349'da Sırbistan kralı Stefan Duşan, Selanik şehrini ele geçirmek üzere iken Kantakuzen, Orhan Bey'e müracaat ederek oğlu Süleyman Paşa'nın kumandasında 20000 kişilik bir kuvvet ve Osmanlı deniz kuvvetleri sayesinde vaziyeti kurtarabilmiştir. Yine VI. İoannes Kantakuzen'un V. İoannes Kantakuzen ile mücadelesinde de yardımcı kuvvetler göndererek onun Edirne'de muhasara altında bulunan oğlu Mateos'u kurtarmış diğer taraftan da Dimetoka'da Sırp ve Bulgarlara karşı mühim bir galibiyet elde edilmiştir. Görüldüğü gibi VI. Kantakuzen, Osmanlılarla kurmuş olduğu akrabalık bağı neticesinde bu evlilikten azami şekilde yararlanmayı bilmiştir. Osmanlı Devleti sultanı Orhan, Bizans ile kurmuş olduğu akrabalık bağının meyvelerini toplamaya başlamıştı. Osmanlı Devleti, 1345'ten beri Bizans'taki taht ve saltanat mücadelelerine karışarak içişlerinde söz sahibi olmaya başlamış ve başa geçecek kişinin belirleyicisi olmuştur. Kantakuzen, 1353'te kendisine yapılan yardımlara mukabil Gelibolu yarımadasındaki Çimpe Kalesini akrabası olan Osmanlılara vermiştir. Osmanlı Devleti, böylece Rumeli'ye geçişlerde kendilerine önemli bir üs kazandığı gibi buraya yerleşmeye başlamış ve ileride kendi hesaplarına yapacakları fetihler için tecrübe kazanmışlardır. Orhan Bey ile Theodora arasındaki evliliğin bir diğer önemli sonucu da şehzade Halil'in dünyaya gelmesidir. Halil ise ileride Bizanslılarla bir başka akrabalığın aracısı olmuş ve V. İoannes Kantakuzen ve imparatoriçe Eleni Kantakuzina'nın kızı İrene ile evlenmiştir. İrene'nin henüz 11 yaşlarında iken yapılan bu izdivaç kızın yaşından da anlaşılacağı üzere siyasi bir evlilik özelliğine haizdir. Babası V. İoannes, kurmuş olduğu bu aile bağı ile hükümdarlığı için barış dolu bir geleceği güvence altına almayı düşünmüştür. Onun beklentisi Orhan Bey'den sonra tahta damadı Halil'in geçeceği ve akrabalıktan dolayı da Osmanlıların Bizanslılarla dostça geçinerek kendi topraklarına saldırmayacağını ve böylelikle rahat bir ortamda ülkesini yöneteceğini düşünüyordu. Ancak, evliliğin üç yıl gibi kısa bir sürede sona ermesi ve tahta da Halil'in yerine ağabeyi I. Murad'ın geçmesi nedeniyle beklentilerine ulaşamamıştır. Osmanlı Devleti'nde fetret devrinin yaşandığı dönemde Bizans ile akrabalık bağlarının kurulmasına devam edilmiştir. Yıldırım Bayezıd'ın oğlu şehzade Süleyman Çelebi, evlilik olayı olmadan önce Bizans imparatoru II. Manuel Paleologos ile anlaşarak rehin olarak kardeşleri Kasım, Yusuf ve Fatma'yı İstanbul'da bırakmıştı. Bu olaydan bir sene sonra 1403'te Mora despotu Theodoros ile Nerio I Acciajuoli'nin kızı Bartholomea'nın23 evliliklerinden doğan kızlarıyla Süleyman Çelebi izdivaç yapmışlardır. Süleyman Çelebi, böylece arasının iyi olduğu imparatorla ilişkilerini daha da sağlamlaştırarak kardeşlerine karşı yaptığı taht mücadelesinde onun desteğini almayı düşünmüştür. Ancak, Süleyman Çelebi Osmanlı tahtına geçemeden 1411 yılında vefat etmiştir. II. Murad'ın yerine tahta geçen oğlu sultan II. Mehmed zamanında Bizans'la yapılan evliliklere devam edilmiştir. II. Mehmed, 1454 yılında Edirne'de Paleologoslarla akraba olan Enez, Semadirek ve İmroz beyi I. Dorino Gattilusio'nun adı bilinmeyen bir kızıyla evlenmiştir24. Bu izdivaçtan sonra kayınpederi Fatih'e Enez bölgesini bırakmıştır. Böylece Fatih, hâkim olduğu alanların sınırını biraz daha genişletmiştir. Bizanslılarla yapılan ikinci evlilik, Mora despotu Demetrius Paleologos ile Bulgar prensesi Zoe Asan'ın kızları olan Helen ile yapılan izdivaçtır. Fatih, 1458'de çıkmış olduğu Mora seferinden Tebai'ye dönerken Helen'i haremine göndermiştir25. 1458 yılında gerçekleşen bu evlilikle26 Dimitrios hızla güçlenen ve İstanbul'u da ele geçirerek Bizans Devletine son veren Fatih'e karşı kendini güvence altına almayı amaçlamış olabilir. Ancak Fatih, kayınpederinin sahip olduğu Mora bölgesini 1460'ta Osmanlı toprakları içerisine katarak onun beklentilerini boşa çıkarmıştır. Görüldüğü üzere Osmanlılar ile Bizanslılar çağın şartlarına ve gereklerine göre hareket etmişler ve aralarında akrabalık tesis etmişlerdir. Osmanlılar, uluslar arası ve gerçek politikanın esnekliğini göze alarak bir başka Hıristiyan devlete karşı yabancı bir hanedanla ittifak yapmaktan çekinmemiştir. Osmanlılar, her iki hanedan için de ayrı ayrı gerekçeleri ve beklentileri olan bu evliliklerden istifade edebilme konusunda Bizans'a göre daha başarılı olmuşlar ve menfaatleri doğrultusunda kullanmışlardır. Osmanlıların akrabalık kurduğu bir diğer yabancı hanedanlık Bulgarlar idi. Osmanlı Devleti ile Bulgarlar arasında yapılan ilk evlilik sultan I. Murad ile Bulgaristan kralı İvan Aleksandr ve Braide'nin kızları Mara Tamara arasında yapılan izdivaçtır. Çar Tırnova'lı Şişman'ın kız kardeşi olan ve tam tarihi belli olmayan bir zamanda27 yapılan evlilikle birlikte Bulgar çarlığı Osmanlı Devleti'nin vasalı durumuna gelmiştir. Tamara Şişman'ın yaptığı bu evlilik kardeşi Şişman namına yeni bir hamiye yapılmış sadakat yemini niteliğindeydi. I. Murad ise yapmış olduğu izdivaç vasıtasıyla Şişman'ı vasal statüsüne indirerek kendisine bağımlı kılmakla evliliği bir tahakküm aracı haline getirmiştir. Aynı zamanda Sultan I. Murad, kendi ordusuna asker temin ederek kuvvetlerini arttırma imkânına da ulaşmış oluyordu. I. Murad Han'ın Bulgar Kralı Şişman'ın kız kardeşi Tamara (Maria) ile evlenmesi ise bu krallığın, tabiiyet altında tutulabilmesinin bir gereği olarak görülebilir. Zira Sultan Murad 1368'den sonra sırasıyla Bulgarlardan Aydos, Karinabad, Süzeboli, Pınarhisar ve Vize'yi zapt etmişti. Kral Şişman mukavemete muvaffak olamayınca sulh yaparak vergi vermeyi kabul ederek kız kardeşini de Osmanlı hükümdarına vererek dostluğunu pekiştirmek istemişti. İki hanedan arasında akrabalık bağının oluşmasından sonra ilişkiler bir süreliğine dostane devam etmiştir. Ancak I. Murad'ın Balkanlarda Bulgaristan aleyhine genişlemeye devam etmesi ve Osmanlıların 1387'de Anadolu'da Karaman Beyi Alaaddin Ali ile uğraşmasını fırsat bilerek Murad'ın kayını III. İoannes Şişman'ın da içinde bulunduğu Bulgar vasalları Osmanlı hükümranlığından bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bunun üzerine ilişkiler tekrar bozulmaya başlamış ve I. Murad, vezir Çandarlı Ali Paşa'yı ve ordusunu Şişman'ın üzerine göndererek Kuzey Bulgaristan'daki Şumnu, Silistre ve Tırnova'yı ele geçirmiştir. Fakat, bu yerler Şişman'a geri verilmiş ve 1388 yılında artık kendisinin Murad'ın vasalı olduğu bir kez daha teyit ettirilmiştir. Osmanlıların akrabalık kurduğu bir diğer yabancı hanedanlık Sırplar idi. Kosova savaşının neticesinde bağımsızlığını kaybeden Sırplarla ilk evlilik sultan I. Bayezıd zamanında gerçekleşti. I. Bayezıd, Anadolu'ya geçmeden evvel Rumeli işlerini düzeltmeye girişmiştir. Bu nedenle, Sırp Kralı Lazar'ın oğlu Stefan ile müzakereye girişerek harac vermek, muharebelerde bütün askerleri ile birlikte padişahın maiyetinde bulunmak ve kardeşi Maria Olivera Despina Hatun'u sultana tezvic etmek şartı ile Sırplarla bir muahede yapılmış ve Stefan sadakat yemini etmiştir28. Osmanlı Devleti'nin Sırplarla yapmış olduğu evlilikten birtakım beklentileri vardı. Böylelikle Osmanlıların şöhreti daha da yükselme fırsatı bulduğu gibi, kendilerine Rumeli'de yapacağı fetihler için de müttefik bir kuvvet bulmuş oluyorlardı. Nitekim bu evlilik 1402 Ankara savaşında Sırp askerlerinin hazır bulunmasının da garantisiydi. Sırbistan'ı ele geçirerek Sırbistan'ın kuzeyinde bulunan Macar Krallığıyla mücadele ederek bu devleti de hâkimiyeti altına almak istemiştir. Sırplar'ın da Osmanlılarla kurmuş olduğu akrabalıktan farklı beklentileri vardı. Onlar, Çar Stefan Duşan'ın hâkimiyeti devrinde zirvesine ulaştıkları ve şimdi gerilemeye yüz tutan devletlerini Osmanlı'nın yardımıyla tekrar eski parlak günlerine ulaştırmayı hedeflemişlerdir. Bununla beraber topraklarına göz diken ve mücadele içerisinde oldukları Macarlara karşı da Osmanlıların desteğini sağlamak arzusunda idiler. Sırbistan I. Kosova meydan muharebesinden sonra sınırlarını tehdit eden iki düşmanla karşı karşıya kalmıştı. Biri kuzeyde Macaristan krallığı diğeri de güney ile doğuda Osmanlı Devleti'ydi. Birinden destek sağlamak için ötekinin metbuluğunu kabul etmesi gerekiyordu. Bu yüzden Lazar'ın oğlu Stefan Lazareviç de Bayezid'i Macaristan kralı Sigusmund yerine tercih ediyordu. Varılan antlaşmaya resmiyet kazandırmak için de kardeşi Olivera'yı29 Bayezid'e vererek, Osmanlı hünkârının vasalı olmuştur ve hayatının sonuna kadar da sadık bir müttefik olarak kalmıştır. Böylece Stefan, Osmanlı sultanının yapacağı seferlere asker göndermek ve vergi vermekle mükellef olmuştur. Sırp kızı Olivera ile ilgili belirtilmesi gereken önemli bir başka husus Osmanlı kroniklerine konu olmasıdır. Bu eserlerin çoğunda Hıristiyan kızlardan sadece Olivera ile yapılan izdivaçtan bahsedilmektedir. Osmanlı tarihçileri, Olivera'nın Bayezıd'ı içkiye, zevk-ü sefaya alıştırdığını bunda vezir-i azam Çandarlı Ali Paşa'nın da büyük rolü olduğunu yazarlar30. Diğer Hıristiyan hanedanlarla yapılan evlilikler hakkında kaynaklar suskun kalmaktadır. Osmanlılar ile Sırplar izdivacın hâsıl olmasıyla birlikte 1390'dan 1402 yılına kadar iyi münasebetler içerisinde bulunmuşlardır. Sırp prenses Miliça ve oğlu prens Stefan Lazareviç, muhalifleri olan Sırp derebeylerinden Vuk Brankoviç'i Bayezıd'ın yardımları sayesinde mağlup etmişlerdir. Buna karşılık Timur'a karşı yapılan Ankara savaşında prens Stefan Osmanlı Devleti'nin vasalı olduğunu göstererek askerleriyle Bayezıd'ın yanında yer alarak Balkan yarımadasının kuzeyinde sadık bir vasal olduğunu göstermiştir. Hatta prens Stefan'ın bir Türk vasalı olduğu halde Kosova savaşından önceki Sırbistan'dan daha geniş bölgelere hükmettiği belirtilir31. Ayrıca bu evlilikle birlikte Sırp Devleti, Osmanlı'nın Balkanları fethetmeye başladıkları bir dönemde bir süre daha müstakil kalma fırsatına sahip oldu. Osmanlı Devleti ile Sırplar arasındaki ilişkiler aradaki evlilik bağının da etkisiyle bir süre iyi giderken tahta çıkan II. Murad'ın ilk yıllarında bozulduğunu görmekteyiz. Sırbistan bölgesine kimin hâkim olacağı konusu Osmanlı Devleti ile Macar krallığı arasındaki mücadelenin asıl sebebiydi. Son dönemlerini yaşayan prens Stefan ise akraba oldukları Osmanlılar yerine Macar kralı Sigismund'a bağlı olduğunu bildirmiş ve ayrıca Tuna üzerindeki Golubats (Güvercinlik) kalesini ona bırakmaya söz vermiştir. Bunun üzerine II. Murad harekete geçmiş fakat bu sırada 1427'de Stefan vefat etmiştir. Bu olayla birlikte Osmanlılar ile Macarlar arasında savaş patlak vermiş ve Sigismund Belgrad'ı ele geçirmiştir. Sigismund, bu fethi Macaristan'ın sınırlarını güvence altına almak ve Sırp Devletini korumak için yaptığını belirtmiştir32. Bunun üzerine II. Murad da misilleme olarak Golubats kalesini zapt etmiştir. Bu yüzden yeni Sırp despotu George Brankoviç iki devlet arasında sıkışıp kalmıştır. George Brankoviç, Osmanlı Devleti ile Macar Krallığı arasındaki zor durumundan siyasi evlilik yoluyla kurtulmayı düşünmüş ve bu doğrultuda kırk beş yıl önce başvurdukları taktiğe dönerek 1435'te kızı Mara'yı Sultan II. Murad'a zevce olarak vermiştir33. Böylelikle kendisini Osmanlı Devleti ile Macaristan'ın baskısından kurtarmayı düşünmüş ancak tarih tekerrür etmeyerek herhangi bir başarı elde edememiştir. George Brankoviç'in Osmanlıların akınlarını önlemek için yaptığı bu girişim sonuçsuz kalmıştır. Osmanlı Devleti, Arnavutluk bölgesini ele geçirdikten sonra hâkimiyetini daha da genişleterek Sırbistan bölgesine de yaymak istemiştir. Ancak bunu ilk aşamada Sırbistan'la mücadele ederek değil izdivaç yoluyla yapmayı uygun görmüştür. II. Murad, George Brankoviç'in kızı Mara'yla evlenmiş ve babasını da vasalı yapmıştır. Bu evlilik sayesinde Sırbistan'ın ele geçirilmesi doğrultusunda önemli bir adım daha atılmış oluyordu. Sırp Devleti, Osmanlılarla kurmuş olduğu akrabalık bağından beklediği faydayı görememiştir. Daha önce Despina'nın evliliği vasıtasıyla Osmanlılarla kurulan akrabalığın getirdiği neticelerle karşılaştırıldığında istenilen neticeyi vermediği görülmektedir. George Brankoviç'in sahip olduğu ve tek güvencesi olan 'sultanın harac veren devletler Osmanlı için onları ilhak etmekten daha kârlıdır' inancı da boşa çıkmıştır34. Nitekim, II. Murad, izdivaçtan üç yıl sonra 1438 yılında Sırbistan üzerine sefer yaparak, Sırbistan'ın kuzeyindeki Boraç şehrini, Transilvanya'yı, Bosna sınırındaki İzvornik ve Serebrenica'yı ve en önemlisi de 1439 yılında Tuna kıyısındaki Sırpların son başkenti ve savunma hattı durumunda olan Semendire'yi alarak kuzey Sırbistan'ın fethini tamamlamıştır. Görüldüğü gibi yapılan bu evlilik, Osmanlıların Sırbistan bölgesini ele geçirme düşüncesine, onların takip ettikleri siyasetin gereklerini yapmasına engel olamamıştır. Kızını II. Murad ile evlendiren George Brankoviç, ona Osmanlılarla bağlantı kurabilmesini sağlayacak güven veren faydalı bir aracı olarak görüyordu. Nitekim, bu beklentisi de Macarlarla yapılan 1444 Edirne Segedin antlaşmasında kızının önemli bir görev ifa etmesiyle gerçekleşmiştir. Macar kralı Hunyadi Yanoş'un Sırbistan'a girmesi nedeniyle yapılan savaşta Osmanlılar İzladi Derbendinde Macarları durdurmayı başarmıştı. Ancak her iki taraf da ağır kış şartlarından dolayı Mara'nın da katılıp antlaşmanın şartlarının belirlendiği Edirne Segedin muahedesini yaparak savaşa son vermişlerdir. Buna göre Golubats, Semendire ve diğer kaleler George Brankoviç'e bırakılmıştır. Bu antlaşmanın imzalanmasında babasına bir Rum keşişi göndererek müzakerelerin devam etmesini sağlayan Mara önemli bir rol oynamıştır35. Bu antlaşmanın bizi ilgilendiren asıl özelliği Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda zor duruma düştüğü bir dönemde Mara'nın aracılığıyla barışın sağlanması ve böylece II. Murad'a toparlanma imkânı kazandırmasıdır36. Sultan II. Murad ile Mara'nın izdivaçları önemli bir özelliğe de haizdi. Bu evlilik, bir Osmanlı sultanı tarafından yapılan son hanedanlar arası evlilik olmasıyla da önemlidir. 1435 yılında yapılan bu izdivaçtan sonra hanedanlar arası evliliklere devam edildiyse de bunlar padişahın kendisi için değil, Anadolu beylikleriyle yapılan evliliklerde belirtildiği gibi şehzadeler için yapılmıştır. 4. Aristokrat Ailelerle Yapılan Evlilikler Osmanlı Devleti'nin ilk iki yüz yıllık sürecinde yerli ve yabancı hanedanlar ile evlilikler yapılmıştı. Bununla beraber önde gelen ailelerle de siyasi akrabalıklar kurulmuştu. Ancak XVI. yüzyıla gelindiğinde evlilikler açısından Osmanlı Devleti'nde farklı bir tablonun ortaya çıktığı görülmektedir. Yerli ve yabancı hanedanlarla yapılan evlilikler yerini cariyelerle yapılan evliliklere ve sultan kızlarının padişahın kulları olan devlet adamlarıyla evlendirilmesine bırakmıştır. Osmanlılar, devlet yönetiminde nasıl büyük dikkat ve ihtiyat gösteriyorlarsa hanedan kadınlarının evliliklerinde de aynı durum geçerli idi. Çünkü kendileri yönetemedikleri halde gücün onlar kanalıyla dışarı akabileceği kabul ediliyordu. Bu durum ise XV. yüzyılın sonuna doğru sultan kızlarını ve torunlarını, devlet adamlarıyla evlendirme politikasının benimsenmesiyle çözümlenmiş görünmektedir. Hanedan ata mirasının dağılıp yok olmasını ve kadınlar aracılığıyla denetimin ele geçirilmesini engelleme gereği hep mevcuttu. Bu yüzden kadınlar üzerindeki denetim ve kontrol mekanizması devamlı işlemiştir. Kadınlar üzerindeki bu denetimin sağlanması da onların hangi erkeklerle evlenmeleri gerektiği ve dışardan kimlerin damad olarak aileyle birleşmesi gerektiği konularıyla ilgili kararların alınmasıyla ilgilidir. Osmanlı hanedanının henüz Anadolu'daki beyliklerden kız alıp vermediği bir dönemde akrabalık tesis ettiği kişilerin önde gelen ailelere mensup olduğu görülmektedir. Beyliğin kuruluş döneminde rol oynayan ve Vefaiyye halifesi olan Şeyh Edebali de en nüfuzlu Ahi reislerinden olup Eskişehir ile Söğüd arasındaki İtburnu mevkiinde tekkesi bulunmakla beraber o havalinin en itibarlı ve sözü geçen ulularındandı. Özellikle F. Giese'nin belirttiği gibi Osmanlı Devleti'nin kuruluşu sırasında yani XIV. yüzyılın ilk yarısında Anadolu şehir ve kasabalarında mühim nüfuzları olan Ahilerin bu devletin teessüsünde önemli rolleri vardı37. Osmanlı Beyliği'nin kuruluş döneminde hükümdarlar dervişleri kendi patrimonyal devlet sistemiyle bütünleştirmeye çabalamışlardır. Dervişler, hanedanın halk gözünde otorite ve egemenliğini meşrulaştıran en etkin aracılar konumundaydılar. Babaiyye/Vefaiyye halifesi olan Şeyh Edebali'nin de Osman Gazi ve ailesine sağladığı ilahi meşruiyet hanedanın kurulmasında en önemli faktör olarak anılmıştır38. Bunun halk rivayetinde aldığı folklorik ifade biçimi olan rüya hikâyesi bu ilişkinin gerçek tarihi olgu niteliğini değiştirmez. Konumuz itibariyle bizim için önemli olan husus Şeyh Edebali'nin kızı ile Osmanlı Beyliği'nin kurucusu ve ilk hükümdarı Osman Gazi'nin yapmış oldukları izdivaçtır39. Osmanlı tarihleri Osman Gazi'nin oğlu Orhan Bey'in annesinin Şeyh Edebali'nin kızı Malhun Hatun olduğunu belirtirler40. Osman Bey ile ahilerin namlı şeyhi Edebali'nin kızı Malhun'un (Rabia ya da Bala Hatun) evlendikleri tarih belli olmamakla birlikte41 bu izdivacın tamamen siyasi bir kazanç elde etmek için yapıldığı aşikârdır. Hanedan bu evlilik sayesinde kutsal adamlarla bağlarını ilk defa özenle sağlamlaştırma imkânı buldu. Aynı zamanda Osman Bey için kuvvetli dini zümrelerden biri olan ahi teşkilatının en nüfuzlu kişilerinden olan Şeyh Edebali'nin kızı ile evlenmek şüphesiz ona Anadolu'da yaşayan halk nazarında önemli bir meşruiyet kazandırmıştır. Aynı zamanda henüz yeni teşekkül etmiş olan beyliğinin büyümesinde de kendisine destek verecek bir teşkilatın yardımlarını elde etme imkânına kavuşmuş ve yapacağı işlerde kayınpederine danışarak onun nüfuzundan önemli ölçüde istifade etmiştir. Şeyh Edebali ise damadı tarafından verilen Bilecik'in yönetimi görevini üstlenmiştir. İlki Osmanlı'nın kuruluş döneminde yapılan ulema ile evliliklerden bir diğerine de 1396 yılında rastlamaktayız. Osmanlı sultanı I. Bayezid'in kızı Hundi Hatun ile devrin büyük din bilginlerinden Şeyh Emir Buhari Niğbolu zaferinden sonra evlenmişlerdir42. Bu evliliğe Yıldırım Bayezid başta karşı çıkmışsa da ileriki günlerde kızını vermeye razı olmuştur. Bu izdivaçtan Emir Buhari ile iki kızları doğmuş olmakla birlikte onlar da annelerinden önce vefat etmişlerdir. XVI. yüzyıldan itibaren Anadolu'daki beyliklerin tamamen ortadan kalkması ve harem-i hümayunun iyice kurumlaşması ile beraber padişah ve şehzadelerin sadece cariyelerle evlenmesi adet haline gelmiştir. Bu durumu ilk defa bozan ise Şeyhülislam Esad Efendi'nin karşı çıkmasına rağmen kızı ile evlenen II. Osman olmuştur. II. Osman'ın reformist bir padişah olmasına paralel yapmış olduğu bu evlilik yani padişahın saray dışından, cariye olmayan ve hür doğmuş bir Türk kızıyla evlenmesi halk ve devlet adamları tarafından hoş karşılanmamıştır43. O, bu davranışı ile padişahın sadece cariyelerle evlenme geleneğini yıkıyordu. Oysa Osmanlı İmparatorluğu gelenekçi bir devlet idi ve gelenek haline gelmiş bir durumun değişmesine iyi gözle bakılmazdı. Osmanlı Devleti'nde hanedanlar arası evlilik artık yararlı bir politika olarak görülmekten çıktığı zaman hanedan, kızlarına uygun eşler bulmak için kendi yönetici sınıfına dönmüştü. Ancak yine de hanedan kendi sınırları içindeki hanedanlardan uzak durmaya çalışmıştı. Evrenosoğulları, Mihailoğulları ve Turahanoğulları gibi askeri hanedanlardan ya da ulema-idareci sınıftan gelenlerden uzak durularak evlilik ittifakından kaçınıldığı görülüyor44. Ancak bu durumun dışında birkaç istisnanın yaşandığına da şahid olmaktayız. Bunlardan biri I. Mehmed'in kızı Hafsa Hatun'un yönetici elit tabakadan Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa'nın oğlu Mahmud Bey ile evlendirilmesiyle yaşanmıştır. Çandarlılar, Orhan Gazi döneminden başlayarak II. Selim'in tahta çıkışına kadar birçok ilmiye ricali ve devlet adamı yetiştirmiş bir Türk ailesidir. Ailenin reisi Halil Hayreddin Paşa45 ilk Osmanlı sultanı Osman Gazi'nin kayınpederi Şeyh Edebali ile akraba olup Osmanlı Beyliği'nin kuruluşunda ve büyümesinde önemli rol oynayan ahi teşkilatına mensuptu. Daha o devirde aile seçkin şahsiyetlere sahip olmakla beraber tanınmış ailelerle akrabalık tesis etmiştir46. Nitekim Osmanlı Devleti'nde önemli bir mevki iştigal eden Çandarlı vezir ailesinden Çandarlızade I. İbrahim Paşa'nın küçük oğlu ve aynı zamanda vezir-i azam Çandarlı Halil Paşa'nın kardeşi olan Mahmud Çelebi ile II. Murad'ın kız kardeşi Hafsa Hatun evlenmişlerdir. Sultan II. Murad 1423 yılında Candaroğulları'ndan İbrahim Bey'in kızını aldığı zaman Çelebi Mehmed'in kızı ve kız kardeşi olan Hafsa Hatun'u47 da Mahmud Çelebi'ye vermiştir. Mahmud Bey, o sırada Osmanlı Devleti ümerasından biriydi ve sancakbeyi olarak görev yapıyordu. Mahmud Bey, Bolu sancakbeyliğinde bulunduğu sırada Macarlarla 1444 yılında yapılan mücadele sırasında esir düşmüştür. Daha sonra Macarlar tarafından Osmanlıların evlilikler yoluyla akraba oldukları Sırplara teslim edilmiştir. Sırp despotu George Brankoviç tarafından harp müzakereleri yapılmak üzere Edirne'ye gelen Macar temsilcilerle birlikte gönderilmiştir. Sultan II. Murad Haçlılarla Edirne-Segedin muahedesini imzaladığı sırada kabul edilen maddelerden birisi de eniştesi Mahmud Bey'in esaretten kurtulmasına mukabil verilecek fidye-i necat idi48. II. Murad Mahmud Bey için yetmiş bin duka altın vermek suretiyle de bu sorunu çözmüş ve kardeşinin eşini esaretten kurtarmıştır. Osmanlı Devleti'nde hanedanlar arası evliliğin nihayete ermesiyle sultan kızları, kardeşleri ya da torunları önemli devlet adamlarına eş olarak verilmeye başlamıştı. Bu uygulamanın örneklerinden birine de Osmanlı tarihinde Çandarlılarla birlikte en çok sadrazamı çıkaran Köprülü ailesiyle yapılan evliliklerde görüyoruz. Osmanlıların akrabalık kurduğu önde gelen ailelerden biri de Köprülüler idi. Sultan IV. Mehmed'in kızı Emetullah Ümmi Küçük Sultan'la Köprülülerden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ilk izdivaca imza atmışlardır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa aynı zamanda Köprülü Mehmed Paşa'nın kızı Saliha Hanım ile evlenerek damadı olmuştu. Daha sonra ise IV. Mehmed'in kızı Emetullah Ümmi Küçük Sultan'la evlenerek Osmanlı hanedanına damad olmuştur. 1675 yılında Edirne'de onu taltif için yapılan bu izdivaçtan sonra kayınpederi IV. Mehmed tarafından sadrazamlık görevine tayin olmuştur. Böylece sultan başarılı olarak addettiği Köprülüler sülalesinden bir kişiyi daha atayarak aynı zamanda onların nüfuzundan yararlanmayı düşünmüştür. Köprülüler sülalesiyle yapılan ikinci evlilik sultan II. Mustafa'nın kızı Ayşe Sultan ile Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa'nın oğlu Hacı-Fazıl Numan Paşa arasında meydana gelmiştir. Bu izdivacın çok önceden kararlaştırılmasına rağmen uzun bir zamandan sonra yapılması gibi bir özelliği vardır. 1703 senesinde yapılması planlanan düğün Edirne vak'asının ortaya çıkması nedeniyle ertelenmiştir49. Düğün tarihleri kesin olmamakla birlikte 1710 olarak kabul edilir ve izdivaçları yedi yıl sürmüştür50. İzdivaçlarından sonra kısa bir süre de olsa iki aylığına sadrazamlık yapmıştır. Son görevi olan Girit valiliği sırasında vefat etmiştir. Köprülü vezir ailesi ile yapılan son evlilik yine II. Mustafa'nın kızlarından Safiye Sultan ile damad Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın oğlu Ali Paşa arasında yapılmıştır. Düğünleri II. Mustafa'nın tahttan indirilmesiyle gecikmeli de olsa 1710 yılında mutantan bir şekilde yapılmıştır51. Yaklaşık olarak on üç yıl süren evliliklerinden Ebu-Bekr Bey ve Zahide Sultan dünyaya gelmiştir. Zahide Hanımsultan Hacı Süleyman Paşa ile evlenmiş ve 1790 yılında vefat etmiştir. Ebu-Bekr'in akıbeti hakkında ise yeterli bilgimiz yoktur. Osmanlı hanedanı içerisinde yapılan ve genelde sultan kızlarının veya torunlarının başarılı devlet adamlarıyla yaptıkları evliliklerdir. Devletin ilk iki yüzyılı içerisindeki evlilikleri genelde yerli ve yabancı hanedanlarla yapılan siyasi izdivaçlardan müteşekkildi. Bu süre içerisinde sultan kızları veya torunlarının devlet adamlarıyla yaptıkları evliliklerin sayısı oldukça azdı. Ancak XVI. yüzyıla doğru devlet adamlarıyla yapılan evliliklerin sayısının artmaya başladığı gözlemlenmektedir. Osmanlıların Anadolu'da birliğini temin etmesinden sonra etrafta kızlarını verecek hanedan kalmadığından sultanları büyük devlet adamlarıyla evlendirmeye başlamışlardı. Bu evliliklerde de siyasi çıkarlar gözetilmeye ve güçlü devlet adamlarını böylece hanedana bağlamaya devam edilmiştir. Damad ünvanı vererek sevdiği devlet adamını taltif etmek padişahların sık başvurduğu bir yoldu. Devlet adamları ise hanedana damad olarak nüfuzlarını arttırma imkânına sahip olmuş oluyorlardı. II. Mehmed döneminden önce sultan kızları ile devlet adamları arasında birkaç evlilik olsa da asıl artış bu dönemle birlikte yaşanmaya başlamıştır. Çünkü Fatih'le birlikte imparatorluğun sonuna kadar sürecek yeni bir ittifaklar örüntüsü yani devletin en üst görevlilerinin Osmanlı hanedanına evlilik yoluyla bağlanışı başlamıştır. Bu uygulamanın ortaya çıkmasında Bizans ve Sırbistan devletleriyle Karaman, Germiyan, Candaroğlu gibi Anadolu beyliklerinin Osmanlı ülkesine katılması yani devletler havuzunun kurumasının etkisi vardır. Böyle olunca padişahlar ve onların aile üyeleri için uygun eş adayları azalmıştır. II. Mehmed'in şehzadeliği döneminde yapılan sultan kızı devlet adamı evliliklerinden biri II. Murad'ın kızı Fatma Sultan ile Zağanos Mehmed Paşa arasında meydana gelmiştir. Zağanos Mehmed Paşa II. Murad'ın kızı ile evlenmek suretiyle onun damadı, kızı Hadice Hatun'u da şehzade Mehmed'e vererek onun kayınpederi olmuş ve böylelikle Osmanlı hanedanıyla çift başlı bir akrabalık kurmuştur. Fatma sultan ile evliliklerinden Ahmed Çelebi ve Hamza Bey adlarında iki oğulları olmuştur. Ahmed Çelebi Osmanlıların hizmetinde defterdarlık yapmıştır. Hamza Bey ile ilgili ise yeterli bilgimiz yoktur. Zağanos Mehmed Paşa, 1443 yılında vezir olarak Osmanlı Devleti'nde önemli görevler ifa etmiş ve Fatih'in lalalığı görevinde bulunarak da onun yetişmesinde rol almıştır. İstanbul'un fethinde önemli görevler üstlenmiş ve fethin gerçekleşmesinde damadı Fatih'e yardımcı olmuştur. Aynı zamanda Mora isyanının bastırılmasında ve Fatih'in Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine yaptığı seferde yer almıştır. Böylece II. Murad'ın kızını vererek kendisine damad yaptığı ve daha sonra da Fatih'in kayınpederi olan Zağanos Mehmed Paşa hanedana önemli hizmetlerde bulunmuştur. Padişah da önemli ve güçlü bir devlet adamını kendi ekibinin içerisine dahil ederek yapacağı işlerde yardımcı olacak bir görevliyi kazanıyordu. XVI. yüzyıla geldiğimizde artık hanedanlar arası evlilikten ziyade sultan kızlarının devlet hizmetinde bulunan askeri ve mülki ricalden kişilerle izdivaçlar yaptığını görmekteyiz. Bu evliliklerden biri de II. Bayezid'in Bülbül Hatun'dan doğan kızı Hundi Sultan ile Hersekzade Ahmed Paşa arasında yapılmıştır52. Hersekzade Ahmed Paşa'nın Anadolu beylerbeyi iken 1484 yılında yapılan evlilik yaklaşık olarak otuz yıl sürmüştür. Hundi Sultan'ın eşi bu süre zarfında şehzadeler mücadelesinde taraf tutmasından dolayı sık sık sadrazamlıktan atılmıştır. Bu durum da Hundi Sultan'ın Bursalılarla arasının açılmasına neden olmuştur. Yavuz Sultan Selim döneminde de sultan kızları ile devlet adamları arasındaki evliliklerin devam ettiğine şahit olmaktayız. Yavuz'un kızlarından Hatice Sultan ile ilk eşi Ağrıboz sancakbeyi İskender Paşa 1509 yılında evlenmişlerdir. Bu birliktelikten Mehmed, Süleyman, Ali, Kara Osmanşah ve Nefise adlarında beş çocukları olmuştur. Kanuni 1520'de tahta çıkınca Osmanşah'a kayd-ı hayat ile Mora, İnebahtı ve Teselya sancaklarını vermiş ve o da ölünceye dek buraları idare etmiştir53. Hatice Sultan ikinci evliliğini 1524'te meşhur vezir-i azam Makbul İbrahim Paşa ile yapmıştır. Düğünleri İstanbul'da İbrahim Paşa sarayında 15 gün süreyle devam etmiş ve çok mutantan bir şekilde yapılmıştır54. Evlilikleri on iki yıl sürmekle birlikte Mehmet Şah, Hanım Sultan ve adı bilinmeyen bir kızları olmak üzere üç çocukları olmuştur. Osmanlı tarihinde seçkin bir devlet adamı olan Makbul İbrahim Paşa özellikle Kanuni zamanında önemli vazifelerde bulunmuştu. Daha Hatice Sultan55 ile evlenmeden önce Kanuni Manisa'da sancakbeyi iken onunla tanışma imkânına nail olarak onun nedimi olmuştu. Zamanla mesleğinde yükselmiş ve Enderun'da görev yaparken 1523 yılında Kanuni tarafından vezir-i azamlık görevine atanmıştır56. Vezir-i azamlık göreviyle beraber Rumeli Beylerbeyliğinin de bahşedilmesi İbrahim Paşa'ya muazzam bir güç sağlamıştı. Sefer-i hümayunlara katılarak da bu gücün daha da artmasını sağlamıştır. Mohaç savaşında Budapeşte'nin, 1534-1535 doğu seferinde Safevilerle yapılan mücadelede Tebriz'in ve Bağdad'ın alınmasında Kanuni'ye refakat etmiştir. Ancak artan nüfuzu ve iktidarı tekeline almaya başlaması, her istediğinin yerine getirilmesi ve onun oluru alınmadan hiçbir şeyin yapılmaması yani kendisinin bir nevi padişah gibi hareket etmesi sonunu hazırlamaya yeterli olan etkenlerden biridir. İbrahim Paşa'nın yavaş yavaş kariyerinin sonuna gelmesinde hanedan içerisinde meydana gelen iktidarı ele geçirme kavgasının etkisi olmuştur. İbrahim Paşa'nın özellikle şehzade Mustafa ve annesi Mahidevran ile arasının iyi olduğunu yazışmalarından görebiliyoruz. Bu durum ise aralarının açık olduğu sultanın nikahlı hasekisi Hurrem Sultan'ın hoşnutsuzluğunu daha da arttırmıştı. Hurrem'in de amacı sultan öldükten sonra kendi oğullarından birini Mehmed veya Bayezid'i tahta çıkartmaktı. Bu yüzden İbrahim Paşa'ya karşı sultanı etki altına alarak onun idam edilmesinde rol oynamış olabilir. İbrahim Paşa'nın57, kaynanası Hafsa Sultan'ın 1534 yılında ölümünden hemen sonra ilk fırsatta doğu seferinden döner dönmez 1536'da idam edilmesi de bunu doğrular niteliktedir. Çünkü Hafsa Sultan'ın kızı ve damadı ile doğal olarak yakın bağları vardı. Yani İbrahim Paşa'nın düşüşünde en büyük âmilin Hurrem Sultan olduğu görülmektedir. Hurrem de böylece Mustafa'ya yakın olan güçlü sadrazamı ortadan kaldırarak kendi oğullarından birinin tahta geçmesi için zemin hazırlamaya başlamıştır. Yavuz'un kızı Şah Sultan ile sancakbeyi Lütfi Paşa bir başka sultan kızı ve devlet adamı evliliğine imza atmışlardır58. Lütfi Paşa Yavuz'un Çaldıran ve Mısır seferlerine katılmış, görevinde zamanla yükselerek sancakbeyliğinden vezir-i azamlık mertebesine ulaşmıştır. Ancak zamanla eşiyle arası açılmış ve 1541 yılında on dokuz yıl süren izdivaçları boşanma suretiyle sona ermiş, vezir-i azamlık görevinden de azledilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında sultan kızlarının önde gelen devlet adamları ile izdivaçlarına devam edilmiştir. Kanuni'nin Hurrem Sultan'dan doğan kızı Mihrimah Sultan ile Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa 1539 yılında evlenmişlerdir59. Düğünleri Şehzade Bayezid ile Cihangir'in sünnet düğünleriyle birlikte tantanalı bir şekilde yapılmıştır. Yirmi iki yıl süren izdivaçlarından Ayşe Hümaşah ile Osman Bey doğmuştur. Ayşe Hümaşah önce sadrazam Semiz Ahmed Paşa ile daha sonra da Nişancı Feridun Paşa ile evlenmiş ve 1594 yılında kardeşi Osman Bey de 1576 yılında vefat etmiştir. Damad Rüstem Paşa, Kanuni döneminin önemli şahsiyetlerinden biri olup hanedan içerisinde oldukça etkili olmuştur. Diyarbakır Beylerbeyi iken hanedana damad olmuş ve ilerleyen zamanda 1544 yılında vezir-i azam olarak etkisini arttırmaya başlamıştır. Bu yükselişinde ise kaynanası Hurrem Sultan'ın büyük desteğini görmüştür. Hurrem Sultan, kızı Mihrimah ve damadı Rüstem Paşa üçlü ittifakı Kanuni'nin diğer eşi Mahidevran ve oğlu Mustafa'yı tasfiye etmeye çalışmışlar ve entrikaları neticesinde 1553 yılında şehzade Mustafa'nın öldürülmesine neden olmuşlardır. Yeniçeriler çok sevdikleri60 Mustafa'nın öldürülmesinden Hurrem ve Rüstem'i sorumlu tutmuşlar, bunun üzerine de Kanuni damadını görevinden azletmiştir. Ancak Rüstem Paşa iki yıl süren bu durumun sonucunda 1555 yılında tekrar vezir-i azamlık görevine dönmüştür. Bu gelişmede de yine Hurrem Sultan'ın etkisi olmuştur. Rüstem Paşa'nın görevden alınmasından sonra Hurrem, sultana yazarak onun için şefaatte bulunmuştur61. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus da sultan kızı damad evliliğinden sadece sultanların değil anneleri ve hasekilerinin de büyük yarar sağlamasıdır. Bunun ilk örneğini de sultan Süleyman'ın eşi Hurrem ile Rüstem Paşa'nın ittifaklarında görmekteyiz. Böylece Hurrem şehzade Mustafa'yı ortadan kaldırtarak kendi oğullarının tahta geçmesi için bir adım öne geçmiştir. Kanuni'den sonra tahta geçen II. Selim, kızlarını devlet adamlarıyla evlendiren bir diğer sultandır. Nurbânû Sultan'dan doğan İsmihan adlı kızını Sokullu Mehmed Paşa'ya vermiştir. Şehzade Selim ile Bayezid mücadelesinde Selim'in üstünlüğünü temin eden Sokullu'ya başarısına mükâfaten 1562 yılında nikâh edilmiştir. Ancak bu sırada iki hanımla evli bulunan Sokullu, eşlerini boşamak zorunda kalmıştır. İsmihan Sultan ile evliliklerinden İbrahim Han dünyaya gelmiştir. Damad Sokullu Mehmed Paşa Kanuni tarafından 1565 yılında vezir-i azamlık görevine getirilmiş ve II. Selim'in saltanatı boyunca ve III. Murad'ın hükümdarlığının ilk beş yılında görevine devam etmiş ve 1579 yılında suikast sonucu öldürülmüştür. Osmanlı sultanlarından I. Ahmed hükümdarlığı süresince kızlarını devlet adamlarıyla evlendiren padişahlardan biridir. Özellikle kızlarından Ayşe Sultan'ın vezir İbşir Mustafa Paşa ile yaptığı evlilik oldukça ilginçtir. İbşir Mustafa Paşa, 1655 yılında Ayşe Sultan ile kısa süreliğine de olsa izdivaç yapmıştır. Evlenmeden önce İbşir Mustafa Paşa devrinin kötü geçmişli vezirlerinden biri olarak ün yapmıştı. Ancak Ayşe Sultan ile evlenmesinden sonra onun ısrarlarıyla belalı bir soyguncu ve eşkıya olan vezir sadrazam yapılmıştır62. IV. Mehmed ve Valide Turhan Sultan onu damad yapmak ve sadrazam tayin etmek stratejisini benimsediler. Bu göreve gelmesinde eşinin telkinleri etkili olsa da asıl neden onun eşkıyalıklarına ve soygunlarına son vermektir. Hanedan böylece bir paşayı damad olarak sultan ailesi içerisine dahil ederek fesadı kontrol altına almayı amaç edinmiştir. Paşa'nın İstanbul'a gelmesi ve orada karısının sarayında yaşaması gerekeceğinden yeri sabitleşecekti ve devlet onu denetim altında tutabilecekti. İstanbul'a gelişinden henüz kısa bir zaman geçmişti ki burada çıkan bir ayaklanmada öldürülmüştür. Bu evlilik aynı zamanda hoşnutsuz paşayı onurlandırma ve hükümdar hanesiyle birleştirme işlevi görmüştür. Sultan İbrahim döneminde özellikle küçük yaştaki sultan kızları devlet adamlarıyla evlenmeye başlamışlardır. Onlardan biri de henüz üç yaşında Silahdar Yusuf Paşa ile evlenen İbrahim'in kızı Fatma Sultandır. İlk evliliği kocasının idamı nedeniyle bir sene sürmüş ve dört yaşında musahib Fazlı Paşa'ya verilmiştir. Fazlı Paşa sultan kızı ile evliliğinden sonra kaptan-ı derya olmuştur. Ancak bu görevinde uzun kalamamış, azledilerek dış vazifelere tayin edilmiştir. Burada bizim için önemli olan husus niçin küçük yaştaki sultan kızlarının devlet adamlarıyla erken bir dönemde evlendirilmesine ihtiyaç duyulduğudur. Sultan kızı vezir birleşmesiyle yaratılan iktidar bağları sultan kızının yaşamı süresince birden fazla evlilik yapılabilmesiyle güçleniyordu. Kendilerinden yaş itibariyle oldukça büyük olan vezir, sadrazam ve kaptan-derya gibi devlet görevlisi eşlerinin devamlı sefer-i hümayunlarda olmaları, her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları, idam ve doğal nedenlerden dolayı ölmeleri gibi durumlarda sık sık eş değiştirmek zorunda kalıyorlardı. Bu nedenle bir sultan kızının ölene kadar en az beş veya altı kez evlendiği görülüyordu63 IV. Mehmed'in hükümdarlığı döneminde sultan kızlarının evliliklerine devam ettiklerini görmekteyiz. Kızlarından Hatice Sultan, 1675 yılında ikinci vezir Mustafa Paşa ile evlenmiştir. Edirne'de yapılan düğünleri yirmi gün sürmüş ve debdebeli bir şekilde yapılmıştır. Düğün esnasında Hatice Sultan'ın kardeşi Ümmi Sultan ile Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın da nikâhları kıyılmıştır. On bir yıl süren izdivaçlarından Mehmed, Hasan, Vasıf, Abdullah ve Ayşe adlarında beş çocukları olmuştur. Çocuklar hakkında yeterli bilgimiz bulunmamaktadır. Hatice Sultan ikinci evliliğini 1691 yılında yapmış ve II. Ahmed kız kardeşini Silahdar Moralı Hasan Paşa'ya vermiştir. Hasan Paşa hanedana damad olmasının nimetlerinden faydalanmış ve 1703'te vezir-i azamlık görevine atanmıştır. Ancak, kısa süren bu görevinden sonra İzmit'e sürülmüştür. Eşi Hatice Sultan ise sultanların taşraya çıkmaları yasak olduğu halde padişah III. Ahmed'ten izin alarak kocasının yanına gitmiştir. Hasan Paşa'nın 1713'te ölümü üzerine izdivaçları sona ermiştir. Burada üzerinde durmamız gereken önemli konulardan biri önceki dönemlere nispeten neden XVII. yüzyılda sultan kızı damad evliliklerinde bu kadar fazla artış yaşanmıştır. Bu durumun ortaya çıkmasında en büyük amilin valide sultanların çabalarının olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Evli sultan kızları anne ve babalarının yaşadığı hareme kolay ulaşma imkânına sahiptiler ve bilgi verme, kuryelik yapma ve politik strateji belirleme görevi yapabiliyorlardı. Valide sultanlar evli kızlarının sahip oldukları bu özellikleri göz önünde bulundurarak onların yapacakları evliliklere karışıp kiminle izdivaç yapacaklarına karar veriyorlardı. Sultan kızları ile annelerinin çıkarları genelde birbiriyle örtüşüyordu. Sultan kızlarının hedefi eşlerinin politik kariyerlerini ve buna bağlı olarak ömürlerini uzatmak, annelerininki ise harem dışından kendilerine sadık ve politik müttefikler bulunmasını garanti altına almaktı. Bu nedenlerden dolayı sultan kızlarının evlilikleri aracılığıyla kurulan ilişki ağları büyük önem taşıyordu. Valide sultanlar bütün bunları hesaba katarak gerek sultan kızlarının gerekse de torunlarının izdivaçlarında belirleyici bir rol oynamışlardır. Osmanlı hanedanına XVIII. ve daha sonraki dönemlerde devlet adamları damad olmaya devam etmişlerdir. Ancak bu yapılan evlilikler daha önce yapılan izdivaçlara nazaran siyasi yönden geri planda kalmıştır. Çünkü, önceki yüzyıllarda yapılan evliliklerde sultan kızlarının evlenecekleri kişiler hakkındaki kararı valide sultan ve padişah belirliyorken artık sultan kızları istedikleri kişilerle evlenmeye başlamışlardır. Evliliklerde daha titiz ve seçici olunurken bu durumun giderek kaybolduğunu görüyoruz. Tabi ki bunda güçlü valide sultanların devrinin sona ermesi de önemli bir etkendir. Bu da gösteriyor ki hanedanın siyasi menfaatlerinden önce başka istekler devreye girmeye başlamıştır. 5. Sonuç Osmanlı Devleti'nin kurulduğu dönemde Anadolu'da birçok beyliğin ve devletin varlığını görmekteyiz. Osmanlıların onlarla mücadele etmesi ve Anadolu'da hâkimiyeti ele geçirmesi şüphesiz kolay bir iş değildi. Ancak küçük bir beylikten cihan devletine giden yolda takip ettiği politikalar o zamanın şartlarına göre oldukça mükemmeldi. Bu politikalardan biri de Anadolu'daki beyliklerle ve Rumeli'deki Hıristiyan devletlerle kurmuş olduğu sıhriyet ilişkileriydi. Özellikle evlilik olayını kendi lehine çevirme konusunda son derece başarılı olduklarını yapmış oldukları izdivaçlarla göstermişlerdir. Her bir devletin siyasi evlilikler yoluyla elde etmek istediği amaçlar görülmektedir. Bu yola başvuran devletlerden biri olarak Osmanlı Devleti'nin de kendi menfaatleri doğrultusunda farklı beklentileri vardı. Bazı evlilikler, Anadolu ve Rumeli'de hâkimiyetini tesis etmek için müttefik kuvvetler bularak kuvvetini arttırmak, yani ittifak ilişkilerinin göstergesi diğerleri de Anadolu'nun farklı bölgelerinden gelebilecek tehlikelere karşı bertaraf edici bir özellik taşıyordu. Görüldüğü üzere de siyasi evliliklerden azami şekilde faydalanmasını bilen taraf da Osmanlı Devleti olmuştur. Bu makale, Osmanlı hanedanının erken dönemden itibaren yapmış oldukları politik evliliklerin iç ve dış politikaya yansımaları hakkında dikkate değer bilgiler sunarak katkıda bulunmaktadır. Onların yerli ve yabancı hanedanlar ile aristokrat ailelerle yaptıkları evlilikler örnekler üzerinden anlatılmaktadır. Erken dönemde yerli ve yabancı hanedanlarla yapılan evliliklerin XVI. yüzyılla beraber şekil değiştirerek aristokrat önde gelen nüfuzlu ailelerle yapılan evliliklere dönüşümünü ortaya koymaktadır. DİPNOTLAR 1 Eskiçağda Doğu'da yapılan siyasi evlilikler hakkında daha tafsilâtlı bilgi için bkz. H. H. Duymuş, Antik Doğu'da Siyasi Evlilikler, Cinius Yayınları, İstanbul 2009. 2 Bizanslıların yapmış oldukları siyasi evlilikler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Sandra Origone, 'Marriage connections between Byzantium and the West in the age of the palaiologoi', Mediterranean Historical Review, Volume 10, Issue 1-2, June 1995, pp. 226-241. 3 Cenevizlilerin akrabalık kurduğu devletlerden biri de Bizanslılar idi. Nitekim, Bizans yönetiminde bulunan Midilli adası 1335 yılında Bizans İmparatoru V. Paleologos tarafından kız kardeşi Maria'nın çeyizi olarak Cenevizli Francesco Gattilusio'ya bırakıldı. Cenevizli ailenin adadaki egemenliği de 1462'ye kadar devam etti. Wilhelm Heyd, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, C.I, Çev. Enver Ziya Karal, TTK Basımevi, Ankara 2000, s.571-572. 4 Mehmet Neşri, Kitab-ı Cihannüma, C. I, Haz. Faik Reşit Unat, Mehmet Altay Köymen, T.T.K. Yay., Ankara 1995, s.445, Hoca Sadettin Efendi, Tacü't-Tevarih, C. I, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999, s.232. 5 Refet Yinanç, Dulkadir Beyliği, TTK Yay., Ankara 1989, s.41, Faruk Söylemez, 'XVIII. Yüzyıl Başlarından XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Maraş ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri', Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.22, 2007, s.70. 6 Mehmet Neşri, a.g.e., s.501. 7 Bu evlilik hakkında daha tafsilâtlı bilgi için bkz. Feridun M. Emecen, Fetih ve Kıyamet 1453, İstanbul 2012, s.133-134, 163-164. 8 Halil İnalcık'a göre II. Murad, 1450'deki ikinci Arnavutluk seferinin mağlubiyetini unutturmak için Şehzade Mehmed için muazzam bir düğün tertip ettirmiştir. Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, TTK Yay., Ankara 1987, s.108. 9 Refet Yinanç, 'Dulkadiroğulları', İslam Ansiklopedisi, C. IX, DİA Yay., İstanbul 1994, s.555. 10 Leslie P. Peirce, Harem-i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu'nda Hükümranlık ve Kadınlar, Çev. Ayşe Berktay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2002, s. 36. 11 Çağatay Uluçay, 'II. Bayezid'in Ailesi', Tarih Dergisi, S. 14, 1959, s.105-110. 12 Hundi, Memlük sultanlarının nikahlı eşleri haseki sultanlara verilen ünvanın adıdır. Öztuna, a.g.e., s.1149. 13 Jorga, Memlük sultanı Kayıtbay'ın oğlunun adını Mehmed olarak belirtmiştir. Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Çev. Nilüfer Epçeli, C. II, Yeditepe Yay., İstanbul 2005, s.212 14 Uzun Hasan hakkında daha geniş bilgi için Bkz. Şehabeddin Tekindağ, Uzun Hasan, İslam Ansiklopedisi, C. XIII, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.91-96. 15 Öztuna, Uğurlu Mehmed Bey'in Otlukbeli savaşından 38 gün önce yapılan mücadelede vezir Has Murad Paşa idaresindeki Osmanlı öncü kuvvetlerini yendiğini belirtir. Öztuna, a.g.e., 132. 16 Şahkulu isyanı hakkında geniş bilgi için Bkz. Çağatay Uluçay, 'Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu?', İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, C. VI, S. 9, 1954, s.55-74. 17 Yılmaz Öztuna, Yavuz Sultan Selim, Babıali Kültür Yay., İstanbul 2006, s.28. 18 II. Bayezıd'ın oğullarının saltanat mücadelesi için Bkz. Uluçay, a.g.m., S. 9-12, s.53-90, 117-142, 185-200 19 Aşıkpaşazade'de Ülüfer Hatun ve Neşri'de Lülüfer Hatun olarak geçmektedir. Aşıkpaşazade, a.g.e., s.17., Mehmet Neşri, a.g.e., s.104. Ünlü Arap seyyah İbn Batuta Sultan Orhan'ın eşi Nilüfer Hatun'u ziyaret etmiş ve onun kendisine ikramlarda bulunup yardım ettiğini belirtmiştir. İbn Battuta, İbn Battuta Seyahatnamesi I, Çev. A. Sait Aykut, Yapı Kredi Yay., İstanbul 2004, s.430, vd. 20 Bizans imparatoriçesi Anna tahtını gasp eden İoannes Kantakuzenos'a karşı 1340'ların başında Orhan'dan yardım istemişti. Ancak Orhan Gazi ile ittifak girişimi başarısızlığa uğramıştır. L. Peirce, a.g.e., s.46. Anna aynı zamanda Osman ile ittifak halinde olan Kantakuzenos'a karşı Anadolu Türk Beyliklerinden Saruhanoğulları ile ittifak yapmıştır. Feridun M. Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Kitabevi Yay.,İstanbul 2003, s.111, 118. 21 M. Tayyib Gökbilgin, 'Orhan', İslam Ansiklopedisi, C. IX, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.402. 22 Uzunçarşılı, a.g.e., s.136. Kantakuzenos'a karşı Anadolu Türk Beyliklerinden Saruhanoğulları ile ittifak yapmıştır. Feridun M. Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Kitabevi Yay., İstanbul 2003, s.111, 118. 21 M. Tayyib Gökbilgin, 'Orhan', İslam Ansiklopedisi, C. IX, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.402. 22 Uzunçarşılı, a.g.e., s.136. 23 Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, T.T.K. Yay., Ankara 1995, s.533. 24 Alderson, Fatih'in bu kızdan başka I. Dorino Gattilusio'nun Maria adında bir başka kızıyla da evlendiğini belirtir. Alderson, a.g.e., s.239. 25 Uzunçarşılı, a.g.e., s.188-189. 26 Uluçay, Fatih'in Helen'le kendisini zehirleme korkusundan dolayı evlenmediğini belirtir. Uluçay, Padişahların Kadınları, s.20. 27 Öztuna 1370 yılında, Uluçay 1376 yılında, İmber 1371'den sonra olduğunu belirtir. Öztuna, a.g.e., s.107, Uluçay, Padişahların Kadınları, s.6, Imber, a.g.e., s.121. 28 M. H. Yinanç, 'I. Bayezid', İslam Ansiklopedisi, C.II, MEB Yayınları, Eskişehir 1997, s.370. 29 Yorga eserinde bu kızın adını Maria veya Milevas olarak belirtir. Jorga, a.g.e., s.248. 30 'Laz (Lazar) kim gitti vilayetine Bayazıd Han: 'Benümdür' dedi. Vılk oğlu dahi Bayazıd Han'a elçi gönderdi mübalağa armağanlar ile ve hem tahtı kutlu olsun dedi. Ve hem anası ağzından dahi bir mektup yazdı. Ve anasının bir küçük kızkardeşi vardı hem o da Laz'ın kızıydı: Bayazıd Han'a vermeğe ahdetmişlerdi. Bayazıd Han'a Cariyeni al, varsun hizmetin etsün' dedi. Bayazıd Han da elçi gönderdi, kızı götürdüler. Kız kim geldi, Han ile buluştu, maksut ne ise hasıl oldu. Kız kendü töresince duru geldi, hizmeti ne ise etti. Ayıttı kim kız: 'Kardeşim halayıkına Semendre'yi sadaka et' dedi. Han dahi kabul etti. Güvercin'liği (Golubats) bile verdiler. Niğbolı'yı (Novobırdo) vermediler. Ve bu kavl-i karar üzerine mukarrer olundu. Ta Timur vartasına değin Bayazıd Han sohbet esbabını Laz kızından öğrendi Ali Paşa muavenetilen', Aşıkpaşazade, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Haz. Nihal Atsız, MEB Yayınları, İstanbul 1992, s.62-63, Mehmet Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ Neşrî Tarihi, Haz. Faik Reşit Unat-Mehmet A. Köymen, C. I, Ankara 1995, s.331-333. 31 Olga Ziroyeviç, 'İki Osmanlı Padişahı İle Evlenen İki Sırp Prensesi', Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, 1968, S.II/9, s.52. 32 Jorga, a.g.e., s.348. 33 Jorga eserinde kayınpederin damadına çeyiz olarak 400.000 altın değerinde bir arazi ile 200.000 altın değerinde eşya hediye ettiğini belirtir. N. Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, C. I, s.349. Kenneth Meyer Setton, The Papacy and The Levant (1204-1571), Volume II, The American Philosophical Society, Philadelphia 1978, s.184 34 A. D. Alderson, Bütün Yönleriyle Osmanlı Hanedanı, Çev. Şefaettin Severcan, İstanbul 1999, s.142. 35 İnalcık, a.g.e., s.8-11 vd. 36 Uluçay, Padişahların Kadınları, s.16. 37 Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, TTK Yay., Ankara 1999, s.13. 38 Halil İnalcık, 'Otman Baba ve Fatih Sultan Mehmed', Makaleler I, Doğu Batı Yay., Ankara 2005, s.142. 39 Şeyh Edebalı'nın kızı ile Osman Gazi'nin evlilikleri ile ilgili menkıbe şöyledir.'Osman Şeyh Edebalı'nın kızını ister, Şeyh iki sene buna muvafakat vermez. Osman bir gece Şeyh'in evinde uyurken bir rüya görür: Edebalı'nın koynundan bir ay çıkarak Osman'ın göğsüne girer. Bunun üzerine Osman'ın göbeğinden bir ağaç çıkar. Dallarının gölgesiyle bütün dünyayı örter. Edebalı, rüyayı tabir ederek Osman sülalesinin dünyaya hakim olacağını söyler ve kızını ona verir.' Osmanlı sülalesine Küçük Asya'daki diğer Türk devletleri üzerinde hegemonyasını kurmak için ilahi bir meşruiyyet vermek arzusu görülebilir. Köprülü, a.g.e., s.6. 40 Aşıkpaşazade, Neşri ve Müneccimbaşı Tarihi'nde Malhun Hatun, Oruç Bey tarihinde ise Rabia Hatun olarak geçer. Atsız, Aşıkpaşaoğlu, s.16, 37; Mehmet Neşri, a.g.e., s.82, 83, Müneccimbaşı Ahmet Dede, Müneccimbaşı Tarihi, Çev. İsmail Erünsal, C. I, Tercüman Yay., Ankara 1978, s.61; Oruç Beğ, (1972), a.g.e., s.25, 28. 41 Öztuna, emin olmamakla birlikte 1289 yılını verir. Öztuna, a.g.e., s.101. 42 Öztuna Hundi Hatun'un Erhondu Hatun ile aynı kişi olabileceğini Erhondu Hatun'un önce Yakup Bey ile evlendiğini ikinci olarak da Emir Buhari ile evlenmiş olabileceğini belirtir. Uluçay ise Hundi Hatun ile Erhondu Hatun'un farklı kişiler olduğunu belirtmiştir. Öztuna, (1990), a.g.e., s.112, Uluçay, (1992), a.g.e., s.9-10 43 Reşad Ekrem Koçu, II. Osman'ın saray geleneklerine aykırı olarak 600.000 altın üzerine nikâh kıyarak İstanbul âdetlerince bir düğün yaptığını belirtir. Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı Padişahları, Doğan Kitapçılık Yay, İstanbul 2002, s.250. 44 Caroline Finkel, bu uç beylerinin Osmanlı hanedanının üstünlüğüne meydan okuma cesaretini kendilerinde bulabilecek olmalarından dolayı onlarla akrabalık kurulmadığını belirtir. Caroline Finkel, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Öyküsü 1300-1923, Çev. Zülal Kılıç, Timaş Yay., İstanbul 2007, s.20.45 Geniş bilgi için Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 'Çandarlı (Cenderli) Kara Halil Hayreddin Paşa, Menşe'i-Tahsili-Kadılığı-Kazaskerliği-Vezirliği ve Kumandanlığı', Belleten, XXIII/91, Ankara 1959, s.457-477. 46 Münir Aktepe, 'Çandarlı', İslam Ansiklopedisi, C. VIII, DİA Yay., İstanbul 1993, s.210. 47 Alderson ismini Hace olarak vermiştir. Alderson, a.g.e., s.236. 48 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, TTK Yay., Ankara 1974, s.97, Mehmet Neşri, Kitab-ı Cihannüma, C. II, Haz. Faik Reşit Unat, Mehmet Altay Köymen, TTK. Yay., Ankara 1995, s.647 49 Edirne olayı ile ilgili daha tafsilâtlı bilgi için Bkz. Orhan Fuad Köprülü, 'Feyzullah Efendi', İslam Ansiklopedisi, C. IV, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.593-600. 50 Uluçay nişanlandıklarını ancak II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi nedeniyle düğünün gerçekleşmediğini belirtir. Uluçay, (1992), a.g.e., s.75, Tayyip Gökbilgin ise nikah ve düğün merasimlerinin 1708'de yapıldığını belirtir. M. Tayyib Gökbilgin, 'Köprülüler', İslam Ansiklopedisi, C. VI, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.906. 51 Bu düğün töreni hakkında daha geniş bilgi için Bkz. Çağatay Uluçay, 'Fatma ve Safiye Sultanların Düğünlerine Ait Bir Araştırma', İstanbul Enstitüsü Mecmuası, S. 4, İstanbul 1958, s.148-152. 52 II. Bayezid, babası II. Mehmed'in ölümünden sonra çıkan taht mücadelesinde kardeşi Cem'e karşı kendisini destekleyen Hersekzade Ahmed Paşa'yı kızıyla evlendirerek onu taltif etmiştir. C. Finkel, a.g.e., s.74. 53 Öztuna, a.g.e., s.151. 54 Uluçay, bu düğünü Osmanlı hanedanının İstanbul'da yaptırdığı ilk muhteşem düğün şeklinde tavsif etmektedir. Uluçay, Padişahların Kadınları, s.32. 55 İbrahim Paşa'nın eşinin adı Hatice Sultan ile Muhsine Hatun arasında münakaşa konusu olmuştur. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, yayınlamış olduğu makalede Kanuni'nin veziriazamı Makbul İbrahim Paşa'nın padişah damadı olmadığını belirtmiştir. Buna gerekçe olarak da muasır tarihçilerden Celalzade, Lütfi Paşa ve Ali'nin karısının adından bahsetmemelerini, Hatice Sultan'ın kocasının İskender Paşa ve oğulları Osmanşah Bey olmasını, İbrahim Paşa'nın eşine yazdığı mektuplardaki elfazın Sultanlara yazılması icap eden kelimeler olmamasını gösterir. Ayrıca İbrahim Paşa'nın eşinin adının Muhsine olduğunu gösteren bir mektup da ortaya çıkmıştır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 'Kanuni Sultan Süleyman'ın Vezir-i Azamı Makbul ve Maktul İbrahim Paşa Padişah Damadı Değildi', Belleten, XXIX/114, Ankara 1965, s.355-361, Çağatay Uluçay ise bu duruma farklı bir bakış açısı getiriyor. Hükümdarın ve ailesinin nefretini kazanmış ve Kanuni hanedanı arasında lanetle anılan birinin eşinin sultan olduğunu yazmaya kimsenin cesaret edemediğini ve bu yüzden de gerek Celalzade'nin gerekse Lütfi Paşa'nın düğünü etraflıca anlattıkları halde gelinin adını veremediklerini belirtmiştir. Oysa Peçevi ve Müneccimbaşı açık olarak İbrahim Paşa'nın padişah kızıyla evlendiğini yazarlar. Uluçay'a göre debdebeli bir düğün ancak bir sultan kızı ile yapılan düğünlerde yapılabilirdi. Diğer gerekçeleri de açıklayarak İbrahim Paşa'nın Hatice Sultan ile evlendiğini belirtmiştir. Çağatay Uluçay, 'Kanuni Sultan Süleyman ve Ailesi İle İlgili Bazı Notlar ve Vesikalar', Kanuni Armağanı, TTK Yay., Ankara 1970, s.233-237 56 Peirce, vezirliğe yükselmenin belirlenmiş bir kariyer sıralaması sonucunda oluştuğunu yani sarayın Enderun bölümünde görev yapan birinin daha sonra birun bölümüne gerçek yeniçeri ağası, miralem veya mirahur olarak görevine devam ettiğini buradan sancakbeyliğine sonra da Rumeli ve Anadolu beylerbeyliklerinin birine en sonunda da vezirlik payesini alarak dördüncü vezirlikten sadrazamlığa kadar devam eden bir hiyerarşinin olduğunu belirtmiştir. Oysa İbrahim Paşa, bu hiyerarşik sıralamaya uymamış, doğrudan Enderun'dan sadrazamlığa yükseltilmiştir. Peirce, a.g.e., s.97. 57 İbrahim Paşa hakkında geniş bilgi için Bkz. M. Tayyib Gökbilgin, 'İbrahim Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. V/II, MEB Yay., s.908-915.58 Gökbilgin bu evlenmenin Lütfi Paşa'nın vezir-i azamlığı esnasında olduğunu yazsa da bu bilginin doğru olmaması gerekir. Çünkü, bu izdivacın 1523 yılından önce olduğu bilinmektedir. Lütfi Paşa ise 1539'da vezir-i azam olmuştur. Tayyib Gökbilgin, 'Lütfi Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. VII, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.99. 59 Kanuni kızını Rüstem Paşa'ya vermek istediğinde onu sevmeyenler cüzzamlı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kanuni bunun üzerine hekimbaşını Diyarbakır'a göndermiş ve hekimbaşının cüzzamlı birinde bit olmayacağını ama Rüstem Paşa'da bit gördüğünü bu yüzden cüzzamlı olmadığını belirtmesi üzerine kızını ona vermiştir. Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi I, Haz. Bekir Sıtkı Baykal, Kültür Bak. Yay., Ankara 1999, s.23. 60 Peçevi'nin deyişiyle Mustafa 'şan ve unvan sahibiydi, bilgisi, serbest fikirliliği, adilliği ve cömertliği ile tüm şehzadeleri kıskandırıyordu, askerlerin de hemen hemen hepsi onu tek vücut, tek yürek gibi seviyorlardı', Peçevi, a.g.e., s.300. 61 'Rüstem Paşa kölenizdir. Asil teveccühünüzü ondan esirgemeyin bahtı güzel sultanım. Kimsenin sözlerine kulak asmayın. Bu defalık, köleniz Mihrimah'ın başı için bırakın, benim bahtı güzel hünkârım, kendi başınız ve benim başım için de yüce sultanım' M. Çağatay Uluçay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, Tarih Dünyası Mecmuası Yayını, İstanbul 1950, s.43. 62 Uluçay, Padişahların Kadınları, s.51. 63 Küçük çocukları nişanlama ya da evlendirmek sadece sultan ailesine mahsus değildi. Bu tür evlilikler XVI. yüzyıl Anadolu kayıtlarında da görülmektedir. İlber Ortaylı, 'Anadolu'da XVI. Yüzyılda Evlilik İlişkileri Üzerine Bazı Gözlemler', Osmanlı Araştırmaları, S. I, İstanbul 1980, s.33-40. KAYNAKÇA Alderson, A. D., Bütün Yönleriyle Osmanlı Hanedanı, Çev. Şefaettin Severcan, Yeni Şafak Yayınları, İstanbul 1999. Aşıkpaşazade, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Haz. Nihal Atsız, MEB Yayınları, İstanbul 1992. Duymuş, H. H., Antik Doğu'da Siyasi Evlilikler, Cinius Yayınları, İstanbul 2009. Emecen, Feridun M., İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, Kitabevi Yay., İstanbul 2003. Fetih ve Kıyamet 1453, İstanbul 2012. Finkel, C., Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Öyküsü 1300-1923, Çev. Zülal Kılıç, Timaş Yayınları, İstanbul 2007. Gökbilgin, T., 'Lütfi Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. VII, MEB Yay., Eskişehir 1997. 'İbrahim Paşa', İslam Ansiklopedisi, C. V/II, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.908-915. 'Köprülüler', İslam Ansiklopedisi, C. VI, MEB Yay., Eskişehir 1997. Heyd, Wilhelm, Yakın-Doğu Ticaret Tarihi, C.I, Çev. Enver Ziya Karal, TTK Basımevi, Ankara 2000. Hoca Sadettin Efendi, Tacü't-Tevarih, C. I, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999. Imber, C., Osmanlı İmparatorluğu 1300-1650, Çev. Şiar Yalçın, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2006. İbn Battuta, İbn Battuta Seyahatnamesi I, Çev. A. Sait Aykut, Yapı Kredi Yay., İstanbul 2004. İnalcık, H., Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, 2. Baskı, TTK Yay., Ankara 1987. 'Otman Baba ve Fatih Sultan Mehmed', Makaleler I, Doğu Batı Yay., Ankara 2005. Jorga, N. Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Çev. Nilüfer Epçeli, C. I-II, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2005. Köprülü, Fuad, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, TTK Yay., Ankara 1999. 'Feyzullah Efendi', İslam Ansiklopedisi, C. IV, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.593-600. Mehmet Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ Neşrî Tarihi, Haz. Faik Reşit Unat-Mehmet A. Köymen, C. I-II, Ankara 1995. Müneccimbaşı Ahmet Dede, Müneccimbaşı Tarihi, Çev. İsmail Erünsal, C. I, Tercüman Yay., Ankara 1978. Origone, Sandra, 'Marriage connections between Byzantium and the West in the age of the palaiologoi', Mediterranean Historical Review, Volume 10, Issue 1-2, June 1995, pp. 226-241. Ortaylı, İ., 'Anadolu'da XVI. Yüzyılda Evlilik İlişkileri Üzerine Bazı Gözlemler', Osmanlı Araştırmaları, S. I, İstanbul 1980, s. 33-40. Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, T.T.K. Yay., Ankara 1995. Öztuna, Y, Devletler ve Hanedanlar Türkiye (1074-1990), C. II, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990. Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi I, Haz. Bekir Sıtkı Baykal, 3. Baskı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999. Peirce, L. P., Harem-i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu'nda Hükümranlık ve Kadınlar, Çev. Ayşe Berktay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2002. Setton, Kenneth M., The Papacy and The Levant (1204-1571), Volume II, The American Philosophical Society, Philadelphia 1978. Söylemez, Faruk, 'XVIII. Yüzyıl Başlarından XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Maraş ve Çevresinde Eşkıyalık Hareketleri', Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.22, 2007, s.69-85. Tekindağ, Şehabeddin, Uzun Hasan, İslam Ansiklopedisi, C. XIII, MEB Yay., Eskişehir 1997, s.91-96. Uluçay, M. Çağatay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, Tarih Dünyası Mecmuası Yayını, İstanbul 1950. 'Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu?', İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, C. VI, S. 9-12, 1954, s.53-90, 117-142, 185-200. 'Fatma ve Safiye Sultanların Düğünlerine Ait Bir Araştırma', İstanbul Enstitüsü Mecmuası, S. 4, İstanbul 1958, s.148-152. 'II. Bayezid'in Ailesi', Tarih Dergisi, S. 14, 1959, s.105-110. 'Kanuni Sultan Süleyman ve Ailesi İle İlgili Bazı Notlar ve Vesikalar', Kanuni Armağanı, TTK Yay., Ankara 1970, s.233-237. Padişahların Kadınları ve Kızları, 3. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1992. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, 'Çandarlı (Cenderli) Kara Halil Hayreddin Paşa, Menşe'i-Tahsili-Kadılığı-Kazaskerliği-Vezirliği ve Kumandanlığı', Belleten, XXIII/91, Ankara 1959, s.457-477. 'Kanuni Sultan Süleyman'ın Vezir-i Azamı Makbul ve Maktul İbrahim Paşa Padişah Damadı Değildi', Belleten, XXIX/114, Ankara 1965, s.355-361. Çandarlı Vezir Ailesi, TTK Yay., Ankara 1974. Yinanç, M. H., I. Bayezid, İslam Ansiklopedisi, C. II, MEB Yayınları, Eskişehir 1997. Yinanç, Refet, Dulkadir Beyliği, TTK Yay., Ankara 1989. Ziroyeviç, O., 'İki Osmanlı Padişahı İle Evlenen İki Sırp Prensesi', Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, C. II, S. 9, 1968, s.52-56.
Devlet Başkanları 20’li Yaşlarında Ne Yapıyordu?
Oxford'daki Brasenose College'dan mezun olduktan sonra, Cameron sağcı partiler üzerine araştırmalar yaptı. Merkez Sağ Ofisi'nde çalışkanlığı tanınan Cameron, okulda gece hayatına düşkünlüğü ve haylazlıklarıyla tanınıyordu. Cameron'ın içinde olduğu takım, çok içki içmesi, vandal ve kötü tavırlarıyla biliniyordu ve Cameron bunun hakkında konuşmayı hep reddetti...
Hz. Fatıma’nın Sandukasını Hangi Hakla Irak’a Veriyorsunuz, Kime Sordunuz?
Bizlere “emanet” edilen ve 1300 yıldır korunan kutsal bir eşyayı nasıl olur da “miras” gibi istediğinize verebiliyorsunuz? 3. Köprüye verdiğiniz Yavuz Sultan Selim ismini de değiştirecek misiniz? Personel alımında aday memurları fişlemenizin gerekçesi nedir? Kırmızı fişlerde yer aldığı biçimiyle “Kürt asıllı”, “Alevi” “babasının adı Ali Haydar” veya “ulusalcı” olmak kamu çalışanı olmaya engel midir? CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Hz. Muhammed’in kızı, Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatıma’nın 1300 yıldır kutsal emanetler arasında korunan sandukasının hükümet tarafından Irak’a hediye edilecek olmasının peşine düştü. Umut Oran Başbakan Erdoğan’a, “Hz. Fatıma’nın sandukasını hangi hakla Irak’a veriyorsunuz, kime sordunuz? Adı üstünde bizlere ‘emanet’ edilen ve 1300 yıldır korunan kutsal bir eşyayı nasıl olur da ‘miras’ gibi istediğinize verebiliyorsunuz? Irak’la ilişkileri iyileştirmek adına 3. Köprüye verdiğiniz Yavuz Sultan Selim ismini de değiştirecek misiniz? Personel alımında aday memurları fişlemenizin gerekçesi nedir? Kırmızı fişlerde yer aldığı biçimiyle ‘Kürt asıllı’, ‘Alevi’, ‘babasının adı Ali Haydar’ veya ‘ulusalcı’ olmak kamu çalışanı olmaya engel midir?” diye sordu. CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi vererek Müslümanlar ve Alevilerle ilgili 2 önemli gelişmeyi gündeme getirdi. Umut Oran’ın, Erdoğan’a yönelttiği soru önergesi şöyle: Hz. Muhammed’in kızı ve Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatıma’ya ait Topkapı Sarayı’nda bulunan sandukanın, Kerbela’daki İmam Hüseyin Müzesi’ne gönderileceği açıklandı. Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda’da bulunan Mukaddes Emanetler Dairesi’nde 16’ncı yüzyıldan 20’nci yüzyılın ilk yarısına kadar toplanan Kutsal Emanetler arasında yer alan sandukanın, Irak’la hükümetiniz döneminde gerilen ilişkilerin yumuşaması amacıyla bu ülkeye göndereceğiniz belirtilmektedir. Ayrıca kamuya memur alımları sırasında yapılan mülakatlar için hükümetiniz tarafından “listeler” düzenlendiği, bu listelerde adayların “kırmızı, yeşil ve mavi” renklerle sınıflandırıldığı, kırmızı listelerde yer alarak fişlenen adayların kamuya memur olarak alınmadığı kamuoyuna yansımıştır. Bu kapsamda, Kime sordunuz Alevilerden görüş aldınız mı? Hz. Fatıma’ya ait sandukayı Irak’a hediye etmeden önce Türkiye’deki Alevilerin görüşünü aldınız mı? Aleviler ve Hz. Muhammed’in kızı olması dolayısıyla tüm Müslümanlar için kutsal bir isim olan Hz. Fatıma’nın eşyalarını hangi hakla başka bir ülkeye hediye ediyorsunuz? Emaneti miras gibi nasıl verirsiniz? Adı üstünde bizlere “emanet” edilen ve 1300 yıldır korunan kutsal bir eşyayı nasıl olur da “miras” gibi istediğinize verebiliyorsunuz? 3. Küprünün adını da değiştirecek misiniz? Irak’la ilişkileri iyileştirmek adına 3. Köprüye verdiğiniz Yavuz Sultan Selim ismini de değiştirecek misiniz? Memur alımlarında anayasa ve mevzuata aykırı bir şekilde liste düzenlenmesi talimatını siz mi verdiniz, bu emir kime aittir, bu listeler hangi birim tarafından hazırlanmaktadır? Kırmızı, mavi, yeşil fişleme  İlk aşamada KPSS’ye giren, sonra da sözlü sınava alınan adayların eşitlikçi, adil ve tarafsız bir tutumla değerlendirilmesi gerekirken, kırmızı, mavi, yeşil renklerle işaretlenerek daha sözlü sınav bile yapılmadan memuriyete alınmaması yönündeki uygulama hangi tarihten itibaren uygulanmaktadır? Peki Alevi ve Kürt olanlar neden fişleniyor  Ulusal basında yer alan bir listeye göre bir şahıs “Kürt asıllı Muşlu olması”, bir başkası “Gaziosmanpaşa’da oturan bir Alevi vatandaşımız olması”, bir diğeri “babasının adının Ali Haydar olması”, bir başkası ise “ulusalcı olması” gerekçesiyle kırmızı listeye alınmış ve memuriyetten men edilmiştir. Vatandaşları etnik tabiyetlerine ve siyasal inanışlarına göre ayrımcılığa maruz bırakan bu uygulamaya karşı Başbakanlık tarafından adli veya idari soruşturma başlatılmış mıdır, bu soruşturmanın sonucu ne olmuştur? Alevi ve Kürt olanlar memur olamaz mı? Kırmızı fişlerde yer aldığı biçimiyle “Kürt asıllı”, “Alevi” “babasının adı Ali Haydar” veya “ulusalcı” olmak kamu çalışanı olmaya engel midir? Söz konusu fişleri kim düzenledi, isim ve görevleri nedir? Bu fişleri düzenleyen kamu görevlilerine herhangi bir idari ceza verildi mi? Kamu memuriyetine alımlarında etnik köken, dini veya siyasal inanışa bağlı ayrımcılık yapılmasının önüne geçmek için hükümetiniz tarafından alınan önlemler nelerdir? Nerede kaldı Ayrımcılıkla Mücadele Kurulu? Bu fişleme uygulaması, tam da kurulması düşünülen Ayrımcılıkla Mücadele Kurulu’nun görev alanına girmiyor mu? 11 yıllık iktidarınız döneminde kamu bürokrasisinde bu tür ayrımcılığa niçin halen son verilebilmiş değil?
Kız Kardeşine Tecavüz Eden İmama 18 Yıl İstendi
ERZURUM’da kız kardeşi 23 yaşındaki H.B.’ye tecavüz ettikleri iddiasıyla tutuklu yargılanan Kars’ın bir köyünde imam, 29 yaşındaki A.B. ile erkek kardeşi, 27 yaşındaki M.B. hakkında Erzurum 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde 10.5 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası istendi. A.B., ifadesinde kardeşiyle birçok kez ’birlikte olduğunu’ ancak onun da ses çıkarmadığını söyledi. Merkez Yakutiye İlçesi’nde oturan H.B., polise başvurarak iki ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini ileri sürdü. Annesini 7, babasını 1 yıl önce kaybettiğini belirten H.B., birlikte kaldığı ağabeyi M.B.’nin de kendisine tecavüz etmeye başlamasına tepki gösterdi. Diyanet İşleri Başkanlığı kadrosunda Kars’ın bir köyünde imam olan ağabeyi A.B.’nin de daha önce kendisine defalarca tecavüz ettiğini öne süren H.B., şöyle dedi: 'İlk tecavüzü ağabeyim A.B., geçtiğimiz Ağustos ayında yaptı. Ağabeyim evde kimse olmadığı sırada tecavüz etti ve bunu kimseye söylememe konusunda uyardı. Olayları ablam R.’ye anlattım. Kimseye söylemememi aksi halde ağabeyimin işinden olacağını söyledi. Ağabeyimin tecavüzünden hamile kaldım, Ankara’ya götürdü kürtaj oldum. Daha sonra da küçük ağabeyim M.B., tecavüz etti. Hastanede tanıştığım E.P.’nin de tecavüzüne uğradım. Ağabeyim M.B. babam öldükten sonra bana şiddet uygulayınca Kadın Sığınma Evi’ne yerleştirildim. Burada N.U. adlı kadın ile tanıştım. Benim zor durumda olduğumu görerek erkeklerle birlikte olmam karşılığında çok para kazanacağımı söyledi. İstemediğim halde N.Ç. ile birlikle olmamı istedi. Kabul etmeyince N.Ç. de tecavüz etti.' Şikayet üzerine yakalanan ve sevk edildiği 2’nci Sulh Ceza Mahkemesi’nde 2.5 yıldan bu yana eşinden ayrı yaşadığını anlatan imam A.B., suçlamaları kabul etti. Kız kardeşi ile birlikte olurken zor kullanmadığını söyleyen A.B., 'H., öz kız kardeşim olur. Kendisiyle birlikte oldum. Ancak, bana karşı koymadı. Birçok kez birlikte olduk. Hamile kalınca Ankara’ya götürdüm. Çocuğu aldırdıktan sonra bir kez daha birlikte oldum' dedi. Diğer erkek kardeş M.B. de, suçlamaları kabul etti. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkarılan imam A.B. ile kardeşi M.B. ve para karşılığı ilişkiye girdiklerini öne süren 42 yaşındaki N.Ç. ve 54 yaşındaki E.P., 11 Kasım, 33 yaşındaki N.U. ise 26 Kasım tarihinde tutuklandı. Kardeşler dışşındaki diğer 3 şüpheli tutuksuz yargılanmak üzere dün tahliye edildi. İmam, erkek kardeşi ve diğer 3 kişi hakkında hazırlanan iddaname 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İki kardeş A.B. ve M.B., hakkında ’nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 10.5 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası istendi. Cumhuriyet Savcısı N.Ç. ve E.P.’nin yine ’nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 7-12 yıl, kadın sanık N.U.’nun da ’Nitelikli cinsel saldırıya yardım etmek’ suçundan 3.5-6 yıl hapis ile cezalandırılmasını istedi. Sanıklar önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkarılacak. Hümeyra PARDELİ/ERZURUM, (DHA)
Erdoğan'dan ODTÜ Eylemcilerine: 'Bunlar Solcu, Ateist, Terörist...'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Balıkesir'de Kuvayi Milliye Meydanı'ndaki AKP mitinginde konuştu. Üslubunu daha da sertleştiren Erdoğan'ın konuşmasında dikkat çeken nokta “dinlemeler”le ilgili oldu. Telefon kayıtları için “montaj” ifadesini sürdüren Erdoğan, “Oğlum da izinsiz dinlenmiş” dedi. Başbakan Erdoğan özetle şöyle konuştu: (3 Temmuz 1960 tarihli bir gazetenin haberini göstererek) Menderes'in kasası, yolsuzluk evrakı ve vesikalarla dolu diyor. Merhum Başbakan'la ilgili son derece alçakça, son derece edepsizce, hayasızca iftiralarlar var. Merhum Menderes ve arkadaşlarını hapse atmışlar yetmemiş, bu haberlerle Menderes'in itibarını sıfırlamak istiyorlar. Aynı gazete bugün de aynı manşetleri atıyor, bugün de AK Parti hükümetine yapmak istiyorlar, o gün nasıl iftira attılarsa bugün de aynı iftiraları atıyorlar, nasıl çirkin, kirli tuzaklar kurdularsa bugün de tıpatıp aynısını yapıyorlar. Bu yapı kendi ülkesinin en gizli, en stratejik, en mahrem bilgilerini ele geçirecek, bunları servis edecek kadar alçalan bir tavır, ihanet içerisinde. Temiz, saf, ihlaslı kardeşlerimin artık bu yapıyı sorgulamalarını istiyorum. Bunlar niçin böyle patladılar biliyor musunuz? Dershanelere, çünkü buradan yılda 1 milyar dolar bunların geliri vardı. Biz dershaneler yasasını öne sürünce bunlar patladılar. GEZİCİLER, VANDALLAR  O Geziciler, o vandallar o açılış sırasında bir kez daha ortaya çıktılar. Dikkatinizi çekiyorum. Bunlardan bir tanesi üzerine Bizans kıyafetleri giymiş. Şu hale bakar mısınız? Alparslan 1071'de Bizans'a karşı savaşıyor ya, o da Bizans tişörtü giymiş. Kendini Bizanslı yerine koymuş. 1071 Malazgirt Bulvarı'nın açılışını protesto ediyor. Yazıklar olsun. Şunu unutmayın, bu eylemcilerin önünde, yanında CHP var, CHP milletvekilleri var, CHP Genel Başkanı var. Bu eylemcilerin avukatlığını da maalesef MHP yapıyor. Şu anda bu paralel örgüt bu Gezicilere, bu Bizans hayranlarına arkadaşlık, yoldaşlık yapıyor. Oyun çok büyük Balıkesir. Hesap başka. “HAİNLERİ DEFEDECEĞİZ” -Bu parelel yapı, bu paralel örgüt Türkiye'nin önündeki son engel, Türkiye'deki son çetedir. Onu da tasfiye edecek, bu hainleri de defedeceğiz. İşte o zaman Türkiye'nin önünde hiçbir engel kalmayacak. 30 Mart'ta bir tercih yapacaksınız, ya eski Türkiye ya yeni Türkiye diyeceksiniz. ONUN DA ÇOCUĞU YOK... -Bundan 17 yıl önce 28 Şubat’ta seçilmiş bir hükümete post modern bir darbe girişiminde bulundular. Sizin seçtiğiniz hükümeti baskılarla, tehditlerle görevden uzaklaştırdılar. İmam hatipleri, meslek liselerini kapattılar. İnançlarımıza değerlerimizi kutsallarımıza el uzattılar. Başörtülü okumaz okuyamaz diyorlardı. İmam hatipli üniversiteye giremez diyorlardı. Yoksulların çocukları okumasın diyorlardı. Sen başörtülüsün senden kapıcı olur diyorlardı. Şimdi avukatta oldu mühendis de oldu, doktor da oldu. -Bugün kendi ülkesine tuzaklar kuran zat, o günlerde ülkesini sırtından hançerliyordu. Ne diyordu biliyor musunuz. “Beceremediniz artık bırakın diyordu” Başörtüsü için takmayabilirsiniz diyordu. Ya sen ne karışıyorsun. Çünkü onda evlat yok. Bizim derdimiz var. (Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için. 'Onun çoluğu çocuğu yok bizi anlayamaz' demişti) -28 Şubat’ta darbecilere hoşgörü ödülleri dağıtıyordu bunlar. Bugünde darbecilere telekulak desteği veriyor. OĞLUMUN AVUKATI MÜRACAAT ETTİ Oğlumun avukatı müracaat etti ve 3 savcının imzasıyla açıklama yapıldı. Oğlum da izinsiz dinlenmiş. İşti iftira at izi kasın. Bunu yapmaya hakkın var mı? Nasıl yaparsınız bunu. Sipariş üzerine de bunlar aynı şeyleri yaptılar. Türkiye’nin en mahrem konuşmalarını dinlemişler. Beni de dinlemişler. Bizim güvenli hatlarımız var, uluslararası görüşmelerimiz var bunları dinlemişler. BANA KİTAP, TESPİH GÖNDERİYORDU  Eyyyy Pelsinvanya sana sesleniyorum. Eğer yüreğin varsa çık vatanına gel vatanına. Siyaset yapacaksan çık er meydanına. Ben öyle bilmiyordum, aldanmışım. Bana kitaplar gönderiyordu, bana methiyeler düzüyordu. Tespihler gönderiyordu. Şimdi her şeyi anladık. Tüm Türkiye’ye sesleniyorum. Çocuklarınızı bunların dershanelerinde çekin. Okullarından da çekin. Benim 4 çocuğumun 4’ü de devletin imam hatiplerinde okudu. Başörtüsünden üniversiteye sokmadılar, yurtdışına okudular. Devletin okulları bize yeter. Bunlara tavır koyun. Bunların yayın organlarına da tavır koyun. Doğru haber bulamazsınız, dürüst haber bulamazsınız. Bunları boykot ederek tavrınızı göstereceksiniz. 'SOLCULAR, ATEİSTLER... BUNLAR TERÖRİSTLER'  Pazartesi günü Ankara’da bir bulvar açtık. Kimlere rağmen o solculara rağmen. O ateistlere rağmen. Bunlar terörist. Ama CHP bunlara bizim gençler diyor. Bizim sevgili gençlerimizin elinde Molotof kokteyli olmaz. Bilgisayarı, kalemi olur. Bulvarın adı ne 1071 Malazgirt. Bunlardan bir tanesi üzerine Bizans kıyafeti giymiş Alpaslan Bizans’a karşı savaşıyor ya kendini Bizans’ın yerine koyuyor. Yazıklar olsun. Kalabalıktan birinin seslenmesi üzerine: Bizim sosyologlara ihtiyacımız var. Şöyle gel. Lütfi Bey, notlarını al. Bakan Bakanımız ne diyor. Sosyolog kadrosunu attırdık. Yurt