ifşa Haberleri

ifşa ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. ifşa ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Kızılcık Şerbeti'nin 5. Sezon Senaryosu Ortaya Çıktı, İlk Sahne İfşa Oldu
Show TV'nin olaylı dizisi Kızılcık Şerbeti'nin 5. sezon hazırlıkları başladı. Kadrosunda peş peşe ayrılıkların yaşandığı Kızılcık Şerbeti'ne Feyza Civelek, Selin Türkmen, Ceren Karakoç gibi isimler veda etti. Nursema'yı canlandıran Ceren Karakoç'un ani vedası herkesi şoke ederken dizinin Başak'ı Seray Kaya, Kızılcık Şerbeti'nin yeni sezon senaryosunu paylaştı. Ayrıca paylaşımda dizinin ilk sahnesi ifşa oldu.
ABD ve Türkiye'den META'ya İki Kritik Hamle
ABD’de 29 eyalet, Meta’ya karşı 1.4 Trilyon Dolarlık hukuk mücadelesi başlattı. Türkiye’de ise İkbal Gürpınar’ın Filistin paylaşımlarına uygulanan kısıtlamalar üzerine yaptığı başvuruda TİHEK, Meta’nın ayrımcılık yasağını ihlal ettiğine karar verdi. İki ülkedeki süreç, sosyal medya platformlarının algoritmaları ve kullanıcı hakları üzerindeki denetimini yeniden tartışmaya açtı.Çocuklarımızın ne izleyeceğine artık yalnızca kendileri karar vermiyor. İlgi alanlarını, korkularını, alışkanlıklarını ve hatta ekranda hangi görüntünün önünde kaç saniye durduklarını analiz eden algoritmalar, onları yeni içeriklere yönlendiriyor. İşte tam da bu algoritmalar nedeniyle Facebook ve Instagram’ın çatı kuruluşu olan Meta, ABD’de bugüne kadarki en önemli hukuki sınavlarından biriyle karşı karşıya.Meta’nın, 13 yaşından küçük kullanıcıları tespit etmesine rağmen bu çocukları platformdan uzaklaştırmak için yeterli ve somut adımları atmadığı gerekçesi ile ABD’nin 29 eyaletinde Meta aleyhinde davalar açıldı. Toplamda 1.4 Trilyon Dolarlık tazminat talebi ile devam eden ve Kaliforniya, Colorado, Kentucky ve New Jersey’in öncülük ettiği davalar, sosyal medya platformlarının çocuklar ve gençler üzerindeki etkisini yeniden dünyanın gündemine taşıdı. Duruşmada ortaya konulan iddialar oldukça çarpıcı.Savcılık makamına göre Meta, platformlarında çok sayıda 11 ve 12 yaşındaki çocuğun bulunduğunu biliyor; buna rağmen onları sistemin dışında tutacak etkili önlemleri hayata geçirmiyor.Meta ise bu sayının milyonlarla değil, yaklaşık 100 bin kullanıcıyla ifade edilebileceğini savunuyor.Peki sayı gerçekten tartışmanın özünü değiştiriyor mu?Karşımızda 100 bin çocuk olduğunda sorun küçülüyor mu?Ya da çocuklarımızdan kaçı bir şirketin daha fazla kullanıcı, daha fazla veri ve daha fazla reklam geliri hedefinin parçası olabilir?
Yapıldığı Döneme Damgasını Vuran ve Büyük Sansasyon Yaratan 6 Yapıt !
Sanat tarihinin en çok sansasyonu seven sürrealizm yani gerçek üstücülük akımında bile gerçek üstü duran sanatçımızı Salvador Dali.Salvador Dali ne tanrıya inanıyordu nede bir dine mensuptu. Yaptığı resimler ve sergilediği garip davranışları ile hep ilgi çeken bir sanatçı olmuştur.Ancak yaptığı bu resim yüzünden kocaman Hristiyan alemini bir birine düşürmeyi başarmış ve döneminde büyük sansasyon yaratmıştır.Bu resim diğer çarmıha gerilmiş İsa resimlerine benzemiyordu. Sanat tarihinde yüz binlerce çarmıhta İsa konusu işlenmişti ama hiçbiri bu şekilde ele alınmamış ve tanrı tanımaz biri tarafından yapılmamıştır.Katolik rahip ve din adamları bu resim sonrasında bir birine girdiler. Bir kısmı resmin inancı daha da körükleyen çok etkili ve güzel bir çalışma olduğunu savundular. Diğer taraf ise İsa'nın hoyratça çarpıtıldığını onu sanki bir yaratık gibi işlediklerini ve büyük bir saygısızlık örneği olduğunu savundular.Tartışmalar uzunca süre dinmedi. Ancak Bu resim bu gün bile en çarpıcı İsa resimlerinden biridir.Meraklısına Not: Resimdeki model Hollywood Stüdyolarında dublör olarak kullanılan bir aktör, stüdyoda iplerle havaya asılarak fotoğrafı çekmişler, Dali de bu açıdan çekilen fotoğrafı kullanmış.
'Paralel Devleti Siz Kurmadınız mı?'
Almanya'da dış politika uzmanlarıyla buluşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, 'Acaba şu anda mustarip olduğunuz ve karşı durduğunuz, hem yargı hem emniyetteki paralel devleti hükümet olarak siz kurmadınız mı?' sorusu yöneltildi. Erdoğan ise, 'Yargı ve yürütmenin güvenlik ayağında belli bir paslaşma ile hükümete, devlete karşı bir eylem söz konusu' dedi. Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerini ise Türkiye'deki yatırımların önünü kesmek isteyen çevrelerin girişimi olarak nitelendirdi. Erdoğan, basın özgürlüğüne ilişkin bir soruya da, 'Tabi Sınır tanımayan muhabirler gerçekten sınır tanımıyorlar' diye yanıt verdi. Berlin'deki Alman Dış Politika Cemiyeti'nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, burada dış politika uzmanları, akademisyenler ve gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Erdoğan'a ekonomik durum, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, Türkiye'de gazetecilerin tutuklu olması, ifade özgürlüğüne ilişkin sorunlar ve Suriye meselesi soruldu. Başbakan Erdoğan, 'Faiz oranının yoğun artışı Türkiye’de bir krize neden olabilir mi?' şeklindeki soruya, Türkiye'nin 2013'teki büyüme rakamlarıyla yanıt verdi ve 'Bizler istikrar ve güven sayesinde aynı kararlılıkla yüzde 4 gibi bir büyümeyi ortalama olarak bu 2013’ün ilk üç çeyreğinde yakaladık, dördüncü çeyreğin neticeleri yok ama, 3,8 ile bunu tamamlayacağız. Ki 3,8 de şu anda dünya geneline baktığınız zaman ilk beş içerisinde yer alıyor. İlk beş içerisinde yer alması da Türkiye’nin nerede olduğunu göstermesi bakımından çok çok önemli' dedi. Yolsuzluk sorusu Erdoğan, 'Yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili Türkiye’de güvenin tesisi için neler düşünüyorsunuz?' şeklindeki bir soruya ise şu yanıtı verdi: 'Bir şeyi özellikle ifade etmem lazım. Bu son 17 Aralık’ta yaşanan olaylarla ilgili çok ciddi dezenformasyonun etkisi altında olduğunuzu görüyorum. Türkiye’de bir yolsuzluk olayının olduğu, bunu eğer kişisel olarak değerlendiriyorsan bu ayrı bir konudur. Ama bunu yönetimde bir yolsuzluk olayı olarak değerlendirirseniz bu yanlış bir tespittir.' Gezi Parkı eylemlerini üçüncü havalimanıyla ilişkilendirdi Erdoğan yanıtında Gezi Parkı eylemlerine de değindi ve eylemleri öncesinde yapılan üçüncü havalimanı ihalesiyle ilişkilendirerek, şunları ileri sürdü: 'Biz Gezi olaylarını yaşadık. Gezi olaylarının olduğu mayıs ayında önce nelerin olduğunu bilmenizi isterim. Örneğin o ay içerisinde Türkiye üçüncü havalimanı ihalesi denilen ve yıllık yolcu kapasitesi 100 milyonun üzerine çıkan, dünyanın ilk üç havalimanı arasında yer alacak bir ihaleyi gerçekleştirdi. Bunun maliyeti 42 milyar dolar. Buna devlet olarak biz bir kuruş para koymuyoruz. Sadece 20 yıl kullanım hakkını veriyoruz. Her şeyi kendileri harcayacaklar. Beş Türk ortağın bir araya gelerek yapacağı bir havalimanı olayı. Yine aynı süre içerisinde 2,5 milyar dolara mal olarak bir üçüncü köprüyü yaptırıyoruz. İstanbul İzmir arasında yapılmakta olan ve üç saate düşürecek olan bir otoyol. Ve bunun üzerinde dünyanın sayılı asma köprülerinden birisi kuruluyor. Bu arada yine Marmaray’ın açılışının yapıldığı bir ay. Yüksek hızlı trenin aynı sürece rastladığı bir süreçte ortaya böyle bir şey çıkıyor. Ortaya çıkan olayda ne var? Deniyor ki, burada çevrecilik açısından bir adım atılıyor. Neymiş o? 12 ağaç oradan sökülüyor, başka yere dikiliyor. Bu gerekçe gösterilerek bu tür adımlar atılıyor. Bunlar tabi çevreci bir iktidara karşı aslında sadece dereyi bulandırmaktan başka bir şey değildi. Zira bizim 2 milyarı aşkın fidan ve ağaç diken bir iktidar olduğumuzu dostlarımızın bilmesi lazım. Tüm esnafın halkın cam çerçeve ticarethanelerini böyle bir noktaya getirmek herhalde demokratik bir tavır değildir. Demokraside haklar sandıkta aranır. Hiçbir zaman molotofla sopayla aranmaz diye düşünüyorum. Bir ülke ihracatını 36 milyardan 152 milyar dolar acıkan bir iktidar yolsuzluklarla buraya gelebilir mi? Diyoruz ki bakın 3 Kasım 2002’den bu yana üç genel seçim, iki yerel seçim, iki referandum yaşadık. Başarıyla çıktık. Şimdi 30 Mart’ta yine bir seçim yapacağız. Eğer halk bizi burada birinci parti olarak çıkartıyorsa, demek ki bu iktidar dürüsttür.' 'Orada Gezi mezi olayı da değil' Bir katılımcı Erdoğan'ın konuşmasında Türkiye'nin insani hedeflerinden bahsettiğini hatırlatarak, 'Polisin Gezi Parkındaki göstericilere karşı tavrını bununla nasıl bağdaştırıyorsunuz?' dedi ve şunları ekledi: 'Siz, 'demokrasinin seçimler sandık üzerinden geçer' dediniz, fakat seçimler bir çoğunluğun, AK partili bir çoğunluk. Ama toplum içerisine onu seçmeyenlerin de dahil edilmesi gerekiyor. Bu güçlerin seçimler esnasında diyaloğa nasıl katmayı düşünüyorsunuz?' Erdoğan ise şu cevabı verdi: 'Demokraside şüphesiz ki azınlıkların haklarını korumak esastır. Ama orada çoğunluğun tek başına iktidar yaptığı bir yönetimi de azınlığa hiçbir zaman ezdirmemek en doğal haktır. Öyle kalkıp da biz çoğunluğun azınlığa egemen olmasını istemesek de, azınlığın da çoğunluğa baskıcı egemen, şiddete başvurmak suretiyle evet diyemeyiz. Şimdi Gezi olaylarını söylüyorsunuz. Siz Frankfurt’taki, Hamburg’daki eylemler yaşandı. Bizim polisimizde mukayese edilemeyecek şekilde görüntüler yaşandı. Bu görüntüler benim elimde var. Bunları nereye koyacaksınız? Orada Gezi mezi olayı da değil. Bakın Taksim’de çok farklı düşüncelerim vardı. Türkiye’de, bir tane opera binası yoktur. Taksim’de bir kültür merkezini opera binası yapma hevesi vardı. Bunu bizim iktidarımız yapacak diye, dediler ki hayır yaptırmayız dediler. Burası deprem tehdidi altında bir yer. Gezi Parkı denilen yer, kışlaydı. Büyük şehirlerde müzeler vardı. Biz aynı kışlayı inşa edelim, bunun üzerine şehir müzesi haline getirelim istedik. Dediler ki hayır, istemeyiz. Şimdi bu özellikle geçmiş dönemlerde komünist rejimlerde olan yaklaşım biçimiydi. Yeni bir şey yapacaksanız buna her zaman karşı çıkarlardı. Biz bunları yapmak istiyoruz.' Erdoğan, Mor Gabriel Kilisesi'nin sorunun çözdüklerini ve Sümela Manastırını açtıklarını söyleyerek, 'Azınlığın haklarını korumak budur. Biz bunun adımlarını attık' dedi. Erdoğan, Gezi Parkı eylemlerindeki polis şiddetine ilişkin de 'Bölücü terör örgütü ve yanlı terör örgütleriyle atılan adımlar varsa, müsaade edin de güvenlik güçleri yapılması gerekenleri yapsın. Bunlar da hiçbir zaman standartların dışında değildir' diye konuştu. 'Gezi'ye AK Parti seçmenleri de katılmıştı' Erdoğan'ın bu anlattıkları üzerine salondan Gezi Parkı eylemlerine katılanlar arasında AK Parti seçmenlerinin de bulunduğu hatırlatılarak, 'Mesela halkın, sadece hükümetin hediyelerini kabul etmek değil de, şehrin politikalarına katılım sağlamalarını hakkında ne düşünüyorsunuz?' şeklinde bir soru geldi. Erdoğan ise şöyle konuştu: 'Bize bu tür politikalara katılmak için gelenlerin teklifleri gördük. Onların tekliflerinin dışında, adeta kanun yapıcı noktada kendilerini görme, yani yasama organının yapması gerekenleri, kendilerini yükselttiğini görüyoruz. Bir şehrin vatandaşın öyle taleplerde bulunur ki, bunun bir kabul edilebilirliği olur. Ama bu yoksa, bu konuda yetki kimdedir? O şehrin meclisindedir. O şehrin meclisi bununla ilgili kararı alır. Fakat çok daha farklı şekilde, eğer merkezi yönetimi bu ilgilendiriyorsa, federal meclisi ilgilendiriyorsa, burada da yasama organı bununla ilgili adımı atar. Eğer halkın iradesine saygı duyacaksak, halk ne dersek o olacaksa, o zaman biz yasama organının çıkaracağı bu yasalara uymak zorundayız. Burada halkın iradesini kazanamayanların, halkın iradesi üzerinde şiddetle egemenlik kurmayı gerektiriyor ki bu demokrasilerde kabul edilemez.' 'Mustarip olduğunuz paralel devleti siz kurmadınız mı?' Erdoğan'a 'paralel yapı' iddiaları da soruldu. Internationale Politik Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Dr. Sylke Tempel, Erdoğan'a geçmişteki AK Parti-Cemaat ortaklığı hatırlatılarak, 'Acaba şu anda mustarip olduğunuz ve karşı durduğunuz, hem yargı hem emniyette olan bu sistemi hükümet olarak siz kurmadınız mı?' sorusu yöneltildi. Erdoğan; bu soru üzerine şunları söyledi: 'Şu anda mevcut sistem belli bir hareketin grubun oluşturduğu bir sistem değildir. Bu tüm Türkiye’de çeşitli STK’ların ortaya koymuş olduğu düşünceler neticesinde oluşturulan bir yapıdır. En son mesela referandum yüzde 58’le çıkmış bir referandumdur. Bunun içerisinde her grup var. burada belli bir grup söz konusu değil. Özellikle de yargı ve yürütmenin güvenlik ayağında, belli bir paslaşmanın olması, bu paslaşmayla birlikte hükümete karşı devlete karşı bir eylem oluşturulması söz konusudur. Böyle bir adımın atılmasına tabii ki sessiz kalınması mümkün değildir. Bu bir başkası da olabilirdi. Daha önce mafya, çete bunlar bunu yapmak istediler. Bu işin Türkiye’de mafya çete ayağını çökerten bir iktidarız biz. Daha sonra da bu tür örgütlenme ortaya çıktı. Nereden çıkarsa çıksın... Bunun önünde dershaneler meselesi vardır. Bizim tavrımız, artık devletin okulları vardır, kolejler vardır. Yani koleje para ödeyecek, dershaneye para ödeyecek. Benim vatandaşım 'devletin okulu varsa bunlar niye var' diyor. Bunlar yanlış şeylerdi. Bunlara bizim müsamaha etmemiz mümkün değildir. Belli bir süre verdik. Burada ciddi bir rant söz konusuydu. 'Siz mi böyle yapıyorsunuz' diyerek böyle bir süreç başlatıldı. Böyle bir sürece bizim müsaade etmemiz mümkün değil. Yargıdaki paralel yapılanma, diğer kurumlardaki yapılanma, özellikle şu anda farklı bir sürecin içerisinde girecektir. İşin en çirkin boyutu şudur: Şantajlarla, ortam dinlemeleriyle, bütün bunların yanında görüntülemeyle, bir çok güvenlik mensupları yargı mensupları tehdit altına alınmıştır. İş adamına hareket etme, etmediğin takdirde elimizde belgeler var. onları ifşa eder. Bunu bakan arkadaşlarımıza da yaptılar. Dolayısıyla biz de diyoruz ki, böyle bir şeye bizim asla müsaade etmemiz mümkün değil. Bedeli ne olursa olsun bu iş çözüme kavuşturulacaktır. 30 Mart bunun dönüm noktası olacaktır. Bunu da açıkça ifade ediyorum.' 'Tutuklular normal gazeteci değil, silah yakalatmış terörist' Erdoğan'a iddia ettiği yapıların açığa çıkarılması için özgür bir basın olması gerektiğini hatırlatan salondaki katılımcılardan biri, 'Bu paralel yapıları açığa çıkarmak gerekiyorsa, serbest çalışan bir medya önemli değil mi? En fazla tutuklu bulunan gazeteci Türkiye’de görünüyor' dedi. Erdoğan, bunun üzerine sözlerini şöyle sürdürdü: 'Yani başbakanına her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Ailesine her türlü hakareti yapabilen medya Türkiye’de var. Şu anda en çok içerde dediğiniz Türkiye’de, normal basın mensubu parmak sayılarını geçmez. Diğerleri, büyük bir çoğunluğu terör örgütleriyle ya silah yakalatmıştır ya eylem hareketindedir. Bunlar hep sizlere dezenformasyonla aktarılan bilgilerdir. Geçen işte Brüksel’de rakamlarıyla hepsini açıkladım. Normal sarı basın kartı olanların sayısı 5 veya 10 sayısında. Yani AB ülkelerinde, gerçek manada basın mensuplarının çok çok üstünde şu anda tutuklu olduğunu biliyoruz. Bu noktalarda kaynağından incelersek çok daha isabetli olur diye düşünüyorum.' CNN Türk
Ortaya Çıkarılmaları an Meselesi Olan 10 "Lobi"
Lobi dediğin gizli olur, ama Türkiye artık öylesine büyük bir devlet ki kıyıda köşede kalmış, en gizli, en sinsi lobileri bile ensesinden yakalyıveriyor. Faiz lobisi, kaos lobisi derken en son hafta sonu 'porno lobisi' de ifşa edildi. Peki sıra hangi Lobi'de? işte size bir fikir verebilecek lobi listesi.
Güler: '17 Aralık Sabahı Oğlumu Aramadım'
Eski İçişleri Bakanı Güler, '17 Aralık günü oğlumla özel kalem ve danışmanlık tarafından kullanılan telefondan yetkililerin izniyle görüştüm.' dedi. Eski İçişeri Bakanı ve AK Parti Mardin Milletvekili Muammer Güler, 17 Aralık'ta ne oğlunu aradığını ne de oğlunun kendisini aradığını söyledi. Güler, '17 Aralık'ta ben, bakan olarak kullandığım resmi telefondan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sayın Turan Çolakkadı'yı kendi kullandığı cep telefonundan aradım. Yıllarca birlikte çalıştığımız sayın Başsavcı'dan sadece soruşturmanın konusunu sordum. Bu konuşma da internete düştü' dedi. Güler, AK Parti TBMM grubunda, 17 Aralık soruşturması kapsamında, oğlu ve hakkında çıkan iddialarla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı. 'GİZLİLİK KARAR VAR AMA TAPE'LER SIZDIRILIYOR' 17 Aralık'ta İstanbul'da başlatılan ve hakkında gizlilik ve kısıtlılık kararı bulunan bir soruşturma dosyasındaki konuşma tapelerinin, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil niteliğinde olup olmadığına bakılmaksızın birilerince sürekli şekilde sızdırıldığını belirten Güler, üstelik konuşmanın bazı bölümlerinin cımbızlandığını, konuşmanın önü ve arkasına bakılmaksızın, hatta eklemeler de yapılıp, tamamen farklı anlam ve algılar yaratılmaya çalışıldığını söyledi. Güler, soruşturmadaki gizlilik ve kısıtlılık kararı nedeniyle şüpheli ve onların müdafilerinin dahi ulaşamadığı belgeler ve kişisel verilerin, basından ve sosyal medyadan öğrenildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Soruşturma ve kişiler arasındaki haberleşme içerikleri hukuka aykırı olarak ifşa edilmektedir. Bu da Türk Ceza Kanunu'nun 132. maddesi ve devamına göre bir ile beş yıl arasında hapis cezasını gerektiren suçtur. Bunun basın yoluyla ifşası halindeyse, ceza yarı oranında artırır. Ayrıca; bu yolla adli yargılamanın etkilenmesi de amaçlanmaktadır. Bu da Türk Ceza Kanunu'nun 277. maddesine göre suçtur.' Güler, oğluyla yaptığı belirtilen görüşmenin, yansıtılmasına ilişkin de şu ifadeleri kullandı: 'Geçtiğimiz günlerde, oğlumla yaptığım 17 Aralık tarihli görüşme yansıtıldı. 17 Aralık günü, ne ben oğlumu aradım ne de oğlum beni aradı. Aynı gün İçişleri Bakanlığı adına kayıtlı özel kalem ve danışmanlık tarafından kullanılan telefondan, arama yapılan evde hazır bulunan oğlumun müdafisi aranmıştır. Yetkililerin izniyle ve bu telefonlardan oğlumla görüştüm. Bu telefonlar nasıl dinlendi? Soruşturma kapsamında hangi telefonların mahkeme kararıyla dinlendiğine dair liste, müdafilerin talebi üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca resmi yazı ile bildirildi. Bu listede belirttiğim telefonların dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararlar yok. Yani tamamen hukuka aykırı bir dinleme ve konuşmanın birçok yeri çıkartılıp servis ediliyor. 'ÇOLAKKADI'YI ARADIM' Daha ilginç olanı, 17 Aralık'ta ben, bakan olarak kullandığım resmi telefondan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sayın Turan Çolakkadı'yı kendi kullandığı cep telefonundan aradım. Yıllarca birlikte çalıştığımız sayın Başsavcı'dan sadece soruşturmanın konusunu sordum. Bu konuşma da internete düştü. Bu nasıl oluyor? Demek ki ya İçişleri Bakanı olarak benim ya da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sayın Turan Çolakkadı'nın veya her ikimizin telefonları dinlenmiş ve kayda alınmış. Kim, hangi yetkiyle veya hangi kararla bir bakanı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'nı dinleyebiliyor ve servis edebiliyor? Bu illegal dinlemedir; haberleşme özgürlüğünün ihlalidir ve de suçtur.' 'TAPELER KANUNSUZ' Muammer Güler, soruşturmanın tümüne yakınının, yetkisiz bir şekilde Ceza Muhakemesi Kanunu'nun öngördüğü bütün usul hükümleri göz ardı edilerek, kanunsuz ve hukuka uygun delil sayılamayacak dinlemeler ve derhal imhası gereken konuşma tapeleriyle dolu olduğunu savunarak, soruşturma dosyasında yer almaması gereken birçok konuşmanın, kamuoyunda kasten ve yanlış yönlendirici algı yaratmak üzere dosyaya konulduğunu söyledi. Güler, bunu soruşturmayı yürütenlerin bilmemesinin mümkün olmadığını dile getirdi. 'PRENSİP GENELGESİNE UYULMADI' Anayasa'nın 83 ve 100'ncü, TBMM İçtüzüğü'nün 107'inci, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135 ve 138'inci maddeleri göz ardı edilerek, dosya hemen ayrılıp Cumhuriyet başsavcısına ve kanunlarda açıkça gösterilen mercilere bilgi verilmeden, yetkisizce dinlemeler yapıldığını anlatan Güler, şöyle devam etti: 'Bir bakan hakkında makul şüphe doğmuşsa niçin dosya hemen ayrılıp, Cumhuriyet Başsavcısı'na bilgi verilmemiştir? Bakanlar hakkında soruşturma açmaya yetkili olan TBMM Başkanlığı'na niçin derhal gönderilmemiştir? Bakanların amiri konumundaki sayın Başbakan'a niye bilgi verilmemiştir? Belirttiğim gibi, 3628 sayılı kanunun 8,17 ve 19'uncu maddelerine aykırı davranarak, açıkça yetkisiz bir şekilde soruşturmaya devam edilmiştir. Bu konuda Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 2006 ve 2011 tarihli Prensip Genelgeleri'ne de uyulmamıştır.' 'NİÇİN SUÇ ÜSTÜ YAPILMADI' 'Bu süre boyunca, iddia edilen suçlamalarla ilgili olarak niçin suçüstü yapılmamıştır?' diye soran Güler, 'Söylediğim bütün bu hususlar, 2014 günü, tahliye itirazlarını görüşen İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi'nce tespit edilerek kararda açıkça belirtilmiştir. Bu karar incelendiğinde, soruşturmanın nasıl hukuka aykırı ve yetkisizce yürütüldüğü görülecektir. Bütün bu usulsüzlükleri yapan, kanuna aykırı davranan, yargı ve adli kolluk görevlileri hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu başmüfettişlerince, ayrıca idari yönden de Mülkiye başmüfettişlerince araştırma ve incelemeler devam etmektedir. Kanuna aykırı işlemler araştırma, inceleme ve soruşturmalar sonucunda açıklığa kavuşacaktır. Bunların sonucunun beklenmesinde zorunluluk bulanmaktadır. O zaman söz konusu soruşturmanın nasıl yürütüldüğü görülecektir' ifadelerini kullandı. 'YARGIYA GÜVENİM TAM' Güler, soruşturmanın halen sürdüğünü ve yargıya güveninin tam olduğunu vurgulayarak, şu görüşleri dile getirdi: 'Ancak soruşturmayı yetkisiz ve hukuka aykırı bir biçimde yapanlarla ilgili şikayetlerimiz yetkili makamlara sunulmuştur ve gerekli davalar da açılacaktır. Daha birçok yanlışlıklar ve hukuka aykırılıklar zamanla ortaya çıkacaktır. Soruşturma kapsamında, 17 Aralık'ta birçok kişi göz altına alınıyor. Daha şüphelilerin ifadeleri dahi alınmadan, 18 Aralık günü bakanlar hakkında 500 sayfayı aşan fezlekeler alelacele yeni atanan müdürlere imzalatılmaya çalışılıyor. İncelenmeden imzalanamayacağı ifade edilince, eski görevliler tarafından imzalanıp, daha ifadeler bitmemişken Cumhuriyet savcılığına gönderiliyor. Fezleke denilen dosya ise, bir emniyet şube müdürü ile iki yardımcısının, kendilerini adeta Cumhuriyet savcısı veya hakim yerine koyarak, yetkisizce, kanunsuz dinleme ve hukuka uygun delil niteliğinde olmayan hususları biraraya getirerek, yorumlarla ve kendilerince üretilen değerlendirmelerle oluşturdukları bir dosyadır. Operasyon öncesi, bütün konuşma tapeleri, eklemeler ve çıkarmalar yapılarak basına ve sosyal medyaya sızdırılıp bir algı oluşturuluyor. Soruşturma konusu ile ilgisi olmayan, tarafları ayrı, birbirleriyle alakasız başka soruşturmalarla birleştirilip, kamuoyuna bir siyasi manipülasyon malzemesi olarak takdim ediliyor.' 'BUNLARA İTİRAZIMIZ OLMAYACAK MI?' Güler, bu soruşturmanın 15 ay, kendisiyle ilgili olanın ise 8,5 ay sürdürüldüğünü belirterek, 'Dinleme ve izlemelerin 25 Ekim 2013'te sonlandırıldığı ifade edilmesine rağmen, operasyon için niye 54 gün bekleniyor? Diğer operasyonlarla birleştirmek için mi?' diye sordu. Bunların birçoğunu kamuoyunun gördüğünü ifade eden Güler, sözlerini şöyle tamamladı: 'Açıkça, özel soruşturma usullerine uyulmadan, yetkisizce ve aylarca yürütülen bir soruşturma söz konusu. Bunlara itirazımız olmayacak mı? Bütün bunlar halen devam eden yargılama sürecinde ortaya çıkacaktır. Bekleyelim, soruşturmanın gizliliğine riayet ederek. Hukuka aykırı dinlemeleri meşrulaştırmaya çalışmadan yargı görevi yapanları etkilememeye özen göstererek yargının vereceği kararı ve sonuçları hep birlikte görelim.' KILIÇDAROĞLU TAPE'LERİ OKUMUŞTU Kılıçdaroğlu toplantı sırasında Muammer Güler ile Barış güler arasında geçtiği iddia edilen tapeleri okumuş ve şu ifadeleri kullanmıştı: “17 Aralık’ta operasyon sabahı barış Güler babası İçişleri Bakanı Mumammer Güler’i arıyor. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor: Barış Güler 6 buçukta geldiler Celal kara diye bir savcı arama kararı çıkarmış Muammer Güler Ne var oğlum senin evinde Barış Güler Hiçbir şey yok baba Muammer Güler Para ne var. Barış Güler Kendi param üç beş kuruş kalan param. Muammer Güler Kaç para Barış Güler Sen biliyorsun Muammer Güler Kaç lira oğlum.. Barış Güler 1 trilyon civarı param var o kadar… Muammer Güler Evet evet. Tamam oğlum. El koydular mı paraya Barış Güler Yok arama yapıyorlar. Muammer Güler Senin şimdi anladığım kadarıyla Rıza Zarrab’la bir rüşvet ilişkisinden bahsediyorlar. Diyeceksin ki bir danışmanlık işim var. Gayr-ı resmi yapıyorum. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu bunların yanında çalışıyor.”sondakika.com
Metallica'nın Türkiye Konseri Hakkında Merak Edilenler
Metallica'nın henüz resmiyet kazanmayan Türkiye konseri ile ilgili merak ettiklerinizi sizler için cevapladık. Cengizhan Yeldan tarafından açıklanan Metallica'nın 13 Temmuz'da konser vereceğine dair haber ile ilgili bir çok soru geliyor. Bunları tek bir yazıda toplayıp cevaplamak istedim. Umarım bir takım sorulara cevaplar bulabilirsiniz. Soru: Metallica'nın geliyor olduğuna dair haberler nereden çıktı?Cevap: Metallica'yı 2008 yılında Türkiye'ye getiren Purple Concerts firmasının kurucusu Cengizhan Yeldan tarafından konu ile ilgili bir twit atıldı ve grubun 13 Temmuz'da ülkemizde konser vereceğiduyuruldu. Bunun dışında herhangi bir bilgi yer almadı.Soru: Metallica'dan resmi bir açıklama geldi mi?Cevap: Hayır gelmedi. Metallica haricinde organizasyon şirketinin kendisinden de bir açıklama gelmedi. Metallica'nın destek hattına mail attım ve gelen cevap şu şekilde oldu: 'Şu an açıklanmış olan turne bilgileri dışında herhangi bir bilgiye sahip değiliz'. Bu cevap zaten klasik bir cevap. Henüz resmiyet kazanmamış bir bilgiyi bizimle paylaşmaları garip olurdu öyle değil mi...Soru: Metallica'nın gelme ihtimali yüksek mi?Cevap: Evet yüksek. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Purple Concerts'in yöneticisi böyle bir açıklama yaptıysa, ortada bir şey var demektir. Muhtemelen görüşmeler devam etmekte ve son aşamaya gelindiği için Cengizhan Yeldan bunu ifşa etme gereği duydu.Soru: Konser nerede yapılacaktır?Cevap: 2008'deki son konser Ali Sami Yen'de yapılmıştı. 2010'da yapılan ve Metallica'nın katıldığı Sonisphere Festivali ise İnönü Stadı'nda yapılmıştı. Bildiğiniz üzere bu iki stat şu an yıkılmış durumda. Yeni mekan için öne çıkan alternatifler İTÜ Stadyumu ve TT Arena. Ayrıca üçüncü bir alternatif olarakKüçükçiftlik Park'da düşünülebilir. Bunların dışında bir alternatif yok gibi.Soru: Konserin bilet fiyatları ne kadar olur?Cevap: Biraz tuzlu olacaktır. 2008 yılında Metallica'nın tek başına verdiği konserde en pahalı fiyat 350 liraydı. Bu bağlamda organizasyon açısından benzer koşulların olacağını varsayarsak, döviz kuru ve ülkemizin enflasyon oranlarını hesaba katarak paranın zaman değerini hesaplamaya kalktığımızdaçıkan sonuç 900 liraya yakın bir meblağ oluyor. Fakat muhtelen o kadar pahalı olmayacaktır. 300-400 civarı bir fiyat da beklemeyin. En pahalı bilet için (muhtemelen sahne önü olur) en az 500 lirayı gözden çıkartmak gerektiğini aklınızdan çıkartmayın. Soru: Konserde hangi parçalar çalınacak?Cevap: Metallica yeni bir uygulamayla konser öncesi setlist'lerin belirlenmesi için dinleyicilerin oy kullanabileceği bir anket oluşturuyor. Bizim konser kesinleştiği zaman bu anket aktif hale gelecektir ve orada oylara göre setlist şekillenecek.Soru: Alt gruplar hakkında neler dönüyor?Cevap: Ortada çeşitli spekülasyonlar var fakat muhtemelen bunlar gerçeği yansıtmıyor. Daha konser belli değilken alt grupların ortaya çıkması çok saçma. Yine de biz dönen isimleri yazalım: Dream Theater (hadi oradan, bunu kim uydurduysa), Trivium, Rob Zombie, Ugly Kid Joe. Biraz fanteziye kaçan yorumlar ve söylentiler var fakat akla yatkın olanlar da var... Gönül ister ki 80 Kalibre çıksın.Soru: Tüm bu haberlerin kesinleşmesi ne kadar zaman alır?Cevap: Net açıklamanın çok yakın bir zamanda geleceğini düşünüyorum. En geç Mart ayı içerisindekonser resmiyete kavuşacaktır.
Venezuela Büyükelçisi'nden Deniz Gökçe'ye Yanıt
Venezuela Büyükelçisi Jose Gregorio Bracho Reyes, Akşam gazetesi yazarı Deniz Gökçe'ye, Venezuela hakkındaki yazıları nedeniyle yanıt verdi. Reyes, şiddet kullanılarak yapılan protestoların halkçı anayasayı faşistçe değiştirmeye çalıştığını vurguladı. Akşam gazetesi yazarı Deniz Gökçe, 14 Şubat 2014 tarihinde yazdığı 'En 'perişan zengin' ülke Venezüella!' ve 23 Şubat 2014 tarihinde yazdığı 'Petrol var ama enflasyon %305' başlıklı yazılarda, Venezuela'yı 'ideolojik siyasetin ekonomiyi nasıl perişan ettiğinin en güzel örneği' olarak nitelendirmişti. Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi Jose Gregorio Bracho Reyes, Gökçe'nin bu iddiasına bir yazıyla cevap verdi. Büyükelçi'nin yazısının tamamını okurlarımızla paylaşıyoruz: Sayın Deniz Gökçe, Venezuela saygıdeğer bir ülkedir, Aşağıda, hizmetiniz karşılığı paranızı ödeyenler tarafından aldığınız emirler doğrultusunda, geçtiğimiz günlerde yayınlama görevi tarafınıza verilmiş olan bir dizi yalana açıklık getirecek bazı gerçeklerden bahsedeceğim. Komutan Chavez, sadece geleceğe mutluluk ve inançla bakan bir Vatan’ın yaratıcısı olmakla kalmadı, aynı zamanda, bugün itibariyle hiçbir zaman sahip olamadığı kadar çok güce sahip olan, 19. yy’da Simon Bolivar tarafından düşlenen ve önerilen Latin Amerika Birliği Projesi’nin de mimarı oldu. CELAC, UNASUR, ALBA, PETROCARIBE, BANCO DEL SUR ya da TELESUR ’un ne anlama geldiği hakkında bir fikriniz var mı? Hugo Rafael Chavez Frias gerçeği olmasaydı, bugün bu entegrasyon mekanizmalarının varlığından söz edemezdik. Aşikâr olan, sadece Başkan Chavez iktidara geldiğinde petrol fiyatlarının yerlerde olduğu değil (8 dolar), aynı zamanda emperyalist istihbarat teşkilatlarının marifetiyle OPEC’in de ağır yaralı bir organizasyon haline getirilmiş olmasıydı. Chavez sayesinde, OPEC’e yeniden can verildi ve değeri bu kadar yüksek olan, yenilenemeyen bir doğal kaynak adil fiyatlara ulaştırıldı. Diyorsunuz ki Venezuela’da “petrol halka dağıtılıyor” ve bununla bizi dünyaya ifşa ettiğinizi hatta bundan utanacağımızı düşünüyorsunuz. Aksine, herkesin refahını ve iyi yaşam koşullarını garanti altına almak için, petrolle üretilen zenginliği tabii ki vatandaşlarımıza paylaştıracağız. Aynı zamanda sizi temin ederim ki, Chavez öncesinde, yani IV. Cumhuriyet döneminde, Venezuela petrolünden elde edilen kazanç, sadece Venezuela elitlerinin yurtdışındaki banka hesaplarını şişirmeye hizmet etmekteydi ve 90’lı yıllarda Venezuela’da yoksulluk oranı %80 gibi utanılacak bir seviyeye erişmişti. Bununla beraber, nüfusun genelinin beslenememe oranı %21’i geçecek seviyeye dayanmıştı. Size bir takım rakamlar ve bilgiler vereceğim, çünkü gördüğümüz kadarıyla, konuştuğunuzdan ve de yazdıklarınızdan konuyla ilgili hiçbir fikriniz olmadığını anlıyoruz, zira Çağdaş Venezuela tarihini okuma zahmetinde bulunmamışsınız. Size ödeme yapanlar için önemli olan, tam bağımsızlığı mümkün kılacak tek yol olan sosyalizm ile yolu kesişmiş olan bir ülkeyle ilgili bir dizi fikir oluşturmaktır. Venezuela’da biz “petrol ekiyoruz” ve diğer birçok şeyin yanı sıra bahsettiklerimizin tümünü aşağıdaki örneklerde görmek mümkündür: •Venezuela’da okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim-öğretim ücretsizdir. •Yaşları 15 ila 24 arasında değişten gençlerin % 79’u okumakta ve bunların % 67’si devlet okullarında öğrenim görmektedir. Bütün okullar yemekhaneye sahiptir. Bunun dışında öğrencilerin büyük bir kısmı burslardan veya devlet yardımlarından yararlanmaktadır. •15 yılda hükümet 58.236 devlet okulu inşa etmiştir. •Venezuela üniversiteye kayıt oranında tüm Latin Amerika’daki en yüksek kayıt rakamlarına ulaşan ikinci ülke konumundadır. Temel eğitim kayıt oranı ise % 85 olup, bu oran Venezuela’yı en yüksek kayıt olma oranına sahip ülkeler arasında beşinci sıraya yerleştirmektedir. •2005 yılında UNESCO Venezuela’yı kardeş Küba halkının işbirliği ve Devrimci Hükümetin etkili faaliyetleri sayesinde nüfusunun tamamı okur-yazar ülke ilan etmiştir. •Venezuela’da 1999 ile 2013 yılları arasında Sosyal Yatırım %62 oranında artmıştır. Dikkat edin “Sosyal Harcamalar”dan değil yatırımdan bahsediyoruz. •Venezuela’da kayıtlı olarak çalışmış olsun olmasın bütün yaşlılara emekli maaşı bağlanmıştır. Bu maaş asgari ücretin %60’ına tekabül etmektedir. On yılda üç yüz bin emekli sayısını neredeyse üç milyona dayanmıştır. •Çocuklarda yetersiz beslenme bugün % 3 oranının altındadır. •Doksanlı yılların sonunda skandal diye nitelendirebileceğimiz % 21’e dayanan yetersiz beslenme oranı bugün %3 oranında bile değildir. •Bebek ölümleri 1000’de 25’den, 1000’de 13’e düşürülmüştür. •Venezuela, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından (Roma, Haziran 2013) bölgede açlığa karşı en büyük çabayı gösteren ülke olarak tanımlanmıştır. •Nüfusun %96’sı içme suyuna erişime sahiptir ayrıca bu anayasal bir haktır. Suyun özelleştirilmesi kanunla yasaklanmıştır. •Sosyalist hükümet gelmeden önce Venezuela’da kişi başı et tüketimi yıllık 14 kilo iken bugün bu rakam kişi başı yıllık 44 kiloya çıkarılmıştır. •Sağlık hizmetleri tüm Venezuelalılar için ücretsizdir. •Devrimci hükümet idaresinde geçen 15 yılda 13.700 kamu sağlık merkezi kurulmuştur. 4. Cumhuriyet zamanında geçen 40 yıl süresince ise sadece 5000 merkez kurulabilmiştir. •Kayıtlı istihdam %62 oranına çıkmış, işsizlik oranı ise %9 ila %7 arasında değişmektedir. •Bolivarcı hükümet 2011 yılından günümüze kadar 549.608 konutu ücretsiz olarak ülke çapında bulunan dar gelirli ailelere vermiştir. •Fakat en önemlisi itibarımızı yeniden kazanmamız ve Venezuela’nın Latin Amerika’nın Entegrasyon Süreci'ne liderlik etmesidir; entegrasyon olmadığı takdirde bu, kısa zamanda “ABD'nin arka bahçesi” olması durumuna dönebilir. İnanın ki size devrimin birçok başarısını sıralamaya devam edebilirim ama ortaya koyduğum tablonun sizin parçası olduğunuz medyatik maskaralığa yeteceğine inanıyorum. Tabii ki Venezuela, politik olarak kutuplaşmış bir ülkedir. Biliyoruz ki birçok insan “Vatan Planı”mızı paylaşmayıp karşı çıkmaktadır, ancak siz dünyada böyle olmayan bir ülke biliyor musunuz? Kültürel veya politik olarak yekpare olan bir ülke tanıyor musunuz? Vatan Projemize karşı çıkanlar bugün -hiç olmadığı kadar- demokratik yollarla hoşnutsuzluklarını ifade edebilirler. Venezuela dünyanın en modern ve şeffaf seçim sistemine sahiptir. Bunu da ben söylemiyorum, Jimmy Carter söyledi. On beş yıllık dönem içerisinde girilen on dokuz seçimin, on sekizini bugün Nicolas Maduro’nun liderliğini üstlendiği ve temsil ettiği Sosyalizm Projesi kazanmıştır. Seçim süreçleri AB, MERCOSUR, BM, OAS ve Carter Center gibi uluslararası kuruluşlar tarafından gözlemlenmiş ve garanti altına alınmıştır. Bu size bir şey anlatıyor mu? Ayrıca Bolivarcı Anayasamız, halk tarafından seçilmiş herhangi bir kamu çalışanının hizmet süresinden önce geri çekilmesine olanak sağlamaktadır. Bu yüzden, şiddet kullanılarak yapılan protestoların asıl nedeni, huzur içinde yaşamak isteyen bir ülkenin anayasasınca şart koşulmuş düzeni faşistçe bozmak istemeleridir. Sayın Deniz Gökçe, ülkemizin imajını kötülemek amacını güderek yazdıklarınızın, ekonomik kaygılara bağlı olduğunu anlayabiliriz ama inanın bana, bunu spor yorumculuğu yaparak daha iyi bir şekilde başarabilirsiniz. Başka bir alana yoğunlaşın. Çünkü tüm dünya halkları gibi Türkiye Halkı da artık gözlerini açtı ve sizler gibi basın korsanları tarafından yapılan medya manipülasyonlarını önlemek için verilecek cevapları öğrendi. Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Hükümeti, halkı, şahsım adına Devrimci selamlarımızı kabul ediniz. Saygılarımla Jose Gregorio Bracho Reyes Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçisi(soL - Haber Merkezi) 
Türk Havucunu Çaldılar
Çokuluslu Biyoteknoloji Şirketi Monsanto, bitki çeşit hakkını talep ettiği Türkiye kaynaklı Mor havucu pazara sürüyor... Hint asıllı tohum aktivisti ve yazar Vandana Shiva tarafından Buğday Derneği'ne iletilen yazıya göre, Çokuluslu Biyoteknoloji Şirketi Monsanto, bitki çeşit hakkını talep ettiği Türkiye kaynaklı Mor havucu pazara sürüyor. GDO'ya Hayır platformunun bir parçası olan Buğday Derneği'nin Yönetim Kurulu Başkanı Güneşin Aydemir, konuyla ilgili şöyle görüş bildirdi: “Yerli çeşitlerimiz sadece kültürel çeşitliliğimizin bir parçası veya gıda güvenliğimizin garantisi değildir. Yerli çeşitler aynı zamanda üreticiler elinde sürekli olarak kendilerini yenileyen ve ekolojik şartlara uyum sağlayan tohumları içerir. Dolayısıyla tohumlar, onları eken çiftçiler, ekildikleri coğrafya ile bir bütündür. Biyo-korsanlık, çeşitleri sadece genetik malzemeler olarak görmeye, toplumun bütününe ait olan -dolayısıyla da kimseye ait olmayan- bu zenginliği kendilerine mal etmeye, çiftçiliği köleleştirmeye çalışmanın adıdır ve ekolojik yaşam mücadelesi içinde olan herkesin bu konuda uyanık olması gerekir. Mor havuç örneği tohumların sadece çiftçilikle devam ettirilmesi değil aynı zamanda genetik materyal olarak topluma ait olması gerektiğini çok güzel anlatıyor. Yerli çeşitlerin sahiplenilmesi ile ilgili hukuki mevzuatın bu bağlamda ele alınması zaruridir.” Biyoçeşitlilik, tarım, biyogüvenlik gibi konularda danışmanlık hizmeti veren Prickly Research’ın (www.pricklyresearch.com) Genel Müdürü, 1994 yılından beri biyoçeşitlilik üzerinde çalışmalar yürüten Edward Hammond’ın 20 Şubat 2014 tarihinde kaleme aldığı yazı aşağıdaki gibi: 'Çoğu insan havucun turuncu olduğunu düşünür. Bu daha çok, 16. ve 17. yüzyıllarda Hollandalı bitki ıslahatçılarının, Hollanda krallığının rengini öne çıkarmak için havucu bu renkte üretmeleri ve böylece, havucun geleneksel rengi olarak turuncu rengin kabulüne yol açmış olmalarının sonucudur. Bitki ıslahçılarının 300 yıldır üzerinde durmadığı mor havucu, Monsanto’nun bağlı kuruluşu Seminis neden şimdi yeniden üretmeye kalkışıyor? Sebebi yoğun bitki yetiştiriciliği mi? Hayır. Genetik mühendislik mi? O da değil. Seminis, mor havucu pazara çıkarmak için dünyada renkli havuç üretimine ara vermemiş bir yer olan Türkiye’nin güneyine giderek buralı çiftçilerden tohum satın aldı. Basit bir eleme sürecinden sonra, şirket bu havucun kendisine ait olduğunu iddia etti ve hem ABD’de (US PVPA Sertifikası 200400327) hem de AB’de (EU CPVO Sertifikası 20050779) bitki çeşit hakkını (PVR) aldı. Sertifika, 1999 yılının Kasım ayında, eski bir Seminis temsilcisi John Wester’in Adana, Türkiye’de bir çiftçi pazarından açık tozlaşma ile üremiş yerel, yani çiftçiye ait havuç tohumu satın aldığını, bu tohumu Seminis havuç yetiştiricisine gönderdiğini, tohum paketinin üzerinde isim yazmadığını, bu nedenle “Türkiye menşeli Siyah Havuç” olarak isimlendirildiğini ifade ediyor. Ardından, kendi talebinden utanmışçasına, tohum derlemeyi aşağıdaki şekilde tarif ederek, köy pazarlarındaki tohumun kendi fikri mülkiyet hakkı için satın alınmış olmasını haklı gösteriyor. ‘’ABD tarım bakanlığının ve uzak, izole bölgelerden yabani bitki gen kaynakları toplayan bu gibi çalışmaları, yeni ve heyecan verici bir çeşitlilik sağladığından çok değerli çalışmalardır.” Yeni ve heyecan verici çeşitlilik deniyor, ama Seminis’in durumunda, tohum derlemesi çeşitliliği korumak amaçlı değil, fikri mülkiyet hakkı ve kar için yapılmıştı. Şunu da belirtmek gerekir ki Seminis, tarım alanın merkezinde yer alan 1,5 milyon nüfuslu Adana’yı uzak ve izole bölge olarak ileri sürmesi doğru değildir. “Türkiye menşeli Mor Havuç” olarak adlandırılan yerel çeşidin, Seminis’in fikri mülkiyeti olan Anthonina’ya dönüşmesi süreci hiç de karmaşık değildi. Mor Havuç herhangi bir türle melezleştirilmedi. Seminis yalnızca Türk tohumunu ekti ve filizlenenler arasından çabucak kendi amacına en uygun olanları, yani istenen kök şeklini sağlayan ve mor renkli bitkileri seçti. 2000 yılı sonları ve 2004 yılı başları arasında Kaliforniya’da altı nesil üretilmesi sonrasında, Mor Türk havucundan Anthonina’nın dolaysız elemesi tamamlanmış oldu. Bunun ardından Seminis, önce ABD’de, sonra da AB’de bitki çeşit hakkına başvurup bunu elde etti. Mor Türk Havucunun geçmişi hakkında başka neler biliyoruz? Bitki Çeşidi Hakkı savunucuları muhtemelen, Türkiyeli çiftçilerin Mor Türk Havucunu ekmeye devam edebileceklerini söyleyerek Monsanto’nun Anthonina’yı kendine mal etmesinde yanlış bir şey olmadığını savunacaklardır. Zarar verildi mi? Hayır. Türkiyeli çiftçilerin kendi havuçlarını ekmeye devam edebilecekleri doğru olsa da, konu bu değil. Tartışma bazı kritik konuların etrafından dolanıyor: İlk olarak, Seminis havucu kendine mal etmek için fazla bir işlemden geçirmiş değil. Anthonina, özellikle havucun en çok pazarlanabilir özelliği olan rengi açısından, özünde Türkiyeli çiftçilerinin melezlemiş olduğu tohum ile aynı. Monsanto esasen kendi melezlemediği şeyin Bitki Çeşit Hakkı’na sahip. İkinci olarak, fayda-paylaşımı da tamamen göz ardı edilmiş. Monsanto’nun, genetiği Türkiye’de olan kaynaklara (havuç tohumlarının ABD’ye gönderilmesinden iki yıl önce, 1997 yılında Türkiye Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni imzalamıştı) erişebilmiş olması ve bunlardan yararlanmaya devam etmesi mor havucu melezlemiş olan çiftçilere herhangi bir yarar sağlamıyor. Monsanto’nun, başka birinin getirdiği yeniliği sahiplendiğini belgeleyen bu olayda tohumun kaynağına ilişkin kilit detaylar ifşa oldu. Bitki çeşit hakkına başvuranların daha ağzı sıkı olduğu veya kaynak tohumları nereden elde ettiğinin sorulmadığı durumlarla ise daha sık karşılaşılıyor, bu da bitki çeşidi koruma yasasındaki çiftçilerin kaynaklarının ve getirdiği yeniliklerin çalınabilmesine yol açan kabul edilmez bir eksikliktir.”