Gmail Haberleri

Gmail ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Gmail ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

'İnternette Ne Konuştuğumuzu Bile Görecekler'
Ali Rıza Keleş: Türkiye, İran ve S. Arabistan gibi olacak. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek Alternatif Bilişimciler Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş , 'sansür' tartışmalarını da beraberinde getiren yeni internet düzenlemesiyle ilgili olarak, 'Hükümetin getireceği internet düzenlemesiyle, Türkiye’nin de interneti, Çin’deki gibi dünyaya kapanacak. Türkiye, İran ve S. Arabistan gibi olacak. Paketin içine baktığında da mahrem alanınıza girmiş oluyor. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek' dedi. Hükümet yolsuzluk operasyonuyla başlayan süreçte gelişmeleri kontrol altına almak için çeşitli hamleler yaparken şimdi de gündemde yeni internet düzenlemesi var. Bir torba yasa teklifi içinde gelen ve Meclis'te alt komisyondan geçen bu düzenleme 5651 sayılı internet yasasında önemli değişiklikler öngörüyor. Bilenler bu düzenleme için ¨internetimizi karartacak¨, ¨her adımımız izlenecek¨ diyor ancak hem teknik, hem de çok boyutlu olması nedeniyle mesele sıradan vatandaşlar tarafından tam anlamıyla anlaşılamıyor. Taraf gazetesinden Tuğba Tekerek , Alternatif Bilişim Derneği'nin Başkanı Ali Rıza Keleş’le “sansür” tartışmalarını da beraberinde getiren internet düzenlemesini konuştu. Tuğba Tekerek’in Ali Rıza Keleş ile yaptığı söyleşi şöyle: Diyelim ki ben bir haber sitesindeki içerik yüzünden kişilik haklarımın ihlal edildiğini düşünüyorum. Yeni düzenlemeye göre mahkemeye başvurup 24 saat içinde bu içerik için erişim engelleme kararı aldırtabiliyorum. Bu mağdur açısından harika bir şey değil mi? Harika ama mağdurun gerçekten mağdur olduğunu biliyor muyuz? 24 saat içinde neye göre karar verecek hakim? Bilirkişiye sorması gerekiyorsa sorabilecek mi? Belki de o site boşu boşuna kapalı kalacak. Mesela, erişim engelleme nedenlerinden 'müstehcenlik' başlı başına problem. Kime göre, neye göre müstehcen? Hakaret dediğimiz şey de oldukça muğlak. Başbakan'a ¨faşist¨ demek hakaret mi mesela? İfade özgürlüğü konusunda sicilimiz düşünülürse, bu kadar kısa süre içinde karar vermek hiç de sağlıklı sonuçlar vermeyecek. Bir kişinin internette kendisiyle ilgili yazılmış yüzlerce yazıyı bir anda hakimin önüne koyması da mümkün. O zaman hakim dosyaları ayrı ayrı inceleyip nasıl karar verecek? Diyelim ki karar verdi. Peki 24 saatte üretilecek yeni içerikleri ne yapacak? Onlar için bir daha mı başvuru gerekecek? Çok dinamik bir ortamdan söz ediyorsunuz. Oturup birinin sürekli incelemesi, 'bu iyi bu kötü' demesi gerekecek. Saçmalık! Ayrıca erişimi engellemek mağduriyeti gerçekten gidermiyor da. Peki, ne gideriyor? Bunun için yapılması gereken içeriğin kaldırılması. Hatta içeriği üretip internete koyanı bulup cezalandırmak. Erişim engeli ise sadece göz kapamak. Dünyanın geri kalanı görebiliyorken sadece biz gözlerimizi kapatacağız. 2007'de birkaç Atatürk'e hakaret videosu nedeniyle tüm Youtube'a erişim engellenmişti. Yeni düzenlemede URL temelli engelleme geliyor. Tek tek sayfalar engellenecek. Bu iyi bir düzenleme değil mi? Evet ama erişim sağlayıcıların bunun için çok yetenekli altyapılar kurması gerekiyor. Bu da... Erişim sağlayıcı dediğiniz? Abone olup internet hizmeti aldığınız TTnet, Smileadsl ya da Turkcell, Vodafone gibi şirketler. İnternette trafik o kadar yoğun ki, bu erişim sağlayıcıların URL temelli engelleme için çok yetenekli altyapılara ihtiyacı var. Bir filtre sistemiyle saniyeler içinde bütün sayfalara giriş isteklerin süzüldüğünü ve bir tür 'buna izin var mı yok mu' denetimi yapıldığını düşünün. Bu yetmiyor. Bir de yeni düzenlemeye göre erişim sağlayıcının, kullanıcı alternatif bir yöntem deniyor mu denemiyor mu, onu tespit etmesi gerekiyor. Mesela Fırat Haber Ajansı internette engellenmiş, ben o engeli aşmak için DNS ayarlarımı değiştiriyorum... Bunun gibi yöntemler mi? Evet, erişim sağlayıcı bunu tesbit etmek için altyapının içine derin veri analizi yapan cihazlar yerleştirecek. Bu çok detaylı bir inceleme anlamına geliyor ve buda mahremiyetimizin ihlali... Nasıl bir şey bu veri analizi? İnternet erişimimiz paketler halindedir. Kargo paketi gibi düşünün 'gönderici' ve 'alıcı'yı yazıp gönderirsiniz. Erişim sağlayıcı ¨bu paket ¨Tuğba'dan Facebook'a¨ deyip, bir postacı gibi çalışır. Ama alternatif yol kullanıp kullanmadığınıza karar vermesi için o paketin içini açıp bakması lazım. Paketin içine baktığında da mahrem alanınıza girmiş oluyor. Sizin eskiden kimle konuştuğunuzu biliyordu, şimdi kimle ne konuştuğunuzu görebilecek. Mesela yaptığım chat'i de görecek mi? Görme potansiyeline sahip olacak. Aslında böyle bir potansiyel hep vardı. Şimdi çok sistemli ve kolayca bunu yapabilecek altyapıya sahip olacak. Güvenli protokoller yani verinin şifreli olarak iletildiği trafiklerimiz için durum biraz karmaşık. Mesela Gmail'deki mailleşmeler... Bugünkü teknolojiyle bu tür bir iletişimin izlenmesi pek kolay değil. Ama eğer biz bu izleme mekanizmasına razı gelirsek, yarın bizden şifrelerin anahtarını isteyebilirler ya da bazı teknik ayıplı yöntemler kullanabilirler. Devlet erişim sağlayıcıya 'bu kişinin kimle ne konuştuğunu öğren' diyor mu? Hayır ama kurulacak altyapı buna imkân sağlıyor. Sistem kurulduğunda elde kocaman bir gözetim gücü olacak. Bunun hiç kullanılmayacağını düşünmek saflık olur. O datanın hem ticari hem istihbari değeri çok yüksek. Olağanüstü bir durumda, ya da olağan bir durumda yasadışı yollarla -çünkü devlet yasadışı işler de yapıyor- o bilgiler kullanılabilir ve yurttaşlar çok büyük mağduriyet yaşayabilir. Fişleme hala büyük problem, kimlerin başına nelerin geliyor. Siz sıradan bir yurttaş olarak devlet karşısında çok güçsüzsünüz. Halihazırda erişim sağlayıcılar bizim kayıtlarımızı tutmuyor mu? Tutuyor ama şimdi tutulacak kayıtlar çok daha ayrıntılı ve saklama süresi 1-2 yıla uzatıldı. Bir de kanun koyucu 'kayıtları tut' diyor, ama 'yok et, yok etmezsen şu kadar ceza' demiyor. Yaklaşım ¨onu bir cepte tut, sonra bakarız¨ Diğer ülkelerde tutuluyor mu böyle kayıtlar? Geçenlerde Almanya'yla ilgili bir şey okumuştum. Sadece bizim mevcut sistem gibi ayrıntılı olmayan kayıt tutuluyor. O da IP'nin bir kısmı karartılarak... Sadece yasal bir süreçte ilgili kayda erişim sağlanıyor. Neyin sansürlendiğini bilmeyeceğiz Bu teklif geçerse nasıl bir internetimiz olacak bizim? Herkesin bir derdi var, müstehcenlik, ticari itibar, telif hakkı, dinsel hassasiyet, ulusal hassasiyet, özel hayat... Artık çok kolay olduğu için herkes erişim engelleme kararı aldırtacak. URL temelli engellemeyle kapatılacak sayfaların sayısı çok artacak. Bu kararlar alındıkça biz de dışarıya kapanacağız. Bir-bir buçuk yılın sonunda bize ait bir internetimiz olacak, dünyadan kopartılmış, bir filtrenin arkasındaki bir internet... Çin'de şu anda ¨Çinnet¨ var, 'Onlar internete bağlanmıyor' desek abartmış olmalıyız. Biz de yavaş yavaş onlara benzeyeceğiz. Bir süre sonra neyin sansürlendiğini bilmeyecek noktaya da gelebileceğiz. Nasıl yani? Şu anda engellenmiş bir siteye girmeye çalıştığınızda mahkeme kararı çıkıyor karşınıza. Siz engellenmiş de olsa bir gerçek var, biliyorsunuz ve ona ulaşmak için alternatif yollar deniyorsunuz. Kurulacak altyapıyla sansürlenen sayfaların sansürlendiği görmeyebiliriz bile. URL tabanlı engellemeyi hangi ülkeler yapıyor? Bunu en iyi yapan Çin. İran'da yapılıyor. Bir de Suudi Arabistan'da yapılıyor. Avrupa'da Amerika'da yok mu? Bildiğim kadarıyla yok. Sadece çocuk pornosu gibi çok istisnai durumlarda alan adı veren firmaya gidip çözmeye çalışıyorlar. Blogspot, youtube gibi büyük siteler zaten ırkçılık, çocuk pornosu gibi içerikleri hemen kaldırıyor. Diyelim ki bir seks videosu çıktı bir Avrupa ülkesinde, ne yapıyorlar? Görmezden geliyorlar. Yapılması gereken de bu. Ya da çok gündem olduysa veya suç varsa veri koruma kanunu olduğu için siber suçlarla ilgili uluslararası sözleşmeleri imzalamış oldukları için suçla mücadele edebilmeleri daha kolay. Ama biz ne kendi mevzuatımızı uluslararası hukuka uydurmuşuz, ne yıllardır bekleyen veri koruma kanunu geçirmişiz. Öyle olunca da yurtdışındaki firmadan bilgi istiyorsunuz ama yanıt alamıyorsunuz. Şimdi mevzuatınızı iyileştirmek yerine kuralları katılaştırıyoruz. Bir de Ulaştırma Bakanı ya da TİB Başkanı'nın özel hayatın gizliliğiyle ilgili bir durumda ¨emir verip¨ dört saatte erişim engelletme yetkisi var. Buna ne diyorsunuz? Hakikaten kral gibi. Birilerinin kendisini mahkeme yerine koyması hukuk devletinde kabul edilebilecek birşey değil. Bu yetki muhtemelen malum videoları engellemek için düşünüldü. Ama başka amaçlar için kullanılmayacağının garantisi yok, geniş bir yetki. Önü hiç açılmamalı. Biz bunları hiç konuşmamalıyız. Norveç’e boru döşeyebilirsin Engellenmiş sitelere DNS ayarını değiştirip girebiliyoruz. Yeni düzenlemeyle giremeyecek miyiz? Hayır . Peki engelleri aşmanın bir yolu olmayacak mı? Olacak tabii. Mesela İran VPN cenneti. Türkiye'de de insanlar yurtdışındaki şirketlerden 3-5 dolara VPN hizmeti alıp sitelere girecekler. VPN nedir? VPN hizmeti aldığınızda o hizmeti aldığınız ülkedeymişsiniz gibi bağlanıyorsunuz internete. Burayla hizmeti aldığınız ülke arasında bir boru döşediğinizi düşünün. Erişim sağlayıcınızı sadece bu borudan geçmek için kullanıyorsunuz. Borudan çıkınca, mesela Norveç'tesiniz. Erişim sağlayıcı benim VPN kullandığımı farketmeyecek mi? Farkedecek ama VPN yasal ve aslında başka amaçlarla kullanılan bir servis. İnternette herşey mümkün. Çıtayı yükseltme oyunu gibi bu... Devlet bir adım atıyor, insanlar da bir adım atıp onun üstüne çıkacak. Ben çok fazla insanın bu teknolojiyi kullanacağını düşünüyorum. VPN dışında yollar da var. Peki bu servisleri kullanmanın riskleri var mı? Var tabii. Bazıları güvenli, bazıları güvensiz. O servisleri kullanırken siz kötü niyetli, bilgilerinizi atabilecek servislere çok hassas bilgilerinizi vermiş oluyorsunuz. Devlet yurttaşlarını bunu yapmaya zorlamış oluyor. AİHM'in tersine AİHM'in internetle ilgili Türkiye'yi mahkum eden bir kararı vardı. Bu düzenleme, o karar doğrultusunda mı? Gerekçesinde AİHM kararına atıf yok. Burada herkesin beklentisi yasadan erişim engelinin çıkarılmasıydı. TİB'inre'sen erişim engelleme kararı vermesine neden olan katalog suçların sayısının azalmasıydı. Tam tersi oldu. AİHM kararının da tersine oldu; daha fazla katılaşacak sansür. Sizce internetle ilgili nasıl bir yasa yapmak lazım? Yasakları merkeze alan değil de pozitif bir düzenleme olmalı. Bir kere internet temel hak olarak düzenlemeli. BM raporlarında da bu artık böyle kabul ediliyor. Finlandiya gibi ülkelerde 4 MB'a kadar internet hizmeti ücretsiz. Bizim sayısal uçurum diye bir sorunumuz var. İnternet belli merkezlerde yoğun ama Mecidiyeköy'ün Kadıköy'ün dışına çıktığınızda kullanım hem nicel hem nitel olarak azalıyor. Bazıları web'i Twitter Facebook'tan ibaret sanıyor. Bu tür sorunları çözmeye ihtiyaç var. Bireyin özgürlüğünün merkeze alınacağı, yurttaşın güçlendirileceği, dünyayla daha barışık bir düzenleme şart. Yoksa gittikçe kendimizi dünyadan yalıtacağız. 'Erişim Engelleyiciler Birliği' Erişim Sağlayıcılar Birliği (ESB) diye bir kurum var tasarıda. Bu birlik ne yapacak? Bizim anladığımız tek görevi erişim engeli yapmak. Meslek odası gibi onların haklarını hukuklarını koruyacak bir birlik değil. Tüzükleri BTK onayına bağlı. Firmalar İstanbul'da olmasına rağmen, birliğin merkezi Ankara'da, herhalde TİB'e kolaylık olsun diye. Eskiden TİB bu firmalara tek tek erişim engelleme bildirimleri yapıyordu şimdi ¨Birliğe haber vermek tüm firmalara haber vermektir¨ deniliyor. Devlet kendine böylece engelleme için daha etkin bir sistem kurmuş oluyor.T24
İlk Osmanlı Seçimleri ve Parlamentosu
Giriş Osmanlı Devleti XIX. yüzyılın sonuna doğru Batılı devletler karşısında oldukça zayıf bir durumda iken, 1856 Paris Antlaşması görüşmeleri sırasında ilan ettiği Islahat Fermanı ile azınlıklara yeni haklar vermek durumunda kalmıştır. Balkanlardaki milletler ise bağımsızlık düşüncesiyle devlete isyan ederken Batılı büyük devletlerin desteğini aramaktan da geri durmamışlardır. Osmanlı Devleti, Balkanlardaki isyanları bastırmaya çalışırken sık sık Batılı devletlerin baskısıyla karşılaşmıştır. Batlı devletler de Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki milletlere karşı tutumunu sert bulmuşlar, kendi aralarında düzenledikleri toplantılarda aldıkları kararları Osmanlı Devleti'ne bildirerek uyulmasını istemişlerdir. Bu süreçte Osmanlı Devleti içerisinde, Batılı büyük devletlerin idare şekli olan 'meşrutiyet' idaresini talep eden ideolojik bir grup ortaya çıkmıştı. 'Yeni Osmanlılar' olarak bilinen bu grup Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi gazeteci, yazar ve düşünürlerle Mustafa Fazıl Paşa ve Mithat Paşa gibi devlet adamlarının fikirleri etrafında örgütlenmişti. Bunlara Veliaht Murat Efendi (V. Murat) da katılmıştı. Yeni Osmanlılara göre; memleket Avrupa'daki gibi anayasalı ve meclisli bir idare tarafından idare edilirse işler daha iyiye gidecek, Avrupalıların baskıları sona erecek ve Osmanlı Devleti eskiden olduğu gibi güçlü bir devlet haline gelecekti. Meşrutiyet idaresini istemeyen Sultan Abdülaziz 1876 yılında taht-tan indirilerek yerine V. Murat padişah yapılmıştır. Ancak yeni sultanın akıl sağlığının bozulması sonucu saltanatta yeniden değişiklik yapma zorunluluğu ortaya çıkmış ve üç ay sonra II. Abdülhamit saltanat tahtına getirilmiştir. Bu sırada Balkanlardaki isyanları ve yapılacak ıslahatı görüşmek üzere Rusya, İngiltere ve Fransa elçilerinin öncülük ettiği İstanbul Konferansı'nın hazırlık-ları yapılmaktaydı. Mithat Paşa ve çevresindekilere göre; padişahın atayacağı kişilerle Müslüman ve Gayrimüslim halktan seçilerek meydana gelecek federal bir meclis Osmanlı için kurtarıcı olabilirdi. Toplanacak olan devletlerarası konferansa böyle bir meclis ve anayasa ile çıkmak, üç devletin diplomasisinin amacını boşa çıkarmak olacaktı. Mithat Paşa bu nedenle Kanun-i Esasi'nin bir an önce hazırlanması için acele etmekteydi (Berkes, 2005, s. 312). Yeni Padişah II. Abdülhamit de vakit geçirmeden anayasanın hazırlanması ve meşrutiyetin ilanı için çalışmaları başlatmıştır. Osmanlı Devleti'nin ilk ana-yasası olan Kanun-i Esasi'yi hazırlamak üzere Mithat Paşa'nın başkanlığında, on altı mülkiye memuru, ilmiyeden on zat, askeriyeden iki ferik ve üç Hıristiyan müsteşardan oluşan özel bir komisyon kurulmuştur. İlk toplantısını 24 Eylül 1876 tarihinde yapan komisyon bir taraftan Kanun-i Esasi'yi hazırlamaya çalışırken diğer taraftan toplanacak parlamento için de yasa taslakları hazırlamıştır (Toprak, 2001, s. 18). Seçim Yasası ile Seçim Usul ve Esaslarının Belirlenmesi Kanun-i Esasi'yi hazırlamakla görevlendirilen komisyonun üzerinde çalıştığı konulardan biri de seçimlerin yapılarak Meclis-i Umumî'nin toplanmasını sağlamak olmuştur. Komisyon, meclisi oluşturacak üyelerin atamayla mı yoksa seçimle mi belirlenmesi konusu üzerinde titizlikle durmuştur. Âyan Meclisi üyelerinin tespiti tamamen padişahın takdirine bırakılmış, Mebusan Meclisi üyelerinin seçilmesi için de alt komisyonların görüşüne müracaat edilmiştir. Bu amaçla kurulan komisyonlar, kararlarını oy pusulalarıyla birlikte Kanun-i Esasi Tetkik Komisyonu'na vermişlerdir. Oy pusulalarında 'üyelerin seçimle belirlenmesi gerektiği' yönündeki görüşün çoğunluk tarafından benimsendiği görülmüştür (BOA, YEE, No:71/42; Baykal, 1960, s. 615-616). Kanun-i Esa-si'nin hazırlanarak ilan edilmesi uzun zaman alacağından ilk önce seçimlerin yapılması yoluna gidilmiştir. Dolayısıyla, Osmanlı tarihindeki ilk siyasi seçim olan Mebusan Meclisi seçimlerinin, henüz bir seçim kanunu yokken yapılması zorunlu hale gelmiştir. Seçimlerin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi, usul ve esaslarının belirlenmesini gerektirdiğinden, bugün 'kanun hükmünde kararname' olarak adlandırabilece-ğimiz geçici bir yasa hazırlanmıştır. Anayasanın ilanından önce ve ilk seçimler için geçerli olmak üzere, 'Talimât-ı Muvakkate' adıyla hazırlanan geçici yasa teklifi hükümet kararı haline getirilerek, Sultan II. Abdülhamit'in de onayı alınmış ve 28 Ekim 1876/10 Şevval 1293 tarihinde yürürlüğe konulmuştur (Mahmud Celaleddin Paşa, 1983, s. 178-179; Baykal, 1960, s. 609-612). Ta-limât-ı Muvakkate'nin eyaletler için uygulanması kararlaştırıldığından İstanbul ve çevresi (İzmit dâhil) ayrı bir seçim bölgesi olarak belirlenmiş ve bu bölgedeki seçim usullerini tespit etmek amacıyla 1 Ocak 1877/16 Zilhicce 1293 tarihinde 'Beyannâme' ismiyle ayrı bir kanun hükmünde kararname ve seçilecek mebusların vilayetlere göre dağılımını gösteren bir 'Cetvel' çıkarılmıştır (Başgil, 1946, s. 24-25; Armağan, 1978, s. 160; Tanör, 2002, s. 152). Bu şekilde, bir taraftan komisyon Kanun-i Esasi lâyihaları üzerinde çalışır-ken, bir taraftan da seçimler yapılarak meclisin açılması sağlanacaktı. Meclisin açılmasıyla devletin yönetim biçimi değişeceğinden farklı din ve milletlere mensup Osmanlı tebaası yönetimde söz sahibi olacak ve böylece yabancıların müdahalesinin önüne geçilecek ve parçalanma engellenecekti. Seçim Usul ve Esasları ile Mebus Adaylığı İçin Gerekli Şartlar Seçimlerle ilgili kanun hükmündeki kararnameler (Talimât-ı Muvakkate, Beyannâme ve mebus sayılarını tespit eden Cetvel) hazırlanıp ilan edildikten sonra sıra seçimlerin yapılarak meclisin toplanmasına gelmişti. Kanun-i Esa-si'nin 66. ve 119. maddelerine göre mebusların seçimi; gizli oy esasına göre ve yalnız ilk defa toplanacak meclis için olmak üzere Talimât-ı Muvakkate'ye göre yapılacaktı (Kili, 1982, s. 18, 25; Kili ve Gözübüyük, 1985, s. 38, 44). Anayasanın hazırlık çalışmaları devam ettiğinden seçimlerin daha önce yapılması gerekmekteydi. Komisyonun hazırlayarak neşrettiği 4 Kasım 1876/17 Şevval 1293 tarihli Talimât-ı Muvakkate'ye göre ülke çapında 80'i Müslüman 50'si Gayrimüslim olmak üzere toplam 130 mebus (milletvekili) seçilecekti. Geçici seçim talimatnamesi, milletvekili olabilme şartlarını belirleyerek her vilayetten kaç milletvekili seçileceğini de karara bağlamıştır. Vilâyetlerin çıkaracağı mebus sayısı, vilayetin genişliğine ve önemine göre tespit edilmiştir. Talimât-ı Muvakkate'ye göre mebus olabilme şartları anahatlarıyla şu esaslar üzerine belirlenmiştir: •Osmanlı Devleti vatandaşı olmak. •Her yönüyle emin ve itimada layık olmak, bunun için de ahlakının ve gidişinin temizliği ve dürüstlüğü ile tanınmış olmak. •25 yaşından aşağı olmamak. •Devletin resmi dili olan Türkçe'yi bilmek. •Seçildiği vilayetin halkından olmak. •Adli veya siyasi bir cinayet ve suç ile mahkûm olmamak. •Memleketinde az çok emlâk sahibi olmak. •Seçilecek kişi devlet memuru ise memurluktan ayrılmış olmak. Seçilecek mebus sayıları ve şartları tespit edildikten sonra, seçimin iki dereceli olması kararlaştırılmıştır. Meclis-i Umumî'nin toplanması için gereken zaman az olduğundan İstanbul dışındaki vilâyetlerde, daha önce halk tarafından seçilmiş olan İdare Meclisi üyeleri 'ikinci seçmen' kabul edilmişlerdir. Vilâyetlerdeki mebusları, İdare Meclisi üyeleri ikinci seçmen olarak seçmişlerdir. Talimât-ı Muvakkate'nin sonuna eklenen bir cetvelde Meclis-i Mebusan için cetveldeki vilâyetlere göre mebus sayıları ekte tablo halinde gösterilmiştir (Baykal, 1960; s. 613–614; Armağan, 1978, s. 157-159). Talimât-ı Muvakkate'ye Göre Osmanlı Seçim Sistemi Talimât-ı Muvakkate toplantı senesi için hazırlanmış geçici bir hukuk metnidir. Mebus sayısı 130 olarak belirlenmiştir. Talimât-ı Muvakkate'nin sonuna eklenen cetvelden anlaşıldığına göre mebusların 80'i Müslüman 50'si Gayrimüslim ahaliden seçilecektir. Taşra için uygulanacak olan Talimât-ı Muvakkate hükümlerine göre seçim iki dereceli olacaktır. Mebuslar vilâyet, livâ ve kazâlardaki İdare Meclisleri âzaları tarafından seçilecektir. Tüm ülkede yeniden seçimlerin yapılmasına yeterli zaman olmadığından vilâyet, livâ ve kazâların İdare Meclisleri âzaları daha önce yörelerinin halkı tarafından seçildiklerinden ikinci seçmen olarak kabul edilmişlerdir. İkinci seçmenlerin belirleyeceği mebuslar dolaylı olarak halk tarafından seçilmiş kabul edileceklerdir. Talimât-ı Muvakkate, Kanun-i Esasi'den farklı olarak bazı hükümler de içermektedir: •Kanun-i Esasi her elli bin erkek nüfusun bir mebus seçeceğini belirttiği halde Talimât-ı Muzakkate tüm ülke için 130 mebus seçilmesi hükmünü getirmiştir. •Kanun-i Esasi'de seçimlerin bir veya iki dereceli olmasıyla ilgili bir hüküm bulunmazken, Talimât-ı Muvakkate iki dereceli seçim sistemini benimsemiştir. •Kanun-i Esasi'de seçilme yaşı 30 iken Talimât-ı Muvakkate'de 25 olarak tespit edilmiştir. •Kanun-i Esasi seçilebilmek için emlâk sahibi olmayı şart koşmazken Talimât-ı Muvakkate emlâk sahibi olma şartını getirmiştir (Armağan, 1978, s. 155-156). Talimât-ı Muvakkate seçim esaslarını tespit ederken 'İstanbul ve Mülhakâtı' tabirini kullanmıştır. Daha sonra neşredilen 'Beyannâme' isimli belge ile İs-tanbul ve çevresinin nerelerden ibaret olduğu belirlenmiştir. Beyannâme'nin metni Bekir Sıtkı Baykal tarafından Belleten'de yayımlanmıştır (Baykal, 1960, s. 616-623). Talimât-ı Muvakkate'ye göre İstanbul ve çevresi 20 seçim dai-resine bölünmüş olup her daireden iki kişi ikinci seçmen olarak seçilecektir. İkinci seçmenleri seçebilmek için seçmenlerde bulunması gereken vasıflar da belirlenmiştir. Bu sisteme göre ikinci seçmen olabilmek için gerekli şartlar şunlardır: •Seçim yapılan dairenin ahalisinden olmak. •Osmanlı vatandaşı olmak. •Emlak sahibi olmak. •25 yaşından büyük olmak (Armağan, 1978, s. 156). İstanbul ve civarı için çıkarılan Beyannâme de, seçimlerle ilgili bazı hükümler ihtiva etmektedir: •İstanbul için 5'i Müslüman ve 5'i Gayrimüslim olmak üzere toplam 10 mebus seçilecektir. •İstanbul ve çevresi 20 seçim dairesine ayrılmış olup bunlardan 18'i İstanbul içinde, 19. daire Kazâ-i Erbaa dâhil oldukları halde Makarrı Köyü ve Ayaste-fanos, 20. daire ise İzmit Sancağı ve civarıdır. •Seçmenler için her mahallenin muhtarı bir defter düzenleyecektir. Bu defterlere kayıt olabilmek için en az bir seneden beri İstanbul'da ikamet etmiş olmak şarttır (Armağan, 1978, s. 160). Seçimlerin Yapılması ve Parlamentonun Toplanması İlk Mebusan Meclisi seçimlerinin yapıldığı dönemde, Osmanlı Devleti'nde henüz siyasi partiler yoktur. İdeolojik bir hareket olarak düşünülebilecek Yeni Osmanlılar Cemiyeti de bir siyasi parti şeklinde teşkilatlanmamıştır. Dolayısıyla Osmanlı Tarini'nin ilk parlamento seçimlerine siyasi partiler katılmamıştır. Bu seçimlerle ilgili hukuki belgelerde partilerden bahsedilmediği gibi o tarihte mem-leketimizde faaliyette olan siyasi parti de yoktur (Armağan, 1960, s. 160-163). İstanbul ve civarındaki 20 seçim bölgesinden seçmenler toplam 40 ikinci seçmen belirleyecek, bu şekilde tayin olunan 40 kişilik ikinci seçmenler 10 kişiyi yukarıdaki esaslara göre mebus seçecektir (Aldıkaçtı, 1982, s. 61-62; Başgil, 1946, s. 25). Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme esaslarına göre seçimler yapılarak taşrada; İdare Meclisleri âzaları (ikinci seçmenler), Talimât-ı Muvakkate'de belirlenen seçilme şartlarını taşıyan kendi vilayetleri halkından, o vilayet için istenilen sayı kadar ismi bir kâğıda yazarak altına imza ve mühür koyduktan sonra kazada kaymakama, livâda mutasarrıfa teslim etmişlerdir. Kazâ ve livâlarda hazırlanan kapalı zarflar valilere teslim edilmiştir. Vilâyet İdare Meclisleri'nin de onayı alındıktan sonra on beş kişiden oluşan bir komisyon huzurunda zarflar açılarak oylar sayılmış ve en çok oy alanlar, o vilayetin mebusu olarak belirlenmiş ve evrakları vali tarafından Şurâ-yı Devlet'e gönderilmiştir. İstanbul için ise oy verme süresi beş gün olarak ilan edilmiştir. Türkiye'de yapılan ilk seçimlerin ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir tarih ortaya koymak oldukça güçtür. Taşrada ilk Meclis-i Mebusan üyelerinin tespiti için seçim yapılmayıp, İdare Meclisleri üyeleri ikinci seçmen olarak kabul edilmişlerdir. Dolayısıyla ilk seçimler İstanbul ve çevresinde yapılmıştır. İstan-bul ve çevresindeki seçim esaslarını belirleyen Beyannâme 16 Zilhicce 1293'te çıkarılmış olup bu tarih Miladi takvimde 1 Ocak 1877'dir. Ancak o dönemde kullanılan Rumi takvime göre yılbaşı Mart'ta olduğundan seçimlerin 1876 yılı içinde yapıldığı söylenebilir (Armağan, 1978, s. 160). İstanbul ve çevresinin de seçimleri yapıldıktan sonra seçilen mebuslar İstan-bul'a gelmeye başlamışlardır. Ülke genelinde seçilerek İstanbul'a gelen mebusların sayısı 69'u Müslüman ve 46'sı Gayrimüslim olmak üzere 115'tir. İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 19 Mart 1877 Pazartesi günü Dolmabahçe Sarayında Padişah II. Abdülhamit tarafından açılmıştır. Mebusan Meclisi'nin ilk reisi padişah tarafından atanan Ahmet Vefik Paşa'dır (Armağan, 1978). Talimât-ı Muvakkate gereği Meclis-i Umûmî'nin Rumi takvime göre 1 Mart 1293 Salı günü açılması gerekmekteydi. Ancak mebusların çoğu henüz İstanbul'a ulaşamadığından meclisin açılış töreninin 7 Mart 1293 gününe ertelendiği gazetelere ilan verilerek duyurulmuştur. İlk Osmanlı Meclisi, Ethem Paşa'nın sadrazamlığında, Rumi tarihle 7 Mart 1293 Pazartesi günü1 Dolmabahçe Sarayı'nın Muayede Salonu'nda padişahın nutkuyla başlayan görkemli bir törenle açılmıştır. Resmi müzakereler ise Ayasofya Camii yakınındaki Darülfünun binasında yapılmıştır. (Ahmed Saib, 1326, s. 112-114; Ahmed Saib, 1982-1983, s. 73-76; Abdurrahman Şeref, 1985, s. 162).2 Bu bina İstanbul Adalet Sarayı olarak kullanılmakta iken 1933 yılında çıkan bir yangında yanmıştır. Tören için İran'dan gelme altın taht Topkapı Sarayı'ndan getirilerek Mua-yede Salonu'na kurulmuştu. Tahtın sağ yanında sadrazam ve vükelâ, Osmanlı Gayrimüslim milletlerinin ruhani reisleri, Şurâ-yı Devlet ve adliye erkânı, solunda şeyhülislâm, kazaskerler, ilmiye erkânı ve yüksek mahkemelerin re-isleriyle askeri erkân yer almıştı. Bu iki sıranın ön tarafında ise sağda Âyan üyeleri, solda Mebusan üyeleri yerini almıştı. Törende yabancı devlet elçileri ve temsilcileri de bulunmaktaydı. Padişah salona yanında Veliaht Reşat Efendi ve Şehzade Kemalettin Efendi olduğu halde Teşrifatçı Kamil Bey'in eşliğinde geldi. Sadrazam Ethem Paşa, Padişahın kendisine uzattığı nutku okuması için Mabeyn Başkâtibi Sait Paşa'ya verdi. Sait Paşa'nın açılış nutkunu okumayı bitirmesiyle tören sona ermiş, şehrin çeşitli yerlerinden atılan toplarla meclisin açılışı kutlanmıştı (Us, 1940, s. 4-7; BOA, YEE, No. 71/5). Padişah nutkunda, meclisi açmaktan duyduğu memnuniyeti belirttikten sonra devlet idaresinin esasının adalet olduğunu, Osmanlı tebaâsının din ve mezhep hürriyetini altı yüz seneden beri korumasının adalet sayesinde mümkün olduğunu ifade etmiştir. İmparatorluğun çöküşünü engellemek maksadıyla Avrupa medeniyetine girmek gerektiğini, bunun için ilk teşebbüsü II. Mah-mut'un gerçekleştirdiğini, Abdülmecit'in de onun izinde yürüyerek Tanzimat-ı Hayriye'yi ilan ettiğini belirtmiş ve sözlerini şu cümlelerle sürdürmüştür: Kavânîn-i memleketin ârâ-yı umûmîyeye istinâdını elzem gördüm ve Kānûn-i Esâsî'yi ilân eyledim. Kānûn-i Esâsî'yi te'sîsden maksadımız; ahâlîyi rü'yet-i mesâlih-i umûmîyede hazır olmağa davet etmekden ibâ-ret olmayup, belki memâlikimizin ıslâh-ı idâresine ve sû-i isti'mâlât ile kā'ide-i istibdâdın imhâsına bu usûlün vesile-i müstakille olacağı cezm-i yakīnindeyim. Kānûn-i Esâsî fevâid-i asliyyesinden başkaca beyne'l-ak-vâm husûl-ı ittihâd-ı uhuvvet esâsını temhîd ve halkça bir ömr-i saadet ve ireb te'sîs eylemek maksadını dahi câmi'dir (BOA, YEE, No: 71/25; Arı, 2011, s. 290; krş. Us, 1940, s. 10-11). Açılış töreninden sonra Âyan ve Mebusan Meclisleri resmi müzakerelerin yapılacağı Ayasofya civarındaki eski Darülfünun binasında çalışmaya başladılar. Bu bina İstanbul Adalet Sarayı olarak kullanılmakta iken 1933 yılında çıkan bir yangında yanmıştır. Padişah tarafından tayin edilen Âyan Meclisi'nin toplantıları gizli olarak yapılmaktaydı. Âyan Meclisi Reisliğine padişah tarafından Server Paşa atanmıştı. Halkın seçtiği Mebusan Meclisi'nin toplantıları ise açık olarak yapılmaktaydı (Us, 1940, s. 13). İlk Osmanlı Mebusan Meclisi'ne seçilen mebuslar genellikle vilayetlerin İdare Meclisleri üyeleri arasından seçildiklerinden memleketin eşrafını temsil etmekteydiler. Mahalli problemleri olduğu kadar devletin genel sorunlarını da kavramış bulunmaktaydılar. Kanun-i Esasi'ye içten inanan mebuslar, meclis-teki hal ve hareketleriyle tarihin en büyük demokratik tecrübelerinden birini gerçekleştirmişlerdir (Karal, 1995, s. 233). Meclis-i Mebusan'ın İlk Dönem İcraatları Osmanlı İmparatorluğu'nda, ilk defa üç kıtada Yanya'dan Basra'ya, Van'dan Trablusgarp'a kadar uzanan topraklar üzerinde yaşayan çeşitli ırklara, dinlere ve mezheplere bağlı insanların temsilcileri bir araya gelerek Meclis-i Mebusan'ı oluşturmuşlardı. Tarihte eşine az rastlanacak türde olacak bu meclis 'Birleşik Osmanlı Milletleri'ni temsil etmekteydi (Karal, 1995, s. 233-234). Meclis-i Umumî çalışmalarına başlamadan önce 20 Mart 1877 tarihinde Mebusan ve Âyan üyeleri şu şekilde yemin etmişlerdir: 'Zât-ı Hazret-i Padişahîye ve vatanıma sadakat ve Kanun-i Esasi ahkâmına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riâyetle hilafından mücanebet eyliyeceğime kasem ederim' (Us, 1940, s. 22). İlk meclisin çalışma dönemi içerisindeki toplantılarında üzerinde çalıştığı ve müzâkere ettiği konular ile görüştüğü kanun taslakları Hakkı Tarık Us'un Meclis-i Mebusan isimli eserinde topladığı zabıt ceridelerinden aşağıya çıkarıl-mıştır (Us, 1940). 21 Mart 1877 tarihli toplantıda Meclis-i Mebusan'ın ikinci reis ve kâtiple-rinin seçimi ile dâhili nizamnâme üzerinde görüşmeler yapılmıştır. 23 Mart'ta dâhili nizamnâme üzerinde görüşmeler devam etmiş, Kudüs Mebusu Yusuf Ziya Efendi ikinci reislerin seçimiyle ilgili dikkate değer bir konuşma yapmıştır. Kudüs Mebusu yaptığı konuşmayla, Tanzimat'la ortaya çıkan nesiller arası fikir çatışmasının Meclis'teki yansımasını aşağıdaki ifadelerle ortaya koymuştur: 'Bizde ihtiyarların ekserisi riyâset hizmetini îfâ edemez. Gençlerimiz mektep gördüklerinden her şeyi bilirler. Mebusu olduğum Kudüs San-cağı'nda yüz yirmi bin nüfus vardır. Görmüşüm ki ekser erbâb-ı istidâd gençlerdendir. Bunun için en müsinni (en yaşlısı) yerine dirayetlisi yazılmalı.' 24 Mart'taki oturumda meclisin tatil günlerinin Cuma ve Pazar olduğu tespit edilerek dâhili nizamnâmenin görüşülmesine devam edilmiştir. 26 Mart tarihli oturumda bazı evraklar ilgili şubelere havale edildikten sonra padişahın nutkuna verilecek teşekkür mahiyetindeki cevap okunarak, gerekli görülen yerler tashih edilmiştir. 27-28 Mart tarihli oturumlarda padişahın nutkuna verilecek teşekkür mahiyetindeki cevap üzerinde görüşmelere devam edilmiştir. 29-31 Mart 1877 tarihleri arasında gizli oturumlar yapılarak Karadağ'ın toprak istekleri görüşülmüştür. Hariciye Nazırı Saffet Paşa meclise konuyla ilgili bilgi vermiş, Karadağ'la anlaşma yoluna gidilmesini, gerekirse Bugana isimli yerin Karadağ'a terk edilmesini, aksi taktirde Rusya ile savaş tehlikesinin söz konusu olacağından bahsetmiştir. Yapılan oylama sonucunda Karadağ'ın isteklerinin reddine ve hükümetin Karadağ'la haberleşmeyi kesmesine karar verilmiştir. Oylamada yalnız on sekiz Rum ve Ermeni kökenli mebus Karadağ'ın toprak isteklerinin kabul edilmesi yönünde oy kullanmıştır (Ahmed Saib, 1982-1983, s. 79-83; Us, 1940, s. 48-49). Daha önce görüşülmeye başlanan dâhili nizamnâme üzerinde 14 ve 16 Nisan günü müzâkereler devam etmiştir. Meclis 1, 7 ve 12 Nisan tarihli toplantılarda vilayet kanunu, 31 Mart, 14, 17, 18, 24 Nisan ve 3 Mayıs tarihli toplantılarda ise vilayet nizamnâmesi üzerinde müzâkerelerde bulunarak vilayetlerle ilgili düzenlemeleri tamamlayıp Âyan Meclisi'ne göndermiştir. 16 Nisan 1877 tarihli oturumda belediye nizamnâmesi görüşülmeye başlanmıştır. 21 Nisan'daki müzâkerelerde belediye nizamnâmesi üzerindeki gö-rüşmelere devam edilirken, bir taraftan da bütçe müzakerelerine başlayabilmek için bazı konuların müzâkerelerinde acele edilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı gün matbuat nizamnâmesi ve memurların unvan ve maaşlarının düzenlenme-siyle ilgili kanun görüşülmeye başlanmıştır. 25 Nisan 1877 tarihli oturumda matbuat nizamnâmesi üzerinde görüşmeler yapılmış, 27 Nisan'da ise belediye nizamnâmesinin görüşülmesine devam edilmiştir. 21 Nisan'daki oturumda İstanbul Mebusu Hasan Fehmi Efendi söz alarak; mebusların padişahın davetiyle Büyükdere'deki donanmayı ziyaret ettiklerini ve memnuniyetlerinden dolayı meclisin bir teşekkürnâme göndermesini teklif etmiştir. Bu isteğin meclis tarafından uygun görüldüğü zabıtlardan anlaşılmak-tadır. Mebuslar ayrıca 4 Mayıs 1877 Cuma günü Tersane-i Amire'yi ziyaret etmişlerdir. 25 Nisan 1877 tarihli oturumda, Petersburg Sefareti'nden gelen ve Rusya'nın savaş ilan ettiğini bildiren telgraf okunmuş, mebuslar Rusların savaş ilanıyla ilgili fikirlerini söylemişlerdir. O günkü oturum uzun sürmüş, mecliste bulu-nan bütün Hristiyan Rum ve Ermeni mebuslar Rusya'yı kınayarak, Rusların Hristiyanları koruma iddiasının boş olduğunu, bu iddiaların arkasında başka amaçların yattığını ve sonuna kadar Osmanlı Devleti ile beraber Rusya'ya karşı mücadele edeceklerini ifade etmişlerdir. Bazı mebuslar, Dahiliye Nazırı Cev-det Paşa ve Meclis Reisi Ahmet Vefik Paşa duyarlılıklarından dolayı Hristiyan mebuslara teşekkür etmişlerdir. Meclis 26 Nisan'da Rusya ile savaş durumunu görüşmeye devam etmiştir. Padişahın, ordu komutanlarıyla donanma komutanlarına hitaben yazdığı, Rusya'nın savaş ilan ettiğini bildiren telgrafları okunduktan sonra mebuslar 'Allah muvaffak etsin' diyerek hayır duada bulunmuşlardır. Suriye Mebusu Nakkaş Efendi, bütün Osmanlılara savaş ilan eden Rusya'nın uyanık bir düşman olduğunu, Hristiyanların oturduğu yerlerde ihtilal çıkarabileceğini belirttikten sonra dikkatli olunması gerektiğini, Rusya ile savaşabilmek için para gerektiğini ve bunun için lüzûm görülürse dış borç alınmasını tavsiye etmiştir. Nakkaş Efendi bütün vatandaşların fedakârlık göstermesini, yardım kampanyaları başlatılma-sını, vekillere varıncaya kadar bütün memurların maaşlarının yarısını almaması gerektiğini, vatandaşların iki-üç yıllık vergilerini peşin vermelerini, ancak bu şekilde Rusya ile mücadele edilebileceğini ifade etmiştir. 7 (Pazartesi), 8, 9, 10, 12 ve 14 Mayıs 1877 günlerindeki oturumlarda Mat-buat Nizamnamesi üzerindeki görüşmelere devam edip kabul edilen kanunu Âyan Meclisi'ne gönderen Mebusan Meclisi ayrıca İntihâb-ı Mebusan Nizam-namesini (Seçim Kanunu) görüşmeye başlamıştır. İntihâb-ı Mebusan Kanunu 10, 14, 15, 24, 28 Mayıs ve 2, 14, 19 Haziran 1877 tarihlerinde görüşülerek kabul edilmiş ve Âyan Meclisi'nin onayına sunulmuştur. Âyan Meclisi'nin kabul etmeyerek geri gönderdiği Seçim Kanunu, Mebusan Meclisi tarafından tekrar Âyan Meclisi'ne gönderilmiştir. Fakat bu kanun padişah tarafından tasdik edilmediği için yürürlüğe girememiştir (Armağan, 1960, s. 164). 12 Mayıs 1877 tarihli oturumda İngiltere elçisine verilecek olan mektup okunarak düzeltilmiş ve ikinci reisler tarafından İngiltere Elçiliği'ne verilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı gün ağnam rüsumunun artırılması ve memur maaşlarının eksiltilmesiyle ilgili iki kanun teklifi görüşülmüştür. 14 Mayıs 1877 tarihli oturumda, devlet gelir ve giderleriyle ilgili neler yapıldığının maliyeden sorulması üzerine Meclis Reisi ile bazı vekiller arasında konuşmalar olmuş ve konunun görüşülmesi sonraya bırakılmıştır. 15 Mayıs tarihli toplantıda ise meclis için gelecek çalışma dönemine yetiştirilmek üzere bir hizmet binasının yapılmasına karar verilmiştir. 19 Mayıs 1877 Cumartesi günü meclis, Belediye Nizamnamesi ve İdare-i Örfiye Kanunu'nu gündemine almıştır. 21 Mayısta ise Kavâim-i Nakdiye (kâğıt para, banknot) Kanunu ile Padişah'a gazilik unvanının verilmesinin tebrikiyle ilgili bir arizayı görüşmüştür. 22 Mayısta meclis; Hersek'e yardım teklifi, Vilâyât Belediye Kanunu ve Mahmut Nedim Paşa'nın dönemindeki icraatlarıyla memleketi zarara uğrat-masıyla ilgili yarım kalan mahkemesinin bitirilmesi gibi konuları gündemine almıştır. Vilayet Belediyeleriyle İlgili Kanun meclisin 23, 28, 29, 30 ve 31 Mayıs 1877 tarihli toplantılarında görüşülmüş, 49. maddeye kadar olan kısım kabul edilmiştir. Ancak 31 Mayıs 1877 tarihli toplantının ikinci celsesinin tutanakları bulunamadığından kanunun kesinlik kazanıp kazanmadığı bilinmemektedir. Dersaadet (İstanbul) belediye kanunuyla ilgili bir değişiklik kararı 14 Haziran 1877 tarihli toplantıda alınmıştır. 23 Mayıstaki toplantıda Rusların saldırıları sonucu Ardahan'ın kaybedilmesiyle ilgili komutanlardan bilgi istenmesine karar verilmiştir. 2 Haziran 1877 tarihli oturumda muvazene-i maliye (bütçe) ve Gayrimüs-limlerin askerliği konuları görüşülmüştür. Müslüman olmayan vatandaşların askere alınıp alınmaması üzerinde bazı tartışmalar yapılmış, kesin bir karara varılamamıştır. Muvazene-i maliye kanunu 4, 6, 7, 11, 13 ve 16 Haziran 1877 tarihlerindeki toplantılarda görüşülerek kabul edilmiştir. 7 Haziran 1877 tarihli oturumda Rus Harbi dolayısıyla hükümetin iç borç isteği görüşülmüştür. Görüşmeler sırasında mebuslar, hükümeti beceriksizlikle ve işleri iyi yürütememekle suçlayarak ağır ithamlarda bulunmuşlardır. Meclis gereken kredi meselesini araştırmak için bir komisyonun kurulmasına karar vermiştir. 9, 14 ve 19 Haziran 1877 tarihlerindeki meclis oturumlarında, savaş dolayısıyla iç borçlanmanın nasıl yapılacağı konusunu görüşülerek, tüm sivil memurlar ve binbaşı rütbesinden daha üst rütbedeki subayların maaşlarının yüzde onunun mecburi borç olarak kesilmesi karara bağlanmıştır. Ayrıca Mösyö Kaistiro ismindeki avukatın, kaynağını açıklamadan hükümete yaptığı varidat teklifi de reddedilmiştir. Mösyö Kaistiro teklifinin uygulanması durumunda elde edilecek gelirden yüzde iki komisyon ücreti de talep etmiştir. 18 Hazirandaki toplantıda memurlardan da temettü vergisi alınmasına karar verilmiştir. 19 Haziran tarihindeki oturumda meclisin çalışma süresinin on gün uzatılması kararı alınmıştır. 28 Haziran 1877 tarihli oturumda Karadağ meselesi, Mekteb-i Sultani (bugünkü Galatasaray Lisesi) hukuk dersleri ve beraat ettiği halde on dokuz yıldır hapiste yatan bir adamın tahliyesi gibi konular üzerinde durulmuştur. 28 Haziran 1877'de ilk Meclis-i Mebusan son toplantısını yaparak birinci dönem çalışmalarını bitirmiş ve tatile girmiştir. Sonuç Yerine: İlk Osmanlı Parlamento Seçimleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme Türkiye'de yapılan ilk seçimlerin yasal dayanağı olan Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme adlı belgelere bakıldığında ilk seçimlerin şu özellikleri taşıdığı görülmektedir: •Seçimler anayasaya ve onun çıkarılacağını belirttiği kanuna göre yapıl-mamıştır. Seçimlerin yapıldığı tarihte seçim kanununu çıkaracak olan meclis henüz oluşturulmamıştır. •Seçimler Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme adlı geçici belgelere dayanılarak yapılmıştır. •Seçimler genele açık değildir. Seçimlere kadınlar katılmamıştır. Seçme ve seçilme hakkı sadece erkeklere verilmiştir. •Seçimlere tüm erkek vatandaşların katılımı da sağlanmamıştır. Taşrada sadece İdare Meclisleri âzaları 'ikinci seçmen' olarak seçimlere katıl-mışlardır. İstanbul ve civarında ise 25 yaşını bitirmiş bütün vatandaşlar seçmen olarak kabul edilmemişlerdir. Seçmen olabilmek için 'emlâke mutasarrıf olmak' yani mülk sahibi olma şartı aranmıştır. Mülk sahibi olmayanlar seçimlere katılamamışlardır. •Seçimlerin tek veya çift dereceli olduğu konusu tartışmalıdır. Taşra için çıkarılan Talimât-ı Muvakkate, İdare Meclisleri âzalarını ikinci seçmen saymıştır. Oysa ikinci seçmenlerin halk tarafından seçilmesi gerekmek-teydi. İstanbul ve çevresinde ise ikinci seçmenler halk tarafından seçilerek seçim kurallarına daha çok uyulmuştur. •Seçimler basit çoğunluk esasına göre uygulanmıştır. Yani en çok oy alan adaylar kazanmıştır. Oyların eşit olması durumunda ise kur'a çekilmiştir. •Seçimlere siyasi partiler katılmamıştır. DİPNOTLAR 1 Rumî 7 Mart 1877 tarihinin Miladi karşılığı 19 Mart 1877 Pazartesi gününe tesadüf etmek-tedir. Nitekim II. Abdülhamid'in meclisi açış nutkunun sonunda yer alan Hicri 4 Rebîülevvel 1294 ve Rumi 7 Mart 1293 tarihleri de aynı günü işaret etmektedir(Bkz: BOA, YEE, No: 71/25. Karal ise Meclis'in açılış tarihini 20 Mart 1877 olarak göstermektedir (Karal, 1995, s. 232). 2 Ahmed Saib, Meclis'in açılış töreni ile ilgili geniş bilgi vermektedir. KAYNAKÇA Abdurrahman Şeref Efendi. (1985). Tarih musahabeleri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Ahmet Saib. (1326). Abdülhamid'in Evail-i Saltanatı. Mısır. Ahmet Saib. (1982-1983). Abdülhamid'in Evail-i Saltanatı. Turfan, R. (Sadeleşti-ren). İstanbul, 1982-1983. Aldıkaçtı, O. (1982). Anayasa hukukumuzun gelişimi ve 1961 anayasası. (4. bs). İstanbul: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları. Arı, B. (2011). Meclis-i Mebusan'ın açılış töreni ve II. Abdülhamid'in açılış nutku / The opening ceremony of Meclis-i Mebusan and the address of Abdülhamid II. II. Abdülhamid –Modernleşme sürecinde İstanbul / Istanbul during the modernization process– içinde (s. 283–296). Coşkun Yılmaz (Ed.). İstanbul: İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti. Armağan, S. (1978). Memleketimizde ilk parlamento seçimleri. Kanun-u Esasî'nin 100. Yılı Armağanı içinde, s. 147-168, Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Esas Evrakı. No: 71/5, 25, 42. 188Sosyoloji Dergisi, 2013/1, 3. Dizi, 26. Sayı Başgil, A. F. (1946). Hukukun ana mesele ve müesseseleri. İstanbul: İsmail Akgün Matbaası. Baykal, B. S. (1960). Birinci Meşrutiyete dair belgeler. Belleten, 24 (96), 601–636. Berkes, N. (2005). Türkiye'de çağdaşlaşma. (7. bs.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Karal, E. Z. (1995). Osmanlı Tarihi, VIII. (4. bs.). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. Kaya, S. K. (1991). 1876 Kanun-i Esasi'sinin hazırlanması ve Meclis-i Mebusan'ın toplanması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Kili, S. (1982). Türk anayasaları. İstanbul: Tekin Yayınları. Kili, S. ve Gözübüyük, Ş. (1985). Türk anayasa metinleri: Sened-i İttifaktan günü-müze. İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları. Mahmud Celaleddin Paşa. (1983). Mir'ât-ı hakîkat: Tarihi gerçeklerin aynası I-III. İ. Miroğlu (Haz.). İstanbul: Berekat Yayınları. (Orijinal çalışmanın basım tarihi: 1326). Tanör, B. (2002). Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri, (8. bs.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Toprak, S. V. (2001). Birinci Meşrutiyetin ilanı meselesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. Us, H. T. (1940). Meclis-i Mebusan: 1293/1877. İstanbul: Vakit Gazetesi Matbaası. Seydi Vakkas Toprak Yrd. Doç. Dr., Adıyaman Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, seyditoprak@ gmail.com **http://www.journals.istanbul.edu.tr/** Sosyoloji Dergisi, 3. Dizi, 26. Sayı, 2013/1, 171-192
Nedir Bu Meshnet?
Korsan Parti Hareketi'nden Avukat Serhat Koç Agos'a konuştu. Bilişim hukuku uzmanı olan Koç, “Halen 3 bin civarında sitenin resmi yollarla engellendiği görünüyor ama aslında halen Türkiye'de 500-600 bin site kapalı” diyor. Koç’a göre yeni yasa ise fişleme ve sansürü devasa boyutlara taşıyacak. Türkiye'de pek bilinmeyen bir uzmanlık alanın var. Buradan başlayalım. 'Bilişim Hukuku' diyorlar ama aslında böyle bir alan yok. Çünkü bilişimin altında bilgi teknolojileri yatar ve bilgi teknolojilerinin değmediği alan olmadığı için, değmediği hukuk alanı da yok. Hukuk dalları temeldir; ceza, idari, anayasa hukuku... Bunların hepsinde bilişimle alakalı şeyler var. Hepsi hakkında sürekli müvekkilerle iş oluyor ama şahsi olarak bu konular zaten ilgimi çekiyor, o yüzden yapıyorum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, okurken de zaten fotoğraf ve bilgisayarla ilgileniyordum. Mezun olunca da fotoğrafçı veya bilgisayar mühendisi olamıyorum, bari bu insanların haklarını koruyacak bir alana yöneleyim, dedim. Türkiye'de bu işle ilgilenenlerin sayısı çok az. Türkiye'deki yasaların internete bakışı nasıl? Türkiye'de interneti doğrudan doğruya düzenleyen tek yasa 5651 Sayılı Kanun. Bu yasa interneti çok olumsuz ele alıyor. Yasanın konusu, internette yapılan suçlarla mücadele. Yani mücadele etmeye karar vermiş; desteklemeye değil. 2007’de 5651 Sayılı Kanun’un çıkış aşamasında da çok sayıda çocuk pornosu operasyonları yapıldı; medyada biri bin gösterdiler. Diyelim 100 kişi soruşturmaya uğradı, sadece 3'ü ceza aldı. “Biz çocukları koruyoruz” diyerek bir yasa yaptıklarını iddia ettiler. TBMM Genel Kurulu’nda, CHP'nin de isteğiyle, buna “Atatürk aleyhine suçları içeren kanun” da eklendi. Bu metin, o alanda çalışan uzmanların görüşlerini yansıtmıyordu. Vatandaş böyle bir kanunun olduğunu bile bilmiyor; insanlar sanıyor ki yasa değiştirilirken yeni şeyler geliyor. Aslında 2007'den beri var. Daha önce yoktu. Önce bilişim suçları diye bir tasarı düşündüler, sonra internet siteleriyle ilgili bir şey çıktı ve Cumhurbaşkanı’ndan döndü. Onları atlattık, işte bu yasaya takıldık. Bu anlamda, Türkiye'de interneti düzenleyen başka mevzuat yok. Bazı kanunlarda değinmeler var. Türk Ceza Kanunu'nda bilişim vasıtasıyla ya da bizzat bilişim sistemlerine karşı işlenen suçlar var. Mesela Facebook hesabının çalınması, özel olarak tanımlandı TCK'da. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda da bütün o eserlere ait hakların internette de ihlal edilebileceğinden bahseden yine özel maddeler var. Agos'un internet sitesi sürekli hackleniyor. Bu bir suç değil mi mesela? Evet, suç ama kim olduğunu bilemiyorsunuz, bilmek için teknik rapor gerekli ve hacklemeyi yapan kişinin de işi pek bilmeyen, acemi biri olması gerekir. Bilişim dünyasında her zaman iz kalır. Ama izin bulunması bazen çok uzun zamanlar gerektiren şifreleme yöntemleriyle bırakılmış olabilir. O kadar çok katman arkasındadır ki onu çözmeye çalışmak mantıksızdır. O yüzden o raporlar geldikten sonra meçhul bir şüpheli olarak şu şu IP numaralarında, şu tarihte, şu saatte bize saldıran diye… Savcı Telekom'a soracak, Telekom o IP'yi bulacak. O IP hangi internet sağlayıcıdan verilmişse o diyecek ki ben şu saatte bu IP'yi şu müşterime sağladım.  O müşteri de büyük ihtimal ya internet kafe çıkacak ya da 80 yaşında bir teyze çıkacak. Teyze mahkemeye gidecek ve ben bilgisayara dokunmadım diyecek. Böyle durumları binlerce kez yaşadık. Ondan sonra da zaten genelde beraat çıkar; suçlu da bulunamamış olur. Bu durumu sporda doping mevzuatına benzetiyorum. Dopingin önüne geçmek amacıyla Türkiye'de yapılan tek düzenleme kullanana ceza vermek. Ama dopingi kullanmaması için gereken altyapı hazırlanmıyor. Çözümden ziyade cezalandırma… Aynı şey 5651'de de söz konusu. 2007’den beri 8. madde nedeniyle pek çok site kapatıldı ama sitenin kapanmasına neden olan içeriği girenler yakalanmadı. Engelli web’de sanırım 3 bin küsür site gözüküyor ama o gerçekten buzdağının tepesi. Bugün Türkiye'de gerçekte 500-600 bin site kapalı ve bunların çok büyük bir bölümü müstehcenlikten kapalı. Geriye kalanlar siyasi nedenlerle kapalı ve o sitelere giren kişileri sorgulamıyor savcı, sadece siteyi kapatıyor. Aslında siteyi kapatmak çözüm değil. DNS numarasıyla yine girebiliyorum. Çünkü suç unsuru sayılan şeyler orada durmaya devam ediyor. Oysa mesela Almanya'da site kapanmaz, sadece içerik kaldırılır. İfade özgürlüğünün tek istisnası Nazizm. İfade özgürlüğünden yararlanmak için “nasyonal sosyalistim” deyip kurtarıyorsun ama “Nazi'yim” diyemiyorsun, Nazi sembollerini yayamıyorsun. O zaman içerikleri çıkarıyorlar. Altyapı var yani. İsveç gibi ülkelerde ifade özgürlüğü çok daha yukarıda. Şiddet çağrısı olmadığı sürece herkes her şeyi söyleyebiliyor. Sorunu çözmek istiyorsan içeriği çıkaracaksın; erişimi engellemeyeceksin. Sorunun köküne gidilmeli: Çocuk pornosunu internet üretmiyor. Çocuk pornosunu Filipinler'de, Rusya'da insanlar üretiyor. Onu kurutamadığın sürece etkisini internette görürsün. Türkiye’de devletin internetle ilgisi sadece siyasi amaçlı diyebiliriz miyiz? Şimdi iyiden iyiye öyle oldu. Dünyada sansür için dört tane temel kılıf var: Telif hakları, terörizm ve devlet sırrı, çocuk istismarı ve son olarak da şiddet çağrısı... Bunlar hep kılıf oluyor, ama temel nedeni gözetim. Devlet bunu istiyor. İnsanların internette neler yaptığını bilmek, takip etmek... Bunları görebileceği teknolojiler aynı zamanda sansür işlevi de görüyor. Devlet esasen fişlemek istiyor. Diğer yandan da telif lobisi sansürlemek istiyor. Devletin o yatırımı yapacak parası yok veya yapmak istemiyor, ama telif lobisinin var, onlar da parasını verip sansür mekanizmasını kurduruyor. Türk Telekom'un omurgasına kuruldu bu yazılım zaten. Bu yazılım, hem devletin hem de telif lobisinin işine gelecek. Önceki sohbetlerimizde 'meshnet'in çözüm olabileceğini söylemiştin. Nedir bu meshnet? Meshnet, şirketlerin çok işine yarayan bir mantık. Şirketler devletin ve internet servisi sağlayanların hiçbir dahiliyeti olmaksızın aralarında iletişim kurmak ister çünkü ticaret sırlarının, devletin hukuken göremeyeceği ama kafası attığında görebildiği teknik bir altyapıdan geçsin istemezler.  Dolayısıyla iki şirket kendi arasında özel bir ağ kurar ve bu özel ağa hiçbir şekilde üçüncü bir taraf dahil olamaz. Tamamen kriptoyla çalışır. Türkiye'de kriptoloji yönetmeliği de çıktı, ona da büyük itirazlarda bulunuldu. Devlet diyor ki “Kim kripto kullanırsa, anahtarını devlete verecek.” Ben de diyorum ki “Anahtarını devlete verecekse bu kriptonun mantığına aykırı.” Türkiye'de kripto şirketleri zaten söylediler bunu; “O zaman Türkiye'ye kimse kripto şirketi kurmaz” dediler. İşte meshnet böyle bir şey. Aynı zamanda büyük depremler, seller olduğunda klasik işletmecilerin kurdukları büyük ağlar çalışmayınca böyle daha küçük ağların çalışması mümkün. Bir de Türkiye gibi internet sansürü ve gözetiminin olduğu ülkelerde gözetimsiz, sansürsüz internete ulaşmak için kullanılabilir. Nasıl yapılıyor? Güvendiğiniz bir ülkeden örneğin İsveç veya İzlanda gibi, bir uydunet şirketi ile anlaşıp, çanak yoluyla internet almak ve o interneti yan binadaki arkadaşla, o da diğer bir arkadaşla paylaşa paylaşa bir meshnet ağı oluşturabilir ve sansürden kurtulabiliriz. FATİH GÖKHAN DİLER | Agos
'Erdoğan Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler'
AKP’nin kurucu üyelerinden Abdüllatif Şener, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, 2007 yılında yolunu ayırdığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eski partisine yönelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. Şener, BirGün’ün son gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı. »Başbakan Erdoğan ile oğlu arasındaki telefon görüşmesine ilişkin ses kayıtlarına dair tartışmalar sürüyor. Erdoğan ve AKP’nin “montaj” iddiasını inandırıcı buluyor musunuz?Montaj ihtimali yüzde sıfır. AKP’nin kurulmasından önce de Erdoğan’la beraberdim. 5 yıl boyunca da AKP hükümetinde Başbakan Yardımcılığını yaptım. Korkunç bir para eğilimi olduğunu o günlerde tespit ettim. En çok da bu huyundan rahatsız oldum. Erdoğan, tapeler yayımlandıktan sonra “kriptolu telefonlarımızı bile dinlemişler” dedi. Bu, ses kayıtlarının kendisine ait olduğunun itirafıydı. Bu ülke, tarihinde hiç görülmediği kadar soyulmuş ve yağmalanmıştır. Rakamlar korkunçtur. Geçmişte, Özal döneminde İsmail Özdağlar 15 bin dolar için yargılanmıştı. Burada oğlu Bilal sabahtan akşama kadar para taşıyor ve elinde kalan 30 milyon avrodan söz ediyor. Cumhuriyet tarihi dönemindeki bütün yolsuzluk olaylarını üst üste toplasanız yine de bu yolsuzluk olayındaki rakamların yüzde 1’i yapmaz. »Kuruluşundan itibaren AKP’ye bakıldığında Erdoğan’ın yakın çevresindeki isimlerin değiştiğini görüyoruz. Bu tercihinin nedeni nedir sizce?Eğer kirli bir siyaset izliyorsanız, yolsuzluğa batmış ve tüm hukuk düzenini ihlal etmiş, ceza kanunlarına aykırı iş yapmışsanız, bunu gizlemek, sürdebilmek ve boynununuzu giyotinden kurtarmak için bir şeylere mahkûm olursunuz. Bu kadar pisliğe bulaşmış batmış bir insanın yola başladığı ekiple devam etmesi mümkün değil. Sürekli rakipsiz, bir numara olarak kalmak istemektedir. Ayrıca uzun süre yakınında bulunanlar onun neler yaptığını, kirli taraflarını göreceği, içlerinde isyan edenler çıkacağı için sürekli değiştirmeye ihtiyaç duymaktadır. Erdoğan, her seçimde milletvekillerinin neredeyse üçte ikisini değiştiriyor. İl, ilçe teşkilatları da sürekli değiştiriliyor. Zaten izlediği kirli siyaset ve pislikleri ortalığa dökülmesin dile yıllardır medyayı ve sivil toplum kuruluşlarını da baskı altında tutuyor, hukuk devletini tahrip ediyor. Şimdi mahkemeleri kendisine karşı işleyemez hale getiriyor.” »Yargıyla ilgili süreç, HSYK’de yapılan değişiklikle yeni bir boyut kazandı. Bu düzenleme süreci nasıl etkiler?Başbakan şu anda Türkiye’yi çoklu hukuk sistemine sokmuştur. Başbakan ve yakınlarının tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, halkın tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, Başbakan’ın sevmediklerinin yargılandığı mahkemeler ayrı. Kendinden emin olsa basın özgürlüğünü destekler, interneti susturmaya kalkmaz . Bunları yapıyorsa bu bile ses kayıtlarının doğru olduğunun delilidir. HSYK ile ilgili düzenleme tüm hukuk düzenini altüst edecek.  Bakan çocuklarının yargılanma sürecini baştan sona tahrip edecek bir düzenleme bu. Anayasa’ya aykırılığı net olan düzenlemeler var. CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi HSYK yasasını iptal edebilir, iş normala döner diye düşünenler olabilir. Ancak bir ay, hatta bir hafta sonra Anayasa Mahkemesi bu yasayla ilgili iptal kararı verse de artık çok geç kalınmış, Türkiye’nin çivisi çıkmış olacak. »Çivinin çıkmaması için ne yapılmalı?Anayasa Mahkemesi “yok hükmünde sayma” kararı vermeli. Bu yapılmaz eğer sadece iptal yönünde bir karar verilirse iptal hükümleri geriye yürümediğinden, hukuk düzenini, anayasal düzeni koruma konusunda gerekli hassasiyetin gösterilemediği anlamına gelir. Ya da yeteri kadar bu felaketin algılanamadığı anlamına gelir Anayasa Mahkemisi yok hükmüne sayma opsiyonunu her zaman elinde bulundurmalı. Bu sadece HSYK için geçerli değil bundan sonra da öyle felaket kanunları geçecek ki Meclis’ten, bunları anayasaya kökten aykırı olduğu için yok hükmünde sayma kararını kendi idaresiyle, yorumuyla elinde bulundurma yetkisi elinden alınan Anayasa Mahkemesi anayasal düzeni koruma gücünü kaybetmiş olacaktır. Bu nedenle HSYK ile ilgili yüksek mahkemenin vereceği karar kurulduğu günden bugüne verdiği ve vereceği tüm kararlardan daha önemli. »Erdoğan son gelişmeler üzerine hızla çıkarılan yasalarla kendisine koruma kalkanı oluşturma çabasında. Onu yakından tanıyorsunuz, bunların ötesinde nasıl bir tavır izlemesini bekliyorsunuz?O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Ayakta kalabilmek için ülkenin çok kanlı bir savaşa girmesi gerektiğini düşünürse ülkeyi öyle bir kanlı savaşa bile sokar. Ayakta kalmak için her şeyi yapacaktır. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan, bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra her şeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz, evrensel değerleri, yaptığı bir işin anasaya aykırılığını hiç önemsemez. Nitekim bu ana kadar yaptıkları da bunu gösteriyor. »AKP tabanının bu süreçten nasıl etkilendiğini düşünüyorsunuz?Aidiyet duygusuyla hareket ediliyor. Parti tabanında mutlaka çok temiz yürekli insanlar var. Ama gerek partinin parlemento grubunda gerekse örgüt tabanında ilkelere,  ideallerine göre hareket eden insan sayısı çok fazla değil. Geçenlerde bu iktidar döneminde defterdarlık yapmış biri geldi. Muhafazakâr bir insan. Şu anda emekli. İlgili Bakan’ın, çocuklarının işi ile ilgili bir konuda kendisine gayri meşru işi yapması için baskı yaptığını, genel müdürlük vaadinde bulunduğunu anlattı. Baskıya direnince ilgili Bakan’ın kendisine rüşvet dahi teklif ettiğini anlattı. Kabul etmemiş ve sonunda emekliye ayrılmış. Düşünebiliyor musunuz, Bakan, memuruna rüşvet teklif ediyor... Para bunların elinde, güçle aşamadıkları bütün süreçleri aşmak için kullanıyorlar. Rüşvet almasını bilen rüşvet vermesini de en iyi bilendir. Çözemedikleri bütün mekanizmaları son kertede, parayla, rüşvetle çözüyorlar. Cenneti dağıtıyor, cehennemi gösteriyor, unvan verip sonra geri alıyor... Paranın üstüne yatmışlar. Bunların gayri meşru zenginleştirdiği insanların serveti legalleşse TÜSİAD orta sınıf olur demiştim ta yıllar önce. »Sahip olunan siyasi ve ekonomik gücü yetersiz bulmanın nedeni ne olabilir?Bu psikolojik bir şey. Psikolog değilim ama evinde olduğu belirtilen paralardan sonra Başbakan’ı daha iyi yorumlamaya başladım. Anadolu’nun belli başlı kentlerindeki bütün bankaların bütün şubelerindeki paraları toplasanız, Başbakan’ın evinde bulunduğu söylenen paraların yarısı kadar etmez. Bir hırs, bir haram tutkunluğu, insanların hakkını gasp etmenin verdiği bir zevk var demek ki. Daha çok çalıp çırparak, yaşadığını hissetme duygusu... Yazık, peşinden giden insanlar neye destek veriyor; görmüyorlar mı? »Bu yaşananlar Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili beklentilerini nasıl etkiler?30 Mart’ta öngördüğü oranda bir oy alırsa Cumhurbaşkanı olma isteğinden vazgeçmez. Yani bu konudaki kesin kararını yerel seçim sonuçlarına göre verir. O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra herşeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz SEBAHAT KARAKOYUN / senyaprak@gmail.com / @ssenyaprakBirgün
Google ve Tüm Servislerinde Açılmama Sorunu Yaşanıyor
Bir arama motoru olmaktan çıkan ve bir internet devine dönüşen Google, son zamanlarda Türkiye genelinde önemli bir sorun ile karşı karşıya. Google ve ona ait Youtube, Adwords, Adsense, Analytics,Gmail, Webmaster Tools gibi  tüm servislerde yavaşlama sorunu var ve uzun süren aralıklarla açılmama problemleri yaşanıyor.  Özellikle ülkemizde İnternet = Google mantığı yerleşmişken, Google'a erişemeyen kullanıcılar, bu markaya o kadar güveniyor ki sorunun Google kaynaklı olabilme ihtimalini düşünmeyerek,  sorunu kendi internet bağlantılarında arıyorlar. Hatta sorunu kendi kullandıkları bilgisayarlara yükleyip, format atanların bile varlığından haberdarız.  Özellikle sosyal medya ve forum sitelerinde konunun gündeme geldiğini söyleyebiliriz. Kullanıcılar yavaş yavaş sinirlenmeye ve Google'ye tepki göstermeye başladığını gösteren mesajlar ile dolu.  Ayrıca yaptığımız ufak bir araştırma ile yaşanan bu problemin sadece Türkiye'de olmadığını ve dünya genelinde de böyle bir sorunun var olduğunu söyleyebiliriz. Keza bir kaç forumda, açılmama probleminin Türkiye'de yaşanan sansür olayından gerçekleştiği konusunda mesajlar ile karşılaştık.  Sorunun neden kaynaklandığını açıklayan Google tarafından gelmiş resmi bir açıklama yok. Fakat bir kaç teori ile neden kaynaklanabileceğini sizin için araştırdık; Açılmama ve yavaşlık probleminin sadece Google Chrome kullananlarda olduğu ve son chrome güncellemelerinden sonra yaşanmaya başlandığı iddia ediliyor. Diğer bir iddia ise Google DNS kullananlarda bu sorunun yaşandığı yönünde.  Bir başka iddia ise SSL güvenli bağlantı yüzünden Google'a erişilemediği yönünde. Bazı kullanıcılar, https://google.com.tr yerine http://google.com.tr yazdıklarında sorunsuz erişim sağladıklarını ifade etmiş. Kullanıcıların Twitter üzerinden gönderdiği mesajlar ;
Annem ve Eşimin Namusu Gibi Erdoğan'a Güveniyorum, O Sesler Montaj!
Beyaz TV Spor Müdürü ve ünlü spor spikeri Ertem Şener Medyaradar’ın usta röportajcısı Alev Gürsoy Cimin’e bomba açıklamalar yaptı. İşte Ertem Şener’in Medyaradar’a verdiği o çok çarpıcı röportajı…  Spor dünyasından bir isimle siyaset konuşmak çok keyifliydi. Bu röportajın hikâyesi aslında bir tweet ile başladı. Ertem Şener’i ben spor dünyasından tanıyorum, işini de çok iyi yaptığını düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde bir tweet attı kendisi. Başbakan’a “Usta-Reis” diyor ve “yalnız” olmadığını söylüyordu. Çok şaşırdım doğrusu. “Biz gazeteciler biraz daha tarafsız olmalıyız” diye bir tweetle karşılık verdim. Belki de hata yaptım. Bilemiyorum. Çünkü artık “Gazeteci nasıl olmalı?” sorusuna yanıtım yok. İnanın kafam çok karışık. Kare kare sorular çözüyor, kündüne koyamıyorum. Medyayı da artık çok anladığımı söyleyemem. Ertem bana güzel bir yanıt verdi, “Herkes fikrini açıklıyor da ben neden susayım” dedi. Ben de bu röportajı yapmayı teklif ettim. Sağ olsun kırmadı. Çok da açık sözlü, lafı gediğine oturtuyor. İlk başta tereddüt ettim acaba nasıl karşılar diye ama çok misafirperverdi. Beyaz TV’de yaptık bu çarpıcı röportajı. Onu dinlerken aklıma “Ben Onu Çok Sevdim” dizisi geldi. Menderes için çekilen o güzel dizi. Ertem, Başbakan Erdoğan’ı çok seviyor, öyle ki artık bunu kendisine bir dava edinmiş. Erdoğan’dan söz ederken gözleri doluyor, duygulanıyor. Hatta heyecanlanıyor. Şaşırdım bu büyük sevgiye. Başbakan’dan “Beyefendi” diye söz ediyor. Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses kaydı için ise net konuşuyor . “Montaj” diyor. Ve hatta ekliyor: “Eşim ve annemin nâmusuna ne kadar güveniyorsam, Başbakan’a da o kadar güveniyorum” diyor. Cemaat konusuna gelecek olursak; 17 Aralık sonrası bağlarını koparmış. Artık Türkçe Olimpiyatları'na gitmeyecekmiş. Başbakan’ı çok sevdiği için “yalaka” ilan edilmesine de isyan ediyor. 'Evet, seviyorum hem de çok seviyorum' diye meydan okuyor. Tabii sadece siyaset değil spor dünyasını da konuştuk. Bana mesleki kariyerindeki en büyük ayıbı da anlattı. Şike sürecine nasıl baktığını da... Her kelimesi manşet, her sözü vurucuydu. Çok heyecanla dinledim. Şimdi o aynı heyecanla hemen aradan çekiliyorum çünkü sözü gene çok uzattım ve derhal sizi bu röportajla başbaşa bırakıyorum. Buyurun tanımadığınız yönleriyle size bir başka Ertem Şener… Sevgiyle kalın, hep umutlu olun. RÖPORTAJ: ALEV GÜRSOY CİMİN** **Twitter: @gazetecialev **Mail: alevgursoy2008@gmail.com Ertem sence spor dünyası mı daha karışık şu sıralar siyaset dünyası mı? Bence siyaset dünyası daha karışık. Spor dünyasının kurtarılabilir bir yanı var ama siyaset dünyası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Spor 90 dakika ile sınırlı kalıyor ama siyaset böyle değil. Siyaset her dakika karşı ataklar ve sürekli heyecanla geçiyor şu sıralar. Türkiye neyi yaşıyor sence? Türkiye bence kabuğundan çıkıyor. “DARBE GİRİŞİMİ VAR” Hakikaten bir darbe girişimi var mı, Başbakan’ın dediği gibi? Kesinlikle öyle... Darbe girişimiyle beraber Türkiye’nin kabuğundan çıkmaya çalıştığını düşünüyorum. Eskiden askerlerin darbe yapmasına şahit olurduk. Ben 39 yaşındayım ve şimdilerde YARGI DARBE girişimi görüyorum ve ben buna çok üzülüyorum. Bürokrasi ve yargıdaki bazı kadrolar sayın Başbakan’ı içeri atmak istedi. Bu çok açık… “ERDOĞAN’I İÇERİ ATMAK İSTEYEN PARALEL BİR YAPI VAR” Darbeyi yapmak isteyen o sivil yapıdan kasıt kim ya da kimler? Ve bu paralel yapı nedir? Ben bunun ABD ve İsrail kökenli olduğunu düşünüyorum. Herkes bir isim söylüyor ama şu bir gerçek bir paralel yapı var. “CEMAAT ERDOĞAN’I İSTEMİYOR” Cemaat mi bu paralel yapı? Şu anda cemaatin Başbakan’ı istemediği çok açık. Ben Başbakan’ın çok samimi olduğunu ve ülkesi için, milleti için bu yola başkoyduğunu düşünüyorum. “BAŞBAKAN’I ÇOK SEVİYORUM” Başbakan’a “reis ve usta” diyorsun sen, neden çok mu seviyorsun? Evet, hem de çok seviyorum, çok kıymet veriyorum. Bakın odamda Sayın Başbakanımız ve eşinin fotoğrafı duruyor. Çok değer verdiğim bir fotoğraf. Ben “Ustanın Hikâyesi”ni sunduğumda bu fotoğraf beyefendinin önünde duruyordu. Ben kendisinden rica ederek aldım. “İLK ELEKTRİKLENME BAŞKANKEN OLDU” Nereden geliyor bu sevgi, özel bir nedeni mi var, yoksa sadece siyasi tarzından dolayı mı? Ben filmi isterseniz başa sarayım. Bir gün Gaziosmanpaşa’dayım, bir baktım İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan geliyor. Bir meydandayız. Ben onu görmeyi çok istedim, çünkü çok merak ediyordum. Sonrasında baktım ki inanılmaz pozitif. O kalabalığın içinde göz göze geldik. Eliyle başımı tuttu. Ben o zaman üniversitedeydim. İlk o zaman kendisinin insanları ne kadar sevdiğine ve sıcaklığına tanık oldum. “BAŞBAKAN İÇİN AĞLADIM, ONUN İÇİN ÇOK DUA ETTİĞİM OLDU” Ya sonra? Aradan yıllar geçti. Kendisi Pınarhisar Cezaevi’ne girdi. Şu an Kral FM Genel Yayın Yönetmeni olan Gezegen Mehmet bana dedi ki: Seni ziyarete götüreyim mi? Çok heyecanlandım. Ama görüş için savcılıktan bir kâğıdım yoktu. “Gidelim” dedim. Gittik. Ancak ben içeri giremedim, Gezegen Mehmet girdi. Giremediğim için ağlamıştım. Onu ziyaret edemedim diye çok üzüldüm. Ama selamını almak yetti. Mehmet Abim bana en güzel hediyeyi vermişti o gün. Okuduğu şiir nedeniyle cezaevine girmesi beni çok etkiledi. Mektup bile yazdım kendisine. Ben çocukluğumdan beri zaten inançlı biriyim. Başbakan’a çok dua ettiğim oldu. Bakın benim dünüm de aynı bugünüm de. Bu konuda o dönemimi Gezegen Mehmet’e, Afrikalı Ali’ye sorabilirler. Hatta CNN Türk ve Kanal D yıllarımı da Rasim Ozan anlatsın. Muhafazakâr mısın? Ne kadar muhafazakârım bilemiyorum ama çocukluğumdan bu yana çok inançlıyım. Demokrat bir insanım karşı tarafa da çok saygılıyım ama benim düşünceme saygı duyulmadığında çileden çıkıyorum. “BAŞBAKAN ERDOĞAN İÇİN HEP DUA ETTİM” Peki, Başbakan seni seviyor mu, senin onu sevdiğin kadar? Farkında mı senin? Benim onu ne kadar çok sevdiğimin farkında, bence biliyor. Samimiyetimi biliyor Beyefendi. Ben onun için hep dua ettim, etmeye de devam edeceğim. Bana insanlar diyor ki “Neden CNNTürk’deyken, Star’dayken bu görüşlerini belli etmiyordun?” Ben size soruyorum şimdi: Beni bilen biliyordu zaten. Benim nasıl bir insan olduğumu. Ben hiçbir şeyi saklamam. Ben de eskiden içki içtim. Ben de günahlar işledim. Ama yıllar önce tövbe ettim. Şimdi içmiyorum. Çok şükür elimden geldiğince iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Allah’ın beni devamlı gördüğünü bildiğim için ona göre yaşıyorum. 'BEN DE İÇKİ İÇTİM, GÜNAHLAR İŞLEDİM AMA TÖVBE ETTİM' Ben de tam bu noktada sana Beyaz TV’ye geçtin diye mi görüşlerin bu hale geldi diye soracaktım? Asla böyle bir şey yok. Bu çok saçma bir soru. Ben Beyaz TV’ye gelmeden önce de buydum. Bu kanala 1,5 yıl önce geldim. 17 ay önce ne Başbakan ile ilgili bir sıkıntı yaşanıyordu ne de Başbakan birileri ile ilgili bir sıkıntı yaşıyordu. Gezi olayları 30 Mayıs 2013’te başladı. Ben o tarihte gelmedim buraya, 2012 ‘de geldim. Ben o zamanlarda da Beyefendi’ye olan sevgimi her daim dile getirdim. Beni çok iyi tanıyanlar Beyefendi'ye olan sevgimi ve dava aşkımı bilirler. Yukarıda belirttiğim isimlere sorabilirler. “USTA’NIN HİKÂYESİ BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ” “Usta’nın Hikâyesi” programını da ona olan sevgim nedeniyle sundum. Sayın Osman Gökçek o büyük sevgimi bildiği için, beni layık gördü programı sunmaya. Ne kadar teşekkür etsem azdır kendisine. Çünkü ben o programı sunmayı çok istiyordum. Ben günlerce o program için çalıştım. Hayatımın en önemli anlarından biriydi o üç saat. Ben buraya gelmeden önce Gezi olayları yoktu. Hükümet ile cemaat arasında bir sıkıntı yoktu. Ben yaşanmamış bir şey için ne söyleyebilirdim, nasıl bir tweet atabilirdim ki? Star’da, CNN’deyken sorun yoktu çünkü. Ben o zaman twitter da kullanmıyordum bu kadar sık. Ben şu an elbette sosyal medyadan istediğim fikri paylaşırım. Diktatör dedikleri adama bak. Adama her türlü hakaret ediliyor. Adamın ailesine dil uzatılıyor, düşüncelerine dil uzatılıyor. Adamı “hırsız” yapıyorlar, bunu tırnak içinde söylüyorum çünkü asla inanmıyorum. Adama öldü diyorlar, her şeyi yapıyorlar. Tüm bunlara sesini çıkarmıyor. Sonra gelip buna diktatör diyorlar. Bana dünyada böyle bir diktatör gösterin adımı değiştireceğim. İstediğiniz ismi koyacağım. Diktatörün tanımını biz mi bilmiyoruz. “BANA BİR DİKTATÖR GÖSTERİN İSMİMİ DEĞİŞTİRECEĞİM” Bence de bir ülkenin başbakanına bu ağır ifade kullanılmamalı... Eleştiri elbette olur ama hakaret ve küfür asla… Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı bu adam ve herkes bu kişiye saygı duymak zorunda. “BAŞBAKAN DÖRT DÖRTLÜK BİRİ” Ben röportajcıyım ve tarafsız olmak zorundayım. Sadece soru sormakla yetkiliyim. Sence Başbakan’ın da hiç eleştirilecek tarafları yok mu? Kimse dört dörtlük değildir netice itibariyle değil mi? Benim bildiğim benim tanıdığım kadar yok. Ve ben Başbakanımızı çok da iyi tanıyorum. Dört dörtlük diye bir tanım varsa Başbakan için yaparım. İstanbul’daki Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden tutun, bugün 12 yıllık iktidar döneminde hala tanıyamadık mı? Sorun tanınamayanda değil tanıyamayandadır. Başbakanın her şeyi şeffaf. İftiralarla, dublaj ile montaj ile kul hakkına girmeyin. Yeter artık. 'BU MEDYA BAŞBAKAN'I AVUCUNDA OYNATACAK SANDI' Medyaya yönelik tutumu çok ağır değil mi? Bakın benim de bir süre içinde bulunduğum medya Başbakan’a zamanında “Muhtar bile olamaz” dedi. Bu medya Sayın Başbakanı birileri ile karıştırdı, bu medya Başbakan’ı avucunda oynatacak sandı. Bakın güçlü olduğunu düşündükleri zamanlarda herkes Sayın Başbakan’ın yanında. Zayıf olduğu bir anda mesela montajlar, dublajlar çıkıyor o zaman herkes hurra Sayın Başbakan’a vurmaya çalışıyor. Ben medyada çok samimi insan görmüyorum. Yahu bu Başbakan kim, ne yaptı, biri bana söylesin. “YANDAŞ DEĞİLİM BAŞBAKANIMIZIN YANINDAYIM” Yandaş mısın? Yandaş değilim sadece Başbakanımızın yanındayım. Bunun adı yandaşlık da değil, yalakalık da değil. Fenerbahçe Taraftarı Aziz Yıldırım’ı çok seviyor. Aziz Yıldırım yalakası mıdır? Galatasaray taraftarları Drogba’yı çok seviyor diye Drogba yalakası mı oluyorlar? “İSTER YALAKA DESİNLER İSTER YANDAŞ, BAŞBAKAN’IN YANINDAYIM” Sana “Yalaka” demelerinden rahatsız oluyor musun? Neyin yalakası Allah aşkına. Benim üç çocuğum var. Ben bir babayım, aile reisiyim. Bakın bu uğurda ister yalaka desinler, ister yandaş. Ben Başbakan’ın yanındayım. Sonu ne olursa olsun elimi taşın altına koydum. Şartlar ve düşünce ne olursa olsun ben Beyefendi’nin yanındayım. Benim ne CHP ne de MHP-BDP liderine karşı tek bir hakaretim, tek bir terbiyesiz tweetim de olmamıştır. Ben savunduğumu yazıyorum. Ben Başbakan’ı çok seviyorum. “BAŞBAKAN’DA KENDİMİ GÖRÜYORUM” Hayran mısın acaba? Ben Başbakan’ı gördüğümde, ona baktığımda kendimi görüyorum. Ona baktığım zaman aynı dili konuştuğumuzu görüyorum. Bugüne kadar 11 yıldır susan bir adamı ne hale getirdiniz? 11 yıldır bu adamı mahvettiniz, her türlü hakareti ettiniz. Girmediğiniz özeli kalmadı. Bırakın da bu adam da bugün sinirlensin. Ağzından birkaç istenmeyen kelime çıksın. Ölmüş annesi ile ilgili geçen gün bir video paylaştım. “İşte Sayın Erdoğan’ın ses kaydı” diye. Kendisi Kuran okuyor. Ne ölüye, ne diriye, ne de Kuran-ı Kerim’e saygıları var. Bu kadar alçak bir insan topluluğu olmuşuz. Yemediğim küfür kalmadı. “KEŞKE TWITTER KAPANSA” Bugün twitter olmasa ben bu işlerin bu kadar ilerleyeceğini sanmıyorum. Keşke twitter kapansa. Keşke ben de kapatsam. Yok artık. O kadar da değil. Zaten yeni internet düzenlemesi de yapıldı. Sosyal medya çok önemli. Ya bana her gün küfrediliyor. Yalan haber yayılıyor. Bakın ben şu an twitterımı açayım; adam benim her şeyime küfrediyor. Bu twitter benim özel sayfam değil mi? Benim beynim, benim düşüncelerim. Benim yazdıklarıma kimsenin müdahale etmeye hakkı yok. Mesela sizinle de bu röportajın başlangıcı twitter’dı. Benim beynimdeki, benim Allah ile aramda olanları buraya yazıyorsam bu benim en doğal hakkımdır. Ben Başbakan’a olan sevgimi yazıyorum buna laf söylemeye kimin ne hakkı var? “BAŞBAKAN’A SAYGI DUYAN HERKESE BEN DE SAYGI DUYUYORUM” Ertem Şener deyince akla spor geliyor. Sen siyasi rengini belli ettiğinde insanlar şaşırıyor olamaz mı? Niye etmeyecek mişim? Neden etmeyeyim? Türkiye’de hangi takımı tutuğunu söyleyen ilk spor spikeri benim. Ben “Beşiktaşlıyım” dedim. Başım dimdik hem de. Milyonların önünde söyledim. Ben hiçbir şey saklamam. Ben eşimle tanıştığımda beş dakika içinde evlenme teklifi eden bir adamım. Ben ateşli bir adamım. Ruhu bedenine sığmayan bir adam hem de. Ben içimdeki düşüncelerimi, fikirlerimi yansıtırım. Elinde bayrakla gezen bir adamım. “FİKİR HOLİGANIYIM” Ben fikir holiganı bir adamım ama bunu yaparken insanları kırmıyorum. Tırnak içinde söylüyorum Gezi Parkı’ndaki “İyi niyetli insanlar”a da saygı duyuyorum. Ben bugün Güneydoğu’da hakkını savunan Kürtlere de saygı duyuyorum. Ben Ermeni vatandaşlarımıza da saygı duyuyorum. Ben Türkiye Cumhuriyeti ve bayrağını savunan herkese saygı duyuyorum. Ben Başbakan’a saygı duyan herkese saygı duyuyorum. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’na saygı duymayan adama saygı duymuyorum. Bu insanın oğullarına, kızlarına, düşüncelerine yıllardır hakaret ediyorlar. Kimse ağzını açmıyor. Şimdi bırakın da biraz Başbakan konuşsun. Adam sustu bugüne kadar. Bu ülkede kötü giden bir şey söyleyin bana. “ALKOL DÜZENLEMESİ DE NORMAL, KIZLI-ERKEKLİ ÇIKIŞI DA” Bu konuda sana katılmıyorum çünkü bütün liderler her gün meydanlarda konuşuyor Başbakan da buna dâhil. Bakın Marmaray diyorlar karşı çıkılıyor. 3. köprü diyorlar karşı çıkılıyor. Havalimanı diyorlar karşı çıkıyorlar. Bakın ben bu havalimanı ile ilgili çok özel bir şey söyleyeceğim. Ben araştıran bir insanım. Bir kütüphanem var. Ben sadece spor üzerine konuşmuyorum. Futboldan anlayan sadece futboldan anlamaz. Sadece futboldan anlayan futbolu da anlamaz. Futbolun dışında bir şeyler bilmezseniz futbolu konuşamazsınız. 3. havalimanı Türkiye’ye yılda bir milyon dolar para kazandıracak. Türkiye’de her şey güzel gidiyor. Artık herkes özgür. Diyoruz ki gece 22’den sonra alkol satışı yapılmayacak. Gençler bir anda ayağa kalkıyorlar. Şu an bunu okuyan insanlara soruyorum: Sizin gece 10’dan sonra çoluğunuzun çocuğunuzun içki almasına gönlünüz razı olur mu? Dünyanın birçok ülkesinde var bu alkol düzenlemesi. Kapalı alanlarda sigara içimi yasaklandı, bundan daha güzel bir şey var mı? Eskiden ben Malatya’ya giderdim. 18 saat boyunca otobüste yanımdaki adam babam sürekli sigara içerdi. Ben “Baba sigara içme diyemezdim” Malatyalı bir çocuk babaya karşı gelebilir mi? 18 saat boyunca benim ciğerlerim parçalanıyordu. Şimdi takside bile sigara içemiyorsun. Kızlı-erkekli denen bir şey çıktı. Yahu benim iki oğlum bir kızım var. Benim o çocuklarım büyüdüğü zaman ben onların kızlı erkekli kalmasını istemem. Kalamazlar. Biz Türkiye’yiz. Biz Türk’üz. Örf-adet geleneği olan bir toplumuz biz. Bunları bu Başbakan söylüyor diye tartışıyorlar. “ANNEM VE EŞİMİN NAMUSU GİBİ ERDOĞAN’A GÜVENİYORUM. O SESLER MONTAJ” Velev ki başbakan ve oğluna ait olduğu iddia edilen o ses kaydı doğru çıktı. Tabii asla böyle bir düşüncemiz olamaz ama farz edelim ki öyle. Düşüncelerin değişir mi, sevgin, saygın? Biraz ağır olacak ama anneme ve karıma nasıl güveniyorsam, Başbakanımıza da o kadar güveniyorum. Annemin ve eşimin namusuna ne kadar güveniyorsam hem Sayın Erdoğan hem de Bilal Bey’e o kadar güveniyorum. Ben 29 Aralık’ta bir tweet atmıştım “Bilal Erdoğan’ın alnı secdeli, adam gibi adam. Bu ülke için dertli mi dertli” niye rahatsız oldular? Bu konuda beni bazı kötü niyetli insanların önüne atanlarla önce bu dünyada adalet önünde hesaplaşacağız.Hadi bu dünya neyse de kalbimi kıranları Allah’a havale ettim bu işin bir de öbür dünyada hesabı var. Gelinen süreçte hala o tweetin arkasında mısın? Sonuna kadar hem de... Ben eşime nasıl güveniyorsam onlara da öyle güveniyorum. Benim maaşımı Başbakan vermiyor ki, ben Başbakan’ı görmüyorum bile. Ben nasıl yalakalık yapayım? Bunlar benim en samimi duygularım. “ANNEM VE BABAMI DA AK PARTİLİ YAPTIM” Ailen de mi AK Partili? Mesela annen, baban, eşin. Onlarda da bu sevgi var mı? Annemle babamı ben AK Partili yaptım. Karımı da yine öyle. Babam CHP, annem MHP’liydi. Ama son iki dönemdir onlar da benden daha koyu AK Partili oldu, eşim de. Sence seçimlerde AK Parti’nin oy oranı ne olur? Türk insanı mağdur olandan yanadır. Şu anda Başbakanımızı bir karalama kampanyası var. Bu oyları artıracak. Cemaate yakınlığın var mı? Gülen Cemaati konusunda düşüncelerini merak ettim doğrusu? Evet, cemaate yakınlığım vardı. Vardı!.. Artık bitti… Onların da benim ile… “DAHA DA GİTMEM TÜRKÇE OLİMPİYATLARINA” Bu kavganın kazananı ya da kaybedeni kim olur? Ben Başbakanımızın çok samimi olduğunu düşünüyorum. Bana diyorlar ki: “Daha düne kadar Türkçe Olimpiyatları’nda sen de Hocaefendi’yi övüyordun.” Evet övüyordum. Ama artık Türkçe Olimpiyatlarına da gitmeyeceğim. Hiçbir bağım kalmamıştır cemaatle. 17 Aralık’tan sonra tarafımı belli ettim. Başbakanımıza haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Benim tarafım Başbakanımızın yanı. “BENİM TARAFIM BAŞBAKAN'IN TARAFI, BU ARTIK BENİM İÇİN BİR DAVA” Cemaate dokunan yanar diyorlar. Bu doğru mu? Bilmiyorum. Benim bir açığım varsa yanayım. Ne açığım var ki niye yanacakmışım? Cemaatten bazı arkadaşlar benim şimdiki tavrımı bir kusur olarak görüyor. Ben kendilerine de söyledim; ‘Sizin kusur olarak gördüğünüz şeyi ben dava olarak kabul etmişim’. Artı benim Gezi’den bu yana rotam hiç değişmedi. Ben hep Başbakan’ın yanındayım. Sonradan değişen ben miyim yoksa, neyse… Uzatmayalım. “GÖKÇEK’İ DE ÇOK SEVİYORUM, BU ÜLKE İÇİN BAŞINI ORTAYA KOYDU” Melih Gökçek’in de ses kaydı yayınlandı. O ses kaydının kendine ait olduğunu kabul etti. Sence CHP afişlerinin yayınlanmaması normal mi, gazeteci olarak yanıt istiyorum? Onun da arkasında mısın, onu da seviyor musun? Tabii ki çok seviyorum. Tabii ki Melih Bey’in sonuna kadar arkasındayım. Gücüm yettiğince. Dualarımla. Geziden bu yana elini değil, kolunu değil, başını, bedenini taşın altına koydu bu ülke için…Sayın Başbakan ve Sayın Gökçek bir dava arkadaşı. Onlar sırt sırta vermiş gönül arkadaşları. Başbakanımız gibi, Melih Gökçek, bu ülkeyi çok seven bir insan. O bir vatan sevdalısı. Hak dostu. Onunla oturup bir bardak çay içmek lazım onu tanımak için. Çok başka biri. “MELİH GÖKÇEK YÜZDE BİR TRİLYON ANKARA’YI ALIR” Ankara’yı alır mı sence? Ceketi yeter. Yüzde yüz değil yüzde bir milyon alır. Bu röportajı saklayın yüzde bir milyon bile belki eksik söylüyorum yüzde bir trilyon alır. Allah’ın izni ile. “OYUM ELBETTE AK PARTİ’YE” Oyun zaten çok açık AK Parti’ye değil mi? Çok net belli değil mi? Elbette. Ben çalışanın yanındayım. Her şey çok güzel gidiyor. “YENİDEN YARGILAMADAN YANAYIM” Dinlemeler diyoruz, montaj diyoruz. Başbakan mağdur, iktidar mağdur peki ya yıllardır Silivri’de yatanlar ne? Onların günahı ne, tarafsız bir şekilde soruyorum? Ben çok net herkesin tekrar yeniden yargılanmasını istiyorum. Bugün herkes yeniden yargılansın. Aziz Yıldırım da. FB’li yöneticiler de.Silivri’de yatanlar da. İlker Paşa da. Bu yeniden olmalı. Suçlu tabii ki cezasını çeksin ama bilerek kalem kırmaya, idam etmeye tahammül edemem. 'BAŞBAKAN’I SEVİYORUM DİYE ARKADAŞLARIM BENİ TWİTTERDAN VE YÜREĞİNDEN SİLİYOR' Medyayı nasıl buluyorsun? Maalesef medya bölünmüş durumda. Kutuplaşmalar var. Medyada arkadaşlıklar da bozuldu. Ben Başbakan’ı seviyorum diye eski çalıştığım kurumlardaki arkadaşlarım, medya dışından dostlarım, çocukluk arkadaşlarım beni yüreğinden, twitterdan siliyor. “BAŞBAKAN'I SEVİYORUM DİYE ÖZEL SUNUMLARA BİLE ÇAĞIRMIYORLAR ARTIK” Çok garip değil mi bunlar? Bakın ben de çok şeyler yaşadım. Öyle ki bizler dışarda da özel işler alabiliyoruz. Reklam seslerinden tutun, özel sunumlara kadar her şey durdu. Kestiler. Sebep; Başbakanımızın yanında olmam ve fikirlerimi açıkça belli etmem. Olsun. Çok şükür. Hani diyorlar ya bana ‘çıkarları için menfaatleri için, para için Başbakan’ı savunuyor’ diye. Tam aksi aslında. Çıkarlarım için hareket etseydim şu anda 3-4 kat daha fazla kazanıyordum. Ama ben halimden memnunum. Benim için para değil inandığım değerler önemli. Ben sonuna kadar Başbakanımızın yanında olmaya devam edeceğim.Yanımda medyadan, ailemden kimse kalmasa da tek başıma olsam da Başbakanımızın yanında olacağım. “MAHALLE BASKISI YAŞIYORUM” Mahalle baskısı yaşadın mı mesela? Şu anda yaşadığımın adı tam da bu. Ben bugün Beyaz TV’de söylediklerimi yarın Star’a gittiğimde de söylerim. Ben Başbakan’ı savunduğumu söylüyorum bunu söylemek de bir demokrasi. Bütün gazeteciler fikirlerini saklasın ben de saklayacağım söz veriyorum. O zaman gazetecilik yapılmaz ki? O zaman bana neden susun diyorsunuz? Susun demiyorum eleştirilecek hiç mi bir tarafı yok diyorum? Neden o zaman fikirlerimi saklayayım. Twitterımı bir gün size vereyim emin olun dayanmazsınız. O küfürlere katlanamazsınız. “BAŞBAKAN OLSAM BEN DE ARARDIM” Mesela Başbakan’ın Fatih Saraç’ı arayıp bir alt yazıya müdahale etmesi doğru mu? Futbolun da siyasete karıştığı dönemler oldu. Biz de şimdiye dek şike konuştuk, FB cephesinde yaşananları konuştuk ama ben tek bir gün Başbakan’ın arayıp da bize müdahale ettiğini görmedim. Burada suçlu Başbakan değil bence. Benim fikirlerim biraz serttir. Ben bunları bir birikim olarak görüyorum. Başbakan olsam belki ben de arardım. Yetmez mi? Sen de seninle ilgili bir haber olsa ararsın. “MEDYANIN SORUNU SAYGISIZLIK” Sence medyanın en büyük sorunu ne? Saygısızlık. Gülen ile şu süreçte röportaj yapmak ister miydin? Hayır istemezdim. Artık hiçbir şeyi merak etmiyorum çünkü.ı Muhalif cepheden beğendiğin gazeteciler kimler? Yok. medyaradar.com ALEV GÜRSOY CİMİNRöportajın tamamı için tıklayınız!
GM'nin Yeni Amiral Gemisi Discovery Elite Su Yüzüne Çıktı
Selfie fotoğraf çekim yetenekleriyle öne çıkan General Mobile ‘ın en yeni telefonu Discovery Elite bizim de yer aldığımız bir basın etkinliğiyle teknoloji dünyasına tanıtıldı.General Mobile ‘ın üstünde durduğu Selfie özelliklerinin yanı sıra performans ve donanım olarak son derece başarılı bir grafik çizen Discovery Elite , uygun fiyatıyla 2014 yılı içerisinde Türk kullanıcısının elinden düşmeyeceğe benziyor. 2013 yılını Türkiye’nin en çok satan akıllı telefonu ünvanıyla kapatan firma 2014′de bu misyonu Discovery Elite ‘e yüklemiş durumda. General Mobile, 2014 yılı itibari ile yılda 2 adet tablet ve 2 adet akıllı telefon çıkaracağının da altını çizdi.Discovery Elite ile yeni bir dönem başlatıyor. Discovery Elite , performansı, 5.5 inch ekranı, 16MP arka, 8MP ön otofokuslu kamerasıylaİlk Selfie dostu kameraya sahip Discovery Elite 25 Mart tarihinde itibaren tüketici ile buluşmaya başlayacak. Discovery Elite’in , güçlü işlemcisi 5,5 inch ekranı, selfie dostu menüleri, otofokus özelliğine sahip 8Mp ön kamerası ile rakiplerine fark atacak.Andorid 4.2.2 işletim sistemine sahip cihazda, 3GB Ram modülü, 32GB dahili hafıza bulunuyor. Qualcomm Snapdragon800 2.2GHz dört çekirdekli işlemcisi de Discovery Elite ‘de yer alıyor. NFC desteği ve Wi-Fi display özelliklerine sahip olan cihazın ekranı, 401PPI piksel yoğunluğu, 1920×1080 piksel full HD ekran çözünürlüğü ile başarılı bir görüş açısı sunuyor. Discovery Elite , 16MP flaşlı geniş açılı arka kamera ve 8MP ön kameraya sahip siyah ve beyaz renk alternatifleri ile 1299TL ye satışa sunulacak. Fiyat ve performans oranı açısından son dönemde alınabilecek en makul telefonlar arasında yer aldığını hatırlatalım.Discovery Elite Teknik ÖzelliklerBoyutlar 150.6×75.0×9.7mm & 152 gr.Renkler Siyah / BeyazFrekanslar GSM 850/900/1800/1900 MHzWCDMA 900/2100 MHzHSPA+CPU 2.2 GHz Quad Core.Qualcomm Snapdragon 800 Serisiİşletim Sistemi Android 4.2 Jelly BeanOTA (Over the Air) DesteğiHafıza 3 GB RAMDepolama 32 GB ROMEkran 5.5” FHD – LTPS Geniş Görüntü (178o)1920 x 1080 – 401 PPI – 16,7 MOGS teknolojisiGorilla Glass 3Kablosuz Bağlantı WiFi 802.11 b/g/n – WiFi DirectBluetooth 4.0 , NFCKablosuz Görüntü Aktarma (WiFi Display)Kamera 16 MP Arka – Oto Fokus + Flash8 MP Ön1/2.3 CMOS sensörSafir Lens Camı + Anti ReflectionVideo Kayıt: 1080p @60fpsVideo Oynatma: 4K7 Saniyede 40 kare fotoğrafGeo-Tagging, Dokun-Odakla, Görüntü Sabitleme, Yüz ve Gülücük Yakalama, HDR,SRMultimedyaVideo Formatı: MP4,3GP,AVIMP3,WAV,WMA,AMRStereo Ses Kayıt – OGG,3GP,AMRBatarya 2500 mAh Li-ion270 Saat Bekleme12 – 14 Saat Konuşma40 Saat Müzik Çalma4.5 Saat Video Oynatma5.5 Saat Webde GezinmeFonksiyon Tuşları Ses Arttırma / Azaltma TuşuAçma / Kapama TuşuSensörler G-SensörIşık SensörüGyroscopeYakınlık Sensörüe- pusulaEldiven ile kullanmaA-GPSBağlantı Noktaları 3.5 mm Kulaklık GirişiMicro USB Şarj GirişiOTG DesteğiUygulamalar Gmail, Youtube, Google Play, Facebook, Twitter, Office, StoreoidDiğer 3 Mikrofon ile Aktif Gürültü Engelleme
#Nisaölümeterkedildi
Minik Nisa 7aylık ve tedavisi yoğun bakım şartlarından dolayı Türkiye'de zor ve geç kalınmış olarak tabir edilen Trunkus artezis Tip4 hastası. Devletimizin izin vermemesi dahilinde artık Nisa için maddi desteğe ihtiyacımız var. Ve gereken meblağ tam 1 milyon. Yolumuz çok uzun, engelli ancak aşılmadık engel yok. Tıpkı Muhammet Eren gibi. Bunun için baba İsmail Özçelik Gereken tüm işlemleri de yapmaya devam ediyor. Valiliğin izniyle işlemleri resmen başlatacak olan baba İsmail Özçelik ''Geç kalınmış iyilik,iyilik değildir.''diyor. Haber detayları için  Minik Nisa için verilen iki farklı rapor adresini ziyaret edebilir veya #nisaölümeterkedildi hashtagine tıklayabilirsiniz. Yardımcı olmak isteyenler için iletişim ; tdnzgkdmr@gmail.com
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Yıl 2009. Hani şu Balyoz davasının sahte delillerinin üretildiği yıl. ( 11 no’lu CD’deki tarih çelişkileri ve Gölcük donanmasında bulunan 5 no’lu harddiskte yapılan çalışmalar bu tarihi işaret ediyordu.) İşte o yılın Ekim, Kasım veya Aralık ayı. Odaklanın. Ve hatırlamaya çalışın bakayım. O vakitlerde kimlerle yazıştınız e-postanız üstünden? Yahoo, Hotmail ya da Gmail’inizden. Patronunuzla, annenizle, dostunuzla, sevgilinizle, kuzeninizle, çocuğunuzla… Bankanızla? İnternet üstünden alışveriş yaptığınız şirketle? Psikiyatristinizle? Doktorunuzla? Kan tahlil sonuçlarınızı gönderen laboratuvarla? Kredi kartı ekstrenizi mi e-posta ile alıyorsanız? Cep telefon faturanızı ve konuşma dökümünüzü? Sosyal medyadaki hesaplarınızla ilgili güncellenen bilgilerinizi?