anksiyete Haberleri

anksiyete ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. anksiyete ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Diyet ve Spor Yapmasına Rağmen 18 Kilo Aldı: Doktorların Teşhisi Hayatını Değiştirdi
Sağlıklı besleniyor, düzenli spor yapıyor ama tartıdaki rakam bir türlü düşmüyorsa bunun nedeni sadece beslenme alışkanlıkları olmayabilir. ABD'de yaşayan 29 yaşındaki Lex Banach'ın yaşadığı sıra dışı süreç, fark edilmeyen bir uyku bozukluğunun kilo kontrolünü nasıl etkileyebileceğini gözler önüne serdi. Genç kadın, yıllarca nedenini anlayamadığı hızlı kilo artışının ardından aldığı teşhisle hayatını değiştiren gerçeği öğrendi.
Psikologlar Açıkladı: Geceleri Yastığa Sarılarak Uyuyan Kişilerin Ortak Özelliği
Geceleri uykuya dalmak kimileri için sadece yatağa uzanmaktan ibaretken, kimileri için kucağında sıkıca tuttuğu bir yastık olmadan gerçekleşmeyen bir sürece dönüşüyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir gece alışkanlığı gibi değerlendirilen bu durum, psikoloji literatüründe duygusal düzenleme ve güvenlik arayışıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Bedenin ve zihnin geceleri bir yastığa sarılma ihtiyacı duymasının arkasında ise hem psikolojik hem de fizyolojik etkenler yatıyor.Detaylar 👇Kaynak
Uğur Yücel: "Zevklerime Karşı Oburlaştım"
Ayşe Arman, yılın ilk röportajını ünlü sanatçı Uğur Yücel'le yaptı. Ayşe Arman / Hürriyet Ortalık toz duman... Riyakarlık, iki yüzlülülük, yalancılık diz boyu. Kaygan zeminler... Neye, kime inanacağını şaşırıyor insan... İşte böyle zamanlarda, güveneceği seslere kulak vermek istiyor. Uğur Yücel onlardan biri. Yılın ilk cumartesi röportajını Uğur Yücel'le yaptım. Dehaya yakın bir yetenek, çocuksu bir saflık, harbilik ve samimiyet... Huzurlarınızda solo Uğur Yücel! ESAS KIVANÇ BENİM GİBİ OLURSA HABER Pek çok insanın aksine 2013 sizin için iyi bir yıldı... -Öyle oldu valla. Kitap çıktı. Ardından, 'Soğuk' filmini çektim. Sonra, 'Benim Dünyam'a geldi sıra. Derken, 'Aramızda Kalsın'a başladım. 2013 kendime şaşacak kadar tempolu geçti. Planladığım her şey, istediğim gibi sonuç verdi. Darısı yeni yılın da başına... 'Benim Dünyam' için söylenmeyen, yazılmayan kalmadı. 'Film çalıntı' diyen de oldu, 'Duygu sömürüsü' diyen de... Siz neler söylemek istersiniz? -Hem bu ülkede hem dünyada, binlerce kez 'remake' yapıldı. Dahası, bizde yüzlerce film doğrudan çalıntı. Kimsenin sesini duymazsın. Ne hikmetse, artık benimle mi ilgili, TMC'yle mi bilmiyorum, neyi uyarlamaya kalksak, homurtular geliyor. 'Neee Sopranosmu?', 'Neee Black mi?' Kıyamet kopuyor! Sanki, insanların dinine hakaret etmişiz gibi. Oysa bu film yönetmeninden, yapımcısına izinli ve telifi ödenmiş bir film. Yok çalıntı! Yok arak! Daha neler! Bire bir çektik işte! Yeniden yapım. Amerika'da özellikle çok yapılır. Beğendikleri bir hikâyeyi kendi dillerinde, bire bir kopya ederek çekiyorlar. Çünkü insanlar, orijinaline gitmiyor, Japonca izlemiyor işte. 'Black' burada sinemaya girse 3000 kişi giderdi. Biz aldık aynısını biraz farklı yorumla çektik, toplam 1 buçuk milyon kişi izledi. 'Kötü olmuş işte!' derse biri tamam, bu bir eleştiri. Ama 'Nasıl yaparsınız?' ne demek? 'Çaldınız!' ne demek... Bence deli bir emek vardı. Bütün oyuncular müthişti. Görüntüler şiir gibiydi. Benim kalbimin içine işledi. 'Remake' olması da zerre kadar umurumda değil. Zaten baştan söylüyorsunuz. Nedir bu? Düşmanlık mı? Kıskançlık mı? -Bilemiyorum! Düşündüğünü özgürce söyleyebilme çağındayız. Anladık, çok güzel! Ama herkes fikir sahibi! Lafı ederken bir tartayım yok! Yine de ben, yergilere boyun eğerim, cevap vermem ve saygılıyımdır. Övgülere de teşekkürü borç bilirim. İnsanın, oğluyla çalışması nasıl bir şey? -Oğlumla değil, Can'la çalışmak çok güzel. O, dokuz yaşından beri benim kafa arkadaşım. Çok kendine özgü bir kişilik. Bir bütünlük. Gençliğimi, cesaretimi, özgüvenimi görüyorum onda. Benden zeki. Benden daha parlak görüyor hayatı. Aksi, hüsran olurdu. Gelişmeye karşı eksiklik olurdu. Can, benim nazarımda, hayatın sürekli gelişeceğine delalet. Hata yaptığı zaman gönül rahatlığıyla azarlıyor musunuz? Yoksa insan, oğluna torpil mi yapıyor? -Mesleki olarak hiç azarlamadım. Sitemlerim olmuştur belki. Ama o beni çok uyardı mesela... Zamanı ileride tutanlara saygı duymak lazım. Ben oğluma saygı duyuyorum. Belki de babamın bana duyduğu saygının devamı. Babam bana hayranlık duyar ve bunu hissettirirdi. Ben de babama çekmişim. 28 yaşındaki oğlumu bir bebek gibi seviyor, babam gibi saygı duyuyorum! Bir filmi, 'Oğlumla birlikte çektik!' diyebilmek insanı ne kadar gururlandırıyor? -Filmi sırtlayan o! İlk günden son güne filmin başında durdu. Bende anksiyete var. Oyunculuk beni korkutuyor... Nasıl yani? -'Performans anksiyetesi' adı. Bu bir hastalık ve ben hastayım. Bir filmden sonra başladı ve yıllarca oynayamadım. Bence hâlâ oynayamıyorum. Ama oğlum, bana hiçbir yönetmenin söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söyledi. Çünkü yönetmen böyle olmalı. Oyuncu hep kamera arkasında bir 'göz' arar. O 'Canım'dı benim için. Gözümün nuru. Bence o çekti. Montajın, miksajın, müziğin de içindeydi. Sette de oğlunuz mu, yoksa herhangi bir çalışan mı? -O bir yönetmen. Fikir danıştığım, zamanı paylaştığım parçam. Ama sarıldığımda, biriciğim... O benim yakın dostum. Masa arkadaşım. Dert ortağım. Meslektaşım. Gülüp eğlendiğim biri. Birkaç gün görmediğimde feci özlüyorum. Hem oğlum hem arkadaşım olarak özlüyorum... KENDİM KADAR KİMSEYİ HIRPALAMADIM Bazı yönetmenlerin, mükemmeliyetçiliğinden ve bu yolda insanı delirtmesinden söz ederler. Siz nasıl bir yönetmensiniz? -'Direktör' ve 'yönetmen' laflarını sevmiyorum. Bu alanda en güzel unvanı Fransızlar kullanıyor: 'Gerçekleştiren.' Ben bunu tercih ederim. Sete gelmeden bütün herşeyi bitiririm. Sette aramam. Eğlenirim. İlk kez 'İkinci Bahar'da yönetmenlik yaptım. İlk gün sete doğru yürürken, Yeşilçam'ın kıdemli reji asistanlarından biri yüksek sesle bağırdı: 'Dikkat yönetmenimiz geliyor!' Kaçacak yer aradım! Sonra rica ettim: 'Abi böyle şeyler yapma, gelmem sete!' Ben yönetmenden ziyade, müzisyen karakterliyim. Neşeli bir orkestra şefi gibi. Disiplin kendiliğinden gelir. Oyuncuların ve bütün setin, mutlu olduğu bir sinemanın peşindeyim... Oyunculuk mu, yönetmenlik daha baştan çıkarıcı? -Yönetmenlik! Hayal kurup yazıyorsun sonra onu gerçekleştiriyorsun, bir de perdede izliyorsun. Muhteşem bir hayat. Film biter bitmez de yenisine başlamak istiyorsun... Peki sizce siz, hangisinde daha iyisiniz? -İkisini de, tam istediğim yere taşıyamıyorum! Biliyorum çünkü nasıl olması gerektiğini. Kubrick kadar biliyorum. Brando kadar biliyorum. Ama beceremiyorum işte! Ne çekebiliyor ne de oynayabiliyorum. Yetenek, bu eksikliği görebilmektir! Kendinle böbürlenmez yetenekliler. Ama şunu söyleyebilirim, oyuncuya yaklaşma ve oyun alma konusunda istediğime yakınım. Yönetmenliği çok seviyorsunuz ama bence siz oyunculuğunuzun doruğundasınız! -Ben hiçbir şeyin doruğunda değilim. Pardon, sadece hazlarım konusunda! Biliyor musun, ben tiyatroyu sabahları geç kalkmak için seçtim. Hiç hırsım yoktur. Kendimle gayet iyiyim. Unvanlarla, şan şöhretle hiç ilgilenmedim. Evde bir tane bile ödül yok. Bütün ödülleri arkadaşlarıma verdim. Başarı peşinde koşanları da anlayamıyorum. Gel gör ki sinemacı oldum. Gün ışığını kaçırmamak için, tavuklarla birlikte uyanıyoruyoruz şimdi. Yalan oldu hayaller! İyi de 'Hiçbir şeyin doruğunda değilim' demek, Uğur Yücel gibi olağanüstü bir oyuncuya ayıp etmek değil mi? -Başkasına ayıp etmiyelim de! Kendime hep ediyorum zaten. Monitörden kendi oyunlarıma bir yönetmen olarak bakıp, 'Beceriksiz herif!' diye bağırıyorum. Bu en hafifi. Kendim kadar kimseyi hırpalamadım şu hayatta... ZEVKLERİME KARŞI OBURLAŞTIM 56'sınız. 50'den sonra neler oluyor? -Lezzetler artıyor. Ruhsal olarak çok coşkulu bir hale geldim. Gözüm bir orda, bir burda. İtiraf ediyorum, 30'lu, 40'lı yıllardan daha renkli bir hayata geçtim. Kendimle olmanın tadını çıkarıyorum. Gecelere doyamıyorum. Müzik, resim, öyküler, kitaplar... Zevklerime karşı çok oburlaştım. Hayata daha güleryüzlü bakıyorum. Sakındığım herşeyi unuttum. Daha ortalıkta, daha çıplağım... Siz genel olarak iyimser misiniz? -Evet. Ama bak, hava bozacaksa erken sezerim! Var yani böyle bir yeteneğim... BİR TEKNE VE İKİ ODALI EV YETER Para sizin için ne ifade ediyor? -Bana bir tekne, iki odalı bir ev yeter. Tekne de iki üç kişi barındıracak kadar oldu mu tamam. İyi bir sistemden müzik dinleyecek, film seyredecek, kitap okuyacak ve şarap içecek kadar sağlıklıysam, başka ne isterim? Peki yaratıcılık ne ifade ediyor? -Yaratıcılık, insanın kendisiyle şakalaşması gibi. Kurcaladıkça kapılar açılıyor. İnsan, kendi de şaşıyor gördüklerine. Rüya görmek gibi. 'Yaratamıyorum' diye bir tasaya hiç düşmedim. Ama 'Yaratmam lazım' çok dedim. Tutkulu değilim. Fazla şeye eğimliyi, bu yüzden büyük bir yaratıcı olamadım. O halde dert yok! İktidar ne ifade ediyor? -Hem gündelik hayatta hem evrensel anlamda: 'Erkek savaşları.' Aile reisi olmak, topluma sahip olmak, toprak sahibi olmak, toprak genişletmek... Kendini, erkini, ırkını sürdürme azgınlığı... Bütün acılar, bu ebleh, faşişt ruhlu toramanlar yüzünden yaşanmadı mı! Mussolini, Franco, Hitler, Bush... Tiplere bak! Geride bıraktıkları acılara bak! Milyonlarca masum ceset ve ağlayan kadınlar, analar... İSTEYEN GELİR! Güvendiğiniz insana canınızı verirmişsiniz... -Evet, ben safımdır. Çabuk inanırım. Her şeyimi ortada bırakırım. O yüzden çok zaman dımdızlak tek başıma kaldım... Aşk peki?-Ben kolay yönetilecek biri değilim. Kendi arazim çok geniş, verimli ve renkli. Özgürce koştururum ve oradan çıkmak istemem... İsteyen gelir! GÖBEK BERBAT BİR ŞEY Kilolu halinizi beğenenler ve oynadığınız rollere uygun olduğunu düşününler var... Siz beğeniyor musunuz? -En beğenmediğim yanım o! Yanlış anlama, şişmanlık görünüm olarak hiç derdim değil. Bir resmimi çekmişler mayolu, 'Uğur Yücel ne hale geldiii, az sonraaaaa!' Ulan, ben Kıvanç mıyım? O, benim gibi olursa haber! Ben, halden hale geçerim... Kime ne! Ama şişman davranış biçimini kaldıramıyorum. Eğilip kalkamamak... Yataktan doğrulamamak... Yelken açarken, nefes nefese kalmak... Abul abul yürümek... Bunlar berbat! Göbek de öyle... Ama Allah'a şükür sağlığım iyi. Fakat böyle giderse, kötü olacak... Yani kilo vermeyi düşünüyorsunuz? -En çok onu düşünüyorum! Bön bön düşünüyorum duvara bakıp... Nasıl zayıflarım diye... Bu yüzden yaratıcılığa vakit kalmıyor! Çünkü makarna ve şarap götürürken, 'Zayıflamam lazım yaaa!' demekle olmuyor... Şaka bir yana, ben doymak için yemem... Tadmak için yerim. İçkiyi de öyle içerim... Yeni yıl hedefleriniz arasında 20 kilo vermek var mı? -İçkiyi azaltmak istiyorum. Hatta, toptan bırakmayı düşünüyorum. Bu düşünceyle ölebilirim. Çünkü yıllardır düşünüyorum. Düşünceli insan olunca da, daha çok içiyor insan! İçince de daha çok düşünüyor! Düşünmeyi de çok seviyorum! Güzel laftır: 'In Vino Veritas' (Hakikat, şarapta gizlidir)! Hayatım aptallıklarla dolu Hastalık seviyesinde tevazu sahibisiniz... -Benim derdim kimseye örnek olmak değil, hissettiğim gibi konuşuyorum. Evet, kendini önemseyen insanlar topluluğuyuz. Evet, sıradanlıktan çok uzağız. Hele bizim dünya... Yetersizlik abidesi bir sürü muhteris, konuştuğunda kendini dünya çapında zannediyor! Bir de bize bak, paralanıyoruz. Buna tepki olarak, tevazu gösteriyorum belki de... Ama yok! Gerçekten böyle hissediyorum. Bir taraftan da, kendini böyle bir 'hiç'miş gibi göstermek megolamanyak bir ruhun göstergesi. Bazen ben de öyle miyim diye süpheleniyorum. Ama yok, değilim, içtenlikle söylüyorum. Siz bir bakışınızda insanın röntgenini çeker misiniz? -Evet! Ama bu, ona kanmıyacağım anlamına gelmiyor maalesef. Göz göre göre bataklığa girerim! Ben sizi çok zeki buluyorum, siz kendinizi nasıl buluyorsunuz? -Zeka muhtelif. Çok çeşitler içeriyor. Bütünüyle zeki olunur mu bilmem. Kendimi zeki bulmam ben. İç güdülerim kuvvetli. Kendime doğru yolculuk yapmayı becerdim. Tulumumu çıkardım. Çıplaklığı buldum. Bu yanımı seviyorum. Bunun için zekâ gerekli diyebiliriz. Ama hayatım, hatalarla, aptallıklarla dolu. Mesela yıllarca herkesin bildiği bir sürü şeyi ben görememişim. Hem de önümdeyken. Paranoyak olmama rağmen. Bunu ancak bir aptal göremez. İşte ben oyum! ARTIK BARSELONA'YI TUTUYORUM Beşiktaşlı olduğunuz için ne kadar gururlusunuz? -Beşiktaş' ın bende sukunetli ve ayrıcalıklı bir yeri var. Hep daha sportmen geldi. Daha namuslu. Kalantorların değil, halkın takımı. Ama Lucescu giderken, 'Burası Çavuşesku dönemi gibi!' dedi. Ardından ne çingeneliği kaldı ne bilmem nesi! Nasıl döküldü dokunulunca bütün bina, gördük geçtiğimiz yıllarda. Beşiktaş sadece bir semt benim için. Ben, Türk futbolundan soğudum. Artık Barselona'yı tutuyorum! GÜZEL MAKARNALAR, BALIKLAR, SALATALAR YAPARIM Çok dostunuz var mı? -Ne mutlu bana ki var. Ben aranan bir adamımdır! Bu da hoşuma gider. Güzel makarnalar, balıklar, salatalar yaparım. İyi müzikler çalarım. Özen gösteririm dostlarıma. Dertlerini kendime katarım. İnsan ağırlarım. Cebimde ne varsa ortadadır. Kendimi hunharca yaralarken, iyi taraflarımı da görmem gerek. İyi dostumdur. SOLO BİRİYİM Bu ülkeden çekip gitmek istediğiniz oluyor mu? -Çok oldu. En çok da, bir tekneye binip, tamamen yok olmak istedim. Ben solo biriyim. Tek başıma olmaktan çok zevk alırım. Tek başıma tekneyle okyanus geçme hayalim var hâlâ. Ünlü bir Fransız yelkenci, dünya turunu birincilikle bitirip finish'e doğru yaklaşırken, kendisini karşılayan büyük kalabalığı ve şehir gürültüsünü görünce geri dönüp, tekrar aynı tura başlamış. Ben oyum işte. Solo! Oğlum olmasaydı kesinlikle giderdim. Zaten onun varlığı, beni bir sürü çılgınlık yapmaktan alıkoydu. Kaybolur giderdim belki bir vakitler olmadık yerlerde. İyi ki varmış. Böyle mutluyum. Artık sizi hiçbir şey şaşırtmıyor mu? -Hayata karşı serin bir tepedeyim. Biraz daha fazla kendime değer vermeye başladım. Olan bitenle ilgimi kestim. Türkiye'de son dönemde yaşananlar için ne düşünüyorsunuz? -Son dönem yaşananlardan çok, son yüzyılda neler yaşanmış diye düşünmenin zamanı. Esas içi açılmayan, toplu cinayetler, kitlelerin imhası, toplu kıyımlar, ağır devlet faşizmi! Oraların içi açılmadıkça, bugünü anlamak zor. Tarihine bakacaksın, yüzleşecek, utanacaksın ve olan biten her şeyi bütün gerçekliğiyle çocuklarına doğru anlatacaksın. Minik faşistler yaratırsan sürekli, bu ülke bataklıktan çıkamaz! Minik, özgür, dünya insanları yaratalım.. 20'LERİNDE BİR SEVGİLİM OLABİLİR Mİ? 50'lerde aşk sizin için ne ifade ediyor? -Uzun yıllardır aşka karşı temkinliydim. Şimdi gardım düştü. Çünkü çabuk unutmak da bir olgunlukmuş. Unutulamaz sanıyordum. Unutuluyor ve hemen yenisine kapılıveriyor insan. Artık aşk acısı çeken genç arkadaşlarıma gülümsüyorum ve parmak şıklatıyorum: 'Haydi, yenisi bekliyor! Zıpla...' 50'sinden sonra Zorba gibi yaşayacaksın. Çünkü yokuş aşağı gidiyoruz... Sizin 20'lerinde bir sevgiliniz olabilir mi? -Yok, olmaz herhalde! 'Korkma kızım, bak Uğur Amca! Cici! Noel Baba gibi! Bi şey yapmaz!'... Oğluma, 'abi' mi diyecek? 'Can abi, bu baban çok tatlişko bir şey...!' Gerçi eskiden, 'Bu yaştan sonra olur mu? Bak kaç yaşına geldik filan' denir ve yaş dönemleri belirlenirdi. Hayat değişti. Yok artık duraklama, gerileme, tık yok olma devri. Varsa da, ben hiç farkında değilim. Bu nedenle, hâlâ herkesi evine ben bırakıyorum. Ya da en geç ben uyuyorum. Başımıza gelmedik kalmayacak bu gidişle! Pardon, ilk yirmiler, son yirmiler miydi soru...
Reiki: Negatif Bir Varoluştan Pozitif Bir Varoluşa Yolculuk
İsmail Bülbül 17. Işık aşamasında Usui Reiki Grand master. Almanya’da uzun yıllar hocalık yapmış ve 3 yıldır Türkiye’de. Almanya’daki Reiki konfederasyonunda yönetim kurulunda bulunmuş bir kişi ve oradaki düzeni Türkiye’de de uyguluyor.  Ve İsmail Bülbül, ayak bastığı gibi Reiki’nin anlayışında sağlam değişimler getirdi. Benim İsmail Bülbül ile tanışmam, Perihan hanım (Perihan Aydın) ile mailleşmem üzerine gerçekleşti. İstanbul’a onları görmeye gittim ve İsmail hocadan Usui Reiki 3b seviyesine 2010 yılının Mayıs ayında yeniden uyumlandım. İzmir’de bir dönem yaşamasına rağmen İsmail hocayla tanışmam İstanbul’da nasip oldu. Onların ofisine ilk gittiğimde açıkçası biraz endişeliydim. Ama kapıyı tüm neşesi ve iyi niyetiyle melek gibi bir bayanın açıp, candan bir şekilde “hoş geldiniz” demesiyle tüm endişem yok oldu ve kendini huzurlu bir güvene bıraktı. Buradan hocayla tanışmama vesile olduğu için ve sevgi dolu karşılaması, yardımları için Perihan Aydın’a da ayrıca teşekkür ediyorum. (Perihan hanım psikolojik danışman ve İsmail hocayla birlikte Reiki Okulu isimli Reiki merkezinde çalışıyor.) İçeri davet edildikten sonra Perihan Aydın ile sohbet etmeye koyulduk. İsmail Bülbül uyumlama verdiği için birazdan gelecekti. Sohbet ederken, sağ tarafımda bir ses duydum ve sağa baktım gayri ihtiyari olarak. Bakmamla şaşırmam bir oldu. Sağa döndüğümde saf bir ışık görüyordum. Bembeyaz bana doğru ilerleyen bir ışık… İlk başta anlayamadım. Ama yaklaşınca, ışık arasından İsmail hocanın yüzünü seçtiğimde şaşırmam daha da arttı çünkü gördüğümün bir insan değil bir görü olduğunu sanmıştım. İşte o anda İsmail hocada ki “Reiki ışığı” beni çok etkiledi ve bu ışık beni tazeleyip, yeni bir doğuş sürecine getirdi. Şimdilerde ise Türkiye’de ciddi anlamda bir ilki gerçekleştiriyor sayın İsmail Bülbül. Reiki’nin 1. Seviyesinden 3.seviyesine kadar herkese hitap edecek bir DVD çıkardı. Reiki el hareketlerinden, Reiki sembollerine, Reiki meditasyonlarından, Reiki uyumlamasının nasıl yapıldığına ve Reiki’de farklı tekniklere kadar her konuya değinilen harika bir DVD. Elbette bu DVDyi görenler veya hocanın ismini duyanlar merak ediyor, İsmail Bülbül kimdir, grandmasterlık nedir, yurtdışında sistem nasıl işliyor? İşte bizde bunları sorduk ve değerli hocamızda cevap verdi. Röportaj: Efe Elmas Hocam Merhaba, ben sizi tanıyorum lakin tanımayanlar olabilir. Öncelikle kendinizden biraz bahsedebilir misiniz, ne zamandır Reiki öğretiyorsunuz, nasıl bir süreç geçirdiniz? 1996 yılında başladı reiki ile olan yolculuğum. Eğitimlerimi Almanya’da aldım. Elbette orada öğrencilik dönemi çok uzun tutulur; Ben Reiki 1. seviyede 4 yıl bekledim. Bir dört yılda öğretmenlik aşamasını alana kadar geçti. İyice hazır olmadan, olgunlaşmadan öğretmenlik aşamasına geçmek zordur orada. Daha sonra da kendimi tamamen bu yola adadım. Ve şimdiye kadar da Rabbim bana binlerce can’la buluşmayı nasip etti. İsmail Bülbül ve öğrencilerinin bir kısmı Almanya’da belli ki daha disiplinli bir sistem var. Siz Reiki’yi nasıl bir sistem olarak tanımlıyor ve görüyorsunuz? Reiki, kişinin çakralarının açılması sonucu ortaya çıkan ilahi enerjinin, kişinin özüyle temasa geçmeye başlaması ve her an yeni farkındalıklara kavuşmasıdır. Reiki bir kapıdır esasında, bu kapıdan geçince kişinin özünde ne varsa ona yakınlaşır. O kapıyı nereye açmak istediğiniz çok önemli,; sağlığa açmak isteyen sağlığa kavuşur, sağlıklı olur ve hatta iyi bir şifacı olur, kendini ilme açmak isteyene ilim verilir ve hatta bir öğretmen olur, başarıya açmak isteyene, evren tüm nimetlerini yağdırır… Kısacası sizin gerçek varoluş amacınızı gerçekleştirmenizi engelleyen ne varsa, bu ilahi enerji bir bir onları ortadan kaldırır ve sizi varoluş amacınıza yakınlaştırır. Reiki’yi Tasavvuf ile sentezlediğinizi biliyorum. Tasavvuf ile Reiki’yi nasıl sentezliyorsunuz, Tasavvufu idrak etmede ne gibi bir faydası oluyor Reiki’nin? Tasavvuf bir deryadır, Reiki de ona açılan kapılardan biridir. Dediğim gibi Reiki sizi varoluş amacınızı gerçekleştirmeniz için çeşitli yollara sevk eder. Haliyle Reiki, Tasavvufa geçişi kolaylaştırır. Biliyorsunuz, eski zamanlarda sufiler öğrencileri yetiştirmeye başlamadan önce yıllarca onları arındırmak için çeşitli çilelere tabi tutarlardı. Onların auralarını temizlemek, çakralarını açmak, algılarını yükseltmek için yaparlardı bunları. Reiki inisiyesi bir nevi bu arınma sürecinin yerine geçiyor. Kişi inisiye aldıktan ve çakraları açıldıktan sonra farkındalıkları artmaya başlıyor, algısı yükseliyor, varoluşun sırlarını özümsemeye daha hazır hale geliyor. Fark ettiğimiz gibi Türkiye’de bir fikir birliği yok. Türkiye’ye geldiğinizde ne gibi zorluklar yaşadınız? Açıkçası Türkiye’ye ilk geldiğimde buradaki Reiki algısı beni şok etti. Reiki adına her kafadan bir ses çıkıyordu. Herkesin bir doğrusu vardı. Reiki çok ciddi bir öğretidir, saygı ve sabır ister. Kuralları, doğruları vardır. Ama benim burada gördüğüm maalesef ‘”ben yaptım oldu” mantığıydı. Buraya ilk geldiğimde bu algıyı değiştirmeye uğraştım hala da bu konuda çaba harcıyorum. Gerçekten bu bir sıkıntı aslında Türkiye’de. Çünkü bir sistem yok ve her kafadan bir ses çıkıyor. Hatta yanlış uyumlamalara kadar gidebiliyor ki sizin de en çok üzerinde durduğunuz konulardan biri. Yanlış uyumlanmış kişiler genelde ne gibi sıkıntılarla size geliyorlar? Genelde gördüğüm ya uyumlamalar birkaç dakikada yapılmış ya da toplu uyumlama verilmiş. Neredeyse hiç kimsede ayaklara dokunulmamış. Kök çakra hep tıkalı. Bu nedenle de çakralarının bazıları açık bazıları tamamen tıkanmış, tükenmeye yüz tutmuş şekilde gelenler var. Ya da bazen üst çakralar (taç çakra- zihin çakra) açık diğer çakralara müdahale edilmemiş ve enerji sadece maneviyatı destekleyen çakralarda yoğunlaşmış. Veya zamanı beklenmeden üst üste inisiyeler verilmiş. Bu yanlış inisiyeler sonucu kişilerde duygusal dengesizlik, zihinsel negatiflik ve bedensel problemler ortaya çıkıyor maalesef. Neyse ki bu konuda çok önemli bir adım attınız. Yeni DVDniz çıktı ve bu DVD uyumlamaların nasıl yapılacağı ve semboller detaylı anlatılıyor. Sanırım bu ülkemizde bir ilk. Bu kadar detaylı ve açıklayıcı bir DVD çıkarmanızın amacı bu hataların düzeltilmesini sağlamak mıydı? Evet. DVD’de Usui Reiki’nin inisiyesini de anlattım. Bu benim doğrum değil. Bu, adına Reiki dediğimiz saygın öğretinin doğrusudur. Bu yolun öğretmenleri doğruyu yapmaya yoğunlaşmalıdırlar. Ben de elimden geldiğince bunu anlatmaya çalıştım. Herkes öğrensin herkes uygulasın diye. _DVD’den bahsetmişken, çok güzel bir DVD olmuş. Emeğinize sağlık. Reiki’ye başlayanlar ve ilerleyen _seviyeler için hem görseli bol hem de içerik olarak dolu dolu bir DVD. ___Bütün seviyelere değinilmiş; çakralar, Reiki teknikleri, uyumlamanın nasıl yapılacağı ve auralara kadar bir çok konuya girilmiş.  ___ Evet bu tarz bir DVD yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bir ilk.. Yabancı kaynaklarda da daha önce bu içerikte bir çalışma yapılmamış. Reiki 1. aşamadan Reiki öğretmenlik aşamasına kadar olan tüm temel bilgilere değinmeye çalıştık. Hem Reiki öğrencileri için görsel bir döküman hem de Reiki öğretmenleri için çok destekleyici bir kaynak oldu.  Hocam biraz grandmasterlık aşamalarından bahsedebilir misiniz? Bu da Türkiye için hala yeni bir kavram. Bana çok sorulan bir soru var; Usui Sensei grandmaster mıydı? Grandmasterlık aşaması 3b öğretmenlik aşamasını hakkıyla yaptıktan sonra verilen ustalık aşamalarıdır. Bu yolculuğu daha derinlerde tecrübe etmek isteyen ve buna baş koyanlara verilen bir aşamadır. Nasıl ki 100 Reiki öğrencisinden bir tanesi Reiki öğretmeni olursa, 100 öğretmenden de bir tanesi ışık aşamalarına devam eder. Bu nedenle de zaten bu aşamalara sahip olan insanlar nadirdir.Ve evet bu aşamalara sahip kişiler çok bilinmiyordu. Fakat şu düşünülmelidir ki son yıllarda internetin kullanımıyla birlikte Reikiile ilgili her türlü bilgiye ulaşılır oldu. Ondan öncesindeki genel bilgilerimiz batılı masterların yazdıkları kitaplardandı ve onların bahsetmemiş olması bu aşamaların olmadığı anlamına gelmez. Japonya içe kapalı bir kültürdür ve kendilerinde olan bilgileri de çok nadir dağıtırlar. Biliyorsunuz ki bu ilim Japonya’da keşfedildi ama henüz dünyaya yayılmamıştı, sadece orada uygulanıyordu. Dünyaya yayılması da Amerika’da yaşamış olan Bayan Takata’dan sonradır. Yani dünyanın Reiki ile tanışması yine bir batı mantığı taşıyan kişinin oradan bu bilgiyi tutup çıkarmasından sonra oldu. Grandmasterlık aşamaları da Japonya’da araştırmalar yapan oradaki ilk ve Dr. Usui’nin yakınlarında bulunmuş kişilerden öğrenilmiş bilgilerdir ve evet Usui Sensei 8. aşama Grandmaster Teacher’dır. Ayrıca, Bayan Takata da bu aşamadaydı ve bu aşamayı sadece Barbara Ray adlı öğrencisine verdi. Ve onu halefi olarak gösterdi. Fakat bu durum torunu olan Phyliss Frumoto tarafından olumlu karşılanmadı ve örtbas edildi. Biliyorsunuz Dünya’daki en büyük reiki topluluğu Pyhliss Frumotonun önderliğini yaptığı Reiki Allianztır ve bir çok reiki kitabı da kendileri referans alınarak hazırlanmıştır. Şimdiye kadar bu bilgiye ulaşılamaması için yeterli ve önemli bir gerekçedir diye düşünüyorum. Bu konu hakkında daha detaylı bilgiye http://reikiokulu.com/makaleler.php?content=usui-reiki-ekolu-ve-isik-asamalari-gercegi yazımdan ulaşabilirsiniz. Şimdi çok daha net geliyor kulağa. Zaten Bayan Takata, kendisinin grandmaster olduğunu dile getirmiştir ama nedense bu çok göz önüne alınmamış ve açıklanmamıştır. Tabi grandmasterlık seviyeleri bahsettiğiniz kadarıyla çok daha ciddi seviyeler. Ciddi disiplin ve olgunlaşma gerektiriyor. Ama maalesef birkaç günde bütün seviyeleri alıp grandmaster olanlar var. Bu kişilere karşı nasıl dikkatli olabiliriz? İnternetle birlikte edindiğimiz birçok nimetin yanında çeşitli sıkıntılar da edindik maalesef. Bilgi kirliliği, ilim ve emek korsanlığı da bunların başında geliyor. Grandmasterlık sembollerini eline geçiren bir kişi (bir çılgın da denebilir) bu sembolleri internet üzerinden satmaya başladı ve sonra bu sembolleri alan kişi de satmaya başladı, ardından onu alan da sattı ve derken uzayıp giden bir kendini kandırmaca başladı, hala daha devam ediyor. Eğer gerçekten inisiye olsalardı, bu insanlar kolayca kendilerine gelemezdi. Yani ağırdır bu aşamalar. Ben ilk 5&6. Aşamayı aldığımda 6 ay kendime gelemedim. Yine grandmasterlığa uyumladığım öğrencilerimden arınmaları 1 yıl süren var. Bu kişilere karşı dikkatli olmak için sertifikalarını sorun, soy ağaçlarını sorun, kendilerini iyice tanıyın,  eğitim içeriklerini sorgulayın. Bilinçaltı kodlama terapisi nedir, olumlu sonuçlar alıyor musunuz? Bilinçaltı kodlama terapisi geçmişte yaşanılan üzüntüler, acılar, travmalar, suçluluk duyguları, öfke, affedememe ya da gelecek endişe ve kaygısına yönelik yapılan bir zihin arındırma terapisidir. Yaptıran açısından çok pratik ve kolay bir terapidir öyle ki bunu 8 yaşındaki bir çocuğa da 80 yaşındaki bir insana da yapabiliyoruz. Yeter ki geçmişi hatırlamaya yönelik bir problemi olmasın. Terapinin sonuçları çok mutluluk verici. Seans sırasında ağlayan insanların seans sonunda şaşkınlıkla gülümseyip inanamıyorum “artık rahatsız etmiyor” demeleri benim bu işi sürdürmemde ki en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri oldu. Peki Kodlama terapisini kimlere önerirsiniz? Başta depresyon, panik atak, anksiyete gibi psikolojik problem yaşayan kişilere ve bunun dışında aşırı stres altındaki ya da boşanma, ölüm, ağır hastalık gibi yoğun zihinsel yıpranma yaşamış kişilere veya sadece zihinsel olarak yenilenmek isteyen herkese önerebilirim. Size nasıl ulaşabilirler? Ofisimiz İstanbul Göktürk’te bulunuyor. Ayrıca www.reikiokulu.com web sitemizde de iletişim bilgilerim mevcut. _Hocam başka eklemek istedikleriniz veya söylemek istedikleriniz var mı Reiki ile alakalı olarak?_ Reiki çok yalın ve sade bir öğretidir, kullandıkça her an yeni mucizelere tanık oluruz ve kuralları çok basittir. Bizden çok şey istemez; sadece doğru uyumlama! Lütfen uyumlama yapan kardeşlerim de, uyumlama almak isteyen kardeşlerim de bu hususa dikkat etsinler. Doğru inisiye alsınlar ve sabırla bu güzel öğretiyi uygulasınlar. Sonra tüm güzellikler kendilerine akmaya başlayacaktır. Röportaj için teşekkür ediyoruz… Bende teşekkür ederim. İsmail Bülbül Kimdir? 14 yıllık Usui Reiki eğitimini bu ekole ait olan tüm aşamaları alarak tamamlamıştır. 17. (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk’u da alarak USUI REIKI ekolünde dünyada 8 kişiden birisi olmuştur. 1996 yılında Usui Reiki 1 Marga Bayer’den 2000 yılında Usui Reiki 2′yi yine Marga Bayer’den 2004 yılında Usui Reiki 3a’yı Doris Kujer’den 2004′in sonunda yine Reiki 3b Doris Kujer’den alarak geleneksel aşama Usui Reiki Master/Teacher olmuştur. Usui Reiki geleneksel aşamalarını tamamladıktan sonra, IŞIK Aşamalarını da almak için gereklişartlar olan 1000 öğrenci inisiye etme ve Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavını başarma sürecini de aşmış ve Usui Reiki Işık Aşamalarını 5, 6, 7 ve 8. seviyeye kadar almaya hak kazanmıştır. 2007 yılının başlarında Ilka Speermanns’tan Usui Reiki 5 (Grose Harmonie) Büyük Huzur ve Usui Reiki 6 (Grose Teilen) Büyük Paylaşım’ı alarak Usui Reiki Grandmaster (Büyük Üstat) olmuştur. 2007 yılının ortalarında yine Ilka Speermanns ‘tan Usui Reiki 7 (Große Freiheit) Büyük Özgürlük ve 8. (Große Friede) Büyük Barış aşamalarını alarak Grandmaster/Teacher olmuştur. 2008′de Usui Reiki’ye ait olmayan Bilgelik ve Aydınlanma (Zoner, Kom, Dai Kiro Sey) (Weisheitssymbolen) inisiyelerini almıştır. 2008 yılında yine 9′dan 17′ye kadar olan Işık aşamalarını almak için gerekli olan Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavının son aşamasını da başarıyla geçmiştir. Ve üstadı olan Ilka Speermanns’dan 9- aşama (Wahre Glück) Gercek Mutluluk 10- aşama (Große Hoffnung) Büyük Umut 11- aşama (Große Kraft) Büyük Güç 12- aşama (Große Liebe) Büyük Sevgi 13- aşama (Große Lehrer) Büyük Ögreti Üstad aşamalarını almıştır. 14- aşama (Erkenne Dein Selbst) Kendini Tanıma. 15- aşama (Lebensweg und Bestimmung) Yaşam Yolu. 16- aşama (Das Kollektiv) Birlik Beraberlik.. 17- (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk. Uzmanlık Alanları: , Usui Reiki Eğitmeni, Kapsamlı Bilinçaltı Terapi, Kapsamlı Karma Terapi, Özgüven Terapisti… İletişim: http://reikiokulu.com/ info@reikiokulu.com https://www.facebook.com/ReikiOkulumuz
RTÜK'ün Ceza Verdiği 'Duygusuz Seks' Ne Kadar Mümkün?
İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ‘Arkadaştan Öte’ adlı filmin TV tanıtımlarında kullanılan “Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?” cümlesini çocuk ve gençlerin ahlakını bozucu olarak değerlendirdi. Böylece seks eylemi bir kez daha kirletici ve insan ahlakını bozucu bir yakınlaşma olarak tescillenmiş oldu. Peki, insan beyni açısından bakarsak içinde duygu barındırmayan bir seks yaşantısı ne kadar mümkün? İnsanlar için cinsel yakınlık anlık ya da mevsimsel bir aktivite değil. 'Libido' adını verdiğimiz cinsel olarak uyarılmışlık enerjisi ile yakınlık arayışı neredeyse gündelik yaşamın bir parçası. İster evrim diyelim, ister yaratılış, görünen o ki cinsellik hem bir başkası ile yakınlaşabilme, hem de bir bağlanabilme deneyimi. Çünkü kişi için akılda kalıcı bir haz deneyimine neden olan cinsel yakınlıklar bağlanma eğilimlerini tetikliyor. İnsan ruh sağlığı açısından birine bağlanabilme kabiliyetimiz üzerinde çok çalışılmış konulardan biridir. Dünyaya yeni gelen bir bebek anneye bağlanabilme kabiliyeti ile doğar. Arno Gruen, doğumdan hemen sonra annenin karnına yüz üstü bırakılan bir bebeğin, ilk beş dakika içinde kollarından aldığı destekle kafasını kaldırıp anne ile göz göze gelme eğiliminde olduğunu söyler. İlk beş dakika içinde kurulan bu ilk temas bebeğin sakinleşebilmesi için çok hayati görünmektedir. Bebek 72 saat sonra artık anneyi tanımış olacaktır, onu diğer kişilerden ayırabilir, onu görünce ya da dokununca sevindiğini gösteren tepkiler verir. İlk temel bağlanma sistemleri, bu temas yaşantıları sırasında oluşacak ve devamında kazanılan deneyimlerin toplam bilgisi, anne dışındaki kişilerle ilişki kurarken kullanılacaktır. Temas ve bağlanmayı bu kadar önemli kılan salgıladığımız hormonlar. Bu hormonlardan bir tanesi; sarılma, şefkat ve bağlılık hormonu olarak bilinen oksitosin. Kadınlarda çok kolaylıkla salgılanan bu hormonun bedendeki önemli etkilerinden biri döllenme ve doğum sırasında rahim yolundaki kasılmalara sebep olması. Böylelikle spermler, asidik ortamı nedeniyle daha kolay öldükleri rahim yolundan alkali bir ortam olan rahme daha hızlı geçebilirler. Oksitosin doğum sırasında da rahmin kasılmasını sağlar. Ve sonunda da anneden süt gelmesine neden olur. Bebeğin süt emerken meme ucunu vakumlaması da bu hormonu tetikler ve bu kez de süt kanalları kasılarak sütün bebeğe ulaşmasını sağlar. Biri ile sarılmak, okşanmak oksitosinin üretilmesini sağladığı için anne tarafından sık sık kucaklanan ve okşanan bebek, dünyaya gelirken en güçlü duyu organı olan teni sayesinde hissettiği duygular aracılığı ile bu hormonu salgılar ve anneye bağlanır. Yeterince ten teması kuramayan bakımhane bebeklerindeki erken bebek ölüm oranı daha yüksektir. Erkekler de birisi ile temas sırasında oksitosin salgılarlar. Orgazm olabilme sürecinde etkin bir rol oynayan oksitosin, orgazm sonrasında hemen bozunmaya başlar. Çünkü erkek gövdesinde etkin olan yüksek düzeyli dişil bir hormon uzun vadede olumsuz etkilere sebep olacaktır. Bu nedenle 'genel olarak', erkekler orgazm olduktan sonra kendi içlerine kapanır, konuşmak ya da temas kurmak istemezler. Oysa 'genel olarak' kadınlar daha çok sarılmak, bağlantıda kalmak isterler çünkü oksitosin dişi hormon sisteminin doğal bir parçasıdır ve bedendeki etkinliği sistem tarafından desteklenir. O halde cinsel ilişkiden sonra partnerinden uzaklaşan ya da çok eşli kadın ve erkeklerin bu eğilimlerini oksitosin seviyeleri ile mi açıklayacağız? Bunu söyleyebilmek için geçerli bir sebebimiz yok. Anımsanmalı ki, örneğin, sarılmak oksitosin salgılanmasına neden oluyor ve oksitosin seviyesi ise bağlılığı sürdürebilme ve pekiştirebilme kabiliyetimizde etkin. Bir döngü ile karşı karşıyayız. Şöyle bir örnekle açıklarsak; komik bir uyarana kahkaha ile yanıt verebilmemiz ne kadar mutlu olduğumuz yani serotonin düzeyimizle çok yakından ilgilidir. Ancak mutluluğu sürebildiğimiz sürece daha fazla serotonin üretiriz ve daha da mutlu olabiliriz. Buradaki döngü, tüm duygusal süreçlerimizde geçerlidir. Bu sistem, baskın bir ruh hali ve davranış değişimine neden olur; Sonunda yüksek sesle güleriz veya ağlarız ya da öfke ile bir şeyi parçalayıp 'sakinleşiriz'. (Aslında organizmalarımız, yaşamı sürdürmeyi amaçlayan denge halini koruma çabasındadır. Çünkü bir günle sınırlı olan zaman ve enerjimizi, olabildiğince doyurucu bir oranla uyumaya, beslenmeye, ilişkide olmaya, yalnız kalmaya, üretmeye ve dinlenmeye ayırmak zorundayız. Bu dengenin bozulması halinde depresyon, psikotik atak, anksiyete bozukluğu gibi tıp tarafından hastalık olarak tanılanmış, yaşam dengemizi bozan durumlar ortaya çıkar.) Temelde birbirine dokunmaya dayanan cinsel yakınlık bu nedenle her iki cinsiyet için de ruh sağlığı üzerinde sabır, hoşgörü ve sakinlik gibi etkileri olan oksitosinin salgılanması için oldukça önemli bir yaşantı. Bu açıdan bakınca 'Benden seksten başka bir şey istemeyeceğine yemin eder misin?' cümlesi, RTÜK gibi sansür kurullarınca değil, günümüz insanlarının neden yakınlaşmayı reddettiklerini ve bu yakınlığın yarattığı hazzı kısa kesmek istediklerini anlamaya çalışan bilim insanlarınca değerlendirilmeli gibi görünüyor.T24Mahmut Şefik Nil
Yoğun Acı Çekerek Öldü
2 aylık bebeğini ölüme terk ederek tatile giden anne için 25 yıla kadar hapis cezasi istendi Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde, 2 aylık bebeğini evde yalnız bırakıp 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde Hatay'daki ailesinin yanına giderek, bebeğinin ölümüne neden olduğu iddiasıyla tutuklanan anneye 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianamede, annenin, evde son defa besleyerek ölüme terk ettiği bebeğinin 6-7 gün yaşamış olabileceği belirtildi. Yine iddianameye göre, anne yasal engele takıldı, ısrarlı talebine rağmen kürtaj olamadı ve bebeğini zorunlu olarak doğurdu, Berk bebek yoğun acı çekerek öldü. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına hazırlanan iddianamede, Berk bebeğin annesi Seçil Müge D. 'şüpheli', babası olduğu tespit edilen Tayyar A. da 'mağdur' sıfatlarıyla yer aldı. İddianamede, 20 Ekim 2013'te Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi'nde görevli polis memurlarının, nöbetçi cumhuriyet savcısını arayarak hastaneye ölü bir bebeğin getirildiğini söylemesi üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi. BEBEK AÇLIK VE SUSUZLUKTAN ÖLDÜ Burada yapılan ilk inceleme 2 aylık olduğu anlaşılan bebeğin açlık ve susuzluk nedeniyle öldüğünün tespit edilmesi üzerine şüpheli olarak 35 yaşındaki anne Seçil Müge D. ile görüşülüp konuyla ilgili bilgi alınmak istendiği anlatıldı. İÇİ KÜFLENMİŞ MAMANIN OLDUĞU BİBERON Bununla yetinilmeyerek kolluk görevlileri eşliğinde şüpheli Seçil Müge D'yi de alıp Gölcük'teki evine gidildiği ifade edilen iddianamede, 'dubleks evin alt katında yapılan incelemede mutfak kısmında içi küflenmiş mamanın bulunduğu biberonun dikkati çektiği'ne yer verildi. YATAK ODASINDA POŞET İÇİNDE BEBEK BEZİ Yatak odasında bir poşet içinde kirli bebek bezi görüldüğü ve incelemede bu bezin uzun süre bebeğin üstünde kaldığının anlaşıldığı vurgulandı. İddianamede, şüphelinin 11 Ekim 2013'te Hatay'ın Erzin ilçesinde yaşayan ailesinin yanında gidip 20 Ekim 2013'te döndüğünü söylediği belirtilerek, bebeğin varlığından ailesinden kimsenin haberdar olmadığını anlattığı kaydedildi. BEBEK AÇ SUSUZ 6-7 GÜN YAŞAMIŞ Otopsi raporuna dikkat çekilen iddianamede, Berk bebeğin, otopsisinin yapıldığı 20 Ekim 2013'ten 2-3 gün önce öldüğü, şüphelinin 11 Ekim 2013'te bebeği evde son defa besleyerek bırakıp gitmek suretiyle ölüme terk ettiği bildirilerek, 'dolayısıyla bu belirtilere göre 17-18 Ekim 2013 tarihlerinde ölüm olayı gerçekleşen bebeğin 6-7 gün yaşamış olabileceği' kaydedildi. Yetişkin bir insanın sıvı ve yiyecek olmadan 10-14 gün, vücudun susuz kalması halinde ise 1-3 hafta aç kalabildiği bilgisine yer verilerek, bu sürelerin bebeklerde dayanma gücüne göre değişiklik gösterdiği anlatıldı. İddianamede, 'Mevcut olayda beslenerek bırakılan bebeğin 6-7 gün sıvı kaybederek hayatını kaybettiği anlaşılmıştır' ifadesi kullanıldı. YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEŞHİSİ Ayrıca 2011'den bu yana sağlık kurumlarından tüm muayene bilgileri alınan annenin, 2012'de 2 kez 'yaygın anksiyete bozukluğu (sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe durumu)' teşhisi konulduğu belirtildi. Şüphelinin Kurban Bayramı tatili için gittiği Erzin ilçesinden 9 gün sonra sabah 09.00'da Gölcük'teki evine geldiğini, yaptığı mamayı bebeğe yedirmeye çalıştığını fakat yemeyince bebeği ticari taksiyle hastaneye götürdüğünü söylediği kaydedildi. Zanlı annenin, sorgusunda, bebeğini anne, baba ve ailesinden kimsenin bilmediğini, kendisinin de 2,5 aylık hamilelikten sonra durumu öğrendiğini anlattığı ifade edildi. YASAL ENGEL NEDENİYLE KÜRTAJ OLAMAMIŞ İfadesinde, akrabası olduğunu söylediği M.Ş'den, bebeğini kürtaj yoluyla aldırmak için yardım istediğini, söz konusu kişinin kendisini bir doktora yönlendirdiğini ancak doktorun, bebeğin 2,5 aylık olduğu için alınamayacağını söylediği kaydedilen iddianamede, şüphelinin, yasal engel nedeniyle kürtaj yaptıramadığını ve bebeğini doğurmak zorunda kaldığını söylediği anlatıldı. Bebeğine, kendisinin okuldayken arkadaşlarının baktığını, fakat isimlerini söylemek istemediğini belirten şüphelinin, sorgusunda 'Hatay'a gitmeden önce, bebeği kime bıraktınız' şeklindeki soruya cevap vermediği kaydedildi.ukash.EYLEM DİYE BİRİ YOK İddianamede, zanlının daha sonra mahkemede, 'Hatay'a gideceği gün bebeğini evde bırakarak ayrıldığını, ancak soyadını hatırlayamadığı 'Eylem' adlı arkadaşını bebeğe ara ara bakması için tembihlediğini söylediği' yönünde ifade verdiği belirtilerek, yapılan teknik ve fiziki araştırmada, 'Eylem' isminde böyle bir kişinin olmadığının tespit edildiği, şüphelinin söz konusu kişiyi 'uydurduğu' bildirildi. BEBEĞİN ÖLDÜĞÜNÜ GÖRÜNCE ARKADAŞINA MESAJ ATMIŞ Zanlının, akrabası olduğunu söylediği M.Ş'nin ifadesinde, kendisiyle bir akrabalığının bulunmadığını, öğrencilik yıllarından bu yana tanışıklığının olduğunu söylediği anlatıldı. İddianamede, M.Ş'nin, Seçil Müge D'nin, bebeğin cesedini bulduğu gün kendisine mesaj attığını ve ne yapması gerektiğini sorduğu kaydedildi. Zanlının, ifadesinde, bebeğin babasının Adana'da polis memuru olarak görev yapan Tayyar A. olduğunu, kendisiyle geçen geçen yıl ocak ayı sonunda okulların yarıyıl tatilinde Adana'ya giderek, aynı evde bir hafta kaldığını, bu sürede ilişkiye girdiğini söylediği belirtildi. Tayyar A'nın, şüpheli ile ilişkisini ve Adana'da gerçekleşen beraberliğini doğruladığı ancak bebeğin varlığından habersiz olduğunu anlattığı ifade edildi. İddianamede, Tayyar A, şüpheli anne Seçil Müge D. ve maktul bebekten alınan kan, saç ve tükürük örneklerinin, İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderildiği ve burada yapılan incelemede, bebeğin annesinin şüpheli Seçil Müge D, babasının da polis memuru Tayyar A. olduğunun kesin olarak tespit edildiği bilgisine yer verildi. CEP TELEFONU KAYITLARINDA PİŞMANLIK BELİRTİSİ YOK 'Şüphelinin incelenen cep telefonu kayıtlarından, Hatay'ın Erzin ilçesinde geçirdiği süre zarfında, değişik erkek arkadaşlarıyla samimi sohbetlerine devam ettiği, herhangi bir pişmanlık duymadığı, hayatında herhangi bir değişiklik yapmadığı anlaşılmıştır' ifadesi kullanıldı. İddianamede, annenin 9 gün evde yalnız bıraktığı bebeğine, kasede mama yaparak kaşıkla içirmeye çalışması ve henüz 2 aylık bebeğin düşmemesi için etrafına yastıklarla tampon yapması gibi hususların, 'şüphelinin akli dengesinin yerinde olmayabileceği' kanaatini uyandırdığına dikkat çekilerek, şüpheliyi, akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevk edildiği aktarıldı. ''TATİLDE OLDUĞU SÜRE İÇİNDE ÖLECEĞİNİ BİLEREK TERK ETTİ'' İddianamede, şu ifadelere yer verildi: 'Şüphelinin en son evden ayrılmadan önce biberon içerisinde hazırlayarak bebeğine içirdiği mamanın küf bağlamış şekilde bebeğin odasında kalması ve geri döndüğünde biberonun bebeğin odasından alarak mutfağa bırakıp kase içerisinde mama yapması hususları birlikte değerlendirildiğinde, dışarıdan herhangi bir üçüncü kişinin herhangi bir müdahale veya girişimde bulunmadığı anlaşıldığı, bu konuda bebeğin annesi şüphelinin, bebeğin kendisinin tatilde olduğu süre içerisinde öleceğini bilerek terk ettiğinin anlaşıldığı, bebeğin yoğun acı çekerek ölüm olayının gerçekleştiği, herhangi bir kimseye emanet edildiğine dair hiçbir bulgunun yer almadığı görülmüştür.' BEBEĞİ HERKESTEN GİZLEMİŞ İddianamede, ayrıca şüphelinin evinde yapılan incelemede, bir paket bez, 3 ıslak mendil, bir bebek puseti, poşette birkaç ilaç ve bir küçük paket mama haricinde bebek için başka bir hazırlığın yapılmadığı kaydedildi. Evde bebeğin beşiğinin bulunmadığı, evin, imkanı olduğu halde bebek odasının hazırlanmadığına işaret edilen iddianamede, ayrıca gerek binadaki komşular nezdinde yapılan araştırmada gerekse iş arkadaşları ve ailenin bebekten haberdar olmadığı, şüphelinin bebeği herkesten gizlediği belirtildi. İddianamede, zanlının uzun zamandır arkadaşı olduğu anlaşılan tanık M.Ş ile durumu paylaştığı ve kendisinden yardım istediğine yer verilerek, bebeğin doğumu ve tedavisini bu kişinin yardımıyla gerçekleştirdiği ifade edildi. Milliyet
İlk Gece Korkusu
İlk gece nasıl geçer, ilk gece korkusu nasıl yenilir, ilk gece korkusunun bir rehabilitasyonu var mıdır? Gerdek gecesi  neler yapılmalı? Gerdeğe nasıl girilir?Yakın bir vakitte izdivaç edecek çiftlerin çoğunun aklında bu ve buna benzer sualler sanki uçuşmaktadır. Özellikte izdivaç etme çağında veya yakın bir vakitte izdivaç edecek çiftlerin bu konuda ciddi manada anksiyete (kaygı) yaşadıkları kaçınılmaz bir gerçek. Sanılanın aksine yalnızca kadınlar yaşamıyor ilk gece korkusunu, bu konuda yapılan çalışmalara göre erkeklerin de bu konuda ciddi korku ve kaygıları mevcut. İlk gece korkusunun ülkemizde bu kadar yaygın ve yoğun bir şekilde yaşanmasının en temel sebebi, ailelerin bu konuda çocuklarına yetersiz ve yanlış bilgi vermesidir. Ayrı olarak toplumun cinsellik konusuna negatif yaklaşımı da bu konuda tesirli olmaktadır. Kadınlarda İlk Gece Korkusu: Kadınlarda ilk gece korkusu yoğun olarak ilişki sırasında çok fazla kanama olacağı, çok fazla acı çekecekleri konusundadır. Kimi vaziyetlerde kendi cinsel uzuvlarının cinsel ilişki için çok küçük olduğu ve bu sebeple çok fazla acı çekecekleri yanlış idrak etmeler da görülebilmektedir. Erkeklerde İlk Gece Korkusu: Erkeklerde ilk ait en büyük korku, genelde performans anksiyetesi dediğimiz ya muvaffak olamazsam korkusudur. Bu vaziyet neticeninde, normal koşullarda ereksiyon olabilen bir erkek yaşadığı yoğun kaygı yüzünden olumsuzluklar yaşayabilir. Ayrı olarak erkeklerde cinselliği muvaffak olunacak bir görev gibi görme neticesinde ya muvaffak olmazsam korkusu da ortaya çıkabilmektedir. İlk Gece İçin Çiftlere Teklifler: Gerdek gecesinde netlikle zorlayıcı olunmamalıdır. Şayet kadın kendini cinsel ilişki için hazır hissetmiyorsa, zorlayıcı olunmamalı, sakinleştirici olmaya çalışılmalı ve anlayışlı olunmalıdır. İlk gece cinsel ilişkiye girmek zorunda değilsiniz: Evliliğe giden yol bol bol koşturmacalı ve yoğun bir süreçtir. İzdivaç etmeden evvelki son günde de düğün nedeniyle kadın ve erkek çok yorulurlar. Düğünden sonra kendinizi çok yorgun hissediyorsanız, ilk önce dinlenip sonra ilişkiye girebilirsiniz. Ön sevişme çok ehemmiyetli; kadın ve erkek ön sevişme yaparak birbirlerinin heyecanlarını azaltabilir, cinsel ilişkiye hem hazırlık yapmış olurlar hem de psikolojik manada deşarj olabilirler. Evlilik Öncesinde Cinsellik İle ilgili Bilgi Alınmalı: Yukarıda söz ettiğimiz üzere, çoğu insan cinsellik ile ilgili yanlış ve eksik bilgilere sahiptirler. İlk gecede olumsuz tecrübeler ve hayal kırıkları yaşamamak için doğru ve emin kaynaklardan bilgi alınmalı, gerekirse bir uzmandan destek alınmalıdır. Gerdek gecesi şayet çiftler kendi hanelerinde değil de aileleriyle beraber kalmak zorundalarsa, aile çifti o gece için dahi olsa yalnız bırakmalıdır. Zira yeni evli çift hanede başka birilerinin olması sebebiyle gereğinden fazla heyecan yaşayabilirler.Bu durum da olumsuz neticelere kapı aralayabilir. İlk gece yaşanan olumsuz tecrübeler çoğu kez eşlerin cinsel hayatını etkilemektedir.İlk gece konusunda ne kadar bilgili ve hazırlıklı olursanız sizin için o kadar güzel geçecektir.Evlilik öncesinde eşinizle birlikte bir psikologdan bu konuda danışmanlık alabilirsiniz. Kimi durumlarda kadınlar, cinsel uzuvlarını ve civarındaki adaleleri istemsiz bir şekilde adaleyerek cinsel ilişkiye giremeyebilirler. Veyahut ilişki esnasında devam eden bir şekilde çok fazla acı veyahut ağrı yaşayabilirler.Bu durumda öncelikle bir jinekologa gidilmelidir.Eğer meselenin sebebi fiziksel kaynaklı değilse, bir psikologdan yardım alabilirsiniz.
İlk Gece Korkusu
İlk gece nasıl geçer, ilk gece korkusu nasıl yenilir, ilk gece korkusunun bir rehabilitasyonu var mıdır? Gerdek gecesi  neler yapılmalı? Gerdeğe nasıl girilir?Yakın bir vakitte izdivaç edecek çiftlerin çoğunun aklında bu ve buna benzer sualler sanki uçuşmaktadır.Özellikte izdivaç etme çağında veya yakın bir vakitte izdivaç edecek çiftlerin bu konuda ciddi manada anksiyete (kaygı) yaşadıkları kaçınılmaz bir gerçek. Sanılanın aksine yalnızca kadınlar yaşamıyor ilk gece korkusunu, bu konuda yapılan çalışmalara göre erkeklerin de bu konuda ciddi korku ve kaygıları mevcut.İlk gece korkusunun ülkemizde bu kadar yaygın ve yoğun bir şekilde yaşanmasının en temel sebebi, ailelerin bu konuda çocuklarına yetersiz ve yanlış bilgi vermesidir. Ayrı olarak toplumun cinsellik konusuna negatif yaklaşımı da bu konuda tesirli olmaktadır.Kadınlarda İlk Gece Korkusu: Kadınlarda ilk gece korkusu yoğun olarak ilişki sırasında çok fazla kanama olacağı, çok fazla acı çekecekleri konusundadır. Kimi vaziyetlerde kendi cinsel uzuvlarının cinsel ilişki için çok küçük olduğu ve bu sebeple çok fazla acı çekecekleri yanlış idrak etmeler da görülebilmektedir.Erkeklerde İlk Gece Korkusu: Erkeklerde ilk ait en büyük korku, genelde performans anksiyetesidediğimiz ya muvaffak olamazsam korkusudur. Bu vaziyet neticeninde, normal koşullarda ereksiyon olabilen bir erkek yaşadığı yoğun kaygı yüzünden olumsuzluklar yaşayabilir. Ayrı olarak erkeklerde cinselliği muvaffak olunacak bir görev gibi görme neticesinde ya muvaffak olmazsam korkusu da ortaya çıkabilmektedir.İlk Gece İçin Çiftlere Teklifler:Gerdek gecesinde netlikle zorlayıcı olunmamalıdır. Şayet kadın kendini cinsel ilişki için hazır hissetmiyorsa, zorlayıcı olunmamalı, sakinleştirici olmaya çalışılmalı ve anlayışlı olunmalıdır.İlk gece cinsel ilişkiye girmek zorunda değilsiniz: Evliliğe giden yol bol bol koşturmacalı ve yoğun bir süreçtir. İzdivaç etmeden evvelki son günde de düğün nedeniyle kadın ve erkek çok yorulurlar. Düğünden sonra kendinizi çok yorgun hissediyorsanız, ilk önce dinlenip sonra ilişkiye girebilirsiniz.Ön sevişme çok ehemmiyetli; kadın ve erkek ön sevişme yaparak birbirlerinin heyecanlarını azaltabilir, cinsel ilişkiye hem hazırlık yapmış olurlar hem de psikolojik manada deşarj olabilirler.Evlilik Öncesinde Cinsellik İle ilgili Bilgi Alınmalı: Yukarıda söz ettiğimiz üzere, çoğu insan cinsellik ile ilgili yanlış ve eksik bilgilere sahiptirler. İlk gecede olumsuz tecrübeler ve hayal kırıkları yaşamamak için doğru ve emin kaynaklardan bilgi alınmalı, gerekirse bir uzmandan destek alınmalıdır.Gerdek gecesi şayet çiftler kendi hanelerinde değil de aileleriyle beraber kalmak zorundalarsa, aile çifti o gece için dahi olsa yalnız bırakmalıdır. Zira yeni evli çift hanede başka birilerinin olması sebebiyle gereğinden fazla heyecan yaşayabilirler.Bu durum da olumsuz neticelere kapı aralayabilir.İlk gece yaşanan olumsuz tecrübeler çoğu kez eşlerin cinsel hayatını etkilemektedir.İlk gece konusunda ne kadar bilgili ve hazırlıklı olursanız sizin için o kadar güzel geçecektir.Evlilik öncesinde eşinizle birlikte bir psikologdan bu konuda danışmanlık alabilirsiniz.Kimi durumlarda kadınlar, cinsel uzuvlarını ve civarındaki adaleleri istemsiz bir şekilde adaleyerek cinsel ilişkiye giremeyebilirler. Veyahut ilişki esnasında devam eden bir şekilde çok fazla acı veyahut ağrı yaşayabilirler.Bu durumda öncelikle bir jinekologa gidilmelidir.Eğer meselenin sebebi fiziksel kaynaklı değilse, bir psikologdan yardım alabilirsiniz.
Aşırı Kafein Tüketiminin Size Yapabileceği 19 Korkunç Şey
Artık ülkemizde de güne sıcacık koca bir bardak kahve ile başlayanların sayısı hiç de azımsanmayacak kadar. Ancak her şeyde olduğu gibi aşırı kafein tüketiminde de büyük riskler mevcut. Sabah içtiğiniz kahvenin, öğlen tükettiğiniz kolanın vücudunuza verdiği zarar tahminlerinizin ötesinde olabilir. İşte aşırı kafein tüketiminin size yapabilecekleri.
Takıntılı İnsanlardan mısınız?
Obsesiflik bir kişilik özelliğidir ve bu özelliklerin bir kişide bulunması anormallik sayılmaz. İleri düzeye taşınması ruh hastalığı sayılabilse de ufak tefek takıntılı davranışlar hemen hemen hepimizin hayatında yer almaktadır.