ÖTV Haberleri

ÖTV ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. ÖTV ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Emekliye ÖTV’siz Araç İddialarında Son Durum: Kimler ÖTV'siz Araba Alabilir? ÖTV'siz Araba Modelleri Hangisi?
Sosyal medyada ve kamuoyunda büyük heyecan yaratan emeklilere vergisiz araç satışı söylentilerine ilişkin detaylar şekilleniyor. Meclis’ten geçmiş resmi bir kanun bulunmasa da ekonomi yönetiminin masasında kısıtlı bir kitleyi kapsayan özel bir çalışma olduğu konuşuluyor. İşte kulislerde öne çıkan araç modelleri, düzenlemenin sınırları ve merak edilen tüm ayrıntılar.
2. El Araba Alacaksanız Bu Habere Dikkat Edin
Sahibinden araba almak istiyorsunuz ama kafanızda soru işaretleri mi var? Sahibinden araba almadan önce dikkat edilmesi gerekenler. Sahibinden araba alacaksanız bu habere dikkat edin Sahibinden araba almak istiyorsunuz ama kafanızda soru işaretleri mi var? Sahibinden araba almadan önce dikkat edilmesi gerekenler. Sahibinden araba alacaksanız bu habere dikkat edin Sahibinden araç satışlarının arttığı bugünlerde Sahibinden araç alırken dikkat etmeniz gereken püf noktaları var. İşte Sahibinden dizel araç alırken dikkat edilmesi gerekenler Sahibinden araç satışlarının arttığı bugünlerde Sahibinden araç alırken dikkat etmeniz gereken püf noktaları var. İşte Sahibinden dizel araç alırken dikkat edilmesi gerekenler Sahibinden araç satışları 2013 yılında otomobil satışları 664 bin 655 adetle yeni bir rekora imza attı. Sahibinden en çok satan araba markaları! İşte o liste İşte sahibinden satılık araç ilanları arasında başı çeken sahibinden.com adresinin en önemli markaları en çok satılan otomobil markaları Artan kur ve gelen ÖTV artışı ile otomotiv sektörü sıkıntılı bir yıla girerken 2013 yılını ise rekorla kapattı. Otomotiv Distribütörleri Derneği'nin (ODD) raporuna göre 2013 yılında otomobil ve hafif ticari araç pazarı yüzde 9.72 yükselerek 853 bin 378 adet oldu. 664 bin 655 adetle rekor kıran otomobil satışlarının yanı sıra 188 bin 723 adet hafif ticari araç satıldı. Sahibinden en çok araç satan marka sıralamasında ise bu yıl ilk defa bu unvanı alan bir marka zirvede yer aldı. 2013 YILINDA SAHİBİNDEN EN ÇOK SATAN ARABALAR SAHİBİNDEN BU OTOMOBİLLER YOK SATIYOR Sahibinden bu otomobiller kapış kapış, Sahibinden en çok satılan araba markası belli oldu, Türkiye'nin en büyük ilan sitesi sahibinden.com'a verilen ilanlarla ilgili çok ilginç veriler ortaya çıktı. Peki sahibinden en fazla satılan markalar bakın neler? Sahibinden.com'da peynir ekmek gibi satılan markalar belli oldu. Türkiye'nin en büyük ilan sitesi sahibinden.com'a verilen ilanlarla ilgili çok ilginç veriler ortaya çıktı. Sahibinden.com'da ilk üç ayda 300 bin'in üzerinde vasıta satıldı ya da kiralandı. Türkiye'nin en büyük pazar yeri sahibinden.com, 2013'ün ilk üç aylık sahibinden 'vasıta' verilerini açıkladı. Verilere göre yılın 1. çeyreğinde her 23 saniyede sahibinden 1, saatte sahibinden 160 ve günde sahibinden 3 bin 859 adet vasıta satıldı veya kiralandı. Sahibinden en çok tercih edilen marka ise Renault oldu. Ayda 3 milyarı aşkın sayfa görüntülemesi ile Türkiye'nin en çok ziyaret edilen e-ticaret sitelerinden sahibinden.com'da, 2013'ün ilk üç ayında satılan veya kiralanan vasıta sayısı, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 17 artış gösterdi. Bu dönem içinde sahibinden.com aracılığıyla 347 bin 373 adet vasıta yeni kullanıcılarıyla buluştu. İlan sayısında da 2013 yılı Ocak-Şubat ve Mart aylarında geçtiğimiz yıla oranla yüzde 26 büyümeyle toplam 1 milyon 887 bin 642 adet vasıta ilanının girildiği sahibinden.com'da, her 23 saniyede 1, saatte 160 ve günde 3 bin 859 adet vasıta satıldı veya kiralandı. En çok Renault, en hızlı Hyundai satılıyor Sahibindex 2013 ilk üç ayını kapsayan 'vasıta' verilerine göre, ilan giriş tarihinden bağımsız olarak en çok satılan marka 34 bin 300 adet ile Renault oldu. Renault'u sırasıyla Fiat, Opel ve Volkswagen takip etti. Hyundai ise ortalama 7 gün ile en hızlı satışı gerçekleşen otomobil markası oldu. En çok satılan model Ford Focus sahibinden.com aracılığıyla 2013'ün ilk çeyreğinde en çok satılan model ortalama 28 bin 500 TL ile Ford Focus oldu. Ford Focus'u, ortalama 23 bin 500 TL ile Renault Megane, ortalama 24 bin 500 TL ile Opel Astra ve 23 bin 100 TL ile Toyota Corolla izledi. 2013'ün 1. çeyreğinde de beyaz renkli manuel araçları tercih ettik Sahibindex verilerine göre 2013 Ocak-Şubat-Mart aylarında, 2011, 2010 ve 2004 model, beyaz renkli, yakıt tipi benzin ve Lpg araçlar tercih edildi. Yüzde 78 oranla manuel vites, yüzde 57 oranla da Sedan kasa araçlar en çok aranan özelliklerde ilk sırada yer aldı. SAHİBİNDEN SATILIK ARAÇLAR Sahibinden otomobil alanlara çok önemli uyarı geldi. ( Sahibinden ) Kilometresi düşürülmüş araçlarla karşılaşma riskinin arttığına dikkati çeken yetkililer sahibinden araç alacakları uyardı. Tüm ayrıntılar bu haberde. Otomobil almaya karar verdiniz. Ancak sıfır kilometre bir araç almayı düşünmüyorsunuz. Peki ikinci el araç alırken nelere dikkat etmeniz gerektiğini biliyor musunuz? Otomobilin motorundan şanzımanına, kaportadan döşemesine kadar dikkatle inceleyin. Mümkünse satın almaya bir otomobil tamircisi ile gidin. Otomobilin çalıntı olup olmadığını anlamak için motor ve şase numaralarını, ruhsattaki motor ve şase numaraları ile karşılaştırın. Çalıntı otomobil aldıysanız ödediğiniz paradan olacağınız gibi, çalmadığınızı ispatlayana kadar uğraşmanız gerekecektir. Otomobili mutlaka deneyin. Tanıdığınız bir tamirci veya kaportacıya götürüp kontrol ettirin. Kaza geçirip sonradan toplanmış olabilir. Vergi numarası uygulaması sayesinde artık ruhsatı üzerinize almamak gibi bir durum söz konusu değildir. Yine de aykırı uygulamalar olabilmekte. Bunun için mutlaka Ruhsat sahibi ile anlaşmaya çalışın. Otomobil sahibi ile anlaştığınızda, otoyu ücretini ortaklaşa ödeyeceğiniz bir otoparka teslim edin. Trafik Şube Müdürlüğü’nden otomobilin hilesiz olup olmadığını öğrendikten sonra, otomobilin sahibi ile birlikte otomobili çözün. Son zamanlarda rent a car şirketlerinden kiralananlar oto pazarında satılmakta. Bu otomobilleri alan kişiler ise mağdur durumda kalabiliyorlar.Bu nedenle otomobilin sicilini araştırmadan asla kaparo vermeyin. ALMAYI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ OTOMOBİLE BAKMAYA GİTMEDEN ÖNCE Eski elbiselerinizi giyin: Yeni elbiselerinizi kirletmekten çekindiğiniz için onlardan çok daha pahalıya malolacak arızaları göremeyebilirsiniz. yanınızda ellerinizi silecek bez ya da kağıt havlu alın Diğer gerekli malzemeler: Bulabilirseniz küçük bir mıknatıs Kalem Ekteki çeklist’in (kontrol listesi) fotokopileri Bulabilirseniz bir “Buji Anahtarı” Her zaman otomobile bakmaya gündüz gidin! Yağmursuz bir hava işinizi daha da kolaylaştıracaktır. Eğer mümkünse otomobilin geceyi geçirdiği yere gitmeyi tercicih edin, bu size ilk çalışmadaki sorunları gösterecektir. Satıcıya otomobil hakkında hiçbir şey sormaktan kaçınmayın. Kontrol için yeterli zaman ayırın, aceleci davranmayın Deneme sürüşünü mümkünse 20-50 kilometre hızla bir duvar boyunca yapın, Duvardan yankkılanan ses alışılmamış gürültüleri duymanıza yardımcıı olacaktır. Eğer bir aracınız varsa bu kontrolü daha önceden kendi arabanızla test edip kulağınızı eğitebilirsiniz. Satıcıyla randevulaşmışsanız 15 dakika önce gidin, otomobil için yapılan hazırlığı görmüş olursunuz. Mümkünse size yardımcı olacak bir arkadaşınızı yanınıza alın Otomobilin etrafında gezerek pas çürük ve boya hatalarını görmeye çalışın, ağır hasar görmüş bir arabayı dahi onarmak mümkündür. Ancak mükemmel onarım her zaman mümkün değildir. Otomobile her iki tarafından boylu boyunca bakın otomobilin üstündeki yansımalar bozuk olmayan kesintisiz bir hat izlemelidir. Onarım görmemiş bir otomobil, çıtaları düz bir hat izliyor ve boya üzerindeki yansımalar düzgün değildir. Onarım görmüş bir otomobil; kaporta üzerindeki yansımalar düzgün değil. Otomobilin kapı ile çamurluk aralarında üst ve alt aralıklarına dikkat edin üst ve alt aralıklar arasında fark olmamalıdır. Cam kenarını ve kapı açma kollarını/kilitlerini gözden geçirin; buralardaki boya hatalarını ya da kauçuk/metal aksam üzerindeki boya kalıntılarını bulmaya çalışın, bu tür izler otomobilin tekrar boyandığını gösterir. Kapıları açıp kapı iç kenarlarında kilit aksamı, elektrik kablo tesisatı kapı fitili gibi yerlerde boya izleri arayın. Kaputu açıp kaput bağlantı menteşelerindeki cıvata kenarında boya sıyrılma veya yer değiştirme izlerine bakın. Çamurluk ağızlarına, marşpiye altına paslar için bakın. Mıknatısınızı otomobilin değişik yerlerine (özellikle köşelerine ve tavanına) yapıştırın; mıknatısın değişik çekim gücü gösteriyorsa, bu boyanın altında macun tabakası olduğunu ve aracın anarıma girdiğini gösterir. Otomobilin dört köşesine gidip yukarıdan aşağıya sallamaya çalışın ve bırakın sağlıklı bir süspansiyon (amortisörler) 1-2 kez yukarı aşağıya hareket ettikten sonra duracaktır. Aynı akstaki lastiklerin hepsi (ön arka çiftler) aynı marka ve model olmalıdır. Otomobile dışardan bakın düz bir zeminde öne-arkaya veya sağa sola yatık duruyorsa yine süspansiyon sisteminde sorun vardır. Kaputu, motor çalıştırmadan açıp motora ve kablo demetlerine dikkatlice bakın yağ sızıntılarını ve sonradan bantlanmış kabloları tespit etmeye çalışın, sonradan bantlanmış kablolar gelişi güzel yapılmış onarımları işaret eder. Yağ kapağını açın ve fenerinizle içeriyi görmeye çalışın içerideki parçalar yağlı fakat kurumsuz, temiz olmalıdır. Yağ çubuğunu çekip ucundaki yağın rengini kontrol edin yağ eğer yeni ise koyu sarı olması çok önemli değildir. Çubuğun ucundaki yağı parmaklarınızın arasında ezip içinde çok küçük metal parçalar olup olmadığını hissetmeye çalışın; eğer metal parçalar hissederseniz motorun durumu sağlıklı değildir. Motor kayışlarını ve su seviyesini kontrol edin. Bunu yapmak için radyatör kapağını açmanız gerekecektir. Bu koşullarda motorun soğuk olduğundan emin olun; sıcak su yanıklara yol açabilir. Motoru çalıştırın; kolay çalışıp çalışmadığını kontrol edin, 3-5 dakika gaza basmadan çalıştırın bu sırada olağandışı sesleri dinleyin. Daha sonra 1 dakika yarım gaz verip egzozdan çıkan gazın rengine bakın; Mavi renkli gaz motorun yağ yaktığını ve onarıma girmesi gerektiğini gösterir (bu durum satıcı tarafından daha yoğun bir motor yağı 30 numara-konarak veya bir motor katkısı konarak berteraf edilebilir ancak bu durumda da buji kontrolü size gerçeği söyleyecektir.) Siyah renkli duman motorun gereğinden fazla yakıt tükettiğini gösterir; motor ve yakıt sistemi bakımsızdır. Yoğun beyaz duman silindirlere su karıştığını gösterir, motorun açılması gerekmektedir. Motor eğer soğuksa az miktarda beyaz duman ve bir miktar su damlaması normaldir. Çünkü zaten benzinin yanmasıyla bir miktar su oluşur. Motor ısındığında rolantide motorun normalin üstünde sarsılıp sarsılmadığını kontrol edin Eğer sarsılıyorsa düzensiz ateşleme veya yakıt kesintisi olmaktadır. Ateşleme sistemi veya yakıt sistemi bakımı gerektirir. Motora gaz verdiğinizde egzozdan gelen sesi dinletin patlat susturucu veya egzoz sızıntılarını belirlemeye çalışın. 1.vitesi takın ve el frenini bırakmadan otomobili yavaşça hareket ettirmeye çalışın otomobil hareket ederse el freni çalışmıyordur buna dikkat edin. Hareket etmezse el frenini indirip hareket edin. Olağan dışı bir sarsılma olursa debriyajınızda bir sorun var demektir. Otomobili hareket ettirdikten sonra hızlanmadan önce henüz 1. vitesteyken yavaşça frene basıp frenlerin çalışıp çalışmadığına bakın. Çalışmıyorsa el freni ile durmaya çalışın. Otomobili sürün ve sesini başta belirtildiği gibi dinlemeye çalışın, olağan dışı vuruntu, gıcırtı, tıkırtı gibi sesleri tespit etmeye çalışın. Tek seferde 180 derecede dönüş yapabileceğiniz bir yer bulun ve dönerken akslardan gelen sesi dinleyin aks uçları aşınmışsa dönerken tıkırtılar gelecek, otomobil düzeldiğinde bu tıkırtılar kesilecektir. Düz bir hatta giderken kontrollü bir şekilde direksiyonu bırakın otomobil sağa sola çekerse rot ayarında bir sorun vardır. Düz bir hatta seyrederken direksiyon düz değilse rot ayarı gerekmektedir. Düzgün bir yolda hızlandığınızda otomobil ve direksiyon titriyorsa lastiklerin balansı bozulmuştur, balans ayarı gerekmektedir. Aynı şekilde hızlandığınızda otomobil sağa sola sapıyor ve direksiyonu kontrol etmekte güçlük çekiyorsanız arka lastiklerden biri inik olabilir ya da ön takımda (rot ve rotiller, akslar, salıncak burçları) sorun vardır. Rot ve balans ayarları bozuk bir otomobili bu ayarları yaptırmadan almayın birçok durumda ayar bozukluklarına bozuk bir parça neden olmaktadır. Sahibinden Dizel araç alacaklara uyarı Türkiye'de dizel araçlara karşı bir yönelim olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kadir Aydın, benzinli mi yoksa dizel mi alınmalı sorusunu şöyle yanıtladı; 'Dizel araçlar yüzde 5 daha az yakıt harcadığı için şuanda çok rağbet görüyor. Fakat Türkiye'de dizel araçların egzoz emisyonu daha fazla diye vergilerinin arttırılması söz konusu. Bundan 3-5 yıl önce benzinle motorinli araçlar arasındaki fiyat farkı 2-3 bin TL civarındayken, 6-8 bin TL ve daha üzerine çıktı. Bunun için vatandaşlar araç alırken çok daha dikkatli olsun! Bugün benzinli araçlarda da çok az tüketen dizel ve benzinli araçların bir karmaşığı olan TSI - GDI dediğimiz direk benzin püskürtmeli motorlar var. Bu araçların da yakıt tüketimleri dizel araçlara çok yakın. Artık insanlarımız seçim yaparken maliyet, kullanım sürelerini dikkate alınmalı. ' Milliyet
AKP Esnafı Da “Sıfırladı”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, TESK’in 2005’ten bu yana tuttuğu kayıtlara göre, AKP iktidarının son 9 yılında toplam 1 milyon 145 bin 641; yani yılda ortalama 135 bin esnaf ve sanatkâr mesleği bırakarak sicil kaydını sildirdiğini bildirdi. Nevşehir, Burdur ve Bartın başta olmak üzere 17 ilde durumun çok daha vahim olduğunu, bakkal, bayi ve büfe esnafının işyerlerinin daha çok kapandığını vurgulayan Umut Oran, '30 Mart'ta esnaf da kendisinin sıfırlayan AKP'yi sıfırlayacaktır. Esnaf ve sanatkârımız ekonomik yapıda hak ettikleri ve olması gereken konuma CHP iktidarında gelecektir' dedi. Yazılı açıklama yapan Umut Oran, CHP'nin esnaf ve sanatkara yönelik proje ve çözüm önerilerini de anlattı. Umut Oran'ın açıklaması şöyle: TESK’in 2005’ten bu yana tuttuğu kayıtlara göre, AKP iktidarının son 9 yılında toplam 1 milyon 145 bin 641; yani yılda ortalama 135 bin esnaf ve sanatkâr mesleği bırakarak sicil kaydını sildirdi. Ocak 2005-Şubat 2014 döneminde ticari faaliyeti bırakan esnaf ve sanatkâr sayısı, aynı dönemde bu alanda faaliyete geçenlerin yaklaşık dörtte üçünü oluşturdu. Bu dönemde faaliyetine son veren esnaf ve sanatkâr sayısı Şubat sonu itibariyle 1 milyon 510 bin dolayında bulunan faaliyetteki mevcut esnaf ve sanatkâr sayısının da yaklaşık yüzde 80’ine denk geliyor. 1.5 milyon dolayındaki mevcut esnaf ve sanatkârlar, aileleriyle birlikte düşünüldüğünde ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Sosyoekonomik ve demografik açıdan stratejik önem taşıyan, toplumun sigortası konusundaki esnaf ve sanatkâr kesimi, büyük zincirlerle rekabette zorlanıyor, mevzuattan kaynaklanan sorunlar, ağır mali yükler altında eziliyor. AKP iktidarı, küçük esnafı, perakendecilik sektörüne giren büyük sermaye gruplarına ezdirdi. Pıtrak gibi çoğalan AVM’ler, esnaf ve sanatkâra büyük darbe vurdu ve vurmaya da devam ediyor. Esnaf ve sanatkârlarımız, ekonomik ve sosyal yapımızın istikrar unsuru, toplumumuzun orta direğidir; bölgeler arası dengeli büyüme ve gelişmeye katkısı, istihdam artışı-işsizliğin azalmasındaki önemli rolü yadsınamaz. - CHP olarak bizler, esnaf ve sanatkârlarımızın talep değişikliklerine ve çeşitliliklerine ve rekabet koşullarına hızla uyum sağlayabildikleri bir düzen öngörüyoruz. Ekonomik ve sosyal yapımızın istikrar unsuru, toplumun orta direği olan esnaf ve sanatkâr kesim, AKP iktidarı döneminde ağır darbe yedi. AKP iktidarı, küçük esnafı, perakendecilik sektörüne giren büyük sermaye gruplarına ezdirdi. Bölgeler arası dengeli büyüme ve gelişmeye katkısı, istihdam artışı-işsizliği azaltmadaki önemli rolü dolayısıyla Türkiye’nin demografik yapısı açısından son derece büyük önem taşıyan esnaf ve sanatkâr kesimde, AKP döneminde tam bir yaprak dökümü yaşandı. Ülke genelinde pıtrak gibi çoğalan AVM’ler, esnaf ve sanatkâra büyük darbe vurdu ve vurmaya da devam ediyor. Sosyoekonomik ve demografik açıdan stratejik önem taşıyan esnaf ve sanatkâr kesimi, büyük zincirlerle rekabette zorlanıyor, mevzuattan kaynaklanan sorunlar, ağır mali yükler altında eziliyor. 9 yılda 1,2 milyon esnaf ve sanatkâr faaliyetini sonlandırdı Esnaf ve sanatkârların çatı kuruluşu olan Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu’nun (TESK) istatistik kayıtlarını tutmaya başladığı 2005’ten, Şubat 2014’e kadar olan dönemde 1 milyon 212 bin 73 esnaf ve sanatkâr “sicil terkini” yaptırdı, yani faaliyetine son vererek kaydını sildirdi. Buna göre yılda ortalama 135 bin dolayında esnaf ve sanatkar mesleki faaliyetini bırakmak, işyerini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Gazetesi’nde yayımlanan ilanlardan derlenen bu verilere göre; aynı dönemde esnaf ve sanatkârlık için sicil kaydı yaptıranların sayısı ise 1 milyon 709 bin 438 oldu. Buna göre Ocak 2005-Şubat 2014 döneminde ticari faaliyeti bırakan esnaf ve sanatkâr sayısı, aynı dönemde bu alanda faaliyete geçenlerin yaklaşık dörtte üçünü (yüzde 71) oluşturdu. Anılan 9 yıllık dönemde faaliyetine son verenlerin sayısı Şubat sonu itibariyle 1 milyon 510 bin dolayında bulunan faaliyetteki mevcut esnaf ve sanatkâr sayısının da yaklaşık yüzde 80’ine karşılık geliyor. 17 ilde durum çok vahim Bu dönemde mesleği bırakanların yeni ticaret hayatına atılanlara oranı özellikle Nevşehir, Burdur, Bartın gibi illerde rekor kırdı. Bunlarla birlikte Aydın, Ardahan, Balıkesir, Ordu, Kars, Bolu, Amasya, Afyon, Eskişehir, Düzce, Trabzon, Konya, Artvin veKırıkkale’de de sicil kaydını sildirenlerin sayısı, yeni kayıt yaptıranların üzerinde; Kastamonu, Manisa, Bingöl, Rize, Muğla, Kırşehir, Kütahya, Sinop, Gümüşhane, Niğde, Zonguldak, Karaman ve Yalova’da ise iki sayı neredeyse başa baş gerçekleşti. Mesleği bırakanların, yeni başlayanlar oranı üç büyük kentte de rekor düzeylere ulaştı. Kapanma rekoru bakkal, bayi ve büfelerdeSicil terkini yapan esnaf gruplarının başında bakkallık, bayilik, büfecilik; kahvecilik, kıraathanecilik ve internet kafe işletmeciliği; minibüsçülük; taksicilik; kadın ve erkek kuaförlüğü; nakliyecilik ve nakliye komisyonculuğu; kamyonculuk, kamyonetçilik; lokantacılık; pazarcılık; servis aracı işletmeciliği geliyor. Kır kahvesi, çay bahçesi, çay ocağı, piknik ve dinlenme yeri işletmeciliği; tuhafiyecilik; şoförlük; konfeksiyon imal ve satıcılığı; otobüsçülük; kafe, kafeterya, kahvaltı salonu işletmeciliği; emlakçılık; aperatif yiyecek maddeleri imal ve satıcılığı; turistik, otantik hediyelik ve hatıra eşya imal ve satıcılığı ve hırdavatçılık da en fazla sicil terkini yapılan işler arasında... AKP, AVM’de ranta baktı esnafı unuttu AKP iktidarı, küçük esnafı, büyük sermayeye karşı koruyucu önlemleri almadı. Büyük sermaye gruplarının perakendecilik sektörüne girerek bu işi büyük ölçekli zincirlerle yapma eğilimi sonucunda İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropoller başta olmak üzere ülke genelinde pıtrak gibi çoğalan AVM’lerin sayısı 300’e ulaştı. Daha önce çarşı ve pasaj dükkânlarında gerçekleşen perakende ticaret, ülke genelinde yaygınlaşan AVM’lerde toplanırken, kentlerin geleneksel dokusundaki bozulma ve çarpık gelişme de bununla at başı gitti. Kentlerin en merkezi yerlerine dikilen AVM’ler, bir yandan halkın ortak kullanım alanı olan ve nefes almasını sağlayan yeşil alanlar ve meydanları yok ediyor, bir yandan da kent ekonomisi ve demografisinin en önemli unsurları olan küçük mağaza ve işyerlerinin varlığını tehdit ediyor. Esnaf ve sanatkâr kesim nüfusun yüzde 10’u… Şubat sonu itibariyle sayıları 1 milyon 510 bin 945 olan mevcut esnaf ve sanatkârlar, aileleriyle birlikte düşünüldüğünde ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Esnaf ve sanatkâr sayısında nüfusuyla orantılı olarak İstanbul 169 bin 761 kişiyle başı çekiyor. Bu ili 98 bin 429 esnaf ve sanatkârla İzmir, 71 bin 299 kişiyle Ankara, 63 bin 719 kişiyle Antalya, 57 bin 102 ile Bursa, 44 bin 409 kişi ile Konya, 43 bin 12 kişiyle Mersin, 40 bin 475 kişiyle Manisa izliyor. Daha sonra 38 bin 547 kişiyle Adana ve 37 bin 407 kişiyle Balıkesir geliyor. Ülke genelindeki toplam esnaf ve sanatkârların yüzde 44’ü bu on ilde kayıtlı. Bölgelere göre bakıldığında ise ülke genelindeki toplam esnaf ve sanatkarların yüzde 25.9’unun Marmara’da olduğu görülüyor. Bu bölgede esnafın nüfusa oranı yüzde 1.7 düzeyinde. Ülkedeki tüm esnaf ve sanatkarların yüzde 18’i Ege, yüzde 15.2’si Akdeniz, yüzde 14.6’sı İç Anadolu, yüzde 13.1’i Karadeniz, yüzde 7’si Güneydoğu, yüzde 6.2’si Doğu Anadolu bölgesinde. Esnaf sayısının bölge nüfusuna oranı yüzde 2.8’le Ege’de en yüksek düzeye ulaşıyor. Karadeniz yüzde 2.6 ile ikinci sırada…   Esnaf ve sanatkâr toplumun sigortası… Esnaf ve sanatkârlarımız, ekonomik ve sosyal yapımızın istikrar unsuru, toplumumuzun orta direğidir. Esnaf ve sanatkârlar, özellikle işletme sayılarının çokluğu, ülke çapında istihdama sağladıkları büyük katkı, bölgesel sosyoekonomik dengelerin kurulması ve üretimde azımsanmayacak bir paya sahip olmaları nedeniyle, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ekonomik ve sosyal yapının önemli bir unsurudur. Anayasamız devletin esnaf ve sanatkârları koruyup desteklemesini hükme bağlıyor.  Dolayısıyla esnaf ve sanatkârı koruyup desteklemek anayasal bir görevdir… Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal yapısında esnaf ve sanatkârlar ve küçük işletmelerin önemi saymakla tükenmez. Daha az yatırımla üretim yapabilmeleri ve ürün çeşitliliği sağlamaları, emek-yoğun çalışarak ve ülke çapında istihdam yaratarak işsizliği azaltmaya katkıda bulunmaları, istihdamı daha düşük maliyetle sağlamaları bu kesimin ülke ekonomisi açısından önemini gösteriyor. Bu kesim talep değişikliklerine daha kısa sürede uyum sağlama becerisine sahip, ekonomik dalgalanma ve krizlerden korumasız olarak etkilenmekle beraber, bu şartlara genellikle büyük işletmelerden daha kolay ve çabuk uyum sağlayabiliyor. Bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını azaltmaya katkıda bulunan esnaf, sanatkâr ev küçük işletmeler, yan sanayi olarak büyük ölçekli firma ve yatırımları destekliyor ve tamamlıyor, nitelikli işgücünün yetiştirilmesine katkıda bulunuyor.  Bu kesim, gelirin dengeli dağılımına katkı sağlamaları ve orta sınıf olarak toplumsal hayatta denge faktörü olmaları ve istikrara katkıları ile demokrasinin vazgeçilmez unsuru ve adeta toplumun sigortası konumunda bulunuyor. Esnaf ve sanatkâr ağır sorunlar altında eziliyor… ü  Sosyoekonomik ve demografik açıdan stratejik önem taşıyan esnaf ve sanatkâr kesimi, büyük zincirlerle eşitsiz rekabet koşulların yanı sıra mevzuattan kaynaklanan sorunlar, BAĞ-KUR’la ilgili yükümlülükler başta olmak üzere ağır mali yükler altında eziliyor. ü  Esnaf ve sanatkâr kesimi büyük sermaye kuruluşları karşısında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. ü  Esnaf ve sanatkâr işletmeleri, finans kaynaklarına ulaşamıyor. Bu nedenle de gelişmiş teknoloji kullanarak üretim yapabilme ya da tüketicinin büyük zincirlere tercih edeceği kaliteli ve ucuz hizmeti sunma kapasitelerini geliştiremiyorlar. Yeterli finans desteği bulamadıkları için kendilerini yenileyemiyor, rekabet gücü kazanamıyorlar. ü  Esnaf ve sanatkâr işletmeleri ağır bürokratik işlemlerden mağdurlar; vergi ve sosyal güvenlik ödemelerinden dolayı zorlanıyorlar. ü  Pazarlama, yönetim, tanıtım bilgilerinin eksik oluşu, esnaf ve sanatkâr işletmelerinin büyük perakende zincirleri ve sermaye kuruluşları ile rekabet etmesini imkânsız hale getiriyor. ü  Son kredi kartı düzenlemesiyle taksitin sınırlanması esnafı olumsuz etkiledi. Protestolu senetler ile takipteki alacaklardaki artışlar da koşulları iyice içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Esnaf da kendisini sıfırlayan AKP’ye sıfır verecek 30 Mart yerel seçimleri, Türkiye’nin 12 yılını çalan AKP iktidarından kurtulma sürecinde önemli bir dönüm noktası olacak. Yerel seçimlerde oy kullanacak seçmenin önemli bir bölümünü esnaf ve sanatkâr kesim oluşturuyor. Esnaf ve sanatkârın oy tercihi, ülkenin kaderini belirleyecek nitelikte ve AKP uygulamalarından zihniyetinden kurtulma yönünde büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 12 yılını çalan; küçük esnafı AVM’lere ezdirerek yok eden bu rantçı iktidardan kurtulmada esnaf ve sanatkârımıza büyük görev düşüyor… Esnaf ve sanatkâr kesimin iradesi;  ekonomide haksız rekabetin ve tekellerin hâkimiyetinin sona erdiği yeni Türkiye’ye giden yolda belirleyici olacaktır. Bu nedenle esnafımız da iktidarı döneminde kendisini bitiren AKP’yi sandıkta sıfırlayacağına inanıyorum. Peki CHP ne yapacak?   CHP ise bölgeler arası dengeli büyüme ve gelişmeye katkıda bulunan, ülke çapında istihdamı artıran, ekonomik ve toplumsal yapının vazgeçilmez unsuru olan esnaf ve sanatkârlarımızın talep değişikliklerine ve çeşitliliklerine, rekabet koşullarına hızla uyum sağlayabildikleri bir düzen öngörmektedir. Esnaf ve sanatkârımız ekonomik yapıda hak ettikleri ve olması gereken konuma CHP iktidarında gelecektir. Bu doğrultuda; 1-      Ekonomik büyümeden esnaf, sanatkâr ve küçük işletmelere yeterli pay verilecektir. 2-      Ülke ekonomisinin canlandırılması için hazırlanan destek paketlerine esnaf ve sanatkârlar öncelikli olarak dâhil edilecek, tamamen bu kesime özel teşvik ve destek paketi hazırlanacaktır. 3-      Bu kapsamda, yeni işyeri açacak esnaf ve sanatkârlara 5 yıl süreyle vergi indirimi, 4-      Esnafımıza, bir önceki yıl ödediği SGK primi ve gelir vergisi oranında, sıfır faizli Cansu Suyu Kredisi verilmesi, 5-      Nakliyeci esnafına indirimli akaryakıt, şoför, minibüsçü ve servisçi esnafına bir kereye mahsus KDV ve ÖTV alınmadan araçlarını yenileme imkânı, esnafın yanında çalışanların sosyal güvenlik primlerinde indirim, kalfaların sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanması, enerji fiyatlarında indirime gidilmesi, 6-      Halk Bankası’nın ayakkabı kutuları yerine yeniden esnaf ve KOBİ’lerle ilgilenmesi, Ziraat’in ise yeniden çiftçinin bankası haline gelmesi, 7-      Yapısı güçlendirilecek, siyasi baskılardan arındırılıp, özerkleştirilecek Halk Bankası tarafından kullandırılan esnaf kredilerinde sıfırdan başlayan faizlerle çeşitlendirilmesi sağlanacaktır. 8-      Esnaf ve sanatkârlara Halk Bankası tarafından kullandırılan krediler mesleklere göre çeşitlendirilecek, kredilerin vadeleri uzatılacak ve bütçeden ayrılan destek miktarı artırılacaktır. 9-      Çok sayıda vergi, harç ve prim yükü altında ezilmekte olan esnaf ve sanatkârlar bu kargaşadan ve yükten kurtarılacaklardır. Vergi sisteminde bürokrasi azaltılacak, esnaf ve sanatkârın vergi işlem ve mevzuatı kolaylaştırılıp, sadeleştirilecektir. 10-  Gelir Vergisi Kanunu’nda esnaf ve sanatkâr tanımı yenilenecek, esnaf muaflığının kapsamı yeniden tanımlanacaktır. Kaldırılmış olan, vergiden muaf esnaf ve sanatkârların esnaf odalarına kayıtlı olmaları koşulu yeniden öngörülecek, Vergiden Muaf Esnaf Belgesi’nin esnaf odalarınca verilmesi sağlanacaktır. 11.  __Esnaf ve sanatkârlar ile ücretlilere uygulanan gelir vergisi oranları diğer mükelleflerin tabi olduğu tarifeden 5 puan düşük olarak belirlenecektir. 12-  Esnaf ve sanatkârların birikmiş vergi ve SGK prim borçlarının gecikme faizleri, enflasyon oranı esas alınarak yeniden yapılandırılacaktır. 13-  Esnaf ve sanatkârlarımızı, sanayi ve bilgi toplumunun yeni üretim sektörlerine, katma değeri yüksek yeni mal ve hizmet üretimlerine, kendi faaliyet alanlarında inovasyona yönlendirecek girişimcilik, bilgi ve teknoloji, finansman ve kredi desteği sağlanacaktır. 14-  Küçük Sanayi Sitelerinde faaliyet gösteren esnaf ve sanatkârlara sağlanmakta olan düşük faizli ve sosyal amaçlı kredi desteği uygulamaları güçlendirilerek, bu kesimin üretimini artırıcı, rekabet gücünü geliştirici araca dönüştürülecektir. 15-  Esnaf ve sanatkârların üst destek kuruluşlarının siyasi ipotek veya baskı altına alınma uygulamalarına son verilecektir. Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatiflerinin esnafa destek çalışmalarının güçlü ve etkin olması özendirilecek ve denetlenecektir. 16-  Esnaf ve sanatkârlara, KOBİ’lere sağlanan kredi olanaklarının yeni kredi ve finansman yöntemleri ile ‘on yılda beş katına’ çıkartılması hedef alınacaktır. 17-  Hiper ve grosmarketlerin kuruluş ve faaliyetlerine sınırlama getiren AB mevzuatı ülkemizde de yürürlüğe konularak, bu kurumların mahallelerde alt birimler açarak bakkallarla rekabete girmelerinin önü alınacaktır. 18-  Esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lerin sanayi envanteri eksiksiz olarak çıkartılacak, bu birimlerin sorunlarına en üst düzeyde sahip çıkılacaktır. 19-  Anayasada düzenlenen haklardan olan “Yaşam Hakkı” bütün temel haklardan daha üstün olduğundan 60 günden fazla prim borcu bulunan esnaf ve sanatkârların ve ailelerinin sağlık hizmetinden faydalanması sağlanacaktır. 20-  Düz lise ve üniversite mezunu işsiz gençlerin çıraklık eğitimi yoluyla kendilerini yeni meslek alanlarına yönlendirmesi amacıyla çıraklık eğitimi bütünüyle yenilenecek ve geliştirilecektir. 21-  Mesleki eğitim yapan işletmeler ve meslek kuruluşları beşeri, teknik ve mali açılardan teşvik edilecektir. 22-  Esnaf ve sanatkârların el emeğine dayalı veya küçük işletmelerde üretilen mallarının dış pazarlarda tanıtılmasına katkı sağlayacak fuarlara katılmaları, özel teşvik sistemi ile desteklenecektir. 23-  Ticari amaç kapsamında yurt dışında işbirlikleri kurmak ve seminer, konferans ve fuarlara katılmak üzere yapılacak geziler için vize kolaylığı sağlanması amacıyla girişimler başlatılacaktır. 24-  Devlet, esnaf ve sanatkâra yönelik danışmanlık hizmetlerinin yoğunluğu ve çeşitliliğini artırıcı önlemler alacaktır.
Araç Sahibi Olmadan Önce İkinci Kez Düşünmeniz İçin 16 Sebep
Araç sahibi olmak prestijinin yanı sıra hayatı kolaylaştırdığı düşünülen bir durum. Peki gerçekten öyle mi? Araç sahibi olduğumuz da sınıf atlayıp hayatı daha mı güzel yaşamaya başlıyoruz? İşte araç sahibi olmayı bir kere daha düşünmenizi sağlayacak bazı küçük ipuçları. Karar elbette yine sizin.
AKP İktidarı Fahiş Benzin Vergileriyle De Halkı Soydu
AKP döneminde akaryakıta yapılan zamları ve üzerindeki dolaylı vergi yükünü inceleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, 'AKP döneminde benzin yüzde 210 pahalandı. Bu dönemde dolardaki yüzde 35'lik artıştan arındırıldığında benzin fiyatındaki net artış yüzde 129'a geliyor. AKP, petrol ürünlerinden alınan fahiş vergiler yoluyla yıllardır halkı soyuyor. Türk halkı, uygulanan fahiş vergiler nedeniyle akaryakıta diğer ülke yurttaşlarının kat kat üzerinde para ödüyor. Bu çarpıklığı ancak halkçı bir iktidar düzeltir, bu soyguna CHP son verecektir' dedi.Yazılı açıklama yapan CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran şunları kaydetti:5 TL'yi aşan benzin fiyatıyla dünya rekortmeni olan Türkiye, Fed kararları ve 17 Aralık operasyonları üzerine döviz kurundaki sıçrama nedeniyle dolar cinsinden sıralamada birkaç basamak aşağı kaysa da hala ilk 5'te yer alıyor.Türkiye'de fahiş benzin fiyatının nedeni, tüketiminden alınan insafsız nitelikteki dolaylı vergiler… Vatandaşın 1 litre benzine ödediği paranın sadece üçte biri ana fiyat… B ütçe açıklarının kapamada kolay yöntem olarak başvurulan ve fiyatın içinde tahsil edilen aşırı yüksek miktar ve oranlardaki ÖTV, KDV gibi dolaylı vergilerle birlikte benzinin pompa fiyatı, rafineri çıkış fiyatının 3 katına ulaşıyor.Türkiye'de dolar bazında benzin fiyatı, kişi başına milli gelirin 100 bin doları aştığı Norveç'teki ile neredeyse aynı düzeyde. Bir depo benzinin bedeli Norveç'te asgari ücretin yaklaşık yüzde 2'sine, Türkiye de ise dörtte birine denk geliyor.AKP döneminde; özellikle de serbest fiyat sistemi ne geçilen 2005'ten sonra, akaryakıttan alınan yüklü miktardaki dolaylı vergiler, bütçe açıklarının kapatılmasında önemli bir rol oynadı. EPDK verilerine göre 2005-2012 döneminde akaryakıttan 181 milyarı ÖTV ve 69 milyarı KDV olmak üzere toplam 250 milyar liralık dolaylı vergi tahsil edildi.AB'ye uyum gerekçesiyle ÖTV'de ' kırsal motorin ' uygulaması 2011 başında kaldırıldı, çiftçinin kullandığı motorinle, gemilerde ve diğer alanlarda kullanılan motorinin fiyatı eşitlendi. Yani Çiftçi Mehmet 'in traktöründe kullandığı motorinden de 'gemiciklerin' yaktığı motorinden de aynı ÖTV alınıyor, ikisi de 1 litre motorine aynı parayı ödüyor.AKP hükümeti yıllarca bütçeyi, başta akaryakıt olmak üzere vatandaşın tüketiminden aldığı dolaylı vergilerle finanse edip, sonra da 'mali istikrar'ı sağlamakla övündü, 'cari açık azar' bahanesiyle de vergi oranlarını makul düzeylere çekmekten kaçındı, ancak cari açıkta da Türkiye'yi dünya rekortmeni yaptı.AKP, petrol ürünlerinden alınan fahiş vergiler yoluyla yıllardır halkı soyuyor. Türk halkı, uygulanan fahiş vergiler nedeniyle akaryakıta diğer ülke yurttaşlarının kat kat üzerinde para ödüyor.Bu çarpıklığı ancak halkçı bir iktidar düzeltir, bu soyguna CHP son verecektir.AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılının sonunda 1.64 TL (1 dolar) olan benzinin litre fiyatı, 26 Mart itibariyle 5.08 TL'ye (2.30 dolara) ulaştı. Benzin fiyatında yaklaşık 11 yıllık dönemdeki kümülatif artış yüzde 210'a ulaştı. Buna karşılık 2002 yılının sonunda 1.6345 TL olan dolar kuru, Fed'in başlattığı parasal sıkılaştırma ve 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet soruşturmaları sonrası ortaya çıkan siyasal istikrarsızlığın etkisiyle sıçrama yaşayarak 2013 sonlarında 2 TL'yi aştı. 26 Mart 2014 itibariyle 2.2121 TL olan dolar kuru baz alınırsa AKP döneminde dolarda TL'ya karşı kümülatif değerlenme yüzde 35 dolayında gerçekleşti. Fiyatı bu dönemde üçe katlanan benzinde dolar cinsinden artış yüzde 129 olarak gerçekleşti. Başka deyişle bu dönemde Türkiye'de benzin kurdan bağımsız olarak yüzde 129 zamlandı.En pahalı benzinde Türkiye hala ilk 5'te…5 TL'yi aşan benzin fiyatıyla dünya rekortmeni olan Türkiye, Fed kararları ve 17 Aralık operasyonları sonrası dolar kurunda yaşanan sıçrama nedeniyle ülkeler sıralamasında birkaç basamak aşağı kaysa da hala ilk 5'te yer alıyor. Mart 2014 itibariyle benzinin en pahalı olduğu ülkeler litrede 2.87 dolarla Norveç, 2.45 dolarla İtalya, 2.44 dolarla Hollanda, 2.36 dolarla Danimarka ve 2.30 dolarla Türkiye ve Yunanistan…Ancak gelirle orantı kurulduğunda Türkiye göreli olarak akaryakıtta en pahalı ülke… 40 litrelik deposu bulunan bir araç Norveç'te 115 dolara, Türkiye'de ise 92 dolara doluyor.  Kişi başına milli gelirin 100 bin doları aştığı Norveç'te bir depo benzin bedeli, 6 bin dolar dolayındaki asgari ücretin yaklaşık yüzde 2'sine denk geliyor. Kişi başına milli gelirin 10 bin dolar dolayında bulunduğu Türkiye de ise arabanın deposunu doldurabilmek için net 382 dolar olan asgari ücretin dörtte birini ödemek gerekiyor. Üst sıralardaki diğer ülkelerle kıyaslandığında da durum aynı…Türk halkı, uygulanan fahiş vergiler nedeniyle akaryakıta dünyadakinin kat kat üzerinde para ödüyor, başka deyişle hükümet halkı soyuyor.Pahalılığın nedeni insafsız vergiler…Türkiye'de akaryakıtın dünyaya göre çok daha yüksek fiyata satılması, tüketiminden alınan dolaylı vergilerden kaynaklanıyor. Yani Türkiye'yi dünyanın en pahalı benzinini tüketen ülkeler arasına sokan, sık sık da dünya şampiyonu yapan faktör, bu ürünlerden alınan yüksek boyutlardaki dolaylı vergiler... Petrol ürünlerinde vergisiz rafineri fiyatı dünya ile paralel, bazen onun da altında seyrederken, bütçe açıklarının kapamada kolay yöntem olarak fahiş ölçülerde tahsil edilen dolaylı vergiler bu ürünlerdeki pahalılığın asıl nedenini oluşturuyor. Dolaylı vergiler; rafineri çıkış fiyatı ile pompa fiyatı arasında yaklaşık 3 katlık bir orantıya yol açıyor. Yani 1 litre benzine pompada ödenen fiyat içinde rafineri çıkış fiyatının payı sadece üçte bir dolayında bulunuyor. Litre fiyatının yaklaşık yüzde 60'ı, Maliye'nin kasasına giden Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve Katma Değer Vergisi'nden (KDV) meydana geliyor. Pompa fiyatının kalan yüzde 10'luk kısmını ise BDDK payı, dağıtım şirketi ve bayi karları ile nakliye ve benzeri unsurlar oluşturuyor.5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu gereğince 1 Ocak 2005'ten itibaren yeni bir düzenlemeye gidilerek, sektörde serbest piyasa modeline geçildi. Bu dönemde akaryakıt fiyatları dünya ham petrol fiyatları ve kurdaki gelişmeler paralelinde piyasa tarafından belirlenirken, devlet ise akaryakıttan yüksek oranlarda vergi almaya; Türk halkı da pahalı benzin ve motorin kullanmaya devam etti. Devletin akaryakıt fiyatlarını son kez belirlediği 31 Aralık 2004'te 2.3 TL olan 1 litre benzin 26 Mart 2014 itibariyle 5.08 TL oldu. Serbest piyasa döneminde geçilen 1 Ocak 2005'ten bu yana pompada benzinin litre fiyatı yüzde 117 artış kaydetti.Rafineri çıkış fiyatı 1.6 TL dolayında bulunan 1 litre benzin, ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergiler ve ayrıca EPDK payı, dağıtıcı ve bayi payı gibi unsurların üzerine eklenmesiyle pompada 5 TL'yi geçiyor. Tüketicinin 1 litre benzine ödediği paranın 1.6 TL'si rafineriye, yaklaşık 50 kuruşunu da üretim-satış zincirindeki diğer kuruluşlara giderken, KDV ve ÖTV olarak devlete ödenen kısım 3 lirayı buluyor. Benzin tüketenler, rafineri fiyatının iki katı vergi ödemek durumunda kalıyor. Yani 1 litre benzine ödenen paranın 3 lirası sektörün değil Maliye'nin kasasına gidiyor. Akaryakıttan 8 yılda 250 milyar TL dolaylı vergi topladılar…AKP döneminde; özellikle de serbest fiyat sistemi ne geçilen 2005'ten sonra, akaryakıttan alınan yüklü miktardaki dolaylı vergiler, bütçe açıklarının kapatılmasında önemli bir rol oynadı. EPDK'nın en son 2012 sonu itibariyle açıkladığı verilere göre 2005-2012 döneminde akaryakıttan 181.2 milyarı ÖTV ve 69.2 milyarı KDV olmak üzere toplam 250.3 milyar liralık dolaylı vergi tahsil edildi.Satın aldıkları benzin, motorin ve diğer ürünlerin fiyatı içinde tahsil edilen bu vergiler, devletin bu dönemdeki toplam vergi gelirinin yaklaşık yüzde 15'ini, milli gelirin de yüzde 3'ten fazlasını oluşturdu. Oysa gelir düzeyine bakılmaksızın herkesten eşit olarak alınan dolaylı vergiler, ülkede vergi adaletini ve gelir dağılımını bozuyor.Yüksek oranlarda alınan dolaylı vergiler yüzünden benzin, motorin gibi petrol ürünlerinin aşırı pahalanması, bu ürünlerin yolcu ve yük taşımacılığı ve birçok sektörde temel girdi olması dolayısıyla zincirleme biçimde tüm mal ve hizmetlerin fiyatına yansıyor. Bu durum ayrıca, kaçak ve katkılı benzin satışlarını artırıyor, kayıt dışı ekonominin büyümesine de yol açıyor.AKP hükümeti yıllarca bütçeyi, başta akaryakıt olmak üzere vatandaşın tüketiminden alınan dolaylı vergilerle finanse edip, sonra da 'mali istikrar'ı sağlamakla övündü, 'cari açık azar' bahanesiyle de vergi oranlarını makul düzeylere çekmekten kaçındı, ancak cari açıkta da Türkiye'yi dünya rekortmeni yaptı.Çiftçi Mehmet de 'gemicikler' de aynı ÖTV'yi ödüyor…Avrupa Birliği'ne uyum gerekçesiyle kırsal motorin uygulaması 2011 başından itibaren kaldırıldı. Kırsal-euro diesel ayrımı kaldırılarak, motorinden maktu olarak alınan ÖTV miktarları alan ayrımı gözetmeksizin içerdiği kükürt oranına göre belirlendi. Böylece çiftçinin kullandığı motorinle, gemilerde ve diğer alanlarda kullanılan motorinin fiyatı eşitlendi. Motorinden kırsal ayrımı olmaksızın litrede 1.5245 TL ÖTV alınıyor. Yani Çiftçi Mehmet 'in traktöründe kullandığı motorinden de gemicikleri yüzdürmek için kullandıkları motorinden de aynı miktarda ÖTV alınıyor, hepsi de 1 litre motorine aynı parayı ödüyor.Halen 1 litre motorin pompada 4.43 liraya satılıyor. Türkiye, motorin fiyatında da dünyada ilk sıralarda yer alıyor. 2002 sonunda kırsal motorinin litre fiyatı 1.28 lira düzeyinde bulunuyordu. Buna göre çiftçinin kullandığı motorinin fiyatı on bir yıllık dönemde tam yüzde 246 zamlandı. Soyguna son vereceğiz… Benzin, motorin gibi petrol ürünlerinden nispi ve maktu olarak alınan ÖTV, KDV gibi dolaylı vergiler, aşırı yüksektir. Dolaylı vergiler nedeniyle rafineri çıkış fiyatı ile pompa fiyatı arasında oluşan yaklaşık 3 katlık fark izah edilir olmaktan uzaktır. Akaryakıttaki yüksek vergi oranları, kişi başında milli gelirde dünya 63'üncüsü olan Türkiye'yi, birinci sıradaki Norveç'le birlikte ' dünyanın en pahalı benzini tüketen ülkesi ' haline getirmiştir. Yüksek dolaylı vergiler, zaten dışa bağımlı olunması nedeniyle petrolün varil fiyatı ve kur hareketlerinden kaynaklanan artışlar yaşandığında, pompaya katlamalı olarak yansımıştır.Birçok sektörde temel girdi olan akaryakıtın aşırı pahalanması, ekonomi genelinde zincirleme bir etkiyle maliyetleri yükseltiyor. Fahiş vergiler yüzünden akaryakıtın aşırı pahalanması, tüketicileri 'katkılı benzin', '10 numara yağ' gibi toplum sağlığını tehdit eden yasa dışı ürünlerin kullanımına itiyor, sektörde kayıt dışılığı büyütüyor .Gelir düzeyine bakılmaksızın herkese aynı biçimde uygulanan fahiş dolaylı vergiler AKP döneminde, dar gelirli milyonlar aleyhine vergi adaletini bozmuştur .Vergi pastasında, kar ve servet üzerinden alınan doğrudan vergilerin payı yükseltilmeli, adaleti bozan ve sosyo ekonomik açıdan birçok olumsuzluğa yol açan dolaylı vergilerin payı düşürülmelidir .CHP iktidarında bu çarpık yapı düzeltilecektir. Bu soyguna CHP son verecektir…
Otoriterleşen Erdoğan'ın Ekonomi Yönetimindeki Çatlak İlk Değil
ÇIKILAMAYAN ORTA GELİR TUZAĞI VE OTORİTERLEŞEN ERDOĞAN, FAİZ TARTIŞMASIYLA ÇATLAĞI DAHA DA BÜYÜTTÜ, SÜRDÜRÜLEMEZ KILDI CHP Parti Meclisi Üyesi ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, ekonomi yönetiminde faizler dolayısıyla baş gösteren çatlağın yeni olmadığı, AKP hükümetleri döneminde sıkça yaşandığı, ancak orta gelir tuzağından çıkılamaması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın giderek otoriterleşmesi nedeniyle artık konunun içinden çıkılamaz noktaya doğru gitmekte olduğu uyarısını yaptı. Umut Oran'ın konuyla ilgili olarak bugün yaptığı yazılı açıklama şöyle: Erdoğan’ın Merkez Bankası’na “faizi indir” baskısının ardında, 11.5 yıldır şişirdikleri inşaat-konut balonun patlama noktasına gelişi yatıyor. Ekonomiyi tamamen sıcak paraya bağımlı hale getirip; ağır borç yükü altına soktular, inşaata dopingle ekonomiyi canlı tuttular. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları sonrasında artan siyasi risk – azalan güvenin etkisiyle dövizde yaşanan sıçramaya şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Yükselen finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu durum piyasada durgunluğa yol açtı. İnşaattaki saadet zinciri bozuldu. Daireler satılmıyor, konut stoku elde kaldı. Şimdi Erdoğan telaşla “faizleri indirin!” diye feryat ediyor. Faizde sert bir indirim, dış muslukların iyice kısılması, zaten yüksek olan dövizin fırlaması demektir. Bu durumda cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur. - Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, buzdağının görünen ucudur. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yanlış ekonomi yönetimi ömrünü bitirmiştir. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık sesini yükseltme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda giderek daha da otoriterleşirken, ekonomi hızla kötüleşirken, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası’na (MB) “faizi indir” baskısı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bu konuda MB’ye verdiği destekle ekonomi yönetimindeki çatlak kamuoyunun gündemine geldi ve piyasalar bundan etkilendi. Ancak 12 yıla yaklaşan AKP iktidarında aşırı dış kaynağa bağımlı hale getirilen, sıcak para ile döndürülen, inşaat sektörüne yapılan dopingle canlı tutulan, aynı zamanda iktidar üyelerinin rant ve yağma iştahına kurban edilip eşi görülmemiş yolsuzluklara sahne olan ekonominin yönetimi konusunda AKP içinde yaşanan ilk çatlak değil bu.İLK BÜYÜK ÇATLAK ŞENER’LE YAŞANDI AKP içinde ilk büyük çatlak, partiyi kuran çekirdek kadroda yer alan Abdüllatif Şener ile yaşandı. AKP’nin dört kurucusundan biri olan Şener, iktidarın daha ikinci yılından itibaren bakanı olduğu hükümetle ters düştü, farklı bir ses oldu. Şener, Galataport ihalesi başta AKP’nin peşkeşe dayalı özelleştirme uygulamalarına karşı çıktı. Erdoğan ve AKP ile yolsuzluk konusunda ters düşen Şener, sonunda kurucusu olduğu partiyle yollarını ayırdı.17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla AKP’nin “bütün pisliklerinin ortaya saçıldığını” vurgulayan Şener, bu yolsuzlukların Erdoğan’ın haberi ve onayı olmadan yapılamayacağını söylüyor. Şener’in şu sözleri Erdoğan ve çevresinin zihniyetini oldukça net biçimde tanımlıyor: “Bu kabine ve kabinenin başındaki başbakan parasal konulara meraklıdır. Nerede para varsa üzerini kapatmaya eğilimlidir. Şu ana kadarki hükümet etme biçiminde de paraya sahip olmak en temel refleksidir. Hissiyatımı pekiştiren yüzlerce olay, gözlem yaşadım. Objektif koşullarda bunlar yargı sürecine girecek nitelikte olmayabilir. Ama sübjektif olarak baktığımda yolsuzluklarla yoğurulmuş bir iktidar anlayışı işbaşındadır.”  “GAZ-FREN” ÇATLAĞI… AKP’nin yanlış politikaları sonucu ekonominin tökezlediği 2012 yılında, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan arasında ekonominin direksiyonu için kavga yaşandı. Gelir dağılımı adaletsizliği sürerken, reel geliri yerinde sayan vatandaş borçlanmada da sınıra dayanınca tüketimde frene bastı. Tüketim yavaşlayınca ekonomi çakıldı, devlet vergi toplayamaz oldu, hedefler şaştı, zaten ağırlıkla, vatandaşın tükettiği mal ve hizmetler üzerindeki dolaylı vergilerden gelen gelirle finanse bütçede rekor açık ortaya çıktı. Küresel ekonomide hava sisliydi. Türkiye ekonomisinde kötüye gidiş artık gizlenemez hale geldi, hükümetin tüm hedefleri şaştı, ileriye yönelik belirsizlik arttı, güven kalmadı. Bu koşullarda vatandaşlar gibi, bir ay sonrasını dahi göremeyen sanayici de istese de gaza basamazdı! Uyguladıkları yanlış ekonomi politikalarının ve önlem almadaki ihmallerinin Türkiye’yi getirdiği noktada Babacan, ekonomideki daralma sürecini “yumuşak iniş” adı altında, kendi tercihleri ve kontrollü bir süreç gibi göstermeyi tercih etti.  Ekonomi bozulurken, ilgili bakanlar arasında “gaz-fren” tartışması başladı. Babacan, “Sisli yoldaki şoför ‘Yavaşlama, bas gaza’ seslerini dinlemez” derken Çağlayan ise “Otomobilin şoförü önemli… Eğer sürücü ileri teknik sürüş eğitimi almışsa sorun olmaz” diyerek “Türkiye gaza basması gerektiği yerde gaza basacak” şeklinde hamaset yaptı. “Gaz-fren” aslında bir yöntem tartışması değil, ekonominin direksiyonuna kimin oturacağı, yani koltuk kavgası idi. AKP, çözümü yine vergileri artırarak faturayı vatandaşa kesmekte buldu. Hükümet, otomotivden, tapuya, akaryakıttan içkiye, çeşitli mallardan alınan ÖTV, harç vb. dolaylı vergilerin artırılması yoluyla 10 milyar liralık (yaklaşık 5.5 milyar dolar) ek gelir yarattı. Bu para, zaten geçim derdindeki vatandaşın cebinden çekilerek, bununla bütçe açığı kapatıldı.   SÖZDE “ALTIN İHRACATI” ÇATLAĞI… Gaz-fren tartışmalarından sonra İran’dan alınan doğal gaz karşılığında altın ile yapılan ödeme konusunda da bakanlar arasında çatlak ortaya çıktı. ABD ambargosunu arkadan dolaşma gayretiyle İran’dan alınan doğalgazın ödemesini ithal külçe altınla yapıp, bunun adını da ihracat koydular. Dönemin ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı, aylardır İran’a yapılan altın ihracatının diğer 20 bin üründen farklı bir ihracat olmadığını, bunun bir para transferi olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Başbakan Yardımcısı Babacan ise İran’a yapılan altın ihracatının aslında bizim İran’dan doğal gazı almak için ödediğimiz bir karşılık gibi olduğunu açıkladı ki doğrusu da buydu. CUMHURİYETİN 100. YILINDA İLK ONA GİRME ÇATLAĞI… Zaten ta 1970’li yıllarda ilk 20 ekonomi arasında yer alan Türkiye’yi kendilerinin ilk 20’ye soktuğuyla övünen Erdoğan, bir de Cumhuriyet’in 100. Yıl dönümü olan 2023’de ilk 10 ekonomi arasına sokma hedefi ortaya koydu ve hiçbir ciddi plan ve programı olmaksızın bu iddiasını tekrarlayarak halkı kandırıyor. 2012 yılında bu konuda da AKP yönetiminde bir çatlak yaşanmıştı. Dönemin Ekonomi Bakanı, mevcut üretim ve ihracat yapısıyla Türkiye’nin ilk 10’a asla giremeyeceğini ifade etmişti. Yıllardır aynı ekonomi politikalarını uygulayan AKP’nin içinden birinin bunu fark etmesi olumlu bir gelişmeydi. Ancak “tek adam” mantığı nedeniyle bunun direkt Erdoğan’a söylenmesi imkânsızdı, diğerlerinde olduğu gibi bu konudaki görüş ayrılığı ve çatlak da basın üzerinden dile getirilebildi. 2023 hedefi kulağa hoş gelmekle birlikte ekonominin gerçek dinamikleriyle uyuşmuyor. Bunun için diğer ülkeler sıfır büyüme yaşarken, yılda ortalama yüzde 10 büyümemiz gerekiyor. IMF projeksiyonları 2014’te Türkiye’nin büyük ekonomi sıralamasında 2 basamak düşerek 19’unculuğa ineceğini gösteriyor. Erdoğan ise aklına geldikçe bu iddiasını “büyüklere masallar” kabilinden dillendirmeye devam ediyor. ŞİMDİ DE FAİZ ÇATLAĞI Erdoğan’ın Almanya gezisi dönüşü yaptığı “Merkez Bankası’nın faiz politikalarını kesinlikle beğenmiyorum. Yüksek faizi ülkemdeki yatırımların önündeki en önemli bariyer olarak görüyorum. Yüksek faizi, yüksek enflasyonun sebebi olarak görüyorum” sözleri AKP’nin ekonomi yönetimi anlayışındaki derin çatlağı ve Erdoğan’ın ekonomiyi adeta bakkal dükkânı mantığıyla yönetmeye kalkıştığını ortaya çıkardı. Erdoğan “Faizi yükseltirken 5 puan birden yükseltiyorsun, şimdi geliyorsun yarım puan indiriyorsun. Sen dalga mı geçiyorsun?” şeklinde Merkez Bankası’nı azarladı. Erdoğan’ın sözleri üzerine Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise “Kurumlarımızın kendi görev alanlarında tanımlanan şekilde asla taviz vermeden, ana ilkelerinden ana prensiplerinden vazgeçmeden uygulamalarına devam etmeleri gerekiyor. Bunlar yapıldığı sürece önümüz açık” sözleriyle Erdoğan’a, MB’nin bağımsızlığı konusunda uyarı yaptı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “Babacan’ın açıklaması ile aynı görüşte” olduğunu bildirerek Erdoğan’la ters düştü. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ise “Başbakanın isyanını haklı buluyorum” diyerek Erdoğan’a arka çıktı. AKP’nin vizyonsuz, plansız programsız ekonomi yönetimindeki derin çatlak daha net ortadadır. Erdoğan (özerk) MB’ye “faizi 5 puan artırdın, şimdi yarım puan indiriyorsun. Dalga mı geçiyorsun!” diye fırça atıyor. Enflasyonun suçunu Merkez Bankası’na yıkarak kendi sorumluluğundan kaçtığı gibi, sadece faizi indirmekle sorunu çözeceğini sanıyor. 11.5 yılda ekonomiyi dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdiler; ağır borç yükü altına soktukları Türkiye’nin geleceğini tükettiler. Fed kararlarının etkisiyle geçen yıl Mayıstan bu yana dış sermaye (sıcak para) muslukları kısılmıştı. Sıcak para ile hovardalığı artık sürdüremiyorlar. Zaten Ocak ayındaki 5 puanlık “şok” faiz artırımı da sıcak para gelmeye devam etsin diye rüşvet kabilinden yapılmıştı. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde dış borç geri ödemeleri ve cari açık finansmanı için 221 milyar dolarlık dış kaynak girişine ihtiyacı var. Şimdi 5 puanlık indirime gidilirse, dış musluklar iyice kapatılır, içeride zaten yüksek olan döviz kurları fırlar, cari açık finanse edilemez, borçlar döndürülemez, aşırı dış borçlu reel sektör ve bankaların mali yapısı bozulur, şirket iflasları çoğalır, bunun siyasal ve sosyal sonuçları ağır olur.Erdoğan’ın faiz takıntısının ardındaki gerçek Başbakan’ın, “düşük faiz” talebinin ardında, başka bir gerçek var: İnşaat sektöründe şişirdikleri balonun patlama noktasına gelmesi…Ekonomide gerçek bir vizyonu olmayan AKP, asıl hedefi olan kendi siyasi rejimini kurma yolunda ekonomiyi daha çok bir araç olarak kullandı. Bunda da “konut-inşaat” sektörünü lokomotif olarak gördü. Bu yolla aynı zamanda kendi yandaş sermaye kesimini de palazlandırdı. Konut ağırlıklı inşaat sektörünü görülmemiş devlet imkânlarıyla destekledi; AKP’li belediyeler, başta İstanbul’da olmak üzere imar yetkisini alabildiğine kullanarak rant yarattı. Dışarıdan sağlanan kaynaklar,  müteahhitlere ve konut kredisi biçiminde tüketicilere pompalandı, konuta dayalı bir rant çarkı döndürüldü. Buna ek olarak kentsel altyapı, duble yol, AVM, hava meydanı, köprü gibi yatırımlarla seçmenler adeta hipnotize edildi. Fed kararları ile sıcak para musluklarının kısılması ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında siyasi riskin artması-güvenin azalmasının etkisiyle dövizde yaşanan sıçrama bu saadet zincirini bozdu. Son bir yılda yeni daire satışlarında belirgin bir düşüş var. Artan kura şok faiz artışı ile cevap verilmişti. Artan finansal maliyetler kredi fiyatlarına yansıdı, bu gelişmeler piyasada durgunluğa yol açtı. Şimdi Erdoğan’ın “faizleri indirin!” diye bağırmasının ardında, müteahhitlerin yaşadığı bu sıkışıklık yatıyor. Erdoğan telaşta… Dünyada ucuz ve bol döviz döneminin bittiğini Erdoğan da görüyor. Bu durum, özel sektörün kredi olanaklarının daralması, inşaat-konut sektörünün tıkanması anlamına geliyor. Erdoğan bu yüzden düşük faiz için MB’ye baskı yapıyor. Dış sermaye girişlerinin durma noktasına geldiği bir dönemde, Merkez Bankası’nın faizi indirmesi ise büyük risk. Banka’nın baskıya dayanamayıp yaptığı yarım puanlık indirim Erdoğan’ı tatmin etmiyor, daha da kızdırıyor. Yeni ekonomik koşullarda inşaatta işler iyi gitmiyor, daireler kolay satılmıyor, sektör tıkanma noktasına doğru gidiyor, AKP ekonomisinin lokomotifi tekliyor, konut balonu patlamak üzere. Müteahhitler daireleri satamaz, zarar eder, bankalara ve piyasaya borçlarını ödeyemezse, sıkıntı zincirleme biçimde tüm kesimlere ve dalga dalga ekonomiye yayılacaktır. ÇÜNKÜ ucuz ve bol döviz dönemi bitti, ÇÜNKÜ sıcak para gelmeyecek, ÇÜNKÜ otoriterleşen Erdoğan’a güven erozyonu var ve siyasi istikrar tartışılıyor, ÇÜNKÜ yabancı sermaye çekindiği için gelmeyecek, ÇÜNKÜ Türkiye en kırılgan ekonomilerin arasında anılıyor. AKP EKONOMİDE AĞIR ENKAZ BIRAKIYOR AKP Türkiye ekonomisini, sıcak para ve borçlanma şeklinde dış kaynağa aşırı bağımlı hale getirdi. Tek parti iktidarı olmasına rağmen AKP döneminde ortalama büyüme yüzde 4.9’da kaldı. Sıcak paraya dayalı olarak kâğıt üzerinde sağlanan bu büyüme de istihdam yaratmadı. Umudunu yitirip iş aramayı bırakanlarla birlikte gerçek işsiz sayısı Mart 2014 itibariyle 5.4 milyona, işsizlik oranı da yüzde 18’e ulaşıyor. Halk sürekli borçla tüketmeye teşvik edildi; bankaların yurt dışından sağladığı kaynaklar tüketime ve inşaat başta belli sektörlere pompalandı. Tüketici kredisi ve kredi kartlarıyla henüz kazanılmamış gelirler üzerinden vatandaşa, bir sanal refah dönemi ve zenginleşme algısı yaşatıldı, bu da oya tahvil edildi. Bankacılık sektörünün adeta kaynak bombardımanına tuttuğu iç tüketim canlandıkça, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari açık hızla büyüdü. AKP işbaşına geldiğinde 6.3 milyar lira olan tüketici kredisi ve bireysel kredi kartı şeklindeki toplam hane halkı borç yükü, 51.4 kat büyüyerek 331 milyara ulaştı. Tüketimle büyüme modeli, kaçınılmaz olarak Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorunu kırdırdı ve tüm kesimleriyle ülkeyi ağır bir borç yükünün altına soktu. Sonuçta vatandaş bankalara; bankalar ve şirketler ise yurt dışı kreditörlere gırtlağına kadar borçlu hale geldi. Türkiye’nin toplam dış borcu AKP döneminde 3’e katlanarak 400 milyar dolara yaklaştı. Kamunun iç ve dış toplam borç stoku AKP iktidarı döneminde 257 milyar liradan 624 milyar liraya yükseldi. Ekonomi tıkanmıştır, sürdürülemez nitelikteki yönetim anlayışı ömrünü tamamlamış, artık duvara dayanmıştır. Ekonomideki açmaz büyüdükçe, vizyonsuzluk ve keyfilik daha net biçimde ortaya çıkmıştır. AKP’nin ekonomi yönetim anlayışı tıkanma noktasına gelirken, orkestradan farklı sesler yükselmeye başlamıştır.   Orkestranın şefi olması gereken Erdoğan ise dünyanın 17. büyüğü olmasıyla övündüğü Türkiye ekonomisini adeta bakkal dükkânı mantığıyla idare etmeye çalışıyor, tamamen kafasına göre sopa sallıyor. Ekonomi yönetiminde ortaya çıkan çatlak, aslında yıllardır var olan buzdağının ucudur. Bu vahim tablo karşısında bazı bakanlar otokrat Erdoğan’a karşı artık yanlışları ifade etme noktasına gelebilmiştir. Dinamiklerini anlamadığı ekonomiyi keyfi biçimde emirle yönetmeye devam edeceğini sanan Erdoğan her alanda otoriterleşirken, ekonomi giderek kötüleşecek, ekonomi yönetimindeki çatlak daha da büyüyecektir. Yani ekonomide kötüleşme arttıkça çatlak da giderek derinleşecektir.Ekonomi yönetimindeki vizyonsuzluk ve keyfilik Türkiye’yi büyük yapısal sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Bunun faturasını tüm halkımız ödeyecektir. Türkiye ekonomisinin yeni bir liderliğe, yeni bir vizyona, henüz düşünülmemiş daha fazla katmadeğer yaratan yeni şeylerin üretiminin planlandığı yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyacı vardır. Bunu da otoriterlikten demokrasiye geçerek ve orta gelir tuzağından kurtulmayı hedefleyerek ancak gerçekleştirebilirsiniz.
Dosya: 15 Soruda Mali Af Yasa Tasarısı
En büyük af yasasını üç yıl önce çıkaran AKP Hükümeti, “bir kez daha af yok” sözüne rağmen Köşk seçimleri öncesinde, yeni bir af düzenlemesini Meclis’e sundu. Vergi ve prim alacaklarını kapsayan düzenleme, “patronlara” bilançolarını düzeltme, kayıtdışı varlıklarını kayıt içine alma, kapanmayan kasaları kapatma imkanı da getiriyor. Böylece Teklif, cumhuriyet tarihinin en kapsamlı yeniden yapılandırma düzenlemesi olma özelliğini taşıyor.
Açık Havada da Sigara İçme Yasağı Geliyor
Sağlık Bakanlığı, tütün ve tütün ürünlerinin tüketiminin azaltılması amacıyla yürüttüğü kapalı mekanlarda 'Dumansız Hava Sahası' çalışmasının kapsamını genişletiyor. Kapalı mekanların ardından sigara yasağı açık alanlara da yayılacak. Zaman gazetesinden Yasin Kılıç'ın haberine göre, Bakanlık, Ulusal Tütün Kontrol Programı 2014-2018 Ulusal Tütün Kontrol Programı ve Eylem Planı'nda özelikle yoğun olarak kullanılan alışveriş merkezleri, sinema, tiyatro gibi yerlerin bina girişleri ile çocuk parkları, ikram sektöründeki lokanta ve kahvehane gibi yerlerin açık alanlarının belirli bölgeleri dumansız hava sahası kapsamına alınacak. Sağlık Bakanlığı, Ulusal Tütün Kontrol Programı 2014-2018 Ulusal Tütün Kontrol Programı ve Eylem Planı'nda tamamladı. Cihan Haber Ajansı'nın (CİHAN) ulaştığı 2014-2018 yıllarını kapsayacak eylem planı 10 çalışma grubu başlığında 133 faaliyetten oluşuyor. Faaliyetlerin uygulamasından sorumlu toplamda 21 kurumu ve kuruluş bulunuyor. Tütün ve tütün ürünlerinin kullanımının sağlık, ekonomik ve sosyal açıdan zararlı etkileri konusunda halkın eğitilmesi, bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi çalışması yürütülecek. Bu kapsamda 2018 yılı sonuna kadar toplumun yüzde 95'inde tütün ve tütün ürünlerinin kullanımına karşı tutum oluşturulması hedefleniyor. Bu kapsamda ilk ve orta öğretim kurumları yönelik çalışmalara ağırlık verilecek. Tıp, sağlık bilimleri fakülteleri ve eğitim fakülteleri ile diğer yüksek öğretim kurumlarının müfredatlarına tütün ve tütün ürünleri ile mücadele konusunda bilgi, tutum ve davranış değişikliği oluşturacak konular konulacak. Kurum ve kuruluşlara ait çağrı merkezi ve santrallerin karşılama mesajında sigara ve nargile ile mücadele sürecine katkı sağlayacak spot bilgiler verilecek. Kurumsal telefon hatlarından kurum mensuplarına tütün ve tütün ürünleri ile mücadele konusunda mesajlar gönderilecek. Planın sigarayı bırakma bölümündeki hedeflere göre sigara bırakma yüzdesinin toplumda yüzde 50'nini üzerine çıkarmak yer alıyor. Sağlık profesyonellerinde, öğretmenlerde, din adamlarında, emniyet ve yargı mensuplarında bırakma yüzdesini yüzde 60'a çıkarılması amaçlanıyor. Hamilelerdeki bırakma oranının ise yüzde 90'lara çıkarılması düşünülüyor. Bu kapsamda üniversitelerin ilgili fakülte ve yüksekokulları ile uzmanlık eğitimi veren eğitim hastaneleri ve sağlık meslek liselerinin müfredatına tütün ve tütünle mücadele konuları eklenecek. Hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru ve psikologlara sigara bırakma konusunda eğitimler verilecek. Birinci basamak sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda davranışsal tedavi, sosyal destek gibi hizmetleri verebilecek hemşire veya psikolog bulunacak. Hastanelerde sigara bırakma tedavisi hizmeti sunabilecek en az bir hekim olacak. Sağlık kuruluşlarında verilen sigara bırakma hizmetinin danışma, tetkik ve tedavilerin SGK tarafından ücretlendirilmesi sağlanacak. Tütün bağımlılığı tedavisinde kullanılan bilimsel farmakolojik tedavi preparatlarının geri ödeme kapsamına alınması veya ücretsiz olarak vatandaşa sunulması sağlanacak. Okul, hastane ve diğer işyerlerinde veya özel gruplara sağlık personeli, öğretmenler, gençler, emniyet, yargı ve silahlı kuvvetler mensuplarına yönelik bırakma kampanyaları düzenlenecek. ÖTV'nin sigara perakende satış fiyatının en az yüzde 70'ini oluşturması sağlanarak vergi artış oranının enflasyon oranının üzerinde kalması sağlanacak. Eylem planının tütün dumanından pasif etkilenimin önlenmesi bölümünde ise bakanlık önemli düzenlemeler yapacak. Kapalı mekanlarda başlatılan sigara yasakları açık alanlara yayılacak. Tütün dumanından pasif etkilenimin sağlık risklerine ilişkin bilgiler toplumun yüzde 90'ına ulaştırılacak. Mevzuat kapsamında 'kapalı' alan olarak belirlenmiş alanlarda tütün ve tütün ürünlerinin tüketiminin yüzde 100 engellenmesine ilişkin denetim kapasitesi güçlendirilecek. Evlerde, yaşam alanlarında, özel mülkiyetlerde pasif etkilenimin önlenmesi için toplumun en az yüzde 80'inin desteği sağlanacak. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı ve karın hastalıkları ve doğum uzmanları ile Aile Sağlığı ve Toplum Sağlığı Merkezi'nde görevli hekimlerin tütün dumanından pasif etkilenim hakkında farkındalığını arttırmaya yönelik bilgilendirme ve hizmetiçi eğitim çalışması yapılacak. Pasif etkilenimi ölçmeye yönelik ulusal, akredite bir referans ölçüm yöntemleri ve laboratuvarı konusunda araştırma yapılacak.  PARKLARDA SİGARA TÜKETİMİ YASAKLANACAK Tütün ve tütün ürünü kullanılmayan alanların genişletilmesine yönelik önemli değişiklikler olacak. Özellikle yoğun olarak kullanılan alışveriş merkezleri, sinema, tiyatro vb. yerlerin bina girişlerinde tütün ve tütün ürünü kullanımına bağlı pasif etkilenim mesafesi tespit edilecek ve bu mesaferinin korunmasına yönelik çalışma yürütülecek. Pasif etkilenim açık alanlardaki zararları konusunda duyarlılık çalışmaları belirlenecek. Kamuya açık çocuk parkı gibi temelde çocukların faydalandığı tüm açık alanlarda tütün ve tütün kullanımı önlenecek. İkram sektöründe lokanta ve kahvehane vb. açık alanların da da tütün ve tütün kullanılmayan alanlar oluşturulacak. Pasif etkilenimin çocuklar ve evde yaşayan tüm bireyler için sağlık riskleri olduğu bilgisinin yaygınlaştırılması için kamu spotları hazırlanacak TV ve radyolarda gösterilecek. Yasin Kılıç | Zaman