Görüş Bildir

maymun Haberleri

maymun ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. maymun ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

Popüler İçerikler

Sporun Bitmeyen Sorunu ''IRKÇILIK''
25 Mayıs 2020 tarihinde ABD’ de yaşamını sürdüren Amerikalı siyahi vatandaş Goerge Floyd’un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesi, ırkçılık tartışmalarını yeniden alevlendirdi.Protestolar ülke ve dünya geneline yayılırken, spor dünyası olaylara sessiz kalmadı ve #blackoutTuesday kampanyasına birçok ünlü sporcu destek mesajı yayınladı.Bu mesajlar spor sahalarında meydana gelen ırkçı saldırılarını tekrar gündeme getirirken, onedio okuyucuları için hazırladığımız bu yazıda  ırkçılığın; insanın ten rengi, dini, dili, ırkı ve yaşadığı coğrafyaya kadar  nasıl ulaştığına yanıtlar arayacak ve bu çirkin hadisenin spordaki yansımalarını anlamak için geçmişten günümüze doğru kısa bir Dünya turuna çıkacağız.Hazırsanız ilk durağımız 1968 Meksika Olimpiyatları.
'Maymun'lu Irkçılık Şakası
Malum İngiltere, Abd gibi yerlerde insanlar ırkçılık konusunda çok hassas. Peki İngiltere'de bir siyahiye 'maymun' derseniz ne olur? İlginç bir şaka. İzliyoruz...
50 Madde ile Edebiyat Dünyasından Magazin
Klasikleri okudunuz, çok satanlar listelerini incelediniz, yazarların hayat hikayelerine gözattınız. Ama tüm bunları yapmanız, edebiyat dünyasının magazin haberlerine aşina olduğunuzu göstermez. 1- Vladimir Nabokov, Lolita ’yı Amerika’da kelebek toplamak üzere seyahat ederken kartların üzerine not alarak yazmıştı. 2- Karısı Vera Nabokov, yazarı Lolita ’nın tamamlanmamış taslaklarını yakmaktan vazgeçirmişti. 3- Gri’nin Elli Tonu , İngiltere’de tüm zamanların en çok satan kitabı. 4- Üstsüz bir kadın illüstrasyonuna yer verdiği için Waldo Nerede bir dönem ABD’de yasaklıydı. 5- Dan Brown, Da Vinci’nin Şifresi ’ni yazmadan önce pop şarkıcılığı ve söz yazarlığı yapıyordu. 6- Margaret ve H.A. Rey, topladıkları yedek parçalarla bir bisiklet yapıp, Nazi işgali altındaki Paris’ten kaçarken yanlarında Meraklı Maymun (Curious George) ’un taslağını da götürmüşlerdi. 7- Herman Melville’in Moby Dick ’in ilk baskısı matbaa hatası yüzünden sonsözü olmadan yayımlandı. 8- Fareler ve İnsanlar ’a verilen ilk isim Something that Happened idi. 9- Ayrıca Steinbeck’in köpeği eserin orijinal taslağını yemişti. 10- Alexandre Dumas, Üç Silahşörler ’i yazarken yardımcı olması için kendisine gölge bir yazar tutmuştu. 11- Franz Kafka bir arkadaşından bütün eserlerini yakmasını istemişti. Dava , Şato ve Amerika yazarın vasiyeti çiğnenerek yayınlandı. 12- İddiaya göre, Peter Pan, büyüdüklerinde Kayıp Çocuklar’ı öldürdü. 13- Adolf Hitler’in Kavgam eserinin telif ücretleri Bavyera Hükümeti’ne gidiyor. 14- Harry Potter kitapları ABD’de en çok yasaklanan seri. 15- Alice Harikalar Diyarında , eserdeki konuşan hayvanlar nedeniyle Çin’de yasaklanmıştı. 16- Binbir Gece Masalları ’ndaki Alaaddin aslında Çinli. 17- Zil Çalınca dizisindeki Lisa karakteri (Lark Voorhies) gramer hatalarıyla dolu bir roman yazmıştı. 18- Teeny Ted from Turnip Town dünyanın en küçük kitabı. 19- Noah Webster, ilk sözlüğünü 25 yılda yazdı. 20- Joseph Heller’ın Madde 22 kitabının ilk ismi Madde 18’di. 21- Muhteşem Gatsby ’nin ismi Altın Şapkalı Gatsby ile Kırmızı, Beyaz ve Mavinin Altında olarak düşünülmüştü. 22- 80 Günde Devri Alem , George Francis Train’den esinlenilmişti fakat adı hiçbir zaman anılmadı. 23- Sherlock Holmes bütün edebi karakterler arasında filmlerde ve dizilerde en çok yer alan isim oldu. 24- Tom Sawyer , daktiloda yazılan ilk kitap. 25- Wicked, cool, daiquiri ve T-shirt kelimeleri ilk kez Cennetin Bu Yanı’ nda kullanılmıştır. 26- Mars uydularının büyüklüğü ve dönüş hızları gökbilimcilerden yüz yıl önce Gulliver’in Gezileri ’nde tasvir edilmişti. 27- J.R.R. Toliken, Yüzüklerin Efendisi üçlemesini iki parmağıyla yazdı. 28- Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nde insan derisine yazılmış dört hukuk kitabı bulunuyor. 29- Charlotte’un Sevgi Ağı ilk çıktığında Kansas’ta yasaklandı. 30- Ayrıca Winnie-the-Pooh da Birleşik Devletler, Türkiye ve Birleşik Krallık’ta bir dönem yasaklıydı. 31- The Bay Psalm Book , Amerika’da yazılan ilk eser ve dünyanın en pahalı kitabı. 32- Annie Allen , yazarı Afro Amerikan olan ve Pulitzer kazanan ilk kitap. 33- Dorothy Straight, How the World Began ’ı yazdığında dört yaşındaydı ve dünyanın en geç yazarı olarak anılıyordu. 34- Charles Dickens, Bir Noel Şarkısı ’nı altı haftada yazdı. 35- Aşk ve Gurur’ un ilk adı İlk İzlenimler’di. 36- Robinson Crusoe , İngilizce yazılan ilk roman olarak kabul edilir. 37- This The Prophet Mohamed dünyanın en büyük kitabı. 38- Snooki, New York Times’ın en çok satan yazarları arasında yer alıyor. 39- Ayrıca Jessica Alba da bu listede. 40- Rapçi Common da. 41- Justin Bieber da çok satanlar listelerinde yer alıyor. 42- Nathanael West’in 1939 tarihli romanı The Day of the Locust ’ta Homer Simpson isimli bir karakter vardı. 43- Süpermen aslında kel ve megaloman. 44- Amazement, bedroom, advertising, blanket, bump, gloomy, puking, drugged, champion, accused ve addiction kelimelerini ilk kez William Shakespeare kullandı. 45- Joker karakteri aslında Batman ’in ilk sayısında öldürüldü. 46- Venom ilk olarak kadın bir karakter gibi tasarlandı. 47- Barbara Cartland, iki haftada bir roman bitirirdi. 48- Genji’nin Hikayesi yazılan ilk romandır ve tahminen 1007 yılında yazılmıştır. 49- Gabriel García Márquez, Yüzyıllık Yalnızlık ’ın filme çekilmesine izin vermedi. 50- Elle yazılmış ilk İncil 8 milyon dolar değerinde ve tamamlanması 12 yıl sürmüştü. Sabitfikir | Çeviri Sevgi Demir Kaynak BuzzFeed
Sıfır Teorisi: 30 Yılın Değişen Kabusu
Terry Gilliam’ın son filmi Sıfır Teorisi (The Zero Theorem) Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. Gilliam son filmini şöyle anlatıyor: “1984 yılında çektiğim Brazil’de, o tarihte dünyadan ne anlıyorsam onun resmini çizmeye çalışmıştım. Sıfır Teorisi’nde de şu anda dünyadan ne anlıyorsam onu resmetmeye çalıştım.” 1984’ten 2014’te ne değişti? Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler dağıldı, 9/11, ABD’nin Irak ve Afganistan işgali, Justin Bieber, askeri darbeler, AKP, İnternet, Arap Ayaklanması, cep telefonları, Twitter/Facebook, Occupy Wall Street, Fukuşima… Bunlar ilk on saniyede aklıma gelenler, ne yazık ki bu listeyi çıkartırken hologram teknolojisine giriş yapsak da henüz uçan araba ve uçan kaykaylarımızın (hovercraft) icat edilmediğini hüzünle hatırlatırım. Uçan cisimler bir yana, Gilliam’ın 30 yılında ne değişti? Gilliam’ın 30 yıl içinde ürettiklerinden 12 Maymun (Twelve Monkeys) ve Balıkçı Kıral (Fisher King) her ne kadar bize bir fikir verse de, Brazil’den Sıfır Teorisi’ne baktığımızda daha renkli ve bir o kadar daha boğucu bir dünyaya geldiğimizi söyleyebiliriz. Brazil’in bürokrasinin batağında, gri fütüristik binaların gölgesinde, gündelik hayatın “terör” ve “şiddet” ile normalleştiği, 1984’ün var olup olmadığı bilinmeyen Büyük Birader’i gibi bir otoriteryenliği içinde tek kurtuluşumuz Icarius’un kanatlarıydı. Ama şimdi içinde düştüğümüz daha da vahimi… Sıfır Teorisi’nin, yani Gilliam’ın 2014’ü, renklerin ve desenlerin çılgınlığı, puslu ve gri, çamur içinde sokaklarda bizimle konuşan, bizi çağıran, bizden çağı yakalamamızı isteyen dijital reklam panoları, tüketimin ve markaların hegemonyası, üretimin bürokrasinin beyaz kağıtlarından iletişim aygıtlarına geçtiği ve iktidarın iktidar olarak kalmakla birlikte korporatist* bir biçime büründüğü dünya… Gökkuşağı renklerinin griden daha iyi olduğunu düşünürken Gilliam’ın filmlerinde işin tersine dönmesi neden peki? Brazil, her ne kadar otoriteryenliğin devlet ve bürokrasinin aygıtlarıyla inşa edildiği, insanların Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın da atası olan dev gri binalarda mini minnacık odalara hapsedildiği, “terör”ün bir devlet propaganda aracı olarak kullanıldığı ve şiddetin yoğunluğu ölçüsünde normalleştiği bir dünya olsa da hala daha bir umudu içinde barındırıyordu: Anarşist enerji mühendisi Harry Tuttle. Sistemin büyüklüğü ölçüsünde yetersizliği sebebiyle kendine alan açan Tuttle aynı zamanda bürokrasinin ve haliyle devletin de en büyük düşmanıydı. Tuttle’ın varlığı aslında sistemin arka kapılarının ve haliyle sistem dışılığın da ispatıydı. Tabii bunu göze alabilene. Sıfır Teorisi’nde ise Yönetim’in (The Management) “araç”ı olmayan tek karakter Bob, ki o da Yönetimin biricik oğlu. İki film arasındaki benzerliklere baktığımızda Bob ile Tuttle’ın misyonu her ne kadar benzer olsa da Gilliam’ın Bob ile sistem dışılığı yine sistemin içinden tarifleyişi 30 yıllık değişen mücadele biçiminin bir yansıması gibi. Sistemin içinden çıkamama hali aslında Sıfır Teorisi’ne genel olarak işlemiş bir kavram. Öyle ki sisteme (dijital olarak) sürekli bağlı kalmaktan yani çevrimiçi olmaktan muzdarip Qohen Leth’in tek derdi olan ve kendisine hayatın anlamını söylemesini beklediği “çağrı”yı kaçırma sebebi de bir anlık “çevrimdışı” olması. Gilliam’ın filminde Leth’in Yönetim ile mücadelesinin umudu yine Leth’in sisteminin içinde yatıyor. Gilliam için son 30 yıl için tüketim toplumu eleştirisi baki kalsa da, Brazil’i çekerken 2014’teki gibi bir dünyayı tahayyül dahi edemediği açık. Öyle ki estetik ameliyat, burjuva alışkanlıkları ve yozlaşmayla resmettiği tüketim toplumu eleştirisi Sıfır Teorisi’nde çok daha renkli ve çok daha karanlık bir hal alıyor. Parlak renkli, kostümvari giysiler, rengarenk saçlar, çılgın kalabalık partiler, sınırsız yemek ve içecek, sürekli alıma teşvik eden interaktif ve daimi reklam panoları Sıfır Teorisi’nin gündelik hayatını oluşturuyor. Tüm bunların yanında iktidar 30 yıldır aynı şeyin peşinde: Bilginin. Gözetim ve denetim faaliyetiyle iktidar Sıfır Teorisi’nde de her ne kadar pozisyonunu korusa da aynı zamanda partilere katılan, “baba” olan, kişisel hırsları olan yani daha “insani” bir iktidar. Öyle ki Yönetim’i sinemada “kötü karakter” olarak izlemeye alışık olmadığımız Matt Damon canlandırıyor. Yönetim, küçük güvenlik kameraları ve iletişim araçları üzerindeki hakimiyetiyle insanları üzerinde daimi bir kontrole sahip. Ve iktidar kelimenin tam anlamıyla bir “işadamı”. Keza sloganı da belli: Merak etmeyin, her şey kontrol altında! İki film için ortak ve değişken daha pek çok şey söylemek mümkün ancak spoiler kazasına düşmeyelim. Ama kısaca özetlemek George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek, Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz. 1984/Brazil’in bürokratik otoriteryen distopyası, kendi sisteminin kustuğu sistem kırıcıları da üretiyor ve ürettiği ölçüde de kullanıyor. Ancak tüm bunların yanında yine de bir çıkış yolu görünüyor. Fakat Cesur Yeni Dünya/Sıfır Teorisi’nin haz bazlı toplumu ve korporatist iktidarı, “insani” hazların maskesi altında bir hegemonya kuruyor. Bu sistemden çıkış yolu ise sisteme karşı değil bireyin kendisine karşı mücadelesini gerektiriyor. Bu yüzden renkli yüzü ve sınırsız imkanlarıyla çok daha derin ve karanlık bir dünya. Sıfır Teorisi’ni 12 Nisan’da Nişantaşı City’s sinemasında İKSV Film Festivali’nde izleyebilirsiniz. Film hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ve şuradan ulaşabilirsiniz. Korporatizm, hepsi de tüketici olan bütün üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretimdir. Bir taraftan işleticilerle işletilenler, diğer taraftan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve geliştirmeye yönelik bir ekonomipolitik sistemdir. (vikipedi)Elif Akgül/bianet
İsa Freskini Bozan Kadına Klip Teklifi
İspanya'da önemli bir İsa portresini tek başına restore etmeye çalışırken tanınmaz hale getiren yaşlı kadın, ilham kaynağı olduğu şarkının klibinde oynayacak. Heraldo de Aragon gazetesinin haberine göre İspanyol müzisyen Angel Petisme klibinde, 82 yaşındaki Cecilia Gimenez'in başına gelenleri daha 'sempatik' şekilde anlatacak. Gimenez, Zaragoza kenti yakınlarındaki yerel bir kilisede bulunan Ecce Homo (İşte İnsan) adlı İsa freskini restore etmeye çalışırken tanınmaz hale getirmiş, portenin yeni halinin 'Maymun İsa' yakıştırmasıyla sosyal medyada yayılmasıyla, alay konusu haline gelmişti. 'Bu hikaye beni düşünmeye sevketti, ona karşı derin bir sempati duydum' diyen müzisyen Petisme, klipte, Gimenez'in restore etmeye çalıştığı İsa figürünü canlandıracak. Yaşlı kadının ise klipte kendisi olarak yer alacağı söyleniyor. Yerel medya, Gimenez'in 'başarısız' girişiminin medya ve internette yayılmasının ardından psikolojik sorunlar yaşadığını, ancak olaydan sonra resim yapmaya devam ettiğini, hatta kişisel sergi açtığını yazıyor. Gimenez, Ağustos 2012'de, Borja kasabasındaki kilisede bulunan Elias Garcia Martinez imzalı 100 yıllık İsa freskinin nemden zarar görmesi üzerine, fırçasını alarak restorasyona girişmişti. Vurduğu fırça darbelerinin ardından İsa'nın yüzü tanınmaz hale gelince, yaşlı kadın belediyeye başvurarak yardım istemişti. Olayın ardından İsa freskini görmek üzere kasabaya binlerce turistin gitmiş, kilisenin ziyaretçilerden para almaya başlamıştı.
'Kış Uykusu' Altın Palmiye İçin Yarışacak
Yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi ‘’Kış Uykusu', 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışacak 18 film arasında yer aldı. Festival komitesince Paris'te düzenlenen basın toplantısında, 14-25 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek festivalde yarışacak filmler kamuoyuna açıklandı. Festivale yaklaşık bin 800 film başvurusu yapıldığını belirten komite, aralarında Ceylan'ın son filmi 'Kış Uykusu'nun da yer aldığı 18 filmin Altın Palmiye için yarışmasına karar verildiğini bildirdi. Büyük ödül Altın Palmiye için mücadele edecek diğer film ve yönetmenler şunlar: 'Sils Maria-Olivier Assayas, Saint Laurent-Bertrand Bonello, The Search-Michel Hazanavicius, Adieu au langage-Jean-Luc Godard, Maps to the Stars-David Cronenberg, Deux jours, une nuit-Dardenne kardeşler, Mommy-Xavier Dolan, Captive-Atom Egoyan, The Homesman-Tommy Lee Jones, Jimmy's Hall-Ken Loach, Deux fenêtres-Naomi Kawase, Mister Turner-Mike Leigh, Relatos Salvajes-Damian Szifron, Leviathan-Andrei Zvyagintsev, Le Meraviglie-Alice Rohrwacher.' Ceylan’ın, 2003 yılında 56. Cannes Film Festivali’nde yarışan filmi 'Uzak', Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan 'Büyük Jüri Ödülü'nü (Grand Prix) almıştı. 'Üç Maymun' filmiyle 2008'de 'En İyi Yönetmen Ödülü'nü almaya hak kazanan Ceylan, 64. Cannes Film Festivalinde ise 'Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle 'Büyük Jüri' ödülüne layık görülmüştü. Festival 'Grace of Monaco' ile başlayacak Cannes Film Festivali, trafik kazasında hayatını kaybeden Monaco Prensesi ve ünlü sinema oyuncusu Grace Kelly’nin hayatını konu alan 'Grace of Monaco' filminin yarışma dışı gösterimiyle başlayacak. Fransız sinemacı Oliver Dohan’ın yönettiği filmde Grace Kelly’i, ünlü oyuncu Nicole Kidman canlandırıyor. Filmin Fransızca uyarlamasında Nicole Kidman’ın dublajını, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın oyuncu sevgilisi Julie Gayet üstleniyor. Bu yılki festivalin jüri başkanlığını Yeni Zelandalı yönetmen ve senarist Jane Campion yapacak. Ünlü sinemacı, 1993'te düzenlenen Cannes Film Festivali’nde 'Piyano' isimli filmiyle Altın Palmiye Ödülü'nü kazanmıştı. Campion, yine aynı filmle 'en iyi özgün senaryo' dalında Akademi Ödülü'ne de layık görülmüştü. Muhabir: Rahmi Gündüz | AA