İçişleri Bakanlığı Haberleri

İçişleri Bakanlığı ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. İçişleri Bakanlığı ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Meslekten Kovulan Eşcinsel Polis Anlattı
Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Yaşadıklarını Bianet'ten Çiçek Tahaoğlu'na anlattı.Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Mesleğe iadesi için dava açtı. Duruşma tarihini bekliyor. Kendini muhafazakar olarak tanımlıyor: “Dinime bağlıyım, namazımı kılarım. Eşcinsel olmam, dinsiz yaşayacağım anlamına gelmiyor. Bir heteroseksüel çift, nasıl toplumsal kalıpların içinde ilişkilerini yaşıyorsa, ben de yaşayabilmeli ve mesleğimi yapabilmeliyim. Devlet de bunu normal karşılamalı.” Osman’la buluşup, meslekten ihracına giden süreci ve sonrasını konuştuk. Neden polislik yapmaya başladınız? Vatanımı ve milletimi gerçekten çok seviyorum ve hep onlara hizmet edecek bir iş yapmak istedim. Çocukluğumdan beri, aslında ya doktor ya da bir hukuk adamı olacağım derdim. Keşke avukat olsaydım da, benim gibi ayrımcılığa uğrayan insanların hakkını savunabilseydim diye düşünüyorum şimdi geriye bakınca. 2006’da polisliğe başladınız. Polisliğe başlamadan kendinize ya da ailenize, arkadaşlarınıza açılmış mıydınız? Ben bu (eşcinsel) ortamı yaşamıyordum. Kendimi biliyordum, içimde farklı bir duygu vardı. Ama hem inançlarım gereği hem de sosyal baskıdan korkarak bunu hep erteledim. Depresyon ilaçları kullanmaya başladım. Ama ilaçlar işe adaptasyonumu ve sosyal yaşantımı etkileyince ilaçları bıraktım. Daha sonra gittiğim şehirde biriyle tanıştım ve bu konuda dertleşmeye başladım. Zaten ortalıkta beraberlik yaşayan biri değilim, Türkiye gibi bir yerde böyle bir lüksümüz de yok zaten. Bu ilişkiyi mi öğrendiler diğer polisler? Evet ama dolaylı olarak. İstihbarat Şube’ye tayinim çıkmıştı. Ancak biri İstihbarat Şube müdürüne “Dikkat edin, o şahsın erkeklere eğilimi var” demiş. Sonra telefonlarım usulsüz olarak dinlemeye alınmış, hatta İstihbarat Şube’deki arkadaşlar, Emniyet’e hakkımda soruşturma açılması için ilişkilerimle ilgili bir mail atmışlar. Bir gece 22.00 gibi telefonum çaldı. Polis arkadaşlar görüşmemiz gerektiğini söyledi. Aşağı indiğimde Emniyet’e gitmemiz gerektiğini söylediler ve nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadılar. Saat 23.00’da Asayiş Şube Müdürü’nün kapısında yarım saat beklettiler. Hiç unutmuyorum, içeride Hande Yener’in şarkısı çalıyordu. Beni içeri aldıklarında Teknik Takip’in komiser yardımcısı da oradaydı. “Buraya neden geldiğini biliyor musun? Tahmin edebiliyor musun?” gibi soruların ardından, cinsel yönelimime ilişkin hakaret ve küfürler etmeye başladılar. Ben bunları hak edecek bir şey yapmadım. Mesleğimde de başarılıydım. Bana gey olduğunu düşündükleri 4-5 kişinin isimlerini söylediler. “Bunların isimlerini de ver ifadende” dediler. “Hayır, ben onları bilmiyorum. Herkesin özel hayatı” dedim. Ama kendi cinsel yönelimimin farklı olduğunu da söyledim. Bir arkadaşımı da içeri almışlar. Onun hali de haraptı. Dövmüşler, hakaret etmişler, hakkımda sorular sormuşlar... O da polis miydi? Hayır. Sivil bir vatandaştı. Onu da ailesine her şeyi anlatmakla tehdit etmişler. Bizim cinsel bir beraberliğimiz yoktu. Sadece dertleştiğim bir insandı. Ona nasıl ulaşmışlar? Telefonumu dinlerken konuşmalarımızı duymuşlar. İşyerinden gidip almışlar “hakkında iddialar var” diyerek. Benim ifadem de sabah mesai saatlerinde alınabilecek bir meseleydi. Ama gece, Teknik Takip’in olduğu büroda ifademi aldılar. Usulsüzlüğün daniskası! Avukat istedim, “Hayır, bu rezaleti hiçbir avukat duymayacak” dediler. İfademi verirken hiç duymadığım küfürler işittim. Bunu ispat edemiyorsun, yaşadığınla kalıyorsun. O gece kendime bir şey yapmayayım diye silahıma el koydular. Sabaha karşı 4’te evdeydim. İki gün sonra ifademi alan arkadaş beni aradı, eve geldi. Tutanağı gösterdi; “Şurada bir yanlışlık olmuş” falan dedi . İfadeyi yazan ve alan kişinin ismi ile ifademin alındığı saat tutanakta değişmişti. Çünkü ifademi alan ve yazan kişinin böyle bir işi yok normalde. Teknik Takip sadece takibi yapar ve bürolara verir işleyiş olarak. Tutanakta yapılan değişiklikle Ahlak Masası’ndan bir komiserle normal bir polis memuru, gündüz saatlerinde ifademi almış gibi gösterildi. Ve bana da bunu imzalattılar. 15 gün sonra beni bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gönderdiler. Orada kurula çıktım. Cinsel yönelimimin farklı olduğunu söyledim. Emniyet Hizmetleri Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen bir hastalık dilimi verildi. Buna göre görevimi yapmamda herhangi bir sakınca yok. Devlet eşcinsel olduğum için “sen hastasın” diyor ama “kişi kendini iş ortamında belli etmeyecek durumdaysa görevine devam eder” diyor. Sonra? Buradan bir şey yapamayınca hakkımda disiplin soruşturması açtılar. İki müfettiş geldi. Eski bir arkadaşımı da ifadeye çağırmışlar. O da benim bir adamla bir otele gittiğimi söylemiş. Ben ne kadar gizli yaşıyorum, kendimle bile yüzleşmekten korkuyorum. Bir adamla otele gittiğimi iddia ediyorlar. Ki gitsem bile kime ne! Ben de müfettişlere anlatmaya başladım: Önce kendim kabul etmedim. İstanbul’da göreve başladığımda iki kız arkadaşım oldu. İlişkilerimde başarılı olamadım. Kendimle çelişiyordum ve mutlu değildim. Çift kişilikli gibi olmaya başlamıştım. Kendime ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin, dedim ve bu deveyi gütmeye karar verdim. “Ben buyum” dedim. Müfettişler, hizmet dışında resmi sıfatın gerektirdiği saygınlık duygusunu azaltmak suçuyla dosyamı disiplin kuruluna yönlendirdi. Kurulda zaten beni en başından beri araştırıp, ifademi alan kişiler yer alıyordu. 6 ay kıdem tenzili verilmesi gerekirken, kurul yüz kızartıcı suç işlediğimi söyleyerek dosyayı İçişleri Bakanlığı’na gönderiyor. Ancak dosya kapalı gizli ibareli zarfta gelmesi gerekirken, bayrak gibi sallandırılıyor ve bu nedenle olayı duymayan kalmadı. Aslında gizlilik kurallarını ihlal ederek beni istifaya zorladılar, psikolojik baskı uyguladılar. Ama ben yılmadım. Tüm bunlara tek başıma göğüs gerdim. Artık LGBT örgütlerini de tanıyorum. Bu saatten sonra son nefesime kadar bu işin arkasında duracağım. Ben yaşadım, başka devlet memuru arkadaşlar ya da LGBT bireyler bunu yaşamasın. Devlet memurluğundan ihraç edilmeniz nasıl oldu? Dosya İçişleri’ne gittiğinde sözlü savunma vermeye gittim. Müsteşarının bana ilk söylediği şuydu: “Oğlum, ben buna suç demiyorum. Anlat”. Görüşme iyi geçmişti. Ama 2 ay sonra devlet memurluğundan çıkarıldığımı öğrendim. Verilen karar Anayasa’nın 10., AİHS’in 8 ve 14. Maddelerine aykırı. İşin hukukunu da öğrenmişsiniz bu süreçte. Tabii ki. Sonuçta polisler de hukuk insanı. Başıma gelenlerden sonra da çok araştırdım. Bana normalde Emniyet Hizmetleri Disiplin Tüzüğü’ndeki cezalardan verilmesi gerekirken, en ağır ceza verildi. Sicil notlarım 90’dan aşağı değil, daha önce hakkımda hiçbir soruşturma yok. Bu durumda bir alt ceza verilir. Ama bireysel davranıldı, böyle bir şey yaşadım. Ben IPA (Uluslararası Polis Teşkilatı) üyesiydim. IPA’nın, yurtdışındaki eşcinsel polis topluluklarının ve İstanbul Barosu’nun davamı takip etmesini istiyorum. Kimseden yardım istemiyorum ama takip istiyorum. Bir baksınlar, benim hakkım yeniliyor mu yenilmiyor mu? Bu süreçte size destek olanlar oldu mu? Evet, birçok polis arkadaşım da çok destek oldu. “Bugün sana, yarın bizim çocuklarımıza” dediler. Hala arayıp soruyorlar. Hepsi evli, çocuklu, heteroseksüel insanlar. Polis arkadaşlardan darbe yediğim de oldu, destek veren de… Birlikte sohbetlere gittiğimiz, hizmetin içinde olduğum arkadaşların bana destek olmaması, telefonlarıma bile çıkmaması ise beni üzdü. Özellikle çocukluğumdan beri dostum olan bir meslektaşımın aleyhime ifade verip, sonra da bana sırt çevirmesi beni çok kırdı bu süreçte. Hizmet derken? Polis teşkilatında çok net bir ayrım vardır. Onlardan olanlar ve onlardan olmayanlar. Siz bu sohbetlere bu yüzden mi katılıyordunuz? Hayır. İnançlarım gereği gidiyordum. Oraya gittiğimde huzur alıyordum. Böyle bir durumum var ama çok şükür sağlığım yerinde, diyordum. Cinsel yönelimimle ilgili bocalamalarımdan uzaklaşıp huzur buluyordum. Bu yüzden hizmet hareketinin içerisindeydim. Şimdi meslekten ihraç edildiniz. Ne iş yapıyorsunuz? Nasıl sürdürüyorsunuz hayatınızı? Bir esnafın yanında çalışıyorum. Açıkçası hayatımı sürdürmekte çok zorlanıyorum. Ağabeyim ödemelerime yardım ediyor. Aileniz olup bitenlerden haberdar mı? Büyük ağabeyim her şeyi biliyor. Diğerleri hiç bilmiyor, rahatsızlığım nedeniyle bir süre çalışmayacağımı söyledim. Bu konuda bilgili değiller, onları da kaybetmek istemiyorum. Peki tüm bunlardan sonra polisliğe devam mı etmek istiyorsunuz? İleride eder miyim etmez miyim bilmiyorum ama bu hakkın bana verilmesi lazım. Geldiğim yerde benim insanlık onurumu zedelediler. Ben tayinim çıkıp gelirken, utancımdan kimseyle vedalaşamadım. Ben davamı kazanıp, gerekirse kendi onurumla istifa edeyim istiyorum. Ben bunun sınavına girdim, kazandım, bunun eğitimini aldım. Kısacası emek verdim. Anketler, polislerin çoğunun mesleği bırakmak istediğini ya da intiharı düşündüğünü gösteriyor. Siz polislik yaparken hiç böyle düşündünüz mü? Evet, benim de bunu düşündüğüm anlar oldu. Siz hiçbir hobisi olan, bir kursa giden, ya da terapiye giden bir polis gördünüz mü? Hayır. Bakıyorsun, ilişkilerinde sorun yaşıyorlar çünkü 24 saat çalışıyorlar. Amir baskısı haksızlıklar, teşkilat içindeki yapılanmalar… İnsanı o raddeye getiriyor. Polislerin translara sokakta yürürken bile ceza yazdıklarını, LGBT bireylere kötü davrandıklarını biliyoruz. Siz olayın diğer tarafındayken, yani polisken nasıldı durum? Mesleğe ilk başladığımda, kendi yönelimimi kabul etmediğim zamanlarda, karakola bir travesti gelmişti. Ama kolları kan revan içerisinde… Polis arkadaşlar da dalga geçiyor. Çok zoruma gitmişti. Kızı nezarete atacaklardı, hayır, dedim. Onu bizim dinlenme odamıza götürdüm, bir kahve yaptım. Sağlık raporuna da ben götürdüm. Bana dediği tek şey: “İlk defa bir polis tarafından insan muamelesi görüyorum”. Orada çok duygulanmıştım. Burada yine devletin bir sorunu var. Devlet bu insanlara bir iş imkanı açarsa, kurum olarak “gel, çalış” derse, zaten kimse gidip o işi yapmayacak. Kimse o hayattan memnun değil. Bazı şeylerin önünü açacaksın. Kim olursa olsun, din, dil, ırk, cinsel yönelim, kimse hor görülmeyi hak etmiyor. Çiçek Tahaoğlu | Bianet
Uğur Mumcu Cinayeti 21 Yıldır Aydınlatılamadı
Türkiye'de araştırmacı gazeteciliğin öncüsü Uğur Mumcu tam 21 yıl önce bugün bir bombalı suikast sonucu aramızdan ayrılmıştı. Mumcu için bugün birçok kentte anma etkinlikleri düzenlenecek. Mumcu için ilk olarak başkentte saat 10.30'da Batıkent Uğur Mumcu parkında anma töreni düzenlenecek. Bombalı saldırının gerçekleştiği sokağa karanfiller bırakılacak. Ardından da sevenleri saat 14.30'da Cebeci Asri Mezarlığı'ndaki kabrini ziyaret edecek. Uğur Mumcu için sadece başkentte değil, başta İstanbul ve İzmir olmak üzere yurdun birçok merkezinde anma törenleri düzenlenecek. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu 24 Ocak 1993'te Ankara'da evinin önünde aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucunda yaşamını yitirmişti. Mumcu suikastı, ölümünün 21'inci yılında hala aydınlatılabilmiş değil.CNN Türk
'Laptop Çaldım, Serdar Ortaç'ın Çıktı'
Basit ve bireysel bir eylem olarak görülmesine karşın üzeri kazındığında kapkaçın aslında batıdan doğuya gidildikçe örgütlü bir yapısının olduğu ortaya çıkıyor. Üçüncü sayfa haberlerinin ötesinde bir gerçekliğe ve birikime sahip olan bu teşebbüs suça girişin ‘ana kapısı’ niteliğinde. ‘Sermayenin gerek duyulmadığı tek iş’ diye tarif ediliyor ve yoksulluk-yoksunluk tetikliyor. Kendilerini ‘yol koşanlar’ olarak tanımlayan hırsızlar meseleye ‘ya kap ya öl’ noktasından bakıyorlar. Al Jazeera ’den Kadir Konuksever, hırsızların dünyasına girdi. Hırsızlık bir seçim ve o seçimin odağında, ülkenin Doğu’sunda 30 yılı aşkın çatışma sürecinin ana etken olduğu yerinden edilmişlik, göç, yoksulluk ve varoşlar var. Yoksunluk ‘seçim’ yapmayı varoşlar da altyapıyı hazırlıyor. Bir anda 10-12 yaşlarındaki çocuklar kendilerini ‘kaptı’ olarak buluyor ve yeni ailesi içerisine girdiği ‘tayfa’ oluyor. 'Ya kapacaksın, ya acından öleceksin' Varoşlar kapkaçın vatanı. Buralardan yetişen çocuklar suç dünyasına giriş yapıyorlar. [Abdülkadir Konuksever-AJT] İstanbul’da kentsel dönüşüme henüz uğramamış bir sokağının ortasına atılan kahvehane taburesine çöküyoruz. Çevrede yıkılmaya yüz tutmuş boş binalar göze çarpıyor. Sokağın girişlerine birer ikişer kişi yerleşip tesadüfen geçmekte olan insanları emir kipleriyle başka yollara sevk ediyorlar. İtirazsız uyuyor berikiler. Alana hâkim oldukları belli. Pervasız ve buyurganlar. Üzerlerinde eşofman türünde spor giysiler ayaklarında ise renkli ve marka koşu ayakkabılar var. Saçlar alabros, bakışlar fıldır fıldır. Tüm araştırmamız boyunca karşılaştığımız hırsızların neredeyse tamamı tek tip. Kendisine Botan diyen Cizreli genç diğerlerine emirler yağdırıyor. Önce çay geliyor, ardından elden ele dolaşan sarma sigara. Hareketleri onun bir ‘kurnaz’ olduğunu gösteriyor. 5-6 kişilik 'tayfa' denen hırsızlık gruplarının liderine bu isim veriliyor. Tayfa üyelerinin her birine de ‘kaptı’ deniyor. 13 yaşındayken abisinin dağa çıkıp PKK’ya katılmasıyla kendisini önce Batman, sonra da Diyarbakır’da bulmuş Botan. Diyarbakır’ın varoşlarında. 'Mahallede top oynarken bizden yaşça büyük biri gelip herkese para verdi. Benim dışımda herkes tanıyordu. Yanıma gelip kim olduğumu ve nereden geldiğimi sordu. Anlatınca gelip bize takıl dedi. Ayakkabı boyacılığı, simitçilik ve tatlıcılık yapmıştım. Bana göre işler değildi. Memleketimde iyi bir hayatımız vardı. Ama Diyarbakır’a gelerek her şeyi sıfırlamıştık. Ben ailenin en küçüğüydüm bana çok ilişmezlerdi. Onlar çalışırlardı ben daha çok gezerdim. Karnımız çoğu zaman doymuyordu. Elektriğimiz, suyumuz kaçak, evimiz harabe gibiydi. Okula devam etmedim. Bu para dağıtan abinin yanına takıldım. Benim gibi çocuklar vardı yanında. Onları koşturuyor, inşaatlara tırmandırıyor birinci gelene lastik ayakkabılar alıyordu. Hepsini geçtim, hepsinden iyi tırmandım. O zaman dedi ki ‘sende iş var.’ O işin hırsızlık olduğunu anladığımda aklıma babam geldi, duysa öldürürdü beni. Abilerim geldi sonra hatırıma, annem ve Allah. Yani insan her şeyi düşünüyor. Cizre’de Kuran kursundaki hocam bile aklıma geldi. Demişti ki günahların en rezillerinden biri hırsızlıktır.' Son cümlesi gülüşmelerle kesilince bakışlarıyla susturuyor anında. “Uzatmayayım, hepsini hatırımdan silip ‘herkes giyiyor, herkes yiyor ben neden aç kalayım’ diyerek girdim işin içine.” Botan hırsızlığa böyle başlamış. Belli bir zaman pratik yapmış. Ondan kıdemlileri iş üstündeyken izlemiş, ardından ‘kaptı’ olarak ilk işine çıkmış. ‘Kapkaç yaptım. Telefonlar o zaman çok değerli. Belediyenin arkasında bir kadın kulağında telefon yürüyordu. Kolay işti kaptım ve kaçtım. Kadın şoka girdi bağıramadı bile. Güvenli bir yere çekildiğimizde telefonu kaptığım zaman kadının yüzünün derisini yüzdüğümü anladım, tırnağımın arasında kalmıştı. Üzüldüm ama kısa sürede unuttum. Kendimi yeni işlere verdim. Zaten işler birbiri ardına geldi. Paramın bir bölümünü ayakkabı boyacılığından kazandığımı söyleyerek aileme veriyordum. Geri kalanını yiyip içiyordum.” İçki ve uyuşturucuya başlaması çok sürmemiş Botan’ın, ailesinin işin farkına varması da. 'Babam mahalleden duymuş. Beni çok kötü dövdü, sonra evden çıkmamı yasakladı. Önce evden, sonra da Diyarbakır’dan kaçtım, İstanbul’a geldim. Elimizden tutan olmayınca ‘abiler’ tuttu. Onların tutuğu eller de ancak başkalarının malına parasına uzanıyor. Bu işler böyledir; ya kapacaksın ya acından öleceksin.' Uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın İşe ara veren kapkaççılar yeniden kolladıkları muhitlerde kapkaça çıkacaklar. [Abdülkadir Konuksever- AJT] Botan, İstanbul’da önce başkalarına bağlı olarak çalışmış, ardından kendi tayfasını kurmuş. Tayfanın getirdiklerinden bir pay da ‘büyük abi’ye gidiyor. Tayfalar ‘kurnaz’a kurnazlar da ‘abi’ ye tâbi olurlar. Bazı abilerin 20’den fazla tayfaya hükmettiği belirtiliyor ancak kim olduklarına dair konuşmaları yasak. Botan’ın tayfalarından Şeyhmus Diyarbakır’lı. Hikayesi neredeyse Botan ile birebir aynı. Kulp ilçesinin bir köyünden. Köyleri güvenlik gerekçesi ile askerler tarafından boşaltılınca o da pek çokları gibi kendisini İstanbul’da bulmuş. Şeyhmus askıcılık ve tufacılık yapıyor. Ev ve işyerlerine giriyor, araç patlatıyor. 'Meslek sırları'nı anlatmaktan kaçınıyor. Ağzı laf yapmayan biri, daha çok yanındakilerin dürtüklemesiyle konuşuyor. “Evine girdiğin kadının gözlerine, bakmayacaksın. Uyanıyorlar. B.k varmış gibi götürüp yattıkları yere istifliyor herkes parasını. Biz de belli bir saati bekleriz. Sonra girdiğimizde top atsan uyanmazlar. Sadece uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın. Tecrübe ettim uyanıyorlar.” Serdar Ortaç’ın bilgisayarı Yine gruptakilerin hatırlatmasıyla başka bir meseleye dalıyor Şeyhmus. “Bir keresinde iyi mal kaldırdım. Malların arasında bir tane laptop vardı. Sonra öğrendik ki Serdar Ortaç’ınmış. Gazetelere çıkıyor, televizyonlara çıkıyor bilgisayarda bestelerim var geri getirin para vereyim diyor. Şimdi ben bunun olduğunu öğrendim ya o nasıl Ahmet abimize (Kaya) çatal kaşık fırlatmışsa lavuk, ben de fırlatıp attım Haliç’e, balıklar nasiplensin.” Çevresindekiler ‘balık’ lafını duyunca hep birlikte kahkaha atmaya başlıyorlar, belli ki defalarca anlatılıp defalarca gülünmüş laptop meselesine. Aşk için çalmalı aşk o zaman aşk Konuşma fırsatı yakaladığım pek çok hırsızın (kendilerine 'yol koşan' diyorlar) mesleğe giriş hikâyeleri benzerlikler taşıyor. Güneydoğu çıkışlı olanların tamamı yoksul aile çocukları. Ancak Mesut orta sınıf bir aileden geliyor. Şişli’de iyi döşenmiş güzel bir evde görüşüyoruz Mesut’la. Şaşkınlığımızı fark edip biz sormadan kendisi anlatıyor. “Hepimiz sefalet içinde yaşayacak değiliz ya!” Hırsızlık ile çizilen tablolarda böyle bir detay oldukça aykırı. Ancak bize aracılık eden kişinin anlattıklarına göre Mesut camianın kalburüstü elemanlarından. Yüzü gözü girdiği mücadelelerden kalma yara izleriyle dolu. Donuk ve sert bakışları var. “Aşık oldum vermediler” diye başlıyor sözlerine. Sigarasını yakıp karşımıza oturduğunda anlatmaya teşne olduğunu belli ediyor. Israr etmemize de çeşitli güvenceleri sıralamamıza da gerek kalmıyor. Kaptı Hırsız Tayfa Hırsızların oluşturduğu5-6 kişilik grup. Kurnaz Tayfa gruplarının başındaki kişi. Büyük Abi Kurnazların bağlı oldukları kişi. Baron En tepedeki kişi. Dümenci Gözcü. Arpa Hissettirmeden cebe girilerek yapılan hırsızlık. Kapkaç Malikin değerli eşyasını kapıp kaçmak. Gasp Malikin silah zoruyla malının alınması. Kancık-Çarık Çantaları kollayan kişi. Tufa Dükkan ve işyeri hırsızlığı. Askı Ev hırsızlığı. Gömmeci Çelik kapı açan. Kasacı Kilitli kasayı açan kişi. Otocu Oto hırsızı. “Babam işçiydi. Niye yalan söyleyeyim bolluk içindeydik. Üstümüzde başımızda, soframızda vardı yani. 20’li yaşlardayım. Lise bitmiş. Belalı bir tipim. Okulda, mahallede sevmediğim bebeyi indiriyorum, kılı tüyü anında alıyorum. Çekinirlerdi benden. Ramazan diye bir yavşak vardı. Bir iki esnaftan para yemiş epeyce. Yanına da almış iki bebeyi sözüm ona Kurtlar Vadisi triplerine girmiş. Dedim ki arkadaşlarıma ‘ben bu ib…i indireceğim.’ Lakin bizim muhite gelmiyor. Bir iki takip attım. Fark etmiş. Kendi düştü. Uzaktan izliyor, ince ince kesiyor. Yanına vardım, ‘terzi misin birader ölçüp biçiyorsun’ dedim. ‘Kasabım hayvan bakıyorum” deyince kafayı gömdüm suratına. Yanındaki bebelerden birine bıçağı takınca diğeri kaçtı. Ayağımın altına alıp yerde yüzünü gözünü ezdim, kalkamadı bir daha. Sekiz ay yattım. Çıktığımda âlem benimdi.” ‘İcraatı’ ve hapis yatmasından sonra çevrede belli bir namı olmuş. Hatırlı kişilerin ve zenginlerin bir iki ‘pis’ işini yapmış. İyi para kazanmış. Sonra ‘daha büyük denizlerde yüzmek’ için İstanbul’a bir bilet almış. Daldan dala konarak anlatıyor, ancak bütün yolları sevdiği kıza çıkıyor. Mahallede sevdiği kız için babasını ikna etmiş istemeye ama kızın babasını ikna edememişler. Kısaca işsiz ve serseri olduğu söylenmiş. Kederleniyor. “Paran yoksa adamdan sayılmıyorsun. Kızı sevmişim niye vermiyorsun arkadaş? Aç açıkta bırakmam ki. Ama yok. Dedim ki kendi kendime bu âlemin kıralı olacağım. Çıktım İstanbul’a geldim. Ben şahsen öyle gidip milletin malını mülkünü çalmadım. Ama kurnazlar var yol koşan, ben de onları koşturdum. Bindim alman malı jipe gittim bir gün memlekete. Mahalleye girdim gözüm kızın penceresinde. Kız evlenmiş, babası da taşınmış mahalleden. Hava atamadım anlayacağınız.” Evinin duvarlarında çerçevelenmiş Yılmaz Güney, Che Guevara ve Malcom X resimleri göze çarpıyor. Sohbetimizin sonuna yaklaştığımızı hissettiğimde resimleri soruyorum. Anlattığı şeylerle duvarına astığı kişilerin birbiriyle uyuşup uyuşmadığına dair. Cevabı kısa ve sert oluyor; “Seviyoruz gözüm.” Diyarbakır çıraklık, İstanbul ustalık merkezi Hırsızlık işinde İstanbul piyasası uzmanlık alanı olarak değerlendiriliyor. Doğu’da belli bir eğitimden geçip çıraklıktan terfi eden 'kaptı'lar İstanbul başta olmak üzere İzmir, Antalya, İzmit gibi batı illerine gidiyorlar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi doğdukları şehirde iş üzerindeyken tanıdık birilerine rastlayıp toplum içinde deşifre olma ihtimali yüksek. İkincisi şimdilerde bu değişse de hemşerinin malının çalınmasına camiada iyi gözle bakılmıyor. Üçüncü neden ise daha geniş imkânlar sunması ve kalabalıklar arasında kaybolmanın kolay olması. Varoşlarda başlayan yaşam büyük şehirlerin varoşlarında devam ediyor. Eğer işinde iyiyse ve cesaret göstergesi sayılabilecek icraatlara girişebiliyorsa 'kaptı'nın 'kurnazlık payesi' alması çok zor değil. Zira işsizlik oranlarının yüksek olduğu Diyarbakır başta olmak üzere Doğu illerinden bu anlamda sirkülasyon var. 4 bin 500 köy boşaltıldı İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre doksanlı yıllarda Doğu ve Güneydoğu’da yaklaşık 4 bin 500 köy boşaltıldı. Yerinden yurdundan olan insanlar kırsal alanlarda yaşanan çatışmalardan kaçarak daha güvenli olan kentlere yerleştiler. Göç konusunda hatırı sayılır bir nüfus alan Diyarbakır 20 yıl öncesine göre iki kat daha fazla büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2012’de istihdam oranının en düşük olduğu iller Diyarbakır (yüzde 28), Siirt (yüzde 29,1) ve Batman (yüzde 29,5) oldu. İşsizlik oranının en yüksek olduğu iller Batman, Mardin ve Siirt. Oranlar kaçınılmaz olarak yoksulluğu, yoksullukta suçu getiriyor. Peki niye hırsızlık? Sermaye istemeyen tek iş Suç dünyasında hırsızlık böyle tanımlanıyor: sermaye istemeyen tek iş. Sonuçta sokağa çıkıyorsun bulduğunda alıp kaçıyorsun. Bireysel girişimler ‘kodes’le sonuçlanıyor. Bu nedenle bir yerde başarılı bir hırsızlık olayı vukû bulmuşsa ekip işi olduğu su götürmez. Anlatılanlara göre hırsızlığın diğer bir özelliği de suça açılan kapı olması. Kolay giriliyor ve suç başka suçları çağırıyor. Kendileriyle görüştüğümüz o dünyanın pek çok üyesi hırsızlıkla başladıkları işi sonrasında uyuşturucu ve fuhuş alanlarına kaydırmışlar. Roti Montana onlardan biri. Arkadaşları arasında bu isimle çağrılan Roti kameramıza konuşmayı kabul edenlerden. Çevresinde cesurluğu ve korku bilmezliği ile nam yapmış. Küçük yaşta Diyarbakır’dan ayrılarak ‘gurbet’e çıkan Roti oldukça da zeki biri. Zira pek çok suç biçiminin içinde bulunmasına rağmen hala bir sabıkası yok. Temiz yüzü nedeniyle dikkat çekmiyor. Pek çok kişi de üzerine suç konduramıyor. Ama o hırsızlıktan gelme bir uyuşturucu pazarlamacısı. Bir öteki olarak Roti Brian De Palma’nın 1980 yılında yaptığı Scarface (Yaralı Yüz) filminin efsanevi aktörü Al Pacino’nun hayat verdiği Tony Montana karakterinin aksine Roti Montana bir bebek surat (Baby Face). İsim babasına tezat teşkil etse de asi ve ele avuca sığmaz yapısı nedeniyle kendisine bu lakap yakıştırılmış. Yine de bir benzerlik var. Daha iyi bir hayat sürmek üzere Tony Montana Küba’dan Amerika’ya, Roti Montana ise Diyarbakır’dan İzmir’e gitmiş. Daha 11 yaşındayken dört arkadaşı ile birlikte sırf macera olsun diye kaçtıkları İzmir’de suç örgütleriyle tanışmış. “Amacımız iyi bir hayat yaşamaktı. Ama yapamadık. Elimizden geldiğince iyi olmaya çalıştık, zamanla arkadaşlarımız bozuldu ve bunun farkına vardık. Bir otelde ve mobilyacıda çalıştıktan sonra gittikleri her yerde dışlandıklarını anlatıyor. “Nereye gittiysek dışlandık. Konuşmamız, oturmamız, kalkmamız bu bölgeden gittiğimizi ele veriyordu. Birbirlerine davranışları farklı bize farklıydı. Diyarbakırlılara farklı davranıyorlardı. Çocukluklarından beri kin öfke beslemişler buralara karşı. Bizi aralarına almadılar.” Ötekileşmesi onu yalnızlığa ve öfkeye itmiş. “Arkadaşlarımla beraber yaptık. Önce yol koştuk.(Hırsızlık) Yol koşunca esrar kullanmaya başladık. Elimizde görenlerin istemeleriyle bu işin piyasasının daha iyi olduğuna karar verdik. Uyuşturucuyu (esrar) Diyarbakır’dan alıp gidiyorduk. Kendi kendimize yapıyorduk. Başımızda biri yoktu, zaten başımızda biri olmasını istemiyorduk. Burada üretiliyor uyuşturucu, satılan yerler şahıslar var. İçen arkadaşlarımız vardı. Onların aracılığıyla ulaşıyorduk. Buradan alıp götürüyorduk. Orda o malı eritebilen, satabilen insanlar vardı. Ben sarıp içince kendileri gelip buluyorlardı zaten. Bir dünya insanla tanıştım. Bir hayır da görmedim. Hepsi geldi gitti.” Operasyonlar çözüm değil İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre yurt genelinde hırsızlık suçu;2008’de 256 bin 562,2009’da 304 bin 570,2010’da 344 bin 87,2011’de 351 bin 8382012’de 405 bin 405’e yükseldi. Yani, günde bin 110 hırsızlık vakası yaşanıyor. Son dönemde Doğu illerinde uyuşturucuya yönelik büyük operasyonlar yapılıyor ve tonlarca uyuşturucu ele geçirilip imha ediliyor. Roti’ye göre bu operasyonlar çözüm değil. “Uyuşturucuya operasyonlar yapıldığında insanlar gömüyor. Öyle olunca daha değerli oluyor. Madde değişiyor evrim geçirip daha değerli bir maddeye dönüşüyor. Bundan dolayı herkes gömdü. Olaylar varken polis giremiyordu. Adamlar ekiyordu gömüyordu. Parti parti yakalandı. Uyuşturucuyu bitirmek istiyorlarsa yakalamakla değil gidip o şahısların ektiği o toprağa el koymaları lazım.” Askere gitmek üzere geldiği memleketi Diyarbakır’da görüştüğümüz Roti, yeniden “sahalar”a döndüğünde mesleğine bıraktığı yerden devam edecek. Cesur’un cesareti Hırsızların dünyasında en kıymet verilen olgu cesaret. Cesaretten yoksun, gözünü karartamamış kişiler camiada bu işe uygun görülmez. Cilvesi çok olan bir meslek ve fiziki yapının yanı sıra yeri geldiğinde kavga dövüş işine girip sağlam çıkmayı gerektiriyor. İş üzerindeyken ‘keriz’ uyanırsa (malı veya parası çalınan kimse) devreye kaba kuvvet ve silah giriyor. Hasım ister malik olsun ister güvenlik görevlisi olsun sonuç değişmiyor. Kirişi kırmak için bu yollara başvuruluyor. Girdiği bir evde, ev sahibinin erken dönmesi nedeniyle balkondan kaçmayı deneyen ancak bunu başaramayarak suçüstü yakalanan Cesur yeri geldiğinde silah kullanmaktan çekinmeyeceğini söylüyor. “Üzerimiz boş değil zaten. Bir işe çıktığımızda eğer o iş askıysa (ev ve işyeri soygunu) öncesinden keşif yapıyoruz. Girişini çıkışını ve olağanüstü bir durumda kaçış yolunu belirliyoruz. Ondan sonra giriyoruz. Eğer ev sahibiyle yüz yüze kalırsam ve kaçmamın tek yolu onu vurmaksa çekinmem. Yoksa ben enselenirim. Bir kez enselendim zaten ve üç açık iki de kapalı olmak üzere beş dosyam var. Ceza yersem 7-8 yıl yatacağım. Kimse gidip yatmak istemez.” Mallar tanıdık esnaflara Hırsızlık işinin inceliklerini başta Diyarbakır olmak üzere bölgede öğrenip Batı illerine gittiklerini anlatıyor Cesur. Mevsimlik işçiler gibi özellikle yaz aylarında Batı illerine giden hırsızlar biriktirdikleri parayı yemek üzere memleketlerine dönüyorlar. Peki ev ve işyerlerinde çalınanlar nasıl elden çıkarılıyor? Çalıntı mallarının da bir piyasası var: “Bir eve girdiğimizde önce canlı para ve değerli maden bakıyoruz. Özellikle yatak odalarına giriyoruz. Bunun dışında LCD ekran, bilgisayar gibi malları da kolluyoruz. Bu malları aldığımızda ya kiraladığımız bir dükkâna ya da tanıdıkların yanına emanet veriyoruz. Sonuçta bu işi yaptığınızda belli bir çevre oluşuyor. İhtiyacı olanlara gidip malın cinsini anlatıyoruz isterse veriyoruz. Bu işten geçinen esnaflar var. Onlara ucuz fiyata bırakıyoruz onlar da ya kendileri eritiyorlar ya da spotçulara, ikinci el eşya satan yerlere falan veriyorlar.” Utanıyorum Hırsızlar yaptıkları işin yüz kızartıcı olduğunu biliyorlar mı? Utanıyorlar mı? Cesur bu işlere hiç girmemiş olmayı istediğini söylüyor. “Biri bana hırsız dediğinde dışlanmışlık hissediyorum. Çok utanıyorum. Zaten bu durumdan dolayı bazı şeylerle yüz yüze geliyorum. Çünkü git gide insanın psikolojisini bozuyor bu tür durumlar. Düşünsenize iki üç arkadaşın parmakla seni işaret edip hırsız diyor. Bu insanı çok rahatsız ediyor.” Babamın ibriğini çalarak başladım Görüştüğümüz en eski hırsız Hacı. Yaşı kırkın üzerinde. 1982 yılında takıldığı arkadaş çevresinin teşviğiyle babasının ibriğini çalarak mesleğe giriş yapıyor. Bir ‘kaptı’ olarak sonrasında İstanbul’da hayatına devam ediyor. “İstanbul’da ‘dümen’le başladım işte. Yaşı büyük olan ağabeyler bizi koştudular. Sonra yanımıza çocuk alıp biz koşturduk. İstanbul büyük yerdir, metropoldür. Diyarbakır’da iş yaparsan tanıdıklara mutlaka rastlıyorsun. İstanbul büyük yer, korkmuyorsun ve yaşamak için bulman lazım.” Katilim devlet “85 sabıkam var. İlk mahkemeye çaktığımda 13 yaşındaydım. Çocuktum ve bazı şeylerin farkında değildim. Eğer beni affetselerdi, fişlemeselerdi belki hayatım çok farklı olurdu. Bir kez fişlendiğinizde size yapacak başka bir şey kalmıyor. Devlet tüm kapıları kapattı. Devlet açıkça ‘yap seni kodese atayım’ diyor. Çocuk yaşta sabıkalandırmasalar rehabilite yoluna gidilse bu kadar olmaz bu iş.” Çocuktan hırsız yaratmak Hacı meslekte çok eski olduğu için pek çok hırsız yetiştirmiş. Pek çok işte olduğu gibi bu işin de incelikleri var. “Bu çocuklar genelde çevreden yetişiyorlar. Yoksul çevrede. Fakir çevre. Zengin yok. Fakir ne yapacak, açsın, aç adam mantıklı bilinçli düşünemez. Mesleğe girişleri kolay oluyor. Çocuk yetiştirilirken önce cesaret veriliyor. Deniliyor ki ‘bak benim yanımda olursan sana kimse dokunamaz. Devletin eline düştüğünde seni alırım. Gücümle paramla alırım.’ Önce güvence verilir. Ondan sonra annesine babasına güvenmediği kadar bana güvenir.” Büyük partiler şehir dışına Çalınan mallar eğer büyük bir partiyse başka bir kente gönderiliyor. Polis hırsızlığın yapıldığı kentte araştırma yaparken mal çoktan elden çıkmış oluyor. En değerli ürün sigara, anında paraya çevrilebiliyor. “Bir eve girip patlattığın zaman belirli esnaflar var. Tanıyorsun bunları. Sigarayı herkes alır. Biraz düşüğüne verdiğin zaman gider. Televizyonu kime verebileceğini biliyorsun. Hırsızlık malının değeri yoktur. Bin liraysa televizyonun değeri yüz liraya veriyorsun. Bunları alanlar hırsızlık malı olduğunu biliyor. Çok ucuza aldıkları için bellidir. Büyük parti mal kaldırıldığı için şehir dışına verilir. Mesela mobilya kaldırıyor adam. Kendi semtine veremez. Urfa’da tanıdık var. Öncesinden ayarlanır. Antep, Urfa gibi bir yere transfer ediyorsunuz.” Hırsızlık meselesi ile ilgili olan emniyet, hukuk ve sosyoloji çevreleri bu suç türünün asla bitmeyeceği ve ülkenin siyasi, sosyokültürel ve idari yapısında yaşanacak değişikliklere göre azalıp artabileceği görüşünde. Haber araştırması için görüştüğümüz yüze yakın kişinin pek azının hikâyelerine yer verebildik. Bir iki istisna dışında o camiada neredeyse herkesin işe ilk başladıkları nokta kapkaç ve kendilerini o noktaya getiren trajik yaşam öykülerine sahipler. Bu işe uzun yıllarını vermiş bir hırsızın ifadesiyle; ‘eğer bu ülkenin Güneydoğu’sunda yaşıyorsanız ve varlıklı bir ailenin ferdi değilseniz sokaktaki hayat önünüze iki yol çıkarıyor; ya dağa çıkacaksınız, ya da çalacaksınız.’ Realite bu olunca İstanbul, İzmir, Antalya ya da İzmit’te bu anlamda canı yanan birinin failinin ayak izleri Diyarbakır’da, Batman’da veya Mardin’de çıkıyor; pek çok hayat ‘ya kap ya öl’ noktasında nihayete eriyor… Barış süreci olumlu etkiledi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Asayiş Birimi uzmanlarına göre ‘barış’ süreci suç oranları açısından olumlu bir etkiye sahip. Daha önce bölgede sayı ve enerjilerini toplumsal olaylara harcayan güvenlik güçleri barış süreci ile birlikte hırsızlık, uyuşturucu ve fuhuş suçlarının üzerine daha çok gidiyor. Bölge illerinde toplumsal olaylara müdahale göreviyle bilinen çevik kuvvet polisleri bile bu günlerde devriye görevi yürütüyorlar. Polisin suç mahallerinde daha çok görünüyor olması da suçun azalmasına yol açıyor. Sisli havalar oto farelerine göre Yine polis kaynaklarına göre elektrik kesintileri hırsızlığı arttırıyor. Sokak lambalarının yanmaması, karanlık ve sessizlik hırsızları harekete geçiriyor. Örneğin havanın sisli ve soğuk olduğunda oto hırsızlıklarında artış yaşanıyor. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan gecekondular hırsızlığın azalmasında önemli bir etken. Van depreminde kentin yeniden tasarlanması edilmesi ve polis araçlarının dahi girmekte zorlandıkları dar sokakların geniş caddelere dönüşmesiyle hırsızlık bitme noktasına gelmiş. Ancak polisin kendisi bile hırsızlığın polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini söylüyor, zira sadece Diyarbakır’da emniyetteki hırsızlık sabıkalarının sayısı 12 bin 500. Nedenleri kaldırmak gerekiyor Daha önce kapkaç olaylarına hırsızlığın en basit hali ile ceza verilirken yapılan düzenlemeyle yeni TCK’nın 142. Maddesinin ikinci fıkrasıyla ağırlaştırılarak cezanın 6 ay ile 3 yıldan, 3 yılla 7 yıl arasına çıkarıldığını belirten Avukat Sinan Tanrıkulu bunun kapkaçı azaltmakla birlikte ortadan kaldıramadığını söylüyor. Tanrıkulu, cezaların ağır olmasının tek başına sorunu çözemeyeceğini savunuyor: “Tarihin değişik dönemlerinde ölüm cezasına varan çok ağır yaptırımlara bağlanmasına rağmen bu suç tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Örneğin, şer’i hükümlere göre hırsızlık yapanın eli kesilir buna rağmen şer’i hükümlere göre yönetilen ülkelerde dahi hırsızlık vakaları olmaktadır. Bundan dolayı da hırsızlık suçunun minimum düzeye indirilebilmesi, toplumsal yaşayışın tahammül edebileceği bir düzeye inmesinin yegâne yolu cezaların ağırlaştırılması yöntemi değildir. Cezanın caydırıcı nitelikte olmasından önce ekonomik ve sosyal politikalarla bireyi bu suça iten nedenleri ortadan kaldırma çalışmalarının yapılması daha etkili ve sonuç alıcı olacaktır.” Kaynak: Al Jazeera
Gündeme Damga Vuran O Kare
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı 'Fotoğraf yayınladı ya, biz sözde çok zor durumda kalacakmışız. Ben şimdi ona bir belge açıklayayım. Belki oradan görülmüyor, ben okuyayım' diye eleştirdi. Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti: Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren yurttaşlarıma göstereyim. Fotoğraf nasıl olurmuş? 24 Kasım 2013. 17 Aralık’tan üç hafta önce. Bu fotoğraf, üzerine oynama yok. Üstlerinde kimlerin olduğu yazılı. Fotoğrafların hiçbir yerinde oynama yok. Kim var burada?” dedi. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları: Bir gün bir o arkadaşların hapiste tutulmaları bir demokrasi ve hukuk ayıbıdır. Derhal bunların serbest bırakılması lazım. Defalarca söyledik bu ÖYM’ler adalet dağıtmaz. Özel yetkili mahkemeler siyasal iktidarın sopasıdır. Bu özel mahkemelerin verdiği kararlar kamu vicdanını rahatsız ediyor. Hayır dediler, biz bildiğimizi okuyacağız dediler. Artık adaletin sağlanması gerekiyor. Bu konuda CHP olarak üzerimize düşeni yaptık. Yasa teklifi mi? Arkadaşlarımız verdiler. Milli orduya kumpas kuruldu sözünün arkasında hala duruyorsa, çözüm yeri TBMM ise gelin kardeşim CHP hazır. Haksızlığı bitirelim, adaleti sağlayalım. Açık çek. MHP SEÇİM BÜROSUNA SALDIRI Siyasal partilerin bir iktidar mücadelesi içinde olmaları son derece doğaldır. Yurttaşa giderler, hangi partiye oy verirse iktidar olur. Bu bir centilmenlik yarışıdır. Etik ahlaki kuralları olması gereken bir yarıştır. Şiddet bu yarışmaz. MHP’nin Esenyurt’ta bir seçim bürosu açılışı var ve bir saldırı var, bir vatandaşımız hayatını kaybediyor. Şiddetle ama şiddetle kınıyoruz. Hiç kimsenin bir başka siyasal partiyi kaba kuvvetle susturması gibi bir olayı asla kabul etmiyoruz. Demokrasilerde bunun yeri yoktur. Fikir düşünce özgürlüğü varsa çıkar söylersiniz. Katılmasak bile düşüncenizi özgürce dile getireceğiniz bir Türkiye’yi inşa etmek için yola çıktık biz. O nedenle MHP camiasına baş sağlığı diliyorum. Ölene de Allah’tan rahmet diliyoruz. Bir daha da Türkiye’de böyle şeyler olmasın istiyoruz. 'LÜTFEN DENETİMLERİ SIKILAŞTIRIN' En son Kayseri’de 21 yurttaşımız hayatını kaybetti. Sivas’ta pek çok yerde var. Devletin bu konuda denetimlerini sıklaştırması gerekiyor. Her kaza sonuçta can kaybına mal kaybına yol açıyor. Kışın donup ölen yurttaşlarımız var. Lütfen denetimlerinizi biraz daha sıklaştırın. Yolsuzluk konusunda benim ne kadar duyarlı olduğumu bütün dünya biliyor. Kim yaparsa yapsın, yetimin hakkını yiyen karşısında beni bulur. Hiç kimse endişe etmesin. Biz babamızdan mirası böyle aldık. Kul hakkı yemeyiz, yedirmeyiz de. İsteriz ki ülkede barış olsun huzur olsun. Herkes kazansın, mutlu olsun. Bu bizim temel arzumuzdur. Şimdi Erdoğan geçtiğimiz günlerde Ankara’da ilçe belediye başkana adaylarını tanıtıyor. Diyor ki “Pazar gününe kadar Sarıgül dosyasını açıklamazsan ben açıklayacağım” CHP lideri, ailesiyle Meclis'e gelen bir çocukla konuşmasını bitirip kürsüden indikten sonra bir süre sohbet etti. O sırada objektiflere bu kare yansıdı. O FOTOĞRAFLA OYNANMIŞ Ben de ertesi gün “açıklamazsan namertsin” dedim. Pazar günü oldu, eline aldı bir fotoğraf. O fotoğrafla da oynanmış, sahtekarlık yapılmış sen Başbakansın. Sana sahtekarlık yakışır mı? Onların tayfasından o isimleri karalamışlar, flu yapmışlar kimse görmesin diye. Bir başbakan bir fotoğraf gösterecekse oynamaz, büyütür gösterir. Sahte dijital veriler vardı ya, onları yapan adamın o olduğu sonucuna varılır. Madem bir yolsuzluk dosyası açıklayacaksın niye fotoğrafı tahrip ediyorsun? Dosyayı açıkladı. Bir başbakan eline tutuşturulan kağıdı hemen okumaz. 27,5 yıl yaşamını devlete vermiş bir kişi olarak söylüyorum. Bilgi ve belge verir, önce doğruluğunu araştırırsınız. 'İÇİŞLERİ BAKANLIĞI RAPORU VAR' Olay 2004’te. Parti içinde bir tartışma var, genel başkanlık yarışı var. Şikayetler kavgalar var. Bunlar olur. Şimdi yok. Bitirdik onu kavga dönemi bitti. 2004'te olmuş, güzel. 2005 yılında o kurultayda bunlar da tartışılmış. Şikayet yapılıyor İçişleri Bakanlığı’na 9 Ağustos 2004’te. Mülkiye müfettişleri olayı araştırıyorlar, nedir bu diye. Sonucu aktarıyorum. İçişleri Bakanlığı raporunda diyor ki “İmar yasasına aykırı uygulamalar var, 27 yapıdan 5’i hakkında iddialar yerini bulmamıştır” 22 yapı hakkında iddialar, soruşturma gerektiği belirtiliyor. Danıştay’a başvuruluyor. Deniliyor ki “Bu soruşturmalar doğru değil bizim yaptığımız doğru değil” diye. Danıştay’da inceleniyor. 2005/1354 dosya numarası. Danıştay diyor ki bu 22 dosyadan, 21’i hakkında yapacak bir şey yoktur diyor, bir dosya için konu soruşturulsun deniliyor. Olay mahkemeye intikal ediliyor. Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesi, ve sonuç beraat ediyor. 27 dosyanın tümü aklanmış oluyor. 'GÖZÜ KARARMIŞ' Bir başbakan 2004’le ilgili bir şikayet geldiğinde en azından, ne oldu bakın ondan sonra getirin der. Buna bakmıyor, baksa bile anlamıyor, gözü kararmış. Acaba ben CHP’yi nasıl yolsuzlukla suçlarım diye. Senin boyun yetmez buna boyun. Çünkü sen helale değil, harama ortak olan adamsın. Bizden hesap soracakmış, kimsin sen? Antep’te söyledim, bütün Antepliler duydu. Al dosyaları çık karşıma, senin istediğin gazetecilerle bana soru sor, ben mahcup olayım. Gelmem diyor, gelemem diyor. Niye gelemiyorsun Recep Bey? Neden korkuyorsun? Alnın temizse, verilmeyecek hesabın yoksa, neden korkuyorsun? Sen başçalansın da onun için korkuyorsun. 'NEDEN BAYKAL'IN İZLEDİĞİ YOLU İZLEMEDİN? Sayın Baykal ile ilgili de bir iddia ortaya atıldı. Dendi ki İsviçre’de bankalarda hesapları var. Sayın Baykal ilgili yerlere başvurdu. Bildirdiler, Baykal’ın hiçbir hesabı yok. Çıktı toplumun karşısına, açık alınla, benim İsviçre bankalarında beş kuruş hesabım yoktur dedi. Yahu kardeşim senin hakkında, batılı kuruluşların belgeleri yayınlandı, senin İsviçre bankalarında sekiz hesabın olduğu söylendi. Dava açacağım dedi, açtı mı? Açmadı. Niye dava açmadın sen? İki, sen neden Sayın Baykal’ın izlediği yolu izlemedin? Hesabımın olup olmadığını bana bildirin demedin sen. Ben temizim diyor, geç sen onları geç. Senin ne kadar temiz olduğu ben çok iyi bilirim. Sen yürütmenin başısın zaten. 'ŞİMDİ BEN ONA BİR BELGE AÇIKLAYAYIM' Fotoğraf yayınladı ya, biz sözde çok zor durumda kalacakmışız. Ben şimdi ona bir belge açıklayayım. Belki oradan görülmüyor, ben okuyayım. Başbakanlık Personel Prensipler Genel Müdürlüğü'nün bir yazısı, altında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yazıyor. Nedir bu yazı? 22 Ocak 2004’te yazmış. Diyor ki “Adalet Bakanlığı'ndan bir yazı gelmiş, dokunulmazlık dosyası ile ilgili. O da TBMM’ye gönderecek. Ve Erdoğan neyle suçlanıyor? Zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta sahtecilik fiillerinden ötürü dosyası var, belgeleri var, raporları var, dokunulmazlığını kaldırın diye. O bir fotoğraf gösterirken bile sahtekarlık yaptım. Ben kapı gibi belge gösteriyorum, kendi imzasıyla. Kendi yazınla gösteriyorum. Şimdi utanır mı? Utanması için ar damarı lazım, o da yok. Bu yetmedi. Bunu biliyorduk zaten. Kendi imzasıyla, kendi sahtekarlıklarını parlamentoya bildiren bir Başbakandır. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy veren yurttaşlarıma göstereyim. Fotoğraf nasıl olurmuş? 24 Kasım 2013. 17 Aralık’tan üç hafta önce. Bu fotoğraf, üzerine oynama yok. Üstlerinde kimlerin olduğu yazılı. Fotoğrafların hiçbir yerinde oynama yok. Kim var burada? Rıza Zarrab var, Ali Ağaoğlu var, Suat Kılıç var, gensorudan kurtulan. Altındağ’da iş yürüten. Recep Tayyip Erdoğan var başçalan. Ve emine Hanım var. Bu tablo devlet protokolü. Sayın Başbakan şunu söyleyebilir. “Yahu o tarihte operasyon yapılmadı, ben hani bunların ne olup olmadığını bilmiyordum” diyebilir. Ama o da doğru değil. diyemez. Neden? 18 Nisan 2013. Bu olaydan çok önce. MİT Başbakan’ın önüne üç sayfalık rapor koyuyor. Raporun sonuç bölümünü okuyorum. “Rıza Zarrab’ın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve Muammer Güler ile mevcut ilişkisinin ortaya çıkması halinde, söz konusu hususların hükümet aleyhine kullanabileceği değerlendirilmiştir” 'SENİN HABERİN OLMADAN BU TABLO OLUŞMAZ' Bak diyor dikkat et diyor. Bu ne yaptı? Gitti şu pozu verdi. Yani benim haberim yoktu diyemez. Ben onun için buna başçalan diyorum zaten. Boşuna söylemiyorum. Ölçüyorum tartıyorum biçiyorum ondan sonra söylüyorum. Senin haberin olmadan bu tablo oluşamaz. Peki bu adam ne yapmış? Tabloya bakalım. Zarrab, hani bu bir bakana 700 bin liralık kol saati verdi ya, Başbakan ile aynı protokolde oturuyor. 700 bin liralık saat veriyor. Başka? Yine bize gelecek olan fezlekeleri bekliyoruz. O fezlekelerde çok şeyler var. Bir bakana 28 kez, rüşvet veriliyor. Toplamı 52 milyon dolar. Bir başka bakana 10 kez rüşvet veriliyor, toplamı 10 milyon dolar. Bir başka bakana, üç kez rüşvet veriliyor, toplamı 1,5 milyon dolar. Başaktör kim? Başbakan ile aynı safta, başçalan. Bu Zarrab’ın bir konuşmasını size okumak isterim, mahkeme kararıyla alınmış tape’ler bunlar. Bir bakana 500 bin dolar rüşvet gönderecek telefon ediyor arkadaşına diyor ki; “Abi yarın güzel bir tane çikolata lokum yaptır. Bir tane gümüş tabak, içine çikolata dizdir tamam mı? Bir tanede çikolata kutusu olsun. Onun içine de 500 bin yerleştir. Sadık biliyor. İstinye tarafında bir yer var ya. Egemen’e gidiyor. Daha önce de göndermiştik ya 500 500.” Kim o? Kimin yanında oturuyor? Başçalan’ın yanında oturuyor. Başçalanı kim uyardı MİT’ uyardı. Yapmayın dedi bu adamlar. Ben onun için sana yapmayın diyorum. Sıradan bir olay değil bunlar. Hala kalkmış, yok 2004’te 2005’te bu oldu. Yahu açıkça söylüyorum. Yolsuzluk varsa sonuna kadar gitmeyen namerttir diyorum. 'SENİN VİCDANIN NASIL SIZLAMIYOR' Oy verdiniz. Rüşvet bitsin, yolsuzluk bitsin diye. Sizin paralarınızı çaldılar. Harama ortak oldular. Onun için diyorum. Helal bunların kapısının önünden geçmiyor. Bu tabloyu herkesin düşünmesi lazım. Herkesin elini vicdanına koyması lazım. Ne oluyor bu ülkede demesi lazım. Her yurttaşımın söylemesi lazım. TÜRGEV diye bir vakıf var. Erdoğan Ailesi'nin kurduğu. Başında da Bilal var, Bilal oğlan var. Benim oğlumla uğraşmayın diyor. Sevgili Recep Bey, biz senin oğlunla boşuna uğraşmıyoruz. Sen makamını kullanarak oğluna çıkar sağlıyorsun. Nüfüz ticareti yapıyorsun. Sen diyorsun ki, şu ihaleyi sana vereceğim, rüşveti de oğlumun vakfına ödeyin diyorsun. Unuttun mu Recep Bey sen ne söylüyordun? “Bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim” diyordun. Hırsızlık babadan oğula geçer, evlattan babaya değil. “Efendim hayır işi yapıyoruz. “Ne demek hayır işi yahu? Arsayı buna ver diyorsun, senin o arsa oraya bedava verilir mi? Bunun adı nüfuz ticaretidir. Sen oğlunu yolsuzluğa bulaştırdın. Sen ne kadar büyük bir günah işlediğinin farkında mısın? Bir baba evladını nasıl bir konuma düşürebilir? Benim vicdanım sızlıyor yahu, senin vicdanın nasıl sızlamıyor? Erdoğan’a bir soru sorayım. Medya mensupları da korkudan sormuyorlar. Malum bizim toplantılarını kesiyorlar, onların aday tanıtımlarını bile sonuna kadar veriyorlar. Medya medya değildir. Biz bunu kabul etmiyoruz. Yolsuzluk olayı ciddi olaydır. Halk adına soru sorma yetkisi medyadır. Medya yolsuzluk olaylarının üstünü örtemez, örterse ona medya denmez. 'BU PARA NEYİN PARASIDIR?' Protokol diye bir şey var. TÜRGEV’in de vakıf bankasında bir hesabı var. TR 20020001500158048013239675 nolu hesap. TÜRGEV’in böyle bir hesabı var mı? İki bu hesaba 26 Nisan’da 99 milyon, 999 bin 990 dolar para yattı mı? Bu para neyin parasıdır? Bu para bir rüşvet parası mıdır? Açıklasın öğrenelim merak edelim. Bugün diyor ya, şu kadar çamaşır makinası sattık. Recep bey bütün dünyayı çamaşır makinalarıyla donatsak senin kirliliğini temizleyemez. Bizim sihirli formüle gelelim, fotoğrafa gelelim. İkinci adam kim? Ali Ağaoğlu. Bakırköy’de arsası vardı. İmar durumunu değiştirecek, bir türlü değiştiremiyor. Nereye gidiyor, başçalana gidiyor. O da Erdoğan Bayraktar’a talimat veriyor, o da gereğini yapıyor. Bunun üzerine Ali Ağaoğlu İBB’den birisiyle konuşuyor. “Orada bak, şunu söyleyeyim. Ben onu bakanlığa yaptırtmadım. Açık da net de konuşuyorum Başbakan'a yaptırdım. Ben de gittim büyük patrona söyledim. O da talimat verdi halledin burayı dedi” ve hallettiler. Sonra bundan biraz rahatsızlık duymuş AKP’nin İstanbul il başkanı Babuşçu şöyle söylüyor. 11 Ocak 2013 “Yani büyükşehirde reddedilen bir dosya. Sonra bakanlığa gidiyor, özel proje. İstanbul'da ilan edilen tek özel proje alanı. Başka yok diyorlar” 'BÖYLE BİR FOTOĞRAFI CHP İÇİN GÖSTEREBİLİR MİSİN?' Ali Ağaoğlu da şöyle söylüyor; “büyük patronun talimatıyla yapılan bir şey” diyor. Bu fotoğrafın ne kadar önemli olduğunu biliyor musunuz? Yandaş medya bu fotoğrafı sildiler. Ama biz neyiz? Halkın partisiyiz. Başka kim var? Erdoğan Bayraktar var. Suratından düşen bin parça. Neden? Gelecek felaketi görüyor. Ama bir şeye güveniyor. Nasılsa benim günahım yok diyor. Erdoğan talimat verdi ben de yaptım diyor. Ama Erdoğan ne dedi? Önüne bir deklerasyon, ve istifa dilekçesi. O da hayır demiş, istifa edeceksen önce sen edeceksin. Sen söyledin ben yaptım. Hep beraber görüyor ve tanık oluyor. Şimdi ben Erdoğan’a söylüyorum. Sen böyle bir fotoğraf CHP için gösterebilir misin? Asla gösteremezsin. Çıkmışsın dinden imandan söz ediyorsun. Ben de bazen iç dünyamda isyan ediyorum yahu. Bunlar dinden imanden bahsediyorsa, biz neden bahsedeceğiz. Söyler misiniz Allah aşkına? Bu bakanlarla ilgili fezleke geldi. Şimdi Meclis’e göndermeyelim, bütün pislikler saçılacak. Yahu saçılacağı kadar saçıldı zaten. Sen göndermezsen biz daha çok şey açıklayacağız. Adam gibi gönder, kimsenin yanında yolsuzluk yapan kimsenin yanında durma. Yoksa bu başçalan ünvanı senin yakana yapışacaktır. Alnına yazacağım senin bunu. 'ONUN DA BELGESİ VAR' Geçen hafta burada bir savcının tuttuğu tutanağı açıkladık. Gecenin saat 22:31’de ikinci kez telefon ediyor başsavcıya. Bir daha okuyayım. “Bu saate git. Cumhuriyet savcısını değiştir. Tüm kararları iptal et. Bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız” Bu demokratik bir ülke mi arkadaşlar? Bu yargı bağımsızlığının olduğu bir ülke mi? Yoksa mafyanın kol gezdiği bir ülke mi? Bakanların orada, sen de en baştasın. Talimat veriyorsun, bütün yolsuzlukların içindesin, rüşvetlerin içindesin. Her şeyi biliyorsun. Neden söylüyorum? Onun da belgesi var. Bir metrekarelik bir kamu arazisi. Kiralanacaksa, satılacaksa, irtifa hakkı kurulacaksa Erdoğan’dan izin gerekiyor. Resmi Gazete’de yayınlandı bu. O nedenle ben sana başçalan diyorum. Olayların ne kadar vahim olduğunu anlatmak için anlatıyorum. Bunların yatacak yeri yok. Bunlar hesap da veremezler. Hükümetten düşsünler Türkiye’de göremezsiniz bunları. 'ULAN MÜSTEŞAR SÖYLEDİ' Ben tabi Adalet Bakanlığı müsteşarı telefon etmiş, o müsteşar yerinde kalamaz dedim. Bakanın dışında müsteşar yapamaz, bakanın bilgisi varmış. Meğer ortaya çıktı ki o da telefon etmiş. Ne diyor? Ulan müsteşar söyledi. Telefon etti, sana bilgi verdi. Sen ne diyorsun? Savcıyı değiştir diyorsun. Savcıyı değiştir ne demektir? Doğrudan müdahale etmek demektir. Adalet Bakanlığı şu anda boştur. Yolsuzlukları aklamaya çalışan bir kişi vardır Adalet Bakanı olarak, onun adı da Bekir Bozdağ’dır. Herkes böyle bilsin. Urla villaları var. Ben merak ediyorum, bu villa düşkünlüğü nereden geliyor? Bir de havuzlu olacak. Kime götüreceksin yahu? Öbür dünyaya bir kefenle gideceksin kardeşim. Bunlar kefene kesin cep yapacaklar. Bunların dolar yeşili hastalıkları var. Urla’da bir koy. Dünyanın en güzel koylarından birisi. Birinci derece SİT alanı. Kazmayı vurduz mu tarih fışkırıyor. İnşaata başlamış. Kim? Mustafa Latif Topbaş. Önemli bir işadamı, ama Bayın Başbakan demiyor, abi diyor. Telefonu hep abi üzerine kurulu. 'DEVLET BÖYLE YÖNETİLMEZ' Vali diyor ki genelge var kanun var. Birinci derece SİT alanında inşaat yapamazsın. O da abisine şikayet ediyor. İnşaat yapacağım, iki villa da size ait, vali izin vermiyor. Başbakan iki villa uğruna ne yaptı? Devletin valisini sattı, onu gönderdi başka yere. Yahu gözünü toprak doyursun kardeşim. Önce birinci derece SİT alanını değiştirdiler. Raporları aldılar, onların da rüşvetle alındığı çıkacak ortaya. Beyefendi oraya villa yaptırdı. Telefon tapelerini artık saymıyorum. Öyle bir havuz yap ki diyor, ikinci kattan bakılınca bizim havuz görülmesin. O da emredersin yaparız diyor. Devlet yönetimi böyle olmaz. Devlet böyle yönetilmez. Saygı gerekir. Kul hakkını korumak gerekir. Şeffaflık gerekir. Devleti yöneten insanlar 76 milyonun kefaletinden sorumludurlar. Kendisine oy versin vermezin, herkesi kucaklamak zorundadır devleti yönetenler. Hukukun üstünlüğüne inanırlar. Eğer, hukukun alanını siyaset belirlerse orada demokrasi olmaz. Bizim savunmamız gereken nedir? Hukukun üstünlüğünü savunmaktır. Hukuk siyasetin alanını belirlemeli. Temiz olun diyor, ama temiz değiller. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy veren yurttaşlarıma sesleniyorum. Türkiye’yi gelin kirlilikten arındıralım. Bakın dolar aldı başını gidiyor, bütün iş dünyası kaygı içinde. Onlara da söylüyorum. Siyasi partilerle kirli pazarlıklara giren iş dünyası kendine zarar verir. İş dünyası mensuplarını kendi aranızdan ayrılın. Bırakın onlar Erdoğan’ın etrafında kümelensinler. Biz onlara güveniyoruz, onlara saygılıyız. Onlar üretiyor, çalışıyorlar. Onların fabrikaları sadece onların değildir, milletin fabrikasıdır. Onlar üretecekler istihdam yaratacaklar. Ama nasıl? Hukukun üstünlüğü içinde. Hürriyet
Afyon Valisi'nden Polise: 'Aferin Devam Et O..Çocuğu'
Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu, görevdeki polise ‘Aferin devam et o… çocuğu’ demiş. Bakanlık ise polise soruşturma açmış. Balkanlıoğlu, Afyonkarahisar’da 5 Eylül’de 25 askerin şehit olduğu cephanelik patlamasının ardından Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e kilim, plaket vermesiyle gündeme gelmişti. Balıkesir’in Sındırgı Ak Parti İlçe Başkanı Danyal Eroğlu’nun aracına trafikten men cezası veren polis memuru Ö.K.’ye, Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nun, “Aferin, devam et o.. çocuğu” diyerek hakaret ettiği öne sürüldü. Davalık olan, İçişleri Bakanlığı’nın da disiplin soruşturması açtığı olay sonrası polis Ö.K.’nin görev yeri değiştirildi. Dava dosyasına göre olay şöyle gelişti: Afyon Karayolu’nun 35’inci kilometresinde 2 Aralık 2013 günü saat 03.00 sıralarında görev yapan trafik ekibi, 10 ZL (…) plakalı aracı durdurdu. Aracın muayenesinin ruhsata işlenmediğini belirleyen polisler, aracı trafikten men etti. Bu sırada araç sahibi Danyal Eroğlu, polis memurlarına “Ben AK Parti Sındırgı İlçe Başkanıyım, şu an belediye başkan aday adaylığım nedeniyle Ankara’dan geliyorum. Afyon Valisi İrfan Balkanlıoğlu’nu ararım, sizinle uğraşırım” dedi. Ancak polis memuru Ö.K. aracın çekilmesi talimatı verdi. Tartışma sürerken Eroğlu, cep telefonunu polis memuru Ö.K’ya vererek “Afyon Valisi seninle görüşmek istiyor” dedi. ŞİKÂYETÇİ OLDU Telefondaki Balkanlıoğlu, Ö.K’ye ‘aracı bırak’ talimatı verdi. Ancak polis memuru kararlarında ısrar edince Vali, iddiaya göre, polis memuruna ‘O. çocuğu’ diyerek hakaret edip telefonu kapattı. Bu gelişme üzerine Ö.K, Eroğlu ile Vali Balkanlıoğlu hakkında ‘hakaret’ ettikleri gerekçesiyle şikâyetçi oldu. Tahkikat evrakında Vali’nin kullandığı telefon numarası yazılarak karşısında ‘şüpheli (firar)’ ibaresi yazıldı. Nöbetçi savcının talimatıyla hem Ö.K.’nin hem Eroğlu’nun ifadesi alındı. Eroğlu, aracın polislerce çekilmek istenmesi üzerine, Vali’den ricacı olduklarını belirterek, şunları anlattı: VALİYİ ARADIM “Ruhsatı yarın işleteyim dedim. Ancak polis memuru kabul etmedi. Aracı trafikten men etmek için otoparka çektik. Daha önce Sındırgı Kaymakamı olarak görev yapan şu an Afyonkarahisar Valisi olan İrfan Balkanlıoğlu’nu aradım. Vali Bey’e aracımızı trafikten men ediyorlar mümkünse aracın bağlanmaması konusunda bize yardımcı olmasını söyledim. Vali Bey, telefonu görevli memura vermemi istedi. Telefonu polis memuru Ö.K’ye verdim. Vali Bey telefonda görevli memurla görüştü fakat aralarında ne gibi konuşma geçtiğini duymadım. Telefon kapandıktan sonra polis memuru sinirlenerek küfrederek bizi otoparktan dışarı çıkardı.” Müfettişe verilen ifade İFADELERİ alınan trafik ekibindeki diğer polis memurları ile araçtaki kişiler verdikleri ifadelerle yaşanılan olayı doğruladı. İddiaların yansıması üzerine İçişleri Bakanlığı da bir müfettiş görevlendirilerek, polis memuru hakkında disiplin soruşturması başlattı. Görev yeri de değiştirilen Ö.K. bakanlık müfettişine 24 Ocak 2014 tarihinde verdiği ifadesinde, Vali Balkanlıoğlu ile aralarındaki geçen görüşmeyi şöyle aktardı: Vali: Ben o arkadaşları Sındırgı’da kaymakamlık yaptığım dönemden tanırım aracı bırakalım. Ö.K: Men işlemini ve cezasını bitirmek üzereyim bundan dolayı aracı bırakamam. Vali: Aracın vizesi ve sigortası varmış, neden bağlıyorsun? Ö.K: 3 yıldır trafik belgesini değiştirmemiş, vizesini işletmemiş, bundan dolayı men ettim. Vali: O kadar çalıntı, hırsızlık, kaçak araçlar var, onları bulmuyorsunuz da bunu mu buldunuz? Ö.K: Sayın Valim, inşallah denk gelirse onları da yakalayacağız. Vali: Aferin devam et o.. çocuğu. GENELKURMAY BAŞKANI’NA KİLİM VERMİŞTİ Balkanlıoğlu, Afyonkarahisar’da 5 Eylül’de 25 askerin şehit olduğu cephanelik patlamasının ardından Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e kilim, plaket vermesiyle gündeme gelmişti. memurlar.net
Chanel İçin Şok Suçlama
Chanel'in Türkiye'deki mağazasının müdürü Cangül Soydemir Avdan, açtığı mobbing davasında, yöneticilerinin kendisine baskı yaparak bavulla kaçak ürün getirmesi için zorlandığını söyleyince ortalık karıştı. Savcılık olaya el koydu Sabah'ın haberine göre dünyanın sayılı zenginlerinin ve Türkiye'de jet sosyetenin gözde markası Chanel bavul ticaretiyle suçlanıyor. Dünya genelinde 200 mağazası ve 1 milyar euro cirosu bulunan Chanel'ın Türkiye'ye getirdiği 'kayıt dışı, kaçak ve faturasız ürün'ler gümrüğe takıldı. Chanel'ın Türkiye'deki mağazalarındaki bilgisayarlara el kondu. İddiaya göre; Chanel'ın Nişantaşı ve İstinye Park'taki mağazalarında barkodlar, beyan edilen faturalar ve satışlar tutmadı. Süreç, Chanel'ın Türkiye'deki ilk mağazasının müdürü olarak 2007'de işe giren Cangül Soydemir Avdan'ın İstanbul 18. İş Mahkemesi'nde açtığı mobbing davasıyla başladı. İddialara göre; Avdan 5 yıl ayda iki kez Paris'te bulunan Chanel'ın merkezine gitti. Avdan'ın kaldığı otele içinde kumaşlar, elbiseler ve çantalar olan bavullar bırakıldı. Avdan'a 'Türkiye'ye dönüşte bunları götüreceksin' dendi. Bu uygulama yıllarca sürdü. Bundan rahatsız olan Avdan, bir gün yurt dışındaki yetkililere 'Böyle bir işe alet olmak, bu bavulları taşımak istemiyorum' dedi. Bunun üzerine Türkiye'deki iki müdür A.Ç. ve Z.Ö., Avdan'a mobbing uyguladı. Daha sonra ürünleri A.Ç., Z.Ö. ve bir başka mağaza müdürü Z.D. getirmeye başladı. Bu süreçte Avdan'a 'Depresyon ve yaygın anksiete bozukluğu' tanısı kondu. Dava kapsamında da Avdan için İstanbul Üniversitesi'nde 21 Ocak'ta bir rapor düzenlendi. Raporda 'Minör depresyon ve yaygın anksiete bozukluğu olduğu ve bunun nedeninin iş yerinde yaşamış olduğu mobbinge uyumlu eylemler olduğunu' belirten bilimsel mütalaa verildi. Davada ifade veren Z.D. 'Bavulla kumaş ve çeşitli ürünler getiriyorum' itirafında bulundu. Eş zamanlı olarak Avdan'ın avukatı Azim Çiğil, Avdan'a mobbing uygulandığı gerekçesiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na müracat etti. İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı da olaya el koydu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Genel Müdürü Ali Kemal Sayın imzasıyla 'Chanel Moda ve Lüks Tüketim Ürünleri Şirketi'nin gümrüksüz ürün getirdiği, şirket içi denetim raporunda Türk vergi, muhasebe, kaçakçılıkla mücadele, kara para aklama ve diğer ceza kanunlarına mahalefet ettiği iddialarının araştırılması' talebi Gümrük Muhafaza Müdürlüğü'ne iletildi. Gizli yürütülen soruşturmada büyük bir usulsüzlük olduğu ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten Gümrük Muhafaza Müdürlüğü, gümrük beyannamelerini ve faturaları tek tek inceledi, şüphelilerin ifadesini aldı. Tek faturayla fiyatı 58 bin 254 lira olan iki elbisenin, sosyetenin ünlü isimlerinden Nilgün Çolak ile LübnanBakırköy Savcılığı'nda 2013/114364 hazırlık numarasıyla yürüyen soruşturma dosyası derinleştirildi. Gümrük memurları, Çolak'ın ifadesini aldı. Zeenni'ye mail ortamında ulaşıldı. Zeenni, maille 'Size her türlü yardımı yapmaya hazırız' cevabı verdi. Sabah
Tutukluluk Süresi 5 Yıla İnerse Kimler Tahliye Olacak?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin hazırlamakta olduğu yeni demokratikleşme paketi çerçevesinde tutukluluk süresinin 5 yılla sınırlanmasına ilişkin yasa çalışması olduğunu açıkladı. Yasa ile, uzun süredir devam eden Ergenekon davası gibi davalarda halen tutuklu olan ve cezaları kesinleşmemiş sanıkların tahliyesinin önü açılacak. Yasa TBMM'den geçip, resmen yürürlüğe girdiğinde hemen salıverilecekler arasında gazeteci Tuncay Özkan, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Doğu Perinçek, Emniyet eski özel hareket dairesi başkanı İbrahim Şahın gibi isimler de yer alıyor. DANIŞTAY DAVASI SANIĞI ARSLAN DA ÇIKACAK Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay davası sanıkları da, yasanın çıkması halinde tahliye edilebilecekler. Danıştay sanığı Alparslan Arslan 22 Mayıs 2006'da tutuklanmıştı. Arslan ile birlikte halen bu davadan tutuklu olan diğer sanıklar ise, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Aykut Metin Şükre, Kenan Özay, Selçuk Özkan, Erkan Ayyıldız. CUMHURİYET'İ KURŞUNLAMA DAVASI SANIKLARI DA TAHLİYE OLABİLECEK Yine Ergenekon davasıyla birleştirilen Cumhuriyet gazetesine saldırı davası sanıkları Bedirhan Şinal ve Boğaç Kaan Murathan'a da tahliye yolu açılabilecek. HİLMİOĞLU'NUN 5 YILLIK TUTUKLULUĞU NİSAN'DA SONA ERECEK Sağlık durumundaki bozulma nedeniyle son dönemde ismi gündeme gelen İnönü Üniversitesi eski rektörü Fatih Hilmioğlu ise, yasadan hemen etkilenmeyecek isimler arasında. Yasa, TBMM'den geçtikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayı ile Resmi Gazete'de yayınlanacak ve Resmi Gazete'de yayınlandığı gün geçerlilik kazanacak. Hilmioğlu, 13 Nisan 2009'da tutuklanmıştı. 13 Nisan 2014'te hapishanede tutukluluk süresi 5 yılı tamamlayacak. Eğer yasa 13 Nisan'dan önce geçerse, Hilmioğlu da bu tarihte serbest kalacak. İlker Başbuğ'U ETKİLEMEYECEK Ergenekon davasıyla bağlantılı olarak, irtica eylem planından yargılanan Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un durumu ise, yasa geçse bile değişmeyecek. Başbuğ, 6 Ocak 2012'de tutuklanmıştı. Dolayısıyla 5 yıllık tutukluluk süresi, eğer o zaman kadar cezası Yargıtay tarafından onanmaz, yeniden yargılama olmaz ya da Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru çerçevesinde farklı bir karar almazsa, 6 Ocak 2017'de doluyor. BALYOZ SANIKLARI DA ETKİLENMEYECEK Yasa, tutukluluk süresini 5 yılla sınırlandırdığından, Balyoz davası sanıkları bundan etkilenmeyecek. Yargılananlar arasında MHP Milletvekili Engin Alan, Bilgin Balanlı, Gürbüz Kaya, Can Erenoğlu gibi isimlerin de olduğu Balyoz davasında, hüküm kararları Yargıtay tarafından da onandığından, bu isimler 'tutuklu' değil, 'hükümlü' sıfatı taşıyorlar. Dolayısıyla, eğer yeniden yargılama ya da Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru çerçevesinde farklı bir kararı olmazsa, haklarındaki hüküm kadar hapis yatmaları gerekiyor. İŞTE ÇIKACAK ERGENEKON SANIKLARI Ergenekon davasında en uzun süreli tutuklu bulunan isimler, Ümraniye'deki gecekonduda bulunan el bombalarının sahibi olarak adı geçen ve 12 Haziran 2007'de tutuklanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım ile, aynı tarihte tutuklanan gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş. Bu isimleri, 15 Haziran 2007'de tutuklanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile 18 Temmuz 2007'de tutuklanan İsmail Yıldız izliyor. YAZAR ERGÜN POYRAZ DA ÇIKACAK Yine Ergenekon tutukluları arasında yer alan ve 27 Temmuz 2007'de tutuklanan yazar Ergün Poyraz da, tutukluluk süresini 5 yılla sınırlayan yasanın çıkması halinde, bu yasadan yararlanarak tahliye olacak isimler arasında yer alıyor. Aynı davadan emekli binbaşı Fikret Emek 25 Haziran 2007'de, emekli yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk de 20 Haziran 2007'de tutuklanmışlardı. ODA TV TUTUKLU SANIKLARI Oda TV davasında tutuklu sanık yok.Yalçın Küçük, Ergenekon hükümlüsü olduğu için, Hanefi Avcı da Devrimci Karargah davasından tutuklu bulunuyor. 2008'DE TUTUKLANANLARIN TÜMÜ ÇIKACAK 2008 yılında tutuklananlar da, yasanın çıkması halinde tahliye edilecekler. 2008'de tutuklanan isimler ve tutuklandıkları tarihler şöyle; Veli Küçük- Emekli Tuğgeneral- 22 Ocak 2008 Sevgi Erenerol- Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü- 22 Ocak 2008 Sedat Peker- 19 Mart 2008* Semih Tufan Günaltay - Akın Birdal suikastinin azmettiricisi - 20 Mart 2008 Doğu Perinçek- İşçi Partisi Genel Başkanı- 21 Mart 2008 Hikmet Çiçek- İşçi Partisi Basın bürosu başkanı 25 Mart 2008 Kemal Kerinçsiz- Büyük Hukukçular Birliği Başkanı, avukat- 22 Ocak 2008 Fikri Karadağ- Emekli Kurmay albay, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı- 22 Ocak 2008 Emekli Orgeneral Hurşit Tolon - 1 Temmuz 2008 Levent Ersöz- Emekli Tuğgeneral- 1 Temmuz 2008 Hasan Atilla Uğur- Emekli Albay- 1 Temmuz 2008 Tuncay Özkan- 23 Eylül 2008 Durmuş Ali Özoğlu- Toplumsal Dönüşüm Yayınevi editörü- 1 Temmuz 2008* Kemal Aydın- 1 Temmuz 2008 Tutukluluğu 5 yılla sınırlayan yasa, 2009 yılının Ocak ayında tutuklananların da tahliyesinin önünü açacak. Bu isimler şöyle; Mustafa Dönmez- emekli yarbay- 7 Ocak 2009 Mustafa Levent Göktaş- Emekli Albay- 7 Ocak 2009 Hasan Ataman Yıldırım- 7 Ocak 2009 İbrahim Şahin- Emniyet Özel Harekat dairesi eski başkanı - 7 Ocak 2009 KCK DAVASINDA EN ESKİ TUTUKLULAR NİSAN 2009'DAN Tutukluluk süresini 5 yılla sınırlayan yasanın hemen çıkması halinde, bundan ilk etapta yararlanacaklar arasında KCK sanıkları bulunmuyor. Çünkü KCK’ya yönelik ilk operasyon 14 Nisan 2009’da gerçekleştirilmişti. 14 Nisan’da Diyarbakır merkezli başlatılan ve 12 ilde eşzamanlı düzenlenen bu ilk operasyonda 53 kişi gözaltına alınmıştı. Zeynep Gürcanlı | HürriyetAskeri casusluk davası Yargıtay'da onandı. Tutuklusu yok. Mahkeme kararını açıkladığı gün tutuklular tahliye edildi.
27 İlin Emniyet Müdürü Değişti
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayınlanan İçişleri Bakanlığı genelgesine göre, 27 ilin emniyet müdürü değişti. Yayınlanan göre, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feridun Taşçı, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çankal ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı İsmail Baş merkeze alınırken Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı görevine Merkez Emniyet Müdürü Mustafa Gülcü ile Merkez Emniyet Müdürü Faruk Ünsal getirildi. Merkeze alınan 27 emniyet müdürünün yerine 23 polis başmüfettişi il emniyet müdürü olarak atandı. 27 İLİN İL EMNİYET MÜDÜRÜ DEĞİŞTİ İçişleri Bakanlığı genelgesine göre Emniyet Genel Müdürlüğü Yardımcılığı ve 27 ile atanan yeni isimler şöyle: Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına Merkez Emniyet Müdürü Mustafa Gülcü Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına Merkez Emniyet Müdürü Faruk Ünsal Artvin Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Hamdi Selçuk Balıkesir Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Feridun Boz Batman Emniyet Müdürlüğüne Merkez Emniyet Müdürü Necati Denizci Bitlis Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Saim İşlek Çanakkale Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Yılmaz Özden, Denizli Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Mevlüt Demir Edirne Emniyet Müdürlüğüne Merkez Emniyet Müdürü Rahmi Baştuğ Erzincan Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Doğan İnci Iğdır Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Yüksel Babal İzmir Emniyet Müdürlüğüne Merkez Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Ümit Yaşar Adalar Karabük Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Serhat Tezsever Karaman Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Mehmet Şahne Kırklareli Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Mehmet Emin Akay Kilis Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Candemir Özdemir Kütahya Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Mehmet Gülnaz Manisa Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Erhan Alkaya Mardin Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Mehmet Şahin Muş Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Faik Aksu Nevşehir Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Metin Kalayoğlu Ordu Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi İsmail Dalkılıç Siirt Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Metin Özkan Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Sıtkı Akgül Şırnak Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi İsa Aydoğdu Tekirdağ Emniyet Müdürlüğüne Merkez Emniyet Müdürü Halil Turan Erol Tokat Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Fikri Yalman Yozgat Emniyet Müdürlüğüne Polis Başmüfettişi Saim Akpınar” Emniyet Genel Müdürlüğü emrine alınan 3 Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ile 27 il emniyet müdürünün isimler şöyle: “Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feridun Taşçı, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çankal, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı İsmail BAŞ, Artvin Emniyet Müdürü Hüsrev Salmaner, Balıkesir Emniyet Müdürü Halil Karataş, Batman Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan, Bitlis Emniyet Müdürü Sadedtin Akgüç, Çanakkale Emniyet Müdürü Osman Zoroğlu, Denizli Emniyet Müdürü Zeki Bulut, Edirne Emniyet Müdürü Cemil Ceylan, Erzincan Emniyet Müdürü Mustafa Elaman Iğdır Emniyet Müdürü İbrahim Karadağ, İzmir Emniyet Müdürü Sami Uslu Kahramanmaraş Emniyet Müdürü Metin Aşık Karabük Emniyet Müdürü Oktay Keskin Karaman Emniyet Müdürü Lütfü Sönmez Kırklareli Emniyet Müdürü Hüseyin Aktaş Kilis Emniyet Müdürü Mehmet Akpınar Kütahya Emniyet Müdürü Kadir Akbıyık Manisa Emniyet Müdürü Yunus Çetin Mardin Emniyet Müdürü Derviş Kara Muş Emniyet Müdürü Muharrem Durmaz Nevşehir Emniyet Müdürü Mehmet Yüksel Ordu Emniyet Müdürü Hakan Kırmacı Siirt Emniyet Müdürü Mutlu Ekizoğlu Şanlıurfa Emniyet Müdürü Mehmet Likoğlu Şırnak Emniyet Müdürü Avni Usta Tekirdağ Emniyet Müdürü Ali Yılmaz Tokat Emniyet Müdürü Osman Balcı Yozgat Emniyet Müdürü Hasan Yılmaz Yüksekovahaber
Güler: '17 Aralık Sabahı Oğlumu Aramadım'
Eski İçişleri Bakanı Güler, '17 Aralık günü oğlumla özel kalem ve danışmanlık tarafından kullanılan telefondan yetkililerin izniyle görüştüm.' dedi. Eski İçişeri Bakanı ve AK Parti Mardin Milletvekili Muammer Güler, 17 Aralık'ta ne oğlunu aradığını ne de oğlunun kendisini aradığını söyledi. Güler, '17 Aralık'ta ben, bakan olarak kullandığım resmi telefondan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sayın Turan Çolakkadı'yı kendi kullandığı cep telefonundan aradım. Yıllarca birlikte çalıştığımız sayın Başsavcı'dan sadece soruşturmanın konusunu sordum. Bu konuşma da internete düştü' dedi. Güler, AK Parti TBMM grubunda, 17 Aralık soruşturması kapsamında, oğlu ve hakkında çıkan iddialarla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı. 'GİZLİLİK KARAR VAR AMA TAPE'LER SIZDIRILIYOR' 17 Aralık'ta İstanbul'da başlatılan ve hakkında gizlilik ve kısıtlılık kararı bulunan bir soruşturma dosyasındaki konuşma tapelerinin, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil niteliğinde olup olmadığına bakılmaksızın birilerince sürekli şekilde sızdırıldığını belirten Güler, üstelik konuşmanın bazı bölümlerinin cımbızlandığını, konuşmanın önü ve arkasına bakılmaksızın, hatta eklemeler de yapılıp, tamamen farklı anlam ve algılar yaratılmaya çalışıldığını söyledi. Güler, soruşturmadaki gizlilik ve kısıtlılık kararı nedeniyle şüpheli ve onların müdafilerinin dahi ulaşamadığı belgeler ve kişisel verilerin, basından ve sosyal medyadan öğrenildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: 'Soruşturma ve kişiler arasındaki haberleşme içerikleri hukuka aykırı olarak ifşa edilmektedir. Bu da Türk Ceza Kanunu'nun 132. maddesi ve devamına göre bir ile beş yıl arasında hapis cezasını gerektiren suçtur. Bunun basın yoluyla ifşası halindeyse, ceza yarı oranında artırır. Ayrıca; bu yolla adli yargılamanın etkilenmesi de amaçlanmaktadır. Bu da Türk Ceza Kanunu'nun 277. maddesine göre suçtur.' Güler, oğluyla yaptığı belirtilen görüşmenin, yansıtılmasına ilişkin de şu ifadeleri kullandı: 'Geçtiğimiz günlerde, oğlumla yaptığım 17 Aralık tarihli görüşme yansıtıldı. 17 Aralık günü, ne ben oğlumu aradım ne de oğlum beni aradı. Aynı gün İçişleri Bakanlığı adına kayıtlı özel kalem ve danışmanlık tarafından kullanılan telefondan, arama yapılan evde hazır bulunan oğlumun müdafisi aranmıştır. Yetkililerin izniyle ve bu telefonlardan oğlumla görüştüm. Bu telefonlar nasıl dinlendi? Soruşturma kapsamında hangi telefonların mahkeme kararıyla dinlendiğine dair liste, müdafilerin talebi üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca resmi yazı ile bildirildi. Bu listede belirttiğim telefonların dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararlar yok. Yani tamamen hukuka aykırı bir dinleme ve konuşmanın birçok yeri çıkartılıp servis ediliyor. 'ÇOLAKKADI'YI ARADIM' Daha ilginç olanı, 17 Aralık'ta ben, bakan olarak kullandığım resmi telefondan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sayın Turan Çolakkadı'yı kendi kullandığı cep telefonundan aradım. Yıllarca birlikte çalıştığımız sayın Başsavcı'dan sadece soruşturmanın konusunu sordum. Bu konuşma da internete düştü. Bu nasıl oluyor? Demek ki ya İçişleri Bakanı olarak benim ya da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sayın Turan Çolakkadı'nın veya her ikimizin telefonları dinlenmiş ve kayda alınmış. Kim, hangi yetkiyle veya hangi kararla bir bakanı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'nı dinleyebiliyor ve servis edebiliyor? Bu illegal dinlemedir; haberleşme özgürlüğünün ihlalidir ve de suçtur.' 'TAPELER KANUNSUZ' Muammer Güler, soruşturmanın tümüne yakınının, yetkisiz bir şekilde Ceza Muhakemesi Kanunu'nun öngördüğü bütün usul hükümleri göz ardı edilerek, kanunsuz ve hukuka uygun delil sayılamayacak dinlemeler ve derhal imhası gereken konuşma tapeleriyle dolu olduğunu savunarak, soruşturma dosyasında yer almaması gereken birçok konuşmanın, kamuoyunda kasten ve yanlış yönlendirici algı yaratmak üzere dosyaya konulduğunu söyledi. Güler, bunu soruşturmayı yürütenlerin bilmemesinin mümkün olmadığını dile getirdi. 'PRENSİP GENELGESİNE UYULMADI' Anayasa'nın 83 ve 100'ncü, TBMM İçtüzüğü'nün 107'inci, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135 ve 138'inci maddeleri göz ardı edilerek, dosya hemen ayrılıp Cumhuriyet başsavcısına ve kanunlarda açıkça gösterilen mercilere bilgi verilmeden, yetkisizce dinlemeler yapıldığını anlatan Güler, şöyle devam etti: 'Bir bakan hakkında makul şüphe doğmuşsa niçin dosya hemen ayrılıp, Cumhuriyet Başsavcısı'na bilgi verilmemiştir? Bakanlar hakkında soruşturma açmaya yetkili olan TBMM Başkanlığı'na niçin derhal gönderilmemiştir? Bakanların amiri konumundaki sayın Başbakan'a niye bilgi verilmemiştir? Belirttiğim gibi, 3628 sayılı kanunun 8,17 ve 19'uncu maddelerine aykırı davranarak, açıkça yetkisiz bir şekilde soruşturmaya devam edilmiştir. Bu konuda Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 2006 ve 2011 tarihli Prensip Genelgeleri'ne de uyulmamıştır.' 'NİÇİN SUÇ ÜSTÜ YAPILMADI' 'Bu süre boyunca, iddia edilen suçlamalarla ilgili olarak niçin suçüstü yapılmamıştır?' diye soran Güler, 'Söylediğim bütün bu hususlar, 2014 günü, tahliye itirazlarını görüşen İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi'nce tespit edilerek kararda açıkça belirtilmiştir. Bu karar incelendiğinde, soruşturmanın nasıl hukuka aykırı ve yetkisizce yürütüldüğü görülecektir. Bütün bu usulsüzlükleri yapan, kanuna aykırı davranan, yargı ve adli kolluk görevlileri hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu başmüfettişlerince, ayrıca idari yönden de Mülkiye başmüfettişlerince araştırma ve incelemeler devam etmektedir. Kanuna aykırı işlemler araştırma, inceleme ve soruşturmalar sonucunda açıklığa kavuşacaktır. Bunların sonucunun beklenmesinde zorunluluk bulanmaktadır. O zaman söz konusu soruşturmanın nasıl yürütüldüğü görülecektir' ifadelerini kullandı. 'YARGIYA GÜVENİM TAM' Güler, soruşturmanın halen sürdüğünü ve yargıya güveninin tam olduğunu vurgulayarak, şu görüşleri dile getirdi: 'Ancak soruşturmayı yetkisiz ve hukuka aykırı bir biçimde yapanlarla ilgili şikayetlerimiz yetkili makamlara sunulmuştur ve gerekli davalar da açılacaktır. Daha birçok yanlışlıklar ve hukuka aykırılıklar zamanla ortaya çıkacaktır. Soruşturma kapsamında, 17 Aralık'ta birçok kişi göz altına alınıyor. Daha şüphelilerin ifadeleri dahi alınmadan, 18 Aralık günü bakanlar hakkında 500 sayfayı aşan fezlekeler alelacele yeni atanan müdürlere imzalatılmaya çalışılıyor. İncelenmeden imzalanamayacağı ifade edilince, eski görevliler tarafından imzalanıp, daha ifadeler bitmemişken Cumhuriyet savcılığına gönderiliyor. Fezleke denilen dosya ise, bir emniyet şube müdürü ile iki yardımcısının, kendilerini adeta Cumhuriyet savcısı veya hakim yerine koyarak, yetkisizce, kanunsuz dinleme ve hukuka uygun delil niteliğinde olmayan hususları biraraya getirerek, yorumlarla ve kendilerince üretilen değerlendirmelerle oluşturdukları bir dosyadır. Operasyon öncesi, bütün konuşma tapeleri, eklemeler ve çıkarmalar yapılarak basına ve sosyal medyaya sızdırılıp bir algı oluşturuluyor. Soruşturma konusu ile ilgisi olmayan, tarafları ayrı, birbirleriyle alakasız başka soruşturmalarla birleştirilip, kamuoyuna bir siyasi manipülasyon malzemesi olarak takdim ediliyor.' 'BUNLARA İTİRAZIMIZ OLMAYACAK MI?' Güler, bu soruşturmanın 15 ay, kendisiyle ilgili olanın ise 8,5 ay sürdürüldüğünü belirterek, 'Dinleme ve izlemelerin 25 Ekim 2013'te sonlandırıldığı ifade edilmesine rağmen, operasyon için niye 54 gün bekleniyor? Diğer operasyonlarla birleştirmek için mi?' diye sordu. Bunların birçoğunu kamuoyunun gördüğünü ifade eden Güler, sözlerini şöyle tamamladı: 'Açıkça, özel soruşturma usullerine uyulmadan, yetkisizce ve aylarca yürütülen bir soruşturma söz konusu. Bunlara itirazımız olmayacak mı? Bütün bunlar halen devam eden yargılama sürecinde ortaya çıkacaktır. Bekleyelim, soruşturmanın gizliliğine riayet ederek. Hukuka aykırı dinlemeleri meşrulaştırmaya çalışmadan yargı görevi yapanları etkilememeye özen göstererek yargının vereceği kararı ve sonuçları hep birlikte görelim.' KILIÇDAROĞLU TAPE'LERİ OKUMUŞTU Kılıçdaroğlu toplantı sırasında Muammer Güler ile Barış güler arasında geçtiği iddia edilen tapeleri okumuş ve şu ifadeleri kullanmıştı: “17 Aralık’ta operasyon sabahı barış Güler babası İçişleri Bakanı Mumammer Güler’i arıyor. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor: Barış Güler 6 buçukta geldiler Celal kara diye bir savcı arama kararı çıkarmış Muammer Güler Ne var oğlum senin evinde Barış Güler Hiçbir şey yok baba Muammer Güler Para ne var. Barış Güler Kendi param üç beş kuruş kalan param. Muammer Güler Kaç para Barış Güler Sen biliyorsun Muammer Güler Kaç lira oğlum.. Barış Güler 1 trilyon civarı param var o kadar… Muammer Güler Evet evet. Tamam oğlum. El koydular mı paraya Barış Güler Yok arama yapıyorlar. Muammer Güler Senin şimdi anladığım kadarıyla Rıza Zarrab’la bir rüşvet ilişkisinden bahsediyorlar. Diyeceksin ki bir danışmanlık işim var. Gayr-ı resmi yapıyorum. Benim alacaklı olduğum dayımın oğlu bunların yanında çalışıyor.”sondakika.com