İntihar Haberleri

İntihar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. İntihar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Güllü'nün Cinayetinde Her Şeyi Değiştiren 7 Saniyelik Detay: O Gece Yaşananlar Kapı Koluna Yansımış!
Güllü cinayetinde aylar sonra ortaya çıkan yeni detay, dosyanın en şaşırtıcı delillerinden birini gündeme taşıdı. CNN Türk muhabiri Nihat Uludağ'ın aktardığı bilgilere göre, olay gecesi kameraların göremediği kritik anların izine hiç beklenmedik bir yerde rastlandı. Yapılan incelemelerde ortaya çıkan 7 saniyelik detay ise soruşturmanın bugüne kadar en dikkat çeken parçalarından biri oldu. Buyurun, detayları beraber inceleyelim.Kaynak: CNN Türk / Nihat Uludağ
Kaçırdığı Eski Eşine Önce Arkadaşı Sonra Kendisi Tecavüz Etti
Antalya'da boşandığı 26 yaşındaki eşini kaçıran ve ormanlık alanda önce arkadaşı sonra da kendisi tecavüz eden İbrahim Kos ile arkadaşı Dinçer Kara 24'er yıl hapis cezasına çarptırıldı.Polisteki ifadesinde 9 Nisan 2013 günü eski eşi İbrahim Koz tarafından telefonla arandığını belirten H.B. şunları anlattı:'Eski eşim kızımızın hasta olduğunu söyledi. Ben de kızımı görmek için şehir merkezindeki bir alışveriş merkezinin önüne gittim. Bu sırada arkamdan gelen servis minibüsüne zorla bindirildim. Aracın içinde eski eşim ve arkadaşı vardı. Şehir merkezinden çıkana kadar bağırmamam için ağzımı kapattılar. Daha sonra Mazıdağı bölgesinde ıssız bir yere minibüsü park ettiler. Bu esnada eski eşim üzerimdeki giysileri çıkarmaya çalıştı. Direnmem nedeniyle başarılı olamayınca bana tokat atıp, 'Senin hayatını karartacağım' dedi. Bu esnada arkadaşı gelerek ellerimi tuttu.''Eşi sigara yakıp seyretmiş'İlk önce eski eşinin kendisine tecavüz ettiğini ileri süren H.B., 'Eski eşim işini bitirince arkadaşına işaret ederek, 'Sıra sende' dedi. Bunun üzerine Dinçer Kara da tecavüz etti. Eski eşim de sigara yakıp bizi izledi. Bu sırada Dinçer K., 'Herkesle kendi isteğinle yatıyorsun. Bizimle yatmışsın çok mu. Biri eski eşin biri de arkadaşı ne olacak sanki' dedi' diye konuştu.'İntihar etmek istemiş'H.D., Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bugünkü ifadesinde ise şunları söyledi:'Polise gitmemem konusunda ölümle tehdit ettiler. Daha sonra aynı minibüsle şehir merkezine bırakıp kaçtılar. İntihar etmeyi düşündüm. Yakınlarıma veda mesajları attım. Bu sırada eski eşim kızımı benim yanıma getirdi. Kendisiyle vedalaştım. Sonra yakınlarım benden habersiz polise haber vermiş. Ben de kararımı değiştirip şikayetçi oldum. Benim asıl endişem 8 yaşındaki kızımın bu ahlaksız adamın yanında kalması. Belki de bana yapılan iğrençliği çocuğuma yapmaya kalkacaklar.'H.B.'yi iffetsizlikle suçlayan İbrahim Koz ve Dinçer Kara ise, 'H.B. bizimle rızasıyla ilişkiye girdi. Kendisini zorlamadık, tehdit etmedik. Sırf daha sonra rahat hareket etmek için böyle bir iftirada bulundu. Beraatimizi ve tahliyemizi talep ediyoruz' dedi.İndirim uygulanmadıMahkeme kısa aranın ardından İbrahim Koz ile Dinçer Kara'ya, 'tecavüz' suçundan önce 15'er yıl hapis verdi. Mahkeme, olay sonrası H.B'nin ruh sağlığı bozulduğu için bu cezayı 18'er yıla çıkardı. Mahkeme ayrıca iki sanığı 'hürriyeti tahdit' suçundan da 6'şar yıl hapse mahkum etti. Mahkeme, sanıkların cezasında indirim yapmadı.'Yeni bir yaşam istiyorum'Duruşma sonrası yaptığı açıklamada yeni bir hayata başlamak istediğini belirten H.B., 'Yeni bir yaşama başlamak istiyorum. Çocuğumla birlikte artık uzak bir şehirde, kendime yeni yaşam kurmak istiyorum. Eski kocama verilen ceza sonunda derin bir oh çekerek 'Adalet yerini buldu' dedim. Allah beni bir daha o adamla karşılaştırmasın' diye konuştu.'Bu ceza örnek olsun'H.B.'nin avukatı Ahmet Çevik ise cezalarda indirim değil, artırım yapıldığına dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:
Facebook’un Hayatlarımızda Yarattığı 7 Değişiklik
Sadece 10 yıl olmasına rağmen tüm dünyaya ulaşan ve sosyal medya kavramını tam anlamıyla karşılayan Facebook çok başarılı oldu. Şimdiye kadar herhangi bir şirketin yapabileceğinden çok daha fazla insana ulaştı. 1.2 milyarın üzerinde kullanıcısıyla, Facebook dünya popülasyonunun %17′sinin aktif olarak kullandığı bir platform, üstelik bu rakam Çin’in neredeyse tamamını dışında bırakıyor çünkü Çin Hükümet’i tarafından bloklandı. Şirket hem mobil hem de gelişen pazarlarda yerini alırken, gelecek on yıl içinde 1 milyar insanın daha Facebook’a üye olma ihtimali de Facebook’un başarısının devamının geleceğini garantiler nitelikte. Facebook’ta insanlar bir sürü farklı paylaşım yapıyorlar ve olayın asıl yanı bu gibi görünürken, Facebook aslında dünyayı etkileyen durumlara yol açtı. İşte Facebook’un hayatlarımıza iyi ya da kötü yaptığı değişikliklerin en önemli 7 tanesi.1. Facebook İletişim Şeklimizi Değiştirdi Facebook dünyayı daha küçük bir hale getirdi bu da açıkça fakat tartışmaya açık olarak Facebook’un yaptığı en önemli değişiklik. İster uzakta olan eski bir lise arkadaşınızla sohbet edin, isterseniz de koridorun sonundaki odada olan ev arkadaşınızla yazışın, Facebook sevdiğiniz insanlarla iletişim halinde olmanızı ya da ara sıra görüşebildiğiniz insanlarla iletişim kurmanızı sağlayarak kendisini ve durduğu yeri sağlamlaştırdı. Facebook’un ilk günden beri ücretsiz olması da önemli bir nokta. Kullanıcılar kendi kişisel bilgilerini Facebookla paylaşarak “ödeme” yapıyor olsalar da finansal olarak Facebook hesabına sahip olmak için 5 kuruş ödeme yapılmıyor. Aslında bedava olduğu için Facebook 1 milyarın üzerinde kullanıcıya ulaşabildi ve bu kadar çok insanın Facebook kullanması, insanların kullanmaya devam etmesini sağlıyor. Gartner’da tüketici teknolojileri araştırma direktörü Brian Blau,“ Dünya’nın her tarafından insanları çevrimiçiyken sosyalleştirmek daha önce sahip olduğumuz bir durum değildi” diyor ve devam ediyor; “Evet, Myspace popülerdi, ama Facebook’un popüler olduğu şekilde değil. 1 milyar insanın aynı anda Bir şey yapmalarını sağlamak diğer hiçbir şirketin ulaşamadığı bir başarı.”2. Facebook Hayatlarımızı Paylaşma Şeklini Değiştirdi Facebook artık hayatımızı paylaşabileceğimiz tek sosyal ağ değil ama kesinlikle paylaşım yapılan en büyük sosyal ağ. Fotoğraflarımız, düşüncelerimiz, favori videolarımız, filmler ve kitaplar, bunlar hep kişiseldi ama şimdi sosyal profile entegre edilmiş durumda ve bu fazla paylaşımdan öyle ya da böyle hepimiz sorumluyuz. Biz yıllardır paylaşırken, işler gittikçe daha da kolaylaşmaya başladı. Minyatür bilgisayarlar, yüksek kaliteli kameralar neredeyse herkesin cebinde, paylaşım yapabilme şansımız hep var. 2013′de Facebook kullanıcıları saniye başına yaklaşık 41 bin gönderi yaptılar. Bu dakikada 2.4 milyon gönderi yapıldığı anlamına geliyor. Eski Facebook çalışanı  Josh Elman’ın söyledliği gibi “ Facebook yüzünden paylaşım yapmak artık insani bir dürtü”.3. Facebook İçerik Tüketme Şeklimizi Değiştirdi Eğer insanların tüketim şekillerini değiştirmezseniz, insanların paylaşım şekillerini de değiştiremezsiniz. Facebook kullanıcıları sadece kendi kişisel hayatları hakkında paylaşım yapmıyorlar aynı zamanda kendileri için öenmli olan haber ve içerik paylaşımı da yapıyorlar. Politik haberler, spor haberleri, komik video paylaşımları Facebook’ta hep gördüğümüz paylaşım türü. Haber Kaynağı (News Feed) hiç bitmeyen bir içerik girişine sahip, platformda bağlı olduğunuz kişi ya da şirketler sürekli içerik paylaşıyor. Haber Kaynağı 2006′da ilk kez tanıtıldıktan sonraTwitter, Pinterest ve LinkedIn de dahil olmak üzere bir sürü sosyal site tarafından benimsendi. Haber Kaynağı kusursuz değil, algoritmaları sürekli değişiyor ve gönderiler her zaman kronolojik sırayla görünmeyebiliyor, haberleri ve etkinlikleri ekranınıza geldiğinde organize tutmak çok zor olabiliyor. Facebook hala her kullanıcı için alakalı reklamlar sağlamak için uğraşıyor. Bu insanların Facebook’tan haber almalarını durdurmuyor. Kabaca 18-24 yaşları aralarındaki kişilerin %71′i interneti ana haber kaynakları olarak görüyor, 30′larında olan kişilerin %30′u ise haberlerini spesifik olarak Facebook’tan alıyor. Mark Zuckerberg’in Haber Akışı için büyük planları var, bütün Facebook kullanıcıları için dünyanın en iyi “kişiselleştirilmiş gazetesi”ni yaratmak istiyor ve bu  insanların neyi, ne zaman görmek istediklerini belirlemek anlamına geliyor. Facebook çoktan haberleri tüketim şeklimizi değiştirdi, şuanda bu değişimi mükemmelleştirmek istiyor.4. Facebook Mahremiyete Bakışımızı Değiştirdi Facebook’un elinde çok fazla veri var ve bu verilerin çoğu kullanıcılardan elde ediliyor. Facebook adımızı, okulumuzu, arkadaşlarımızı, tuttuğumuz takımı biliyor. Ne tarz markadalardan hoşlandığımızı ve dinlediğimiz müziği de biliyor. 1 milyardan fazla Facebook kullanıcısı bunun farkında ve kullanıcılar için bu kabul edilebilir bir durum. Mahremiyet’le ilgili problemler konuşulmaya başlandı çünkü sanki Facebook yukarıda bahsettiğimden daha fazla şey biliyor ve kullanıcılarından hangi bilgileri topladığı da çok açık değil. Gizlilik ayarları çok sık değişiyor ve bu kullanıcıların bu değişikliklere adapte olmasını zorlaştırıyor. Nelerin mahrem olduğu ve Facebook’un hangi bilgileri almakta özgür olduğu bir tartışma konusu. 2011′in Haziran ayında Facebook’un kullanıcı bilgilerini NSA ile paylaştığına dair bazı raporlar gün yüzüne çıktı fakat Facebook bunu yalanladı. Bu bilginin doğruluğu ya da yanlışlığı kanıtlanmadı.5. Facebook Ortadoğu’yu Değiştirdi Facebook’un kollektif gücünün bir örneği, 3 yıl önce Ortadoğu’da Arap Baharı diye bilinen ayaklanmalarla alt üst olurken ortaya çıkmıştı. Facebook ayaklananların liderlerinin haber paylaşmalarına izin verdi. Tunus’ta bu dönemde 2 milyon kişinin Facebook üzerinden iletişim içinde olduğu rapor edildi. Mısır’da neredeyse yarım milyon insan sosyal ağ üzerinden protestolar hakkında haberleştiler. Facebook ayrıca saldırı olmaması için ve liderlerin kimliklerinin gizli kalması için bu sayfaları özel olarak korudu. Kimliği açıklanmayan bir Tunus’lunun Facebook’tan “devrimin GPS’i” olarak bahsetmesi de Facebook’un bu dönemde ne kadar aktif olduğunu kanıtlıyor.6. Facebook Zorbalık Kavramını Değiştirdi İnternet zalim bir ortam, sanal zorbalığı önleyebilecek bir şey yok ne yazık ki. Zorbalar kendilerini bilgisayar arkasına saklayıp Facebook’ta hiç hoş olmayan şeyler yapabiliyorlar. Facebook’un yapısı kolay hedefler yaratabiliyor, ve 14-24 yaş arası kişilerin %40′ı elektronik ortamda tacize uğradıklarını bildirdi. Başka nerede bir tacizci, kurbanını bu kadar iyi takip edebilir ki? Geçen Eylül’de, 12 yaşında Florida’lı bir kız aylar süren sanal zorbalığa mağruz kaldığı için intihar etti. Nisan ayında ise 17 yaşında genç bir kız intihar ederek öldü. İntihar etmesinin sebebi tecavüz.e uğradıktan sonra o görüntülerin internete ve sosyal medya sitelerine yayılmasıydı. Facebook bu tür olayları engellemeye çalışıyor. Kullanıcılar zorbalığı şikayet edebilir ve o insanları engelleyebilirler. Fakat bu önlemler insanların zarar görmesini ne oranda engelleyecek, bunu tahmin etmek zor, çünkü ister sanal olsun ister gerçek bir zorba, zorbadır.7. Facebook İşletmelerin Müşterileriyle İletişim Şeklini Değiştirdi Sosyal medyanın özellikle Facebook’un yükselmesiyle, marklar, müşterileriyle nasıl başa çıkacaklarını düşünmeye başladılar. Eğer biri bir marka ile ilgili Facebook ya da Twitter’da şikayet ederse şimdi markaların müşteri servisleri hemen cevap veriyorlar çünkü bir markanın en az isteyeceği şey bir müşterinin sosyal medya üzerinden o markayı şikayet etmesi ve insanları haberdar etmesi. Bu yüzden markaların sosyal medya’dan sorumlu çalışanları olması gerekiyor, genel olarak büyük markalar bunu yapıyor fakat bazıları bu konuda yavaş ve bu o markalar için pek hayırlı değil. 10 yıldır Facebook dünyayı değiştiriyor ve böyle giderse (ki öyle görünüyor) değiştirmeye de devam edecek. 1 milyardan fazla kullanıcıyla gelecek 10 yılın Facebook’la nasıl değişeceğini hep beraber göreceğiz.
Onur Yaser Can'ın Annesi İntihar Etti...
“Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler... Bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi' Onur Yaser Can karakolda yaşadıklarını arkadaşlarına bu şekilde anlattı. Ardından karakola tekrar çağrıldı. Ancak o çırılçıplak soyularak işkenceye maruz kaldığı karakola gitmek yerine, çırılçıplak soyundu ve kendini evinin camından attı. Genç mimar 23 Haziran 2010'da 28 yaşında hayata gözlerini yummuştu. Annesi Hatice Can ise dün yani 2 Mart 2014'te intihar ederek yaşamına son verdi. Can uzun süredir psikolojik destek alıyordu. Onur Yaser Can'ın hikayesi Onur Yaser Can, İstanbul’da yaşamını sürdürürken, esrar satın aldığı gerekçesiyle, Harbiye’de 2 Haziran 2010’da, İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. Onur Yaser’i yakalayan polis, kolayca tespit edebilecekleri uyuşturucu satıcılarını bilerek yakalamadı. Avukat bulundurulmadan ifadesi alınan Yaser Can'ın ailesinin telefon numarası üzerinde olduğu halde onlara da haber verilmedi. Zorla yakalanmış olmasına karşın, yakalanma anındaki bedensel, ruhsal sağlık durumunun saptanması için 'Giriş Doktor Raporu' yasal zorunluluk olmasına rağmen alınmadı. Savcının gözaltı kararı olmamasına, gözaltına alınmayan şahısların nezarete dahi konulması yasal olarak yasak olmasına karşın; Onur Yaser nezarete alınarak çırılçıplak soyuldu, işkence ve cinsel istismara maruz bırakıldı. Sorgu sırasında acı içinde polislere yalvaran genç bir insanın sesi dinletilen Yaser, hakarete uğradı, tokatlandı, muhbirliğe zorlandı. İşkence sonrası alınan 'Çıkış Doktor Raporu' için yapılan muayene 'hukuk' ayaklar altına alınarak işkence şüphelisi polisler huzurunda yapıldı. Rapor, 'Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliği'ne ve 'İstanbul Protokolü'ne aykırı biçimde hukuk dışı olarak düzenlendi. Savcının salıverilmesi talimatına karşın 'Çıkış Doktor Raporu'ndan sonra işkence şüphelisi polisler tarafından tekrar emniyete götürülüp bir süre daha tutuldu. Polisler tarafından düzenlenen ve Onur Yaser'e işkenceyle imzalatılan ifade tutanaklarından salıverilmesi sırasında hiçbir suret verilmeyerek, kendisini şüphe altında hissetmesi sağlandı. Söz konusu ifade ve tutanaklar planlanmış bir şekilde değiştirilmek istendi. Onur Yaser yakalandığı gecenin hemen ertesi günü, 3 Haziran 2010 tarihinde, telefonla aranarak imzaladığı ifade ve tutanaklarda 'Tarih hatasının düzeltilmesi' hilesi ile ikinci kez emniyette çağrıldı. Emniyete gittiğinde, ifadesine bazı eklemeler yapıldı. Loş, karanlık bir ortamda korkutulup, tehdit edilerek yeni ifade ve tutanaklar imzalatıldı. Ancak yeniden zor ve tehditle imzalattırılan ifade ve tutanaklardan da birer suret verilmeyerek kendisinin yine şüphe altında kalması sağlandığı gibi, üzerinde yakalanan esrar maddesini satın aldığı kişinin telefonunu, kim veya kimlerden öğrendiğini hâlâ söylemediği için, 20 gün boyunca tahsis edilen bir polis ekibi tarafından adım adım fiziki olarak izlendi, telefonu dinlendi. Onur Yaser, bu gelişmelerden sonra çok fazla tedirgin olarak avukata başvurdu. İfadesinin ve imzaladığı tutanakların birer örneğini almak için emniyete giden avukatına 'Dosya üzerinde gizlilik kararı var' gerekçesi ile ifadesi ve tutanaklar yine narkotik polislerince verilmek istenmedi. Avukatın ısrarı, yazılı dilekçe vermek ve müdürleri ile görüşmek istemesi sonucunda ifadesi ve 'Madde Tartım Tutanağı’nı verdiler. Ancak iki kez alınmış olan ifade tutanağında, ifadeyi alan komiser vekili polis memurunun imzası bulunmamaktaydı. Üstelik yakalanmış bir şahsın aynı konudan ilgili Cumhuriyet Savcısı'nın yazılı talebi olmadan tekrar yakalanamayacağı, ifadesinin alınamayacağı yasal bir gereklilik olmasına rağmen, avukatına müvekkilinin yeniden ifadesinin alınacağını söyleyerek Onur Yaser’i, üçüncü kez ifade vermesi için narkotik şubeye çağırdılar. ÇIRILÇIPLAK İŞKENCE EDİLDİĞİ KARAKOLA YENİDEN GİTMEK YERİNE İNTİHAR ETTİ Onur Yaser 3. kez ifadeye gideceği veya tekrar yakalanabileceği ihtimalinin olduğu günün akşamında, 23 Haziran 2010 saat 22.00 civarında, kendisini, oturduğu apartmanın 3. katındaki evinde, odasının penceresinden çırılçıplak bir halde attı. Atladığında hayatta olan Yaser, ambulansın geç gelmesi, götürüldüğü ilk hastanenin başka hastaneye sevk etmesi ve ikinci hastanede de zamanında müdahale edilmemesi sonucu hayatını kaybetti. Arkadaşları, Onur Yaser’in gözaltına alındıktan sonra yemeden içmeden kesildiğine, ürkek, tedirgin bir halde olduğuna, suskunlaştığına, iş konsantrasyonunun ve psikolojisinin bozulduğuna tanık oldular. Onur Yaser, arkadaşlarına anlattığı ve yaşamına son verme girişiminden bir gün önce kendi el yazısı ile yazdığı ve yarım kalmış olan nota göre, savcının 'serbest bırakın' talimatına rağmen emniyette çırılçıplak soyuldu, hakarete uğradı, başkaları hakkında ifade vermeye zorlandı. Ölümünden bir gün önce konuştuğu bir arkadaşına ise şunları anlattı: 'Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler. Öksürtüldüm, bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi.' Arkadaşı, dosyadaki ifadesinde, 'Benimle konuşurken zorlanıyordu, hüngür hüngür ağlıyordu. Söyledikleri zor anlaşılıyordu. İfadeyi imzalaması konusunda tehdit edildiğini söyledi' dedi. Yaser'in anne ve babası Hatice-Mevlüt Can, yaşamına son verme girişiminde bulunmadan bir kaç saat önce başının belada olduğunu, kendilerinden İstanbul'a gelmelerini istediğini ve kendilerinin Saat 03.00 sıralarında İstanbul’a ulaştıklarında oğullarının artık hayatta olmadığını anımsattı. Aile adalet arama süreçlerini şöyle anlattı: 11 AY SÜREN DURUŞMADA İŞKENCECİLERE TAKİPSİZLİK 'Oğlumuzu kaybettiğimiz gün polisler hakkında, suç duyurusunda bulunarak, Oğlumuza, işkence yaptıkları, cinsel istismar yaptıkları ve insanlık dışı bir psikolojik baskı altında tuttukları için ölümüne neden olduklarını belirttik. Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi, Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi ve İstanbul 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği görevlileri hakkında da geç müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduk. Polisler hakkındaki soruşturma Fatih Cumhuriyet Savcılığı'nda yaklaşık 11 ay sürdü. Bu sürede, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı üç kez değişti. Dosyanın İEM bilgisayar image kayıtları hakkında gizlilik kararı konulmasına rağmen, dosyanın tümünde gizlilik kararı varmış gibi, image kayıtlarının dosyaya ithali tarihi itibariyle, dosyanın devamına avukatların erişmesi uzun süre engellendi. Savcılığın isteği üzerine, ancak talebimizin aksine nezaret odası kameraları değil de yalnızca emniyetin giriş çıkış kameralarını inceleyen bilirkişiler, Onur Yaser’e işkence, cinsel istismar ve kötü muamele yapıldığına ilişkin bir kayda rastlamadıklarını belirtti. Soruşturmayı tamamlayan Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş bilirkişilerin bu raporu üzerine, 4 polis hakkında işkence suçundan takipsizlik karar verdi. Savcı, 'Soyut iddialar dışında, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini' belirtti. Ancak aynı kararda Narkotik Müdürlüğü bilgisayarlarının imaj kayıtları dikkate alınarak, iki polis hakkında ise resmi belgede sahtecilik suçundan fezleke düzenlendi.' Onur Yaser Can Davası: Polislerin İşkenceden Değil Evrakta Sahtecilikten Yargılanmasına Aile Tepkili Tarih 23 Kasım 2012. Onur Yaser Can cinayeti davası duruşması. Baba Mevlüt, anne Hatice ve kardeş Ezgi Sevgi de duruşmada dinleniyor. Duruşma tam 4 ay sonrasına erteleniyor. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'Evrakta sahtecilik' suçundan yargılanan Narkotik Şube Müdürlüğü'nde görevli polisler Soner Gündoğdu ve Salih Bahar duruşmaya katılmazken, avukatları hazır bulundu. Duruşmada, ailenin müdahil olma talebi kabul edlidi. Daha önce Beyoğlu Adliyesi'nde nöbetçi mahkeme, gözaltında işkenceyle ilgili takipsizlik kararı vermişti. Bu davada mahkeme işkence davasını Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi. Ailenin avukatı Ercan Kanar, dosyanın işkence davası olduğunu, ailenin de bu yönlü talebi olduğunu belirterek, şikayetlere rağmen polisler hakkında resmi belgede sahtecilikle ilgili dava açıldığını söyledi. Kanar, polislerin bir kişinin ölümüne sebep olduğunu belirterek evrakta sahtecilik işleminin de iki kişi tarafından yapılmadığı konunu araştırılması için bilgisayarların teknik üniversiteye gönderilerek bilirkişi raporunun incelenmesi yapılmasını istedi. 'CİNSEL SALDIRIYA MARUZ KALDIĞINDAN EMİNİM' Davaya ilişkin konuşan Onur Yaser Can'ın annesi Hatice Can, 'Yol katedebilmek istiyoruz. Belli bir noktaya geldik. Belgede sahtecilik yapmaktan iki polis memuru yargılanıyor, ama bu sürecin içinde sadece iki kişi yok. Hepsinin yargılanmasını istiyoruz' dedi. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'nin, işkence ile ilgili soruşturmada takipsizlik kararı verdiğini ve itiraz ettiklerini hatırlatan Hatice Can, İstanbul Valiliği'nin soruşturma izni vermediğini söyledi. Can, tekrar İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'ne itiraz ettiklerini belirterek, 'Mahkeme valiliğin kararını bozdu. Cumhuriyet savcılığının dava açmasını bekliyoruz' dedi. Hatice Can, şöyle konuştu: 'Çocuğumun el yazma notunda nasıl işkence gördüğü var. Çırılçıplak soymuşlar, yere çöktürmüşler, çırılçıplak halde duvara yüzü dönük şekilde saatlerce bekletmişler, sürekli ağlayan ve yalvaran bir çocuğun sesini dinletmişler. Bunlar polislerin savcılıkta verdiği ifadelerde de var. 28 yıl boyunca bebekliğinden itibaren ailesinden tek bir kötü ses duymadan, bir fiske dahi vurulmadan büyütülen mimar, müzisyen, heykeltraş, bir genci çırılçıplak soymak, ince arama yapmak, aşağılamak, bu başlı başına bir cinsel tacizdir. Ki bu arada cinsel tacize girebilecek neler yaptıklarını bilmiyoruz çünkü hala kamera kayıtları yok. Bu ülkenin en küçük karakolunda dahi kamera kayıtları var deniliyor, nasıl İstanbul gibi bir kentin Narkotik şubesinde sorgu sırasında çekilen kamera görüntüleri yok. Ben oğlumun cinsel saldırıya maruz kaldığına eminim.' 'DEVLET POLİSİNİ KORUYOR' Baba Mevlüt Can da devletin kendi polisini korumaya çalıştığını söyledi. Can, şunları belirtti: '250. maddenin polislere verdiği geniş yetkiden kaynaklanıyor sanırım bu keyfiyet. Yoksa bizim oğlumuz ne intihar edecek, ne kendini atacak bir çocuktu. Hayatı çok seven bir çocuktu. Ona işkence yapanların eline bir daha geçmemek için canına kıyıyor. Olan bu.' Kardeşi Ezgi Sevgi Can ise ağabeyi için mücadele edeceklerini dile getirdi, 'Onu düştüğü yerden kurtaracağız' dedi. Ezgi Sevgi Can, 'evrakta sahtecilik' davasının, ağabeyine yapılan psikolojik işkencenin kanıtı olduğunu söyledi ve ekledi: 'Ama bunun ötesinde fiziksel ve cinsel işkence var. Bunun da peşinde koşacağız.' Onur Yaser Can Davasında Karar: 2 Polise 2 Yıl 6 Ay Hapis Cezası Verildi Tarih 16 Mayıs 2012. Dava karara bağlanıyor. Sanık polisler işkenceden değil 'delil karartma'dan 2 yıl hapis cezası alıyor. Onur Yaser Can'ın polis baskısıyla bulanıma girerek intihar etmesinin ardından iki polis hakkında açılan 'delil karartma' davası İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde karara bağlandı. Karar duruşmasında sanık polisler ve Onur Yaser Can'ın ailesi ve arkadaşları katıldı. Mütalaa üzerine söz alan Avukat Ercan kanar, resmi evrakta sahtecilik yaptıkları sabit olan Narkotik Şube Müdürü Cengiz Melbeyoğlu ve Komiser Hakan Aydın ile polis memurları Muhammet Ongun, Şükrü Velioğlu, Yunus Başay ve Onur Ülker ile ilgili mahkemenin suç duyurusunda bulunmasını talep etti. Av. Kanar, 'Resmi evrakta sahtecilik gibi görünse de, söz konusu olay bir insan hayatını yok etmiştir. Bu tür suçların bir daha işlenmemesi için, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti bakımından mahkemenizin suç duyurusunda bulunmasını önemli buluyoruz' dedi. Av. Kanar, cezanın üst sınırdan verilmesini ve indirime gidilmemesini istedi. Sanık avukatları ise polislerin resmi evrakta sahtecilik suçunu işlemeye kast etmediği yönündeki iddialarını tekrarlayarak beraat istedi. Sanık avukatı Ahmet Baran Akkaya, Onur Yaser Can'ın gözaltında yaşadıklarını anlattığı intihar notunun sahte olduğunu iddia etti. Sanık Soner Gündoğdu ise hala ekip şefi olarak görevi başında bulunduğuna dikkat çekerek, beraat talebini yineledi. Mahkeme, Salih Bahar ve Soner Gündoğdu’nun resmi evrakta sahtecilik yaptığına hükmederek alt sınır olan 3 yıl hapis cezası verdi. Ancak, mahkeme, duruşmalardaki 'iyi hal' gerekçesiyle cezada indirime gitti. Polis memurları evrakta sahtecilik yüz kızartıcı suç kategorisinde olduğu için polis memurluğu yapamayacak. AVUKAT KANAR'DAN KARARA TEPKİ Kararı değerlendiren Av. Ercan Kanar, indirim yapılmasını ve alt sınırdan ceza verilmesini kınadı. Av. Kanar, söz konusu resmi evrağın başka bir soruşturmada kullanıldığına dikkat çekerek, TCK 205. maddeden de cezalandırılmaları gerektiğine dikkat çekti. Av. Kanar, 'Yargı, kamu görevlilerinin işlediği suçlarda yeterince cesur davranmıyor' diye konuştu. Öte yandan, Onur Yaser Can'ın gözaltına alındığında kötü muamele, işkence ve cinsel istismara maruz kalmasıyla ilgili iç hukuk yolları tükendiği için aile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeye hazırlanıyor. Hıdır Tok | Başkahaber
4 Çocuk Annesi Derede İntihar Etti
ANTALYA’da 4 çocuk annesi 39 yaşındaki Çiçek Yaşar, evinin yakınındaki dereye atlayarak intihar etti.Olay, saat 08.30 sıralarında Habibler Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, kısa süre önce eşi Osman Yaşar’ın kaza yapması ve çocuğunun hasta olması nedeniyle psikolojisi bozulan Çiçek Yaşar, tedavi görmeye başladı. Bugün çocuklarını okula gönderdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yaşar için ailesi mahallede arama başlattı. Öğle saatlerine kadar süren arama sonunda Çiçek Yaşar’ın cesedini derede bulan aile, sinir krizi geçirdi. Olay yerine çağrılan polis, kadının cesedini dereden çıkardı.ÇARESİZCE İZLEDİÇalışma yapan polislerin arasında eşinin cansız bedenini gören hamal Osman Yaşar yere yığıldı. Yakınlarının ayağa kaldırmak istediği Yaşar, olduğu yerden ayrılamadı. Yağmur nedeniyle çevredekiler tarafından üzerine battaniye örtülen Osman Yaşar, cenaze aracının gelmesini bekledi.
Hastanede Şok İntihar!
ESKİŞEHİR'de 55 yaşındaki Kemal Dobrucalı, Devlet Hastanesi penceresinden atlayarak intihar etti.Olay, saat 08.30 sıralarında Eskişehir Devlet Hastanesi'nde meydana geldi. Servislerin üst katlardan bahçedeki beton zemine bir kişinin düştüğünü görenler durumu hastane yetkililerine bildirdi. Hastane görevlileri ağır yaralanan Kemal Dobrucalı'yı acil servise götürüldü. Burada doktorların yaptığı müdahalelere rağmen Kemal Dobrucalı kurtarılamayarak öldü.Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, Kemal Dobrucalı'nın hangi kattan atladığını gören olmadığını söyledi. Bir yetkili 'Düştüğü yerin üst tarafında üçüncü ve beşinci kat pencereleri açıktı. Üç ya da beşinci kattan atlamış olabilir' dedi.Hastane yetkilileri Kemal Dobrucalı'nın hastanede yatarak tedavi görmediğini ve ne amaçla hastaneye geldiğini bilmediklerini söyledi. Ölüm haberini alıp hastaneye gelen Kemal Dobrucalı'nın yakınları gözyaşlarına boğuldu. Dobrucalı'nın eşi, 'Oğlumuzun yarın nikahı vardı. Nikah şekerleri de hazırdı. Neden bunu yaptın?' diye ağladı.Yakınları, Kemal Dobrucalı'nın gece sabaha kadar uyumadığını, sabah erken saatlerde evden dışarı çıktığını, daha sonra da ölüm haberini aldıklarını söyledi. Emniyet Müdürlüğü yetkilileri olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.
Kurt Cobain'in İntihar Ettiği Evden Yeni Fotoğraflar Yayınlandı
Polis, Kurt Cobain'in evinde çektiği yeni fotoğrafları yayınlandı T24 90′li yılların efsane rock yıldızı Kurt Cobain’in ölümünün 20. yıl dönümüne yaklaşırken sanatçının intihar ederek hayatına son verdiği evinde cekilmiş yeni fotoğraflar yayınlandı. Olay yerini inceleyen Seattle polisinin 20 yıl önce çektiği ama hiç tab edilmeyen fotoğrafların yayınlanması Kurt Cobain’in hayranlarını yeniden Cobain’in ölümü ile ilgili sorular sormasına yol açtı. Kurt Cobain’in ölümü ile ilgili soruşturmanın yeniden açılacağı söylentilerinin yayılması üzerine, yeni yayınlanan fotoğrafların polisin çektiği çok sayıda fotoğrafın sadece küçük bir bölümü olduğu belirtildi. Soruşturma için olay yerinden yeterince fotoğraf tab edildiği için diğer fotograflara gerek duyulmadığı açıklandı. İşte 20 yıl önce hayatına son veren Kurt Cobain’in evinde olay sonrası Seattle polisinin çektiği o fotoğraflar:
Oy Kullanmaya Geldiği Okulda İntihar Etti
TRABZON'da hakkındaki yakalama kararı bulunan ve oyunu kullandığı okuldaki polisler tarafından gözaltına alınmak istenen 52 yaşındaki Sultan Kandemir, üzerindeki tabancayı başına dayayıp tetiği çekerek yaşamına son verdi.Olay bugün saat 12.30 sıralarında 1 Nolu Beşirli Mahallesi Bedri Rahmi Eyüboğlu Ortaokulu'nda meydana geldi. Oyunu kullanan Sultan Kandemir, okuldan ayrılacağı sırada görevli polisler tarafından durduruldu. Hakkında 6136 Sayılı Ateşli Silahlar Kanunu'na muhalefet suçundan arama kararı bulunan Kandemir'e ifadesinin alınması için polis merkezine gelmesi gerektiği söylendi. Polislere direnen Sultan Kandemir, okulun girişindeki salonda belindeki ruhsatsız silahı çekerek başına dayadı. Kandemir, polislerin ikna çabalarına rağmen başına tek el ateş ederek yaşamına son verdi. Trabzon Emniyet Müdürü Murat Köksal, olay yerinde incelemelerde bulunurken, okuldaki oy verme işlemlerinin aksamaması için seçmenler başka bir kapıdan binaya alınmaya başlandı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Fatih TURAN/ (DHA)
Gemi Faciasından Kurtulan Öğretmen İntihar Etti
Güney Kore'de batan gemiden kurtulan bir öğretmen, ağaçta asılı halde bulundu. . Gemiden kurtulanların tedavi gördüğü Jin Adası Emniyet Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre Danwon Lisesi Müdür Yardımcısı Gang M., bir ağaçta asılı şekilde ölü bulundu. Yetkililer Gang'ın vicdan azabından intihar ettiğini düşünüyor. Öte yandan batan gemidekileri kurtarmak için arama kurtarma çalışmalarına devam ederken olayın sis perdesi de aralanıyor. Verilen bilgiye göre, gemide bazı güvenlik tedbirlerinin tam olarak alınmadığı öğrenildi. Arama- kurtarma çalışmaları devam ederken, geminin batış sebebi üzerinde duruluyor. Danwon Lisesi öğrencilerinin bindiği Sewol adlı feribotun batması Güney Kore'de derin yaralar bırakmaya devam ederken bugün sıra dışı bir bilgi edinildi. Gemiden kurtulanların tedavi gördüğü Jin Adası Emniyet Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre Danwon Lisesi Müdür Yardımcısı Gang M., bir ağaçta asılı şekilde ölü bulundu. Yetkililer Gang'ın vicdan azabından intihar ettiğini düşünüyor. Kaza günü helikopter ile kurtarılan Gang, en yakındaki bir küçük adaya bırakılmıştı. Tekrar bir balıkçı teknesi ile olay mahalline gelen Koreli öğretmen, arama kurtarma çalışmalarını izlemiş sonra Jin Adası'na geri götürülmüştü. Kurtulanların toplanıldığı yere sevk edilirken Gang'ın sık sık 'sadece ben kurtuldum!' diye suçluluk duygusu içinde bağırdığı kaydedildi. Emniyetten alınan bilgiye göre, Jin Adası Spor Salonu'nda diğer kurtulanlarla beraberken Gang, yakınlarından haber alamayan öğrenci velileri ve eğitim ofisi yetkileri tarafından tartaklandı. Daha sonra ise ortadan kayboldu. Gang'ı aramaya çıkan polisler, cesedini ağaca asılı halde buldu. Jin Adası Emniyet Müdürlüğü ölen Koreli öğretmenin intihar ettiğini düşündüklerini belirtti. Güney Kore'de 2 gün önce batan geminin ardındaki sis perdesi aralanıyor. Verilen bilgiye göre, gemide bazı güvenlik tedbirlerinin tam olarak alınmadığı öğrenildi. Arama- kurtarma çalışmaları devam ederken, geminin batış sebebi üzerinde duruluyor. İddiaya göre gemi, Japonya'dan satın alınan ikinci el feribot. Sahipleri restore ettikleri geminin dengesini bozdu. Güney Kore medyasında yer alan haberlerde, geminin ön tarafında batma öncesinde çıkan çarpma sesinin yük konteynerlarından geldiği iddia edildi. Çarpma öncesinde yapılan ani dönme ile yüklerinin bağının koptuğu, ve geminde çarpma ve denge bozukluğuna neden olduğu ileri sürüldü. Kazadan sonra ülke medyası geminin kaptanını konuşuyor. Geminin batmaya başlamasından sonra, ilk olarak sandalla kaçan üç kişi arasında gemi kaptanının olduğu haberi, gündeme bomba gibi düştü. Büyük tepki çeken gemi kaptanı, aynı zamanda Güney Kore yasalarını çiğnemiş oldu. Güney Kore'deki kanunlara göre, tüm yolcular gemiden ayrılmadan, kaptanın ayrılması suç kabul ediliyor. ŞİNASİ ALPAGO - SEUL | Zaman