Kardeşlerim Haberleri

Kardeşlerim ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Kardeşlerim ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Ülkü Hilal Çiftçi'nin Babası, Reşit Olmayan Kızının 10 Yaş Büyük Oyuncuyla Aşk Yaşadığını İddia Etti
NOW TV'nin ilgiyle takip edilen dizisi Yeraltının genç oyuncusu Ülkü Hilal Çiftçi, bu kez rolüyle değil babasının yaptığı suç duyurusuyla gündemde. Birsen Altuntaş'ın aktardığı bilgilere göre Ünal Çiftçi, henüz 17 yaşındaki kızının kendisinden 10 yaş büyük rol arkadaşıyla ilişki yaşadığını iddia ederek savcılığa başvurdu. Dosyada Hakan Çelebi ve OnTalent Menajerlik'in de adı geçerken, menajerlik şirketinden iddialara ilişkin resmi açıklama geldi. İşte kamuoyuna yansıyan iddialar, savcılık başvurusu ve taraflardan gelen açıklamaların tüm detayları...Kaynak: Birsen Altuntaş
Reiki: Negatif Bir Varoluştan Pozitif Bir Varoluşa Yolculuk
İsmail Bülbül 17. Işık aşamasında Usui Reiki Grand master. Almanya’da uzun yıllar hocalık yapmış ve 3 yıldır Türkiye’de. Almanya’daki Reiki konfederasyonunda yönetim kurulunda bulunmuş bir kişi ve oradaki düzeni Türkiye’de de uyguluyor.  Ve İsmail Bülbül, ayak bastığı gibi Reiki’nin anlayışında sağlam değişimler getirdi. Benim İsmail Bülbül ile tanışmam, Perihan hanım (Perihan Aydın) ile mailleşmem üzerine gerçekleşti. İstanbul’a onları görmeye gittim ve İsmail hocadan Usui Reiki 3b seviyesine 2010 yılının Mayıs ayında yeniden uyumlandım. İzmir’de bir dönem yaşamasına rağmen İsmail hocayla tanışmam İstanbul’da nasip oldu. Onların ofisine ilk gittiğimde açıkçası biraz endişeliydim. Ama kapıyı tüm neşesi ve iyi niyetiyle melek gibi bir bayanın açıp, candan bir şekilde “hoş geldiniz” demesiyle tüm endişem yok oldu ve kendini huzurlu bir güvene bıraktı. Buradan hocayla tanışmama vesile olduğu için ve sevgi dolu karşılaması, yardımları için Perihan Aydın’a da ayrıca teşekkür ediyorum. (Perihan hanım psikolojik danışman ve İsmail hocayla birlikte Reiki Okulu isimli Reiki merkezinde çalışıyor.) İçeri davet edildikten sonra Perihan Aydın ile sohbet etmeye koyulduk. İsmail Bülbül uyumlama verdiği için birazdan gelecekti. Sohbet ederken, sağ tarafımda bir ses duydum ve sağa baktım gayri ihtiyari olarak. Bakmamla şaşırmam bir oldu. Sağa döndüğümde saf bir ışık görüyordum. Bembeyaz bana doğru ilerleyen bir ışık… İlk başta anlayamadım. Ama yaklaşınca, ışık arasından İsmail hocanın yüzünü seçtiğimde şaşırmam daha da arttı çünkü gördüğümün bir insan değil bir görü olduğunu sanmıştım. İşte o anda İsmail hocada ki “Reiki ışığı” beni çok etkiledi ve bu ışık beni tazeleyip, yeni bir doğuş sürecine getirdi. Şimdilerde ise Türkiye’de ciddi anlamda bir ilki gerçekleştiriyor sayın İsmail Bülbül. Reiki’nin 1. Seviyesinden 3.seviyesine kadar herkese hitap edecek bir DVD çıkardı. Reiki el hareketlerinden, Reiki sembollerine, Reiki meditasyonlarından, Reiki uyumlamasının nasıl yapıldığına ve Reiki’de farklı tekniklere kadar her konuya değinilen harika bir DVD. Elbette bu DVDyi görenler veya hocanın ismini duyanlar merak ediyor, İsmail Bülbül kimdir, grandmasterlık nedir, yurtdışında sistem nasıl işliyor? İşte bizde bunları sorduk ve değerli hocamızda cevap verdi. Röportaj: Efe Elmas Hocam Merhaba, ben sizi tanıyorum lakin tanımayanlar olabilir. Öncelikle kendinizden biraz bahsedebilir misiniz, ne zamandır Reiki öğretiyorsunuz, nasıl bir süreç geçirdiniz? 1996 yılında başladı reiki ile olan yolculuğum. Eğitimlerimi Almanya’da aldım. Elbette orada öğrencilik dönemi çok uzun tutulur; Ben Reiki 1. seviyede 4 yıl bekledim. Bir dört yılda öğretmenlik aşamasını alana kadar geçti. İyice hazır olmadan, olgunlaşmadan öğretmenlik aşamasına geçmek zordur orada. Daha sonra da kendimi tamamen bu yola adadım. Ve şimdiye kadar da Rabbim bana binlerce can’la buluşmayı nasip etti. İsmail Bülbül ve öğrencilerinin bir kısmı Almanya’da belli ki daha disiplinli bir sistem var. Siz Reiki’yi nasıl bir sistem olarak tanımlıyor ve görüyorsunuz? Reiki, kişinin çakralarının açılması sonucu ortaya çıkan ilahi enerjinin, kişinin özüyle temasa geçmeye başlaması ve her an yeni farkındalıklara kavuşmasıdır. Reiki bir kapıdır esasında, bu kapıdan geçince kişinin özünde ne varsa ona yakınlaşır. O kapıyı nereye açmak istediğiniz çok önemli,; sağlığa açmak isteyen sağlığa kavuşur, sağlıklı olur ve hatta iyi bir şifacı olur, kendini ilme açmak isteyene ilim verilir ve hatta bir öğretmen olur, başarıya açmak isteyene, evren tüm nimetlerini yağdırır… Kısacası sizin gerçek varoluş amacınızı gerçekleştirmenizi engelleyen ne varsa, bu ilahi enerji bir bir onları ortadan kaldırır ve sizi varoluş amacınıza yakınlaştırır. Reiki’yi Tasavvuf ile sentezlediğinizi biliyorum. Tasavvuf ile Reiki’yi nasıl sentezliyorsunuz, Tasavvufu idrak etmede ne gibi bir faydası oluyor Reiki’nin? Tasavvuf bir deryadır, Reiki de ona açılan kapılardan biridir. Dediğim gibi Reiki sizi varoluş amacınızı gerçekleştirmeniz için çeşitli yollara sevk eder. Haliyle Reiki, Tasavvufa geçişi kolaylaştırır. Biliyorsunuz, eski zamanlarda sufiler öğrencileri yetiştirmeye başlamadan önce yıllarca onları arındırmak için çeşitli çilelere tabi tutarlardı. Onların auralarını temizlemek, çakralarını açmak, algılarını yükseltmek için yaparlardı bunları. Reiki inisiyesi bir nevi bu arınma sürecinin yerine geçiyor. Kişi inisiye aldıktan ve çakraları açıldıktan sonra farkındalıkları artmaya başlıyor, algısı yükseliyor, varoluşun sırlarını özümsemeye daha hazır hale geliyor. Fark ettiğimiz gibi Türkiye’de bir fikir birliği yok. Türkiye’ye geldiğinizde ne gibi zorluklar yaşadınız? Açıkçası Türkiye’ye ilk geldiğimde buradaki Reiki algısı beni şok etti. Reiki adına her kafadan bir ses çıkıyordu. Herkesin bir doğrusu vardı. Reiki çok ciddi bir öğretidir, saygı ve sabır ister. Kuralları, doğruları vardır. Ama benim burada gördüğüm maalesef ‘”ben yaptım oldu” mantığıydı. Buraya ilk geldiğimde bu algıyı değiştirmeye uğraştım hala da bu konuda çaba harcıyorum. Gerçekten bu bir sıkıntı aslında Türkiye’de. Çünkü bir sistem yok ve her kafadan bir ses çıkıyor. Hatta yanlış uyumlamalara kadar gidebiliyor ki sizin de en çok üzerinde durduğunuz konulardan biri. Yanlış uyumlanmış kişiler genelde ne gibi sıkıntılarla size geliyorlar? Genelde gördüğüm ya uyumlamalar birkaç dakikada yapılmış ya da toplu uyumlama verilmiş. Neredeyse hiç kimsede ayaklara dokunulmamış. Kök çakra hep tıkalı. Bu nedenle de çakralarının bazıları açık bazıları tamamen tıkanmış, tükenmeye yüz tutmuş şekilde gelenler var. Ya da bazen üst çakralar (taç çakra- zihin çakra) açık diğer çakralara müdahale edilmemiş ve enerji sadece maneviyatı destekleyen çakralarda yoğunlaşmış. Veya zamanı beklenmeden üst üste inisiyeler verilmiş. Bu yanlış inisiyeler sonucu kişilerde duygusal dengesizlik, zihinsel negatiflik ve bedensel problemler ortaya çıkıyor maalesef. Neyse ki bu konuda çok önemli bir adım attınız. Yeni DVDniz çıktı ve bu DVD uyumlamaların nasıl yapılacağı ve semboller detaylı anlatılıyor. Sanırım bu ülkemizde bir ilk. Bu kadar detaylı ve açıklayıcı bir DVD çıkarmanızın amacı bu hataların düzeltilmesini sağlamak mıydı? Evet. DVD’de Usui Reiki’nin inisiyesini de anlattım. Bu benim doğrum değil. Bu, adına Reiki dediğimiz saygın öğretinin doğrusudur. Bu yolun öğretmenleri doğruyu yapmaya yoğunlaşmalıdırlar. Ben de elimden geldiğince bunu anlatmaya çalıştım. Herkes öğrensin herkes uygulasın diye. _DVD’den bahsetmişken, çok güzel bir DVD olmuş. Emeğinize sağlık. Reiki’ye başlayanlar ve ilerleyen _seviyeler için hem görseli bol hem de içerik olarak dolu dolu bir DVD. ___Bütün seviyelere değinilmiş; çakralar, Reiki teknikleri, uyumlamanın nasıl yapılacağı ve auralara kadar bir çok konuya girilmiş.  ___ Evet bu tarz bir DVD yalnızca Türkiye’de değil dünyada da bir ilk.. Yabancı kaynaklarda da daha önce bu içerikte bir çalışma yapılmamış. Reiki 1. aşamadan Reiki öğretmenlik aşamasına kadar olan tüm temel bilgilere değinmeye çalıştık. Hem Reiki öğrencileri için görsel bir döküman hem de Reiki öğretmenleri için çok destekleyici bir kaynak oldu.  Hocam biraz grandmasterlık aşamalarından bahsedebilir misiniz? Bu da Türkiye için hala yeni bir kavram. Bana çok sorulan bir soru var; Usui Sensei grandmaster mıydı? Grandmasterlık aşaması 3b öğretmenlik aşamasını hakkıyla yaptıktan sonra verilen ustalık aşamalarıdır. Bu yolculuğu daha derinlerde tecrübe etmek isteyen ve buna baş koyanlara verilen bir aşamadır. Nasıl ki 100 Reiki öğrencisinden bir tanesi Reiki öğretmeni olursa, 100 öğretmenden de bir tanesi ışık aşamalarına devam eder. Bu nedenle de zaten bu aşamalara sahip olan insanlar nadirdir.Ve evet bu aşamalara sahip kişiler çok bilinmiyordu. Fakat şu düşünülmelidir ki son yıllarda internetin kullanımıyla birlikte Reikiile ilgili her türlü bilgiye ulaşılır oldu. Ondan öncesindeki genel bilgilerimiz batılı masterların yazdıkları kitaplardandı ve onların bahsetmemiş olması bu aşamaların olmadığı anlamına gelmez. Japonya içe kapalı bir kültürdür ve kendilerinde olan bilgileri de çok nadir dağıtırlar. Biliyorsunuz ki bu ilim Japonya’da keşfedildi ama henüz dünyaya yayılmamıştı, sadece orada uygulanıyordu. Dünyaya yayılması da Amerika’da yaşamış olan Bayan Takata’dan sonradır. Yani dünyanın Reiki ile tanışması yine bir batı mantığı taşıyan kişinin oradan bu bilgiyi tutup çıkarmasından sonra oldu. Grandmasterlık aşamaları da Japonya’da araştırmalar yapan oradaki ilk ve Dr. Usui’nin yakınlarında bulunmuş kişilerden öğrenilmiş bilgilerdir ve evet Usui Sensei 8. aşama Grandmaster Teacher’dır. Ayrıca, Bayan Takata da bu aşamadaydı ve bu aşamayı sadece Barbara Ray adlı öğrencisine verdi. Ve onu halefi olarak gösterdi. Fakat bu durum torunu olan Phyliss Frumoto tarafından olumlu karşılanmadı ve örtbas edildi. Biliyorsunuz Dünya’daki en büyük reiki topluluğu Pyhliss Frumotonun önderliğini yaptığı Reiki Allianztır ve bir çok reiki kitabı da kendileri referans alınarak hazırlanmıştır. Şimdiye kadar bu bilgiye ulaşılamaması için yeterli ve önemli bir gerekçedir diye düşünüyorum. Bu konu hakkında daha detaylı bilgiye http://reikiokulu.com/makaleler.php?content=usui-reiki-ekolu-ve-isik-asamalari-gercegi yazımdan ulaşabilirsiniz. Şimdi çok daha net geliyor kulağa. Zaten Bayan Takata, kendisinin grandmaster olduğunu dile getirmiştir ama nedense bu çok göz önüne alınmamış ve açıklanmamıştır. Tabi grandmasterlık seviyeleri bahsettiğiniz kadarıyla çok daha ciddi seviyeler. Ciddi disiplin ve olgunlaşma gerektiriyor. Ama maalesef birkaç günde bütün seviyeleri alıp grandmaster olanlar var. Bu kişilere karşı nasıl dikkatli olabiliriz? İnternetle birlikte edindiğimiz birçok nimetin yanında çeşitli sıkıntılar da edindik maalesef. Bilgi kirliliği, ilim ve emek korsanlığı da bunların başında geliyor. Grandmasterlık sembollerini eline geçiren bir kişi (bir çılgın da denebilir) bu sembolleri internet üzerinden satmaya başladı ve sonra bu sembolleri alan kişi de satmaya başladı, ardından onu alan da sattı ve derken uzayıp giden bir kendini kandırmaca başladı, hala daha devam ediyor. Eğer gerçekten inisiye olsalardı, bu insanlar kolayca kendilerine gelemezdi. Yani ağırdır bu aşamalar. Ben ilk 5&6. Aşamayı aldığımda 6 ay kendime gelemedim. Yine grandmasterlığa uyumladığım öğrencilerimden arınmaları 1 yıl süren var. Bu kişilere karşı dikkatli olmak için sertifikalarını sorun, soy ağaçlarını sorun, kendilerini iyice tanıyın,  eğitim içeriklerini sorgulayın. Bilinçaltı kodlama terapisi nedir, olumlu sonuçlar alıyor musunuz? Bilinçaltı kodlama terapisi geçmişte yaşanılan üzüntüler, acılar, travmalar, suçluluk duyguları, öfke, affedememe ya da gelecek endişe ve kaygısına yönelik yapılan bir zihin arındırma terapisidir. Yaptıran açısından çok pratik ve kolay bir terapidir öyle ki bunu 8 yaşındaki bir çocuğa da 80 yaşındaki bir insana da yapabiliyoruz. Yeter ki geçmişi hatırlamaya yönelik bir problemi olmasın. Terapinin sonuçları çok mutluluk verici. Seans sırasında ağlayan insanların seans sonunda şaşkınlıkla gülümseyip inanamıyorum “artık rahatsız etmiyor” demeleri benim bu işi sürdürmemde ki en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri oldu. Peki Kodlama terapisini kimlere önerirsiniz? Başta depresyon, panik atak, anksiyete gibi psikolojik problem yaşayan kişilere ve bunun dışında aşırı stres altındaki ya da boşanma, ölüm, ağır hastalık gibi yoğun zihinsel yıpranma yaşamış kişilere veya sadece zihinsel olarak yenilenmek isteyen herkese önerebilirim. Size nasıl ulaşabilirler? Ofisimiz İstanbul Göktürk’te bulunuyor. Ayrıca www.reikiokulu.com web sitemizde de iletişim bilgilerim mevcut. _Hocam başka eklemek istedikleriniz veya söylemek istedikleriniz var mı Reiki ile alakalı olarak?_ Reiki çok yalın ve sade bir öğretidir, kullandıkça her an yeni mucizelere tanık oluruz ve kuralları çok basittir. Bizden çok şey istemez; sadece doğru uyumlama! Lütfen uyumlama yapan kardeşlerim de, uyumlama almak isteyen kardeşlerim de bu hususa dikkat etsinler. Doğru inisiye alsınlar ve sabırla bu güzel öğretiyi uygulasınlar. Sonra tüm güzellikler kendilerine akmaya başlayacaktır. Röportaj için teşekkür ediyoruz… Bende teşekkür ederim. İsmail Bülbül Kimdir? 14 yıllık Usui Reiki eğitimini bu ekole ait olan tüm aşamaları alarak tamamlamıştır. 17. (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk’u da alarak USUI REIKI ekolünde dünyada 8 kişiden birisi olmuştur. 1996 yılında Usui Reiki 1 Marga Bayer’den 2000 yılında Usui Reiki 2′yi yine Marga Bayer’den 2004 yılında Usui Reiki 3a’yı Doris Kujer’den 2004′in sonunda yine Reiki 3b Doris Kujer’den alarak geleneksel aşama Usui Reiki Master/Teacher olmuştur. Usui Reiki geleneksel aşamalarını tamamladıktan sonra, IŞIK Aşamalarını da almak için gereklişartlar olan 1000 öğrenci inisiye etme ve Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavını başarma sürecini de aşmış ve Usui Reiki Işık Aşamalarını 5, 6, 7 ve 8. seviyeye kadar almaya hak kazanmıştır. 2007 yılının başlarında Ilka Speermanns’tan Usui Reiki 5 (Grose Harmonie) Büyük Huzur ve Usui Reiki 6 (Grose Teilen) Büyük Paylaşım’ı alarak Usui Reiki Grandmaster (Büyük Üstat) olmuştur. 2007 yılının ortalarında yine Ilka Speermanns ‘tan Usui Reiki 7 (Große Freiheit) Büyük Özgürlük ve 8. (Große Friede) Büyük Barış aşamalarını alarak Grandmaster/Teacher olmuştur. 2008′de Usui Reiki’ye ait olmayan Bilgelik ve Aydınlanma (Zoner, Kom, Dai Kiro Sey) (Weisheitssymbolen) inisiyelerini almıştır. 2008 yılında yine 9′dan 17′ye kadar olan Işık aşamalarını almak için gerekli olan Usui Reiki Licht Grade Klausur sınavının son aşamasını da başarıyla geçmiştir. Ve üstadı olan Ilka Speermanns’dan 9- aşama (Wahre Glück) Gercek Mutluluk 10- aşama (Große Hoffnung) Büyük Umut 11- aşama (Große Kraft) Büyük Güç 12- aşama (Große Liebe) Büyük Sevgi 13- aşama (Große Lehrer) Büyük Ögreti Üstad aşamalarını almıştır. 14- aşama (Erkenne Dein Selbst) Kendini Tanıma. 15- aşama (Lebensweg und Bestimmung) Yaşam Yolu. 16- aşama (Das Kollektiv) Birlik Beraberlik.. 17- (SON IŞIK) aşama (Dimensionale Reise) Zaman ve Mekan Üstü Yolculuk. Uzmanlık Alanları: , Usui Reiki Eğitmeni, Kapsamlı Bilinçaltı Terapi, Kapsamlı Karma Terapi, Özgüven Terapisti… İletişim: http://reikiokulu.com/ info@reikiokulu.com https://www.facebook.com/ReikiOkulumuz
'Paralel Yapı 40 Yıl Boyunca Devlete Sızmaya Çalıştı'
Başbakan Erdoğan, parti grubunda yaptığı konuşmada 'Bunu buradan ilan ediyorum. Baykal'ın kasetinin arkasında paralel yapı vardı' dedi. Almanya ve Soçi temaslarının ardından yurda dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, parti grubunda açıklamalarda bulundu. 17 Aralık yolsuzluk operasyonu hakkında açıklamalarda bulunan Erdoğan '17 Aralık saldırısı sadece AK Parti'ye değil, millete yönelik, ülkemize yönelik yeni Türkiye'ye tüm kazanımlarımıza yönelik bir saldırıdır. Altını çiziyorum, sadece ve sadce bir yıkım projesidir. Sadece yıkmanın peşindeler. Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. Kutsal emanet olarak taşıdığımız milli iradeyi, ipi uluslararası çevrelerin elindeki paralel yapıya asla peşkeş çekmeyeceğiz. Hodri meydan... Ellerinden geleni yapsınlar... Elllerinde hangi kirli araç varsa buyursunlar kullansınlar. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun' dedi. 'BUNU BURADAN İLAN EDİYORUM' CHP eski genel Başkanı Deniz Baykal hakkında çıkan kaset olayına da göndermede bulunan Başbakan 'CHP'nin gizli kayıtlarla nasıl şekillendiğini ve Baykal'ın nasıl gönderildiğini tüm millet gördü. Bunun arkasında da paralel yapı vardı. Bunu buradan ilan ediyorum. Şimdi onlar düşünsünler. Gidip o dostlarıyla irtibat kursunlar. Onlar sorsunlar, onlar arasınlar bulsunlar' şeklinde konuştu. Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları; Öncelikle Van'da şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Önceki gün Medine'de Umre ziyaretçilerinin bulunduğu otelde çıkan yangında 17 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi de yaralandı. Orada hayatını kaybeden kardeşlerimize de Allah'tan rahmet diliyorum. 'DUALARIMIZ KARDEŞLERİMİZLE' Bu arada Bosna Hersek'te devam eden olayları kaygıyla izlediğimizi, dualarımızın kardeşlerimizle bir arada olduğunu ifade ediyorum. Önceki hafta gerçekleştirdiğimiz grup toplantımızdan bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında çok sayıda temasımız oldu. toplantımızın ardından, komşumuz İran'a gittik. Cumhurbaşkanı, yardımcısı, dışişleri bakanıyla görüşmelerimiz oldu. İran ziyaretimizde tercihli ticaret anlaşmasını, ortak bildiriyi ve kurumlarımız arasında işbirliğini ön gören çeşitli protokolleri imzaladık. 'YENİ BİR SÜRECE DOĞRU GİDİYORUZ' Bildiğiniz gibi Kıbrıs'ın genelinde yeni bir sürece doğru gidiyoruz. Temennim odur ki inşallah gelinen noktadan geri adım atılmaz, böylece Kıbrıs sorununu da çözmüş oluruz diye inanıyorum. 'SİNCAN-METRO HATTI AÇILIYOR' İstanbul'da Okmeydanı'ndaki tapu sorununun çözümüne yönelik ilk adımı attık. 200 kadar tapuyu hak sahiplerine dağıttık. Cumartesi günü İstanbul Kartal'da inşa edilen 20 kavşak ve yolun açılışını gerçekleştirdik. Pazar günü ise Eyüp Alibeyköy'de Mecidiyeköy-Mahmutbey metro hattının temelini attık. 201 erguvan otobüsü, yani renginden dolayı erguvan. Engelli vatandaşlarımız için her türlü donanıma sahip, çok çok modern olan otobüsü hizmete aldık. Yarın yine önemli bir açılış gerçekleştiriyoruz. Ankara büyükşehir belediyemizin başlattığı, ulaştırma bakanlığımızın tamamladığı Batıkent-Sincan metro hattı artık açılma aşamasına geldi. Yarın Sincan'da İspanya Başbakanı'nın da katılımıyla inşallah bu hattı artık hizmete alıyoruz. SEÇİM ÇALIŞMALARI 30 Mart yerel seçimlerine 47 gün kaldı. AK Parti olarak seçim çalışmalarını bir noktaya getirdik. Adaylarımızın seçim süreci hassasiyetle tamamlandı. 'SİZLER ÖYLE BİR ÇALIŞMA YAPACAKSINIZ Kİ...' Gelecek hafta miting programına başlıyoruz. 81 ilimizde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 30 Mart'ın çok önemli olduğunu söylüyorum. Bu seçimde AK Parti'nin oyunu nasıl aşağı çekebiliriz. Dertleri bu! Sizler öyle bir çalışma yapacaksınız ki; Allah'ın izniyle bu seçimde de güçlenerek çıktığını ispat edeceksiniz. Çünkü halkımızın takdiridir. Yaşnanlara bakıldığında öngörülerimizin ne kadar haklı olduğunu gördük. 'BU ANCAK BİZİM ANALARIMIZDA OLUR' Cefayı çeken her zaman millet oldu, sefayı ise bir seçkinler zümresi çekti. Çektiği çileler yüzüne işlemiş bir milletiz. Bu millet asırlarca adeta inim inim inledi. Bir anne düşünün, yavrusunu dokuz ay karnında taşımış, onu beslemiş büyütmüş, yavrusunu canından bir parça olarak görmüş delikanlı olunca eline saçına kınalar yakmış dualarla askere uğurlamış, yavrusu şehit olduğunda düşmanı sevindirmeyeceğim diyerek ağlamamış başını eğmemiş, vatan sağolsun diyerek Anadolu kadınının ne mübarek olduğunu dünyaya göstermiş. Bu başka analarda olmaz. Bu ancak bizim analarımızda olur. 'BU ÜLKE BUNLARI GÖRDÜ' Bir devlet dairesine gidince ama yüzüne bakılmamış. Başörtülüsün sen buraya giremezsin demişler. Sen okuyamazsın demişler, sen köylüsün demişler, taşralısın demişler, fakirsin demişler. Daha da ileri gitmişler, sen makarnacısın, sen aptalsın, göbeğini kaşıyansın, bidon kafalısın demişler. Bu ülke bunları gördü, yakın zamanlarda yaşadı. Onun kendi iradesini ortaya koyarak verdiği oyu bu zihniyetle değerlendirmişler. 'KAZANAN DARAĞACI VE CELLATLAR OLDU' Her şeyi milletten aldılar ama milletin hissiyatını önemesemediler. Demokrasiye geçilmiş olması millete seçme hakkı verilmesi bile milletin kararının duyulmasına yetmedi. Merhum Menderes gibi milletten bahseden siyasetçiler geldi sonuçta kazanan darağacı ve cellatlar oldu. Kazanan yine CHP, sermaye ve seçkinler oldu. Bu ülkede medyanın dediği oldu, sermayenin dediği oldu, çetelerin mafyanın dediği oldu. Cumhuriyet tarihinde, hatta yüzlerce asırlık tarihimizde millet iradesi ilk kez bu ölçüde karar süreçlerinde AK Parti döneminde yansımıştır. 'ELBETTE BUNU SİNDİREMİYORLAR' Tarihte ilk kez, mill irade bu kadar güçlenmiş millet bu kadar karar süreçlerine hakim duruma yükselmiştir. Millet tarihinde ilk kez devletle kucaklamış ilk kez bu ölçüde iradenin sözün mührün kendisinde olduğunu hissetmiştir. Bu durum birileri için elbette yenilir yutulur bir durum değildir. Asırlardır ötelenen, itilen insan yerine konulmayan hali hatırı sorulmayan, fikrine kararına hissiyatına başvurulmayan millet ilk kez AK Parti döneminde iktidara gelmiştir. Bu durumu da birileri içine sindirememiştir. 11 yıl öncesine kadar hükümetleri sermaye kuruyor ve yıkıyordu. Medya bu ülkede hükümetlerin bile üzerinde fonksiyon icra ediyordu. Millet kaybediyor bir avuç mutlu zümre ise kazandıkça kazanıyordu. İşte biz bu çarkı bozduk. Bu kara düzeni, adaletsiz tezgahı biz altüst ettik. Elbette bunu sindiremiyorlar. Bunu kabullenemiyor hazmedemiyorlar. 'SENİN EVLADIN CUDİ'DE MÜCADELE EDERKEN...' Aziz milletim senin evladın eksi 40 derecede Cudi dağında terörle mücadele ederken, sen zannediyormusun ki bunların umrundadır. Senin derdinle bunlar hiç dertlenmedi. Senin gözyaşını görmediler. Çok açık söylüyorum bunlar senin dirini değil ölünü sevdiler. Bunları sadece AKPartililere söylemiyorum, CHP; MHP, BDP'ye, Alevi ve Sünni kardeşlerime, Çerkezlere, Romana, Boşnaka ne kadar etnik unsur varsa sağcı solcu hepsine söylüyorum. Bu ülkede artık iktidarı siz belirliyorsunuz. Bu ülkede kararları artık siz veriyorsunuz bundan rahatsızlar. Siz sandıkta ne derseniz o oluyor. Artık bu ülkeyi idare fırkası değil, sizler yani millet idare ediyor bundan rahatsız oluyorlar. Her meselenin çözüm yeri burasıdır. TBMM'dir. Fakat birileri çıkıyor siz çoğunluksunuz, ama azınlığa zulmediyorsunuz. Azınlığın güvencesi biz olduk. Bugüne kadar azınlığa bu ülkede hiçbir zaman hakları verilmedi. Biz onların haklarını da güvence altına aldık. Az oy alan siyasi partileri söylüyorsan onların bu dönemde yaptıklarını hiçbir dönemde muhalefette olan iktidarlar yapamadılar. Ama bu dönemde yaptılar. 'BAŞBAKAN'I ŞİKAYET EDECEK KADAR ALÇALDILAR' Bu ülkenin başbakanını kalkıp batıya gidip şikayet edecek kadar bunlar alçaldılar. Burada parlamentoda yaptıklarınız yetmiyor mu da batıya gidip anlatıyorsunuz. Batıda hangi muhalefet gelip Türkiye'de kendi iktidarlarını şikayet etti. Onlar dayanışma yaparlar. Ama bizim ülkemizde böyle bir dayanışmayı hiçbir zaman göremezsiniz. Tam aksine her olumlu adımın karşısında olmuşlardır. Bu ülke artık kapalı kapılar ardındaki toplantılarla yönetilemez. Bu ülke artık Faiz lobisi, vaiz lobisi, medya lobisi, sermaye lobisi tarafından idare edilemez. Kimin ne meselesi varsa bunu Türkiye'de görmelidir. Türkiye dışardan yönetilecek bir ülke değildir. Bunlar tarih oldu artık. Buyursun siyasettte o meseleyi çözmenin mücadelesini Türkiye'de versinler. 'SADECE YIKMANIN PEŞİNDELER' 30 Mart öncesinde siyaset dışı yöntemlerin kullanıldığı bir saldırının mücadelesini veriyoruz. Yargı kullanılıyor, bir kısım emniyet güçleri kullanılıyor. Fakat bu saldırıda ses kayıtları, ortam dinlemeleri, görüntüler kullanılıyor. Kara propaganda kullanılıyor. Devlete paralel yapı kullanılıyor. Bizim karşımıza mertçe siyaset meydanında çıkmıyorlar. Çünkü milletle aynı dili kullanmıyorlar. Milletle aynı yolda yürümüyorlar. Aynı istikamete bakmıyorlar. Millet bunların arkasında değil karşısında. Bunu bildikleri için siyasete ve sandığa yanaşmıyorlar. 17 Aralık mücadelemizi yeni bir istiklal mücadelesi olarak ilan ettik. 17 Aralık saldırısı sadece AK Parti'ye değil, millete yönelik, ülkemize yönelik yeni Türkiye'ye tüm kazanımlarımıza yönelik bir saldırıdır. Altını çiziyorum, sadece ve sadce bir yıkım projesidir. Sadece yıkmanın peşindeler. Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. 'BUNU BURADAN İLAN EDİYORUM' Yapmak gibi bir dertleri ve hedefleri yok. AK Parti hükümet gitsin, kaos, belirsizlik, istikrarsızlık, yoksulluk, yolsuzluğu öneriyorlar. İdare fırkasının kazandığı bir Türkiye'nin özlemiyle ahlaksızca üzerimize geliyorlar. CHP'nin iradesine bu süreçte çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur. MHP'nin iradesine çok açık bir şekilde ipotek konulmuştur. Gizli görüntü ve ses kayıtları CHP ve MHP'yi esir almıştır. CHP'nin gizli kayıtlarla nasıl şekillendiğini ve Baykal'ın nasıl gönderildiğini tüm millet gördü. Bunun arkasında da paralel yapı vardı. Bunu buradan ilan ediyorum. Şimdi onlar düşünsünler. Gidip o dostlarıyla irtibat kursunlar. Onlar sorsunlar, onlar arasınlar bulsunlar. 'ELLERİNDEN GELENİ YAPSINLAR' İşte o şekillenme devam ediyor. O şekillenme CHP'nin aday belirleme sürecinde kendini hissettiriyor. Yolsuzluktan ihraç ettiklerini aday yapıyorlar. Kendi içlerinden aday yokmuş gibi dünya görüşünü asla paylaşmadıkları kişileri aday gösteriyorlar. Takdirleridir, saygı gösteririz. Hayırlı olsun deriz. Paralel yapıyla birlikte bir uçuruma doğru gidiyorlar. Bu mesele sadece AK Parti değil Türkiye meselesidir. CHP ve MHP gizli yapının oyuncağı olabilir. Ama biz olmadık olmayacağız. Biz irademizi asla sinsi yapılara teslim etmedik etmeyeceğiz. Kutsal emanet olarak taşıdığımız milli iradeyi, ipi uluslararası çevrelerin elindeki paralel yapıya asla peşkeş çekmeyeceğiz. Hodri meydan... Ellerinden geleni yapsınlar... Elllerinde hangi kirli araç varsa buyursunlar kullansınlar. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. Abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. 'SIKIYSA YAPMA' Bütün partiler dinlenmiştir. Sadece benim değil, cumhurbaşkanının değil, bakan, vekil, sanatçı bürokratların görüşmeleri dinlenmiş: Şantaj amacıyla kullanılmış. Sen iş adamısın şunu şunu yap yapmazsan arkadan bu geliyor. Sıkıysa yapma. Şimdi CHP MHP çıkıyor sen hükümetsin gereğini yap diyor. O zaman HSYK ile ilgili anayasa değişikliğine neden yanaşmadınız. Biz bu düzenlemeyi bunun için yapıyoruz. Paralel yapıyla ilgili ağzınızı neden bıçak açmıyor. İnternet düzenlemesine neden destek vermiyorsunuz? İnternet yasası işte bu. Paralel yapıyı bu dinlemeleri izlemeleri çökertmeye yöneliktir. Niçin bunun yanında yer almıyorsunuz. Ama siz neden uzakta duruyorsunuz, engel çıkarıyorsunuz. Önce bunu bir açıklayın. Sizi kimin tehdit ettiğini açıklayın. İnternet düzenlemesiyle en başta siyasetin üzerindeki ahlaksız tehditi ortadan kaldırıyoruz. Dün kasetler yoluyla CHP dizayn edildi, MHP aynı şekilde tehdit edildi. 'SİYASİ HAYATLARINI BİTİRDİLER' Bunlar sosyal medyaya düştüğünde yayınını durduran biz olduk. Benim CHP'li kardeşlerim bunun farkında değil mi ya! Bütün Türkiye bunu izleyebilirdi... Aynı şekilde CHP'nin genel başkan yardımcısı yine bu şekilde düşmedi mi? Kim engelledi biz engelledik. MHP'nin genel başkan yardımcıları sosyal medyaya düşmedi mi? Siyasi hayatlarını bitirdiler. Kim bitirdi? Paralel yapı. Kim durdurdu? Biz durdurduk ya. AK Parti kasetlerle yıpratılmak isteniyor. Biz buna boyun eğmeyeceğiz. Buna boyun eğersek Türkiye'nin geleceği kararır. Biz mahremiyetin gizliliğini koruma altına alıyoruz. Engellemek 5 gün alıyordu. 5 gün buna karışmazsanız Türkiye'de duymayan kalır mı? Şimdi yapılan ne? Biz diyoruz ki hemen buna TİB müdahale eder. Mahkeme karar verene kadar kişilik hakları zedeleniyor, itibar suikasti yapılıyor. Burada TİB şikayetleri anında değerlendirecek, erişimi engelleyecek ve mahkeme kararını bekleyecek. 'BİZE KİMSE BU KONUDA DERS VEREMEZ' Hiçkimse fişlenmeyecek, internetteki verileri depolanmayacak. Kimsenin özgürlüğü ihlal edilmeyecek. Biz göreve geldiğimizde geniş bant internet abonesi sayısı 20 bin idi. Şu anda ne? 34 milyonu aştı. 20 bin erede 34 milyon nerede? İnternete karşı olan bir iktidar böyle bir zemini hazırlar mı? Ama bunu ne batılı biliyor ne ülkemizdeki bu konularla ilgilenen çevreler biliyor. Bizim dönemimizde internet ağı genişledi. Biz bütün okullara internet erişimi sağladık. Aynı şeyi Yükseköğrenim yurtlarına ücretsiz erişim sağladık. Bize kimse bu konuda ders veremez, bu işi yapan biziz. Bu yatırımları yapan biziz. Çocuklarımıza 63 bin tablet dağıttık. Önümüzdeki haftalarda 600 bin tablet bilgisayar dağıtılacak. Bu hafta 600 binlik paketin 100 binini dağıtıyoruz. Önümüzdeki bir ay içinde de 675 bin tablet bilgisayar dağıtılacak. internetin karşısında olsak bunları yaparmıydık? Şu anda sadece Türkiye'de değil, AB ülkeleri ve ABD olmak üzere, dünyanın hemen her ülkesinde, siber zorbalık adı verilen ciddi bir sorun var. 'EVDE KÜÇÜK ÇOCUĞU OLAN BU DÜZENLEMEYE KARŞI ÇIKMAZ' İnternette görüntüleri çekilip yayınlanan ve intihar edenler, cinayet işleyenler var. Başta AB ve ABD olmak üzere bir çok ülkede internetle ilgili düzenlemeler var. Yakın zamanlarda ABD'de twitter üzerinde, ABD'yi yerlebir edeceğiz şaka yollu mesaj atan iki İrlandalı geceyi cezaevinde geçirdiler ve sınırdışı edildiler. İnternet üzerinden dolandırılanlar, tacize uğrayan çocuklar var. Her türlü ahlaksızlığın edepsizliğin dolandırıcılığın fırsat kolladığı bir internet dünyası var. Bu saldırılara karşı her ülkede tedbirler var. Türkiye'de siber zorbalığın bir türü de kaset siyasetidir. Biz yeni düzenlemeyle buna karşı mücadele veriyoruz. Çocuklarımızı korumanın yanında özel hayatı, mahremiyeti korumanın yanında siyaseti ve milli iradeyi korumaya çalışıyoruz. Aklı olan, vicdanı olan evde küçük çocuğu olan hiçbir insan bu düzenlemeye karşı çıkmaz, çıkamaz. 'GÖZÜMÜZÜ KIRPMADAN DEVAM EDECEĞİZ' Hele hele CHP gibi, MHP gibi siber zorbalığın acısını çekmiş partiler, böyle bir düzenlemenin karşısında duramaz, eğer duruyorlarsa orada bir başka sebep vardır. CHP'nin MHP'nin üzerindeki o tehdidi de biz kaldıracağız. Biz AKP'ye değil Türkiye'ye güç kazandıracağız. Bugün iktidarız, yarın olmayabiliriz. Bize bu makamları ehline teslim edin denildiğinde emaneti farklı birine vermenin sandıkta neticesi çıkıyorsa sahibine teslim ederiz. Ama bu emanet bizde olduğu müddetçe milli iradeyi sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Neslimiz için değil, Türkiye'nin geleceği için, istikbali ve istiklali için gözümüzü kırpmadan mücadele edeceğiz. 'BAKIYORSUNUZ HEPSİ AYNI GÜN HASTALANIYOR' Aziz milletimin bu paralel yapının ne olduğunu çok iyi kavramalarını diliyorum. Bu paralel yapı içinde yer almış saf ve temiz duygularla bu yapıda hizmet etmiş kardeşlerimin bu yapının karanlık tarafını anlamalarını gönülden temenni ediyorum. Kırk yıllık bir süreç sözkonusu, sadece bizim zamanımızda değil 40 yıl boyunca örgütlenmiş, devlete sızmaya çalışmış başka faaliyetlerin içine girmiş bir yapı sözkonusu. Amaçları için her yolu meşru kılan bir anlayışla sızmış. Bu yapı açık değil, şeffaf değil, sınırları belli olmayan, gayeleri, finansmanları açık olmayan bir yapı var karşımızda. Tabanında hasbi samimi saf ve temiz duygularla mücadele veren kardeşlerimiz de var. Ama tavanında lider kadrosunda çok farklı hedef ve gayelerin peşinde bir kadro var. Emniyet içinde gizlice örgütlenerek, amirlerinin talimatıyla değil liderlerinin talimatıyla hareket etmesini sağlıyor. Anayasa ve yasalar çiğneniyor. Emniyet içinde örgüt çıkarları öne çıkıyor. Aynı günde bakıyorsunuz hepsi hastalanıyorlar HSYK'de genel kurul toplanamıyor. Çarşama günü toplanamadı. Başkan olarak Bakan bey davet etti yine toplanamadılar. Aynı anda hasta olmuşlar. Kimisei resmi iznini kullanıyor kimisi de rapor alıyor. Bunlar devleti çalıştırmamanını adımlarıdır. Çok açık net söylüyorum. Bu nasıl anlayıştır ya. Hani dürüstsünüz siz? Tezgahı bu şekilde çalıştırıyorlar. HSYK'ya siz bunun için mi seçildiniz. Şimdi soruyorum HSYK'nın parlamentoda yasalaşma noktasında çıkmasını engelleyenlere sesleniyorum siz bunu engellediniz. Demek siz paralel yapıyla müşterek hareket ediyorsunuz ey CHP ey MHP! 'BUNLAR ALLAH'A VERECEK HESABI DA DÜŞÜNMÜYOR' İş olacağına varacak evelallah. Sonuna kadar. Onlar öyle mücadele ediyorsa, biz de adil olan netice hukuk içinde neyse çözmeye çalışacağız. Legal operasyonlar da bu yapının talimatlarıyla yapılıyor. Yargı içinde örgütlenmişler. Savcı, hakim ve bürokratların Türk milleti adına değil örgüt adına çalıştıklarını, talimatla hareket ettiklerini, davalara etki ettiklerini görüyoruz. Hukuk diye bir şey yok burada bunu böyle bilesiniz. Masum insanların örgüt çıkarlarına tehdit oluşturdukları için tehdit edildiklerini görüyoruz. Aynı yapı devletin hemen her kurumunda etkin hale gelmeye çalışmış. Yürütme olarak biz müdahale edince rahatsız olanlar var. Birileri önümüzü tıkıyorsa, önümüzü kesiyorsa bunu çözmek zorundayız. Bunlar millete hesap vermez, sadece liderlerine hesap verir. Bunlar Allah'a verecek hesabı da düşünmüyorlar. Çünkü bu millete verilecek hesap farklı bir şey. Biz halka ve Hakka verilecek hesabın peşindeyiz. Bunların kadrolaştığını ve hukuksuz işlem yaptığını görüyoruz. Devlet imkanlarıyla fişleme yapmışlar, illegal izlemeler yapmışlar. Elde ettikleri verilerle işadamı, gazeteci, siyasetçi bürokrat her kesime şantaj yapmışlar. 'TWIT HASTALIĞIM HİÇ YOK' Birtanesi azeriymiş, bir gazetede yazarmış. Bizim iktidarımız bunu yurt dışı etmiş. Bunlarda yalan meşrudur ha. Takiyye de meşrudur. Herşey bunlar için meşru. Bir defa Basın Enformasyon kurumu sizin basın kartınızı uzatır veya uzatmaz irade onlara aittir. Bunun için buradan izin alınır, benimle ilgili twit atmış benim bundan haberim bile yok. Twit hastalığım hiç yok. Benimi bu kadar boş zamanım da yok. Twit kullananlara hakaret etmiyorum ama benim bu kadar boş zamanım yok. Ben gece gündüz demeden sadece işime bakıyorum. 'YAPILANLAR DİNE İMANA SIĞAR MI?' Alım sınavlarında usulsüzlük yapılmış, fakir fukaranın parasını toplamış meçhule harcamışlar, usulsuzlük, iltimas, yolsuzluk yapmışlar. Ahlaksızlık ve hukuksuzluğu, temiz insanlar nezdinde dini görünüm altında mübah hale getirmeye çalışmışlar. Bir müslüman müslüman kardeşinin zaafını araştırır, kaydeder ve şantaj olarak kullanabilir mi? Bir Müslüman diğer bir insanın mahremine girebilri bunları kaydedip yayabilir mi? Bu yapı içindeki saf temiz kardeşelrime sesleniyorum. Yapılanların dine imana, vicdana insafa sığar yanı var mı? Lütfen başınızı iki elinizin arasına alın Rabbimizin hükmüne yönelin, 'Siz hiç düşünmez misiniz, akletmez misiniz?' Çünkü bu hükümlerde akıl sahipleri için hikmetler vardır. 'CESARETLE ÜZERİNE GİDECEĞİZ' Bizim inancımız hikmet ve bilgi dinidir. Örgütün lideri Amerikadan birilerinin izlendiğini, ses kayıtlarından dinlediniz, bunu engellediğini, gece yarısında, buna benzer başka vakaların kendisinde olduğunu itiraf ediyor. Bunun dışında hiç kimse çıkıp bunun hesabını sormadı. Bazı gazeteciler bunu hiç görmedi duymadı. Bunlar suç teşkil etmiyor mu? Her meselede konulan malum işveren örgütü var ya bu konuda konuşmadı. Çünkü onların da cdleri kasetleri var ellerinde. Bir tane savcıda çıkıp soruşturma başlatmadı. Herkes susuyor. Ama biz açıkça konuşuyoruz. Artık yeter, yetti. Madem ki onlar yazıyor çiziyor, konuşuyor, dinliyor, cd'lerle ülkemizi idare etmeye çalışıyor, artık biz de hem konuşacağız hem adımlarımızı atacağız. Biz cesaretle bunların üzerine gideceğiz. 'AMELİYATIMIZI BİLE GÜNDEM KONUSU YAPTILAR' Neler var neler... Ameliyatımızı bile gündem konusu yaptılar. Beddularınız bile tutmadı diyor. Böyle şeyler olabilir mi ya? Ne çirkin yakıştırmalar... Demek ki diyor iyi müslüman değilsiniz. Şu hale bak. Takdirler çok enteresan. Bu mesele bizimle başlamış bir mesele değil. Kökü 12 Eylül 1980 darbesinde. Hazırlıkları öncesi ama darbeyle devam ediyor. Bu meselenin kökü 28 Şubat'ta... Biz 7 Şubat hadisesi olduğunda meselenin ciddiyetini kavradık ve üzerine gidiyoruz. 17 Aralık ile birlikte bu meselenin üzerine tek başına biz gidiyoruz. Tek başımıza bırakıldık ama Rabbimiz bizim yardımcımızdır diyoruz ve aynı şekilde devam ediyoruz. 'MERAKLIYSANIZ PARTİNİZİ KURUN DA GELİN' Millet bizimle beraberdir. Şu anda yargıda bununla ilgili hazırlıklar yapılıyor. Hiçbir hukuksuzluğa izin verilmeyecek. Son nefesimize kadar bunun mücadelesini vereceğiz. Başlarını iki elleri arasına alıp tekrar tekrar düşünsünler. Nasıl sinsice bir yapı ve kumpasın içinde oldukların görsünler. Hiçbir şey görmüyorlarsa bunların milli kurumlara, teşkilatlarına çözüm sürecine nasıl saldırdıklarını görsünler. Bu yapının Türkiye'nin küresel projelerine nasıl saldırdığını görsünler. Türkiye'nin değil belli bazı ülkelerin, güneydeki o sevdikleri ülkelerin çıkarlarına nasıl hizmet ettiğni görsünler. Bu kardeşlerim oyunu göreceklerine, ihaneti göreceklerine ve yapıyla aralarına mesafe koyacaklarını, bu çirkin ahlaksız saldırganlarla yollarını ayıracaklarına yürekten inanıyorum. Bazı hanım kardeşlerim evleri dolaşıyormuş. Tüm ak partili kardeşlerimize sesleniyorum. Sizin de kapınız çalınırsa şunu söyleyin, Biz halimizden iktidarımızdan memnunuz, şimdi inandığımız gibi yaşıyoruz, düşündüklerimizi aynen konuşuyoruz, 10 yıl içinde ülkemiz değişti. Eğer bu işe çok meraklıysanız partinizi kurun da öyle gelin, bunlara bunları söyleyin. Biz tek başımıza da kalsak milli iradeyi şeref ve namusumuz gibi savunacağız. Bu ahlaksız saldırılar karşısında boyun eğmedik eğmeyeceğiz. 'ONLAR POSTA KUTUSUNA BROŞÜR BIRAKIYORSA...' Bu kutlu yolda Aziz milletimizin bizimle olduğunu biliyorum. Aramızdan milli irade hırsızları çıksa da, milletten aldığı emaneti örgüt liderlerine peşkeş çekenler olsa da biz bir olarak millet iradesini savunmaya devam edeceğiz. Türkiye'de hükümetleri sermaye, medya, kasetler değil sandık belirleyecek. Hükümetleri karanlık örgütler belirlemeyecek millet belirleyecek. Bu bir istiklal mücadelesidir. Ak Partili olsun ya da olmasın bu 77 milyonun irade mücadelesidir. 30 Mart bu iradenin sarsılmaz güç kazanacağı gün olacaktır. Türkiye düşmanlarının ve onların maşalarının kaybedeceği ve aziz milletin kazanacağı tarih olacaktır. Yeni Türkiye için bir milat olacak. Onun için asla ihmalkar olmayacağız. Yıkım ekibi bir çalışıyorsa biz 10 çalışacağız 10! Yüz çalışacağız. Onlar bir kapıya ulaşıyor, bir posta kutusuna broşür bırakıyorsa biz yüzlerce binlerce kapıya ulaşacağız. 'YENİ TÜRKİYE'Yİ ŞAHA KALDIRACAĞIZ' Tekrar ediyorum ne yaparlarsa yapsınlar, Allah bizimledir, millet bizimledir, unutmayın milletin hayır duası bizimledir. Siz ak bir kadrosunuz, aranıza karalar karışsa da bugüne kadar onları hep birlikte eledik. Bundan sonra da karalar çıkarsa onları da eleriz. Hiç önemli değil. Aklığınıza asla leke sürmeyin. Sürdürmeyelim. Yetimin hakkını 11 yıldır nasıl muhafaza ettiysek bundan sonra da muhafaza edeceğiz. Bizim sevdamız Türkiye sevdasıdır. Bu sevdanın neferleri olarak bu kutlu yolda hiç sarsılmadan yürüyeceğiz. Yeni Türkiye'yi şaha kaldıracağız. 'YAHU SİZ ZATEN BUSUNUZ!' Bu hafta İstanbul'da enteresan bir şey oldu. CHP'nin ileri gelenlerinden biri, eski İstanbul'u size iade edeceğiz demiş. Gerçekten işte bu CHP bu... Eski İstanbul neydi? Çöp dağlarıyla var olan istanbul, Susuz İstanbul, hava kirliliğiyle malum gazetelerin maske dağıttığı İstanbul, İski yolsuzluğuyla maruf İstanbulu tekrar getireceklermiş. Yahu siz zaten busunuz! Bunlar taş üstüne taş koyamazlar. Evelallah biz emin adımlarla, ülkemizi güncelleyerek, değişim dönüşümle çok güçlü bir şekilde, dünyanın hayranlıkla izlediği ,sessiz devrim dediği bütün reform paketlerimizle, ekonomimizle, ocak ayında yine ihracatta patlama var, tüm zamanların aylık rekoru kırıldı, aynı şekilde dün sanayide bir rekor daha. Bütün saldırılara rağmen bekledikleri gibi olmuyor olmayacak. Ben diyorum ki Allah bir kez daha yar ve yardımcımız olsun. Böyle dua ediyorum. Yolumuz bahtımız açık olsun. haberler.com
Aslında Hangi Şehrin İnsanısın? Testi Yap, Öğren!
Mutlaka doğduğunuz, doyduğunuz, nüfusa kayıtlı olduğunuz ya da en azından kendinizi oralı hissettiğiniz bir yer vardır. Ancak gelin bunu bir de bu testte kanıtlayın.  Not: 81 ilin 81'ini de teste uyarlamak imkansız olduğundan, sadece 30 Büyükşehri aldım! Geride kalan şehirlilerin affına sığınıyorum! Olabildiğince mizahi bakış açısıyla yapmaya çalıştım. Sürç-i lisan ettiysem affola. Hazırsanız başlayalım!
19 Yıllık Haliç Metro Köprüsü Rüyası Gerçek Oldu
19 yıllık hasret sona erdi ve Haliç Metro Köprüsü Başbakan Erdoğan ile Başkan Topbaş’ın katılımıyla düzenlenen törenle hizmete açıldı. Türkiye'nin ilk metro geçiş köprüsü olan eser, bir mühendislik harikası olarak en son teknolojiyle inşa edildi.Taksim-Yenikapı metroyla sadece 7.5 dakika…Türkiye’nin ilk metro geçiş köprüsü olan Haliç Metro Köprüsü’nün açılış töreninde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, açılışı yapılacak Haliç Metro Köprüsü ile İstanbul’un ulaşımında tarihi bir adımı daha atıldığını belirterek, “Haliç’in üzerinden Şişhane’yi Yenikapı’ya bağlıyoruz. 3,5 kilometre uzunluğundaki bu hat, sadece Şişhaneyi Yenikapı’ya bağlamakla kalmıyor, İstanbul Metrosu da Marmaray ile bağlanıyor. Hacıosman, 4. Levent, Taksim ve diğer birçok istasyonları da Yenikapı aktarma istasyonu ve Marmaray üzerinden bugün Göztepe’ye, Maltepe’ye Üsküdar’a Kozyatağı’na Kartal’a bağlıyoruz. Hacıosman’dan metroya binen bir vatandaşımız Haliç Köprüsü’nden geçerek Yenikapı’ya ulaşacak. Buradan Marmaray’la karşıya geçecek, oradan da Kartal’a kadar gidebilecek” diye konuştu.Taksim-Yenikapı arasının metroyla artık sadece 7.5 dakikaya indiğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, Taksim’den Kadıköy’ün 24.5 dakikaya, Taksim’den Kartal’ın 69.5 dakikaya düştüğüne söyledi. 3.5 kilometrelik 3 istasyondan oluşan yeni hatta dünyanın en zor metro inşaatının gerçekleştiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu;Yenikapı metrosuyla İstanbul’un tarihi de değişti“İstanbul’un binlerce yıllık tarihini barındıran bir bölgede, tarihi eserlere zarar vermeden, tam tersine tarihi ortaya çıkararak bu hattı inşa ettik. Bu hattı inşa ederken İstanbul’un bilinen tarihi de değişti. 23 antik ahşap gemi ortaya çıktı, 50 binden fazla tarihi eser çıkarıldı. İstanbul’un tarihinin 8 bin 500 yıl öncesine dayandığı da ortaya çıktı. Hattın gecikmesini göze alarak, 77 milyon harcama yaparak tarihi dokuyu da ortaya çıkardık. Aslında bu açılış 4-4.5 yıl önce yapılacaktı. Bu hassasiyetimiz sebebiyle gecikti. Tarihi eserlere zara vermemesi için, dikkatinizi çekiyorum ray bağlantılarında en son teknolojiyi tercih ettik. Gürültü ve titreşimi en aza indirdik. Yine bu hat üzerinde, İstanbul’un güzelliğine güzellik katacak bir köprüyü de Haliç üzerinde inşa ettik. Haliç üzerindeki istasyon sayesinde, İstanbullular Haliç’in İstanbul’un güzelliği temaşa edecek. Köprü üzerindeki dinlenme ve eğlence imkanlarından istifade edecekler. Laf üretmiyoruz icraat üretiyoruz, farkımız bu.”Bu hatla birlikte İstanbul’da raylı sistem uzunluğunu 141,5 kilometreye çıktığını, 110 kilometre raylı sistem inşaatının da devam ettiğini ifade eden Erdoğan, “Hacıosman-Yenikapı Metro Hattı’nda 124 adet modern teknolojik, donanımlı, sürücüsüz vagonların hizmet verecek. 2019 yılında hedefimiz 420 km metro uzunluğuna ulaşmak. 2019 sonrasında da 776 km metro hattına da inşallah İstanbul kavuşmuş olmuş olacak. Bu önemli hattımızın İstanbul’a hayırlı olmasını diliyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyemizi, değerli kardeşim Kadir Topbaş’ı, tüm ekibini, bu hattın inşasında emeği olan tüm kardeşlerimi; mimar, mühendis, işçi, yüklenici firmalar, bilim insanlarını, arkeologları, herkesi tebrik ediyor, teşekkür ediyorum. Bu hattı kullanan tüm İstanbullu kardeşlerime güvenli konforlu yolculuklar diliyorum” şeklinde konuştu.Marmaray ve Haliç Metro Köprüsü’nü mutlaka test edin…İstanbul’da yaşayıp da hala Marmaray’a binmemiş, hala bu yeni metro hatlarında yolculuk etmemiş vatandaşlarımızın olduğunu, oysa Türkiye’nin hatta dünyanın birçok yerinden turistler gelip Marmaray’ı test ettiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti; “Geçenlerde biliyorsunuz Japonya’daydım orada da Marmaray’ı konuştuk. Malezya’daydım orada da Marmaray’ı konuştuk. İnşallah şimdi de Haliç’deki bu köprü konuşulacak. Her şeyi ile İstanbullu kardeşlerim bu büyük tecrübelerden uzak kalmasınlar. Herkesin bir kere Marmaray’ı tecrübe etmesini özellikle temenni ediyorum. Şimdi bu açtığımız hattı da, Haliç üzerinden geçişi de tecrübe etmek, o emsalsiz duyguyu yaşamak, Haliç üzerinde inip, İstanbul’u Haliç’ten seyretmek için tüm İstanbullu kardeşlerimin tecrübe etmesini istiyorum.”Son teknolojiyle inşa edilen köprü bir mühendislik harikasıİstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş da     İstanbul’un tarihi bir gün yaşadığını belirterek, “Haliç Metro Köprüsü uzun bir hikaye ama hamdolsun bugün mutlu sona ulaştık. Bugün tarihe tanıklık ediyoruz. İstanbul Metrosu’nun Marmaray ile birleşmesi çok önemli bir yatırım. Bu raylı sistemlerimizin doğu batı aksının kuzey güney aksıyla buluşmasıdır” diye konuştu.Kaybedilen 19 yıl ekonomik zaman kayıpları ortaya koyulduğunda belki birkaç köprü bedelinde kayıp ortaya çıktığına dikkat çeken Başkan Kadir Topbaş, şöyle konuştu; “Uzun bir süreç yaşadık. Bizi UNESCO’ya şikayet edenlerle mücadele ettik. Bugün geldik. Bu köprü bir teknoloji harikası ve dünyada ilk olan uygulamalara sahip. En zarif ve narin tabyalarıyla bir mühendislik harikası. 90 derece açılabilen bu köprü bu özellikleriyle dünyada bir ilk.”'Hizmet mühendisliği yapıyoruz!...'“Biz toplum mühendisliği değil, hizmet mühendisliği yapıyoruz” diyen Başkan Topbaş, “Biz Marmaray, metro, havaray dedikçe bazıları fren fren diyorlar. Devamlı frene basarak bizi engellemeye çalışanlar, artık frenin tutmadığının farkında değiller. Bu haftaki meclisimizde 4 yeni metro hattı, 4 metro, 6 havaray, 5 teleferik ve 1 finikülerin projeleri onaylandı, planlara işlendi. Ayrıca trafik sorunun çözümüne büyük katkı sunacak 100 bin araç kapasiteli otopark planları da onaylandı. İstanbul’a ve İstanbullulara hizmet etmenin gurur duyuyoruz” şeklinde konuştu.Görevde oldukları 10 yılda İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak 60 milyar lira yatırım yaptıklarını, ulaşıma 32 milyar lira, raylı sisteme 15 milyar lira harcadıklarını aktaran Topbaş, sözlerini şöyle sürdürdü;“İstanbul nerelerden nerelere geldi. Dünyanın parlayan yıldızı oldu. Daha bir hafta önce sayın başbakanımızla temel attık. Önemli bir metro hattına daha start verdik. Mecidiyeköy-Mahmutbey metrosu. 840 milyan liralık bu yatırımı tamamen belediyemizin kendi öz kaynaklarıyla yapıyoruz. Hepsi şehrimize, vatanımıza, milletimize hayırlı olsun. Bu eserler hepimizin. Hizmet bizim işimiz. Daha yapacak çok işimiz var.”İlk sürüşü Başbakan Erdoğan ve Başkan Topbaş gerçekleştirdiTörende konuşmaların ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a 1997 yılında kendi belediye başkanlığı döneminde Haliç Metro Köprüsü’nün yapımına onay veren belgenin de içinde yer aldığı bir tablo hediye etti.Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş, Yenikapı İstasyonu’ndan metroya binerek ilk sürüşü gerçekleştirdi. Haliç Metro Köprüsü'nün üstüne kadar yolculuk yapan Erdoğan ve Topbaş, köprünün üstünde trenden inerek buradaki seyir terasından Hailç manzarasanı seyretti ve köprü hakkında bilgiler aldı. Erdoğan, köprünün inşaatında çalışan ekibin de elini sıkarak tebrik etti. Erdoğan ve Topbaş, tekrar metroya binerek deneme sürüşünü Şişhane İstasyonu'nda tamamladı.
Erdoğan'dan ODTÜ Eylemcilerine: 'Bunlar Solcu, Ateist, Terörist...'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Balıkesir'de Kuvayi Milliye Meydanı'ndaki AKP mitinginde konuştu. Üslubunu daha da sertleştiren Erdoğan'ın konuşmasında dikkat çeken nokta “dinlemeler”le ilgili oldu. Telefon kayıtları için “montaj” ifadesini sürdüren Erdoğan, “Oğlum da izinsiz dinlenmiş” dedi. Başbakan Erdoğan özetle şöyle konuştu: (3 Temmuz 1960 tarihli bir gazetenin haberini göstererek) Menderes'in kasası, yolsuzluk evrakı ve vesikalarla dolu diyor. Merhum Başbakan'la ilgili son derece alçakça, son derece edepsizce, hayasızca iftiralarlar var. Merhum Menderes ve arkadaşlarını hapse atmışlar yetmemiş, bu haberlerle Menderes'in itibarını sıfırlamak istiyorlar. Aynı gazete bugün de aynı manşetleri atıyor, bugün de AK Parti hükümetine yapmak istiyorlar, o gün nasıl iftira attılarsa bugün de aynı iftiraları atıyorlar, nasıl çirkin, kirli tuzaklar kurdularsa bugün de tıpatıp aynısını yapıyorlar. Bu yapı kendi ülkesinin en gizli, en stratejik, en mahrem bilgilerini ele geçirecek, bunları servis edecek kadar alçalan bir tavır, ihanet içerisinde. Temiz, saf, ihlaslı kardeşlerimin artık bu yapıyı sorgulamalarını istiyorum. Bunlar niçin böyle patladılar biliyor musunuz? Dershanelere, çünkü buradan yılda 1 milyar dolar bunların geliri vardı. Biz dershaneler yasasını öne sürünce bunlar patladılar. GEZİCİLER, VANDALLAR  O Geziciler, o vandallar o açılış sırasında bir kez daha ortaya çıktılar. Dikkatinizi çekiyorum. Bunlardan bir tanesi üzerine Bizans kıyafetleri giymiş. Şu hale bakar mısınız? Alparslan 1071'de Bizans'a karşı savaşıyor ya, o da Bizans tişörtü giymiş. Kendini Bizanslı yerine koymuş. 1071 Malazgirt Bulvarı'nın açılışını protesto ediyor. Yazıklar olsun. Şunu unutmayın, bu eylemcilerin önünde, yanında CHP var, CHP milletvekilleri var, CHP Genel Başkanı var. Bu eylemcilerin avukatlığını da maalesef MHP yapıyor. Şu anda bu paralel örgüt bu Gezicilere, bu Bizans hayranlarına arkadaşlık, yoldaşlık yapıyor. Oyun çok büyük Balıkesir. Hesap başka. “HAİNLERİ DEFEDECEĞİZ” -Bu parelel yapı, bu paralel örgüt Türkiye'nin önündeki son engel, Türkiye'deki son çetedir. Onu da tasfiye edecek, bu hainleri de defedeceğiz. İşte o zaman Türkiye'nin önünde hiçbir engel kalmayacak. 30 Mart'ta bir tercih yapacaksınız, ya eski Türkiye ya yeni Türkiye diyeceksiniz. ONUN DA ÇOCUĞU YOK... -Bundan 17 yıl önce 28 Şubat’ta seçilmiş bir hükümete post modern bir darbe girişiminde bulundular. Sizin seçtiğiniz hükümeti baskılarla, tehditlerle görevden uzaklaştırdılar. İmam hatipleri, meslek liselerini kapattılar. İnançlarımıza değerlerimizi kutsallarımıza el uzattılar. Başörtülü okumaz okuyamaz diyorlardı. İmam hatipli üniversiteye giremez diyorlardı. Yoksulların çocukları okumasın diyorlardı. Sen başörtülüsün senden kapıcı olur diyorlardı. Şimdi avukatta oldu mühendis de oldu, doktor da oldu. -Bugün kendi ülkesine tuzaklar kuran zat, o günlerde ülkesini sırtından hançerliyordu. Ne diyordu biliyor musunuz. “Beceremediniz artık bırakın diyordu” Başörtüsü için takmayabilirsiniz diyordu. Ya sen ne karışıyorsun. Çünkü onda evlat yok. Bizim derdimiz var. (Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için. 'Onun çoluğu çocuğu yok bizi anlayamaz' demişti) -28 Şubat’ta darbecilere hoşgörü ödülleri dağıtıyordu bunlar. Bugünde darbecilere telekulak desteği veriyor. OĞLUMUN AVUKATI MÜRACAAT ETTİ Oğlumun avukatı müracaat etti ve 3 savcının imzasıyla açıklama yapıldı. Oğlum da izinsiz dinlenmiş. İşti iftira at izi kasın. Bunu yapmaya hakkın var mı? Nasıl yaparsınız bunu. Sipariş üzerine de bunlar aynı şeyleri yaptılar. Türkiye’nin en mahrem konuşmalarını dinlemişler. Beni de dinlemişler. Bizim güvenli hatlarımız var, uluslararası görüşmelerimiz var bunları dinlemişler. BANA KİTAP, TESPİH GÖNDERİYORDU  Eyyyy Pelsinvanya sana sesleniyorum. Eğer yüreğin varsa çık vatanına gel vatanına. Siyaset yapacaksan çık er meydanına. Ben öyle bilmiyordum, aldanmışım. Bana kitaplar gönderiyordu, bana methiyeler düzüyordu. Tespihler gönderiyordu. Şimdi her şeyi anladık. Tüm Türkiye’ye sesleniyorum. Çocuklarınızı bunların dershanelerinde çekin. Okullarından da çekin. Benim 4 çocuğumun 4’ü de devletin imam hatiplerinde okudu. Başörtüsünden üniversiteye sokmadılar, yurtdışına okudular. Devletin okulları bize yeter. Bunlara tavır koyun. Bunların yayın organlarına da tavır koyun. Doğru haber bulamazsınız, dürüst haber bulamazsınız. Bunları boykot ederek tavrınızı göstereceksiniz. 'SOLCULAR, ATEİSTLER... BUNLAR TERÖRİSTLER'  Pazartesi günü Ankara’da bir bulvar açtık. Kimlere rağmen o solculara rağmen. O ateistlere rağmen. Bunlar terörist. Ama CHP bunlara bizim gençler diyor. Bizim sevgili gençlerimizin elinde Molotof kokteyli olmaz. Bilgisayarı, kalemi olur. Bulvarın adı ne 1071 Malazgirt. Bunlardan bir tanesi üzerine Bizans kıyafeti giymiş Alpaslan Bizans’a karşı savaşıyor ya kendini Bizans’ın yerine koyuyor. Yazıklar olsun. Kalabalıktan birinin seslenmesi üzerine: Bizim sosyologlara ihtiyacımız var. Şöyle gel. Lütfi Bey, notlarını al. Bakan Bakanımız ne diyor. Sosyolog kadrosunu attırdık. Yurt
8 Mart'a Dair: Kızkardeşlik
Kadıncaözel.com’un güzel kadınları! Memleketin bu kadar karışık olduğu bu günlerde, nereden çıktı bu kutlama dememek lazım… Keza savaşı dans ile protesto etmek, Gezi olaylarında meydanda çalınan piyano, kara mizah gibi kaçışlarımız olmasaydı, “ umudu ” yitirirdik. Her karanlığın içinde bir ışık aramak gerek, sonra o ışığa doğru yürümek. Yürüdükçe yakınlaşırız ancak aydınlığa. Yoksa faydası yok oturmanın karanlıkta! Kadınlar günü vesilesiyle belki de bazılarınızın aşina olduğu ama benim yeni tanıştığım bir kavramla tanıştırmak istiyorum sizi. Kızkardeşlik. Birkaç ay önce İstanbul’da düzenlenen bir OSHO kampına katıldım. Kampın ana teması “Kadın Olmak”tı. İngilizcesi “sisterhood” olan, kız kardeşlik kavramı ile burada tanıştım. İlgilenenler için referans vermek isterim. İnternetten uzun yıllar Osho ile aynı evde yaşamış eğitmenin isimi aratınız. “Ma prem shunyo” yazarsanız, dünyanın her yerinde verilen bu workshoplar ile ilgili bilgi edinebilirsiniz. Kız kardeşlik kavramı Avrupa’da ve Amerika’da almış başını gidiyor! Neden mi? Çünkü çareyi her yerde aradık, bir tek birbirimizde aramayı unuttuk! Sağlık, mutluluk ve özgürlük devredilebilir konular değildir. İnsan kendi sağlığına kendi sahip çıkmalıdır. Keza sağlık sigortalarının ve sağlık kurumlarının en gelişkin olduğu ülke olan Almanya’da nüfusa oranla hasta sayısının dünyada birinci sırada olduğunu biliyor muydunuz? Neden mi? Çünkü insan, sağlığını devlete devretmiş! Nasıl olsa para ödemiyor ya… Sağlığının öz sorumluluğunu gitgide daha az almaya başlamış. Aynı bu örnekteki gibi, özgürlük de devredilebilir bir şey değildir. Özgürlük, öz sorumluluk gerektirir. Özgürlük verilmez, alınır. Biz kadınlar, bize “haklarımızın verilmesi” için hep erkeklerin ağzına baktık. Hep devletten bir şeyleri farklı yapmasını bekledik. Lakin gözüken o ki, aynı hastasını on dakikada muayene ettikten sonra unutup kendi hayatına dönen bir doktor gibi, devlet de, önümüze bir iki teselli kemiği attıktan sonra, yine erkek egemenliğinin günlük iktidar kavgalarına geri dönüyor. O halde… Çare birbirimizde! Çare, rakip değil , kız kardeş olduğumuzu hatırlamakta! Kapitalizm denen tek dişi kalmış canavar hayatlarımıza sirayet etmeden önce zaten kadınlar komün halde yaşar ve davranırmış. Kadınların aybaşları, doğumları hep kadın grupları arasında erkekler “dışarıda” bırakılarak yaşanırmış. Kadının en büyük destekçisi yine kadınmış. Yaşı büyük olan kadın, genç kadına tecrübelerini aktarır, hayatı öğretirmiş. Bireyselleştik, harika oldu değil mi? Usta-çırak ilişkisinin iş hayatında bitmesi gibi, sosyal anlamda da hikayeler aracılığıyla aktarılan hayat tecrübelerinin yerini “google” aldı. Nasıl yaşamamız gerektiğini reklamlardan öğrenir olduk. Ve yalnızlaştık. Ve birbirimize sırtımızı döndük. Kadın kadına rakip oldu. Kapitalizmin sevdiği bir kadın şablonu oluştu. Zayıf, şık giyinen, güzel arabalara binen, saçı başı yapılı kadın. E tabii ki böyle olacak kapitalizmin kadını, ona bir şeyler satmalı! İşte bu noktada kıyaslama başladı. Ve sınıf farklılıkları. Rekabet ve haset girdi devreye. Ve ne yazık ki, düşman olduk birbirimize. Aslında biz kadınlar aynı gemideyiz, öyle değil mi? Aşkı, sevgiyi sadece bir erkeğe yönelttik. Birbirimizi sevmeyi, yarenlik etmeyi unuttuk. Erkek egemen bir toplumda, erkek avına çıkan cadılara dönüştük. Yardımlaşmayı, kadın olmanın sezgisel gücünü, şefkatini unuttuk. Tabiata aykırı davranarak, güvenli evlerimizde ebe ve aile büyüğü kadınlar ile doğum yapmak yerine, florasan ışıklı hasta/hanelerde karnımızı kestirerek doğurmayı uygarlık sandık. Sevgili kız kardeşlerim, Kız kardeş olmak için illa ki kan bağı gerekmiyor! Bu bir yaklaşımdır. Önce yakın çevremizden başlayarak, birbirimizi sevmeyi hatırlayalım derim. Birbirimizin iyiliğini gözetelim. Birbirimizi onurlandıralım. Nüfusun yarısını oluşturuyoruz! Güçlenmek için neden erkeklere ihtiyacımız var? Değişim içten dışa başlar. Biz önce sevgi ile örgütlenelim. Birbirimize arka çıkalım. Kıskançlığı, rekabeti bir yana bırakıp, birbirimizi yükseltmek için el ele tutuşalım… Kadınlar gününüz kutlu olsun! Zeynep Tezcan
"Başbakan Mahkeme Kararıyla Dinlenemez"
Başbakan Erdoğan, bir ülkenin başbakanının, cumhurbaşkanının, genelkurmay başkanının mahkeme kararıyla dinlenemeyeceğini belirterek, 'Bunu yapacak kadar alçaklaşmışlardır' dedi.AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, mahkemelerin cumhurbaşkanı, başbakan ya da Genelkurmay başkanını dinleme kararı veremeyeceğini belirterek 'Bunu yapacak kadar alçaklaşmışlardır, adileşmişlerdir. Sen nasıl dinlersin bir başbakanı? Ondan sonra kalkıp bize İslami ahkam kesme, bunun merci neresi olursa olsun, böyle bir şeyi anlamak, anlatabilmek mümkün mü?' dedi. Erdoğan, Kanal 7 televizyonunda katıldığı 'İskele Sancak' programında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Bugün ilk olarak Manisa'da AK Parti'nin düzenlediği mitinge katıldığını ve orada bugüne kadarki siyasi hayatında, Manisa'da gördüğü en büyük katılıma şahit olduğunu belirten Erdoğan, o motivasyonla İzmir'e geldiklerini, burada da aynı coşku, heyecanı gördüklerini, özellikle de kadınların coşkusunun Manisa, İzmir ve tüm yurtta çok yüksek olduğunu söyledi. İzmir mitingine ilişkin emniyetin katılım rakamını 180 bin olarak belirttiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, Manisa ve İzmir'de mülki sınırlar içerisindeki tüm ilçelerin büyükşehir için oy kullanacağını, bunun da çok büyük bir yerel hizmet alanı oluşturacağını ve bu yüzden buralarda bir değişim, dönüşümün gerekli olduğunu vurguladı. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, 'Bu değişim, dönüşüm İzmir'in güzelliği için lazım, İzmir şu andaki verilen hizmete hakikaten layık değil, yanlış bir uygulama var. Belediyecilikte ne ararsanız İzmir'de bu yok, İzmir bunu hak etmiyor, İzmir'e yerel yönetim açısından çok büyük haksızlık var, bu haksızlığın başında da maalesef beceriksiz, başarısız bir CHP belediyeciliği var' değerlendirmesinde bulundu. CHP zihniyetinde bu takiye, yalan, iftira, fitne, fesat maalesef çok yaygın Başbakan Erdoğan, 'Projelerinizle İzmir'de hizmete talipsiniz ancak İzmirlinin yıllardır yaşam tarzlarına müdahale endişesinden söz edilir. 11 yıldır iktidardasınız kimin hangi yaşam tarzına müdahale ettiniz, neden bu algı oluşmuş' sorusuna da şöyle yanıt verdi: 'Bunu anlamak çok zor. CHP zihniyetinde bu takiye, yalan, iftira, fitne, fesat maalesef çok yaygın. Bunu söyleyenlerin acaba yaşam tarzlarından ne değişti? Giyim, kuşamları mı değişti, böyle bir dayatma mı oldu, bir yasal düzenleme mi yaptık, veyahut ne yeyip, ne içtiğine mi baktık, bu konuda müdahale mi ettik, ne var? Bugün miting yaptığımız yerde herkes orada istediği gibi içiyor, istediği gibi yiyor. Kimsenin kimseye müdahalesi söz konusu değil. Bu iftiraları ben İstanbul'da belediye başkanıyken de bana yaptılar, 'Otobüsleri ayıracak', 'Kadın-erkek ayrı olacak', 'Alkol vesaire yasaklayacak' dediler. Bizim Anayasa'nın gençliğin korunması, ailenin korunması gibi amir hükümleri vardır. Siz, burada devlete Anayasa'nın yüklediği bu yükü yerine getirirsiniz, o ayrı bir konu, ama bunu devlet olarak yaparsınız. Kalkıp da özel sektör böyle bir şey yapıyor, özel sektöre sadece oranın bütün sıhhi şartları uygun mudur, değil midir? Temizliğinden, bütün mutfaktaki temizliğine varıncaya kadar gerekli olan tedbirleri alırsınız, bunu aldıktan sonra mesele bitmiştir, yapılan iş de budur.' Olumsuzluğun zirvesi Başbakan Erdoğan, siyasi hayatında yaşadığı en zorlu dönemin ne olduğu sorusu üzerine, 'Bir: özellikle partimin kapatılmasına yönelik atılan adım gerçekten çok çok talihsiz bir adımdı. İki: partimiz kuruldu, seçimlere giriyoruz, orada da seçime giremeyişime yönelik bir tezgah, oyun vardı. Fakat en son gelinen nokta, yani paralel yapı olayı, bu kumpasta, tezgahta zirve diyebilirim, olumsuzluğun zirvesi' yanıtını verdi. Geçmişten bugüne iyi niyetle bakan kişilerin kurulan tezgahın, kumpasın içinde yer almasının daha büyük bir felaket olduğunu söleyen Erdoğan, şunları kaydetti: 'Biz, bu insanlara, bunların içinde ortak dostlarımız var, hep iyi niyetle baktık ama maalesef bu iyi niyet çok çok yanlışmış, çok ters tepti. Bunlara bu süreç içerisinde yaptığımız uyarıların, bir araya gelip yaptığımız ikazların haddi hesabı yok. Bir anda bunlar olmadı, uzun zamandır 'bakın şunlar şunlar oluyor, bunlar yakışmıyor, biz bazı şeylere şu anda tahammül ediyoruz, sabrediyoruz ama lütfen bu konularda hassasiyetiniz olsun'... Dershane meselesinin mazisi 1 sene, 2 sene değil, bu Hüseyin Bey'in Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde başlayan bir süreçtir. Bu sürecin başlamasında en önemli sebebi şudur: Ben Anadolu'ya gittiğim zaman, ben siyasetçiyim Ankara'da genel merkezde oturup siyaset yapan birisi değilim. Orada anneler, babalar şunu söylüyorlar: 'Başbakanım, biz madem ki dershaneye verecektik, bu okullar niye. Ben fakir, fukarayım, evde davarımı sattım, çocuğumu dershaneye gönderdim, üniversiteye yine giremedi.' Yaşananların sadece dershaneyle ilgisi bulunmadığını, dershanecilikte çok ciddi bir rant, rakam söz konusu olduğunu belirten Erdoğan, 'Bu rakamı terk etmek, böyle bir mamayı kaybetmek kolay bir iş değil, işin şeyi oradan başlıyor' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Okullar var, anlatıldığı gibi 500 lira, bin lira öyle bir şey yok. Nerede! Bunun asgarisi bin 500, 2 bin liradan başlar, 20, 22 bin liraya kadar çıkar, böyle bir yapı. Bunların içinde kolejlerine, özel okullarına gidip özel okullardan sonra bu dershanelere gidenler var, bunlar da yaşandı. Bu bir defa ayrıca bir zannediyorum ciddi bir ters tepme oldu. Asıl bizi sıkıntıya düşüren, rahatsız eden şey şudur: Yasal veya yasal olmayan, bir ülkenin başbakanı nasıl dinlenir. Başbakanın dinlenmesinde mahkeme kararı diye bir şey olamaz, dinleyemezsin, mahkeme bununla ilgili karar veremez, cumhurbaşkanıyla ilgili veremez, Genelkurmayla ilgili veremez. Bunlar bunu yapacak kadar alçaklaşmışlardır, adileşmişlerdir. Sen nasıl dinlersin bir başbakanı? Ondan sonra kalkıp bize İslami ahkam kesme, bunun merci neresi olursa olsun, böyle bir şeyi anlamak, anlatabilmek mümkün mü? Benim uluslararası ilişkilerimi adeta izleyeceksin, dinleyeceksin, hatta hatta görüntüleyeceksin. Ben mesela enerji bakanımla görüşüyorum, görüşmemde devlet sırları var, uluslararası tahkime gidilecek bunları konuşuyoruz. Nereden konuşuyoruz? Güvenli hattan konuşuyoruz, yani kriptolu hattan konuşuyoruz. Bunlar kriptolu hattı, güvenli hattı bile dinleyecek kadar izanını, her şeyini kaybetmiş insanlar. Ne yapmışlar? Devletin kurumlarına yerleşmiş, oradan güya devletin üst kademelerine güvenli telefon, kriptolu telefon veriyor. Bunun bizim dinimizde, İslam'da, insanlıkta yeri var mı? Amerika-Almanya arasında bile bu sıkıntıya neden oldu, İngiltere'de yaşandı.' Erdoğan, gazeteci Turgay Güner'in 'Zannediyorum kriptolu telefonları rahatça konuşun kumpası için yapmışlar' sözleri üzerine de 'Onların düşüncesi öyle. Bizim bir sabit kriptolularımız var, bir de seyyarı var ama bunlar seyyarı da sabiti de hepsini dinler duruma gelmişler' dedi. 'Bir kısım yargıyı bunlar ele geçirdiler' Dinlemeler, izlemeler, siyasiler ve başka pek çok örgütsel faaliyetlerle ilgili bir yasal takibat sürecine gidilip gidilmediği ve bunun bir soruşturmaya dönüşüp dönüşmediğine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, 'Bunların şu ana kadar en önemli attıkları adım, bir defa tabi yargı, bir kısım yargı, bütününü buna katamam, bir kısım yargıyı bunlar tabi ele geçirdiler. Bunun içinde savcısı var, hakimi var. Yargıtay'ın hakeza öyle, Danıştay'ın hakeza öyle' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, 'Orada kilitleniyor anlamında mı söylüyorsunuz?' şeklindeki soruya, şu yanıtı verdi: 'Tabii şimdi ilk derece mahkemede icabında mesela çok enteresandır, belli bir süre içerisinde bana yapılan birçok hakaretler var. Bu hakaretlerde ilk derece mahkeme lehime karar verirken, üst yani Yargıtay'da lehime karar veriyordu. Ama şu olaylardan sonra çok manidardır şimdi ilk derece mahkeme lehime karar veriyor, bakıyorsunuz Yargıtay bozuyor. Hakaret çok açık net hakaret. Ben birçok hukukçularla da konuyu görüşüyorum, 'Tartışılmaz' diyorlar. Öyle bitsin diyorum arkadaşlara, çünkü kendim şeye girmek istemiyorum yani özellikle diyelim ki Kılıçdaroğlu'yla ,Bahçeli'yle böyle bir atışmanın içerisine girmek istemiyorum. Adam bakıyorsun ölmüş annemle ilgili, çocuklarımla ilgili iftira üstüne iftiralar yapıyor. Şimdi bu konuda eğer bir aceleye bu işi getirecek olursak, buradan olumlu bir netice çıkamayabilir. Onun için de tabi burada bu kurumların yeniden bir elden geçirilmesi, dizaynı gerekiyor. Biz HSYK olayında niye bu adımı attık? HSYK olayında bile oradaki belli isimler 'Biz Başbakan'a bunun hesabını soracağız' diyor, düşünebiliyor musun? 'Başbakan'a bunun hesabını soracağız' diyor. Kim bu adam? Yargı mensubu. Sen bunu nasıl söylersin ya? Çünkü adamların belli yerlerde, belli zamanlarda içerisinde tabi bir araya gelişleri var, ama bilmiyorlar ki yani kendi kurdukları tuzağın üzerinde bir tuzak var, bu da Allah'ın tuzağıdır. Orada işte bir insaf sahibi olan, bakıyorsun geliyor ondan sonra böyle bir durumu anlatıyor size. Yani bu yargıdaki vesayetin yeni bir türü. Bununla karşı karşıya kalındı. Fakat bunlar tabii aşılmaz işler değil, bunları aşacağız, çünkü hep söylüyorum, bu devleti biz sokakta bulmadık. Ve şu anda millet de bizden ne istiyor 'Devletime sahip çık' diyor. İşte bugün ve şu ana kadar yaptığım bütün mitinglerde, eğer meydanlar böyle kilitlenmişse, böyle lebaleb doluyorsa bu coşku, bu heyecan varsa, bakın daha kelimeyi ortaya atıyorsun alan kaynıyor. Niye, işte bundan, görüyorlar bunu ve ister istemez tabi bunun hesabını verecekler. Tehditler şunlar bunlar benim için hepsi hikaye. Ben ta baştan beri söyledim, ben vatanım için, milletim için kefeni yola, yani giyerek çıkmış bir insanım. Benimle beraber bu işe soyunmuş arkadaşlarım, kardeşlerim var. Biz burada gereği neyse bunu yapacağız. Öyle kalk sen Pensilvanya'dan bu ülkeyi karıştır, kusura bakmasın buna müsaade edemeyiz. Neymiş sıfatı 'kainatın imamıymış'. Nerenin imamı olursan ol, bu ülkeyi karıştıramazsın.' 'Bu bir örgüt buna cemaat, memaat denmez' 'Bu tahkikatın içinde o da var mı' şeklindeki soru üzerine Başbakan Erdoğan, 'Ne demek canım tabii olacak. Daha ne oluyor ki herşey dökülüyor ortaya. İşte görüyorsunuz yanında yıllar yılı beraber olmuş arkadaşı, öğrencisi Latif Bey neler anlatıyor ya adamcağız. Anlattığı şeyleri görünce ürpermeyecek misin? 15 yıl onu takip ettirmiş. 'Hocam takip ettirdin mi beni?' diyor, 'Takip ettirdim' diyor. Niye, 'E ne yapıyorsun, ne ediyorsun bileceğim' diyor. Arkadaşlar böyle bir hocalık, böyle bir imamlık olabilir mi? Ben bir de imam hatip mezunuyum, bana hocalarım hiç böyle bir şey öğretmediler. Bir çete, bu bir örgüt buna cemaat, memaat denmez. Pırlanta gibi cemaatler var, bunlarla hiç alakası yok. Sonra o kadar enteresan bir şey ki bakıyorsun işte alufte. Yok bilmem işte bir siyasi böyle bir alufteyle şey olacakmış da bilmem neymiş de filan falan, 'hemen' diyor 'geceyarısı haber verdirdim' diyor, 'aman ha bu tuzağa düşmesin', şuna bak. Böyle bir şeye, tabi, sen bu işleri mi takip ediyorsun. Sen alim, ilim erbabı bir zat mısın, yoksa bu işleri takip eden bir istihbarat elemanı mısın? Anlaşılır bir şey değil. Herşey var' ifadelerini kullandı. Erdoğan, daha önceki açıklamalarında 'Hesap soracağız' şeklindeki ifadesi hatırlatılarak, bu ifadenin içini dolduracak somut suç üstü verilerin elde edilip edilmediğine ilişkin soru üzerine de şunları söyledi: 'Bu konuda zannediyorum şu cevabım herşeyi halleder, İstanbul Başsavcısının yaptığı açıklama manidardır. Bakın ne diyor, daha 3 binde filan olduğu zaman, hani sanatçısı, bilim adamı şusu, busu herkesin dinlenmesi olayı, gazetecisi vesairesi filan falan, 'Daha bir çok klasörlerin geleceği anlaşılıyor' diyor. Şimdi burası ilginç. Şu anda bir defa tabi emniyetle yargı arasında, tabi burada da yine ben emniyetteki tertemiz olan insanlar var onları tenzih ederim, yargıda da hakeza, bir defa burada paralel yapı her iki tarafta koordine olmuş vaziyette. O koordine olmuş haliyle birisi kalkıyor, paslaşarak, orayla da işi koordine ederek oradan gidiyor icabında dinlemeyi, arama emrini herşeyini alıyor ve aldıktan sonra emniyet hemen müdahalesini yapıyor. Bakın yukarıya üstüne haber vermeden ve utanmadan, sıkılmadan birileri diyor ki bakıyorsun televizyonda zaman zaman dinliyoruz onların kendi kanallarında da bana özet bilgiler geliyor, yani bunlarda utanma filan kalmadı. Bunlarda ar, mar, haya hiçbir şey yok. Diyor ki; 'Üstüne haber verecekmiş' diyor. 'Üstüne haber verdiği zaman üstü ona müsaade eder mi?' diyor. Lafa bak, ya bunun sorumlusu kim? Vali. Bunun sorumlusu kim? Emniyet müdürü. Altında böyle bir şey olacak, bundan haberi olmayacak. Olur mu, nasıl böyle bir şey olur? Yani eğer üstünün izin vermeyeceği veyahutta 'evet' demeyeceği bir şeyse, demekki burada bir suistimal var sen bu suistimali gördüğün için altta o anlaştığın paralel yapının emniyet tarafındaki ayağıyla bu işi hemen bir oldu bittiyle çözelim, apar topar sabah 5'te 6'da evinden alalım herkesi, hop götürüp içeri atalım. Ve tabi bunu yaparken de hemen bunun öncesinde ne yapıyorsun? Yine paralel medya var. Paralel medya ile de ayağı kuruyorsun, çok gizli, gizli kaydı olan evrakları da anında onlara servis ediyorsun. Arkadaşlar inanın bu kadar alçaklık, bu kadar adilik olmaz ya, olmaz. Düşünün bunların işadamı olduğunu düşünün şimdi birçoğu işadamları var ki bu işadamlarının içerisinde tanıdığımız insanlar var. Bu insanlar, bu kamuya teşhir edildiği zaman bu insanların onuru ne olacak. Bu insanların kredibilitesi ne olacak. Kalkıyor adam mesela orada bir tane arkadaşlardan yine, ben yine gururla söylüyorum mesela daha önce buna Cumhuriyet gazetesi takmıştı bir zamanlar. Yasin El Kadı'yla ilgili şimdi bunlar taktı ve bunu o kadar ileri gidiyorlar ki bu da terbiyesizliğin daniskası diyor ki 'El Kaide'ye destek veren, onun yardımcısı, finansörü olan' Allah cezanızı vermesin ya. Ben bu adamı tanımasam, bu insanı tanımasam ben de yutacağım.' 'El Kaide'ye de karşı olan ve Türkiye hayranı olan, bu ülkeye hayran olan bir insan' diyen Başbakan Erdoğan, Yasin El Kadı Türkiye'de yatırım yapmaya hazırlanırken söz konusu gelişmelerin yaşandığına işaret etti. 'El Kaide Türkiye'ye yerleşemedi, yerleşme gayretleri var' 'Bu El Kaide lafını çok duyduk, MİT tırlarında duyduk, sayın Yasin El Kadı da duyduk, İHH baskınlarında duyduk. El Kaide ile ilgili daha uluslararası, daha büyük ölçekli bir hazırlık olduğundan mı şüpheleniyorsunuz?' şeklinde bir soruya karşılık Erdoğan, şunları kaydetti: 'Biliyorsunuz, El Kaide Türkiye'ye yerleşemedi, yerleşme gayretleri var. Biz tabi buna karşı tedbirlerimizi alıyoruz. Bu konuda benimle ilgili El Kaide'nin yaptığı çok ciddi biliyorsunuz açıklamalar var, olumsuz açıklamalar var. Ama bunu da onlar bildiği halde, işlerine gelmiyor. Şimdi yani bu paralel yapı, bu Pensilvanya değil mi Marmara gemisiyle ilgili olumsuz, aleyhte açıklamalar yapan. Yani 'Bu hükümetin onlara müsaade etmemesi gerekirdi' diyor. Kılıçdaroğlu aynı şeyi söylemiyor muydu, 'Biz olsak etmezdik' diyor. Aynı paralele düşüyorlar. Aynı şekilde bakıyorsunuz yine Mısır olaylarında aynı yere düşüyorlar. Suriye olaylarında Pensilvanya'nın bir tane oradaki mazlum, mağdur insanlarla ilgili bir açıklamasını duydunuz mu? Gazetelerinin, yayın organlarının bir ciddi anlamda bir açıklaması var mı? Soruyorum. İşin içindesiniz, yok. Başka yere hizmet ediyorlar, hizmet farklı.' Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, 'Paralel yapı ne istiyorlar. 'Siz gelip geçicisiniz, devleti biz yönetelim mi' diyorlar' şeklindeki sorusu üzerine, 'Bir defa bunların, dikkat ederseniz, bu proje yaklaşık 35 yıllık proje. 35 yıldır çalışıyorlar. Şimdi Pensilvanya'daki zat, aslında emekli olmuş bir zat değil. İstifaen, Diyanetten ayrılmış ve ondan sonra da kendisine, zaten tahsil itibarıyla da ilkokul mezunu bir zat, yeşil pasaport uydurmuşlar, bu yeşil pasaportla 1999'da biliyorsunuz Amerika'ya kaçmış bir zat. Tabii oraya yerleşti' yanıtını verdi. 'Vatanını çok sever, milletini çok sever, vatanını da çok sevdiği için de 15 yıldır vatan hasretiyle yanıyor. Ben tabii hakkımızda dedikodular üretilmeye başlayınca, 'yani ben güya Türkiye'ye dönmesini istemiyormuşum. Bunları duyunca 2 yıl, 3 yıl önce bir çağrı yaptım. Olimpiyatlarda, yani dönün dedim' diyen Erdoğan, şöyle devam etti: 'Tabii o zaman, böyle bir yani bir tezgahların döndüğünden haberimiz yok. İşte samimi görüşüyoruz ya ve gidiyoruz bunların olimpiyatlarında konuşuyoruz, yurt dışında okullarına davet ediyorlar, gidiyoruz. Bakan arkadaşlarım gidiyor. Yani biz refere oluyoruz. Onların, o ülkelerin devlet başkanlarına, hükümet başkalarına refere olduk. Şimdi bütün bunlar oldu, bütün bunlar yaşandı ve tabii bizim o çağrımıza, o davetimize oradan tabii hep bakıyorsunuz böyle çok farklı, her tarafa gelebilecek şekilde cevaplar. Neymiş, 'bizim burada huzurlu bir yönetim, buna herhangi bir sıkıntı düşmesin diye, gelmeyi düşünmediği, onun için orada bir müddet daha kalmasının faydalı olacağı' gibi cevaplarla iş geçiştiriliyordu. Tabii bugüne kadar gelmedi, kaç oldu, 15 yıl oldu, gelmedi. Kolay kolay da gelmez.' Savaş Ay'ın bir programında, siyasetle ilgili sorusu üzerine verilen cevaba dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu: 'İşte Hazreti Cebrail gelse siyasi parti kursa ona da oy vermem, diyor. 'Kusura bakma derim', diyor. Bakın öyle bir benzetme ki hani teşbihte hata olmaz denir, orada bir yanlış anlaşılma vardır, asıl anlamı teşbih hata kabul etmez. Yani öyle bir teşbih yap ki burada hata olmasın ama sen şimdi kalkıp Hazreti Cebrail'in bir melek olarak işi bellidir, kalkıp gelecek siyasi parti kuracak, ee sen ona oy vermeyeceksin. Bir defa itikadi noktada bir sıkıntı meydana getirir.' Başbakan Erdoğan, '2010 referandumunda nasıl siyaset yaptılar' şeklindeki soruya da 'İşte orada yargıyla ilgili tezgah, yargıyla ilgili beklenti. O noktadaki hazırlıklardı ve o operasyonu da başarılı yaptılar' diye yanıt verdi. 'Bunları ben hiç kale almıyorum' Erdoğan, başka bir gazetecinin, '17 Aralık süreci sonrası, ana hedef sizsiniz. bu artık belli. Pek alışık olmadığımız, sizin de alışık olmadığınız türden yeni şeylerle karılaştık. Kriptolu telefonlarınızın dinlenmesi, yasa dışı kayıtlar, bütün bu 17 Aralık'tan bu yana 3 aylık süreç içerisinde sizi, şahsınızı özellikle hedef alan konularda siz ne düşünüyorsunuz? Bir yerde bir şey çıktığında tepkiniz ne olur. Bir de içiniz rahat mı? Bu anlamda müsterih misiniz, şahsınıza yöneltilen suçlamalar konusunda' sorusunu da şöyle yanıtladı: 'Bir defa bunları ben hiç kal almıyorum. Çünkü burası artık benim şahsımı filan tamamen aşmış bir şey. Burada ulusal güvenliğe tehdit var. Bu ulusal güvenliği tehdide karşı biz her türlü tedbiri alırız. Şahsımın burada feda olması gerekiyorsa ben zaten fedayıcan etmişim. Her zaman bir lafım var biliyorsunuz: Abdestinden şüphesi olmayanın namazından da şüphesi olmaz. Rahatım. Adam kalkıyor, Kılıçdaroğlu, ona gönderilen montajlarla şunlarla bunlarla konuşuyor. Ondan sonra yok bilmem şu kadar milyar dolar. Ya bunlar para saymayı da bilmiyor. Bir odanın içerisine sığmayacak kadar parayı götürüyorsunuz, nasıl götürüyorsunuz bunu. Bu kadar aklın, mantığın alamayacağı şeyler.' Başbakan Erdoğan, bütün bunlara karşı devletin bekası için atılması gereken adımları attıklarını vurgulayarak 'Zaten başladık ama seçim sonrası bu süreci hızlandırma zorunluluğumuz var ve bunu yapacağız ve Bu süreç içerisinde şimdi her şey meydana çıkmaya başladı' ifadesini kullandı. 'Lütfen aklınızı kiraya vermeyin' 'Eğer bir yerde CHP güçlüyse AK Parti'ye oy verme, CHP'ye oy ver. Eğer, MHP orada güçlü CHP değilse AK Parti'ye oy yok, MHP'ye oy verin' denildiğine işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti: 'Siirt'te mesela, Mardin'de oralarda da BDP'ye yani, daha da ileri gidiyor, 'Cebrail'e oy yok, CHP, MHP, BDP'ye oy var.' Şimdi Allah aşkına 'Kainatının imamının' içtihatlarını görüyorsunuz, fetvasını görüyorsunuz. Şimdi bu fetvaya inanlara sesleniyorum ben: Ah benim canım kardeşlerim, lütfen aklınızı kiraya vermeyin. İradenizi kiraya vermeyin.' 'Bizim inancımızda, kula kulluk yoktur' diyen Başbakan Erdoğan, şöyle dedi: 'Faniye kulluk yoktur. Baki olan ise sadece Allah'tır. Allah'tan başka kimseye bizim kulluğumuz olamaz. Sen Pensilvanya'daki zatın kulu musun ya? O yanlış yapamaz mı? 'Efendim o söylediyse onda bir hikmet vardır.' Hikmet arayışını bırak, Allah'ın emrine bak, Resulünün sünnetine bak. Ama öyle uygulamalar var ki kişiyi ubudiyet noktasında sıkıntıya düşürür. Kulluk noktasında sıkıntıya düşürür.' 'Gerçek alimlere bir haksızlıktır' Erdoğan, bir televizyon dizisinde yayınlanan sahneyle ilgili eleştirilerini de dile getirirken, şöyle konuştu: 'İşte ne diyor, Miraçtan Peygamber Efendimiz iniyor, kamyonete bindiriliyor ve böylece arkasında işte salatüselamlar geliyor, birisi önüne yatıyor, bilmem ne yapıyor. Maalesef son katıldığım olimpiyatlarda yaptığı açıklamada, Peygamber Efendimiz'in orada olduğunu, söylüyor. Peygamber Efendimiz gelmiş, o folklorik gösterileri seyretmiş yani. Bu kadar enteresan şeyler. Bu tabii gerçek alimlere bir haksızlıktır. Bu hakikaten üzücüdür. Onun için çok saf temiz kardeşlerimizin ben hala olduğuna inanıyorum. Yani o evlerde, yurtlarda filan saf temiz çocukları aldatan, kandıran ablaları kastetmiyorum, onların da kendilerini çek etmeleri lazım. Onlara şahsımla ilgili beddua seansları yapıyorlar. Bakan arkadaşlarımla ilgili beddua seansları yapıyor. Bu beddualar bumerang gibi döner, kendilerine vurur. Bunu iyi düşünmeleri lazım.' 'Kayış attı' 'Şu ülkede ben çok açık net bir şey söylemem lazım. Düşünebiliyor musunuz, 28 Şubat'ta Pensilvanya'daki zatın başörtüsüyle ilgili vermiş olduğu fetva var, bir de daha önce ondan 15 20 sene önce yine vermiş olduğu fetva var. İkisi birbirine tamamıyla zıttır' ifadelerini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Orada itikadi olduğunu söyler, öncekinde ve 'Kuran'ın ayetlerine terstir, açamaz, şudur budur' filan derken, 28 Şubat sürecinde açma noktasında bu defa açıklamalar yapıyor. Nerelerden nereye. Akşam başka sabah başka. Olur mu böyle şey. Şu beddua olayında da 5 ay önce ne söyledi, 5 ay sonra ne söyledi? Buyurun! Yani orada, densizlik, diyordu, 5 ay sonra meşru oldu. Niye? Kayış attı.' 'Ameliyatımdan bugüne her şey çok daha güzel gelişti' Erdoğan, 'İki yıl önce 6 Mart'ta paralel bir gazetenin manşetinde 'Başbakan Erdoğan'ın iki yıl ömrü kaldı' diye bir haber yayınlandı. İki yıl tamamlandı, siyaseten mi acaba iki yıl ömür biçilmişti' sorusu üzerine, 'Siyasi olamaz çünkü seçim yok. Şimdi başka türlü götürme noktasında haberleri aldık. Onları duyduk ettik' yanıtını verdi. Allah'ın verdiği ömrü bir an öne, bir an sona kimsenin erteleme veya gereğini yapma yetkisi olmadığını ifade eden Erdoğan, 'Onun için biz ya Hafız deriz, ona sığınırız. Tedbirlerimizi alırız, yolumuza öyle devam ederiz. Onlar varsın böyle devam etsin. Ya Şafi dedik, şifanın en büyük vereni O'dur. Ve elhamdülillah ameliyatımdan bugüne her şey çok daha güzel gelişti. Şu anda bu maratonu ilk günlerimiz aratmayacak kadar götürüyoruz. Siyaseten meydandayız. Biz 'Müslümanım' diyenden bir şeyi bekleriz, Müslüman o kimsedir ki elinden ve dilinden Müslümanlar emindir, salimdir. Şimdi bakıyorsunuz beddualar var. Müslüman, bırakın Müslümana beddua etmeyi diğer insanlara bile beddua edemez, onun nezaketi bunu gerektirir. Ama bunlar çığırından çıkmış vaziyette' diye konuştu. 4 eski bakanla ilgili fezlekeler Erdoğan, '17 Aralık operasyonunda ismi geçen 4 eski bakanla ilgili Meclis'e gelen fezlekeler konusundaki tutumunun' sorulması üzerine de 'Ayın 19'unda arkadaşlarımız orada bulunacaklar' bilgisini verdi. Aynı gün kendisinin mitingleri olduğunu, mitinglerde bulunacağını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: 'Arkadaşlarımıza gerekli çağrılar yapıldı, arkadaşlarımız orada bulunacaklar. Fakat dikkat edilirse şu ana kadar anamuhalefet partisi bir soruşturmaya yönelik adım atmadı. Sadece bu toplantının yapılmasını istiyor. Tamam da niye soruşturmaya yönelik bir adım atmıyorsun? Burada dert başka. Dert: 'Acaba son 10 güne girerken bazı bir şeyler yakalar da belgeler, bilgiler filan yakalar da bunu biz kamuoyunda paylaşabilir miyiz?' Bunlar hukuk mukuk da anlamazlar, bunlar daha siyaseti öğrenemediler, çok acemisi bu işin. İşte onun için Anayasa Mahkemesinden birkaç kez döndüler, veto yediler. Güya hukukçuları da var, bir işe de yaramıyorlar. Bu olayda da soruşturmaya yanaşmıyorlar. Şimdi de o gün toplantı yeter sayısını 184 bulabilecekler mi bilemiyorum. Komisyonda da çoğunluk bizde oluyor. Yani bizim o komisyona 9 üye verme hakkımız var, 4 tane CHP'nin, bir diğerlerinin. Bu şekilde oluşan bir komisyon var. Dolayısıyla bu komisyonda, eğer böyle bir şeyin kurulması söz konusu olursa ki o da zannediyorum ayın 19'undan sonraki bir dönemde böyle bir adım atılacak olursa o zaten nisan ayı içerisinde olabilecek bir şey. Ama böyle bir noktada bunlar böyle bir adımı şu ana kadar atmadılar. Bunlarda böyle bir cesaret yok. Burada çok farklı gelişmeler olabilir. Benim 4 milletvekili arkadaşım asla bu şeylerden çekinmek gibi bir dertleri yok.' Başbakan Erdoğan, 'dört eski bakanın yargılanmak isteyip istememesiyle' ilgili soru üzerine de şunları kaydetti: 'Ortada herhangi bir suç unsuru yoksa, suç sabit değilse niçin böyle bir şeyi istesin? Bunlar gazete haberleriyle, gazete kupürleriyle... Bunlar bizim partimizi de biliyorsunuz o şekilde kapatma yoluna gittiler. Ve biz ki yola çıkarken bir şey söyledik. Ne dedik? '3Y' dedik. Yolsuzlukla yasaklarla yoksullukla mücadele. Biz bu mücadeleyi vermemiş olsaydık Türkiye'nin milli geliri 230 milyar dolardan 820 milyar dolara çıkabilir miydi? Biz bu mücadeleyi başarılı bir şekilde verememiş olsaydık eğitimde cumhuriyet tarihinin yapmış olduğu derslik sayısının yarıdan fazlasını... 205 bin derslik biz yaptık. Yollara bakıyoruz, bölünmüş yollarda 79 senede bunların yaptığı bölünmüş yol 6 bin 100 kilometre, biz şurada 17 bin kilometre bölünmüş yol yapmışız. Yolsuzlukların olduğu bir ülke bunu yapabilir mi? 23,5 milyar dolar IMF'e olan borç MHP'nin borcu, o getirdi, CHP'nin yavrusu DSP ile birilikte. Bize bunu bıraktılar. Bunu biz ödedik, biz bitirdik. 'Milliyetçiyiz' diyenler 27.5 milyar dolar Merkez Bankamızın döviz rezervi vardı, şu anda 128 milyar dolar döviz rezervi var. Yolsuzlukların olduğu bir ülkede buraya gelebilir misiniz? Sağlıkta zaten devasa bir patlama var. Çok enteresan, bu olaylarda gelen bir nokta var. Üçüncü havalimanı ile ilgili olarak yapılan ihale 46 milyar dolar, oranın müteahhitlerini bile bunlar yemeye kalktı.' Erdoğan, üçüncü havalimanının yapımının neden engellenmek istendiğiyle ilgili bir soruya, 'Oradaki müteahhit firmalardan herhalde mama almadılar bunlar. Bunlar biliyorsunuz, paralel yargıyı da kullanmak suretiyle bazı şeyleri haraca bağlıyorlar. Neyle? Şantajlarla. Şimdi burada bunlar çok çok önemli. Aynı zamanda uluslararası bir casusluk da. Bir savaşa, Allah göstermesin, girecek olsak düşman nereyi vurur? Ya gelir havaalanlarını vurur, ya köprüleri vurur' diye cevap verdi. '17 Aralık'tan sonra Ergenekon davasına bakışınız değişti mi' sorusunu Erdoğan, '17 Aralık öncesinde zaten intikam timleri kurulmuş. Bir kısım yargı mensupları adeta intikal timi gibi hareket ediyor. Bunu yerel mahkemede de üst mahkemede de görüyorsunuz. 'Ben bunu burada ne kadar daha fazla yatırırsam, o kadar kardır' diyor. Böyle bir adalet olur mu? Ne kadar erken karar verilirse o kadar adil davranmış olursunuz. Bunların böyle bir derdi yok ki. 'Ne kadar fazla yatarsa ben bundan intikamımı o kadar almış olacağım', mantık bu' yanıtını verdi. 'Bazı medya gruplarının attıkları başlıklara dikkat edin' Erdoğan, '28 Şubat mahkemelerinin yargılamaları veya haksız kararlarıyla ilgili bir şey yapılması gerektiğine inanıyor musunuz' sorusu üzerine de bu konularla ilgili çalışmalar olduğunu belirtti. 28 Şubat ile ilgili yalnızca Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) muvazzaf veya emekli mensuplarının yargılanmasının doğru olduğuna inanmadığını, bunu daha önce de söylediğini dile getirdi. 'Bir kısım sermaye bir kısım medya, bunlar o dönemin çok ciddi şakşakçılarıydı' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Dolayısıyla bunlar neden dinlenmiyor da sadece TSK'nın mensupları dinleniyor çünkü o arada o işin içerisinde bizzat yer alanlar var. Sivil kanat. Bu konuyla ilgili bu süreç içerisinde sivil kanada da bu iş uzanabilir, yeni düzenlemelerle birlikte. O paralel yapıyla ilgili olarak, paralel yargı diyelim, yine tenzih ediyorum iyilerini, bu işin dışarıda pazarlamacıları, komisyoncuları var. Bu komisyoncularla beraber bu işler götürülüyor. Çok açık, net ortada. Bundan dolayı seçim kampanyasında bazı medya gruplarının mesajlarına, attıkları başlıklara dikkat edin. Bu başlıklara baktığınız zaman buralarla bağlantılı olan tiplerdir, bunun endişesini taşıyarak o başlıkları atıyor, ona göre köşelerini yazıyorlar. Bunların hepsi buradan kaynaklanıyor.' 'Paralel yapı ülkenin karışmasını istiyor' 'Çözüm süreci hangi aşamada ve paralel yapının buraya müdahalesi ne noktada' sorusuna karşılık da Erdoğan, TBMM tatile girmeden yeni Demokratikleşme Paketi'nin Genel Kuruldan geçtiğini, paketin sürece yönelik çok ciddi adımlar içerdiğini anımsattı. Özellikle bölgeyi rahatlatacak bir hava oluştuğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu: 'Bu 'paralel yapı' dediğimiz fenomen burayı da hedef alıyor. Çünkü onlar ülkenin karışmasını istiyorlar. Ülkeyi karıştırmaya muktedir olamayınca bundan rahatsız oluyorlar. Çünkü onlar da buradan nemalanıyordu. Ama şimdi ülke sükut bulursa... Ne diyorlardı? 'Güneydoğu'daki sükuneti biz sağladık' diyorlardı. Neyle oralardaki dershaneleriyle sağlamışlar. Tamam, şu anda dershaneleriniz yine var. Siz eğer bu sükuneti sağlamak gibi bir idealiniz varsa bu işte 2015'in Eylül'üne kadar devam edeceksiniz.' Yeni düzenlemeyle bir partinin devlet yardımı alabilmesi sınırını yüzde 7'den yüzde 3'e düşürdüklerini ifade eden Erdoğan, şunları belirtti: 'Seçim barajı' konusunda ise bir anlaşma sağlayamadıklarını söyledi. Erdoğan, 'Bütün bunlarla bugüne kadar bizim tespit ettiğimiz talepleri, çözüm sürecine oturttuk ve yasal düzenlemesini de ona göre yaptık. Hiçbir yasal düzenleme veya hukuk o gün koyduğunuz noktayla bitmez. Tekamül denilen bir olay var. Bunu zaman içerisinde güncellemek durumundasınız. Bugün hala 30, 40, 50 yıl öncesinin yasalarıyla idare ettiğimiz bazı düzenlemeler var. Artık burada kalmak gibi bir şey söz konusu olamaz. Bunun sürekli güncellenerek o günün şartları neyse ona göre ayarlamamız gerekiyor.' AK Parti kurulurken güneydoğu illerini dolaştığında kendisine 'Sadece olağanüstü hali kaldırın, biz sizden başka bir şey istemiyoruz' denildiğini aktaran Erdoğan, iktidara geldiklerinde 'olağanüstü hal' uygulamasını hemen kaldırdıklarını anımsattı. Erdoğan, 'O dönemde kaldırmamıza rağmen ondan sonra çıkardığımız maddelerin sayısı 50, 60, 100'ü buldu. Durmadık. 'Silah sussun, siyaset kazansın' dedik, yok. Samimi davranmadılar hala da davranmıyorlar. Öyle olmasına rağmen, onlar istedi diye değil o bölgedeki insanımız neye layıksa onu yapalım, Batıda ne varsa doğuda, güneydoğuda da o olsun, ülkemizin 780 bin kilometrekaresinde vatandaşlarımız hepsi aynı hak ve hukuka sahip olsunlar.' 'Birinci Gezi kalkışması, ikinci Gezi kalkışması... Sokakları yakıyorlar, yıkıyorlar, yağmalıyorlar, ateşe veriyorlar, öldürüyorlar... Tüm bunlar oluyor, fakat hiçbir şey olmuyor. Ne hakimi ne savcısı kimse hesap sormuyor. Siyasi parti genel başkanları, medya patronları, iş adamları bu kalkışmalara, yağmalara, yakmalara, yıkmalara destek veriyor. Toplum bundan sıkıldı. Bu konularda nasıl önlem alacaksınız?' sorusuna Başbakan Erdoğan, şu cevabı verdi: 'Ukrayna-Türkiye benzetmesi veya farklı ülkelerle benzetmeler uygun değil bana göre çünkü Türkiye başka, o ülkeler başka. Koşullar başka, örf, adet bunlar bambaşka. Meclisimiz bizim öyle zannediyorum bu son 19'undaki olay sebebiyle nisanın ilk haftasını da tatil kararı alabilir ve nisanın birinci haftasından sonra da çalışmaya başlar. Bizim öncelikli görüşeceğimiz bazı yasa düzenlemeleri var, bunlara devam edeceğiz. Gerek yerel mahkemeler noktasında gerek güvenlik, gerek üst mahkemeler noktasında bu düzenlemeler tam manasıyla yapılmadıktan sonra, buraya çözüm getirmek mümkün değil. Önce bunun çözülmesi lazım. Çünkü bir kısım paralel yargı inanın artık adil karar vermiyor. Maalesef tamamıyla ön kabullerle ön yargılarla kararlar veriyor. Bunu görüyoruz. Bunu şahsımda yaşıyorum. Çünkü etrafımdaki birçok yargı mensubuyla hukukçu arkadaşlarımızla oturuyoruz, konuşuyoruz. Şimdi adam kalkıyor, 'hırsız başbakan' diyor. Bunu diyen kim? Anamuhalefetin başındaki adam diyor. Yargıda birisine 'hırsız hakim, savcı' deseler acaba kabul görür mü? Ne diyor? 'Ağır eleştiriye girer, sen siyasetçisin' diyor. Dikkat et, 'hırsız Tayyip' desen bunu bir yere uydurursun ama 'hırsız başbakan' diyorsun. Bu ülkenin başbakanına sen bu şekilde bir yakıştırma yapıyorsun. Yani bunun olmadığı bir yapı, kesinlikle reforme edilmesi lazım. İşte onun için önümüzde bir reform süreci var. Onun üzerine de yoğun bir şekilde gideceğiz. Buradan süratle bir neticeye varmamız lazım ki burada paralel vesayete de inşallah son verelim.' 'Sizin anketlerde son durum nedir? 30 Mart sonrası, cumhurbaşkanlığına aday olacak mı olmayacak mı Sayın Erdoğan' sorusuna, Erdoğan, 'Ben sizin kadar meraklı değilim o konuda' karşılığını verdi. 'Bütün bunlar Erdoğan, cumhurbaşkanı olmasın oluyor şeklinde yaygın bir görüş var. Aday olmazsanız, bu hesapları yapanların, hesapları tutmuş olmayacak mı?' sorusuna, Erdoğan, 'Şunu peşinen tekrar söyleyeyim: Benim şu anda her şeyim 30 Mart. Arkadaşlarımla hep buna kilitlendik. Çünkü 30 Mart'ta bizim birinci parti olarak çıkmamız lazım. Yapılan kamuoyu araştırmaları falan, bu konuda iyi çalışan bir partiyiz, gösteriyor ki biz şu anda birinci partiyiz' cevabını verdi. 'Onlar için koltuk önemli'- AK Parti genel başkanı olarak, 3 genel, 2 yerel, 2 tane de referandum geçirdiğini hatırlatan Erdoğan, 7 seçimde de AK Parti'nin kazandığını söyledi. 'Siyaset niye yapılır?' diye soran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Eğer Kılıçdaroğlu bir liderse ki böyle bir özelliği yok, ancak genel müdür. Sen niye bu işe soyundun? Yani partiyi birinci parti yapmak için değil mi, iktidara taşımak için değil mi? Şu 4 yıl içinde 3 seçime girdi, 3'ünde de arkadan nal topladı. Sayın Bahçeli bildim bileli partisinin başında. O, bizim ilk kazandığımız seçimde de parlamentoya da girememişti, biz CHP ile ikimiz girmiştik. O giremedi, 2002. Fakat hiç umurunda değil. onlar için koltuk önemli, koltuğun sıcaklığından vazgeçemiyor. Ben de diyorum ki bu seçimde AK Parti birinci parti olmazsa ben çekilmeye varım, genel başkanlıktan çekilirim. Kılıçdaroğlu genel başkanlıktan çekilebilir mi? Bahçeli genel başkanlıktan çekilebilir mi? İkisi de çekilemez. Niye? Çünkü onlarda böyle bir ideal, böyle bir aşk yok. Onlar için tek şey şu koltuk kaybolmasın. Zaten birisi kasetle geldi herhalde kasetle gideceği günü bekliyor. Öbürünün de zaten hiç umurunda değil, tamamen bir ideoloji, o şekilde yürütüyor. Diyorum ki buraya gönül veren vatandaşlarım, CHP'ye, MHP'ye gönül veren kardeşlerim, gelin bu işi yeniden bir kantara çıkarın. Olay, vatan millet meselesiyse o zaman burada el ele vermek suretiyle 'Beni madem temsil ediyorsun, iktidara taşıyamayacaksan ben senin arkandan niye geleyim?' Bu soruyu bir sorun.' 'Onların hepsi lehte netice veriyor'- 'Güçlü bir muhalefet olsaydı böyle darbe teşebbüsleri, 17 Aralık, 25 Aralık'taki operasyonlar olmazdı diye düşünüyor musunuz' sorusuna Erdoğan, 'Güçlü bir muhalefet olsa güçlü bir demokrasi olur zaten' yanıtını verdi. 'Daha keyifli olmaz mıydı' denilmesi üzerine Başbakan Erdoğan, 'Güçlü bir muhalefet olmadığı için biz iktidarız hem muhalefetiz, bizim durumumuz bu. Onlar sandıktan çıkamayacaklarını gördükleri, anladıkları için bundan dolayı da sandık dışı yollara başvuruyorlar. Bakın DHKP-C diyor ki: 'Ben, yaptım bu işi.' Adam diyor ki: 'Hava kararmıştı dolayısıyla elektrikleri kestiler, hükümet bu elektriği kim kesti onu bulsun' diyor ve diyor 'Katilini bulsun.' Yahu adam üstleniyor bu işi zaten. İşin bir bu boyutu var. İki: burada sebep netice ilişkisine bak. Nerede oluyor bu olay ve bu olayın olduğu yerin gittiği bölge neresi? Benim muhitim orası, büyüdüğüm yer, çok iyi bilirim oraları. Ama kendi önüne bir şey veriyorlar. Biliyorsunuz kılavuzu malum olanın işte böylece neticesi de bu oluyor. Bizim şu anda kamuoyu araştırmalarında, hamdolsun görünen o ki 45-50 bandında bir netice' dedi. 'Bu yasa dışı ses kayıtlarının bir etkisi olmamış o zaman' denilmesi üzerine Başbakan Erdoğan, 'Onların hepsi lehte netice veriyor' ifadesini kullandı. Şu anda büyükşehir mitinglerini yaptıklarını, seçime kadar 30 büyükşehirin tamamına gideceğini belirten Erdoğan, söz konusu şehirlerin seçmenin yüzde 75'ini oluşturduğunu vurguladı. Bu nedenle büyükşehir mitinglerini önemsediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, 'Temenni ederim ki bunlar daha da olumlu bir netice inşallah versin' diye konuştu. Kırım'da yaşanan olaylar- '27 Nisan bildirisinden sonra da yaşanmıştı, sizin şahsınıza ya da partinize yönelik tüm saldırılardan sonra oyunuz artıyor. İnsanlar etrafınızda kenetleniyor. Sonra bunun oya yansımasının ardından birileri çıkıp diyor ki o gün 27 Nisan bildirisini savunanlar, sonra anlaşma vardı diyorlar. Bu seçimde de oyunuzu artırırsanız, paralel yapı 'Erdoğan'ın kumpası' der mi?' sorusunu Başbakan Erdoğan, 'Onu 31 Mart'tan sonra konuşalım' diye yanıtladı. 'Kırımlı Tatarların lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu ile yayından önce görüşme yaptınız. Hem oradaki referandum hem gidişat... Böyle bir soğuk savaşa mı gidiyor? Hem de Kırımlı Tatarların Türkiye'den beklentileri... Sizin bu görüşmede onlara verdiğiniz mesaj nedir' sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi: 'Şu anda gerçekten Kırım'daki kardeşlerimizin durumu iç açıcı değil. Şimdi Mustafa Cemil kardeşimizle bunları konuştuk. Konuyla ilgili olarak gerek Dışişleri Bakanımız Davutoğlu gerekse ben belli girişimlerde bulundum. Sayın Davutoğlu'nu zaten daha önce bir Ukrayna'ya gönderdim. Ukrayna'da hem merkezi yönetimle hem de Kırım Özerk Cumhuriyeti'nde görüşmeler yaptı. Tabii bütün bu görüşmelerden sonra bir hasıla elimizde var. Daha sonra Roma'da bir toplantı oldu bu konularla ilgili. Orada Lavrov'la, Kerry ile görüşmeler yaptılar. Ayrıca ben gerek Sayın Putin ile gerek Sayın Merkel'le bu konuyla ilgili görüşme yaptık. Bu konuyla ilgili yaptığımız görüşmelerde hep şunu söylüyorlar: 'Kırım'ın toprak bütünlüğünü, işte Tatarlar, Ukraynalılar ve Ruslar olarak bir birlik beraberlik içerisinde biz de korumaktan yanayız, aynen sizin gibi düşünüyoruz.' Tabii bu ne derece güven vericidir ayrı bir konu. Çünkü şu anda yaklaşımlar, Sayın Kırımoğlu'nun ifadesine göre bizi pek tatmin etmiyor. Böyle bir sıkıntı var. Merkezi yönetimde yapıyı olumlu karşılıyor. Ama tabii mali noktada tabii şu anda merkezi yönetim ciddi bir sıkıntı içerisinde. Gerçi Avrupa Birliği'nin şu anda bir 16 milyar avro gibi bir yardımı söz konusu ama bu tabii ne zaman gelir, nasıl gelir, acaba böyle bir geçiş hükümetine böyle bir parayı verirler mi vermezler mi bunlar da ayrı bir konu. Biz öyle de olsa böyle de olsa Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin yanındayız, onların hakkını hukukuna korumak için her zeminde gerek Rusya ile görüşmelerimizi devam ettireceğiz, Almanya ile öyle zannediyorum şu önümüzdeki gün içerisinde Şansölye ile bir görüşmem olacak, o da öyle bir şey arzu ediyor. Bu arada Azerbaycan, Kazakistan ile bazı görüşmeler yapacağım. Bu görüşmelerle birlikte tabii Rusya'da yapacağım görüşmeyle Ukrayna'yı ve Kırım Özerk Cumhuriyeti üzerindeki bizim olumlu istikamette alınabilecek bir netice için baskılarımızı artıralım istiyoruz.' 'İzmir, böyle bir belediyeyle yönetilmeyi hak etmiyor'- İstanbul'daki ilçeler dahil 36'ncı mitingi yaptıklarını ifade eden Erdoğan, bugünkü programına ilişkin de bilgi verdi. İlk olarak Adnan Menderes Havalimanı'nın yeni yapılan bölümünün açılışına ardından Aydın ve Kahramanmaraş mitinglerine katılacağını ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: 'Aydın da büyükşehir oldu ilk defa. Orada inşallah 30 Mart'ta büyükşehir statüsünü almış olacak. Fakat çok enteresandır, bunların büyükşehir olmasına bu CHP karşı çıkmıştır, MHP, BDP karşı çıkmıştır. Çünkü bunlar büyükşehir nedir, bunları bilmiyorlar. Ben de vatandaşıma diyorum ki: Ey vatandaşım, ey sevgili kardeşim, bunlar sizin büyükşehir olmanıza karşı çıktılar. Sizin büyükşehir olmanızı istemeyen bu insanlar sizden gelip de hangi yüzle oy isteyecekler? Bunlar büyükşehir nedir bunu bilmezler, anlamazlar. Bunlara niye oy veriyorsunuz? Bak ben belediyecilikten geliyorum, üstelik İstanbul gibi bir ilin büyükşehir belediye başkanlığını yaptım. Bu nedir, bu ne değildir bunun çilesini çektim, bilirim. Ama şimdi burada AK Parti olarak istiyoruz ki bu şehirlerimiz çok daha farklı bir güzelliğe kavuşsun.' Başbakan Erdoğan, merkezi yönetim olarak Aydın, İzmir ve Manisa'da verdikleri hizmetin haddi hesabı olmadığını dile getirdi. 'Antalya'da son yerel seçimin ardından alınan netice sizi üzmüştü. İzmir'de de görüyoruz ki hükümet olarak ciddi yatırımlar yaptınız. İzmir'i kaybetme ihtimali sizi üzer mi' sorusu üzerine Erdoğan, 'Üzer tabii niye üzmesin' diye konuştu. İzmir'i ülkenin önemli bir parçası olarak gördüğünü vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: 'İzmir, böyle bir belediyeyle yönetilmeyi hak etmiyor. Yani bundan, bunu kurtarmamız lazım. Ben İzmir gibi bir ilde kanalizasyonların aktığını veyahut da bu çirkin yapılaşmaların olduğunu görmek, doğrusu beni kahrediyor. AK Partili belediyelerin olduğu büyükşehirlere bir gidin, oraların güzelliklerini görün. Onun için de biz AK Parti mutlu şehirler diye çıktık yola. Büyük medeniyet yolunda insan, demokrasi, şehir dedik. Her şeyde bir anlam var neyi nereye yüklüyoruz. Bizim de tabii İzmir'de istediğimiz işte burası da daha mutlu, daha müreffeh olsun, 'ben nasıl güzel bir şehirde yaşıyorum' bunun tadına varsın, istediğimiz, arzu ettiğimiz bu. Şimdi havadan geldiğiniz zaman Adnan Menderes'e indiğinizde orada AK Parti'nin şehircilik anlayışını görüyorsunuz. Çevre yollarına girdiğiniz zaman AK Parti'nin şehircilik anlayışını görüyorsunuz, tünellere girdiğiniz zaman bizi görüyorsunuz. Şimdi İstanbul-İzmir bu otoban yapılacak burada bizim ufkumuzu görüyorsunuz. Şurada bir belediye olarak su yok, su. O suyu da biz getirdik. Burada Gördes Barajı'nı yaptık su getirdik buraya, nasıl belediyesin sen ya?' Muhabir: Kadir Karakuş- Enes Kaplan- Kurbani Geyik-Halil Şahin- Eda Ünlü Özen | AA
"Tweet Mweet Anlamam Ben Bu İşlerden"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,ın Konuşmasından satır başları İstanbul Türkiye’nin özetidir. Bu ne manzara? Bugün Türkiye bizi izliyor. Tüm dünya İstanbul’u izliyor. Tüm mazlumları, mağdurları, yolda kalmışları, garipleri, öksüzleri sizi izliyor. Kahire’de oyları çalınmış kardeşlerim sizi izliyor. Şam’da kurşunların bombaların altında yaşayan açlıkla sefaletle imtihan edilen, belki de yavrusunun başında ağıtlar yakan ciğeri parçalanmış anneler sizi izliyor. Bağdat’ta barışa susayan gönüller İstanbul’u izliyor. Karabağ’da toprakları çiğnenen Azeri kardeşlerim sizleri izliyor. Mogadişu bugün İstanbul’u izliyor. 'KILIÇDAROĞLU BAK BU MONTAJI NASIL YAPTIK' Varsın birileri montaj desin. Kılıçdaroğlu bak bu montajı nasıl yaptık? Güzel mi, beğendin mi? Bir montaj da sen yap böyle. Varsın birileri montaj desin, taşıma desin. Bu muhteşem coşkuyu küçümsesin. Ama bilesin ki İstanbul, Gazze’nin yetimleri Ramallah’ın öksüzleri sizi izliyor. Kabe’nin etrafında tavafta olanlar size dua ediyor. Diyorlar ki 30’unun akşamında müjde bekliyoruz. 'ONLAR AHLAKİ OLMAYAN ŞEYLERİ İZLİYOR' Telefon, sürekli soruyorlar İstanbul nasıl. Gelirken aynı şeye muhatap oldum. İstanbul sen her an dildesin, kulaktasın, gözlerdesin. İzleniyorsun İstanbul. Ama Pensilvanya’nın izlediği gibi değil. Onlar mahremleri izliyor. Ahlaki olmayan şeyleri izliyor. Ama burası güzellikleri izliyor. Ülkemin aydınlık yarınlarını izliyor. Mahzun, boynu bükük Kudüs bugün sizleri izliyor. “Biz, kısık sesleriz minareleri, Sen ezansız bırakma Allah'ım. Ya çağır şurada bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım. Mahyasızdır minareler göğü de, Kehkeşansız bırakma Allahım. Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım. Bize güç ver... Cihad meydanını, Pehlivansız bırakma Allah'ım. Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma Allah'ım. Bilelim hasma karşı koymasını, Bizi cansız bırakma Allah'ım. Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma Allah'ım. Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allah'ım. Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız, Ve vatansız bırakma Allah'ım. Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah'ım.” Amin sonsuz kere amin. Bugün bir kez daha tarih yazıyorsun İstanbul. Bugün bir kez daha tuzakları oyunları bozuyorsun İstanbul. 'RAHŞAN AFFIYLA KURTARDIN' Millet oynanan oyunu görüyor. Millet sınırsız basiretiyle Türkiye üzerindeki kirli oyunu, tuzağı görüyor. 94’te İstanbul’a aday olduğumda, kimse kazanacağımıza ihtimal vermiyordu. Kimden aldık belediyeyi CHP’den. Yolsuzlukların belediyesi CHP. Kılıçdaroğlu sen bu işleri anlamazsın. Seni zaten SSK’dan tanıyoruz. SSK’daki yolsuzluklarınla tanıyoruz. Rahşan affıyla kurtardın işi yırttın. SSK hastanelerinde çektiğimiz çileleri biz biliriz. Az önce Kocaeli’nde yaşlı bir amca illa sahneye sahneye dedi. Getirin dedim, geldi. Ne dedi biliyor musunuz? İki kere beni hastanede rehin tuttular beni dedi rehin. Nice rehin tutulanlar oldu. Geldiğimde ilk verdiğim talimat şuydu. Bundan böyle hastanelerin kapısından kimseyi döndürmeyeceksiniz ve asla rehin tutmak gibi bir şey duymayacağım. Duyduğum zaman başhekimlere kesin ikazımdır, kesinlikle ilişkilerini keseriz. İstanbul’un seçkinleri kaymak takımı böyle bir sonuç beklemiyordu. İstanbul susuzdu, çöp dağları vardı. Çünkü CHP demek kirlilik demektir. Yolsuzluk demektir, çöp demektir. CHP demek susuzluk demektir. Ey İstanbul o zaman Ümraniye’nin belediyesi de CHP’liydi. Ümraniye çöplüğünde vahşi depolama vardı, o çöplük patladı 39 kişiye maalesef mezar oldu. gençler bunu bilmeyebilir, geziciler bunu bilmeyebilir. Ah ah, çevreci ha, ne çevrecisi ya? 39 kişi orada maalesef öldü. CHP’li belediye vardı. Bunun hesabını soran oldu mu? Nerde o medya? Yandaş medya nerede? sordular mı bunun hesabını? Sormazlar, işlerine gelmez. Niye? Paslaşıyorlardı, dayanışma içerisindeydiler. Onları onlar getirdiler. Ama tarih hesap soruyor şimdi. Diyor ki ey CHP o 39 vatandaşımızın hesabını ver. Kılıçdaroğlu sen bunların hesabını ver. Ama bunlarda o yüz yok. Geldi İstanbul’a büyükşehir başkan adayı oldu Kılıçdaroğlu. Ben de merak ettim nerede oturuyor diye. Dediler ki Kağıthane’de. Nerede oturuyorsunuz diye, Kağıttepe’de oturuyorum demiş. Ve seçim günü geldi oyunu kullanamadı. Yahu bunun eline üç koyun verin kaybedip gelir. İnanın bundan bir şey olmaz. Şimdi biliyorsunuz pozlar veriyordu, klasör. Yolsuzluk klasörü. Tabi böyle şeylerin olacağını da zannetmiyordu. Baykal genel başkan o da yanında. Klasörün sırtında ne yazıyor yolsuzluk. Kimin klasörü bu? Şu anda büyükşehir adayı olarak gösterdiler zatın. Ne yaptılar onu? Partiden ihraç ettiler hırsız ya. O ihraç ettikleri kişiyi şimdi getirdiler büyükşehir adayı yaptılar. Peki bu nasıl iş? Ben söylemiyorum klasörü sen hazırladın, şimdi de kalkıyorsun o adamı aday yapıyorsun. Niye? Malzeme yok ellerinde malzeme. Kimi koysunlar? Bunlar felç olmuş felç. Ama biz gümbür gümbür geldik, yine gümbür gümbür geliyoruz. Biz İstanbul’a, ülkemize, milletimize efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik. Yine hizmetkar olarak yolumuza devam edeceğiz. İstanbul’daki seçkinler elitler, Recep Tayyip Erdoğan’ın başkan seçileceğine inanmıyorlardı. Milleti dahi kontrol ettiklerini, milletin aklını çeldiklerini zannediyorlardı. Milletim onlara ağır bir ders verdi. şimdi ne diyorum biliyor musun? 30 Mart’ta sadece onlara değil, hani bu telefonları dinleyenler var ya, Pensilvanya var ya, en önemli dersi ona vereceğiz. 'BUNLAR BİZİM HELALİMİZİ YEDİLER' Bunların dershanelerine gidenler varsa yavrularımızı lütfen oralardan alın. Milli Eğitim Bakanlığı olarak hafta sonlarında takviye kurslarını biz ücretsiz olarak vereceğiz. Yıllarca bunlar bizi sömürdüler ya. Sülük gibi sömürdüler. Ama sülük faziletli, sülük zararlı kanı emer. Bunlar bizim helalimizi yediler ya. Sadaka dediler yediler, zekat dediler yediler, kurbanlık koyun dediler yediler, adak dediler yediler. Ah kardeşlerim ha, benim sevgili peygamberime, kendi televizyonunda miraçtan iniyor kamyonete bindiriyor. Ve bu senaryoları da o onaylıyor biliyor musun? Yahu sen hoca mısın senarist misin? Nesin? İyi niyetimizin kurbanı olduk. Başörtülü kızlarımızın, yahu üniversiteye giderken başlarını açmaları noktasında fetva veriyor beyefendi. Niye? Çünkü 28 Şubatçı generaller onu istediler. Ya sen nasıl hocasın be. Ama 28 şubat öncesi öyle demiyor. Akşam başka sabah başka. Şu andaki yandaş medya var ya muhtar bile olamaz dediler. Muhtar bile olamaz dedikleri kişi 11 yıldır aralıksız Türkiye’de başbakan oldu. Bu milletin iradesini çalamazsınız. Biz önce halkın sonra hakkın iradesine boyun eğdik. Benim meselem milletimin hak meselesidir. Benim meselem milletimin hukuk meselesidir. Biz hukuku çiğnemeye karşı dik duruyoruz. Yargı darbesi yapmak isteyenlere karşı dik duruyoruz. Milli iradenin çalınmasına karşı dimdik duruyoruz. Müslüman olmayanlara da hizmet etmek bizim görevimiz. İster Müslüman olsun, ister Hıristiyan olsun, ister ateist olsun. Bizim görevimiz alanında hepsi var. Bizim iktidarımız ayrımcılığın iktidarı olmayacaktır. Epey zamandır bir şarkı tutturdular. Demokrasi sandıktan ibaret değildir. Sevsinler sizi. Nereden ibaret? Doğru bunlar öyle alıştılar. Ama böyle değil. Biz sandıksız bir demokrasiyi asla kabul etmedik ve etmiyoruz. Sen Şişli’de ne yaptın ya? İstanbul’a ne yapacaksın. Bunların böyle bir imkanı gücü yok. Geçenlerde bizim Taksim Yenikapı hattındaki, yeni yapılan köprü var ya, o köprüyü yıkacakmış. Ya bu CHP yıkmakla mükellef, yapmakla değil. İstanbul’da ulaşım sıkıntısı var. İkinci tüp geçidi yapacağız. Kılıçdaroğlu onu da yıkarsınız olur mu? Ama iktidara gelemeyeceğine göre sen artık aracınla gezersin. 'TENCERE TAVA HEP AYNI HAVA' Bak Kanal İstanbul dedik, adam Kanal İstanbul’dan rahatsız. Biraz kendinize gelin. Şu ülkede bir dikili ağacınız yok. Sadece yakarsınız yıkarsınız başka işiniz yok. Ondan sonra da tencere tava hep aynı hava. Adı da ne? Demokrasi özgürlük. Tencere tavayla özgürlük olur mu? Ancak huzursuzluk olur. Bakıyorsunuz şimdi bazı bu zihniyette olan, sokaklarda yollarda çirkin hareketler yapma… 12 yıl boyunca hırsızların art niyetlilerin farklı hesaplar içinde olanların bu davaya sızmaması için hep hassasiyet içinde olduk. 'UYDURMA BİR PASAPORTLA KAÇTIN GİTTİN' Pensilvanya beddua seansları yapıyor. Varsınlar etsinler ya. Hiç önemli değil. Bumerang gibi onları vurur. Kötü söz sahibinindir. Bitmedi. Şimdi geçenlerde baktım bir şey daha düşmüş. Ne diyor? O uzun bize çok hainlik etti diyor. Şu hale bak, ya sen ne biçim hocaefendisin ya. Ya sen bu noktada eğer dürüstsen 99’da bu ülkeden niye kaçıp gittin? 15 yıldır kaçaksın. Uydurma bir pasaportla kaçtın gittin. İlkokul mezunu ve öbür taraftan da maalesef hak etmediği halde bir pasaportla kaçış. Şimdi soruyorum diyorlar ki inzivaya çekiliyor. TWEET MWEET ANLAMAM BEN BU İŞLERDEN Ya şu medya. Açık söylüyorum. Başta Doğan Grubu olmak üzere, açık söylüyorum, Ciner grubu olmak üzere, buna benzerler. İsimlerini diğerlerinin vermeyeceğim. Utanmadan sıkılmadan kalkıp şu anda bu olaylarda bize karşı yapılan haksızlıkları savunur durumdalar hala. Ya bu ülkenin başbakanına bu hakaretler yapılırken, siz nasıl oluyor da bunları savunuyorsunuz? Ha söyleyeyim, çünkü Pensilvanya’nın onlarla ilgili kasetleri de var. Şantaj var onlarla ilgili şantaj. Yeri geldiğinde onu da açıklarız diyorlar. Geçenlerde bir tane açıklandı, diğeriyle de ilgili açıklandı. Şimdi korkuyorlar. Şimdi batmışlar, bataklığa batmışlar. Bunlardan çekiniyorlar. Kendi devletine güvenmiyor, onlara güveniyor. Biz de kusura bakmasınlar, gereken neyse bunu yaparız. Öyle tweet mweet anlamam ben bu işlerden. Evet, Twitter dürüst davranacaksa her türlü desteği veririz. Youtube her türlü desteği veririz. Facebook ahlaksızlıklarından vazgeçerse destek alır. Ama aileleri bozacaksa karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bulur. Bunlarda neler var neler. Şimdi ne diyorlar, 25 Mart’ta şu çıkacak, 30 Mart’ta şu çıkacak. Hangi iftirayı atarsanız atın. Bu montajların bu ahlaksızlığınızın altında ezilip gideceksiniz. Daha şimdiden 30 Mart akşamı hangi yalanları söyleyeceklerini konuşuyorla “CUMHURBAŞKANIMIZIN KANAATİ FARKLI OLABİLİR” Şimdi ne diyorlar? Özgürlük elden gidiyor. Kusura bakmasınlar, bak şu Tayyip Erdoğan, kim ne derse desin bizim mahremimizi, görüşmelerimizi, konuşmalarımızı dinleyen ve dinletenlere karşı sonuna kadar mücadelesini verecektir. Özgürlük adı altında kimse bizim mahremimize giremez. Kim olursa olsun. Cumhurbaşkanımızın kanaati farklı olabilir. Beni dinleyecek, bakanları dinleyecek. Yahu bırakın tüm insanları dinleyecek. Beni dinleyemezsin, yok böyle bir şey. Ben artık evimde bile rahat rahat konuşamıyorsam, telefonla konuşamıyorsam, ailemle konuşamıyorsam, bu montaj, dublaj, uydurma şeylere itibar etmek suretiyle bu ülkede başbakanını yargılayamaz. Böyle bir hakları olmadığı halde bunlar bizi dinliyorlar. Ya şu medya. Açık söylüyorum. Başta Doğan Grubu olmak üzere, açık söylüyorum, Ciner grubu olmak üzere, buna benzerler. İsimlerini diğerlerinin vermeyeceğim. Utanmadan sıkılmadan kalkıp şu anda bu olaylarda bize karşı yapılan haksızlıkları savunur durumdalar hala. Ya bu ülkenin başbakanına bu hakaretler yapılırken, siz nasıl oluyor da bunları savunuyorsunuz? Ha söyleyeyim, çünkü Pensilvanya’nın onlarla ilgili kasetleri de var. Şantaj var onlarla ilgili şantaj. Yeri geldiğinde onu da açıkları diyorlar. Geçenlerde bir tane açıklandı, diğeriyle de ilgili açıklandı. Şimdi korkuyorlar. Şimdi batmışlar, bataklığa batmışlar. Bunlardan çekiniyorlar. Kendi devletine güvenmiyor, onlara güveniyor. Biz de kusura bakmasınlar, gereken neyse bunu yaparız. Öyle tweet mweet anlamam ben bu işlerden. Evet, Twitter dürüst davranacaksa her türlü desteği veririz. Youtube her türlü desteği veririz. Facebook ahlaksızlıklarından vazgeçerse destek alır. Ama aileleri bozacaksa karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bulur. Bunlarda neler var neler. Şimdi ne diyorlar, 25 Mart’ta şu çıkacak, 30 Mart’ta şu çıkacak. Hangi iftirayı atarsanız atın. Bu montajların bu ahlaksızlığınızın altında ezilip gideceksiniz. Daha şimdiden 30 Mart akşamı hangi yalanları söyleyeceklerini konuşuyorlar. MİT müsteşarımı tutuklayıp süreci bozmak istediler. Benim Anadolu’daki Trakya'daki kardeşimin gözünden bile sakındığı 20 yaşındaki evladı o dağlarda şehit olmuş bunların umurunda mı? Yozgat'taki kardeşimin Samsun'daki Kastamonu'daki kardeşimin ocağına ateş düşmüş bunların umurunda mı? Babaların ciğeri dağlanmış bu Pensilvanya'nın umurunda mı? Ya Mavi Marmara vuruluyor Pensilvanya'nın gözünde yaş yok. Tam aksine o başkalarının yanında yer alıyor. Bu Aydın Doğan'ın bu Pensilvanya'nın onların medyasının umurunda mı? ‘NE KOMADA ÖLEN ÇOCUK, NE DE BURAK YAVRUMUZ’ Ne İstanbul'da, ne komada ölen çocuk, ne de sokakta vurulan gencecik Burak yavrumuz bunların asla umurunda değil. Bunlar nebbaş nebbaş. Bunlar mezarlık soyguncusu. Cumhuriyet