Banknot Haberleri

Banknot ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Banknot ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

En İyi Yemek Sipariş Uygulamaları
Yemek siparişi vermek artık yalnızca birkaç tıkla yemeği kapıya çağırmaktan ibaret değil. Yemeksepeti, GetirYemek ve Trendyol Yemek, sundukları kampanyalar, teslimat seçenekleri, restoran ağları ve sadakat programlarıyla günlük tüketim alışkanlıklarının önemli bir parçası haline geldi. Peki 2026'da hangi yemek sipariş uygulaması gerçekten daha avantajlı? Hız arayanlar, daha fazla restoran seçeneği isteyenler ve bütçesini korumaya çalışanlar için cevap değişiyor.
İlk Osmanlı Seçimleri ve Parlamentosu
Giriş Osmanlı Devleti XIX. yüzyılın sonuna doğru Batılı devletler karşısında oldukça zayıf bir durumda iken, 1856 Paris Antlaşması görüşmeleri sırasında ilan ettiği Islahat Fermanı ile azınlıklara yeni haklar vermek durumunda kalmıştır. Balkanlardaki milletler ise bağımsızlık düşüncesiyle devlete isyan ederken Batılı büyük devletlerin desteğini aramaktan da geri durmamışlardır. Osmanlı Devleti, Balkanlardaki isyanları bastırmaya çalışırken sık sık Batılı devletlerin baskısıyla karşılaşmıştır. Batlı devletler de Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki milletlere karşı tutumunu sert bulmuşlar, kendi aralarında düzenledikleri toplantılarda aldıkları kararları Osmanlı Devleti'ne bildirerek uyulmasını istemişlerdir. Bu süreçte Osmanlı Devleti içerisinde, Batılı büyük devletlerin idare şekli olan 'meşrutiyet' idaresini talep eden ideolojik bir grup ortaya çıkmıştı. 'Yeni Osmanlılar' olarak bilinen bu grup Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi gazeteci, yazar ve düşünürlerle Mustafa Fazıl Paşa ve Mithat Paşa gibi devlet adamlarının fikirleri etrafında örgütlenmişti. Bunlara Veliaht Murat Efendi (V. Murat) da katılmıştı. Yeni Osmanlılara göre; memleket Avrupa'daki gibi anayasalı ve meclisli bir idare tarafından idare edilirse işler daha iyiye gidecek, Avrupalıların baskıları sona erecek ve Osmanlı Devleti eskiden olduğu gibi güçlü bir devlet haline gelecekti. Meşrutiyet idaresini istemeyen Sultan Abdülaziz 1876 yılında taht-tan indirilerek yerine V. Murat padişah yapılmıştır. Ancak yeni sultanın akıl sağlığının bozulması sonucu saltanatta yeniden değişiklik yapma zorunluluğu ortaya çıkmış ve üç ay sonra II. Abdülhamit saltanat tahtına getirilmiştir. Bu sırada Balkanlardaki isyanları ve yapılacak ıslahatı görüşmek üzere Rusya, İngiltere ve Fransa elçilerinin öncülük ettiği İstanbul Konferansı'nın hazırlık-ları yapılmaktaydı. Mithat Paşa ve çevresindekilere göre; padişahın atayacağı kişilerle Müslüman ve Gayrimüslim halktan seçilerek meydana gelecek federal bir meclis Osmanlı için kurtarıcı olabilirdi. Toplanacak olan devletlerarası konferansa böyle bir meclis ve anayasa ile çıkmak, üç devletin diplomasisinin amacını boşa çıkarmak olacaktı. Mithat Paşa bu nedenle Kanun-i Esasi'nin bir an önce hazırlanması için acele etmekteydi (Berkes, 2005, s. 312). Yeni Padişah II. Abdülhamit de vakit geçirmeden anayasanın hazırlanması ve meşrutiyetin ilanı için çalışmaları başlatmıştır. Osmanlı Devleti'nin ilk ana-yasası olan Kanun-i Esasi'yi hazırlamak üzere Mithat Paşa'nın başkanlığında, on altı mülkiye memuru, ilmiyeden on zat, askeriyeden iki ferik ve üç Hıristiyan müsteşardan oluşan özel bir komisyon kurulmuştur. İlk toplantısını 24 Eylül 1876 tarihinde yapan komisyon bir taraftan Kanun-i Esasi'yi hazırlamaya çalışırken diğer taraftan toplanacak parlamento için de yasa taslakları hazırlamıştır (Toprak, 2001, s. 18). Seçim Yasası ile Seçim Usul ve Esaslarının Belirlenmesi Kanun-i Esasi'yi hazırlamakla görevlendirilen komisyonun üzerinde çalıştığı konulardan biri de seçimlerin yapılarak Meclis-i Umumî'nin toplanmasını sağlamak olmuştur. Komisyon, meclisi oluşturacak üyelerin atamayla mı yoksa seçimle mi belirlenmesi konusu üzerinde titizlikle durmuştur. Âyan Meclisi üyelerinin tespiti tamamen padişahın takdirine bırakılmış, Mebusan Meclisi üyelerinin seçilmesi için de alt komisyonların görüşüne müracaat edilmiştir. Bu amaçla kurulan komisyonlar, kararlarını oy pusulalarıyla birlikte Kanun-i Esasi Tetkik Komisyonu'na vermişlerdir. Oy pusulalarında 'üyelerin seçimle belirlenmesi gerektiği' yönündeki görüşün çoğunluk tarafından benimsendiği görülmüştür (BOA, YEE, No:71/42; Baykal, 1960, s. 615-616). Kanun-i Esa-si'nin hazırlanarak ilan edilmesi uzun zaman alacağından ilk önce seçimlerin yapılması yoluna gidilmiştir. Dolayısıyla, Osmanlı tarihindeki ilk siyasi seçim olan Mebusan Meclisi seçimlerinin, henüz bir seçim kanunu yokken yapılması zorunlu hale gelmiştir. Seçimlerin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi, usul ve esaslarının belirlenmesini gerektirdiğinden, bugün 'kanun hükmünde kararname' olarak adlandırabilece-ğimiz geçici bir yasa hazırlanmıştır. Anayasanın ilanından önce ve ilk seçimler için geçerli olmak üzere, 'Talimât-ı Muvakkate' adıyla hazırlanan geçici yasa teklifi hükümet kararı haline getirilerek, Sultan II. Abdülhamit'in de onayı alınmış ve 28 Ekim 1876/10 Şevval 1293 tarihinde yürürlüğe konulmuştur (Mahmud Celaleddin Paşa, 1983, s. 178-179; Baykal, 1960, s. 609-612). Ta-limât-ı Muvakkate'nin eyaletler için uygulanması kararlaştırıldığından İstanbul ve çevresi (İzmit dâhil) ayrı bir seçim bölgesi olarak belirlenmiş ve bu bölgedeki seçim usullerini tespit etmek amacıyla 1 Ocak 1877/16 Zilhicce 1293 tarihinde 'Beyannâme' ismiyle ayrı bir kanun hükmünde kararname ve seçilecek mebusların vilayetlere göre dağılımını gösteren bir 'Cetvel' çıkarılmıştır (Başgil, 1946, s. 24-25; Armağan, 1978, s. 160; Tanör, 2002, s. 152). Bu şekilde, bir taraftan komisyon Kanun-i Esasi lâyihaları üzerinde çalışır-ken, bir taraftan da seçimler yapılarak meclisin açılması sağlanacaktı. Meclisin açılmasıyla devletin yönetim biçimi değişeceğinden farklı din ve milletlere mensup Osmanlı tebaası yönetimde söz sahibi olacak ve böylece yabancıların müdahalesinin önüne geçilecek ve parçalanma engellenecekti. Seçim Usul ve Esasları ile Mebus Adaylığı İçin Gerekli Şartlar Seçimlerle ilgili kanun hükmündeki kararnameler (Talimât-ı Muvakkate, Beyannâme ve mebus sayılarını tespit eden Cetvel) hazırlanıp ilan edildikten sonra sıra seçimlerin yapılarak meclisin toplanmasına gelmişti. Kanun-i Esa-si'nin 66. ve 119. maddelerine göre mebusların seçimi; gizli oy esasına göre ve yalnız ilk defa toplanacak meclis için olmak üzere Talimât-ı Muvakkate'ye göre yapılacaktı (Kili, 1982, s. 18, 25; Kili ve Gözübüyük, 1985, s. 38, 44). Anayasanın hazırlık çalışmaları devam ettiğinden seçimlerin daha önce yapılması gerekmekteydi. Komisyonun hazırlayarak neşrettiği 4 Kasım 1876/17 Şevval 1293 tarihli Talimât-ı Muvakkate'ye göre ülke çapında 80'i Müslüman 50'si Gayrimüslim olmak üzere toplam 130 mebus (milletvekili) seçilecekti. Geçici seçim talimatnamesi, milletvekili olabilme şartlarını belirleyerek her vilayetten kaç milletvekili seçileceğini de karara bağlamıştır. Vilâyetlerin çıkaracağı mebus sayısı, vilayetin genişliğine ve önemine göre tespit edilmiştir. Talimât-ı Muvakkate'ye göre mebus olabilme şartları anahatlarıyla şu esaslar üzerine belirlenmiştir: •Osmanlı Devleti vatandaşı olmak. •Her yönüyle emin ve itimada layık olmak, bunun için de ahlakının ve gidişinin temizliği ve dürüstlüğü ile tanınmış olmak. •25 yaşından aşağı olmamak. •Devletin resmi dili olan Türkçe'yi bilmek. •Seçildiği vilayetin halkından olmak. •Adli veya siyasi bir cinayet ve suç ile mahkûm olmamak. •Memleketinde az çok emlâk sahibi olmak. •Seçilecek kişi devlet memuru ise memurluktan ayrılmış olmak. Seçilecek mebus sayıları ve şartları tespit edildikten sonra, seçimin iki dereceli olması kararlaştırılmıştır. Meclis-i Umumî'nin toplanması için gereken zaman az olduğundan İstanbul dışındaki vilâyetlerde, daha önce halk tarafından seçilmiş olan İdare Meclisi üyeleri 'ikinci seçmen' kabul edilmişlerdir. Vilâyetlerdeki mebusları, İdare Meclisi üyeleri ikinci seçmen olarak seçmişlerdir. Talimât-ı Muvakkate'nin sonuna eklenen bir cetvelde Meclis-i Mebusan için cetveldeki vilâyetlere göre mebus sayıları ekte tablo halinde gösterilmiştir (Baykal, 1960; s. 613–614; Armağan, 1978, s. 157-159). Talimât-ı Muvakkate'ye Göre Osmanlı Seçim Sistemi Talimât-ı Muvakkate toplantı senesi için hazırlanmış geçici bir hukuk metnidir. Mebus sayısı 130 olarak belirlenmiştir. Talimât-ı Muvakkate'nin sonuna eklenen cetvelden anlaşıldığına göre mebusların 80'i Müslüman 50'si Gayrimüslim ahaliden seçilecektir. Taşra için uygulanacak olan Talimât-ı Muvakkate hükümlerine göre seçim iki dereceli olacaktır. Mebuslar vilâyet, livâ ve kazâlardaki İdare Meclisleri âzaları tarafından seçilecektir. Tüm ülkede yeniden seçimlerin yapılmasına yeterli zaman olmadığından vilâyet, livâ ve kazâların İdare Meclisleri âzaları daha önce yörelerinin halkı tarafından seçildiklerinden ikinci seçmen olarak kabul edilmişlerdir. İkinci seçmenlerin belirleyeceği mebuslar dolaylı olarak halk tarafından seçilmiş kabul edileceklerdir. Talimât-ı Muvakkate, Kanun-i Esasi'den farklı olarak bazı hükümler de içermektedir: •Kanun-i Esasi her elli bin erkek nüfusun bir mebus seçeceğini belirttiği halde Talimât-ı Muzakkate tüm ülke için 130 mebus seçilmesi hükmünü getirmiştir. •Kanun-i Esasi'de seçimlerin bir veya iki dereceli olmasıyla ilgili bir hüküm bulunmazken, Talimât-ı Muvakkate iki dereceli seçim sistemini benimsemiştir. •Kanun-i Esasi'de seçilme yaşı 30 iken Talimât-ı Muvakkate'de 25 olarak tespit edilmiştir. •Kanun-i Esasi seçilebilmek için emlâk sahibi olmayı şart koşmazken Talimât-ı Muvakkate emlâk sahibi olma şartını getirmiştir (Armağan, 1978, s. 155-156). Talimât-ı Muvakkate seçim esaslarını tespit ederken 'İstanbul ve Mülhakâtı' tabirini kullanmıştır. Daha sonra neşredilen 'Beyannâme' isimli belge ile İs-tanbul ve çevresinin nerelerden ibaret olduğu belirlenmiştir. Beyannâme'nin metni Bekir Sıtkı Baykal tarafından Belleten'de yayımlanmıştır (Baykal, 1960, s. 616-623). Talimât-ı Muvakkate'ye göre İstanbul ve çevresi 20 seçim dai-resine bölünmüş olup her daireden iki kişi ikinci seçmen olarak seçilecektir. İkinci seçmenleri seçebilmek için seçmenlerde bulunması gereken vasıflar da belirlenmiştir. Bu sisteme göre ikinci seçmen olabilmek için gerekli şartlar şunlardır: •Seçim yapılan dairenin ahalisinden olmak. •Osmanlı vatandaşı olmak. •Emlak sahibi olmak. •25 yaşından büyük olmak (Armağan, 1978, s. 156). İstanbul ve civarı için çıkarılan Beyannâme de, seçimlerle ilgili bazı hükümler ihtiva etmektedir: •İstanbul için 5'i Müslüman ve 5'i Gayrimüslim olmak üzere toplam 10 mebus seçilecektir. •İstanbul ve çevresi 20 seçim dairesine ayrılmış olup bunlardan 18'i İstanbul içinde, 19. daire Kazâ-i Erbaa dâhil oldukları halde Makarrı Köyü ve Ayaste-fanos, 20. daire ise İzmit Sancağı ve civarıdır. •Seçmenler için her mahallenin muhtarı bir defter düzenleyecektir. Bu defterlere kayıt olabilmek için en az bir seneden beri İstanbul'da ikamet etmiş olmak şarttır (Armağan, 1978, s. 160). Seçimlerin Yapılması ve Parlamentonun Toplanması İlk Mebusan Meclisi seçimlerinin yapıldığı dönemde, Osmanlı Devleti'nde henüz siyasi partiler yoktur. İdeolojik bir hareket olarak düşünülebilecek Yeni Osmanlılar Cemiyeti de bir siyasi parti şeklinde teşkilatlanmamıştır. Dolayısıyla Osmanlı Tarini'nin ilk parlamento seçimlerine siyasi partiler katılmamıştır. Bu seçimlerle ilgili hukuki belgelerde partilerden bahsedilmediği gibi o tarihte mem-leketimizde faaliyette olan siyasi parti de yoktur (Armağan, 1960, s. 160-163). İstanbul ve civarındaki 20 seçim bölgesinden seçmenler toplam 40 ikinci seçmen belirleyecek, bu şekilde tayin olunan 40 kişilik ikinci seçmenler 10 kişiyi yukarıdaki esaslara göre mebus seçecektir (Aldıkaçtı, 1982, s. 61-62; Başgil, 1946, s. 25). Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme esaslarına göre seçimler yapılarak taşrada; İdare Meclisleri âzaları (ikinci seçmenler), Talimât-ı Muvakkate'de belirlenen seçilme şartlarını taşıyan kendi vilayetleri halkından, o vilayet için istenilen sayı kadar ismi bir kâğıda yazarak altına imza ve mühür koyduktan sonra kazada kaymakama, livâda mutasarrıfa teslim etmişlerdir. Kazâ ve livâlarda hazırlanan kapalı zarflar valilere teslim edilmiştir. Vilâyet İdare Meclisleri'nin de onayı alındıktan sonra on beş kişiden oluşan bir komisyon huzurunda zarflar açılarak oylar sayılmış ve en çok oy alanlar, o vilayetin mebusu olarak belirlenmiş ve evrakları vali tarafından Şurâ-yı Devlet'e gönderilmiştir. İstanbul için ise oy verme süresi beş gün olarak ilan edilmiştir. Türkiye'de yapılan ilk seçimlerin ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir tarih ortaya koymak oldukça güçtür. Taşrada ilk Meclis-i Mebusan üyelerinin tespiti için seçim yapılmayıp, İdare Meclisleri üyeleri ikinci seçmen olarak kabul edilmişlerdir. Dolayısıyla ilk seçimler İstanbul ve çevresinde yapılmıştır. İstan-bul ve çevresindeki seçim esaslarını belirleyen Beyannâme 16 Zilhicce 1293'te çıkarılmış olup bu tarih Miladi takvimde 1 Ocak 1877'dir. Ancak o dönemde kullanılan Rumi takvime göre yılbaşı Mart'ta olduğundan seçimlerin 1876 yılı içinde yapıldığı söylenebilir (Armağan, 1978, s. 160). İstanbul ve çevresinin de seçimleri yapıldıktan sonra seçilen mebuslar İstan-bul'a gelmeye başlamışlardır. Ülke genelinde seçilerek İstanbul'a gelen mebusların sayısı 69'u Müslüman ve 46'sı Gayrimüslim olmak üzere 115'tir. İlk Osmanlı Mebusan Meclisi 19 Mart 1877 Pazartesi günü Dolmabahçe Sarayında Padişah II. Abdülhamit tarafından açılmıştır. Mebusan Meclisi'nin ilk reisi padişah tarafından atanan Ahmet Vefik Paşa'dır (Armağan, 1978). Talimât-ı Muvakkate gereği Meclis-i Umûmî'nin Rumi takvime göre 1 Mart 1293 Salı günü açılması gerekmekteydi. Ancak mebusların çoğu henüz İstanbul'a ulaşamadığından meclisin açılış töreninin 7 Mart 1293 gününe ertelendiği gazetelere ilan verilerek duyurulmuştur. İlk Osmanlı Meclisi, Ethem Paşa'nın sadrazamlığında, Rumi tarihle 7 Mart 1293 Pazartesi günü1 Dolmabahçe Sarayı'nın Muayede Salonu'nda padişahın nutkuyla başlayan görkemli bir törenle açılmıştır. Resmi müzakereler ise Ayasofya Camii yakınındaki Darülfünun binasında yapılmıştır. (Ahmed Saib, 1326, s. 112-114; Ahmed Saib, 1982-1983, s. 73-76; Abdurrahman Şeref, 1985, s. 162).2 Bu bina İstanbul Adalet Sarayı olarak kullanılmakta iken 1933 yılında çıkan bir yangında yanmıştır. Tören için İran'dan gelme altın taht Topkapı Sarayı'ndan getirilerek Mua-yede Salonu'na kurulmuştu. Tahtın sağ yanında sadrazam ve vükelâ, Osmanlı Gayrimüslim milletlerinin ruhani reisleri, Şurâ-yı Devlet ve adliye erkânı, solunda şeyhülislâm, kazaskerler, ilmiye erkânı ve yüksek mahkemelerin re-isleriyle askeri erkân yer almıştı. Bu iki sıranın ön tarafında ise sağda Âyan üyeleri, solda Mebusan üyeleri yerini almıştı. Törende yabancı devlet elçileri ve temsilcileri de bulunmaktaydı. Padişah salona yanında Veliaht Reşat Efendi ve Şehzade Kemalettin Efendi olduğu halde Teşrifatçı Kamil Bey'in eşliğinde geldi. Sadrazam Ethem Paşa, Padişahın kendisine uzattığı nutku okuması için Mabeyn Başkâtibi Sait Paşa'ya verdi. Sait Paşa'nın açılış nutkunu okumayı bitirmesiyle tören sona ermiş, şehrin çeşitli yerlerinden atılan toplarla meclisin açılışı kutlanmıştı (Us, 1940, s. 4-7; BOA, YEE, No. 71/5). Padişah nutkunda, meclisi açmaktan duyduğu memnuniyeti belirttikten sonra devlet idaresinin esasının adalet olduğunu, Osmanlı tebaâsının din ve mezhep hürriyetini altı yüz seneden beri korumasının adalet sayesinde mümkün olduğunu ifade etmiştir. İmparatorluğun çöküşünü engellemek maksadıyla Avrupa medeniyetine girmek gerektiğini, bunun için ilk teşebbüsü II. Mah-mut'un gerçekleştirdiğini, Abdülmecit'in de onun izinde yürüyerek Tanzimat-ı Hayriye'yi ilan ettiğini belirtmiş ve sözlerini şu cümlelerle sürdürmüştür: Kavânîn-i memleketin ârâ-yı umûmîyeye istinâdını elzem gördüm ve Kānûn-i Esâsî'yi ilân eyledim. Kānûn-i Esâsî'yi te'sîsden maksadımız; ahâlîyi rü'yet-i mesâlih-i umûmîyede hazır olmağa davet etmekden ibâ-ret olmayup, belki memâlikimizin ıslâh-ı idâresine ve sû-i isti'mâlât ile kā'ide-i istibdâdın imhâsına bu usûlün vesile-i müstakille olacağı cezm-i yakīnindeyim. Kānûn-i Esâsî fevâid-i asliyyesinden başkaca beyne'l-ak-vâm husûl-ı ittihâd-ı uhuvvet esâsını temhîd ve halkça bir ömr-i saadet ve ireb te'sîs eylemek maksadını dahi câmi'dir (BOA, YEE, No: 71/25; Arı, 2011, s. 290; krş. Us, 1940, s. 10-11). Açılış töreninden sonra Âyan ve Mebusan Meclisleri resmi müzakerelerin yapılacağı Ayasofya civarındaki eski Darülfünun binasında çalışmaya başladılar. Bu bina İstanbul Adalet Sarayı olarak kullanılmakta iken 1933 yılında çıkan bir yangında yanmıştır. Padişah tarafından tayin edilen Âyan Meclisi'nin toplantıları gizli olarak yapılmaktaydı. Âyan Meclisi Reisliğine padişah tarafından Server Paşa atanmıştı. Halkın seçtiği Mebusan Meclisi'nin toplantıları ise açık olarak yapılmaktaydı (Us, 1940, s. 13). İlk Osmanlı Mebusan Meclisi'ne seçilen mebuslar genellikle vilayetlerin İdare Meclisleri üyeleri arasından seçildiklerinden memleketin eşrafını temsil etmekteydiler. Mahalli problemleri olduğu kadar devletin genel sorunlarını da kavramış bulunmaktaydılar. Kanun-i Esasi'ye içten inanan mebuslar, meclis-teki hal ve hareketleriyle tarihin en büyük demokratik tecrübelerinden birini gerçekleştirmişlerdir (Karal, 1995, s. 233). Meclis-i Mebusan'ın İlk Dönem İcraatları Osmanlı İmparatorluğu'nda, ilk defa üç kıtada Yanya'dan Basra'ya, Van'dan Trablusgarp'a kadar uzanan topraklar üzerinde yaşayan çeşitli ırklara, dinlere ve mezheplere bağlı insanların temsilcileri bir araya gelerek Meclis-i Mebusan'ı oluşturmuşlardı. Tarihte eşine az rastlanacak türde olacak bu meclis 'Birleşik Osmanlı Milletleri'ni temsil etmekteydi (Karal, 1995, s. 233-234). Meclis-i Umumî çalışmalarına başlamadan önce 20 Mart 1877 tarihinde Mebusan ve Âyan üyeleri şu şekilde yemin etmişlerdir: 'Zât-ı Hazret-i Padişahîye ve vatanıma sadakat ve Kanun-i Esasi ahkâmına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riâyetle hilafından mücanebet eyliyeceğime kasem ederim' (Us, 1940, s. 22). İlk meclisin çalışma dönemi içerisindeki toplantılarında üzerinde çalıştığı ve müzâkere ettiği konular ile görüştüğü kanun taslakları Hakkı Tarık Us'un Meclis-i Mebusan isimli eserinde topladığı zabıt ceridelerinden aşağıya çıkarıl-mıştır (Us, 1940). 21 Mart 1877 tarihli toplantıda Meclis-i Mebusan'ın ikinci reis ve kâtiple-rinin seçimi ile dâhili nizamnâme üzerinde görüşmeler yapılmıştır. 23 Mart'ta dâhili nizamnâme üzerinde görüşmeler devam etmiş, Kudüs Mebusu Yusuf Ziya Efendi ikinci reislerin seçimiyle ilgili dikkate değer bir konuşma yapmıştır. Kudüs Mebusu yaptığı konuşmayla, Tanzimat'la ortaya çıkan nesiller arası fikir çatışmasının Meclis'teki yansımasını aşağıdaki ifadelerle ortaya koymuştur: 'Bizde ihtiyarların ekserisi riyâset hizmetini îfâ edemez. Gençlerimiz mektep gördüklerinden her şeyi bilirler. Mebusu olduğum Kudüs San-cağı'nda yüz yirmi bin nüfus vardır. Görmüşüm ki ekser erbâb-ı istidâd gençlerdendir. Bunun için en müsinni (en yaşlısı) yerine dirayetlisi yazılmalı.' 24 Mart'taki oturumda meclisin tatil günlerinin Cuma ve Pazar olduğu tespit edilerek dâhili nizamnâmenin görüşülmesine devam edilmiştir. 26 Mart tarihli oturumda bazı evraklar ilgili şubelere havale edildikten sonra padişahın nutkuna verilecek teşekkür mahiyetindeki cevap okunarak, gerekli görülen yerler tashih edilmiştir. 27-28 Mart tarihli oturumlarda padişahın nutkuna verilecek teşekkür mahiyetindeki cevap üzerinde görüşmelere devam edilmiştir. 29-31 Mart 1877 tarihleri arasında gizli oturumlar yapılarak Karadağ'ın toprak istekleri görüşülmüştür. Hariciye Nazırı Saffet Paşa meclise konuyla ilgili bilgi vermiş, Karadağ'la anlaşma yoluna gidilmesini, gerekirse Bugana isimli yerin Karadağ'a terk edilmesini, aksi taktirde Rusya ile savaş tehlikesinin söz konusu olacağından bahsetmiştir. Yapılan oylama sonucunda Karadağ'ın isteklerinin reddine ve hükümetin Karadağ'la haberleşmeyi kesmesine karar verilmiştir. Oylamada yalnız on sekiz Rum ve Ermeni kökenli mebus Karadağ'ın toprak isteklerinin kabul edilmesi yönünde oy kullanmıştır (Ahmed Saib, 1982-1983, s. 79-83; Us, 1940, s. 48-49). Daha önce görüşülmeye başlanan dâhili nizamnâme üzerinde 14 ve 16 Nisan günü müzâkereler devam etmiştir. Meclis 1, 7 ve 12 Nisan tarihli toplantılarda vilayet kanunu, 31 Mart, 14, 17, 18, 24 Nisan ve 3 Mayıs tarihli toplantılarda ise vilayet nizamnâmesi üzerinde müzâkerelerde bulunarak vilayetlerle ilgili düzenlemeleri tamamlayıp Âyan Meclisi'ne göndermiştir. 16 Nisan 1877 tarihli oturumda belediye nizamnâmesi görüşülmeye başlanmıştır. 21 Nisan'daki müzâkerelerde belediye nizamnâmesi üzerindeki gö-rüşmelere devam edilirken, bir taraftan da bütçe müzakerelerine başlayabilmek için bazı konuların müzâkerelerinde acele edilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı gün matbuat nizamnâmesi ve memurların unvan ve maaşlarının düzenlenme-siyle ilgili kanun görüşülmeye başlanmıştır. 25 Nisan 1877 tarihli oturumda matbuat nizamnâmesi üzerinde görüşmeler yapılmış, 27 Nisan'da ise belediye nizamnâmesinin görüşülmesine devam edilmiştir. 21 Nisan'daki oturumda İstanbul Mebusu Hasan Fehmi Efendi söz alarak; mebusların padişahın davetiyle Büyükdere'deki donanmayı ziyaret ettiklerini ve memnuniyetlerinden dolayı meclisin bir teşekkürnâme göndermesini teklif etmiştir. Bu isteğin meclis tarafından uygun görüldüğü zabıtlardan anlaşılmak-tadır. Mebuslar ayrıca 4 Mayıs 1877 Cuma günü Tersane-i Amire'yi ziyaret etmişlerdir. 25 Nisan 1877 tarihli oturumda, Petersburg Sefareti'nden gelen ve Rusya'nın savaş ilan ettiğini bildiren telgraf okunmuş, mebuslar Rusların savaş ilanıyla ilgili fikirlerini söylemişlerdir. O günkü oturum uzun sürmüş, mecliste bulu-nan bütün Hristiyan Rum ve Ermeni mebuslar Rusya'yı kınayarak, Rusların Hristiyanları koruma iddiasının boş olduğunu, bu iddiaların arkasında başka amaçların yattığını ve sonuna kadar Osmanlı Devleti ile beraber Rusya'ya karşı mücadele edeceklerini ifade etmişlerdir. Bazı mebuslar, Dahiliye Nazırı Cev-det Paşa ve Meclis Reisi Ahmet Vefik Paşa duyarlılıklarından dolayı Hristiyan mebuslara teşekkür etmişlerdir. Meclis 26 Nisan'da Rusya ile savaş durumunu görüşmeye devam etmiştir. Padişahın, ordu komutanlarıyla donanma komutanlarına hitaben yazdığı, Rusya'nın savaş ilan ettiğini bildiren telgrafları okunduktan sonra mebuslar 'Allah muvaffak etsin' diyerek hayır duada bulunmuşlardır. Suriye Mebusu Nakkaş Efendi, bütün Osmanlılara savaş ilan eden Rusya'nın uyanık bir düşman olduğunu, Hristiyanların oturduğu yerlerde ihtilal çıkarabileceğini belirttikten sonra dikkatli olunması gerektiğini, Rusya ile savaşabilmek için para gerektiğini ve bunun için lüzûm görülürse dış borç alınmasını tavsiye etmiştir. Nakkaş Efendi bütün vatandaşların fedakârlık göstermesini, yardım kampanyaları başlatılma-sını, vekillere varıncaya kadar bütün memurların maaşlarının yarısını almaması gerektiğini, vatandaşların iki-üç yıllık vergilerini peşin vermelerini, ancak bu şekilde Rusya ile mücadele edilebileceğini ifade etmiştir. 7 (Pazartesi), 8, 9, 10, 12 ve 14 Mayıs 1877 günlerindeki oturumlarda Mat-buat Nizamnamesi üzerindeki görüşmelere devam edip kabul edilen kanunu Âyan Meclisi'ne gönderen Mebusan Meclisi ayrıca İntihâb-ı Mebusan Nizam-namesini (Seçim Kanunu) görüşmeye başlamıştır. İntihâb-ı Mebusan Kanunu 10, 14, 15, 24, 28 Mayıs ve 2, 14, 19 Haziran 1877 tarihlerinde görüşülerek kabul edilmiş ve Âyan Meclisi'nin onayına sunulmuştur. Âyan Meclisi'nin kabul etmeyerek geri gönderdiği Seçim Kanunu, Mebusan Meclisi tarafından tekrar Âyan Meclisi'ne gönderilmiştir. Fakat bu kanun padişah tarafından tasdik edilmediği için yürürlüğe girememiştir (Armağan, 1960, s. 164). 12 Mayıs 1877 tarihli oturumda İngiltere elçisine verilecek olan mektup okunarak düzeltilmiş ve ikinci reisler tarafından İngiltere Elçiliği'ne verilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı gün ağnam rüsumunun artırılması ve memur maaşlarının eksiltilmesiyle ilgili iki kanun teklifi görüşülmüştür. 14 Mayıs 1877 tarihli oturumda, devlet gelir ve giderleriyle ilgili neler yapıldığının maliyeden sorulması üzerine Meclis Reisi ile bazı vekiller arasında konuşmalar olmuş ve konunun görüşülmesi sonraya bırakılmıştır. 15 Mayıs tarihli toplantıda ise meclis için gelecek çalışma dönemine yetiştirilmek üzere bir hizmet binasının yapılmasına karar verilmiştir. 19 Mayıs 1877 Cumartesi günü meclis, Belediye Nizamnamesi ve İdare-i Örfiye Kanunu'nu gündemine almıştır. 21 Mayısta ise Kavâim-i Nakdiye (kâğıt para, banknot) Kanunu ile Padişah'a gazilik unvanının verilmesinin tebrikiyle ilgili bir arizayı görüşmüştür. 22 Mayısta meclis; Hersek'e yardım teklifi, Vilâyât Belediye Kanunu ve Mahmut Nedim Paşa'nın dönemindeki icraatlarıyla memleketi zarara uğrat-masıyla ilgili yarım kalan mahkemesinin bitirilmesi gibi konuları gündemine almıştır. Vilayet Belediyeleriyle İlgili Kanun meclisin 23, 28, 29, 30 ve 31 Mayıs 1877 tarihli toplantılarında görüşülmüş, 49. maddeye kadar olan kısım kabul edilmiştir. Ancak 31 Mayıs 1877 tarihli toplantının ikinci celsesinin tutanakları bulunamadığından kanunun kesinlik kazanıp kazanmadığı bilinmemektedir. Dersaadet (İstanbul) belediye kanunuyla ilgili bir değişiklik kararı 14 Haziran 1877 tarihli toplantıda alınmıştır. 23 Mayıstaki toplantıda Rusların saldırıları sonucu Ardahan'ın kaybedilmesiyle ilgili komutanlardan bilgi istenmesine karar verilmiştir. 2 Haziran 1877 tarihli oturumda muvazene-i maliye (bütçe) ve Gayrimüs-limlerin askerliği konuları görüşülmüştür. Müslüman olmayan vatandaşların askere alınıp alınmaması üzerinde bazı tartışmalar yapılmış, kesin bir karara varılamamıştır. Muvazene-i maliye kanunu 4, 6, 7, 11, 13 ve 16 Haziran 1877 tarihlerindeki toplantılarda görüşülerek kabul edilmiştir. 7 Haziran 1877 tarihli oturumda Rus Harbi dolayısıyla hükümetin iç borç isteği görüşülmüştür. Görüşmeler sırasında mebuslar, hükümeti beceriksizlikle ve işleri iyi yürütememekle suçlayarak ağır ithamlarda bulunmuşlardır. Meclis gereken kredi meselesini araştırmak için bir komisyonun kurulmasına karar vermiştir. 9, 14 ve 19 Haziran 1877 tarihlerindeki meclis oturumlarında, savaş dolayısıyla iç borçlanmanın nasıl yapılacağı konusunu görüşülerek, tüm sivil memurlar ve binbaşı rütbesinden daha üst rütbedeki subayların maaşlarının yüzde onunun mecburi borç olarak kesilmesi karara bağlanmıştır. Ayrıca Mösyö Kaistiro ismindeki avukatın, kaynağını açıklamadan hükümete yaptığı varidat teklifi de reddedilmiştir. Mösyö Kaistiro teklifinin uygulanması durumunda elde edilecek gelirden yüzde iki komisyon ücreti de talep etmiştir. 18 Hazirandaki toplantıda memurlardan da temettü vergisi alınmasına karar verilmiştir. 19 Haziran tarihindeki oturumda meclisin çalışma süresinin on gün uzatılması kararı alınmıştır. 28 Haziran 1877 tarihli oturumda Karadağ meselesi, Mekteb-i Sultani (bugünkü Galatasaray Lisesi) hukuk dersleri ve beraat ettiği halde on dokuz yıldır hapiste yatan bir adamın tahliyesi gibi konular üzerinde durulmuştur. 28 Haziran 1877'de ilk Meclis-i Mebusan son toplantısını yaparak birinci dönem çalışmalarını bitirmiş ve tatile girmiştir. Sonuç Yerine: İlk Osmanlı Parlamento Seçimleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme Türkiye'de yapılan ilk seçimlerin yasal dayanağı olan Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme adlı belgelere bakıldığında ilk seçimlerin şu özellikleri taşıdığı görülmektedir: •Seçimler anayasaya ve onun çıkarılacağını belirttiği kanuna göre yapıl-mamıştır. Seçimlerin yapıldığı tarihte seçim kanununu çıkaracak olan meclis henüz oluşturulmamıştır. •Seçimler Talimât-ı Muvakkate ve Beyannâme adlı geçici belgelere dayanılarak yapılmıştır. •Seçimler genele açık değildir. Seçimlere kadınlar katılmamıştır. Seçme ve seçilme hakkı sadece erkeklere verilmiştir. •Seçimlere tüm erkek vatandaşların katılımı da sağlanmamıştır. Taşrada sadece İdare Meclisleri âzaları 'ikinci seçmen' olarak seçimlere katıl-mışlardır. İstanbul ve civarında ise 25 yaşını bitirmiş bütün vatandaşlar seçmen olarak kabul edilmemişlerdir. Seçmen olabilmek için 'emlâke mutasarrıf olmak' yani mülk sahibi olma şartı aranmıştır. Mülk sahibi olmayanlar seçimlere katılamamışlardır. •Seçimlerin tek veya çift dereceli olduğu konusu tartışmalıdır. Taşra için çıkarılan Talimât-ı Muvakkate, İdare Meclisleri âzalarını ikinci seçmen saymıştır. Oysa ikinci seçmenlerin halk tarafından seçilmesi gerekmek-teydi. İstanbul ve çevresinde ise ikinci seçmenler halk tarafından seçilerek seçim kurallarına daha çok uyulmuştur. •Seçimler basit çoğunluk esasına göre uygulanmıştır. Yani en çok oy alan adaylar kazanmıştır. Oyların eşit olması durumunda ise kur'a çekilmiştir. •Seçimlere siyasi partiler katılmamıştır. DİPNOTLAR 1 Rumî 7 Mart 1877 tarihinin Miladi karşılığı 19 Mart 1877 Pazartesi gününe tesadüf etmek-tedir. Nitekim II. Abdülhamid'in meclisi açış nutkunun sonunda yer alan Hicri 4 Rebîülevvel 1294 ve Rumi 7 Mart 1293 tarihleri de aynı günü işaret etmektedir(Bkz: BOA, YEE, No: 71/25. Karal ise Meclis'in açılış tarihini 20 Mart 1877 olarak göstermektedir (Karal, 1995, s. 232). 2 Ahmed Saib, Meclis'in açılış töreni ile ilgili geniş bilgi vermektedir. KAYNAKÇA Abdurrahman Şeref Efendi. (1985). Tarih musahabeleri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Ahmet Saib. (1326). Abdülhamid'in Evail-i Saltanatı. Mısır. Ahmet Saib. (1982-1983). Abdülhamid'in Evail-i Saltanatı. Turfan, R. (Sadeleşti-ren). İstanbul, 1982-1983. Aldıkaçtı, O. (1982). Anayasa hukukumuzun gelişimi ve 1961 anayasası. (4. bs). İstanbul: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları. Arı, B. (2011). Meclis-i Mebusan'ın açılış töreni ve II. Abdülhamid'in açılış nutku / The opening ceremony of Meclis-i Mebusan and the address of Abdülhamid II. II. Abdülhamid –Modernleşme sürecinde İstanbul / Istanbul during the modernization process– içinde (s. 283–296). Coşkun Yılmaz (Ed.). İstanbul: İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti. Armağan, S. (1978). Memleketimizde ilk parlamento seçimleri. Kanun-u Esasî'nin 100. Yılı Armağanı içinde, s. 147-168, Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Yıldız Esas Evrakı. No: 71/5, 25, 42. 188Sosyoloji Dergisi, 2013/1, 3. Dizi, 26. Sayı Başgil, A. F. (1946). Hukukun ana mesele ve müesseseleri. İstanbul: İsmail Akgün Matbaası. Baykal, B. S. (1960). Birinci Meşrutiyete dair belgeler. Belleten, 24 (96), 601–636. Berkes, N. (2005). Türkiye'de çağdaşlaşma. (7. bs.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Karal, E. Z. (1995). Osmanlı Tarihi, VIII. (4. bs.). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. Kaya, S. K. (1991). 1876 Kanun-i Esasi'sinin hazırlanması ve Meclis-i Mebusan'ın toplanması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Kili, S. (1982). Türk anayasaları. İstanbul: Tekin Yayınları. Kili, S. ve Gözübüyük, Ş. (1985). Türk anayasa metinleri: Sened-i İttifaktan günü-müze. İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları. Mahmud Celaleddin Paşa. (1983). Mir'ât-ı hakîkat: Tarihi gerçeklerin aynası I-III. İ. Miroğlu (Haz.). İstanbul: Berekat Yayınları. (Orijinal çalışmanın basım tarihi: 1326). Tanör, B. (2002). Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri, (8. bs.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Toprak, S. V. (2001). Birinci Meşrutiyetin ilanı meselesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. Us, H. T. (1940). Meclis-i Mebusan: 1293/1877. İstanbul: Vakit Gazetesi Matbaası. Seydi Vakkas Toprak Yrd. Doç. Dr., Adıyaman Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, seyditoprak@ gmail.com **http://www.journals.istanbul.edu.tr/** Sosyoloji Dergisi, 3. Dizi, 26. Sayı, 2013/1, 171-192
İşte Parayı Ağzınıza Götürmemenizin Nedeni
Konu kirli paralar: Bilimadamları para üzerinde yaşayan şaşırtıcı sayıda mikrop keşfetti. New York Üniversitesi'ndeki (NYU) Kirli Para Projesi'nde görevli araştırmacılar dolar üzerinde yaptıkları DNS çalışmasında paranın üzerinde yüzlerce çeşit bakteri buldular. NYU araştırmacıları 1 dolarlık banknot üzerinde yaptıkları genetik materyal analizinde, toplam 3 bin çeşit bakteri keşfetti. Bu sayı örneklerin mikroskop altında incelendiği daha önceki çalışmalarda ortaya çıkan sayıdan oldukça fazla. Yine de bu miktar insan dışı DNA'ların ancak yüzde 20'sini kapsıyor. Araştırmacılar, buna neden olarak genetik veri bankalarında bu kadar çok mikroorganizmanın kategori altına alınmamasını gösteriyor. Bol miktarda tanımlanan türlerden biri akneye neden olan bakteriler oldu. Tanımlanan diğer bakteriler ise ülser, zatürre, gıda zehirlenmesi ve stafilokok enfeksiyonları gibi rahatsızlıklara neden oluyor. Hatta bazıları antibiyotik direncinden sorumlu genler taşıyor. NYU Genom ve Sistemler Biyolojisi Merkezi'nden genom sıralama sorumlusu Jane Carlton yaptığı yorumda, 'Bu gerçekten bizleri şaşırttı. Gerçekten de paranın üzerinde üreyen mikroplar bulduk' dedi. Henüz yayınlanmamış bu araştırma uluslararası bir sorun olan kirli para sorununu bir kez daha hatırlattı. Rupiden euroya kağıt paralar dünyada en fazla el değiştiren maddelerden birisi. Hijyenistler uzun zamandan bu yana bunun bir salgının kaynağı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. 23 ülke için özel banknotlar yapan Innovia Security Müdürü Philippe Etienne yorumunda, 'Vücut sıcaklığındaki bir cüzdan bakteri üretme kabı gibi.' dedi. Bazı para uzmanları merkez bankalarının ve devlet hazinelerinin mikrobiyolojiden çok paranın sahtesinin yapılabilirliği ve sağlamlığı konusunda endişe duyduklarına dikkat çekiyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 150 milyar dolar yeni banknot tedavüle giriyor. Yarı keten karışımından yapılmış bir ABD doları 21 aydan daha kısa bir süre sağlamlığını koruyabiliyor. ABD merkez bankası bu yıl toplam nominal değeri 297,1 milyar dolar olan 7,8 milyar banknot yapmak için 826,7 milyon dolar harcadı. Paranın sağlamlığını daha da uzatmak için Kanada'dan Butan Krallığı'na kadar bir çok ülke esnek plastik polimer zardan banknot basıyor. Yen para birimlerindeki maddelerin kamu sağlığına etkisini araştıran Avustralya Ballarat Üniversitesi, 10 ülkedeki süpermarketlerden, restoran ve kafeteryalardan aldıkları kağıt paraları test ettiler. Foodborne Pathogens and Disease dergisinde yayınlanan 2010 yılındaki araştırmada her ne kadar bakteri seviyesi ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de polimerden yapılmış paraların üzerindeki bakteri sayısı ketenden yapılmış paraların üzerindeki bakteri sayısından az çıktı. Etienne konuyla ilgili yorumunda, 'Polimerden yapılmış parada önemli olan bu paranın emici özellik taşımaması. Bunun da temizlik açısından yararları var.' dedi. Diğer araştırmacılar da yedi farklı para üzerindeki bakterilerin büyümeleri araştırdı. Antimicrobial Resistance and Infection Control'de yayınlanan araştırma sonucunda bazı mikropların plastik banknotlar üzerinde daha uzun yaşadıkları keşfedildi. İnsan dokunuşu ise sorun yaratıyor. Bakteriler derideki mum tortusundan ve tedavüldeki kağıt paradaki yağdan besleniyor. Araştırmacılar ayrıca kağıt para üzerinde lifli yüzey de keşfetti. Hindistan, Hollanda ve ABD'deki araştırmacı gruplar geleneksel hücre kültürü teknikleri kullanılarak kağıt para üzerindeki bakterilerin yaklaşık 93'ünü izole etmeyi başardı. Londra'daki Queen Mary Üniversitesi'nde görevli mikrobiyologlar 2012'de test ettikleri İngiliz banknotlarının yüzde 6'sında kalın klozetteki miktara eşdeğer bağırsakta enfeksiyona neden e.coli bakterisi buldu. NYU'daki araştırmacılar hücreleri izole ederek mikroskop altında çalışmak yerine yüksek hızlı gen sıralaması ve bilgisayar destekli veri analistleri yaptığından daha fazla türü tanımladı. Deneyde Manhattan'da ismi açıklanmayan bir bankadan geçen yıl alınan 80 adet bir dolarlık banknotlar üzerindeki DNA'lar analiz edildi. Toplamda bu dolarlar 1,2 milyar DNA seğmendi içeriyor. Tüm genetik verileri tutmak için 320 gigabaytlık dijital depo alını kullanıldı. DNA'lar New York'un olduğu gibi çeşit çeşit idi. Bu DNA'ların yarısı insanlara ait çıktı. Araştırmacılar bakteri, virüs, mantar, bitki patojenleri buldular. Hatta şarbon ve difterinin oldukça küçük izlerini buldular. Paraların üzerinde at, köpek ve dahası beyaz gergedan DNA'sı da bulundu. ROBERT LEE HOTZwsj.com.tr
'Bir Telefonu Almak İçin Saatlerce Kuyrukta Bekliyorlar, Geçen Yılkinden Farkı Yok'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ürünlerinin, yeni bir logo ve ''Gücü Keşfet'' sloganı ile tanıtılacağını belirtti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çırağan Palace Kempinski Otel'de, Türkiye İhracatçılar Meclisi 'Türkiye Markası' lansmanı toplantısında yaptığı konuşmada, tanıtımı yapılacak logo ve sloganın başarılı olmasını diledi.Logonun hazırlanmasında emeği geçen kişi ve kuruluşları tebrik eden Erdoğan, tasarım üzerinde uzun soluklu bir çalışma yapıldığını, iş adamlarından reklam ajanslarına, ihracatçılardan siyasetçilere, sivil toplum örgütlerinden vatandaşlara değin geniş bir yelpazede görüşler alındığını ifade etti. Başbakanlık görevinde bulunduğu sırada taslakları kendisinin de görme fırsatı bulduğunu, önerilerini, tavsiyelerini ilettiğini aktaran Erdoğan, 'Sonuçta Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisinin ön ayak olduğu ama bugün itibarıyla tüm Türkiye'ye mal olacak, tüm dünya tarafından tanınacak bir tasarım ortaya çıktı' dedi.Benzeri süreçleri ve heyecanları daha önce de başbakanlık yaptığı hükümetler dönemlerinde yaşadığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Bildiğiniz gibi, 28 Ocak 2004'te bir yasa çıkardık. Türk Lirası'ndan 6 sıfırın atılması sürecini başlattık. 2004 yılı boyunca Merkez Bankamız, çok titiz bir şekilde hazırlıklarını yaptı ve 'Yeni Türk Lirası' adı altında yeni banknot ve madeni paraları 1 Ocak 2005'te tedavüle soktu. Bu yeni banknot ve madeni paraların tanıtımını da yine bizzat ben ve bakan arkadaşlarım birlikte yapmıştık. Yeni Türk Lirası, o dönemde mevcut paralarla aynı tasarımı taşıyordu. Ancak 6 sıfır olmaksızın basılmıştı. Ardından 1 Ocak 2009'da milletçe yine bir başka heyecanı yaşadık. Geçici olarak tedavüle girmiş 'Yeni Türk Lirası'ndan', 'Yeni' ibaresini kaldırdık. Yeni tasarımlarıyla Türk Lirası'nı kullanmaya başladık. Dünyanın ilgiyle izlediği çok çok başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Allah'a hamdolsun hiçbir aksaklık yaşanmadı. 6 sıfırın atıldığı yeni paramız, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada beğeni topladı, ilgi çekti ve Türk Lirası nihayet itibarına yeniden kavuşmuş oldu. Yine bugün yaşadığımıza benzer bir heyecanı Türk Lirası'nın simgesini hazırlarken ve kamuoyuna açıklarken yaşadık. Dünyadaki tüm güçlü ve saygın para birimlerinin bir logosu vardı ancak, Türk Lirası için sadece 'TL' kısaltması kullanılıyordu. Güzel, sade, kolay yazılabilir bir logo hazırlandı, kamuoyuna tanıtıldı ve bu logo da çok hızlı yaygınlaşarak vatandaşlarımız tarafından kullanılmaya başlandı. Şu anda çarşıda, pazarda, etiketlere baktığımızda bu logonun kullanıldığını ve artık iyice benimsendiğini görüyoruz. 'Bugün de Ekonomi Bakanlığı ve TİM tarafından hazırlanan aynen yeni Türk Lirası logosu gibi önem arz eden bir başka logoyu, bir başka milli tasarımı, Türkiye ve dünyaya tanıttıklarını dile getiren Erdoğan, 'İnşallah bugünden itibaren Türkiye'de üretilen ürünlerin artık üzerinde 'Made in Turkey' damgası yerine artık bu logo olacak. Dünyanın neresinde olursa olsun bu logoyu görenler o ürünün Türkiye'de üretildiğini, Türkiye'den ihraç edildiğini anlayacaklar' diye konuştu. Bu logoyla birlikte 'Discover the potential' sloganının kullanılacağını kaydeden Erdoğan, bu sloganın da son derece isabetli olduğunu söyledi. 'Discover the potential' cümlesini İngilizce'den Türkçe'ye çevirirken 'Potansiyel' sözcüğü yerine 'Güç' sözcüğünün kullanımının daha uygun olacağı görüşünde olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Yani 'Gücü keşfet'... Bu noktada böyle bir yaklaşım. İnşallah bugünden itibaren tüm dünyada Türkiye'yi ve Türkiye ürünlerini bu logoyla ve 'Gücü keşfet' sloganıyla tanıtıyor olacağız' diye konuştu. Türkiye'nin dünyaca tanınan markalarının itibar ve güvene sahip olduğunu anlatan Erdoğan, 'Bu logo ve sloganla inanıyorum ki ürünlerimizin gücüne güç katılmış, itibarına itibar katılmış, güvenine de güven katılmış olacaktır. Bu önemli logo ve sloganın bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçenleri tekrar tebrik ediyor, elinize sağlık diyor, herkese şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum' dedi. 'Eleştiriler olacak'Erdoğan, belirlenen logo ve slogana yönelik eleştiriler geleceğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:'Yeni Türk Lirası ve sıfırları atılmış Türk Lirası banknotlarını tanıttığımızda belli kesimlerden çok acımasızca eleştiriler yapılmıştı. Hatta bu 6 sıfır atıldığı zaman, 'Enflasyon patlar' deyip, 'Eğer bu başarılı olursa Taksim'e çıkar eşek gibi anırırım' diyen köşe yazarları olmuştu. Hala yazmaya devam ediyorlar ama Taksim Meydanı'na çıkmadılar. Değerli arkadaşlarım, bugün baktığımızda hem banknotlarımızın hem de TL logosunun sorunsuz şekilde kullanıldığını benimsendiğini görüyoruz. Karamsar senaryoların hiçbiri gerçekleşmedi. Yeni paraların enflasyon üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmadı. Ödemeler üzerinde, ticarette, çarşıda, pazarda yeni paralardan dolayı öyle seslendirildiği gibi olumsuz hadiseler de yaşanmadı. Toplum yeni para birimine çok kısa sürede adapte oldu. Değişime anında ayak uydurdu sanki yıllardır kullanıyormuş gibi yeni paraları ve yeni logoyu kullanmaya başladı. Bugün tanıtımı yapılan slogan ve logonun da yapılacak tüm olumsuz eleştirilere rağmen hızla benimseneceğine, hızla kullanıma girip yaygınlaşacağına ben yürekten inanıyorum. Özellikle bizim KOBİ'lerimiz, sanayicilerimiz, ihracatçılarımız, değişim konusunda dünyada gerçekten farklı bir yere sahipler. Onların bu logoyu hızla ürünlerine ambalajlarına, paketlerine basıp logonun yaygınlaşmasına katkı sunacaklarını tahmin ediyorum. Tabi bu logo ve sloganın yaygınlaşmasında uluslararası markalarımıza da büyük görev düşüyor. Örneğin Kültür ve Turizm Bakanlığımızın artık uluslararası bir turizm markası olan Türkiye'yi bu logoyla tanıştırmalarını bekliyoruz.'Konuşmasında Türk Hava Yolları'nın da benzeri şekilde logo ve slogana sahip çıkmasını, logo ve sloganı onlarca dünya ülkelerine taşımasını beklediğini ifade eden Erdoğan, 'Barcelona'yı Real Madrid'i filan falan bunları taşıyabilirsin o ayrı bir konu ama önemli olan bu. Bunu tabi ısrarla taşımanız gerekir' diyerek espri yaptı.Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:'Bu yeni logo ve sloganı esasen yeni Türkiye'nin güçlü Türkiye'nin artık küresel iddiaları ve hedefleri olan Türkiye'nin özgüven simgesi olarak görüyorum. Evet bu tasarım ve 'Gücü Keşfet' sloganı, yeni Türkiye'nin özgüveninin simgesidir, özgüvenin sloganıdır. Biz sadece bu logoyu markalarımızın üzerine basmakla yetinmeyeceğiz. Bu özgüvenlogosunu basabileceğimiz artık çok daha fazla marka üretmenin mücadelesini de kararlılıkla yürüteceğiz. Mevcut markalarımız artık bize yetmiyor. Dünya mağazalarında, piyasalarında, pazarlarında kendisine yer bulan markalarımızla gurur duyuyoruz ama bunları artık sayıca yetersiz görüyoruz. Türkiye ekonomisi gelmiş artık marka meselesine, marka ihtiyacına dayanmıştır. Bizim istikrarlı şekilde büyürken ihracatımızı son derece hızlı şekilde artırırken artık enerjimizin önemli bir kısmını bu marka konusuna ayırmamız gerekiyor. Arkadaşlar yeni markalar üretecek güce yani potansiyele ziyadesiyle bu heyet sahiptir. Eğer fikir derseniz, Allah'a hamdolsun olsun parlak fikirlere, yenilikçi fikirlere sahip bir neslimiz var. Eğer girişim diyorsak, girişim ruhu diyorsak, dünyanın her yerine ulaşabilen ve her yerinde iş kovalayan dinamik, enerjik girişimcilerimiz var. Teşvik konusunda, destek konusunda eskisine oranla çok daha farklı, çok daha güçlü bir konumdayız.'Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için Amerika Birleşik Devletleri'nin New York şehrinde olduklarını, konakladıkları otelin bulunduğu '5. Cadde' adı verilen uzun bulvarda dünyanın birçok ülkesinin büyük markalarının görüldüğünü belirtti.Aynı caddede dünyaca tanınmış bir teknoloji markasının da mağazasının bulunduğu dile getiren Erdoğan, şunları söyledi: 'Tabii bizim toplantı ve görüşmelerden dolayı görme fırsatımız olmadı. Ama arkadaşlarımız şahsıma aktardılar, o teknoloji mağazası 24 saat açık. Normalde saat 22'dekapanıyor ama o 24 saat açık. 24 saat boyunca yeni çıkardığı telefonu satın almak için mağazanın önünde kuyruk oluşuyor. İnsanlar o marka telefonun yeni modelini alabilmek için gece dahil saatlerce kuyrukta bekliyor. Bu marka hemen her yıl yeni bir model çıkardığı halde, modeller arasında çok büyük farklılıklar da yok, markanın sahip olduğu güç, prestij ve tanınmışlık sayesinde mağazalar önünde bu uzun kuyrukları oluşturabiliyorlar. Burada zaten birçok arkadaşımız, dostumuz da bunu biliyor. Dikkatinizi çekiyorum, aslında satılan telefon değil, satılan o telefonun markası. 'Bak yenisini aldım' bu.' Erdoğan, ABD ekonomisine bakıldığında, ekonomiyi ayakta tutan ve büyüten gücün bu ve buna benzer markalar olduğunun görüldüğünü aktararak, Japonya, Kore, Almanya, İngiltere ve diğer büyük ekonomisi olan devletlerin de aynı şekilde olduğunu, küresel markaları sayesinde istikrarla büyüdüklerini anlattı. Türkiye'nin geçmişte yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, ekonomideki tüm belirsizliklere rağmen, böyle küresel markalar oluşturmayı başardığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:'Bu markalarımızı da bir kez daha tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Mesela Avrupa'da güçlü markalarımız var. Ama bunu bizim dünyaya da yaymamız gerekiyor. Ancak bunlar tabii bir elin parmakları kadar. Bize bu yetmez. Bizim artık ufukları zorlayan potansiyelimize denk düşecek yeni markalar üretmemiz lazım. Daha çok, daha güçlü, daha fazla tanınmış markalara ihtiyacımız var. Bunu da yaparız ve ben yapacağımıza gönülden inanıyorum.''12 aylık ihracatımız 157 milyar dolara ulaştı'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin bu hedefe inandığını ve bir süredir bu hedef yolunda çok başarılı çalışmalar yaptığını, araştırma, geliştirme, markalaşma konusunda özellikle de inovasyon konusunda TİM'in yaptığı çalışmaları izlediklerini, takdir ettiklerini, bu gayret için de kendilerine teşekkür ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:'Bundan daha da önemlisi TİM bizim 2023 hedeflerimize yürekten inandı. Bunların gerçekleşebilir olduğunu ilan etti. Bu yolda da hız kesmeden, umudunu kaybetmeden yolunda ilerliyor. TİM'in ve Türkiye'nin tüm ihracatçılarının inandığı bu seviyeyi yakalayacaklarına, hedeflerine ve hedeflerimize mutlaka ulaşacaklarına şahsen ben de gönülden inanıyorum. Asla umudunuz kaybolmasın, asla yılgınlığa düşmeyin, asla vazgeçmeyin. Yapılan olumsuz, karamsar, umutsuz açıklamalara da lütfen itibar etmeyin. 2023 hedeflerini ulaşılamaz görenlerin, hayal gibi görenlerin açıklamaları sizleri asla karamsarlığa sevk etmesin. Lütfen hatırlayın değerli arkadaşlar 2002 yılında milli gelirimiz 230 milyar dolarken, 2013'te bunun 820 milyar dolara çıkacağı söylenseydi buna kim inanırdı? Bunu ulaşılamaz hedef olarak görüyorlardı. Çünkü 79 senede 230 milyar dolara gelmişsin. 10 senede kalkıp da 820 milyar dolara nasıl geleceksin? Bunun hemen kıyasını yapıyorlardı. Ne oldu? 2013 sonunda milli gelirimiz 820 milyar dolara ulaştı. Kişi başı milli gelir 2002 yılında 3 bin 500 dolardı, 2013 sonunda 3 kattan fazla artarak 10 bin 500 dolar olacağı söylenseydi buna da inanmayacaklardı. Ama bu gerçekleşti.'Türkiye'nin küresel krize rağmen 2 yıl üst üste yüzde 9 büyüme kaydettiğini anımsatan Erdoğan, 2013 büyümesinin yüzde 4 olduğunu, bu oranla Türkiye'nin dünyada en yüksek oranda büyüyen ülkeler arasında yer aldığını, 2014'te de büyümenin devam ettiğini ve edeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikinci çeyrekteki büyümenin yüzde 2 olmasının dahi ülke için büyük bir başarı olduğunu, zira diğer büyük ekonomilere bakıldığında büyüme oranlarının 0-1'i ancak yakalayabildiklerinin görüldüğünü ifade ederek, 'İşte Avrupa. Avrupa'da en güçlü ekonomi Almanya, bakıyorsunuz 0,8. Bizim yıl sonu hedefimizi inşallah yüzde 4. Çok çalışacağız, çok üreteceğiz, daha çok ihracat yaparak bu hedefi tutturacağız. Yine 2002 yılında 150 milyar doların üzerinde ihracat denilseydi, biri de çıkıp hayal diyeceklerdi. Niye? Çünkü o zaman 36 milyar dolar. 36 milyar dolardan 150 milyar dolara çıkılır mı? Ama sizler çalıştınız. Ürettiniz, ihracat ettiniz. En son ağustos ayında TİM'in açıkladığı rakamlara baktığımızda son 12 aylık ihracatımız 157 milyar dolara ulaştı ve bu alanda da yeni bir rekor kırıldı. Bu büyük rekor için de sizleri kutluyorum, tebrik ediyorum' diye konuştu.'Bunlar devletçi mantıkla olmadı'Bunların devletçi bir mantıkla olmadığını, özel sektörün önünün açılması suretiyle olduğunu belirten Erdoğan, eğer devletçi mantık devam etseydi bunların başarılamayacağını söyledi.Erdoğan, göreve geldiklerinde Türkiye'de 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol olduğunu, kendilerinin ise 15 bin kilometreye ulaşmayı hedeflediklerini ve söz verdikleri süre içerisinde 17 bin kilometre bölünmüş yol inşa ettiklerini vurgulayarak, şunları aktardı:'Devlet olarak bizim görevimiz buydu. Biz Boğaz'ın altından Marmaray'ı yapacağız dedik. 'Hayal' dediler ki bu 12 yıl öncesinin değil, 150 yıl öncesinin, Abdülhamit Han'ın hayaliydi, Türkiye hamdolsun o hayali de bizim iktidarımızla gerçekleştirdi. Yüksek Hızlı Tren aynı şekilde hayaldi, Türkiye onu da gerçeğe dönüştürdü. Önceki hafta TÜSİAD'ınYüksek İstişare Konseyi'nde de ifade ettim, dedim ki, 'ya yol bulacağız, yol yoksa da yollar açacağız'. Şimdi biz bunu yapıyoruz. Niye? Biz ya yol bulacağız, ya yolları açacağız ki ülkemizdeki girişimci de ne yapsın?  O da yollardan devam edip gitsin. Hiçbir konuda, alanda çözümsüzlük ve çaresizlik bu ülkenin ve bu milletin önünde seçenek olmayacak. Ülke olarak, millet olarak önümüze hangi sorun çıkarsa inşallah çözeriz. Hangi engel çıkarsa inşallah yaparız. Bütün hayalleri de Allah'ın izniyle gerçeğe dönüştürürüz. Buna inanacak ve her zaman bu özgüven içinde, bu umut için de olacağız. Şu anda belli çevrelerden pompalanan karamsarlığa da hiç kimse aldırmasın. Bakın Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, içeride ve dışarıda gelişmeleri en yakından takip eden birisi olarak ifade ediyorum. Türkiye ekonomisi de Türkiye'nin dış politikası da hiç olmadığı kadar güçlü, hiç olmadığı kadar sağlam ve istikrarlı şekilde yollarında ilerliyor. Bundan hiç endişeniz, tereddüttünüz olmasın. Uluslararası medyadan bazıları çıkıyor, 'Türkiye ekonomisi şöyle, Türkiye ekonomisi böyle' diye afaki yorumlar yapıyor. İnanın, karanlık bir operasyonun, karanlık bir algı operasyonunun parçası olarak bunu yapıyorlar.'Aynı şekilde bazı kredi derecelendirme kuruluşlarının da olduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Bunların kimler olduğunu, buradaki iş adamı arkadaşlarım gayet iyi bilirler. Bunların kökenini ne olduğunu gayet iyi bilirsiniz. Batmakta olan ülkelerin notuna bakıyorsunuz 6 not birden yükseltiyor, Türkiye gibi büyüyen gibi bir ekonomi hakkında olumsuz yorum yapıyor. İnsaf ya. Edep denilen bir şey var. Ya ekonomi bilmiyor bunlar ya bunların bilimden haberi yok veyahutta gerçekten bu alanda daha yeni çırak bile değiller, tamamen siyasi bir karar veriyorlar. Bunun adı algı operasyonudur. Başka bir şey değil. Kendilerine verilen bir vazife var. Bu vazifeyi yapıyorlar. Türkiye'yi güya dünyada küçük gösterecekler, yaptıkları iş bu. Tekrar söylüyorum. Biz bu seviyelere ulusal ya da uluslararası o bazı medya kuruluşlarının, o bazı kredi derecelendirme kuruluşlarının üfürmeleriyle gelmedik. Biz bu seviyelere işçimizin, çiftçimizin, sanayicimizin, esnafımızın gayretleriyle geldik, sizin gayretlerinizle geldik. Bu seviyelere işte bu salonda bulunan çok değerli ihracatçılarımızın alın teriyle geldik. Bundan sonra da manşetlerle değil, afaki yorumlarla değil, emekle gayretle alın teriyle hayır dualarla geleceğe yürüyeceğiz. Hani slogan diyor ya, 'Gücü Keşfet'. 10 yıl önce keşfedemeyenler bugün keşfettiler. İnanın şu anda bizim gücümüzü keşfedemeyenler de er ya da geç bunu keşfedecek, bunun farkına varacaklar.'  'Yani artık alan el değiliz, biz veren eliz'Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu anda İMF'ye borcunu ödemiş ve borç verebilecek bir konuma gelen bir Türkiye olduğunu, 27,5 milyar dolardan aldıkları Merkez Bankası rezervlerinin şu anda 132 milyar 582 milyon dolara çıktığını ifade etti. Artık dünyanın en büyük havalimanını inşa edebilen bir Türkiye olduğuna işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Marmaray gibi, Tüp Geçit gibi, Üçüncü Köprü gibi, Körfez geçişi gibi nice büyük projeyi sürdüren ve şu anda onları özellikle önümüzdeki yıldan itibaren Yavuz Sultan Selim Köprü'sü önümüzdeki yıl sonu bitiyor inşallah. Bunun yanında yine aynı şekilde Boğaz'ın altından tüp geçit önümüzdeki yıl sonuna o da yetişiyor, o da bitiyor. artık otomobiller Boğaz'ın altından geçebilecek. İzmit geçişi o da hızla devam ediyor. Bütün bunlarla beraber bir Kanal İstanbul Projesi de inşallah yakında onun da adımları atılacak. Bütün bunları yaparken, dünyanın her yerinde bunun yanında mazlumlara el uzatabilen bir Türkiye var. 2013 yılında milli gelirimizin, bakın bu da çok önemli binde 23'ünü insani yardımlara ayırdık. Bu oranla dünyanın en cömert ülkesi konumuna yükseldik. Acil ve insani yardımlarda şu anda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'den sonra dünyada üçüncü sıradayız. Türkiye bu. Yani artık alan el değiliz, biz veren eliz. Kriz bölgelerinden vatandaşlarını tahliye edebilen, başka ülke vatandaşlarını tahliye edebilen, rehinelerini başarılı operasyonlarla burunları dahi kanamadan kurtarabilen bir Türkiye var. 1,5 milyona yakın insani Arap, Kürt, Ezidi, Sünni, Şii, Müslüman, Hristiyan, Musevi demeden kabul eden, sınırlarını açan, onlara gıda, barınak, güvenlik temin edebilen bir Türkiye var. Bu tabii vatandaşlarımız arasında bazı olumsuz yaklaşımlar meydana getiriyor olabilir. Ama şunu unutmayalım biz insanız.'Cumhurbaşkanı 'Biz öyle bir ecdadın torunlarıyız ki biz hep darda kalanın yanında olduk. Hep mazlumların yanında olduk. Sadece bu topraklarda değil, Hint Yarımadası’na kadar biz mazlumlar için donanma gönderen bir ecdadın torunlarıyız'' diye konuştu.Bunun hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bu insanların ölümden kaçtığını, üzerlerine bombaların yağdığını, sadece Türkiye'nin 1.5 milyon insanı kabul ettiğini, batı ülkelerinin ise bu süre içerisinde ne yazık ki 130 bin insanı kabul ettiğini belirtti.Batı ülkelerinin buna rağmen ''çok insan geldi'' diye dertlenip durduğunu ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:''1.5 milyon sadece biz. Bizim kadar Lübnan aynı şekilde. O da o kadar kabul etti. 700 bin civarında Ürdün. Aynı şekilde Irak. Tüm bunlar coğrafyada devam eden, az önce Kültür Bakanımızın da söylediği, aslında işte bir kültür coğrafyasının içinde size o değerlerin yüklediği bir görevdir. Biz o görevi yerine getiriyoruz. Biz böyle bir medeniyetin çocuklarıyız. Bölgesel krizlerin çözümünde görüşlerine, uyarılarına, özellikle de gücüne ihtiyaç duyulan bir Türkiye var. İşte bu Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi toplantısında, 'Burada Türkiye’nin olması gerekir' ifadesinin, bakın katılımcıların hepsi, ikili görüşmelerde, özel görüşmelerde ''Biz bunları Türkiye'nin içinde bulunduğu, bu lider kadroyla ancak gerçekleştirebiliriz'' diyen bir anlayış var. Zaten işin gereği de budur. Niye? Sürekli olarak bu insanlar size göç ediyor ve tehdit altında olan ülke hangisi? Türkiye. Irak tarafından da tehdit var, Suriye tarafından da tehdit var. Irak'ı ve Suriye'yi şu anda hedefe koyan bir anlayışı ve bölgedeki tüm terör örgütleri ile böyle bir mücadeleyi yapmak zorundayız. Buradaki oluşacak bir koalisyon içinde Türkiye rehineler olduğu için, tabi biz bu süreçte farklı yaklaşmıştık. Şimdi bakıyorum, bazı medya mensupları 'Daha önce Başbakanken şöyle diyordu, şimdi böyle diyor' diye yazanlar çizenler var. O kadar anlarsınız. Sizin sırtınızda küfe yok, rahatsınız. Ama bizim sırtımızda küfe var, sorumluluk var, onlar da böyle bir sorumluluk yok. Biz bu sorumluluğun idraki içerisinde ne dedik; 'Sağ salim önce bu 49 tane rehinemizi kurtaracağız. Ondan sonraki yaklaşım, ondan sonraki yol haritamız farklı olacak. Şimdi farklı yol haritası inşallah çalışmaya başlıyor, çalışacak.'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin güçlü bir ülke olduğunu anlatarak, ''Biz güçlüyüz, güçlü bir ülkeyiz. Biz, gücünün farkında bir ülkeyiz. Esasen yeni Türkiye, gücünü yeniden keşfeden Türkiye'dir. Potansiyelini yeniden keşfeden Türkiye'dir. Biz gücümüzün potansiyelimizin farkında olarak Türkiye'yi bu günlere taşıdık. İnşallah bu gücü henüz keşfetmemiş olanlar da keşfedecek ve Türkiye çok daha ileri seviyelere ulaşacaktır'' dedi.Çözüm süreci Burada bir noktaya da özellikle değinmek istediğini belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:''Tabii terör sadece komşu ülkelerde olmuyor. İçimizde de terör var. Her şeyden önce ekonominin ayağına bağlanmış bir prangaydı terör. Ne yaptık, Çözüm sürecini başlatarak sabırlı bir şekilde bu süreci muhafaza ederek Türkiye'yi bu ağır ağır prangadan büyük ölçüde kurtardık. Yine biz sabırlıyız, soğukkanlıyız. Tüm sabotajlara rağmen bu süreci hassas bir şekilde, kararlı bir şekilde nihayete erdireceğiz. Ekonominin, toplumsal huzurun prangası olan bu ağırlıktan Türkiye'yi inşallah tamamen kurtaracağız. Çözüm sürecine yönelik hiçbir tehdide, hiçbir şantaja Türkiye boyun eğmez. Bakın biz şu anda Suriye’den yeni bir göç dalgasına maruz kaldık. Bir hafta içinde 150 bini aşkın SuriyeliKürt kardeşimiz sınıra akın etti. Almayalım mı? Aldık. O mağdur kardeşlerimizi içeri aldık ve şu anda ülkemizde misafir ediyoruz. Yaşadıkları bölgede güvenlik temin edilinceye kadar bizim ülkemizde misafir olacaklar. Bunu aynen 1991 yılındaki o büyük Kürt göçünde de yaptık. Merhum Özal da sınırları açtı ve 1 milyona yakın o zaman Kürt kardeşimize sahip çıktık. Bunu takdir etmek yerine, bunu kardeşler arasındaki muhabbetin bir vesilesi, bir vasıtası olarak görmek yerine siyasetin malzemesi yapmak, buradan bile istismar üretmek, en hafif tabiriyle kendini bilmezliktir. Mehmetçik sınıra gelen o mağdur insanların can güvenliği için çırpınırken, birilerinin çıkıp Mehmetçik'e taş atması maalesef büyük bir densizliktir.''Türkiye’nin bu mağdur Kürt kardeşlerine sınırı açmasının çözüm süreci yolunda önemli bir adım olduğunu ifade eden Erdoğan, ancak birilerinin bundan rahatsız olduğunu bildirdi.Birilerinin tahrik peşinde, provokasyon peşinde, sabotaj peşinde koştuğunu dile getiren Erdoğan, ''Hiç umutlanmasınlar. Ne bu kardeşliğe, ne de çözüm sürecine asla zarar veremezler. Benim yurt içindeki ve yurt dışındaki Kürt kardeşlerim taş atan ellerle, su veren, ekmek veren, toprağını misafirlerine açan elleri ve gönülleri birbirinden ayıracaktır diye inanıyorum. İnanıyorum ki bu son hadiselerle içerideki ve dışarıdaki kardeşim Türkiye Cumhuriyeti devletinin yeni yüzünü, şefkatli, kucaklayıcı ve merhametli yüzünü keşfedecektir'' dedi.Yeni tasarımın ve ''Gücü keşfet'' sloganının tekrar hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi'ni, bu heyecan verici çalışmalarından dolayı tebrik ettiğini belirtti. Ekonomi Bakanlığı'na ve katkı sunan diğer bakanlıklara, kurum, kuruluş, sivil toplum kuruluşu ve medyaya teşekkür eden Erdoğan, ''Bu logo ve sloganı, dünyanın en güzel köşelerindeki raflara ulaştıracak ihracatçı kardeşlerimize de şimdiden teşekkür ediyor, başarılar diliyorum. Allah yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum'' diyerek, konuşmasını tamamladı. Etem Geylan-Hatice Şenses Kurukız-Arif Yakıcı-Uğur AslanhanAA
Seks Kölesi Ezidi Kadınlar Anlatıyor: Ölmek İstedik
Bugün yayımlanan Uluslararası Af Örgütü'nün raporunda onlarca kadının yürek burkan ifadeleri yer alıyor.'Cehennemden Kaçış' adı verilen raporda IŞİD'in kaçırdığı Ezidi kadınları, seks kölesi olarak kullandığı, işkenceye maruz bıraktıkları belirtiliyor...
21 Madde ile Nikola Tesla'nın Zamanının Çok Ötesinde Bir İnsan Olduğunun Kanıtı
Nikola Tesla Sırp asıllı Amerikalı mucit, fizikçi ve elektrofizik uzmanıdır. 1856'da Hırvatistan'daki Smijlan'da doğar. Sıradışı bir hafızası vardır ve 6 dil öğrenir. Gratz'taki Politeknik Enstitüsünde matematik, fizik ve mekanik çalışarak 4 yıl geçirir.Bugün de -10 Temmuz 1856- Tesla'nın doğum yıldönümü. Onun hakkında bilmediklerimizi öğrenmek için ne de güzel bir gün.
Milli Piyango Hakkında 11 İlginç Bilgi
Bana çıkmaz deme(!). Her yerde duyduğumuz ve milli piyango satıcılarına kaptırdığımız parayı vermeden hemen önce duyduğumuz o malum slogan.Eğer size çıkarsa sizde herkes gibi neler yapacağınıza karar vermişsinizdir muhtemelen.Çeyrek bilete çıksa 12.5 milyon TL, yarım bilete çıksa 25 milyon TL,-sanmıyoruz ama- tam bilete çıkarsa 50 milyon TL. Yazarken kolay olsa bile ortalama kişi başına düşen gelirin 10.000$ olduğu ülkemizde ne kadar uçuk rakamlar olduğunu siz hesap edin isterseniz. Neyse herkesin içten içe hayalini kurduğu o malum konuya geldik. Bu yıl büyük ikramiye tutarı 50.000.000 TL fakat istatistikler ne diyor acaba .