Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Haberleri

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Tutuklanan Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun Yasaklı Madde Testi Pozitif Çıktı
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının Etimesgut Belediyesine yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında, hakkındaki ihbarlar üzerine kan, idrar ve saç örnekleri alınan tutuklu Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu'nun yasaklı madde testinin pozitif çıktı. Erdal Beşikçioğlu, 2014 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadede 'içtiğim için pişmanım, bir daha kullanmayacağım' şeklinde ifade vermişti.DETAYLAR GELECEK…
Başbakan'dan 5 İsme Suç Duyurusu
Başbakan'dan Ali Fuat Yılmazer, Emre Uslu ve Önder Aytaç, Today's Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş ile Zaman gazetesi yazarı Mehmet Kamış hakkında savcılığa suç duyurusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Ali Fuat Yılmazer , Emre Uslu , Önder Aytaç , Today's Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş ile Zaman gazetesi yazarı Mehmet Kamış hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Yılmazer, Uslu ve Aytaç hakkında yurtdışına çıkış yasağı konması istendi. Ali Fuat Yılmazer hakkında suç duyurusu Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisine iftira ve hakarette bulunduğu iddiasıyla eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer hakkında suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, 'Yılmazer'in yurt dışında taşınmaz satın aldığı, yurt dışına çıkarak, bir daha dönmeyeceği şeklinde duyum alındığı' bildirilerek, Yılmazer hakkında soruşturma yapılması ve yurt dışına çıkış yasağı konulması için mahkemeye başvurulması istendi. Erdoğan'ın avukatları Ali Özkaya, Muammer Cemaloğlu ve Burhanettin Sevencan'ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği suç duyurusu dilekçesinde, Yılmazer'in, katıldığı televizyon programında açıklamalarda bulunduğu belirtildi. Yılmazer'in, özetle, 'Ergenekon Örgütü Davası olarak bilinen ve içinde 20'nin üzerinde iddianame ile birleştirilen davaların olduğu ana dava, Balyoz, Odatv, İnternet Andıcı, Devrimci Karargah davaları ile bu davalardaki tutuklamaların Başbakan'ın bilgisi ve talimatıyla olduğu; eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Mehmet Haberal, Hurşit Tolon, Engin Alan, Hanefi Avcı, Ahmet Şık gibi kişilerin Başbakan'ın talimatıyla tutuklandıkları, davaların başından sonuna kadar bizzat Başbakan tarafından yönetildiğini' beyan ettiği anlatıldı. 'Başbakan'ın kimseyi tutuklama veya tutuklattırma yetkisinin olmadığı' vurgulanan dilekçede, Erdoğan'ın, ülkede gerçek bir hukuk devletinin yerleşmesi için çetelerle, örgütlü suç yapılarıyla, vesayet rejimleriyle mücadele edilmesi konusunda soruşturma mercilerine her türlü desteği verdiğine işaret edildi. 'Ergenekon adı altında bir suç örgütünün varlığı' iddiasına ilişkin istihbarat raporları devletin 'üst yöneticilerince' arz edildiğinde, Erdoğan'ın bunlarla ilgili tedbirlerin alınması talimatı verdiği belirtilen dilekçede, İlker Başbuğ'un, 'hükümeti cebren yıkma' iddiasıyla ifadeye çağrılması konusunda Başbakan'ın bilgilendirilmesinin doğal olduğuna dikkat çekildi. Dilekçede, şunlar kaydedildi 'İfadeye çağrılma ayrı şey, ifadeye giden herkesin tutuklanması için bir oluşum yapmak ayrı şeydir. Şüpheli, adı geçen davaların bir kısım sanıklarıyla ilgili ifadeye çağrılma kısmında sunulan bilgiyi kasten çarpıtarak ve belki de yaptığı bir kısım suç teşkil eden fiillerin ortaya çıkması endişesiyle kasıtlı olarak müvekkile iftira atmaktadır. Yaşadığımız günlerde ortaya çıkan yeni bilgiler ve paralel yapılanma iddiaları nedeniyle bu davalarda yargılanan ve haksız yere hapis yattığını ileri süren kişilerin de çokluğu karşısında, şüpheli bu insanları müvekkilime karşı kışkırtmakta ve toplumsal kargaşa çıkmasını istemektedir.' 'Başbakan, Başbuğ'un tutuklanmasının haksızlık olduğunu beya etti' Erdoğan'ın, hukuka uygun yürütüldüğüne inandığı süreçlere sonuna kadar sahip çıktığı, kamu görevlilerini yüreklendirdiği belirtilen dilekçede, ancak bu soruşturmaların 'dalga dalga' yapılması ve 'hukuka aykırı soruşturma yapılıyor ve sahte delil üretiliyor' eleştirisini ciddi bulması üzerine 'Bu dalga dalga operasyonlar milleti boğacak' dediği ve yanlış gördüklerini kamuoyu önünde dile getirdiği hatırlatıldı. Dilekçede, Erdoğan'a, Başbuğ'un ifadeye çağrılacağı bilgisi verildiği, onun da 'Genelkurmay Başkanlığı yapmış emekli bir komutanın ifadeye çağrılması' nedeniyle gerekli insani hassasiyetle davranılması konusunda görüşünü açıklayıp, talimat verdiği anlatıldı. 'Bugün bile Erdoğan'ın anlayamadığı bir şekilde, Türkiye Cumhuriyeti'nin meşru Genelkurmay Başkanı'nın 'terör örgütü kurmak ve yönetmek' iddiasıyla tutuklandığı ve Anayasa'nın 145. ve 148. maddesinin açık hükümlerine rağmen özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılandığı' kaydedilen dilekçede, Erdoğan'ın, 'Başbuğ'un, terör örgütü kurucu ve yöneticisi olarak nitelendirilerek suçlanmasının haksızlık ve yanlış olduğunu, bunun kabul edilemez bir iddia olduğunu' tüm süreçlerde beyan ettiği aktarıldı. O günlerde bazı gazetelerde ve görsel medyada, Erdoğan'ın bu açıklamalarının eleştirildiği hatırlatılan dilekçede, 'İnternet Andıcı' davasının doğrudan hedefi AK Parti ve partili milletvekillerince kurulan hükümet olmasına ve partinin davaya müdahilliğine rağmen hiçbir duruşmaya katılınmadığı ifade edildi. 'Başbakan, Başbuğ'un tutuklanmasından bile soradan haberdar oldu' 'Erdoğan'ın, Başbuğ'un değil tutuklanmasını istemesi, tutuklanmasından bile sonradan haberdar olduğu' belirtilen dilekçede, 'Yılmazer'in, iftira attığı' kaydedildi ve şu ifadeler kullanıldı: 'Nedim Şener ve Ahmet Şık olayı da aynen buna benzemektedir. Şüpheli ve örgütlü olarak beraber hareket ettikleri bir kısım kamu görevlileri ile basın yayın organlarındaki yandaşlarınca ülkemize özgü, henüz yayınlanmamış, bağlı oldukları hoca ve kamu görevlileri hakkındaki bir kitabın daha matbaadayken basılıp yok edilmesi ve yazarının tutuklanmasına sebep olacak bir süreç işletmiştir. Buna gerekçe olarak da olayla hiç ilgisi olmayan ve kanunlarımızdaki tek istisna hüküm olan Basın Kanunu'nun 25/1. maddesi gerekçe yapılmıştır. Müvekkil Sayın Başbakan, şüpheli ile beraber hareket eden kamu görevlilerinin artık kamu görevi ile bağdaşmayan davranışlara girdikleri ve baş amaçlarının olduğuna dair kendisine arz edilen bilgiler sonucu bir kanaate vararak, şüpheli ile bir kısım kamu görevlilerinin görevinden alınması talimatını vermiştir. Müvekkilimin haberi olmadığı bir konudan iftiraya uğraması ancak suç işleyenlerin suçlarını başkası üzerine yıkma çabası olarak izah edilebilir. Zaten Nedim Şener de hem yayın anında attığı tweetlerle hem de öncesindeki açıklamalarıyla Sayın Başbakan'ın süreçten haberinin olmadığını açıklamıştır.' 'Yılmazer suç iftirasında bulundu' Yılmazer'in diğer kişilerin tutuklanması hususundaki beyanlarında da benzer iftira ve hezeyanlar olduğu kaydedilen dilekçede, Yılmazer'in, 'Tüm tutuklamaları biz yaptık' demesinin 'suç itirafı' olduğuna yer verildi. 'Savcılığın, bu suç itirafından yola çıkarak, bu soruşturmalarda görev alan kamu görevlileri içinde 'paralel bir yapının' olup olmadığını tespit etmesinin beklendiği' bildirilen dilekçede, Yılmazer'in, 'kendisiyle beraber hareket eden örgütlü yapıdan gözleri uzaklaştırmak ve başka kişilere suç atmak gayreti içinde olduğu' ifade edildi. Dilekçede, 'Yılmazer'in yurt dışında taşınmaz satın aldığı, yurt dışına çıkarak, bir daha dönmeyeceği şeklinde duyum alındığı' bildirilerek, Yılmazer hakkında soruşturma yapılması ve yurt dışına çıkış yasağı konulması için mahkemeye başvurulması istendi. Emre Uslu ve Önder Aytaç hakkında suç duyurusunda bulundu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın avukatları, daha önce Twitter hesaplarından yaptıkları paylaşımlar nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulundukları Önder Aytaç ve Emre Uslu hakkında soruşturma yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Başvuruda, 'Uluslararası casusluk faaliyeti ile elde edilen gizli görüşme kayıtlarının Youtube'a konulan 'konu başlığı' ve şüphelilerin yürüttükleri psikolojik harp taktikleri içinde kullandıkları 'Başçalan' ismi ile yapılması ve en son bu casusluk olayını da sahiplenmeleri, casusluk faaliyeti hakkında önceden açıklamaları dikkate alındığında, bu suçun da olağan şüphelileri içinde olmaları muhtemeldir' denilerek, 'yurt dışına kaçma ihtimali olan' Aytaç ve Uslu hakkında 'gerekli tedbirlerin alınması' istendi. Erdoğan'ın avukatları Ali Özkaya, Muammer Cemaloğlu ve Burhanettin Sevencan, Twitter hesaplarından 'suç teşkil eden dinlemeleri yayınlamaları' nedeniyle geçtiğimiz günlerde suç duyurusunda bulundukları Aytaç ve Uslu ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına dün bir başvuru yaptı. Avukatlar, Aytaç ve Uslu hakkında şikayet konusu soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Mehmet Ali Ethemoğlu'na verdikleri dilekçede, Uslu ve Aytaç hakkında değişik tarihlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, savcılığın da şikayet konusunu soruşturduğunu belirtti. 'ABD, Belçika, Kanada ve İsrail'e uçak bileti alındı iddiası' 'Son günlerde basın yayın organları ve sosyal medyada, Fethullah Gülen grubuna/örgütüne mensup bazı kamu görevlileri ile gazeteci ve eski polislerin yurt dışına kaçtığı, diğerlerinin de kaçacağı, yarınki seçimden hemen sonrası için ABD, Belçika, Kanada ve İsrail'e uçak bileti aldıklarının konuşulup yazıldığı' ifade edilen dilekçede, şunlar kaydedildi: 'Dün itibarıyla (27 Mart 2014), ülkemizin en kritik ve gizli toplantılarının yapıldığı makamlardan birisi olan Sayın Dışişleri Bakanımızın makamında, Dışişleri Bakanı, Dışişleri Müsteşarı, MİT Müsteşarı ve Genelkurmay 2. Başkanının Suriye ile ilgili çok gizli bir toplantısının ortam dinlemesi yoluyla olduğu söylenen bir şekilde ve 'uluslararası casusluk' faaliyeti kapsamında dinlendiği ve şüphelilerin Twitter hesapları olarak açtıkları ve kullandıkları 'Başçalan' ismi altında, 'Başçalanın Seçim Güdümlü Savaş Planı 1-1, www.youtube.com' adresinden internete servis edildiği görülmektedir. Bu casusluk faaliyeti ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma başlattığı basına yansımıştır.'' 'Olağan şüpheliler içindeler' 'Önder Aytaç'ın, bu yayın internete düşmeden bir gün önce, Samanyolu kanalında, Suriye ile savaşa girilme ihtimali olduğu yönünde bilgisinin olduğunu söylediği' ifade edilen dilekçede, 'Uluslararası casusluk faaliyeti ile elde edilen gizli görüşme kayıtlarının Youtube'a konulan 'konu başlığı' ve şüphelilerin yürüttükleri psikolojik harp taktikleri içinde kullandıkları 'Başçalan' ismi ile yapılması ve en son bu casusluk olayını da sahiplenmeleri, casusluk faaliyeti hakkında önceden açıklamaları dikkate alındığında, bu suçun da olağan şüphelileri içinde olmaları muhtemeldir' denildi. Dilekçedenin ekinde, Aytaç ve Uslu'nun 'basına yansıyan bilet örneklerinin' bulunduğu bildirilerek, 'ileride soruşturmaların sonuçsuz kalmaması için şüpheliler ile ilgili gerekli tedbirlerin alınması' talep edildi. Dilekçenin 'şüpheliler' kısmında ise Aytaç ve Uslu'nun yanı sıra, 'berabergoturdukbizbuyollarda.com' adlı internet sitesi içerik sağlayıcıları da yer aldı. Başbakn'ın sesinden dolayı eleştiren tweet atan Bülent Keneş ile Mehmet Kamış hakkında suç duyurusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, attıkları tweetlerle kendisine hakaret ettikleri iddiasıyla Today's Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş ile Zaman gazetesi yazarı Mehmet Kamış hakkında suç duyurusunda bulundu. Başbakan Erdoğan'ın avukatı Ali Özkaya, Muammer Cemaloğlu ve Burhanettin Sevencan tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verilen suç duyurusu dilekçesinde, Başbakan Erdoğan'ın ses tellerindeki rahatsızlık nedeniyle Van ve Diyarbakır mitinglerinde sesinin farklı çıktığı hatırlatıldı. Keneş ve Kamış'ın, Erdoğan'la 'alay edip aşağılayan' twitler attıkları kaydedilen dilekçede, Erdoğan'ın onur, şeref ve saygınlığını rencide eden, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşan paylaşımlarda bulundukları belirtildi. Dilekçede, şüpheliler hakkında 'kamu görevlisine görevinden dolayı aleni hakaret' suçundan dava açılması istendi.T24
Ses Mühendisleri 'Montaj' İçin Ne Dedi?
TÜBİTAK’ın hazırladığı raporda, kamuoyunda ‘sıfırlama tapeleri’ olarak bilinen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen telefon görüşmeleri kaydının ‘montaj’ olduğu belirtildi. Birgün'ün haberine göre; ses mühendisleri, sözkonusu kaydın montaj olamayacağını söylüyor. ‘SIFIRLAMA’ TALİMATI VERMİŞTİ Geçen şubatta ortaya çıkan ses kayıtlarının 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu günü yapılan dinlemelerle elde edildiği iddia edilmişti. Başbakan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçen görüşmede Erdoğan, oğluna evdeki paraları ‘sıfırlama’ talimatı veriyordu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Durak Çetin olayın ardından soruşturma başlatmış ve bilirkişi raporu istemişti. TÜBİTAK uzmanlarınca hazırlanan bilirkişi raporunda, şunlar kaydedildi: HECELİ MONTAJ! »Spektrum incelemesinde tespit edilen, kaydın içinde gözlemlenen çok sayıda ‘çıkıntı’ bu kaydın çok sayıda farklı kayıttan yararlanılarak oluşturulmuş bir montaj olduğunu ortaya koymaktadır. »Montajda dikkat çeken bir husus, konuşma bütünlüğünü sağlamak için sadece tüm kelimelerden oluşan bir montajdan farklı olarak, kelimelerin dahi parça hecelerden oluşturularak, istenen yeni kelimenin türetilerek ortaya çıkarıldığı ilginç bir uygulama ortaya konmuştur. »Bu montajın ortaya koyduğu diğer önemli bir husus, montajı gerçekleştirenlerin elinde Sayın Başbakan’a ve ailesine ait geniş bir konuşma havuzu (gerek telefon dinlemelerinden elde edilmiş veya gerekse diğer yöntemlerle legal/illegal yollarla elde edilmiş) bulunduğudur. ‘Rapor ciddiye alınamaz’ Raporda yer alan iddiaları sorduğumuz Ses Mühendisi Erdem Helvacıoğlu ise raporu “Ciddiye alınabilir bir açıklama değil” şeklinde yorumladı. Helvacıuğlu, TÜBİTAK güvenilir, bağımsız, objektif bir kurum değildir.” değerlendirmesinde bulundu. Helvacıoğlu’nun ‘hece hece birleştirilerek kurgu yapıldı’ iddiasıyla ilgili değerlendirmesi de şöyle: “Anlam, duygu, tonlama bütünlüğü olan ve arka seslerinde süreklilik olan böyle bir kayıt kelime kelime edit ile yaratılamaz. Hece hece de yapılamaz. Stüdyo kaydında tek bir cümleyi hece hece düzgun bir şekilde oluşturmaya çalışmak bile saatler, günler alabilir ki sonuçta tatmin edici olmayacaktır. Tüm bunların dışında zaten konuşmanın olduğunu Başbakan’ın kendisi de kabul etti, ‘Kriptolu telefonlarımız dinlendi’ diyerek. Bu sadece seçim öncesi meydanlarda kullanılmak için yaratılan propaganda malzemesi.” Ses Mühendisi Demirhan Baylan da “Bu olaylar ilk patlak verdiğinde bunun yapılabileceğine dair bir açık kapı bırakmıştım. Fakat ondan sonra o kadar çok kayıt çıktı ki montajın o düzeyde yapılamayacağına kani oldum. Analiz yapmadan kesin konuşmak istemem, ama o kadar çok kayıt var ki montajın o düzeyde yapılabilmesi, o kadar malzeme bulunabilmesi çok zor, inandırıcı gelmiyor” şeklinde konuştu. SES MÜHENDİSİ ALP TURAÇ: Arka plan sesi en büyük ispat TÜBİTAK’ın raporunun ardından BirGün’e konuşan Ses Mühendisi Alp Turaç: Bu işi hayatında altı ay yapmış insan bile rahatlıkla anlayabilir ki öyle bir editing yok orada. Hece hece ya da kelime kelime diye bir şey de yok, zaten arka plan sesi değişmiyor en büyük ispatı o. Artı kelime kelime demek zorundalar bu durumda, konuşurken paralar telaffuz ediyor. Niye çocuğunla konuşurken 10 milyon euro desin? Kelime kelime ya da hece hece keserek insanlara bir şeyler söylettirebilirsiniz ama bunun yapılacağını bilerek kayda girildiğinde bile, ses, müşteri hizmetleri hatlarında olduğu gibi kesik kesik duyulur. Konuşmayı keserek, bir insanın normal tonlamalarına ulaşılması, kaydın bu hale getirilmesi mümkün değil. Birgün
'Can Tanrıyar, Petek Dinçöz'e Porno Görüntüsüyle Şantaj Yaptı'
Şarkıcı Petek Dinçöz ’ün şikâyeti üzerine eski eşi Can Tanrıyar hakkında açılan soruşturma tamamlandı. İddianamede, Tanrıyar’ın Dinçöz’ü “cep telefonundaki bir porno görüntüsünü internete vermek”le şantaj yaptığı iddiasına yer verildi. Petek Dinçöz’ün şikâyetleri üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Aile İçi Şiddet Bürosu tarafından yürütülen soruşturma tamamlandı. Savcılık Can Tanrıyar hakkında Dinçöz’e evlilikleri süresince “şantaj, hakaret, tehdit ve kötü muamele” yaptığı suçlamasıyla 22 Mayıs’ta iddianame hazırlayarak Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Suç tarihi olarak 29 Nisan 2013 öncesinin gösterildiği 201422307 esas numaralı iddianamede olaylar şöyle anlatıldı: “Müşteki Petek Dinçöz ve şüpheli Can Tanrıyar evli iken 2010 yılında boşandıkları, şüpheli, müşteki eski eşi ile resmi evli bulundukları sırada müştekiye şiddet uygulayıp bu şekilde kötü muamelede bulunduğu, müşteki, şüpheli hakkında şiddet görmesi nedeniyle şikâyet etmediği, bu konuda doktor raporu almadığı, şüpheli eski eşi müştekiye “kendisinden boşandığı takdirde kendisini öldüreceği, Türkiye de yaşatmayacağını, kamuoyunda rezil edeceğim” diyerek tehdit ettiği, Şüpheli Hüseyin Can Tanrıyar; tanık Kadir Haluk Şentürk ’ü İstanbul Bebek’te bir cafeye çağırıp cep telefonundaki bir porno görüntüsünü tanığa göstererek bunu internete vereceğini, bu görüntünün müşteki Petek Dinçöz’e ait olduğunu, kendisi ile bir araya gelmezse bunu her yerde televizyonda yayınlayacağını, onu bitireceğini söylediği, şüpheli bu konu ile ilgili müşteki eski eşine yüzüne karşıda bilgisayar da bir porno görüntüsü gösterdiği, bunu kendisine gönderdiklerini, bu bayan şahıs sensin dediğini, şüpheli tanık Kadir Haluk Şentürk’e kendisindeki bir dosyada bulunan yazıyı gösterdiği, yazılar da müşteki Petek Dinçöz’ün beraber olduğu kişilerin isim ve şemalar halinde yazılar yazarak müştekiye imzalattırdığını ve bu yazıları yayınlayacağını, şüpheli tanığa söylediği, şüpheli bu şekilde eski eşi müştekiye şantajda bulunduğu, Şüpheli yöneticisi olduğu Uçan Kuş isimli kendisine ait twitter hesabında müşteki eşi hakkında hakaret içeren yazılar yazdığı, şüpheli kullandığı 533 xxxxx xx , 532 xxx xx xx, 532 xxx xx xx nolu cep telefonuna 28.03.2013 tarihinde birden fazla mesaj çekerek şüpheli mesajla eski eşi Dinçöz’ü tehdit ve hakaret ettiği, 30.04.2013 tarihli mesaj tespit tutanağı ile anlaşılmış, şüphelinin mesaj çekmesi nedeni ile müştekinin tedirgin olduğu, soruşturma evrakı, tanıklar beyanı ve mesaj tespit tutanağından anlaşılmakla, delillerin takdiri ve münakaşası mahkemeye ait olmaz üzere, Soruşturma evrakı CMK 170.maddesi uyarınca mahkememize sunulmuş oluğp, şüphelinin yukarıda yazan sevk maddeleri gereğince yargılanmasının yapılarak cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur.” Suçlamalar İddianamede, Can Tanrıyar için, TCK 1251’den 3 aydan 2 yıla kadar, TCK 1061 3 aya kadar, TCK 1071 1 yıldan 3 yıla kadar, TCK 43’üncü maddesi uyarınca söz konusu cezaların dörtte birden dörtte üç oranında arttırılması, TCK 2321 2 taydan 1 yıla kadar hapis cezası istendi.T24
ASELSAN Mühendisinin Ölümünü Adli Tıp da Çözemedi
Otomobilinde, 2006'da ölü bulunan ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen'in intihar mı ettiği, cinayete mi kurban gittiğine ilişkin rapor hazırlayan Adli Tıp Genel Kurulu üyeleri farklı görüşlere vardı. Çoğunluk, Başbilen'in ölümüne neden olan kesiklerin kendisince yapılmış olabileceği sonucuna varırken, bazı üyeler 'kesiklerin Başbilen tarafından oluşturulmalarının varit görülmediği', bir kısmı ise 'kendisi ya da başkasınca oluşturulup oluşturulmadığının tıbben ayrılamayacağı' gerekçeleriyle çoğunluk görüşüne muhalif kaldı. Başbilen'in ölümünü soruşturan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Adli Tıp İhtisas Kurulunun, ölümün 'intihar mı, cinayet mi' olduğuna ilişkin oy birliğiyle bir sonuca varamaması üzerine Adli Tıp Kurumu Kanunu uyarınca, Adli Tıp Genel Kurulundan 'kesin kanaat' bildirmesini istedi. Genel kurul, hazırladığı 46 sayfa raporu başsavcılığa gönderdi. Raporun sonuç kısmında, Başbilen'in zehirlenerek öldüğünün ve kesik vasıfta yaralanma dışında başka bir travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı kaydedildi. Başbilen'in vücudunda iki adet kesik vasıfta yara saptandığı aktarılan raporda, boyunda tarif edilen yaralanmanın cilt ve cilt altı dokularını içerdiği, büyük damar yaralanması bulunmadığından ölüm oluşturacak nitelikte olmadığı, sol el bileğinde tanımlanan yaralanmanın, müstakilen öldürücü nitelikte olduğu bildirildi. Kesiklerin, olay yerinde elde edilen maket bıçağı ile husullerinin mümkün olduğu kaydedilen raporda, ölümün, büyük damar kesisinden gelişen dış kanamadan meydana geldiği aktarıldı. Başbilen'in olay öncesi fiziksel açıdan sağlıklı olduğunun bildirildiği, majör depresyon tanısıyla tedavi gördüğünün anlaşıldığı, 4 Ağustos 2006'da işe gitmek üzere evinden ayrıldığı, bir gün sonra aracı içinde ölü bulunduğu kaydedilen raporda, intihar notu ile araç içerisinde bulunan maket bıçağı hatırlatıldı ve şunlara yer verildi: 'Olay yeri inceleme bulguları, cesedin bulunduğu ortam, bulunuş şekli, çürümeyle oluşabilecek düzeyde olan ve ölüm öncesi alkol alımına bağlı olması durumunda da kişinin savunmasını engelleyecek düzeyde olmayan etil alkol bulunduğu; uyutucu, uyuşturucu herhangi bir madde bulunmadığı, olay yeri görüntülerinin yapılan incelenmesinde kan lekelerinin lokalizasyonu ve dağılım şekli, otopsisinde tespit edilen kesik vasıfların lokalizasyonları, özellikleri ve ağırlıkları, kişinin vücudunda ölümüne müessir başkaca bir travmatik değişim ve toksik madde bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde; kesik vasıftaki yaraların bir başkası tarafından oluşturulduğunun delillerinin bulunmadığı, ölümüne neden olan kesik vasıftaki yaraların kişinin kendisi tarafından husullerinin mümkün olduğu oy çokluğuyla mütalaa olunur.' Rapordaki bu görüşe, 38 üyeden 17'si katıldı. Kalan üyeler ise farklı gerekçelerle bu görüşe muhalif kaldı. Muhalif görüşler Üyelerden 7'sinin muhalefet şerhinde, 'kemik ya da kıkırdakta aletin neden olduğu yaralanma varlığının cinayeti, yokluğunun ise daha ziyade intiharı düşündürmesi gerektiğinin tıbben bilindiği' belirtilerek, 'Cesette, boyun sol yanındaki kesi bölgesinde tiroit kıkırdak korpusunda kesilerin bulunması, eylemin, kişinin kendisi tarafından meydana getirilmesinden ziyade başkası tarafından oluşturulduğunu düşündürmektedir' denildi. Adli tıp literatüründe, 'tereddüt kesileri' bulunmayan intihar olgusunun bildirilmediğine işaret edilen şerhte, Başbilen'in bileğindeki tereddüt kesilerinin eşlik etmediği tek ve derin kesi ile boyunda tiroit sol korpusunda saptanan iki kesiyi oluşturan yaralanmaların, kişinin kendi eylemiyle oluşturulmalarının varit görülmediğine yer verildi. Başbilen'in gittiği psikiyatri uzmanının, 'majör depresyon' tanısı koymakla birlikte, intiharını beklemediği ifade edilen görüşte, Başbilen'in aracının kilit mekanizmasının özelliklerine dikkat çekildi ve aracın, Başbilen tarafından içeriden kilitlenebileceği gibi, 'kilitli hale de getirilebileceği' bildirildi. Başbilen'in ölümünün, kesici vasıfta alet yaralanmasına bağlı büyük damar kesilmesinden gelişen dış kanama sonucu meydana geldiği belirtilen görüşte, 'Cesedin durumu, aracın kilit mekanizmasının özellikleri, kişinin intihar etmesini gerektirecek yeterli tıbbi bilgi ve bulgu bulunmaması, otopsi raporunda tarif edilen kesik vasfındaki yaraların lokalizasyonları, kesik atardamarların anatomik ve fizyopatalojik özellikleri ile meydana gelen harabiyet birlikte değerlendirildiğinde, kendisi tarafından oluşturulmalarının varit görülmediğine dair oy çokluğuyla alınmış genel kurul kararına karşılık muhalefet şerhimizdir' ifadesi kullanıldı. Bazı üyeler ayrımın mümkün olmadığını savundu Muhalif 14 üye ise dosyadaki raporlara göre, ceset bulunduğunda tüm vücutta çürümenin ilerlediğini, dış muayenede çürüme nedeniyle yumuşak dokulara yönelik travmatik değişim bulunup bulunmadığının ayrımının yapılamadığına işaret etti. Çürümeye bağlı ciltte yaygın soyulmalar bulunduğu aktarılan ve herhangi bir etkili eylem sırasında meydana gelebilecek nitelikte sıyrık, ekimoz gibi yüzeysel travmatik değişikliklerin, çürümenin ilerlediği olgularda ayırt edilemeyebileceği bildirilen görüşte, 'kişinin olay sırasında başka kişi veya kişilerle fiziksel mücadeleye girip girmediğinin kesin olarak söylenemeyeceği' ifade edildi. Başbilen'in vücudundaki kesiklerden boyundakinin ölüme yol açacak nitelikte olmadığı, sol el bileğindekinin ise müstakilen ölüm meydana getirir nitelikte olduğu kaydedilen görüşte, 'Tarif edilen yaraların niteliği, lokalizasyonları dikkate alındığında, kişinin kendisi tarafından oluşturulabileceği gibi başkası tarafından da oluşturulabileceği, bu hususta tıbben tefrik yapılamayacağına dair muhalefet şerhimizdir' değerlendirmesine yer verildi. Başbilen, 4 Ağustos 2006'da sabah saatlerinde, otomobiliyle işine gitmek üzere evinden ayrılmış, ancak ASELSAN'a gitmediği anlaşılınca eşi tarafından aynı gün Yenimahalle Merkez Karakoluna kayıp başvurusunda bulunulmuştu. Başbilen, bir gün sonra akşam saatlerinde Ankara'nın Kavaklı köyü Aydıncık Mahallesi Mezarlık Üstü mevkisinde tarla içinde, park halindeki otomobilinde, boynu ve sol bileği kesilmiş şekilde ölü olarak bulunmuştu. Jandarma raporunda, otomobilin kapı ve bagajının kilitli olduğu, cesedinin boyun ve bilek kısmında kesikler bulunduğu kaydedilerek, otomobilde 'elveda' başlığıyla başlayan bir not ele geçirildiği kaydedilmişti. Cinayet iddiaları üzerine başlatılan soruşturma kapsamında rapor istenen İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 5 üyesi olayın ''intihar'', 3'ü ise ''cinayet'' olduğu yönünde görüş bildirmişti. Başbilen, ölmeden önce Milli Tank Projesi Atış Kontrol Sistemi Projesinde görev yapıyordu. AA | Cumhuriyet
Sabah'ın İddiasına Göre Fuat Avni Deşifre Oldu: Emre Uslu
Sabah gazetesi, 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında Fuat Avni mahlası ile açılan ve kısa sürede sosyal medya fenomeni olan Twitter hesabına ilişkin Milli İstihbarat Teşkilatı'nı (MİT) referans göstererek, hesabın Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu'ya ait olduğunu iddia etti. Twitter'da 950 bine yakın takipçisi olan @fuatavni hesabı 17 Aralık sürecinde Twitter'da Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümet hakkındaki gizli görüşmelere ilişkin bilgiler aktaran tweetleri sonrası gündeme gelmiş ve öne sürdüğü bilgilerin birçoğunun doğru çıkması ile fenomene dönüşmüştü.   Sabah gazetesinde iddia edilen haber şöyle: Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) savcılığa Fuat Avni mahlası ile gerek sosyal medyada gerekse de bazı internet sitelerinde boy gösteren kişinin Taraf gazetesi yazarı Emre Uslu olduğunu bildirdi. MİT, bu bilgiyi Fuat Avni'nin köşe yazısı yazdığı bir sitede, kuruma yönelik çeşitli iftiralar ortaya attığı gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı şikâyetin dilekçesinde verdi. Emre Uslu'nun bu isimle yazı yazıp MİT'i yıpratmaya çalıştığı kaydedilen yazıda hakkında işlem yapılması istendi. Bu başvuru üzerine Uslu hakkında Fuat Avni imzası ile kaleme alınan ve MİT'i konu edinen bazı yazıları sebebiyle soruşturma açıldı. Soruşturma dosyası Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun tarafından söz konusu internet sitesinin yayın yeri İstanbul olduğu gerekçesiyle İstanbul Savcılığı'na gönderildi. Belçika'nın başkenti Brüksel'de bulunduğu bilinen Emre Uslu Türkiye'ye dönerse ifadesine başvurulacak. Bilindiği gibi Emre Uslu 30 Mart seçimlerinden hemen önce Brüksel'e gitmiş, bir süre burada kalacağını açıklamıştı. Uslu askerlik sorunları sebebiyle de daha önce ABD'den bir süre Türkiye'ye gelememişti.
Abdullah Gül: 'İfade Vereceğim'
Gül çevresine, eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi örnek göstererek, “Hukuk devleti budur, kimse imtiyazlı değildir, herkes gider ifade verir, suç var mı, yok mu diye karar verme yetkisi yargıya aittir” diye konuşuyor. Gül’ün cumhurbaşkanlığı devam ederken, Refah Partisi’yle ilgili ‘Kayıp trilyon’ davası gündeme geldi. Partiye yapılan hazine yardımı, partinin kapatılması üzerine soruşturma konusu olmuştu. Savcılık, olayla ilgili olmadığı için Abdullah Gül hakkında takipsiz kararı vermiş, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den tam 5 defa ‘Şüpheli Abdullah Gül’ diye bahseden kararında, takipsizliği kaldırmıştı. İFADESİ ENGELLENDİ Konunun bu şekilde gündeme gelmesi üzerine Cumhurbaşkanı Gül, Nisan 2009’da Ankara Savcılığı’na Çankaya Köşkü’nden bir yetkiliyi göndererek söz konusu dava için ifade vereceğini, bunun için kendisine gün bildirilmesini istedi. Fakat hem savcılık hem Köşk hukukçuları, bunun ‘Cumhurbaşkanı’ için uygun olmayacağını bildirdiler. Cumhurbaşkanlarının devletin başı olduğu gibi, dokunulmazlıktan öteye sorumsuzluğa da sahip olduğunu hatırlattılar. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın Ankara Savcılığı’nda ifade vermeye gitmesi halinde, devlet hayatında olmaması gereken protokol sorunlarının ortaya çıkacağını anlattılar. Savcı da, Gül’ün ifadeye gelmesinin uygun olmayacağını bildirdi. Bunun üzerine Gül, görevi devam ettiği müddetçe ifadeye gitmekten vazgeçti. Gül, geçtiğimiz hafta kendisini ziyarete gelen konuklarına anılarını anlatırken, bu olaydan da bahsederek şunları söyledi: “Artık görevim bitiyor. Uygun bir zamanda avukatlarımı savcılığa göndereceğim, ifade vermek üzere gitmek için gün belirlenmesini isteyeceğim. Hukuk devleti budur, kimse imtiyazlı değildir, herkes gider ifade verir, suç var mı, yok mu diye karar verme yetkisi yargıya aittir.” Gül konuşmasında, ‘Kayıp trilyon’ davasına bakan Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kendisi gibi ilgisiz bütün parti yetkilileri hakkında ve özellikle de Refah Partisi’nin bu konularla ilgili Genel Muhasibi hakkında bile beraat kararı verdiğini hatırlattı. ERBAKAN VE 68 RP YÖNETİCİSİ CEZA ALDI1998 yılında Anayasa Mahkemesi, Refah Partisi (RP) hakkında verdiği kapatma kararı kararının ardından, yöneticilerden ellerindeki Hazine yardımını devlete iade etmelerini istedi. Ancak RP, paranın örgütlere gönderilerek harcandığını ileri sürdü ve söz konusu Hazine yardımını iade etmedi. Müfettişlerin incelemelerinde paranın, sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği tespit edildi. Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aralarında RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın da bulunduğu parti yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da dava açtı.Davada Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Erbakan hakkında özel belgede sahtecilik suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezası verirken 68 RP yöneticisi 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapis cezası aldı. Yargıtay, bu kişiler hakkındaki kararı onadı. O dönem Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’ün dosyası ise ayrıldı. Gül hakkındaki evrak tefrik edilip, dokunulmazlığı bulunduğu için işleme konulmadı. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ise hakkındaki dosyanın akıbeti tartışıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Gül hakkında gönderilen bu dosyayla ilgili takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararına Cahit Nalbantoğlu isimli vatandaş itiraz etti. İtirazı Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi karara bağladı ve Gül hakkındaki takipsizlik kararını kaldırdı. İtiraz üzerine verilen kararlar kesin nitelik taşıdığı için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sincan Mahkemesi’nin kararının ‘kanun yararına bozulması’ istemiyle Yargıtay’a götürülmesi için Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık, istemi yerinde görerek söz konusu kararı ‘kanun yararına bozulması’ istemiyle Yargıtay’a götürdü. Başvuruyu değerlendiren Yargıtay 11’inci Ceza Dairesi de Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını kanun yararına bozdu. Daire, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararına itiraz eden Cahit Nalbantoğlu’nun itiraz hakkı bulunmadığına da hükmederek Sincan Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı Gül’ün yargılanmasına yönelik verdiği kararı kaldırdı. DOSYA KAPANDI Davanın avukatlarında Şeref Malkoç, Yargıtay’ın kararından sonra Gül hakkındaki dosyanın kapandığını belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili hukuki süreç tamamlanmıştır. Dolayısıyla bu dosyanın açılması diye bir şey söz konusu değildir. Hukuki süreç tamamlandı. Savcılık Gül’ün olayla ilgisi olmadığı için takipsizlik kararı verildi” açıklamasında bulundu.Hürriyet
Operasyondan 'Şikayetçi Erdoğan' Çıktı
Yolsuzluk operasyonu değil darbe girişimidir diyerek 17-25 Aralık operasyonlarını yapan polislerden şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan , CHP lideri Kemal Kılıçdaroğl u’ndan da 25 Aralık günü Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısında bazı telefon görüşmeleri dinlettiği için şikayetçi oldu.Al Jazeera ’de yer alan habere göre dava dosyasına Erdoğan’ın, avukatı Ali Özkaya aracılığıyla sunduğu yedi sayfalık şikayet dilekçesinin de konulduğu öğrenildi.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 'paralel yapı' iddiaları hakkında yürüttüğü soruşturmanın dosyasına ulaştı. Dosyada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şüpheli polisler ve CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkındaki şikayet dilekçesi de yer aldı.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet teşkilatında Gülen Cemaati'ne yakın olduğu öne sürülen polislere yönelik bir süredir soruşturma yürütüyor.Dosyada müştekiler yani şikayetçiler arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da var. Erdoğan hem şüpheli polisleri hem de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu şikayet etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 11 Şubat 2014 tarihinde TBMM Grup toplantısında 25 Aralık yolsuzluk soruşturması kapsamında elde edilen bazı telefon görüşmelerini dinletmişti. Bunun üzerine Erdoğan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak ‘Kılıçdaroğlu ve soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek dinleme kayıtlarını temin eden kamu görevlilerinden’ şikayetçi olmuştu.Şikayet dilekçesini inceleyen Ankara savcılığı yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.Yetkisizlik kararının yer aldığı dosyaya, Erdoğan’ın avukatı Ali Özkaya aracılığıyla sunduğu yedi sayfalık şikayet dilekçesi de konuldu.Şikayet dilekçesinin müşteki bölümünde Recep Tayyip Erdoğan, şüpheliler bölümünde Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanısıra, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kamu görevlileri de yer aldı.Erdoğan'ın şikayet dilekçesinde, Başbakan, bakan ve milletvekilleri hakkında soruşturmanın nasıl yürütüleceğinin yasalarda yer aldığı vurgulanırken, ‘Başbakan ve bakanlar kurulu üyeleri hakkında suç şüphesinin öğrenilmesinden itibaren iddianamenin kabulüne kadar geçen sürede Cumhuriyet Savcılarının hiçbir görev ve yetkisi yoktur. Savcılar yürüttükleri soruşturmalar sırasında, Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında Anayasanın 100. Maddesi kapsamında Meclis soruşturmasına konu edilebilecek ‘suç işlendiğini tespit eden, ihbar alan, delillere ulaşan’ her kişi ve makam gecikmeksizin ve derhal TBMM’ye bilgi vermek zorundadır.” denildi.TBMM’ye bilgi verilmeden soruşturmaya devam etmenin suç olduğunun belirtildiği dilekçede, şu ifadeler yer aldı.“Dolaylı dinleme kararları alıp tesadüfen elde edilen delilere ulaşma çabalarının anayasal ilkelerin ve kuralların tamamını çiğneyen ve suç teşkil eden, elde edilen deliller itibariyle kanunsuz delil olan bilgi ve belge olacaktır. Bu itibarla Cumhuriyet Savcılarının, Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında yaptıkları tüm delil toplama girişimleri suç teşkil edeceğinden haklarında şikayetçiyiz.”Erdoğan’ın şikayet dilekçesinde, ‘yolsuzluk ve rüşvet iddiaları üzerine yürütülen soruşturmaları’ darbe girişimi olarak nitelendirildi:'Yolsuzluk ve rüşvetle ilgili soruşturma iddiası altında, esasen Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini yıkma ve yargı yoluyla darbe yapma girişim sonrası, soruşturmanın şüphelisi olan kişilerden gizli ancak soruşturmayı yürüten savcıları canhıraş savunan medya organlarına açık olduğu yayınlanan telefon kayıtları ve soruşturma evraklarıyla anlaşılan, basın yayın organlarında ve medyada daha soruşturmanın başladığı ilk dakikalardan itibaren birçok görüntü ve bilginin servis edildiği herkesin malumudur.”Bilgilerin sızdırıldığı soruşturmada gizlilik kararı bulunduğunun belirtildiği dilekçede, “Müvekkilim (Cumhurbaşkanı Erdoğan) ülkenin yürütme organı olan Bakanlar Kurulunun ve hükümetin Başbakanı olarak bu bilgilerin gizliliği nedeniyle resmi olarak bilgilere sahip değildir.” denildi.Cumhuriyet Savcılarının anayasayı ihlal ettiğinin vurgulandığı şikayet dilekçesinde, ‘Başbakan Erdoğan’ın sürekli görüştüğü kişilerin önemli bir kısmının telefonları dinlenilerek, aslında Erdoğan’ın dinlenildiği’ ifade edildi. Dilekçede, dinleme kayıtlarının kanuna aykırı elde edildiği, bunları imha edilmemesinin de suç olduğu belirtildi.Şikayet dilekçesinde, soruşturma ile ilgili bilgilerin medyaya servis edilerek 'algı operasyonu' oluşturmak istendiği savunuldu ve 'Hükümeti devirmek için plan yapanların elbette ki bu davranışlarının sonuçlarına katlanması gerekmektedir.” denildi.Dilekçede, soruşturmadaki görevlilerin gizli belgeleri Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği, Kılıçdaroğlu’nun da bu konuşmaları yayınladığı belirtildi. Kılıçdaroğlu’nun da 'Hırsız oğlunu arabayla götürüyor' diyerek hakaret ettiği ifade edildi.Erdoğan’ın dilekçesinde soruşturma belgelerinin yayınlanması ile adil yargılanmanın etkilendiği, tüm şüphelilerin halk nezdinde baştan mahkum edildiği ve masumiyet karinesinin çiğnendiği vurgulandı.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM Grup toplantısında dinlettiği telefon konuşmaları sonrasında Erdoğan, kayıtların ‘montaj’ olduğu yönünde açıklamalar yapmıştı.T24
Fahri Kasırga Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Oldu
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine, Başbakanlık Müsteşarı Fahri Kasırga getirildi. Genel Sekreter Mustafa İsen de Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı oldu.Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, Başbakanlık Müsteşarı Fahri Kasırga, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri oldu.7 yıldır bu görevi yürüten eski Genel Sekreter Mustafa İsen de Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak görevlendirildi.Kasırga'nın özgeçmişiCumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine atanan Fahri Kasırga, 1953'te Rize'nin Çayeli ilçesinde doğdu. İstanbul Kabataş Erkek Lisesini bitiren Kasırga, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1977'de mezun olduktan sonra 1978'de Rize hakim adayı olarak mesleğe başladı.Erzurum-Olur Cumhuriyet Savcı Yardımcısı, Trabzon-Çaykara, Sakarya-Karasu Cumhuriyet Savcılığı ve Fatsa, Diyarbakır, Kocaeli ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı görevlerinde bulunan Kasırga, 3 Ekim 2003'te Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına getirildi.Kasırga, 22 Temmuz 2007'deki genel seçimler öncesi 8 Mayıs-29 Ağustos 2007 arasında adalet bakanı olarak görev yaptı.Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine getirilen Kasırga, Efkan Ala'nın İçişleri Bakanı olmasının ardından 20 Ocak 2014'te Başbakanlık Müsteşarlığına atanmıştı.CNNTürk