Diyanet İşleri Başkanlığı Haberleri

Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

25 Soruda İnternet Yasası
T24 yazarı ve Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın bugün yayınlanan yazısında '25 soruda mevcut internet yasası ve getirilmek istenen yeni düzen'i mercek altına aldı ve  düzenleme bu haliyle yasalaşırsa neler olacak sorusunu masaya yatırdı. 1- Türkiye'de internet kullanımına ilişkin temel veriler neler? Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre, ülkede internete erişim imkânı bulunan hanelerin oranı yüzde 49.1. Yani her iki evden birinde internete erişim var. Yine TÜİK saptamaları, 16-74 yaş arasındaki nüfusun yüzde 49'unun internet kullandığını, her dört kullanıcıdan üçünün de internette 'haber, gazete veya dergi' okuduğunu gösteriyor. 2013 yılına ait bu oranlar, her yıl artış yönünde değişim gösteriyor. 2- İnternetle ilgili olarak TBMM Genel Kurulu gündemindeki yasa teklifi neden tartışma yarattı? Öncelikle teklifin yasalaşma sürecinde benimsenen yöntemden dolayı. Yaklaşık 40 milyon insanın hayatının ayrılmaz bir parçası olmuş internetle ilgili son derece önemli hükümler içeren bir yasa teklifi için internet yayıncılarının, haber sitelerinin, bilişim ve ceza hukukçularının, bu konuda görüşü önemli sivil toplum kuruluşlarının düşüncelerinin alınması beklenirdi. 3- Alınmadı mı? Hayır. Örneğin; T24'ün de temsil edildiği İnternet Medyası Derneği'nden, habercilikle ilgili son derece kritik hükümler içermesine karşın herhangi bir görüş sorulmadı. 4- Peki konu parlamentoda bağımsız bir yasa teklifi olarak mı gündeme getirildi? Hayır, bu da yapılmadı. Toplumun bütün kesimlerini, nüfusun yarısından fazlasını ilgilendiren internet düzenlemeleri, milletvekillerince bağımsız bir yasa teklifi veya hükümet tarafından bağımsız bir yasa tasarısı olarak gündeme getirilmedi. AKP milletvekillerinin yasa teklifi, yaklaşık 130 madde içeren bir 'torba kanun'un içine itildi. 5- Torba kanun ne demek? Birbiriyle ilgisiz onlarca konu ve onlarca kanunda değişiklik yapan tek bir kanuna 'torba kanun' deniyor ki, bu metinler genelde 'torba' hacmini aşarak 'çuval'a dönüşüyor. İnternet düzenlemesinin de içine yerleştirildiği son torba kanunun resmi adı, internet ve içerdiği onlarca konuyla ilgili olarak tek bir ipucu bile vermiyor. 36 kanun ve 7 kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngören TBMM Genel Kurulu'ndaki metin, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı' başlığını taşıyor. 6- Yani, internet düzenlemesi Bakanlar Kurulu'nun bu torba kanun tasarısı içinde mi TBMM'ye sevk edildi? Hayır! 'Tasarı' TBMM'ye sevk edildikten sonra AKP milletvekillerinin “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklif'i torba tasarıya monte edildi. Hükümetin TBMM'ye 102 madde olarak sevk ettiği torba kanun tasarısı, Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yapılan eklerle daha da büyüdü ve 130 maddeye yaklaştı. 7- İnternet düzenlemeleri bugüne kadar hangi kanunla yapılıyordu? Bu konudaki temel düzenleme, TBMM'de 4 Mayıs 2007'de kabul edilen, 23 Mayıs 2007’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve tam adı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” olan 5651 sayılı yasada bulunuyor. 8- Tartışma yaratan internet sitelerine erişim sadece bu yasaya dayanarak mı engelleniyor? Temel düzenleme 5651 sayılı yasa. Ancak Bilgi Teknolojileri İletişim Başkanlığı’ndan (BTK) aldığımız listeye göre, 5651 sayılı temel yasa dışında devlete erişim engelleme imkânı veren 8 yasa ile 1 KHK daha var. Bu yasaların adları ve ilgili maddelerinin numaraları şöyle: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Ek-4 üncü maddesi; Tütün Ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinin beşinci fıkrasının (k) bendi; Türk Ticaret Kanunu’nun haksız rekabete ilişkin hükümleri (eski kanunda 56 ve 58., yeni kanunda 54, 55 ve 56. maddeler); Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 4. fıkrası; Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddeleri; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 101. maddesi; Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis Ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi; Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesi; Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 9, 76 ve 77. maddeleri. 9- Temel düzenleme olan 5651 sayılı yasa hangi noktalarda eleştiriliyordu? Temelde iki nedenle eleştirildi. Birinci eleştiri nedeni, internet sitelerine erişimin hangi durumlarda engelleneceğini düzenleyen 'katolog suçlar'ın kapsamı oldu. ikinci neden de; bazı hâllerde idareye, yargı kararına gerek duymadan erişimi engelleme imkânı sağlayan düzenlemeydi. 10- Katolog suçlar ne, nasıl bir kapsamı bulunuyor? Katalog suçlar, 5651 sayılı yasada internet sitelerine erişimin engellenmesine dayanak olarak gösterilen “suç listesi”ni ifade ediyor. Bu listede sayılan “suç”ların işlendiğine kanaat getirilmesi durumunda idare ya da yargı internet sitesine erişimi derhal engelleyebiliyor. Katalog suçlar yasanın 8. maddesinde sayılıyor. “Erişimin engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi” başlığını taşıyan bu maddede katalog suç olarak sayılan 8 fiilin 7’si Türk Ceza Kanunu’ndan aynen bu maddeye nakledilen fiiller. Bunlar; 1- İntihara yönlendirme, 2- çocukların cinsel istismarı, 3- uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma, 4- sağlık için tehlikeli madde temini, 5- müstehcenlik, 6- fuhuş 7- kumar oynanması için yer ve imkân sağlama. TCK’da yer alan bu fiiller dışında Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’da yer alan suçlar da 8. maddede “katalog suçlar” arasında sayılıyor. Katalog suçlara ilişkin takibi BTK’ya bağlı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) yapıyor. Ancak katalog suçlar dışında kalan yayınlara ilişkin başvuru, ihbar ve şikâyetlere ilgili mahkemeler bakıyor. Örneğin “hakaret' suçuna ilişkin bir başvuru ile TİB değil, mahkemeler ilgileniyor. Bu nedenle bazen bir mahkemenin kapatma kararı aldığı bir siteden BTK veya TİB’in haberi olmayabiliyor. BTK yetkililerinin verdiği bilgiye göre, bazı mahkemelerin aldığı kararlar arasında 'Youtube'un erişiminin bütün dünyada engellenmesi' gibi, internetin doğasına aykırı hükümler de bulunuyor. 11- Mevcut yasaya göre, idare hangi durumlarda doğrudan erişimi engelleyebiliyor? Yayının yurtdışından yapılması durumunda idare, yani TİB, katolog suçlarda sayılan bütün durumlarda yayını doğrudan durdurabiliyor. Ancak yayın yurtiçinden yapılsa da eğer 'müstehcenlik' ve 'çocukların cinsel istismarı'na dair bir tespit varsa idare yine doğrudan erişimi engelleyebiliyor. 12- Bugüne kadar tartışma nerede odaklandı? 'Müstehcenlik' tespitiyle erişimin engellenmesinde. Zira, yargının bile standart içtihad geliştiremediği (Yargıtay'ın bu konuda birbiriyle çelişen kararları var) tartışmalı bir konuda idareye takdir yetkisi tanınması sorunlu sonuçlar doğurdu, doğuruyor. Kimine göre estetik bir görüntü başkasına göre erotik, müstehcen veya pornografik bulunabiliyor. İnternette bedelsiz 'aile' ve 'çocuk' filtreleri bulunmasına rağmen tanımı çok tartışmalı olan müstehcenliğe 'nerede görülürse görülsün yok edilmesi gereken bir tehdit' olarak yaklaşılması ve erişimi engellerken yargı kararı aranmaması ciddi sorunlar yaratıyor. 13- Mevcut yasanın uygulanmasından çıkan sorunlar Türkiye için nasıl bir görüntü doğuruyor? Türkiye internette giderek 'yasakçı' eğilimleriyle öne çıkan bir ülke olarak değerlendiriliyor. Şu değerlendirmeler, Avrupa Birliği'nin Ekim 2013'te açıkladığı son Türkiye İlerleme Raporu'ndan: 'Kamu görevlilerinin basın üzerindeki baskısının devam etmesi, yaygın oto sansür, eleştirel gazetecilerin işten çıkarılmaları, internet sitelerinin sık sık yasaklanması ve ifade ve basın özgürlüğünün uygulamada görsel işitsel alandaki düzenleyici makam tarafından ve yargının yaklaşımı nedeniyle engellenmesi dâhil olmak üzere, sorunlar devam etmektedir.' (Sayfa 13) 'İnternet sitelerinin orantısız kapsam ve süreyle yasaklanması devam etmiştir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), yasaklanan internet siteleri ile ilgili olarak, Mayıs 2009’dan bu yana bir istatistik yayımlamamıştır. Yasaklanan internet sitelerini takip eden bağımsız bir internet sitesinin Eylül (2013) ayında yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’de 32 binden fazla internet sitesine erişim sağlanamamaktadır.' (Sayfa 53) 'İfade özgürlüğünü sınırlayan ve vatandaşların bilgi edinme hakkını kısıtlayan, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un Avrupa standartlarına uygun olarak revize edilmesi gerekmektedir.' ( Sayfa 53) 'İnternet kullanımını düzenleyen kanun, siyasi ve ahlaki olarak uygunsuz bulunan bazı LGBTI ve diğer bazı internet sitelerine karşı kullanılmıştır. Görevi yaptırmamak için bir memura karşı direnmeye ilişkin Ceza Kanunu hükmü, taciz suçlamalarına karşı çıkmak amacıyla sık sık kullanılmıştır. (Sayfa 60) 14- Mevcut yasa ve uygulamalar AB'nin Türkiye İlerleme Raporu'nda bu kadar eleştirilirken, TBMM gündemindeki torba kanun içinde daha da ileri sınırlamalar mı öngörülüyor? Tek kelimeyle evet. Mevcut yasada yapılmak istenen değişiklik konusunda iki temel sorun var. Birincisi; yargı kararına ihtiyaç duymadan idareye doğrudan tanınan erişim engelleme yetkisini alabildiğine artıracak hükümler öngörülüyor. İkincisi; internet kullanıcılarının bütün trafik bilgilerinin, istendiği anda idareye, yani TİB'e teslim edilmesi hükme bağlanıyor. 15- İdareye tanınan doğrudan erişimi engelleme yetkisi nasıl artırılıyor? Mevcut yasanın 9. maddesine yapılan bir ekle, bugüne kadar sadece 'müstehcenlik' ve 'çocukların cinsel istismarı' ile bir ölçüde sınırlı tutulan idarenin doğrudan erişim engelleme yetkisi son derece esnek ve tartışmalı kavramlarla alabildiğine genişletiliyor. Mevcut yasanın 9. maddesine 'Özel hayatın gizliliğinin veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerine bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde erişimin engellenmesi doğrudan başkanlık tarafından yapılır” hükmü eklenmek isteniyor. 'Özel hayat' gibi, habercilikte herkes için değişik sınırları bulunan, yargının bile yıllardır standart ölçütler geliştirmekte zorlandığı bir kavram, yeni düzenlemeyle TİB ve TİB Başkanı'nın bir internet sitesindeki haberin veya görsel malzemenin doğrudan yayında kaldırılmasına gerekçe yapılmak isteniyor. Böylece, örneğin yolsuzluk iddiasıyla yürütülen bir soruşturmada hükümet üyesi olan babasıyla konuşan bir oğulun mahkeme kararıyla dinlenen telefon görüşmesine ilişkin haberlerin, yargı kararı olmadan, hükümetin atadığı bürokratlarca yayından kaldırılmasının yolu açılıyor. 16- Bu düzenleme, 2011 seçimleri öncesinde örneklerini gördüğümüz gizli çekilmiş özel hayat görüntülerinin, seks kasetlerinin yayınını derhal önleme amacına yönelik olamaz mı? İki nedenle olamaz. Birincisi; mevcut yasada idarenin zaten 'müstehcen' olarak değerlendireceği yayınları derhal ve doğrudan durdurma yetkisi var. Bu noktada, mevcut yasada da yargı kararı aranmıyor ki, bu durumun da sorunlu olduğunu yukarda vurguladık. Kaldı ki, Başbakan Tayyip Erdoğan , söz konusu seks kasetlerinin yayını üzerine, 'Orası onların özel hayatları değil, orası onların yatak odaları değil' diyebilmiş ve 'özel hayatı' sadece yatak odasına bağlayabilmişti. 17- İkinci neden ne? Mevcut yasaya, yargı kararına ihtiyaç duymadan TİB'in doğrudan erişim engelleme yapması için eklenmek istenen hüküm sadece 'özel hayat' demiyor. Sınırları son derece tartışmalı olan bu kavramın yanı sıra 'başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerine bağlı olarak' da TİB'in doğrudan erişim engellemesi yapmasına imkân sağlıyor. Yani hükümetin atadığı bir bürokrat, 'başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak' gibi hiçbir sınırı bulunmayan uçsuz bucaksız bir alanda istediği haberi ve görsel malzemeyi, üstelik yayını yapan internet sitesinden de habersiz olarak doğrudan yayından kaldırabilecek. 18- Buna karşı yargıda itiraz mümkün olacak mı? Evet. Ancak burada sorun, yeni düzenlemenin 'yasaklamayı' sürecin başında temel hareket noktası olarak görmesi, yargıyı içerik engelleme aşamasında devre dışı bırakması. Yasaklamayı temel hareket noktası olarak gören anlayış, mevcut yasaya eklenmek istenen diğer düzenlemelerde de bulunuyor. 19- TİB'e doğrudan tanınan yetki dışında da yargı kararı olmadan yasaklama mı öngörülüyor? Evet. Yine mevcut 9. maddeye yapılmak istenen başka bir ekle, idarenin doğrudan engellemediği bir içerikte 'özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler' başkanlığa doğrudan başvurarak erişimin engellenmesini isteyebilecekler. TİB, yani idare, burada sadece başvuru sahibinin 'hakkın ihlaline neden olduğu öne sürülen ilgili yayındaki haberin-içeriğin adresini (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine ilişkin açıklamayı ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgileri' eksiksiz vermesine bakacak. Eksik yoksa TİB, 'bu talebi uygulanmak üzere derhal (yeni kurulacak) erişim sağlayıcılar birliğine bildirecek ve erişim sağlayıcılar bu tedbir talebini en geç dört saat içinde yerine getirecek.' Böylece, örneğin bir haberde 'özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini' öne sürecek olanlar sadece TİB'e başvurarak söz konusu haberi yayından kaldırtabilecekler. Dikkat ederseniz, bu düzenlemede de bir yargı denetimi-kararı aranmıyor, içerik sağlayıcıdan, örneğin haber sitesinden savunma-görüş istenmiyor. Böylece, ilgili haber sitesinin kendi içeriğinden çıkarılan haberden ancak çıkarıldıktan sonra haberdar olabileceği bir düzen öngörülüyor. Bu hükümde yargı kararı, ancak bu yasaklamadan sonra devreye sokuluyor ve başvuru sahibinin 24 saat içinde sulh ceza hâkimine başvurarak karar çıkartması, aksi halde içeriğe konan tedbir kararının kendiliğinden kalkması öngörülüyor. Teklif, bu başvurularda hâkimin de en geç 48 saat içinde karar almasını öngörüyor. 20- İçerik sağlayıcıyı devre dışında bırakan başka bir düzenleme öngörülüyor mu? Evet. Yine mevcut yasanın 9. maddesinde yapılmak istenen değişikliğe göre, 'kişilik haklarının ihlâl edildiğini iddia edenler, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebilecek' ki, benzer bir düzenleme içerik sağlayıcı ile sınırlı olmak üzere bugün de var. Teklifte, bu talebin içerik ve/veya erişim sağlayıcı tarafından en geç 24 saat içinde cevaplanması öngörülüyor. Ancak başvurunun yargıya yapılması durumunda, sulh ceza hâkimi içerik sağlayıcıdan savunma-görüş almadan ilgili içeriğin kaldırılmasına, bu tedbiri yeterli görmemesi durumunda bütün sitenin kapatılmasına karar verebilecek. 21- Yeni düzenlemede tartışma yaratan 'trafik bilgileri'nin paylaşımı ne anlama geliyor? Trafik bilgisi, internet kullanıcılarının hangi siteleri, o sitelerde hangi sayfaları ne kadar süreyle takip ettiklerini, kimlerle temasta olduklarını içeriyor. Mevcut yasada, erişim sağlayıcıların (örneğin TTNET, Superonline vs.) bu bilgileri altı aydan az, iki yıldan fazla olmamak üzere saklaması ve gizliliğini muhafaza etmeleri öngörülüyor. Yeni düzenleme ile bu konuda iki kritik değişiklik öngörülüyor. Birincisi; trafik bilgilerini saklama süresi uzatılarak alt sınır bir yıla çıkarılıyor. İkincisi de, mevcut yasada olmayan bir şekilde, 'başkanlığın (TİB'in) talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde başkanlığa teslim etmek' yükümlülüğü getiriliyor. Böylece idare, yine yargı kararı olmaksızın, internet kullanan herkesin hangi siteleri, sayfaları ziyaret ettiğine, bu sayfalarda ne kadar kaldıklarına, kimlerle temasta olduklarına ilişkin bütün bilgileri istediği anda alabilecek. Mevcut yasada bu durum, sadece 'faaliyetine son verecek içerik sağlayıcılar' için öngörülüyordu. 22- Yeni düzenlemeyle getirilmek istenen erişim sağlayıcılar birliği ne yapacak? Erişim sağlayıcıların tek çatı altında toplanması ve yayından çıkarma, yayın durdurma gibi mahkeme veya idare kararlarının artık bu birlikçe yapılması öngörülüyor. Böylece idare artık siteleri bizzat erişime engellemek gibi icrai bir süreçten ayrılarak, daha çok karar verici ve/veya tebliğ edici bir pozisyona çekilecek. Erişim ve yer sağlayıcılar, tebliğ edilen siteler için artık mevcut yasadaki ölçüt olan 'teknik imkânlar elverdiğince' değil, her durumda 4 saat içinde erişim engellemekle yükümlü olacaklar, aksi halde yaptırımla karşılaşacaklar. Erişim sağlayıcılar, erişimi engellenen sitelere, DNS ayarlarını değiştirerek yapıldığı gibi, 'alternatif erişim yollarını engellemekle' de yükümlü olacaklar. Erişim/yer sağlayıcılar için öngörülen yükümlülük ve yaptırımları, 'ceza hukukunda sorumluluğun şahsi olduğu' ilkesine aykırı bulan hukukçular var. Erişim sağlama hizmeti için birliğe üye olmak koşul haline getirilecek. Birliğin tüzüğü de, Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu'un (BTK) onayına tabi olacak. 23- Peki yeni düzenlemede hiç olumlu bir değişiklik yok mu? Var. Türkiye'de Youtube'un bile yasaklanmasına neden olan siteleri tamamen kapatma uygulaması, yeni düzenleme ile istisna haline getiriliyor. Yeni düzenleme, internet sitelerinde sadece ihtilaf konusu olan içeriğin, örneğin o site içinde adresi verilen (URL) haberin çıkarılmasını esas alıyor. Ancak ister yargı, ister idare tarafından içerik çıkarılmasına karar verilsin, bu süreçte içeriği sağlayanlara, örneğin haber sitelerine yer vermiyor, ihtilafın çözülmesinde onların görüşlerinin-savunmalarının alınmasını öngörmüyor. Siteler, genellikle ancak içeriklerinin engellendiğini öğrendikten sonra yargıya itiraz aşamasında sürece dahil olabiliyor. Yeni düzenleme, 'içeriğin engellenmesinin hak ihlalini engellemediği zorunlu durumlarda' sitelerin tamamen de erişime kapatılmasına imkân sağlıyor. 24- Peki internette özel hayat ve kişilik haklarının yaygın ihlali de bir gerçek değil mi? Evet, bu da bir gerçek. Ancak getirilmek istenen düzene ilişkin sorun, haklarının ihlal edildiğini öne sürenlerin başvuruları üzerine yapılacak denetim değil. Bu denetimin yargı yerine idare tarafından da yapılmasının öngörülmesi ve idarenin yetki alanının, bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kavramlar ve ölçülerle alabildiğine genişletilmesi. Yeni düzenlemeyle hükümetlerin atadığı bürokratlar hükümetlerin talimatları, istekleri, ihtiyaçları doğrultusunda haber alma hakkı ve ifade özgürlüğünü çok geniş bir alanda kısıtlayabilecek duruma getiriliyor. Diğer yandan, yeni düzenleme ile görevle ilgili suçlardan dolayı TİB Başkanı hakkında soruşturma başlatmak bakanın, TİB çalışanları hakkında soruşturma başlatmak da TİB Başkanı'nın iznine bağlanarak, yeni bir dokunulmazlık alanı açılıyor. 25- Düzenleme bu haliyle yasalaşırsa Anayasa'ya aykırılık doğacak mı? Bu haliyle yasalaşırsa düzenlemenin Anayasa Mahkemesi'ne götürülmesi yüksek bir olasılık. Zira basının sansür edilemeyeceğinden yargı yetkisine uzanan bir dizi alanda tartışmalı bir düzenleme karşısındayız. Diğer yandan Anayasa'nın 90. maddesi, 'temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır' hükmünü içeriyor. Mevcut yasanın bile AİHM'de Türkiye'nin mahkûm edilmesine neden olduğunu unutmamak gerekir. Dolayısıyla yasanın uygulanmasında, yüksek bir ihtimal olmamakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni esas alacak hâkimler de çıkabilir. Ancak, çok işletilmese de yargı için önemli bir ölçüt olan Anayasa'nın 90. maddesinin, internet içeriklerine erişim engelleme yetkilerini kullanırken idareyi durdurmayacağı açık. Düzenleme bu şekliyle yasalaşırsa, Türkiye, internet alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden yeni cezaların yoluna revan olacak gibi görünüyor... Doğan Akın | T24
Şefkat Tepe'ye Diyanet Tepkisi
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Bünyamin Erul , 'Bu ve benzer filmler geçmiş yıllarda çeşitli velilerle ilgili yapılan filmlerde hep veliler gösteriliyordu. Son zamanlarda peygamberlerin ışık huzmesi şeklinde de olsa gösterilmesi yanlıştır. Bunun nereye kadar gidebileceğini de kestirmek zordur' dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erul, özel bir televizyon kanalında yayınlanan dizide bir ışık huzmesi şeklinde peygamber sahnesinin yer almasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Erul, asrımızda görsel malzeme ön plana çıktığı için kutsala dair her şeyin medyada yer almasının sıkıntılara yol açtığını belirterek, 'Kutsallara saygı Kur'an-ı Kerim'in temel emirlerinden bir tanesidir. Hz. Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa'ya, Kur'an-ı Kerim'e, Kabe'ye, meleklere saygı ve bunlarla ilgili konuşurken yazarken, bunlarla ilgili görsel bir malzemeyi teşhir ederken çok dikkatli olunması gerekiyor. İhmal edilen bir husus bu alanda ilahiyatçılardan, alan uzmanlarından mutlaka bilimsel destek alınması gerekiyor. Bu ihmal edildiği için biraz da fazla emek verilmediği için çeşitli kısa filmlerde de benzer şeyler karşımıza çıkabiliyor' diye konuştu. PEYGAMBERİMİZ ROL MODELİMİZ ROL OYUNCUMUZ DEĞİL! Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erul, konunun çok titiz olduğunu belirterek şöyle devam etti: 'Peygamber efendimiz bizim her şeyden önce rol modelimizdir. Ama asla rol oyuncumuz değildir, rol oyuncusu olamaz. Buradaki yanlış, bizim İslamdaki peygamber anlayışımızın yeniden sorgulanması gerekiyor. Kur'an-ı Kerim'e göre Peygamber efendimizin Mekke'de Medine'de yaşadığı siret gerçekliğine göre doğru bir peygamber anlayışına sahip çıkmamız gerekiyor. Bu ve benzer filmler geçmiş yıllarda çeşitli velilerle ilgili yapılan filmlerde hep veliler gösteriliyordu. Son zamanlarda peygamberlerin ışık huzmesi şeklinde de olsa gösterilmesi yanlıştır. Bunun nereye kadar gidebileceğini de kestirmek zordur. BAŞKA ÜLKEDE OLSA SOKAĞA DÖKÜLÜRLERDİ Aslında böylesi bir görüntü bir başka ülkede olsa, bir Pakistan'da, Endonezya'da, Malezya'da olsa belki kitleler sokağa dökülebilirdi. Bu tür şeylere meydan vermemek lazım. Bu tür filmler daha çok Hristiyan kültüründeki Hz. İsa'yı gökten indirme sahnelerini çağrıştırıyor. Bizdeki peygamber anlayışı çok daha ulvi çok daha nezihtir. Peygamberimizden bahsederken, peygamberimizi anlatırken, filmlere dizilere konu edinirken çok daha dikkatli olmamız gerekiyor.' İster bir rüyayı anlatsın ister bir film olsun günümüz insanının bilgilerini eğer görsel malzemeler oluşturuyorsa bunun bir imaj sorunu olduğunu kaydeden Erul, 'Peygamber imajını sıradanlaştıran, basitleştiren hatta bir ruh çağırmayı andıran bir sahne bir senaryo asla Peygamberimizin yüceliğine, onun şanına, onun kutsallığına yakışan bir sahne değildir. Peygamberimizin doğru anlaşılmasının tekrar altını çizmek istiyorum. Elbette salih rüya, sadık rüya haktır. İnsanlar rüyalarında peygamberimizi de pek ala görebilirler ama bunlar çok özel anlardır. Bir çok insan böyle bir rüya görmüşse, bunları paylaşmaz. Hele hele kamuyla, diziyle, filmle paylaşılması da doğru değildir' diye konuştu. ONU KENDİMİZE ÇAĞIRMAK YERİNE ONA GİTMEYE ÇALIŞIRDIK İslamın erken asırlarında peygamberimiz hakkında hadisler uydurulduğunu anlatan Erul, günümüzde de zaman zaman rüyalar uydurulabilmekte olduğunu kaydederek, 'Kasıtlı olarak yapılmasa bile böyle bir yanlışlık alay unsuru olabilmektedir. Ağır ifadeler var bunlar meydan vermemek gerekiyor. Peygamberimiz üsve-i hasenemizdir, rol modelimizdir ve o bütün siretini, sünnetini, ilkelerini ortaya koymuştur. Bizim onu asrımıza çağırmaya kalkışmamız doğru değildir. Eski adabımız çok daha iyidir, 'dahilek ya rasulallah'; 'sana kavuşabilsem ey Allah'ın Rasülü' derdik. Onu kendimize çağırmak yerine, kendimiz ona layık olabilmek için çabalar ona gitmeye çalışırdık, bu hassasiyeti korumamız gerekiyor' açıklamasında bulundu. ÇOCUKLAR PEYGAMBERİMİZİ IŞIKMIŞ GİBİ ALGILAYABİLİR İslam geleneğinde Peygamber efendimizin her hangi bir şekilde resminin çizilmediğini kaydeden Erul, 'Onun şeklini, şemalini, mübarek vücudunu anlatan şemaller var ama her hangi bir çizim yok. Görsel malzemelerde bir ışık huzmesi dahi yanıltıcıdır özellikle çocuklar peygamberimizi bir ışıkmış gibi algılayabilir. Gerek peygamberimiz, gerek büyük sahabilerin görüntülerinin gösterilmemesi daha idealdir' dedi. Allah Rasülü'ne iman etmek ve o inancın gereğini yerine getirmenin önemli olduğunu, 'Aslında insan rüyasında görmek isteyebilir. Ama Allahu Teala'nın bizden istediği onun çizgisine, sünnetlerine uymaktır. Asıl olan onun istediği ümmetinden olabilmektir. Müslümanlar dinlerinde ahlaklarında özen göstermeliler' diye konuştu. Erul, bilim adamlarının destekleri olmadan bu tür görsel malzemelerde yanlışlıkların olacağını, bilimsel desteğin şart olduğunu söyledi. Sansürsüz Medya
Kız Kardeşine Tecavüz Eden İmama 18 Yıl İstendi
ERZURUM’da kız kardeşi 23 yaşındaki H.B.’ye tecavüz ettikleri iddiasıyla tutuklu yargılanan Kars’ın bir köyünde imam, 29 yaşındaki A.B. ile erkek kardeşi, 27 yaşındaki M.B. hakkında Erzurum 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde 10.5 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası istendi. A.B., ifadesinde kardeşiyle birçok kez ’birlikte olduğunu’ ancak onun da ses çıkarmadığını söyledi. Merkez Yakutiye İlçesi’nde oturan H.B., polise başvurarak iki ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini ileri sürdü. Annesini 7, babasını 1 yıl önce kaybettiğini belirten H.B., birlikte kaldığı ağabeyi M.B.’nin de kendisine tecavüz etmeye başlamasına tepki gösterdi. Diyanet İşleri Başkanlığı kadrosunda Kars’ın bir köyünde imam olan ağabeyi A.B.’nin de daha önce kendisine defalarca tecavüz ettiğini öne süren H.B., şöyle dedi: 'İlk tecavüzü ağabeyim A.B., geçtiğimiz Ağustos ayında yaptı. Ağabeyim evde kimse olmadığı sırada tecavüz etti ve bunu kimseye söylememe konusunda uyardı. Olayları ablam R.’ye anlattım. Kimseye söylemememi aksi halde ağabeyimin işinden olacağını söyledi. Ağabeyimin tecavüzünden hamile kaldım, Ankara’ya götürdü kürtaj oldum. Daha sonra da küçük ağabeyim M.B., tecavüz etti. Hastanede tanıştığım E.P.’nin de tecavüzüne uğradım. Ağabeyim M.B. babam öldükten sonra bana şiddet uygulayınca Kadın Sığınma Evi’ne yerleştirildim. Burada N.U. adlı kadın ile tanıştım. Benim zor durumda olduğumu görerek erkeklerle birlikte olmam karşılığında çok para kazanacağımı söyledi. İstemediğim halde N.Ç. ile birlikle olmamı istedi. Kabul etmeyince N.Ç. de tecavüz etti.' Şikayet üzerine yakalanan ve sevk edildiği 2’nci Sulh Ceza Mahkemesi’nde 2.5 yıldan bu yana eşinden ayrı yaşadığını anlatan imam A.B., suçlamaları kabul etti. Kız kardeşi ile birlikte olurken zor kullanmadığını söyleyen A.B., 'H., öz kız kardeşim olur. Kendisiyle birlikte oldum. Ancak, bana karşı koymadı. Birçok kez birlikte olduk. Hamile kalınca Ankara’ya götürdüm. Çocuğu aldırdıktan sonra bir kez daha birlikte oldum' dedi. Diğer erkek kardeş M.B. de, suçlamaları kabul etti. Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkarılan imam A.B. ile kardeşi M.B. ve para karşılığı ilişkiye girdiklerini öne süren 42 yaşındaki N.Ç. ve 54 yaşındaki E.P., 11 Kasım, 33 yaşındaki N.U. ise 26 Kasım tarihinde tutuklandı. Kardeşler dışşındaki diğer 3 şüpheli tutuksuz yargılanmak üzere dün tahliye edildi. İmam, erkek kardeşi ve diğer 3 kişi hakkında hazırlanan iddaname 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İki kardeş A.B. ve M.B., hakkında ’nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 10.5 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası istendi. Cumhuriyet Savcısı N.Ç. ve E.P.’nin yine ’nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 7-12 yıl, kadın sanık N.U.’nun da ’Nitelikli cinsel saldırıya yardım etmek’ suçundan 3.5-6 yıl hapis ile cezalandırılmasını istedi. Sanıklar önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkarılacak. Hümeyra PARDELİ/ERZURUM, (DHA)
Mars'ta Yaşama Fetva Çıkmadı!
Müslüman alimler Mars'ta yaşama karşı fetva çıkardı. Fetvanın gerekçesi ise Mars'ta yaşamak için haklı bir gerekçe olmaması. Mars One projesiyle Mars'a koloniler kurmanın planlarını yaparken Birleşik Arap Emirlikleri Diyanet İşleri Başkanlığı fetva komitesi, Mars'ta yaşamaya karşı fetva yayınladı. Komite konuyla ilgili olarak yayınladığı açıklamada Mars'ta yaşamanın riskli olduğu ve intihar ile eşdeğer olacağı gerekçesiyle caiz olmadığını vurguladı. Birleşik Arap Emirlikleri'nden haber veren Khaleejtimes sitesinin haberine göre Mars'a yapılması planlanan tek yönlü seyahatin İslam tarafından uygun görülmeyeceği gerekçesiyle caiz görülmediği ifade edildi. Fetva kuruluna göre bu seyahate katılanlar ortada bir sebep yokken sonuçta acı bir ölümle ölecek ve ahirette de tıpkı intihar edenler gibi muamele görecek. Birleşik Arap Emirlikleri fetva kurulu başkanı Dr. Faruk Hamada, fetvayı Kur'an-ı Kerim'de Nisa Suresi'nin 29. ayetindeki 'Herhangi bir sebeple nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah çok merhametlidir.' ayetine dayandırdıklarını ve insanın kendi hayatını bu şekilde riske atmasının İslam'a göre caiz olmadığını kaydetti. UMUT YAVUZ / ROTAHABER
İnternet Yasakları Cuma Hutbesinde...
Son günlerde tartışmaların odağında olan Diyanet İşleri Başkanlığı, tüm Türkiye’deki camilerde okutulan bu haftaki “hürriyet ve mesuliyet” konulu cuma hutbesi nedeniyle yine gündemde. Diyanet’e hutbede, AK Parti’ye destek anlamına gelecek ifadelere yer verdiği eleştirileri yöneltiliyor. Diyanet’in seçimden önceki son cuma hutbesinde tartışmalara yol açan ifadelerden birisi, Twitter ve Youtube yasağının işaret edildiği iddia edilen, “Günümüzde birçok hata, hürriyet kavramının yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır” sözleri oldu. Bir diğeri ise Suriye konulu ses kaydına göndermede bulunulduğu ileri sürülen, “Kitle iletişim araçlarıyla dünyamızın küçüldüğü, geminin dibini delmek isteyenlerin çoğaldığı, teknik imkânları kullanıp tabiatın ekolojik dengesini dahi bozacak kadar ileri gittikleri günümüzde…” şeklinde devam eden ifadeydi. Diyanet İşleri Başkanlığı, iki gün önce gündeme dair değerlendirmelerin yer aldığı açıklaması ile de tartışmalara yol açmıştı. nediyor.com
Ateistler: Mezarlık Tahsis Edilmeli, Krematoryumlar Açılmalı
Ateizm Derneği, belediyelerden ateistler için mezarlık yeri tahsis edilmesini, isteyenler için krematoryumlar açılması gerektiğini istedi. Ateizm Derneği, “Türkiye’de İnanç Özgürlüğü Kapsamında Görüş ve Önerilerimiz” başlıklı rapor hazırladı. Ateizm Derneği, Ceza Kanunun 216. Maddesinin değiştirilmesi, zorunlu din dersleri, yasal statü, cenaze defin işlemeleri konusunda önerileri var. Dernek, belediyelerden mezarlık yeri tahsis edilmesini istedi. Uygar Gültekin ’in Agos’taki haberine göre, Türkiye’de ilk kez dernek çatısı altında örgütlenen ateistler, ilk kez ateistlerin karşılaştığı sorunları ve çözüm önerilerini yüksek sesle dile getirdi. Ateizm Derneği, Ceza Kanunun 216. Maddesinin değiştirilmesi, zorunlu din dersleri, yasal statü, cenaze defin işlemeleri konusunda önerileri var. Dernek, belediyelerden mezarlık yeri tahsis edilmesini istedi. Ateizm Derneği tarafından hazırlanan raporun önemli başlıklarından biri Ceza Kanun 216. Maddesine ilişkin. Maddenin 3. Bendinde yer alan “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” ifadesinin muğlak bir suç tanımı olduğuna dikkat çekiyor. Maddenin uygulanmasında ‘kamu barışının bozulması’ şartının dikkate alınmadığı belirtilen raporda, gayrimüslim ve ateistlerin aleyhine kararlar çıktığı belirtildi. Yasanın bu haliyle kalmasının İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ndan ağır tazminat cezalarına neden olacağı uyarısında bulunuldu. Rapor yasanın inançsızları da kapsayacak şekilde demokratikleşmesi gerektiği belirtilen raporda bu konuda iş birliğine hazır olunduğu çağrısında bulunuldu. Raporda, zorunlu din dersleri uygulamasında gayri Müslimlerden ve Alevilerden çok daha fazla mağduriyet yaşandığı belirtildi. Raporda, “Bir Hıristiyan ya da bir Musevi, mensup olduğu dinin deşifre olmasını kabul ettiği takdirde zorunlu din dersinden muaf tutulabilirken, bir ateistin -deşifre olmayı göze alsa bile- zorunlu din dersinden muaf tutulması maalesef mümkün olmamaktadır. Zorunlu din dersi konusunda ailelerin kararına güvenilmeli, çocuklarının din dersinden muaf tutulması konusunda öğrenci velisinin okul yönetimine sözlü beyanı yeterli hale gelmelidir. Bu durumda hem azınlık ailelerin dini inancı açıklamaları zorunlu tutulmayacak, hem de hangi dinden olursa olsun çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasını talep eden ailelerin isteği göz ardı edilmemiş olacaktır. Çocuklarının geleceğine, alacakları dini eğitime karar vermek, devletin değil, ailelerin tasarrufuna bırakılmalıdır” önerisinde bulunuldu. Rapor, atesitlerin yasal statüsü konusundaki sorunlara da dikkat çekiyor; “Bilindiği gibi din ve inanç, genetik aktarımla, biyolojik olarak nesilden nesile geçen bir özellik değildir. 0 (sıfır) yaşındaki bir bebeğin salt ailesinin dininden dolayı, x bir dine mensup olduğunu varsayan devlet, taraf olduğu BM çocuk hakları sözleşmesini ihlal etmektedir. Çocukta doğuştan var olmayan bir inancın, çocuğun kimliğindeki din hanesine yazılması, çocuğun yasal statüsünü tanımlamakta ve kendi dini tercihlerini seçmesini yavaşlatmakta ya da engellemektedir. Buna ek olarak deist, agnostik ya da ateist bireylerin de felsefi hayat görüşleri yasalar tarafından tanınmamakta, hiçbir yasal statüleri olmadığı için de gerek eğitim hayatında, gerek iş hayatında ve sosyal yaşamda, gerekse defin işlemlerinde mağdur edilmektedir” Yasal statü konusunda öneriler şöyle; Kişilerin doğuştan x bir dine mensup olduğunu varsayan anlayış değişmeli, T.C nüfus cüzdanlarındaki din hanesi, çocuklar reşit olana kadar boş bırakılmalıdır. 18 yaşını doldurmuş her yurttaş, istediğinde ya da gerek gördüğünde bireysel başvurusunu yaparak din hanesine istediği dini/mezhebi ya da inancı yazdırabilmelidir. Devlet sadece azınlık vakıfları ve dernekleriyle değil, Ateizm Derneği, İnanç Özgürlüğü Girişimi gibi STK'larla da müzakere etmeli, mevcut yasal düzenlemelerin demokratikleştirilmesi ile ilgili uluslararası ateist/seküler kurumlarla işbirliği yapmalıdır. Dinsizliği ve/veya Ateizmi bir tür aşağılama aracı olarak kullanılmasına, inançsızlara karşı nefret suçu işlenmesine yönelik gerekli yasal düzenlemeler ivedilikle yapılmalı, bu tür nefret suçu işleyenlere karşı yasal işlem başlatılmalı ve caydırıcı hukuki yaptırımlar düzenlemelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı dindarlar ve dinsizler arasındaki ayrımcılığı besleyecek açıklamalardan kaçınmalı, örneğin ramazanda oruç tutmayan ailelerin toplumsal linç kampanyasına maruz kalmasına karşı hoşgörüyü teşvik eden açıklamalar yapmalıdır. Dinsiz/Ateist olduğunu açıklamış olan bireylere karşı hakaret, basın yoluyla hedef gösterme, iş hayatında ya da okulda ayrımcılık yapan ve bunu teşvik eden kişilerle ilgili yasal düzenleme yapılmalıdır. Rapor ayrıca cenaze ve defin işleri konusunda da önerileri var. Belediyelerin dinsizlere ve ateistler için mezarlık alanı oluşturması önerisinde bulunuldu. Defin işlemleri konusunda raporun önerileri şöyle; Dinsiz ve ateist (non-teist) bireylerin ölümlerinden sonra bedenleriyle ne yapılacağı konusunda öncelikle kendi vasiyetleri esas alınmalıdır. Sadece dinsiz ve ateistler için değil, toplumun her kesimi için organ ve kadavra bağışını teşvik edici kampanyalar düzenlenmelidir. Türkiye’nin hemen her bölgesinde aktif krematoryumlar açılmalı, öldükten sonra yakılmak isteyen bireylerin vasiyetleri kendi istekleri doğrultusunda yerine getirilmelidir. Küllerinin mezarlıkta muhafaza edilmesini ya da ailelerine teslim edilmesini isteyen bireylerin taleplerinin yerine getirilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Mezarlık tahsisi işi, din ve inanç özgürlüğü kapsamında, devletin tarafsızlık ve çoğulculuğu gözetme sorumluluğunu esasına göre yapılmalıdır.T24
Alaçatı'daki Bazı İçkili Restoranlar Diyanet'e Devredildi
Büyükşehir Yasası ile mahalleye dönüştürülen İzmir'in Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı Beldesi'ne ait, aralarında içkili restoran ve içki satışı yapanların da bulunduğu 22 dükkan ile tarihi belediye binası ve 4 dönümlük arsa, Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredildi.  İzmir Valiliği tarafından oluşturulan komisyon, tüzel kişiliği kaldırılan Alaçatı Belediyesi’ne ait taşınmazları Diyanet İşleri Başkanlığı’na devretti. Diyanet’e verilen taşınmazlar arasında kiliseden camiye dönüştürülen ve belediyece yaptırılan restorasyonun ardından Hıristiyan figürleri perdeyle kapatılarak hem cami, hem kilise olarak kullanılan Pazar Yeri Camisi’nin yanı sıra, caminin çevresindeki 22 dükkan, Orta Kahve semtindeki tarihi belediye binası ve şehir merkezinde 4 dönümlük arsa yer alıyor. Devredilen dükkanların içerisinde içki satışı yapılan dükkanların ve içkili restoranların bulunması dikkati çekti. Çeşme Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, devir işlemlerinin ardından Diyanet İşleri’ne geçen restoran ve içki satışı yapılan dükkanlar şöyle: “Balıkçım Kenan, Balıkçı Bayram, Abone Market, Angel Cafe Bar, Lila Cafe, Dana Rosto, Eftelya, Selin Cafe, Meyhane Şerefe, Gizem Cafe, Sailors Otel, Orta Kahve, Pole Cafe ve Sakızlı Kahve” ‘ÇEŞME BELEDİYESİ’NE BIRAKILMALI’ CHP’li Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç, Alaçatı Belediye’sine ait olan malların direk olarak Çeşme Belediyesi’ne devredilmesi gerektiğini vurgulayıp şöyle konuştu: “Malların Çeşme Belediyesi yerine Diyanet’e verilmesi ise ironik bir durum. Özel İdare’ye ait mallarda da aynı şey geçerli... Nasıl ki Özel İdare’nin personeli belediyelere devrediliyorsa malları da devredilmelidir. Belediye’ye ait malların Diyanet’e devredilmesi ile ilgili hukuki yollara da başvuracağız.” DEVREDİLEN MÜLKLER Çeşme Belediyesi’nin açıkladığı kapatılan Alaçatı Belediyesi’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ve Maliye-Diyanet’e devredilen mülkleri şöyle: 3461 ada 5 parselde bulunan Süreyya Muzaffer Baskıcı Camisi’nin içinde yer aldığı 2 bin 100 metrekare cami alanı ve çevresi, 3920 ada 1 parsel 3 bin 740 metrekarelik Alaçatı merkezdeki konut alanı, 4 bin 642 parselde bulunan restorasyonu belediye tarafından gerçekleştirilen ve Bartholomeos ziyaretiyle tanınan eski kilise binası olan ve Cumhuriyet’in ilanından günümüze Pazaryeri Camisi olarak kullanılan bina ile çevresindeki 11 adet işyeri (2.000 metrekarelik alan), 4559 parsel Pazaryeri Camisi yanında yer alan 2 bin 79 metrekarelik alanda yer alan 11 dükkan, 4586 ve 4587 parsel Alaçatı Meydanı 2 ayrı parsel olarak toplamda 131 metrekare 4566 parsel eski belediye binası ve avlusu, 185 metrekare alan. (DHA)
Diyanet 'Ajdar' Videosu Paylaştı
Diyanet İşleri Başkanlığı, resmi Twitter hesabından 'Cami açılışı' başlığında 'Televizyonlarda unutulmayan komik sahneler' isimli bir video paylaştı. Görenleri şaşırtan video bir süre sonra kaldırıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı resmi Twitter hesabından dün gece ilginç bir paylaşımda bulundu. 'Gölbaşı Altungülkent Camii dualarla ibadete açıldı…' notu düşülen tweette Ajdar'ın da bulunduğu 'televizyonlarda unutulmayan komik sahneler' videosu paylaşıldı. Görenlerin bir süre anlam veremediği paylaşım hızlıca kaldırıldı. Sosyal medyayı kırıp geçiren tweetin ardından Diyanet, açıklama yaparak yanlışlıkla yapılan paylaşımdan ötürü özür diledi. SoL