Avukat Haberleri

Avukat ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Avukat ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Mesaide Telefon Kullanan Yandı: Maaşı Kesilecek
Mesaide telefonu eline alan yandı. Bir şirket tüm personeline gönderdiği e-posta ile yeni tartışmanın fitilini ateşledi. Şirketin kararına göre çalışma saatleri içerisinde kişisel cep telefonuyla zaman geçiren personelin maaşından kesinti yapılacak.Kaynak: TGRT Haber
Cem Küçük'ün Tutuklanma Nedenine Dair Avukatından Açıklama
Gazeteci Cem Küçük, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçundan tutuklandı. Küçük’ün avukatı Merve Uçanok, ‘şantaj’ suçlamasıyla ilgili açıklama yaptı. Uçanok, “Şantaj suçundan ise herhangi bir tutuklama isteminde bulunulmamıştır. Yani şantaj suçundan serbest bırakılmıştır” dedi.
Uğur Mumcu Dosyası 33 Yıl Sonra Raftan İniyor: Kardeşi, Suikast Öncesi Yaşananları ve Baş Şüpheliyi Açıkladı
Türkiye'yi sarsan Uğur Mumcu suikastı dosyası, 33 yıl aradan sonra Adalet Bakanlığı tarafından yeniden incelemeye alınıyor. Mumcu'nun ağabeyi Ceyhan Mumcu, kardeşinin cinayetinden hemen önce dönemin İsrail Büyükelçisi tarafından açıkça tehdit edildiğini belirterek, suikastın arkasındaki asıl gücü ilk kez bu kadar net bir şekilde dile getirdi.Kaynak: Sabah
Meslekten Kovulan Eşcinsel Polis Anlattı
Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Yaşadıklarını Bianet'ten Çiçek Tahaoğlu'na anlattı.Osman, 28 yaşında. Geçtiğimiz aylarda, altı senedir yaptığı polislik mesleğinden eşcinsel olduğu için ihraç edildi. Mesleğe iadesi için dava açtı. Duruşma tarihini bekliyor. Kendini muhafazakar olarak tanımlıyor: “Dinime bağlıyım, namazımı kılarım. Eşcinsel olmam, dinsiz yaşayacağım anlamına gelmiyor. Bir heteroseksüel çift, nasıl toplumsal kalıpların içinde ilişkilerini yaşıyorsa, ben de yaşayabilmeli ve mesleğimi yapabilmeliyim. Devlet de bunu normal karşılamalı.” Osman’la buluşup, meslekten ihracına giden süreci ve sonrasını konuştuk. Neden polislik yapmaya başladınız? Vatanımı ve milletimi gerçekten çok seviyorum ve hep onlara hizmet edecek bir iş yapmak istedim. Çocukluğumdan beri, aslında ya doktor ya da bir hukuk adamı olacağım derdim. Keşke avukat olsaydım da, benim gibi ayrımcılığa uğrayan insanların hakkını savunabilseydim diye düşünüyorum şimdi geriye bakınca. 2006’da polisliğe başladınız. Polisliğe başlamadan kendinize ya da ailenize, arkadaşlarınıza açılmış mıydınız? Ben bu (eşcinsel) ortamı yaşamıyordum. Kendimi biliyordum, içimde farklı bir duygu vardı. Ama hem inançlarım gereği hem de sosyal baskıdan korkarak bunu hep erteledim. Depresyon ilaçları kullanmaya başladım. Ama ilaçlar işe adaptasyonumu ve sosyal yaşantımı etkileyince ilaçları bıraktım. Daha sonra gittiğim şehirde biriyle tanıştım ve bu konuda dertleşmeye başladım. Zaten ortalıkta beraberlik yaşayan biri değilim, Türkiye gibi bir yerde böyle bir lüksümüz de yok zaten. Bu ilişkiyi mi öğrendiler diğer polisler? Evet ama dolaylı olarak. İstihbarat Şube’ye tayinim çıkmıştı. Ancak biri İstihbarat Şube müdürüne “Dikkat edin, o şahsın erkeklere eğilimi var” demiş. Sonra telefonlarım usulsüz olarak dinlemeye alınmış, hatta İstihbarat Şube’deki arkadaşlar, Emniyet’e hakkımda soruşturma açılması için ilişkilerimle ilgili bir mail atmışlar. Bir gece 22.00 gibi telefonum çaldı. Polis arkadaşlar görüşmemiz gerektiğini söyledi. Aşağı indiğimde Emniyet’e gitmemiz gerektiğini söylediler ve nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadılar. Saat 23.00’da Asayiş Şube Müdürü’nün kapısında yarım saat beklettiler. Hiç unutmuyorum, içeride Hande Yener’in şarkısı çalıyordu. Beni içeri aldıklarında Teknik Takip’in komiser yardımcısı da oradaydı. “Buraya neden geldiğini biliyor musun? Tahmin edebiliyor musun?” gibi soruların ardından, cinsel yönelimime ilişkin hakaret ve küfürler etmeye başladılar. Ben bunları hak edecek bir şey yapmadım. Mesleğimde de başarılıydım. Bana gey olduğunu düşündükleri 4-5 kişinin isimlerini söylediler. “Bunların isimlerini de ver ifadende” dediler. “Hayır, ben onları bilmiyorum. Herkesin özel hayatı” dedim. Ama kendi cinsel yönelimimin farklı olduğunu da söyledim. Bir arkadaşımı da içeri almışlar. Onun hali de haraptı. Dövmüşler, hakaret etmişler, hakkımda sorular sormuşlar... O da polis miydi? Hayır. Sivil bir vatandaştı. Onu da ailesine her şeyi anlatmakla tehdit etmişler. Bizim cinsel bir beraberliğimiz yoktu. Sadece dertleştiğim bir insandı. Ona nasıl ulaşmışlar? Telefonumu dinlerken konuşmalarımızı duymuşlar. İşyerinden gidip almışlar “hakkında iddialar var” diyerek. Benim ifadem de sabah mesai saatlerinde alınabilecek bir meseleydi. Ama gece, Teknik Takip’in olduğu büroda ifademi aldılar. Usulsüzlüğün daniskası! Avukat istedim, “Hayır, bu rezaleti hiçbir avukat duymayacak” dediler. İfademi verirken hiç duymadığım küfürler işittim. Bunu ispat edemiyorsun, yaşadığınla kalıyorsun. O gece kendime bir şey yapmayayım diye silahıma el koydular. Sabaha karşı 4’te evdeydim. İki gün sonra ifademi alan arkadaş beni aradı, eve geldi. Tutanağı gösterdi; “Şurada bir yanlışlık olmuş” falan dedi . İfadeyi yazan ve alan kişinin ismi ile ifademin alındığı saat tutanakta değişmişti. Çünkü ifademi alan ve yazan kişinin böyle bir işi yok normalde. Teknik Takip sadece takibi yapar ve bürolara verir işleyiş olarak. Tutanakta yapılan değişiklikle Ahlak Masası’ndan bir komiserle normal bir polis memuru, gündüz saatlerinde ifademi almış gibi gösterildi. Ve bana da bunu imzalattılar. 15 gün sonra beni bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gönderdiler. Orada kurula çıktım. Cinsel yönelimimin farklı olduğunu söyledim. Emniyet Hizmetleri Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen bir hastalık dilimi verildi. Buna göre görevimi yapmamda herhangi bir sakınca yok. Devlet eşcinsel olduğum için “sen hastasın” diyor ama “kişi kendini iş ortamında belli etmeyecek durumdaysa görevine devam eder” diyor. Sonra? Buradan bir şey yapamayınca hakkımda disiplin soruşturması açtılar. İki müfettiş geldi. Eski bir arkadaşımı da ifadeye çağırmışlar. O da benim bir adamla bir otele gittiğimi söylemiş. Ben ne kadar gizli yaşıyorum, kendimle bile yüzleşmekten korkuyorum. Bir adamla otele gittiğimi iddia ediyorlar. Ki gitsem bile kime ne! Ben de müfettişlere anlatmaya başladım: Önce kendim kabul etmedim. İstanbul’da göreve başladığımda iki kız arkadaşım oldu. İlişkilerimde başarılı olamadım. Kendimle çelişiyordum ve mutlu değildim. Çift kişilikli gibi olmaya başlamıştım. Kendime ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin, dedim ve bu deveyi gütmeye karar verdim. “Ben buyum” dedim. Müfettişler, hizmet dışında resmi sıfatın gerektirdiği saygınlık duygusunu azaltmak suçuyla dosyamı disiplin kuruluna yönlendirdi. Kurulda zaten beni en başından beri araştırıp, ifademi alan kişiler yer alıyordu. 6 ay kıdem tenzili verilmesi gerekirken, kurul yüz kızartıcı suç işlediğimi söyleyerek dosyayı İçişleri Bakanlığı’na gönderiyor. Ancak dosya kapalı gizli ibareli zarfta gelmesi gerekirken, bayrak gibi sallandırılıyor ve bu nedenle olayı duymayan kalmadı. Aslında gizlilik kurallarını ihlal ederek beni istifaya zorladılar, psikolojik baskı uyguladılar. Ama ben yılmadım. Tüm bunlara tek başıma göğüs gerdim. Artık LGBT örgütlerini de tanıyorum. Bu saatten sonra son nefesime kadar bu işin arkasında duracağım. Ben yaşadım, başka devlet memuru arkadaşlar ya da LGBT bireyler bunu yaşamasın. Devlet memurluğundan ihraç edilmeniz nasıl oldu? Dosya İçişleri’ne gittiğinde sözlü savunma vermeye gittim. Müsteşarının bana ilk söylediği şuydu: “Oğlum, ben buna suç demiyorum. Anlat”. Görüşme iyi geçmişti. Ama 2 ay sonra devlet memurluğundan çıkarıldığımı öğrendim. Verilen karar Anayasa’nın 10., AİHS’in 8 ve 14. Maddelerine aykırı. İşin hukukunu da öğrenmişsiniz bu süreçte. Tabii ki. Sonuçta polisler de hukuk insanı. Başıma gelenlerden sonra da çok araştırdım. Bana normalde Emniyet Hizmetleri Disiplin Tüzüğü’ndeki cezalardan verilmesi gerekirken, en ağır ceza verildi. Sicil notlarım 90’dan aşağı değil, daha önce hakkımda hiçbir soruşturma yok. Bu durumda bir alt ceza verilir. Ama bireysel davranıldı, böyle bir şey yaşadım. Ben IPA (Uluslararası Polis Teşkilatı) üyesiydim. IPA’nın, yurtdışındaki eşcinsel polis topluluklarının ve İstanbul Barosu’nun davamı takip etmesini istiyorum. Kimseden yardım istemiyorum ama takip istiyorum. Bir baksınlar, benim hakkım yeniliyor mu yenilmiyor mu? Bu süreçte size destek olanlar oldu mu? Evet, birçok polis arkadaşım da çok destek oldu. “Bugün sana, yarın bizim çocuklarımıza” dediler. Hala arayıp soruyorlar. Hepsi evli, çocuklu, heteroseksüel insanlar. Polis arkadaşlardan darbe yediğim de oldu, destek veren de… Birlikte sohbetlere gittiğimiz, hizmetin içinde olduğum arkadaşların bana destek olmaması, telefonlarıma bile çıkmaması ise beni üzdü. Özellikle çocukluğumdan beri dostum olan bir meslektaşımın aleyhime ifade verip, sonra da bana sırt çevirmesi beni çok kırdı bu süreçte. Hizmet derken? Polis teşkilatında çok net bir ayrım vardır. Onlardan olanlar ve onlardan olmayanlar. Siz bu sohbetlere bu yüzden mi katılıyordunuz? Hayır. İnançlarım gereği gidiyordum. Oraya gittiğimde huzur alıyordum. Böyle bir durumum var ama çok şükür sağlığım yerinde, diyordum. Cinsel yönelimimle ilgili bocalamalarımdan uzaklaşıp huzur buluyordum. Bu yüzden hizmet hareketinin içerisindeydim. Şimdi meslekten ihraç edildiniz. Ne iş yapıyorsunuz? Nasıl sürdürüyorsunuz hayatınızı? Bir esnafın yanında çalışıyorum. Açıkçası hayatımı sürdürmekte çok zorlanıyorum. Ağabeyim ödemelerime yardım ediyor. Aileniz olup bitenlerden haberdar mı? Büyük ağabeyim her şeyi biliyor. Diğerleri hiç bilmiyor, rahatsızlığım nedeniyle bir süre çalışmayacağımı söyledim. Bu konuda bilgili değiller, onları da kaybetmek istemiyorum. Peki tüm bunlardan sonra polisliğe devam mı etmek istiyorsunuz? İleride eder miyim etmez miyim bilmiyorum ama bu hakkın bana verilmesi lazım. Geldiğim yerde benim insanlık onurumu zedelediler. Ben tayinim çıkıp gelirken, utancımdan kimseyle vedalaşamadım. Ben davamı kazanıp, gerekirse kendi onurumla istifa edeyim istiyorum. Ben bunun sınavına girdim, kazandım, bunun eğitimini aldım. Kısacası emek verdim. Anketler, polislerin çoğunun mesleği bırakmak istediğini ya da intiharı düşündüğünü gösteriyor. Siz polislik yaparken hiç böyle düşündünüz mü? Evet, benim de bunu düşündüğüm anlar oldu. Siz hiçbir hobisi olan, bir kursa giden, ya da terapiye giden bir polis gördünüz mü? Hayır. Bakıyorsun, ilişkilerinde sorun yaşıyorlar çünkü 24 saat çalışıyorlar. Amir baskısı haksızlıklar, teşkilat içindeki yapılanmalar… İnsanı o raddeye getiriyor. Polislerin translara sokakta yürürken bile ceza yazdıklarını, LGBT bireylere kötü davrandıklarını biliyoruz. Siz olayın diğer tarafındayken, yani polisken nasıldı durum? Mesleğe ilk başladığımda, kendi yönelimimi kabul etmediğim zamanlarda, karakola bir travesti gelmişti. Ama kolları kan revan içerisinde… Polis arkadaşlar da dalga geçiyor. Çok zoruma gitmişti. Kızı nezarete atacaklardı, hayır, dedim. Onu bizim dinlenme odamıza götürdüm, bir kahve yaptım. Sağlık raporuna da ben götürdüm. Bana dediği tek şey: “İlk defa bir polis tarafından insan muamelesi görüyorum”. Orada çok duygulanmıştım. Burada yine devletin bir sorunu var. Devlet bu insanlara bir iş imkanı açarsa, kurum olarak “gel, çalış” derse, zaten kimse gidip o işi yapmayacak. Kimse o hayattan memnun değil. Bazı şeylerin önünü açacaksın. Kim olursa olsun, din, dil, ırk, cinsel yönelim, kimse hor görülmeyi hak etmiyor. Çiçek Tahaoğlu | Bianet
Bankaların Yeni Mağdurları Üniversite Öğrencileri
ARİFE KABİL HABERLER PazarTüketici şikâyetlerinde ilk sıralardan hiç inmeyen bankalar, mağdur yelpazesine üniversite öğrencilerini de ekledi. Kampüslerde tezgâh açan bankalar, öğrencilerden hiçbir gelir beyanı ya da teminat istemeden kredi kartı pazarlıyor.“Kartı alırım da benim bir gelirim yok ki” sözlerine karşılık, tatlı dille pazarlanan kredi kartlarında sıra borçları tahsil etmeye gelince o tatlı dil yerini mutsuz yüzlere bırakıyor. Tüketici haklarıyla ilgili derneklere ulaşan şikâyetlere göre bugün binlerce öğrencinin başı kredi kartı borcuyla dertte. Yapılan araştırmalarda Türkiye’de üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğu ‘gizli yoksulluk’ çekiyor.Öğrencilere kredi kartı pazarlamak için üniversite kampüslerinde konuşlanan bankalar, kayıt işlemleri sırasında hiçbir teminat ya da gelir beyanı istemiyor. İlk olarak ortalama 500 lira limitle açılan kredi kartları daha sonra yine hiçbir teminata gerek kalmadan 3 bine kadar yükseltiliyor. Oysa 2006’da çıkan kredi kartı yasasına göre bin TL üzeri kredi kartlarında limit ilk yıl en fazla aylık gelirin iki katı, ikinci yıl ise dört katı kadar yükseltilebilir. Bin liranın altındaki kartların muaf tutulduğu yasa, bankaların öğrencilere kredi kartı dağıtmasının önünü açıyor. Ancak binlerce mağdurun dosyasını inceleyen tüketici dernekleri, bin TL’nin de bir öğrenci için ödenebilir bir miktar olmadığı görüşünde. Düzenlemelerdeki eksiklik ve denetimsizliğin en açık örneği ise öğrenciler için açılan hesaplar. Erzurum Atatürk Üniversitesi öğrencisi Ahmet Ç., öğrenci kartı çıkarırken üniversitenin anlaşmalı olduğu bankaya 10 lira verince kredi kartı alabildiklerini söylüyor. Geçtiğimiz yıl kredi kartını açtırmak isterken kendisine geçmişte bir kez bile sigortalı gözükmüşse 3 bin TL’ye kadar limitinin artırılabileceği söylenmiş. Nitekim SSK kaydını gösteren Ahmet, kartının limitini 3 bin liraya çıkarmış. Ancak hâlihazırda öğrenci olan ve düzenli bir geliri olmayan Ahmet, bugün ailesinden sakladığı borçları nasıl ödeyeceğini düşünüyor.‘Daha rahat harcarım dedim, borçtan kurtulamıyorum’Mahmut, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğrenci. Beş yıl önce Diyarbakır’dan İstanbul’a okumaya gelen Mahmut, ilk olarak okula kayıt yaptırdığı yıl bir bankadan kredi kartı alır. Ailesinin maddi durumunun iyi olmadığını söyleyen genç, “Daha rahat harcama yapmak için kredi kartı alsam iyi olacak diye düşündüm.” diyor. Düşük limitle başlayan kart, zamanla 750 TL’ye yükselir. Ancak borcunu ödeyemeyince bütçesini döndürmek için başka bir bankaya kart başvurusu yapar. O banka da hiçbir teminat istemeden üniversite öğrencisine kartı verir. Mahmut, bu şekilde tam dört bankadan kredi kartı alır ancak hiçbirinin borcunu ödeyemez. Bunun üzerine memleketteki babasına tebligat gelir. Bunca hesaplar açılırken velinin onayını almaya gerek duymayan bankalar, sıra borcu tahsil etmeye gelince baba hakkında icra takibi başlatır.Öğrencilerin anlattıklarında dikkat çeken diğer husus ise kampüsteki kredi kartı pazarlama yöntemi. Kız öğrencilere erkekler, erkek öğrencilere ise kadınlar iletişim kuruyor. Konuştuğumuz bir öğrenci, “Benimle çok samimiydi. ‘Almazsan çok üzülürüm, bana bir iyilik yapmaz mısın’ gibi sözler, gençlerin nasıl suistimal edildiğini ortaya koyuyor. Kampüste şahit olduğumuz bir konuşmada, bir öğrenciye, “Lütfen hedefimi tamamlamaya yardım edin” diye yalvaran genç kız, o kadar ısrar ediyor ki, öğrencilerden biri, “Düzenli gelirim yok. Borç yapsam ödeyemem ama yerime birini bulamazsam kendim alacağım.” diyecek noktaya geliyor.”diyorBin lira kredi limiti, öğrenci için çok fazlaTüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, “Klasik pazarlama yöntemlerini üniversitelilere uyguluyorlar. Kampüste bunu yapmak hiç ahlaki değil.” diyor. BDDK’nın bize yaptığı açıklamada, Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelik’in ‘Kredi kartı limitli’ başlıklı maddesindeki, “İlk defa kredi kartı sahibi olacak kişinin aylık veya yıllık ortalama gelir düzeyinin tespit edilememesi durumunda tüm kart çıkaran kuruluşlardan edinilebilecek toplam kredi kartı limiti en fazla bin Türk Lirası’dır.” ifadesi söz konusu. Ancak bankalar bu maddeye riayet etmezken, öğrencinin başka bir bankaya borcu olup olmadığına da bakmıyor. “Bin lira banka için az bir meblağ olabilir ama bu parayı ödeyemediği için bunalıma giren, ailesiyle sorun yaşayan onlarca gençle tanıştık.” diyen Çakar, hayatın başındaki gençleri borca sokarak bankaların ipoteği altında ezmenin ahlaki olmadığını savunuyor.‘Bursumu direkt kart borcuna yatırıyorum’Üniversiteye kaydolurken okulun kendilerine hesap açtığını söyleyen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencilerinden Zeynep Ç., “Bilgimiz olmadan kredi kartı hesabı açılmış ama aktifleştirilmemişti.” diyor. Bursunun yatacağı bankadan hesap açtırmak için gittiğinde kendisine kredi kartı teklif ettiklerini söylüyor Zeynep “Üst limit 750 TL idi. Her ay en azından asgarisini yatırsam da bir türlü borcu kapatamıyorum. Sanki harcadığımdan çok ödüyormuşum gibi geliyor. Çünkü önceki aylar faiziyle sürekli üzerine ekleniyor.” Aldığı burs da aynı bankaya yattığı için daha eline geçmeden kartın borcuna gittiğini söyleyen Zeynep, “Bu yüzden elimde nakit para olmayınca yine kartla harcama yapmak zorunda kalıyorum.” diyerek, bankaların bursla geçinen öğrencileri soktuğu çıkmazı ortaya koyuyor.Tüketici Hakları Merkezi’nden Avukat Faruk Hançer, 2006’da yürürlüğe giren yasayla stant kurarak kredi kartı pazarlamasının yasaklandığını söylüyor. Ancak denetim eksikliğinden dolayı kanunun düzgün uygulanmadığını anlatan Hançer, “Kanuna göre gelir beyanı olmadan kredi kartı verilemiyor. Ek kartın dışında bir kart çıkarmak için gelir durumunun yapılması şart.” diyor. Denetim olmadan kanun çıkarmanın bir önemi olmadığına dikkat çekiyor: “Bankacılık bakış açısı insanları sisteme bir şekilde dahil etmek. Daha sonrası bir şekilde geliyor.” Bu konuda Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun görevini yapmadığını düşünen Hançer, BDDK’nın denetimsizliğinden bankaların cesaret aldığını savunup, hukuksuzlukların her geçen gün arttığını ekliyor: “Bankalar ne yazık ki öğrencilerimizin iki kuruşuna göz dikti.”
Vimeo'nun Engellenme Nedeni: Müstehcenlik
Popüler video servislerinden Vimeo‘ya erişim mahkeme kararıyla engellendi. Kısa süre önce Twitter’da konuşulmaya başlayan engellenme kararı dün gece saatlerinde uygulama geçirilmiş. Önce TTNET kullanıcılarının karşılaştığı uygulamaya konan engellenme kararı dün alınmış gibi görünüyor. İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nın 08.01.2014 tarihli 2014/23 D. İş ve / sayılı kararı ile engellenen video servisinin hangi video sebebiyle engellendiği ise henüz bilinmiyor. Webrazzi
Sarai Sierra Cinayetinde Beklenen Rapor Geldi
Fotoğraf çekmek için geldiği İstanbul’da, Sarayburnu'ndaki surlarda 21 Ocak 2013 Amerikalı Sarai Sierra'yı öldürdüğü gerekçesi ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan kamuoyunda ‘Laz Ziya’ diye bilinen Ziya Tasalı’nın ceza sorumluluğunun tam olduğu tespit edildi. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden verilen raporda, “İşlediği öne sürülen suç yönelik ceza sorumluluğunun tam olduğu tıbbi kanaatini bildirir sağlık raporu oy birliği ile verildi” denildi.   Hürriyet