Ambulans Haberleri

Ambulans ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Ambulans ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Marmara Üniversitesi'nde Satırlı Saldırı
Marmara Üniversitesi’nde sağ ve sol görüşlü öğrenciler arasında bir süredir yaşanan kavga bugün sokağa taştı. Kadıköy'ün en kalabalık caddesinde yürüyen bir öğrenci satır, bıçak ve demir sopalarla saldırıya uğradı. Yaralanan sol görüşlü öğrenci Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Olay yerinde gelen yaralı öğrencinin arkadaşları ile polis ekipleri arasında arbede yaşandı.İddialara göre Marmara Üniversitesi'nde günlerdir öğrenciler arasında yaşanan gerginlik sağ görüşlü bir öğrencinin dün dövülmesiyle zirveye çıktı. Bugün sabah saat 10.00 sıralarında Rasim Paşa Mahallesi, Söğütlüçeşme Caddesi üzerinde yürüyen Yavuz Ulaş isimli İktisat Fakültesi öğrencisi, 5 kişinin saldırısına uğradı. Ulaş'ı arkadan takip ettikleri öğrenilen kimliği belirsiz kişiler yanlarında getirdikleri satır, bıçak ve demir çubuklarla yaraladıktan sonra kaçtı. Vatandaşların haber vermesiyle olay yerine çok sayıda polis geldi. Kaçan zanlıların yakalanması için çevrede geniş çaplı inceleme başlatıldı. Bir süre yerde ambulans bekleyen yaralı öğrenciyi diğer arkadaşları sakinleştirmeye çalıştı.Gelen ambulans ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Ulaş, acil serviste tedavi altına alındı. Yaralının hastaneye götürülmesinden sonra 10 kişilik grup ile polis ekipleri arasında kısa süreli arbede yaşandı. Yoldan geçen bir kişinin öğrencilere tepki göstermesiyle gerginlik büyüdü. Takviye ekiplerin gelmesinden sonra sol görüşlü öğrenciler olay yerinden ayrıldı. Olay sırasında kullanılan bir demir çubuk çevrede yapılan arama sonucunda bulundu.Kavgadan sonra üniversitenin Göztepe ve Haydarpaşa Kampüsü'nde geniş güvenlik önlemleri alındı. Kampüslere takviye polis ekipleri gönderildi. Öğrenciler dışında hiç kimsenin üniversiteye alınmadığı öğrenildi. Görgü tanıkları 4-5 kişilik bir grubun satır, bıçak ve demir çubuklarla Yavuz Ulaş'ın yaraladığını söyledi.Cumhuriyet
Arka Lastikler ‘Kaplama’ Çıktı
Kayseri’de son 10 yılın en büyük kazası yaşandı. Şarampole yuvarlanan otobüste biri çocuk, 21 insan can verdi; 29 yolcu yaralandı. Otobüsün ön lastiklerinin kış lastiği olmadığı iddia edildi. Otobüs firması sahibi ise ambulansların 3 buçuk saat gelmediğini ve yolcuların donarak öldüğünü savundu Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde dün son 10 yılın en büyük kazalarından biri yaşandı. İstanbul’dan Muş’a giden bir yolcu otobüsü, Pınarbaşı ilçesinin Olukkaya mevkiinde kar yağışı ve buzlanma nedeniyle sürücünün direksiyon kontrolünü kaybetmesi sonucu şarampole yuvarlanarak devrildi. Kazada yedisi kadın biri çocuk 21 insan can verirken 29 yolcu yaralandı. Trafik Müdürlüğü bilirkişileri kaza raporunu “buzlanma ve kötü hava koşullarına bağlı anlık kaza meydana gelmiştir” diye tutarken Vali Düzgün emniyet kemeri takılmamasının da kazada yolcuların savrulmasına ölümlerin artmasına neden olduğunu açıkladı. İstanbul’dan dün 13.00’te Muş’a gitmek üzere yola çıkan Ertuğrul Karasu yönetimindeki 34 DG 5950 plakalı yolcu otobüsü 02.30’da 1900 metre rakımlı Pınarbaşı Olukkaya mevkiine geldiğinde, kar yağışı, buzlanma ve sisin de etkisiyle direksiyon kontrolünü yitirdi. Şarampole yuvarlanan otobüs, karşı şeride geçip yol kenarında eğimli arazide devrildi. Ezilerek can verdiler Kazada bazıları otobüsün altında ezilenler olmak üzere 13’ü erkek, 7’si kadın, 1’i çocuk 21 insan yaşamını yitirdi, aralarında otobüs şoförünün de bulunduğu 29 kişi de yaralandı. Haber alınır alınmaz kaza yerine çok sayıda ambulans ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralılar, Kayseri ve Pınarbaşı’ndaki hastanelere kaldırılarak tedaviye alındı. Otobüsün Kırşehir’de mola verdikten sonra şoförün değiştiği, Karasu’nun direksiyona geçmesinden 3 saat sonra da kazanın meydana geldiği öğrenildi. Kayseri Acıbadem Hastanesi’nde tedaviye alınan Karasu, “Kar yağışı ve tipi olduğu için süratim fazla yoktu. Ancak, sanıyorum yolda buzlanma oldu. Bir anda direksiyon kontrolü kayboldu. Otobüsün devrilmesini önleyemedim. Anlık bir kazaydı” dedi. Rapora göre ‘anlık kaza’ Bölge Trafik Müdürlüğü bilirkişileri de kaza raporu tuttu. Trafik ekipleri kazaya karışan otobüsün tüm lastiklerinde diş derinliğini ölçtü. Kaza bölgesine dağılan otobüse ait takograf raporları da incelenmek üzere toplandı. Raporda “buzlanma ve kötü hava koşullarına bağlı anlık kaza meydana gelmiştir” ifadeleri yer aldı. GATA’dan dönüyordu Kazanın ardından olay yerinde 20 kişinin öldüğü belirlendi, 29 kişi de yaralandı. Hastaneye kaldırılan 9 yaşındaki Devrim Koca’nın yaralı olarak kaldırıldığı hastanede doktorların müdahalesine rağmen hayatını kaybettiği açıklandı. Kazada hayatını kaybeden Ömer Abanoz’un (21) ise asker olduğu ve GATA’daki tedavisinin ardından otobüsle İstanbul’dan Muş’a gittiği öğrenildi. Kazada hayatı kaybedenlerden Naim Demir’in de askere gitmeye hazırlandığı ve Kayseri’deki ablasını ziyarete gittiği belirtildi. Kazada yaşamını yitiren 21 kişiden bir kadın dışındakilerin kimlikleri belirlendi. Hayatını kaybedenlerin isimleri şöyle: Uğur Gökhan Akdeniz, Naim Demir (22), İzzet Karahan, Mikayil Yeler, Hüseyin Çıplak, Tekin Karasu, Merve Karahan (20), Nevzat Cemiloğlu (39), Ömer Abanoz (21), Devrim Koca (9), Suat Bakın, Adem Seçilir, Ömer Mendeş, Derya Bakın, Birgül İnal, Hediye Mutlu, Hüsna Şimşek, Mevlide Aydoğan, Yusuf Aydın, Aysu Bayraktar. Kazada yaralananların isimleri de şöyle: Zeki Üzüm (69), Yunus Önegel (18), Muhammed Fatih Tunç (24), Bahattin Kıyak (45), Tahsin Akkaya (51), Ferhat Özer (18), Yasin Becerikli (72), Çetin Koca (28), Atilla Koca (4), Zeynep Karahan (5), Yakup Karahan (9), Sevgül Karahan (45), Gülhayat Karahan (42), Kadir Karahan (5), Fuat Bakın (10), Salih Saygılı (55), Uygar Aydın (6), Sibel Aydın (14), Serkan Karasu (27), Nejdet Bakın (24), Asım Aydil (31), Selcan Aydın (26), Faruk Aydın (41), İrfan Karabeyeser (36), Deniz Ergül (25), Hamit Barık (35), Ertuğrul Karasu (42), Esmer Koca (18), Sercan Bayraktaroğlu (25).” Takla atmadı yan yattı Saat 02.30’da meydana gelen kaza sonrası olay yerine iki vinç gönderildi. Jandarma ve Bölge Trafik yetkilileri, otobüsün şarampole takla atarak değil, yan yatarak ve sürüklendiğini söyledi. Kazanın olduğu bölgeye Kayseri’nin Pınarbaşı ve Sivas’ın Gürün ilçelerinden iki ayrı vinç sevkedildiği belirtildi. Yetkililer kaza yapan firmadan bir kişinin vinçlerin olay yerine geç geldiği yakınmasının doğru olmadığını, her iki vincin de kazaya zamanında müdahale ederek, otobüsü kaldırdığını savundu. Bebeğini kaybetti Kazanın nasıl meydana geldiğini anlatan yaralılardan Selcan Aydın (29) ailesiyle İstanbul’dan Muş’a gittiklerini, kaza sırasında uyuduğunu belirterek “Tek hatırladığım araba alt üst olmuştu. 5 kişiydik, eşim, ben, iki çocuğum ve eşimin kız kardeşi. Uyuyorduk, kucağımda bebeğim vardı. Ama şimdi bilmiyorum nerede. Uyandığımda arabanın altındaydım, kar vardı, karı kazarak çıktım. Bacağım kırılmış, o an hissetmemiştim. Otobüs hızlı mıydı hatırlamıyorum” dedi. Yaralı kadının eşi Asım Aydın (30) ise kaza sırasında uyuduğunu belirterek “Otobüsün süratliydi. Kazadan sonra otobüsün içinde çocuklarımı aradım. İkisini de bir türlü bulamadım. Çevremde ölüler vardı” dedi. Cezası 80 lira Yasaya göre şehirlerarası otobüslerde sürücü ile en ön ve kapı önü koltuklarında oturan yolcuların emniyet kemeri takması zorunlu. Sürücü ve muavinin emniyet kemeri uyarısı yapması gerekiyor. Kemeri takmamanın cezası 80 lira. FİRMA SAHİBİ VE VALİ DÜZGÜN’DEN KARŞILIKLI SUÇLAMA **İddia 1: Kış lastiği yoktu İddia 2: Donarak öldüler Kaza yapan otobüsün bağlı olduğu Yeşil Muşovası firmasının sahibi Feyzullah Özkan hurriyet.com.tr’ye yaptığı açıklamada, kazada can kaybının artmasının nedeninin olay yerine geç müdahale edilmesi olduğunu iddia etti. Özkan, “Kaza 02.30 sıralarında meydana geldi. Olay yerine ekipler 3.5 saat gecikmeyle 06.00 sıralarında gelmiş. Yolcularla konuştum çoğu soğuktan can vermiş. Bir insan candır devlet bu insanlara geç müdahale etmiştir” diye konuştu. Özkan, aracın sadece arka lastiklerinin kış lastiği olduğunu söyleyen Vali Orhan Düzgün’e de “Kaza yapan araca da kış lastiklerini iki ay önce taktık. Yalan söylüyorlar” cevabı verdi. Olay yerine giderek incelemelerde bulunan Kayseri Valisi Orhan Düzgün, “İlk inceleme yapan arkadaşlarımız otobüsün arka lastiklerinin kış lastiği olduğunu ancak ön lastiklerin kış lastiği olmadığı tespitinde bulundu” diye konuştu. Kazadan 45 dakika önce karayolları ekibinin olay yerinde tuzlama çalışması yaptığını belirten Düzgün, şöyle devam etti: ‘ Kemer takılı değildi’ “Tuzun etkisiyle yolda eriyen karla oluşan bir kayganlaşma var. Belki aşırı sürat sayılmaz ama otobüsün 90-100 civarında gittiği, yolun da kayganlaşması sebebiyle sürücünün direksiyon hâkimiyetini kaybettiği anlaşıyor. Otobüsün kakla atması sırasında yolcuların büyük çoğunluğunun emniyet kemeri takılı olmadığı için araçtan fırlıyorlar. Yuvarlanan otobüs yolcuların üstüne düşüyor.” Vali düzgün ambulansın geç geldiği iddiasına şu yanıtı verdi: “Kaza saat 02.00 sıralarında oluyor. Kazanın oluşunun hemen ardından saat 02.01’de 112 çağrı merkezine ilk çağrı ulaşıyor. İlk ambulans 02.03’te yönlendiriliyor. 02.44’te ilk ambulansımız, 02.47’de itfaiye olay yerine ulaşıyor. Olayın büyüklüğü ortaya çıkınca da Kayseri merkez, ilçelerden 22 ve Sivas’ın Gürün ilçesinden ise 3 olmak üzere toplam 25 ambulans takip eden dakikalarda olay yerine ulaşıyor. Olayla ilgili adli soruşturma da başlatıldı.” Gül’den acil talimat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Kayseri Valisi Orhan Düzgün’ü arayarak hayatını kaybedenlerin şehir dışından gelecek aileleri ve yaralılar ile yakından ilgilenilmesi talimatını verdi. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da Kırşehir programını yarıda keserek Kayseri’ye gitti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı yazılı açıklamada “Kaza titizlikle incelenmeli” dedi. Arka lastikler ‘kaplama’ çıktı Kaza yapan otobüste yapılan detaylı incelemede, öndeki lastiklerin dört mevsim arkadaki lastiklerin ise “kaplama kar lastiği” olduğu ortaya çıktı. Kayseri Valiliği’nce başlatılan incelemeye göre otobüsün kazanın olduğu sırada saatte 90 kilometre hızla seyir halinde olduğu takograf kayıtlarından tespit edildi. Yolda ren izi bulunmadı. Emniyet kemeri takmayan yolcuların çarpmanın şiddetiyle kırılan camlardan fırladıkları ve yan yatmış otobüsün altında kalarak ezildikleri belirtildi. Teknik incelemede, 2013 model olan otobüste 2011 model kaplama kar lastiği bulunduğu anlaşıldı. Bu nedenle, kazadan 30-40 dakika önce karayollarının tuzlamasının yanı sıra sis ve tipi nedeniyle yolun ıslak hale geldiği ve kaplama kar lastiklerinin yetersiz kaldığı saptandı. OKTAY ENSARİ DEMET ÖZTÜRK *MÜKREMİN ÖKSÜZGİL Kayseri DHA | Milliyet
5 Aylık Bebeği Böyle Hayata Döndürdü
Miami’de bir otoyolda aracında taşıdığı 5 aylık yeğeni Sebastian’ın rahatsızlandığını gören Pamela Rauseo hemen aracını durdurdu. Bebeğin nefes alamadığını ve morardığını görünce panikle yardım isteyen Rauseo çaresizlik içinde bebeğe suni solunum yapmaya başladı. Fotoğrafları çeken muhabiri yardım için bir polis aracını durdurdu ve ilk yardıma polis devam etti. Nefes almaya başlayan bebek daha sonra olay yerine gelen ambulans ile hastaneye götürüldü. Bebeğin durumunun iyi olduğu bildirildi. Sebastian’ın solunum rahatsızılığı olduğu öğrenildi. Dipnot
Ahmet Şahbaz'ın Raporu Usulsüz Çıktı
Ethem Sarısülük’ü öldüren polis Ahmet Şahbaz’ın “eylemciler bana saldırdığı için silahımı ateşledim” savunmasına dayanak gösterdiği raporları usulsüz aldığı ortaya çıktı.Elif Örnek - soLAnkara Kızılay’da, 1 Haziran 2013 tarihindeki Gezi direnişi protestoları sırasında Ethem Sarısülük’ü vurarak öldüren polis Ahmet Şahbaz’ın, hastaneden usulsüz rapor aldığı ortaya çıktı. Sağlık sisteminde Şahbaz’a ait kayıtlarda, rapor aldığı hastaneye gittiğine ilişkin hiçbir bilgi bulunmuyor. Sanık polisin, mahkemede meşru müdafaa savunması yapabilmek için olay tarihinde değil ilerleyen günlerde geçmişe dönük rapor aldığı ve bu işlemin usulsüz olması nedeniyle elektronik ortamdaki kayıtlara geçirilemediği belirtiliyor. Şahbaz’ın raporlu göründüğü tarihte, olay yeri tutanağında imzası olduğu da ortaya çıkmıştı. Yasal mevzuat gereği tüm hastaların bilgilerinin elektronik ortama kaydedilmesi gerekiyor.Ankara 6’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın üçüncü duruşmasında yazılı savunma veren Ahmet Şahbaz, olay günü göstericilerin kendisini linç etmek istediklerini ileri sürerek “Amacım uyarı atışı yapmaktı. Uzaklaşmaya çalışıyordum. Ateş ederken atılan taşlar bana isabet ediyordu. Üç el ateş ettim. Ateş ettiğim sırada birinin yaralandığını fark etmedim. Çağrılan ambulans ile hastaneye gittim. Saat 22.00'ye kadar hastenede tedavi gördüm. 16 gün rapor aldım” dedi. Şahbaz, göstericilerin saldırısıyla yaralandığı ve bu nedenle kendisini korumak için ateş ettiği iddiasını, hastaden peşpeşe aldığı üç rapora dayandırdı.Medicana International Ankara Hastanesi’nden alınan üç rapor mahkemeye sunuldu ve dava dosyasına girdi. Buna göre Şahbaz’a Ethem’i vurduğu 1 Haziran tarihinde iki günlük, 3 Haziran’da yedi günlük ve 10 Haziran’da yine yedi günlük olmak üzere toplam 16 günlük istirahat raporu verildi. Ancak Şahbaz’ın bu hastaneye gidişi hiçbir şekilde kayıtlara geçmedi. Darp edilme tanısıyla ortopedi ve travmatoloji servisinden alınan raporlarda, Şahbaz’ın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif ve hayati tehlike yaratmayacak şekilde yaralandığı tespitleri yer aldı. Basit bir şekilde yaralandığı belirtilen Şahbaz’a 16 gün gibi uzun süreli bir rapor verilmesi ise akıllarda soru işaretleri yarattı. Üstelik zaman geçtikçe iyileşmesi, bu nedenle ilerleyen tarihlerde daha kısa süreli raporlar alması gereken Şahbaz’a doktora ilk gidişinde yalnızca iki günlük istirahat verilmiş, ilerleyen tarihler için ise yedişer günlük olmak üzere iki ayrı rapor düzenlenmişti.Elektronik ortamdaki sağlık kayıtlarına göre ise Ahmet Şahbaz olaydan sonra ilk kez 10 Haziran günü bir hastaneye gitti. Bu tarihte Turgut Özal Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesi’ne başvuran Şahbaz, ortopedi ve travmatoloji servisinde göründü. Ancak Şahbaz aynı gün Medicana International Ankara Hastanesi’ne giderek yedi günlük rapor aldığını iddia ediyor. Kayıtlarda Şahbaz’ın daha sonra 12 Temmuz 2013 tarihinde bir hastaneye gittiği, bu aralıkta hiçbir sağlık işlemi yaptırmadığı görülüyor. Şahbaz, 1 Haziran, 3 Haziran ve 10 Haziran’da Medicana International Ankara Hastanesi’ne gittiğini iddia etmesine karşın, bu tedavileri hiçbir şekilde kayıtlarda yer almadı.MEDİCANA: HER HASTANIN KAYDI SİSTEME GİRİLİRsoL’un konuyla ilgili olarak ulaştığı Medicana International Ankara Hastanesi tüm hastaların kayıt altına alındığını ve bilgilerinin elektronik sisteme işlendiğinini belirtti. Hastaneden bir başka yetkili ise “Ahmet Şahbaz’ın kayıtlarının neden gözükmediği” sorusuna “Adli vakaları elektronik ortama aktarmıyoruz, SGK’ya elden fatura gönderiyoruz” yanıtı verdi.Medicana International Hastanesi’nin İstanbul şubesi ise “Adli vakalar için yalnızca yazılı belge mi oluşturuluyor” sorusu üzerine tüm hastaların girişlerinin mutlaka elektronik ortama aktarıldığı bilgisini verdi. Bu tür durumlarda kaydın “adli vaka” olarak açıldığını belirten yetkili “Doktor muayene ettikten sonra ilaç da verebilir. Hastanın ilacı eczaneden alabilmesi için örneğin MEDULA sisteminde kaydının çıkması lazım. Bu nedenle her hastanın kaydı mutlaka elektronik ortamda yapılır” dedi.TTB: YASAL MEVZUAT GEREĞİ KAYDEDİLMEK ZORUNDATürk Tabipler Birliği (TTB), “adli vakaları elektronik sisteme işlemiyoruz” şeklinde bir uygulama olmadığını, yasal mevzuat gereği tüm hastaların bilgilerinin elektronik ortamda kaydedildiğini hatırlattı. soL’un görüştüğü TTB yetkilisi “Çıkarılan yasa, elektronik ortama bilgi aktarılmasını zorunlu hale getirdi. Özel, devlet ya da üniversite hastanelerine giden hastaların bilgileri kaydedilerek hem SGK’yla hem de Sağlık Bakanlığı ile paylaşılıyor. Bu işlemi yapmayan hastane, getirilen yasal zorunluluk nedeniyle suç işlemiş sayılıyor” dedi.RAPORLU OLDUĞU GÜN TUTANAK İMZALADIOlaylar sırasında kendine atılan taşlar nedeniyle yaralandığını ileri sürerek 1 Haziran’da iki günlük rapor alan Şahbaz’ın, 2 Haziran tarihli olay yeri tutanağında imzası olduğu daha önce ortaya çıkmıştı. Raporlu olduğunu iddia ettiği gün çalıştığının anlaşılması, Şahbaz’ın aldığı raporların şaibeli olduğuna işaret eden ilk somut gelişme oldu. Sanık polis, savcılıkta verdiği ifadede “Olaydan iki gün sonra internet ve televizyonlarda görüntüleri yayımlanınca ateş ederken birinin yaralandığını öğrendim. O ana kadar haberdar değildim” demesine karşın, imzasının bulunduğu 2 Haziran tarihli tutanakta “Polis memuru Ahmet Şahbaz’ın uyarı ateşi yaptığı esnada eylemci grup tarafından yakın mesafeden atılan çok sayıda taş kendisine isabet etmiştir. Bu esnada saldırgan grubun arasında bulunan Ethem Sarısülük’ün yere düştüğü ve devamında ambulansla hastaneye götürüldüğü gözlemlenmiştir” ifadeleri yer aldı. Şahbaz davanın üçüncü duruşmasında da “Ateş açtığım sırada birinin yaralandığını fark etmedim” şeklinde savunma yaptı. Şahbaz, Sarısülük ailesinin avukatlarından Murat Yılmaz’ın duruşmada gündeme getirdiği tutanakla ilgili sorulara çoğunlukla, “olayın üzerinden çok zaman geçmesi nedeniyle hatırlamadığı” karşılığını verirken, birkaç soru üzerine susma hakkını kullanacağını bildirdi.ŞANLIURFA’YA HEMEN GÖNDERİLDİSağlık kayıtları Şahbaz’ın cinayetin hemen ardından Şanlıurfa’ya gönderildiğini de gösterdi. Mahkeme, “meşru müdafaada sınırın aşılması suretiyle adam öldürme” suçundan yargılanan Şahbaz’ın ilk duruşmada hazır edilmesi için Emniyet’e talimat yazısı göndermiş, 10 Eylül 2013 tarihinde gelen cevapta sanık polisin geçici görevlendirmeyle Şanlıurfa Koruma Şube Müdürlüğü’ne atandığı açıklanmıştı. Şahbaz’ın 1 Haziran’da silahla başından vurduğu Ethem, 14 Haziran’da hayatını kaybetmişti. Kayıtlara göre Şahbaz 12 Temmuz 2013 tarihinde Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acil servisinde tedavi oldu. Şahbaz, son olarak 1 Kasım 2013 tarihinde yine Şanlıurfa’da bulunan Özel OSM Ortadoğu Tıp Merkezi’nin acil servisine başvurdu.
Erdoğan'ın Ses Kaydı Katy Perry'i Geçti
YouTube’da Türkiye en çok Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarını dinledi. Farklı hesaplardan yüklenen videonun izlenme sayısı 2 günde 4 milyonu buldu. Video, yüklenmesinin hemen ardından YouTube'da son 24 saatte izlenenler listesinde ilk sıraya oturarak, dünya ve Türkiye listesinin günlerdir başında olan Katy Perry'nin Dark Horse adlı klibinden daha fazla tıklandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarının yer aldığı video Türkiye'nin siyasi gündeminin ilk sırasına oturdu. Bu ses kayıtlarını içeren video ilk 24 saatteki izlenme sayısıyla YouTube Türkiye'nin de ilk sırasına oturdu. Hatta o ses kayıtları videosu dün, ünlü şarkıcı Katy Perry'nin dünyada ve Türkiye'de izlenme rekorları kıran Dark Horse adlı klibinden daha fazla izlendi. Fakat, Katy Perry videosu toplam izlenme sayısında birinciliğini koruyor. Bianet'in haberine göre, 'Başçalan' adlı bir hesaptan YouTube'a yüklenen ses kaydı, 25 Şubat saat 13.10 itibariyle 1 milyon 540 bin 277 defa görüntülendi. Video son 24 saatte en çok izlenen 10 videoda ilk sırada yer alıyor. Video başka hesaplar tarafından da YouTube'a yüklendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarını içeren videonun ilk sırada yer aldığı son 24 saat listesinin ilk 10 sıralaması şöyle: 2- sırada: Katy Perry- Dark Horse 3- sırada: Oy Ver Lütfen 4- sırada da bir başka kullanıcı hesabından yüklenen Başbakan Erdoğan ve Bilal Erdoğan konuşması videosunun aynısı yer alıyor. 5- sırada: Karadayı 60.Bölüm part 16- sırada: Varank 8-MİT Fişlemelerinin İtirafı 7- sırada: Alo Başbakanlık mı? Yasın El Kadı kaza yaptı ambulans gönderin! 8- sırada: Karadayı 60.Bölüm part 2 9- sırada: Arkadaşım Hoş geldin 8.Bölüm 10- sırada: The Walking DeadCNN Türk
Onur Yaser Can'ın Annesi İntihar Etti...
“Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler... Bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi' Onur Yaser Can karakolda yaşadıklarını arkadaşlarına bu şekilde anlattı. Ardından karakola tekrar çağrıldı. Ancak o çırılçıplak soyularak işkenceye maruz kaldığı karakola gitmek yerine, çırılçıplak soyundu ve kendini evinin camından attı. Genç mimar 23 Haziran 2010'da 28 yaşında hayata gözlerini yummuştu. Annesi Hatice Can ise dün yani 2 Mart 2014'te intihar ederek yaşamına son verdi. Can uzun süredir psikolojik destek alıyordu. Onur Yaser Can'ın hikayesi Onur Yaser Can, İstanbul’da yaşamını sürdürürken, esrar satın aldığı gerekçesiyle, Harbiye’de 2 Haziran 2010’da, İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. Onur Yaser’i yakalayan polis, kolayca tespit edebilecekleri uyuşturucu satıcılarını bilerek yakalamadı. Avukat bulundurulmadan ifadesi alınan Yaser Can'ın ailesinin telefon numarası üzerinde olduğu halde onlara da haber verilmedi. Zorla yakalanmış olmasına karşın, yakalanma anındaki bedensel, ruhsal sağlık durumunun saptanması için 'Giriş Doktor Raporu' yasal zorunluluk olmasına rağmen alınmadı. Savcının gözaltı kararı olmamasına, gözaltına alınmayan şahısların nezarete dahi konulması yasal olarak yasak olmasına karşın; Onur Yaser nezarete alınarak çırılçıplak soyuldu, işkence ve cinsel istismara maruz bırakıldı. Sorgu sırasında acı içinde polislere yalvaran genç bir insanın sesi dinletilen Yaser, hakarete uğradı, tokatlandı, muhbirliğe zorlandı. İşkence sonrası alınan 'Çıkış Doktor Raporu' için yapılan muayene 'hukuk' ayaklar altına alınarak işkence şüphelisi polisler huzurunda yapıldı. Rapor, 'Yakalama ve Gözaltına Alma Yönetmeliği'ne ve 'İstanbul Protokolü'ne aykırı biçimde hukuk dışı olarak düzenlendi. Savcının salıverilmesi talimatına karşın 'Çıkış Doktor Raporu'ndan sonra işkence şüphelisi polisler tarafından tekrar emniyete götürülüp bir süre daha tutuldu. Polisler tarafından düzenlenen ve Onur Yaser'e işkenceyle imzalatılan ifade tutanaklarından salıverilmesi sırasında hiçbir suret verilmeyerek, kendisini şüphe altında hissetmesi sağlandı. Söz konusu ifade ve tutanaklar planlanmış bir şekilde değiştirilmek istendi. Onur Yaser yakalandığı gecenin hemen ertesi günü, 3 Haziran 2010 tarihinde, telefonla aranarak imzaladığı ifade ve tutanaklarda 'Tarih hatasının düzeltilmesi' hilesi ile ikinci kez emniyette çağrıldı. Emniyete gittiğinde, ifadesine bazı eklemeler yapıldı. Loş, karanlık bir ortamda korkutulup, tehdit edilerek yeni ifade ve tutanaklar imzalatıldı. Ancak yeniden zor ve tehditle imzalattırılan ifade ve tutanaklardan da birer suret verilmeyerek kendisinin yine şüphe altında kalması sağlandığı gibi, üzerinde yakalanan esrar maddesini satın aldığı kişinin telefonunu, kim veya kimlerden öğrendiğini hâlâ söylemediği için, 20 gün boyunca tahsis edilen bir polis ekibi tarafından adım adım fiziki olarak izlendi, telefonu dinlendi. Onur Yaser, bu gelişmelerden sonra çok fazla tedirgin olarak avukata başvurdu. İfadesinin ve imzaladığı tutanakların birer örneğini almak için emniyete giden avukatına 'Dosya üzerinde gizlilik kararı var' gerekçesi ile ifadesi ve tutanaklar yine narkotik polislerince verilmek istenmedi. Avukatın ısrarı, yazılı dilekçe vermek ve müdürleri ile görüşmek istemesi sonucunda ifadesi ve 'Madde Tartım Tutanağı’nı verdiler. Ancak iki kez alınmış olan ifade tutanağında, ifadeyi alan komiser vekili polis memurunun imzası bulunmamaktaydı. Üstelik yakalanmış bir şahsın aynı konudan ilgili Cumhuriyet Savcısı'nın yazılı talebi olmadan tekrar yakalanamayacağı, ifadesinin alınamayacağı yasal bir gereklilik olmasına rağmen, avukatına müvekkilinin yeniden ifadesinin alınacağını söyleyerek Onur Yaser’i, üçüncü kez ifade vermesi için narkotik şubeye çağırdılar. ÇIRILÇIPLAK İŞKENCE EDİLDİĞİ KARAKOLA YENİDEN GİTMEK YERİNE İNTİHAR ETTİ Onur Yaser 3. kez ifadeye gideceği veya tekrar yakalanabileceği ihtimalinin olduğu günün akşamında, 23 Haziran 2010 saat 22.00 civarında, kendisini, oturduğu apartmanın 3. katındaki evinde, odasının penceresinden çırılçıplak bir halde attı. Atladığında hayatta olan Yaser, ambulansın geç gelmesi, götürüldüğü ilk hastanenin başka hastaneye sevk etmesi ve ikinci hastanede de zamanında müdahale edilmemesi sonucu hayatını kaybetti. Arkadaşları, Onur Yaser’in gözaltına alındıktan sonra yemeden içmeden kesildiğine, ürkek, tedirgin bir halde olduğuna, suskunlaştığına, iş konsantrasyonunun ve psikolojisinin bozulduğuna tanık oldular. Onur Yaser, arkadaşlarına anlattığı ve yaşamına son verme girişiminden bir gün önce kendi el yazısı ile yazdığı ve yarım kalmış olan nota göre, savcının 'serbest bırakın' talimatına rağmen emniyette çırılçıplak soyuldu, hakarete uğradı, başkaları hakkında ifade vermeye zorlandı. Ölümünden bir gün önce konuştuğu bir arkadaşına ise şunları anlattı: 'Gözaltında çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler. Öksürtüldüm, bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi.' Arkadaşı, dosyadaki ifadesinde, 'Benimle konuşurken zorlanıyordu, hüngür hüngür ağlıyordu. Söyledikleri zor anlaşılıyordu. İfadeyi imzalaması konusunda tehdit edildiğini söyledi' dedi. Yaser'in anne ve babası Hatice-Mevlüt Can, yaşamına son verme girişiminde bulunmadan bir kaç saat önce başının belada olduğunu, kendilerinden İstanbul'a gelmelerini istediğini ve kendilerinin Saat 03.00 sıralarında İstanbul’a ulaştıklarında oğullarının artık hayatta olmadığını anımsattı. Aile adalet arama süreçlerini şöyle anlattı: 11 AY SÜREN DURUŞMADA İŞKENCECİLERE TAKİPSİZLİK 'Oğlumuzu kaybettiğimiz gün polisler hakkında, suç duyurusunda bulunarak, Oğlumuza, işkence yaptıkları, cinsel istismar yaptıkları ve insanlık dışı bir psikolojik baskı altında tuttukları için ölümüne neden olduklarını belirttik. Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi, Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi ve İstanbul 112 İl Ambulans Servisi Başhekimliği görevlileri hakkında da geç müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduk. Polisler hakkındaki soruşturma Fatih Cumhuriyet Savcılığı'nda yaklaşık 11 ay sürdü. Bu sürede, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı üç kez değişti. Dosyanın İEM bilgisayar image kayıtları hakkında gizlilik kararı konulmasına rağmen, dosyanın tümünde gizlilik kararı varmış gibi, image kayıtlarının dosyaya ithali tarihi itibariyle, dosyanın devamına avukatların erişmesi uzun süre engellendi. Savcılığın isteği üzerine, ancak talebimizin aksine nezaret odası kameraları değil de yalnızca emniyetin giriş çıkış kameralarını inceleyen bilirkişiler, Onur Yaser’e işkence, cinsel istismar ve kötü muamele yapıldığına ilişkin bir kayda rastlamadıklarını belirtti. Soruşturmayı tamamlayan Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş bilirkişilerin bu raporu üzerine, 4 polis hakkında işkence suçundan takipsizlik karar verdi. Savcı, 'Soyut iddialar dışında, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini' belirtti. Ancak aynı kararda Narkotik Müdürlüğü bilgisayarlarının imaj kayıtları dikkate alınarak, iki polis hakkında ise resmi belgede sahtecilik suçundan fezleke düzenlendi.' Onur Yaser Can Davası: Polislerin İşkenceden Değil Evrakta Sahtecilikten Yargılanmasına Aile Tepkili Tarih 23 Kasım 2012. Onur Yaser Can cinayeti davası duruşması. Baba Mevlüt, anne Hatice ve kardeş Ezgi Sevgi de duruşmada dinleniyor. Duruşma tam 4 ay sonrasına erteleniyor. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'Evrakta sahtecilik' suçundan yargılanan Narkotik Şube Müdürlüğü'nde görevli polisler Soner Gündoğdu ve Salih Bahar duruşmaya katılmazken, avukatları hazır bulundu. Duruşmada, ailenin müdahil olma talebi kabul edlidi. Daha önce Beyoğlu Adliyesi'nde nöbetçi mahkeme, gözaltında işkenceyle ilgili takipsizlik kararı vermişti. Bu davada mahkeme işkence davasını Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi. Ailenin avukatı Ercan Kanar, dosyanın işkence davası olduğunu, ailenin de bu yönlü talebi olduğunu belirterek, şikayetlere rağmen polisler hakkında resmi belgede sahtecilikle ilgili dava açıldığını söyledi. Kanar, polislerin bir kişinin ölümüne sebep olduğunu belirterek evrakta sahtecilik işleminin de iki kişi tarafından yapılmadığı konunu araştırılması için bilgisayarların teknik üniversiteye gönderilerek bilirkişi raporunun incelenmesi yapılmasını istedi. 'CİNSEL SALDIRIYA MARUZ KALDIĞINDAN EMİNİM' Davaya ilişkin konuşan Onur Yaser Can'ın annesi Hatice Can, 'Yol katedebilmek istiyoruz. Belli bir noktaya geldik. Belgede sahtecilik yapmaktan iki polis memuru yargılanıyor, ama bu sürecin içinde sadece iki kişi yok. Hepsinin yargılanmasını istiyoruz' dedi. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'nin, işkence ile ilgili soruşturmada takipsizlik kararı verdiğini ve itiraz ettiklerini hatırlatan Hatice Can, İstanbul Valiliği'nin soruşturma izni vermediğini söyledi. Can, tekrar İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'ne itiraz ettiklerini belirterek, 'Mahkeme valiliğin kararını bozdu. Cumhuriyet savcılığının dava açmasını bekliyoruz' dedi. Hatice Can, şöyle konuştu: 'Çocuğumun el yazma notunda nasıl işkence gördüğü var. Çırılçıplak soymuşlar, yere çöktürmüşler, çırılçıplak halde duvara yüzü dönük şekilde saatlerce bekletmişler, sürekli ağlayan ve yalvaran bir çocuğun sesini dinletmişler. Bunlar polislerin savcılıkta verdiği ifadelerde de var. 28 yıl boyunca bebekliğinden itibaren ailesinden tek bir kötü ses duymadan, bir fiske dahi vurulmadan büyütülen mimar, müzisyen, heykeltraş, bir genci çırılçıplak soymak, ince arama yapmak, aşağılamak, bu başlı başına bir cinsel tacizdir. Ki bu arada cinsel tacize girebilecek neler yaptıklarını bilmiyoruz çünkü hala kamera kayıtları yok. Bu ülkenin en küçük karakolunda dahi kamera kayıtları var deniliyor, nasıl İstanbul gibi bir kentin Narkotik şubesinde sorgu sırasında çekilen kamera görüntüleri yok. Ben oğlumun cinsel saldırıya maruz kaldığına eminim.' 'DEVLET POLİSİNİ KORUYOR' Baba Mevlüt Can da devletin kendi polisini korumaya çalıştığını söyledi. Can, şunları belirtti: '250. maddenin polislere verdiği geniş yetkiden kaynaklanıyor sanırım bu keyfiyet. Yoksa bizim oğlumuz ne intihar edecek, ne kendini atacak bir çocuktu. Hayatı çok seven bir çocuktu. Ona işkence yapanların eline bir daha geçmemek için canına kıyıyor. Olan bu.' Kardeşi Ezgi Sevgi Can ise ağabeyi için mücadele edeceklerini dile getirdi, 'Onu düştüğü yerden kurtaracağız' dedi. Ezgi Sevgi Can, 'evrakta sahtecilik' davasının, ağabeyine yapılan psikolojik işkencenin kanıtı olduğunu söyledi ve ekledi: 'Ama bunun ötesinde fiziksel ve cinsel işkence var. Bunun da peşinde koşacağız.' Onur Yaser Can Davasında Karar: 2 Polise 2 Yıl 6 Ay Hapis Cezası Verildi Tarih 16 Mayıs 2012. Dava karara bağlanıyor. Sanık polisler işkenceden değil 'delil karartma'dan 2 yıl hapis cezası alıyor. Onur Yaser Can'ın polis baskısıyla bulanıma girerek intihar etmesinin ardından iki polis hakkında açılan 'delil karartma' davası İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde karara bağlandı. Karar duruşmasında sanık polisler ve Onur Yaser Can'ın ailesi ve arkadaşları katıldı. Mütalaa üzerine söz alan Avukat Ercan kanar, resmi evrakta sahtecilik yaptıkları sabit olan Narkotik Şube Müdürü Cengiz Melbeyoğlu ve Komiser Hakan Aydın ile polis memurları Muhammet Ongun, Şükrü Velioğlu, Yunus Başay ve Onur Ülker ile ilgili mahkemenin suç duyurusunda bulunmasını talep etti. Av. Kanar, 'Resmi evrakta sahtecilik gibi görünse de, söz konusu olay bir insan hayatını yok etmiştir. Bu tür suçların bir daha işlenmemesi için, insan haklarına dayalı bir hukuk devleti bakımından mahkemenizin suç duyurusunda bulunmasını önemli buluyoruz' dedi. Av. Kanar, cezanın üst sınırdan verilmesini ve indirime gidilmemesini istedi. Sanık avukatları ise polislerin resmi evrakta sahtecilik suçunu işlemeye kast etmediği yönündeki iddialarını tekrarlayarak beraat istedi. Sanık avukatı Ahmet Baran Akkaya, Onur Yaser Can'ın gözaltında yaşadıklarını anlattığı intihar notunun sahte olduğunu iddia etti. Sanık Soner Gündoğdu ise hala ekip şefi olarak görevi başında bulunduğuna dikkat çekerek, beraat talebini yineledi. Mahkeme, Salih Bahar ve Soner Gündoğdu’nun resmi evrakta sahtecilik yaptığına hükmederek alt sınır olan 3 yıl hapis cezası verdi. Ancak, mahkeme, duruşmalardaki 'iyi hal' gerekçesiyle cezada indirime gitti. Polis memurları evrakta sahtecilik yüz kızartıcı suç kategorisinde olduğu için polis memurluğu yapamayacak. AVUKAT KANAR'DAN KARARA TEPKİ Kararı değerlendiren Av. Ercan Kanar, indirim yapılmasını ve alt sınırdan ceza verilmesini kınadı. Av. Kanar, söz konusu resmi evrağın başka bir soruşturmada kullanıldığına dikkat çekerek, TCK 205. maddeden de cezalandırılmaları gerektiğine dikkat çekti. Av. Kanar, 'Yargı, kamu görevlilerinin işlediği suçlarda yeterince cesur davranmıyor' diye konuştu. Öte yandan, Onur Yaser Can'ın gözaltına alındığında kötü muamele, işkence ve cinsel istismara maruz kalmasıyla ilgili iç hukuk yolları tükendiği için aile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeye hazırlanıyor. Hıdır Tok | Başkahaber
Vodafone'dan Kadına Şiddete Karşı Kırmızı Işık
Vodafone Türkiye, ülkemizde giderek artan kadına yönelik şiddete karşı mobil iletişim teknolojisinin gücünü kullanmak için harekete geçti ve “Kırmızı Işık” uygulamasını hayata geçirdi. Vodafone Kırmızı Işık uygulaması, kadınların şiddete maruz kaldığı anlarda, kolluk kuvvetleri ya da yakınlarına kolaylıkla haber verebilmesini sağlıyor. Uygulama, her kesimden kadının kolayca anlayabileceği basitlikte geliştirildi. Acil durumlarda ulaşılması istenen 3 kişi tek tuşla kaydedilebiliyor ve Salla & Uyar özelliğiyle telefonun sallanması ile kayıtlı kişilere mesaj ve konum bilgisi “Acil SMS” olarak gönderiliyor. Ayrıca Alo 183, 155 Polis Imdat, Ambulans ve Jandarma acil numaraları tek tuş ile aranabiliyor. Kırmızı Işık uygulamasında, kadına en yakın ASPB Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi adresleri, başvurabileceği kuruluşlar ve haklarıyla ilgili bilgiler de bulunuyor. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, Kırmızı Işık uygulamasıyla ilgili şu şekilde konuştu: “Vodafone Türkiye olarak toplumsal değişimin ve gelişimin öncüsü olmak için çalışıyoruz. Ekonomik ve sosyal kalkınmanın itici gücü konumunda bulunan telekomünikasyon sektörü ve “bilgiye anında erişim” imkânı ile mobil iletişim teknolojileri, toplumsal dinamikleri, yaşantıları ve iş yapma biçimlerini kökünden değiştirebilecek çok güçlü bir potansiyel barındırıyor. Bu konuda bir dünya devinin iştiraki olarak bizim omuzlarımızdaki sorumluluk ise mobil iletişimin gücünü ülkemizde daha fazla birey için erişilebilir kılmak, sosyal inovasyon alanında örnek olacak atılımlarda bulunmak.' WeBeyn.com
Gerçek Ata Sporumuz Olması Gereken 25 Şey
Malum son yıllarda ata sporumuz olan güreşte çok başarılı değiliz. Allahtan güreşteki istikrarlı başarısızlığımız, resmi olmayan ata sporlarımıza yansımadı. Aslında güreş yerine resmi olmayan ata sporlarımızın üstüne gitsek dünyada daha çok ses getiririz.  İşte güreşten daha başarıyla devam ettirdiğimiz ata sporlarımız...