James Bond: Kötü Adamların Kısa Siyasi Tarihi
Baba ile başladık, Kara Şövalye ile devam ettik, şimdi sıra smokinli bir adamda. Son haftalarda eski James Bond filmlerini üst üste izliyorum ve bir yerden sonra tuhaf bir şey fark ettim. Bu filmleri birbirinden ayıran şey aslında Bond değil. Martini hep aynı, smokin hep aynı, o tehlikeli gülümseme hep aynı. Değişen tek şey, masanın karşısındaki adam. Yani kötü adam. Ve her on yılda bir yenilenen o kötü adam, aslında o on yılın korku haritasını sessizce önümüze seriyor.Çünkü bir toplumun en derininde neyden korktuğunu anlamak istiyorsanız, kahramanına bakmayın. Kötüsüne bakın. Kahraman hep aynı kalır, cesur ve yakışıklı. Değişen, düşmandır. Ve düşman bulunmaz, icat edilir. Carl Schmitt daha bir asır önce söylemişti: siyaset en yalın hâliyle dostu düşmandan ayırmaktır, bir topluluk ancak karşısına bir düşman koyduğunda kendini tanır. Umberto Eco bunu bir adım ileri taşır: her çağ ihtiyaç duyduğu düşmanı kendi eliyle yaratır. Bond’un altmış yıllık kötü adam geçidi de işte bu icadın kayıt defteri. Ve bu defter baştan sona tek bir hikâye anlatıyor, düşmanın yavaş yavaş yüzünü, bayrağını ve adresini kaybedişini. Gelin bu defteri birlikte, sayfa sayfa açalım.