Kene Haberleri

Kene ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Kene ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Bugün İndirimde Neler Var? 7 Ağustos 2026 Günün Fırsatları
Nike ile Camper ayakkabılardan %100 organik Ege pamuklu bornozlara, cilt yenileyen leke ve gözenek karşıtı toniklerden lezzetli protein barlara, kapsül kahve stoklayanları sevindiren paketlerden serinletici kule fanlara kadar kaçırılmayacak fırsatlar kapıyı çaldı. Özel indirim kodlarına, sepet avantajlarına ve net fiyat düşüşlerine sepetinizi onaylamadan önce mutlaka göz atın.Bu içerik 07.08.2026 tarihinde oluşturulmuştur, bu içeriğe erişim sağladığınız zamana göre listelenen ürün fiyatlarında değişiklikler olmuş olabilir.Satın aldığınız ürünlerde satıcılardan kaynaklanan sorunlardan Onedio sorumlu değildir.“Bu içerik marka iş birliği içeriyor.
Dünyanın En Hızlı Kara Canlısı Nedir?
ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Pomona Collega’da yürütülen bir araştırma, 3 milimetre büyüklüğündeki bir kene türünün en hızlı hareket eden kara canlısı olduğunu ortaya çıkardı. Çalışmada, canlıların boyutlarına göre aldıkları hız esas alındı. Paratarsotomus macropalpis olarak anılan ‘ hızlı kene ’, saniyede kendi boyunun 322 katı hıza ulaşıyor. Bir insanla kıyaslandığında kene, bir saatte 2 bin kilometre koşabiliyor. Daha önce en hızlı kara canlısı olarak belirlenen Avustralya’da yaşayan kaplan böceği, saniyede kendi boyunun 171 katı hıza çıkıyordu. Çita ise 16 katına çıkabiliyor.teknolojioku
Mikroskop Altında 50.000 Kez Büyütülmüş 9 İlginç Şey
Virginia'nın Dulles Uluslararası Havalimanı' na gittiğinizde duvarlarda kocaman posterler halinde mikroskopla büyütülmüş insan hücreleri ve bazı hayvan parçaları görürsünüz. Minicik bir yanlış boyama ya da başka bir hatanın sonucunun 50.000 kat büyüyeceğini düşünürsek çalışmalar gayet başarılı yürütülmüş. Genel Tıp Bilimleri Ulusal Enstitüsü, Hücre Biyolojisi Amerikan Derneği ve Washington Havaalanları Kurumu tarafından organize edilen bu çalışma havaalanından gelip geçen insanlar tarafından oldukça fazla ilgi görüyor.İyi eğlenceler dileriz...
10 Soru 10 Cevap: Türkiye'de Kuraklığın Sebepleri
Türkiye'de artık yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı değil. Meteoroloji mühendisi Kadıoğlu'na göre her iki mevsim de kurak geçiyor. Kadıoğlu, olası su kıtlığının sebebi olarak da plansızlığı görüyor. 2013 yılının mayıs ayında yüzde 82 oranında dolu olan İstanbul barajlarının bu yılın haziran ayı için doluluk oranı sadece yüzde 26. Rakamlar İstanbul’dan ancak kuraklık Türkiye geneli için geçerli. Kent merkezlerinde sele neden olan yağışlara rağmen barajlar dolmuyor. Meteoroloji mühendisi Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu’na göre herkesin bildiği Türkiye’nin iklimine dair o tekerleme de bozuldu. Türkiye, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı” değil artık. Artık Türkiye’de kışlar “ılık ve kurak.” İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ( Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Miktad Kadıoğlu Al Jazeera'den Umay Aktaş Salman'a anlattı. İşte 10 soru ile kuraklığın ve su kıtlığının sebeplerini ve sonuçları...1 - Kuraklık nedir ve kaç evreden oluşuyor? Kuraklık önce meteorolojik olarak başlıyor, yani yağış eksikliğiyle. Sonra bu yağış eksikliği belli bir zaman sonra yer altı suları, barajlar ve göllerde kendini gösteriyor. Buna da hidrolojik kuraklık diyoruz. Tarlaları ekip biçmek için suya ihtiyaç olduğu zaman, rezerv alanında da suyu bulamayınca toprak da kuru oluyor, o zaman da üçüncü evre olan tarımsal kuraklık gerçekleşiyor. Bu hidrolojik ve tarımsal kuraklık, belli bir zaman sonra tarım ürünlerini ve enerji üretimini aksatmaya başlıyor. Tarım ürünlerinde fiyat artışları, zamlar, enerji kesintileri veya enerjinin daha pahalı kaynaklardan temin edilmesi gerçekleşiyor. O zaman buna da sosyo-ekonomik kuraklık deniyor. 2 - Türkiye kaçıncı evrede şu an ? Son aşama olan sosyo-ekonomik kuraklığa gelme evresindeyiz. Bu yıl yine bir önceki yılın yağışları fazlaydı, oradan idare ettik. Eğer 1 Ekim 2015’te başlayacak su yılı da kötü giderse seneye daha şiddetli kuraklık hissedeceğiz 3 - O zamana nasıl bir senaryo ortaya çıkar ? O zaman su kesintileri, tarımsal rekolte düşüşleri olacak. Daha fazla orman yangını, daha çok kene, çekirge, daha çok haşere olacak demek. 4 - Yağan yağışlara rağmen barajlar neden dolmuyor? Baharda yağan yağışlar sağanak gök gürültülü yağışlar. Kar gibi bölgesel yağışlar değil. Bakıyorsunuz her tarafı sel götürüyor ama barajdaki su seviyesi yüzde bir bile artmamış. Bizim için önemli olan o soğuk havada, buharlaşmanın az olduğu zamanda kar yağması ve sürekli yağması. Bunlar net kazanç oluyor. Yeraltı sularını da besliyor. Bir iki saatlik yağış önemli değil. Ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart çok önemli. Bu aylarda esas yağış alıyoruz. Bu aylardaki gidişat neyse ona göre tedbir almak gerekiyor. 5 - Nasıl tedbirler alınması gerekiyor ? Çiftçi baktı ki kurak, daha az su ihtiyacı olan bitkileri dikmesi lazım. Kuraklığa rağmen hala şeker pancarı, pirinç dikilecek derseniz olmaz. Tarımın kuraklığa göre daha kolay manevra edilebilir olması lazım. Bunun bir politika ve eğitim haline gelmesi lazım. 6 - Sizce Türkiye’nin kuraklıkla mücadele planı yok mu ? Türkiye’deki problem şu; meteorolojik kuraklığı bir bakanlık, hidrolojik kuraklığı başka bir bakanlık, tarımsal kuraklığı başka bir bakanlık izliyor. Biri kuraklık var diyor, biri yok diyor. Herkesin parametreleri farklı. Oysa kuraklığı tek elden incelemek lazım. Biz gelecek yağışlara bel bağlayarak gidiyoruz. Dünyada ülkelerin, şehirlerin kuraklıkla mücadele eylem planları var. Bu planda aşama aşama hangi tedbirler alınacağı, halka anlatılacak önlemler, bilincin artırılması için kampanyalar vardır. Nasıl ki yılbaşında mali bütçeler devreye girer, 1 Ekim olan su yılının başında da su bütçeleri devreye girmeli. Su bütçeyle yönetilmiyor. 7 - Kuraklığın ve su kıtlığının sebebi sadece iklim değişikliği mi ? Hayır değil. Yağmur az yağıyor, siz masraf yapıp arıtıyorsunuz, elektrik harcıyorsunuz. Ancak şehirlerde suyun büyük kısmı şebekeden toprağa sızıyor. Bazı illerde yüzde 45’lere kadar çıkıyor bu oran. Yağışlar azaldı ama az yağan yağmurları da hasat edemiyorsunuz. Bakıyorsunuz Ömerli Barajı’nın havzasında kocaman bir ilçe kurulmuş. Eskiden yağan yağmurlar toprağa, topraktan sızarak göle gidiyordu. Su havzalarında kurulan şehirler yüzünden yağan yağmurlar çatılarda toplanıyor, oradan kanalizasyona oradan da denize gidiyor. Yağmur yağdı diye seviniliyor ama ancak yağmur barajın üzerine yağarsa baraja gidiyor. Suyu toplama konusunda eksiğimiz var. Suyu tüketmeye yönelik ise aşırı bir gidişat var. Havuzlar, kanallar, yapay boğazlar ters yönde gidiyoruz. Su kıtlığının son nedeni kuraklık. Su kıtlığının belli başlı nedeni aşırı nüfus ve sanayinin bir yerde toplanarak aşırı talep yaratması. Çoğu yerde erozyon ve çölleşmeye neden olduk, su havzalarını yerleşime açtık. Suyu kirlettik, doğru kullanmadık. Bunlar kuraklıktan önceki nedenler. 8 - Su havzaları dikkate alınmıyor mu planlamalarda ? Hayır dikkate alınmıyor. Yurt dışında bir şehir yapılacağı zaman su havzaları ne kadar, ne kadar kişiyi besler diye bakılıp ona göre kuruluyor şehir. Türkiye’de hiç bakılmadan bütün nüfus, sanayi bir yerde toplanabiliyor. Sonra su ihtiyacını karşılamak için diğer bölgelerden su taşıyarak karşılamaya çalışıyoruz. 9 - Su taşımaktan öte neler yapılmalı ? Türkiye’nin iyi bir arazi planlaması yapması lazım. Neresi tarım alanı, neresi su havzası, neresi fabrika alanı diye bilmek gerekiyor. Adapazarı Ovası’nı fabrika ile doldurmak, su havzalarını yerleşime açmak doğru değil. Bunlar belirlendikten sonra tarım alanlarını ve su havzalarını çok iyi korumak lazım. Mesela İstanbul’da Elmalı Barajı devre dışı. Aşırı kirlenmiş durumda. Ömerli Barajı’nın etrafında Sultanbeyli gibi büyük ilçe var. Büyükçekmece ve Küçükçekmece etrafında çimento fabrikaları var. Sazlıdere Barajı da Kanal İstanbul yapılırsa iptal olacak. İstanbul içindeki barajların önemi yok. Nasılsa suyu pompalarla bir yerden getiriyoruz diye düşünülüyor ve depo olarak kullanılıyor. Yer altı suları kirleniyor ve aşırı tüketiliyor. Yeraltı suları stratejiktir. Normal zamanda kullanılmaz. Türkiye’de su doğuda, nüfus ve sanayi batıda yerleşmiş, bu ikisi problem yaratıyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde yeni kentler, cazibe merkezlerinin kurulması lazım. 10 - Peki sizce gelecekteki planlamalar yapılırken iklim değişikliği hesaba katılıyor mu ? İklim değiştiği zaman nerede mısır, fındık, pamuk yetiştirilecek? Bunlar da değişiyor. Diyelim ki ileride öyle bir bölge var ki pamuk yetiştirilebilecek. Siz orayı bugünden yerleşime açarsanız ileride pamuk yetiştirme şansını kaybediyorsunuz. Gelecekteki iklim şartlarına göre bir alt yapı kurmuyoruz. Su ihtiyacı da sadece nüfusa göre hesap ediliyor. 1990’larda yıllık kişi başına düşen su miktarı 3 bin metreküptü , 2050’de artan nüfusla birlikte 1250 metreküpe düşecek. İklim değişikliği de hesaba katılınca bu 700 metreküpe düşüyor. İklim değişikliğini Türkiye’ye konduramıyor bizim millet. İklim değişikliğini gündelik hayatımızda, devlet politikamızda, mühendislikte benimsemiş değiliz. Ne baraj yaparken, ne fabrika seçerken, ne bir yere teşvik verirken iklim değişikliğini hesaba katmıyoruz.Umay Aktaş salman | Al Jazeera
İklim Değişikliğinin İnsan Sağlığı İçin Oluşturduğu 6 Tehdit
İklim değişikliği, denizlerin su seviyesini arttırmaktan, felaketlere neden olan mevsim anormalliklerine kadar dünyayı ve canlı hayatını tehdit ediyor. Peki iklim krizinin insan sağlığına dolaysız etkileri nedir? Haftalık yayımlanan tıp dergisi ‘The Lancet’te, bu sorunun cevaplarının bir araya getirildiği bir makale yayımlandı. University College London’un işbirliğiyle hazırlanan araştırmada, iklim değişikliği ’21. yüzyılın sağlığa karşı en büyük tehdit’ olarak tanımlanıyor. Bu araştırmaya dayanarak RTCC sitesinin hazırladığı belli başlı altı sağlık riski ise şöyle: 1- Kan emicilerin artışı: İklim değişikliği, sivrisinek, kene ve sülük gibi kan emici türlerin hem ortaya çıkma mevsimini hem de ortaya çıktığı coğrafyayı genişletiyor. ‘Sivrisinekten ne olur?’ diye düşünmeyin, sivrisinek ısırığıyla yayılan sıtma hastalığı Afrika’da her sene 1 milyon insanın ölümüne neden oluyor. ‘London School of Hygiene and Tropical Medicine’ bölümünün aktardığına göre, gittikçe artan hava sıcaklıkları, artık sıtma gibi hastalıkların dağlık bölgelerde de görünmeye başlamasına neden olmuş durumda. Öte yandan kan emicilerle bulaşan ‘dang humması’ da yeni alanlarda görülmeye başlandı. IPCC’nin araştırması, son yüz yılda hastalığın görülme oranının 30 katına çıktığını ortaya koyuyor. Keneyle taşınan virüsler ve veba hastalığı da iklime hassasiyet gösteren virüsler arasında yer alıyor.2- Hava kirliliği ve alerjenler: WHO’nun raporuna göre dünyadaki sekiz ölümden birinin sorumlusu olan hava kirliliğini etkileyen koşullardan biri de, iklim değişikliğiyle artan yangınlar. Öte yandan astım, göz ve burun iltihabı gibi alerjen durumlar da hava sıcaklığının artışıyla doğrudan alakalı.3- Sıcak çarpması: Basit bir matematik: sıcak günlerde daha fazla insan ölür.  Vücut ısının artışı kalp, akciğer ve böbreklere zarar verir; bu da özellikle  yaşlı ve kronik hastaların hayatını kaybetmesine neden olur.4- Depresyon: İklim değişikliğinin daha dolaylı bir etkisi: mevsim anormallikleri nedeniyle gerçekleşen sel, hortum ve kuraklık gibi felaketlerden kurtulanların depresyon olma olasılığının normal durumlara göre beş katına kadar çıktığı belirtiliyor.5- Kötü beslenme: Artan sıcaklık ve değişen mevsimler dünyanın besin üretim sistemini değiştiriyor, daha da değiştirecek. Bazı Afrika ülkelerinde yetişen mahsüllerin 2020 itibariyle yüzde 50 oranında azalacağı tahmin ediliyor. Bu da, mevcut durumda 3.5 milyon insanın ölümüne neden olan beslenme krizinin derinleşmesine neden olacak. Gıda Politikaları Araştırmaları Enstitüsü’nün ( IFPRI) yaptığı bir araştırmaya göre, 2050 yılında iklim değişikliği nedeniyle yaklaşık 25 milyon çocuk sağlıklı büyümeleri için gerekli besine ulaşamayacak.6- Deri kanseri: Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar, iklim değişikliğinin ozon tabakasının delinmesini hızlandırdığını ortaya koyuyor. UV radyasyonuna daha fazla maruz kalacak insanların deri kanserine yakalanma riskinin artacak olması çok da şaşırtıcı değil.Çiçek virüsü geri mi dönüyor? İklim değişikliğinin sorumlu olabileceği bir başka felaket ise henüz gerçekleşmedi: Sibirya tundralarının erimeye başlamasının, en son 1980′de görülen çiçek virüsünün yeniden ortaya çıkmasına neden olabileceği söyleniyor. Bu kabus senaryosuna göre virüs, eriyen bölgelerde ortaya çıkan çiçek virüslü donmuş cesetlerden insanlara bulaşacak. RTCC/ Yeşil Gazete