Uyuşturucu Haberleri

Uyuşturucu ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Uyuşturucu ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Haftanın Magazin Bombaları
Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... Magazin dünyasının usta kalemi Sinan Özedincik, geçtiğimiz haftaya damga vuran olayları Sabah.com.tr'ye değerlendirdi. İşte ünlüler dünyasından son dedikodular, perde arkasında yatan olaylar... BU AŞK ONLARA PAHALIYA PATLADI Ebru Şallı'nın adı, 11 yıllık eşi Harun Tan'dan boşandıktan sonra Sinan Akçıl'la anılıyordu. Herkes bu aşk hakkında konuşuyor ancak görüntü olmadığı için de kafalarda acaba böyle bir ilişki yok mu sorusu dolaşıyordu. Magazin basınının da el ele görüntü almak için teyakkuzda olduğu sırada, Ebru Şallı-Sinan Akçıl çiftinin ilk fotoğrafı sizden geldi. Yılın ilk bomba karesinin yansımaları nasıl oldu? Fotoğrafı yayınladığımız andan itibaren inanılmaz bir ilgi gördü. Twitter'da da olay oldu, yorumlar yağdı. Televizyon programlarında konuşuldu. Hatta son olarak Salih Keçeci ile Pelin Çinili'nin programında Günaydın konuşuldu. Fotoğrafın çok samimi ve güzel oluşu da etkili oldu sanırım. Aylardır konuşulan ilişki sonunda belgelenmiş oldu. Ancak bununla birlikte Sinan'ın korktuğu başına geldi. Ben abartıldığını düşünüyordum ama gerçekmiş; Sinan'ın fanları fotoğraf üzerine Twitter'da Ebru'ya demediklerini bırakmadılar. Sinan bir Brad Pitt'miş meğer. Kız hayranlarının sayısı o kadar fazla ki, onu kimseyle paylaşamıyorlar. Hem Sinan'a hem de Ebru'ya hakaretler yağdırdılar. Sinan'ın Ebru'yla el ele ortaya çıkmama nedeni bu tepkiden korktuğu içinmiş; korktuğu da başına geldi. Bu durum kaçınılmazdı, kaç kaç nereye kadar! Ben Sinan'ın kaçmasının nedenini bir gazeteci olarak şimdi daha iyi anladım.    MERVE İÇİN BU SON OLMAYACAK Oyuncu Merve Boluğur'un adı, her gün başka bir ünlüyle anılır oldu. Bunları sonuncusu ise Eser Yenenler oldu. Bir çekimde tanışan iki oyuncunun çevresi de, 'Şu anda ilişkinin adını koymadılar ama birlikte iyi vakit geçiriyorlar' dedi. Adı sürekli başka kişilerle anılan Boluğur ile Yenenler arasında bir aşk mı başladı? Aşk başlayıp başlamadığını bilmiyorum ama bir yakınlık olduğu belli. Bunun nedeni çok basit; Merve kadar gezen bir oyuncu daha yok. Her gece bir yerde fotoğrafı çekilebiliyor.Dizi seti olmadığı zamanlarda sürekli sokaklarda. Ya yemekte, ya barda ya da eğlencede. Güzel de bir kız olduğu için etrafındaki erkekler de onu boş bırakmıyor. Bu kişiler de genellikle kendi çevresinden oluyor. Anladığım kadarıyla sevgilisiz bir hayat düşünemeyen bir insan. Eser de şu sıralar çok yoğun. Birbirlerine ne kadar zaman ayırabilirler ki! Bu yakınlaşmanın sonucu ne olur bilmiyorum ama Merve'nin adının bu haberlerle anılması son olmayacak. Hayatında bir erkek olmadığı sürede hakkında hep bu tür haberler çıkacak.    REKLAM AŞKI MI? Dizi aşıklarına bir çift daha eklendi. İddialara göre dizi setinde yakınlaşan Serenay Sarıkaya ile Çağatay Ulusoy'un arkadaşlığı 1 ay önce aşka dönüştü. İkilinin beraberliklerini setteki arkadaşlarıyla da paylaştığı, 'Birbirimize iyi geliyoruz ve çok mutluyuz' dedikleri öğrenildi. Sarıkaya, 14 Kasım'da evli ve iki çocuk babası işadamı Murat Süğlün'legörüntülenmişti. Fotoğraflarının basına yansımasının ardından ünlü oyuncu ilişkisini bitirmişti. Hayranlarının tepkisiyle karşılaşan Sarıkaya'yı sıkıntılı günlerinde rol arkadaşı Ulusoy yalnız bırakmadı. Sarıkaya da, uyuşturucu temin etmek suçundan hâkim karşısına çıkan Ulusoy'un hep yanında oldu. Çiftin bu zorlu süreçlerde yakınlaştığı konuşuluyor. Zor günler geçiren iki oyuncu, teselliyi birbirlerinde mi buldu? İddialar üzerine ikiliden yalanlama gelmemesi aşk haberlerini doğruluyor mu? Birlikte fotoğrafları henüz olmadığı için kesin konuşamam ama bana dizinin reklamını yapıyorlar gibi geldi. Çağatay yaşadığı kötü günler atlatmaya çalışıyor. Serenay da terkedildiği için sıkıntılı günler geçiriyor. Sürekli sette yan yanalar ve zor günlerinde birbirlerine destek oluyorlar. Bu durum da bir yakınlaşmayı doğurmuş olabilir. Birlikte fotoğraflandıkları takdirde gerçek mi dizi aşkı mı olduğu ortaya çıkacaktır.    CEM YILMAZ ESKİ AŞKI CANSU DERE'YE Mİ DÖNDÜ? 2012 yılında evlenen ve Kemal adında bir oğulları olan Cem Yılmaz-Ahu Yağtu çiftinin boşanacağı haberi geçtiğimiz hafta magazin gündemine bomba gibi düşmüştü. Herkes, araya giren arkadaşlarının çifti barıştırma çabasının işe yarayacağını düşünürken bir bomba haber daha geldi. Yılmaz ile Yağtu, 2014'e 8.5 saat kala yapılan sürpriz bir duruşma ile resmen boşandı. Yılmaz'ın boşanmak için Yağtu'ya 3 daire, lüks bir cip ve oğlu Kemal için aylık 15 bin lira nafaka verdiği iddia edildi. Ünlü komedyenin Yağtu'ya, kendisine iş kurması için yüklü bir ödeme yapacağı da iddialar arasında. Boşanma haberinin şok etkisi geçmeden Cem Yılmaz'ın yılbaşına eski sevgilisi Lal Dedeoğlu'nun işlettiği Karaköy'deki Bej Bar'da girmesi kafaları karıştırdı. Boşanma olayından Yılmaz'ın hiç etkilenmemiş olması size de garip gelmedi mi? Cem'in boşanması, son 1 yıldır yaşanan ayrılık ve boşanmalar arasında en şok edeni oldu. Her şey tahmin edilebilirdi ama bu edilemezdi çünkü dedikodusu bile çıkmadan olay bitti. Boşanmanın ardında gerçekte ne var ne yok bilinmez, zamanla ortaya çıkacaktır ancak dedikodular doğruysa Cem eski aşkı Cansu Dere'ye dönmüş. Burada insanların kafasında evliyken mi Cansu'ya döndü gibi soru işaretleri oluşabilir. Ben kesinlikle böyle olduğuna inanmıyorum. Cem böyle bir insan değil. Ahu ile ilişkisini sonlandırmadan Cansu'yu hayatına dâhil etmemiştir. Cansu'nun hayatında kimse olmaması, Cem evlendiğinde yıkılması ve sonrasındaki aşk denemelerinde başarısız olması nedeniyle de böyle dedikodular çıkıyor olabilir. Henüz kesin bir bilgi yok elimizde. Yılbaşı gecesi de dışarıda olması çok normal, ayrıldı diye evde oturacak hali yok. Lal Dedeoğlu ile Cem çok iyi arkadaşlar. Ahu varken de görüşüyorlardı. Onun işlettiği mekâna gitmesinde bir gariplik yok. Cansu ile yeniden bir araya geldiler mi bunu bize zaman gösterecek. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye bir laf var. Tekrar bir araya gelirlerse ilginç olur hepimiz için. Yeniden başlarlarsa artık Cem'in onunla evlenmesi gerekir. Fakat Cem'in de arkadaşlarına 'evlilik bana göre değil' dediği konuşuluyor. Bu belki de doğru. Evlilik olayı Cem'e göre bir şey değil. Özgürlüğüne, rahatlığa düşkün biri o. Ben de evleneceğini duyduğumda şaşırmıştım çünkü evlilik olayıyla Cem'i bağdaştıramıyorum bir türlü. Eşini aldattı iddialarının da gerçek olduğuna inanmıyorum. Cem'in çapkın olduğu söyleniyor ama bakılırsa hep uzun süreli düzgün ilişkileri oldu. Evliyken eşine bir saygısızlığı olmamıştır. Ne başkasıyla anıldı ne de görüntülendi. Artık boşandı ve bundan sonrasında Cansu ile yan yana gelirlerse de aslında şaşırmamak lazım çünkü Cansu hiçbir zaman Cem'i unutmadı.    BU İLİŞKİ HACI İSTEDİĞİ SÜRECE DEVAM EDER Yaklaşık 1 ay önce Hacı Sabancı ile Deniz Akkaya'nın yeni bir aşka yelken açtığı haberi gündeme bomba gibi düşmüştü. Birlikte görüntüleri olmadığı için herkes bu ilişkinin duyulmasının ardından son bulduğunu düşünüyordu ancak çift geçtiğimiz günlerde ilk kez birlikte görüntülendi. İlişkilerini en yakınlarından bile gizleyen ve gözlerden uzak yerlerde görüşen ikili, yılbaşı öncesi Caddebostan'daki Bistro 33'te görüntülendi. İkili arasındaki ilişki sonunda belgelendi. Sabancı'nın Özge Ulusoy aşkının da ailesi nedeniyle bittiğini düşünürsek bu ilişkiye ne kadar bir süre biçiyorsunuz? Bu ilişkiye hiç uzun süre biçmiyorum. Daha önce de söylemiştim yine söylüyorum; Hacı-Deniz ilişkisi, bir Hacı-Özge ilişkisi olmayacak. Görüşmeye devam edecekler, hatta daha da çok birlikte orada burada görüntüleneceklerdir. Ancak bu ilişki Hacı istediği sürece devam edecek. Canı sıkıldığı anda ise bu ilişki bitecektir. Bu kadar da iddialı konuşuyorum.    BÜLENT ERSOY EVLENMEZ ÇÜNKÜ… Sanatçı Bülent Ersoy, kendisinden 38 yaş küçük sevgilisi Berk Yılmaz ile evleneceğini ilan etti. Yaz aylarında evlenmeyi planladığını söyleyen Diva, 'İzmir'e gelin gidiyorum' dedi. Yılbaşı gecesi Kıbrıs'ta sahne alan sanatçı, gece boyu şarkılarını sahnenin hemen önündeki masada oturan Yılmaz'ın gözlerine bakarak seslendirdi. Daha önce iki kez nikâh masasına oturan Bülent Ersoy, Berk Yılmaz ile evliliğin eşiğinden dönmüştü. Son zamanlarda ikili arasında yeniden alevlenen ilişki, nikâh masasına taşınır mı? Bülent Ersoy ne zaman bir gazinoda sahne alacak olsa yanında bir sevgilisi olurdu, şimdi de ne zaman bir televizyon programına başlasa bir sevgili yapıyor. Çok uyanık ve akıllı bir sanatçı. Televizyonda program yaptığı için gündemde kalmak istiyor. Tek başına bir yerlerde görüntülenerek ne kadar gündemde kalabilir? Ancak bir sevgilisi olursa daha çok gazetelere haber olur, bu da programına katkı sağlar. Bülent Ersoy bu saatten sonra evliliğe gitmez. Bu kişiyle gerçekten bir ilişki yaşayıp yaşamadığı da şüphelidir. Bülent Ersoy, Berk Yılmaz olayını kendi lehine çok güzel bir şekilde kullanıyor. İşin özeti budur. Program biterse bu kişiyle olan ilişkisi de bitecektir.    'KOCASINI KIVANÇ İÇİN BIRAKTI' YORUMUNDAN KORKTU Kıvanç Tatlıtuğ'un 'gazetecilerden kaçış planı' başarıya ulaşmadı. 2013'ün son ayında gönlünü bir dönem rol aldığı 'Aşk-ı Memnu' dizisinin de stil danışmanlığını yapan BaşakDizer'e kaptıran Tatlıtuğ, dizi çekimlerinden dolayı yurt dışına gidemeyince yılbaşında Çeşme'nin yolunu tuttu. Ünlü oyuncu ile modacı sevgilisi, ortak arkadaşları Hakan Öztürk'ün evindeki yeni yıl yemeğinin ardından soluğu Alaçatı sokaklarında aldı. Magazin basınından kaçmak için gittiği Alaçatı'da da tedbiri elden bırakmayan oyuncu, gece boyu kapüşonuyla gezdi. Tatlıtuğ ile sevgilisi, kalabalıkta dolaşırken de aralarına arkadaşları Öztürk'ü aldı. Buna rağmen gazetecilerin kendisini tanıyıp fotoğraflarının çekildiğini fark eden oyuncu, objektiflere sert bakışlar fırlattı. FULYA UGAN / Sabah.com.tr
Hafızalardan Silinmesi İmkansız 30 Tarihi An
Türkiye'nin siyasi, spor, tv gibi bir çok alanında meydana gelmiş ilginç olayların hafızalara kazınmış fotoğrafları paylaşıldı. Ben de içlerinden ' Aaa, ne günlerdi' diyebileceğiniz ve tebessüm edebileceğiniz olanları topladım ve keyifli bir çalışma oldu, umarım beğenirsiniz...
Valilik 6 bilgisayar oyununu yasakladı
Balıkesir valiliği oyunlar için bir komisyon oluşturarak oyunları incelemeye aldı ve aşırı derecede şiddet , argo, cinsellik, uyuşturu vs içerdiğini gerekçe göstererek toplamda 6 oyunu internet cafelerde oynanmasını yasaklayan bir karar çıkardı.Oyunların +18 olduğunu açıklayan Valilik , internet cafelerin yaş ortalamasının genelde 18 yaş ve altı olduğuna dikkat çekerek oyunların bu ortamlarda oynanmasını yasakladı.İşte yasaklanan oyunlar ;- Grand Theft Auto- Hitman- Bloodrayne 1-2- Battlefield Vietnam- The Godfather 1-2- Metin 2
İçinizi Isıtacak 15 Hayvan Dostluğu Hikayesi
Bazı insanlar hala hayvanların aptal varlıklar olduğuna inanıyor. Fakat bu galeri hayvanların da tıpkı bizim gibi sevgi ve şefkat duyguları olduğunu ispat eder nitelikte. Bu fotoğraflar sadece sevimlilikle sınırlı değil, olayın özünde fotoğrafta gördüğünüzden daha fazlası var. Neden bu hayvanlar dostluk kuruyor? Aslanlar, köpekler, filler, hatta vahşi hayvanlar. Bu soru; hayvanların kendi türlerinin dışında bazı sosyal ilişkiler kurma isteğiyle cevaplanabilir. Tıpkı bizim gibi. Yani onlar bizden çok uzakta değiller, bizden daha az duygusal ya da daha az yardımsever olduklarını söyleyemeyiz. Bazı hayvanlara kendi ebeveynleri bile bakmazken, başka türden bir hayvanın onlara annelik etmesi başka neyle açıklanabilir? Hangi sebeple olursa olsun, bu olağandışı dostluklar hayvanların birçoğumuzun düşündüğünün aksine, ne kadar duygusal olduklarının kanıtıdır. Belki de bu arkadaşlıklar o kadar da olağandışı değildir.
Ünlülere Uyuşturucudan 15 Yıla Kadar Hapis Talebi
Aralarında oyuncular Engin Günaydın, Kenan İmirzalıoğlu, Sarp Apak, Hakan Yılmaz, Ersin Korkut ile şarkıcılar Mehmet Erdem ve Koray Candemir'in de bulunduğu 53 kişi hakkında 'uyuşturucu madde temin etmek ve bulundurmak' suçlarından iddianame hazırlandı. İstanbul'daki uyuşturucu soruşturması kapsamında aralarında oyuncular Engin Günaydın, Kenan İmirzalıoğlu, Sarp Apak, Hakan Yılmaz, Ersin Korkut ile şarkıcılar Mehmet Erdem ve Koray Candemir'in de bulunduğu 53 kişi hakkında 'uyuşturucu madde temin etmek ve bulundurmak' suçlarından iddianame hazırlandı. Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. maddesiyle görevli İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehlet Ali Uysal tarafından, aralarında çok sayıda ünlülünün bulunduğu kişilere yönelik yaklaşık 6 aydır yürütülen uyuşturucu soruşturması tamamlandı. Savcı Uysal, bir kısmı tutuklu 53 şüpheliye ilişkin 'uyuşturu madde temin etmek ve bulundurmak' suçlarından cezalandırılmaları istemiyle hazırladığı iddianameyi TMK 10. maddeyle görevli İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. İddianamede, aralarında oyuncular Engin Günaydın, Kenan İmirzalıoğlu, Sarp Apak, Hakan Yılmaz, Gökçe Özyol, Eray Özbal, Ersin Korkut ile şarkıcılar Mehmet Erdem ve Koray Candemir'in de bulunduğu 53 kişinin, 'uyuşturucu madde temin etme ve bulundurmak' gibi suçlardan 5 ile 15 yıl arasında değişen oranlarda hapisle cezalandırılmaları istendi. DÜZYATAN VE TÜZÜNATAÇ'A TAKİPSİZLİK Savcı Uysal, soruşturma kapsamında ifadeleri alınan oyuncular Engin Altan Düzyatan, Özge Özpirinçci, İlker Aksum, Berrak Tüzünataç ve Burçin Terzioğlu'nun da aralarında yer aldığı bazı kişilere ilişkin de yeterli delil olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı inceleyip iddianamenin kabulü ya da reddi yönünde karar verecek. İstanbul'daki uyuşturucu soruşturması kapsamında, 15 kişi, örgütlü suçlara bakan mahkeme tarafından, 'uyuşturucu madde ticareti yapma veya sağlama' suçlamasıyla 8 Ağustos 2013'de tutuklanmıştı. Milliyet
Hiç Bilmediğiniz, Sizi Çok Şaşırtacak 20 Gerçek
Quora'dan yine muhteşem bir çeviri ile karşınızdayım. Dünyanın en büyük soru-cevap sosyal ağı olan Quora'da sorulan sorulardan birisi 'Sizi şaşkına çeviren bildiğiniz en ilginç bilgi nedir?' Listelenen cevaplar arasından bana en ilginç gelenleri Türkçeleştirip liste haline getirdim. İyi eğlenceler
Kim bu Haşhaşiler?
Başbakan Erdoğan'ın parti grup toplantısında konuşmasında Cemaat yapılanmasını Haşhaşiler'e benzetti. Peki kim bu Haşhaşiler? Haşhaşinler veya Haşhaşin Tarikatı 1090 yılının Eylül ayında İsmaili din adamı Hasan Sabbah tarafından kurulmuş bir dini tarikat ve siyasi bir örgüttür. Tarikat 11.yy'da İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan Fatımiler devleti içindeki dinsel bir hizipleşme sonucu ortaya çıkmıştır. Bu hizipleşme sonucu ortaya çıkan iki koldan biri olan Nizarilik kolunun temsilcisi olan Haşhaşin Tarikatı önce İran sonra da Suriye'ye yayılmıştır. Kuşatılması ve ele geçirilmesi güç kaleler temelinde örgütlenmiş olan Haşhaşin Tarikatı önemli kişilere yönelik suikastlere dayanan etkili bir askeri strateji geliştirerek Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli ve farklı bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı ideolojik açıdan dönemin Sünni siyasi ve dini çevrelerini düşman olarak görmüşlerdir. Özel olarak da Abbasi Halifeliği ve onun koruyucusu olan Büyük Selçuklu Devleti esas düşmanları olmuşlardır. Bununla birlikte Haşhaşinlerin Haçlıları ve Moğolları hedef alan bazı saldırıları da olmuştur. Tarihçe İslam'daki ilk kırılma peygamber Hz. Muhammed'in vefatından sonra gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed'den sonra dini ve siyasi liderin kim olacağı hakkındaki tartışmalar ve gerilimler Şia ve Sünni mezheplerini ortaya çıkarmıştır. Sünnilik, Arap aristokrasisi temelli iktidarın, Şia ise Arap olmayan muhalif müslüman kesimin temsilcisi olmuştur. Böylece Şia'nın dini akideleri Arap olmayan milletlerin eski dinlerinden etkilenmiştir.Şia mezhebi 765 yılında altıncı imam Cafer es-Sadık'ın ölümü sonrası yeni imamın belirlenmesinde iki kola ayrılmıştır. Ilımlı gruplar Cafer'in küçük oğlu Musa Kazım'ı yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup günümüzün On iki İmam Şiası'dır. Aşırılıkçı uç gruplar ise Cafer'in büyük oğlu İsmail'i yedinci imam olarak tanımışlardır. Bu grup ise İsmaililik olarak adlandırılır. İslam içindeki en uç ve farklı mezhep olan İsmaililik Neo-Platoncu felsefeden etkilenen, ezoterik bir mezheptir. Öğreti açısından İslam'daki en zengin, sistematik ve felsefi mezhep olarak görülür. İsmaililer ilk büyük başarılarını Fatımiler adlı Kuzey Afrika, Sicilya, Hicaz, Mısır'ı kontrol altında tutan bir imparatorluk kurarak kazanmışlardır. Burada Kahire adlı yeni bir şehir kuran İsmaililer El-Ezher Medresesi'ni kurup burayı dini öğretilerinin ve misyonerlik faaliyetlerinin merkezi haline getirmişlerdir. Fatımilerin sekizinci halifesi El-Mustansır'ın ölümünden sonra ortaya çıkan yeni halife tartışmaları neticesinde İsmaililer iki kola ayrılmış, Fatımileri yöneten askeri diktatörlük halifenin küçük oğlu el Mustali'yi, Doğu İsmailileri ve Fatımiler'deki dini hiyerarşi ise halifenin büyük oğlu Nizar'ı halife olarak tanımışlardır. Mustali kolu Fatımiler çöktükten sonra ortadan kalkmıştır. Nizariler ise İsmaililiğin esas kolu olarak Haşhaşinler aracılığıyla devam etmiştir. Haşhaşinlerin tarihi Alamut Kalesi'nin alınmasıyla başlar. Hasan Sabbah uzun süren misyonerlik ve insan kazanma faaliyetleri sırasında Selçuklularla mücadele etmek için rahat edebileceği ulaşılmaz bir yer aramış, Deylem'de yaptığı faaliyetler sırasında Alamut Kalesi'nde karar kılmıştır. Büyük ve yüksek bir kayalık tepe üzerine inşa edilmiş olan bu kaleye sadece dar bir patikadan ulaşılmaktaydı. Hasan Sabbah'ın buraya vardığı sırada kale onu Selçuklu sultanından almış olan Alevi Mehdi adındaki bir hükümdarın elindeydi. Önce bölgeye dailerini yollayan Hasan, bölge halkını ve Alamut'ta yaşayanları kendi tarafına çekmiştir. Hasan Sabbah bu olayları şöyle anlatmaktadır:' Ve sonra Kazvin'den Alamut'a bir dai gönderdim. Alamut insanlarından bazıları dainin telkinlerine uyup mezhep değiştirdiler ve Alevileri de buna teşvik ettiler. Dai yenilgiye uğramış gibi göründü, ancak bir yolunu bulup dönmelerin tümünü kale dışına çıkardı ve bütün kapıları kapatarak kalenin sultanın malı olduğunu ilan etti. Uzun münakaşalardan sonra onları yeniden içeri aldı ve insanlar da daha kötüsüyle karşılaşmamak için onun himayesi altına girdiler. ' Bundan sonra 4 Eylül 1090 günü gizlice kaleye alınmış, kalenin önceki sahibi elinden bir şey gelmediği için kaleyi terk etmiştir. İranlı tarihçilere göre Hasan Sabbah, Mehdi'ye üç bin altın dinar değerinde bir senet vermiştir. Böylece Hasan Sabbah ve Haşhaşinler örgütlerini resmen kurmuş ve faaliyetlerine başlamışlardır. Haşhaşiler Orta Çağ İslam dünyasında çok önemli rol oynamışlardır. Büyük Selçuklu Devleti'nin en parlak döneminde düşüşe geçmesine ve Sencer, Berkyaruk, Muhammed Tapar arasındaki taht kavgalarına önemli etkide bulunmuşlardır. Bu süreçte bazı Selçuklu sultanlarıyla müttefik olan Haşhaşiler çoğuyla da mücadele içinde olmuşlardır. Selçukluların dağılmasından sonra da etkisini sürdüren İran Haşhaşileri Moğolların İran'ı ve Bağdat'ı ele geçirmesine kadar ayakta kalmış, sonrasında ise son liderleri Rükneddin'in Hülagü'nün isteklerine uymasıyla tüm kaleler boşaltılmış (1256 Alamut, 1258 Lemeser, 1270 Girdkuh) ve Moğollar başta Alamut olmak üzere tüm kaleleri yakıp yıkmışlardır. Suriye Haşhaşileri Haçlı Seferleri sırasında siyasal olaylarda önemli bir rol oynamışlardır. Râşidüddin Sinan el-İsmâili döneminde siyasal ve öğretisel olarak en parlak dönemlerini yaşamışlardır. 1273 yılında ise kalelerini Baybars'a teslim etmişlerdir. Hasan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşin Tarikatı sıkı bir hiyerarşi ve katı kurallara dayanmaktadır. Tarikat kendi örgütlenmesini da've (Farsça davet) olarak adlandırmıştır. Tarikatın temsicileri 'davetçiler' anlamındaki dai lerdir. Dailerin en alt kademesinde 'davete cevap veren' anlamına gelen müstecip ler, en üst kademede ise 'delil' manasına gelen hücce yani baş dai yer almaktadır. Cezire , dainin faaliyet gösterdiği bölgedir. İsmaililer de diğer mezhepler gibi dini liderlerine şeyh, pir, ata gibi ünvanlarla hitap eder. Tarikat mensuplarının birbirleri için kullandıkları terim ise 'yoldaş' anlamına gelen refik tir. Sıklıkla 'fedai' olarak bilinen suikastçiler ise tarikat tarafından esasiyun olarak adlandırılmıştır. Hasan Sabbah Kimdir?- Vikipedi Alamut - Vikipedi Kaynak: Vikipedi
'Laptop Çaldım, Serdar Ortaç'ın Çıktı'
Basit ve bireysel bir eylem olarak görülmesine karşın üzeri kazındığında kapkaçın aslında batıdan doğuya gidildikçe örgütlü bir yapısının olduğu ortaya çıkıyor. Üçüncü sayfa haberlerinin ötesinde bir gerçekliğe ve birikime sahip olan bu teşebbüs suça girişin ‘ana kapısı’ niteliğinde. ‘Sermayenin gerek duyulmadığı tek iş’ diye tarif ediliyor ve yoksulluk-yoksunluk tetikliyor. Kendilerini ‘yol koşanlar’ olarak tanımlayan hırsızlar meseleye ‘ya kap ya öl’ noktasından bakıyorlar. Al Jazeera ’den Kadir Konuksever, hırsızların dünyasına girdi. Hırsızlık bir seçim ve o seçimin odağında, ülkenin Doğu’sunda 30 yılı aşkın çatışma sürecinin ana etken olduğu yerinden edilmişlik, göç, yoksulluk ve varoşlar var. Yoksunluk ‘seçim’ yapmayı varoşlar da altyapıyı hazırlıyor. Bir anda 10-12 yaşlarındaki çocuklar kendilerini ‘kaptı’ olarak buluyor ve yeni ailesi içerisine girdiği ‘tayfa’ oluyor. 'Ya kapacaksın, ya acından öleceksin' Varoşlar kapkaçın vatanı. Buralardan yetişen çocuklar suç dünyasına giriş yapıyorlar. [Abdülkadir Konuksever-AJT] İstanbul’da kentsel dönüşüme henüz uğramamış bir sokağının ortasına atılan kahvehane taburesine çöküyoruz. Çevrede yıkılmaya yüz tutmuş boş binalar göze çarpıyor. Sokağın girişlerine birer ikişer kişi yerleşip tesadüfen geçmekte olan insanları emir kipleriyle başka yollara sevk ediyorlar. İtirazsız uyuyor berikiler. Alana hâkim oldukları belli. Pervasız ve buyurganlar. Üzerlerinde eşofman türünde spor giysiler ayaklarında ise renkli ve marka koşu ayakkabılar var. Saçlar alabros, bakışlar fıldır fıldır. Tüm araştırmamız boyunca karşılaştığımız hırsızların neredeyse tamamı tek tip. Kendisine Botan diyen Cizreli genç diğerlerine emirler yağdırıyor. Önce çay geliyor, ardından elden ele dolaşan sarma sigara. Hareketleri onun bir ‘kurnaz’ olduğunu gösteriyor. 5-6 kişilik 'tayfa' denen hırsızlık gruplarının liderine bu isim veriliyor. Tayfa üyelerinin her birine de ‘kaptı’ deniyor. 13 yaşındayken abisinin dağa çıkıp PKK’ya katılmasıyla kendisini önce Batman, sonra da Diyarbakır’da bulmuş Botan. Diyarbakır’ın varoşlarında. 'Mahallede top oynarken bizden yaşça büyük biri gelip herkese para verdi. Benim dışımda herkes tanıyordu. Yanıma gelip kim olduğumu ve nereden geldiğimi sordu. Anlatınca gelip bize takıl dedi. Ayakkabı boyacılığı, simitçilik ve tatlıcılık yapmıştım. Bana göre işler değildi. Memleketimde iyi bir hayatımız vardı. Ama Diyarbakır’a gelerek her şeyi sıfırlamıştık. Ben ailenin en küçüğüydüm bana çok ilişmezlerdi. Onlar çalışırlardı ben daha çok gezerdim. Karnımız çoğu zaman doymuyordu. Elektriğimiz, suyumuz kaçak, evimiz harabe gibiydi. Okula devam etmedim. Bu para dağıtan abinin yanına takıldım. Benim gibi çocuklar vardı yanında. Onları koşturuyor, inşaatlara tırmandırıyor birinci gelene lastik ayakkabılar alıyordu. Hepsini geçtim, hepsinden iyi tırmandım. O zaman dedi ki ‘sende iş var.’ O işin hırsızlık olduğunu anladığımda aklıma babam geldi, duysa öldürürdü beni. Abilerim geldi sonra hatırıma, annem ve Allah. Yani insan her şeyi düşünüyor. Cizre’de Kuran kursundaki hocam bile aklıma geldi. Demişti ki günahların en rezillerinden biri hırsızlıktır.' Son cümlesi gülüşmelerle kesilince bakışlarıyla susturuyor anında. “Uzatmayayım, hepsini hatırımdan silip ‘herkes giyiyor, herkes yiyor ben neden aç kalayım’ diyerek girdim işin içine.” Botan hırsızlığa böyle başlamış. Belli bir zaman pratik yapmış. Ondan kıdemlileri iş üstündeyken izlemiş, ardından ‘kaptı’ olarak ilk işine çıkmış. ‘Kapkaç yaptım. Telefonlar o zaman çok değerli. Belediyenin arkasında bir kadın kulağında telefon yürüyordu. Kolay işti kaptım ve kaçtım. Kadın şoka girdi bağıramadı bile. Güvenli bir yere çekildiğimizde telefonu kaptığım zaman kadının yüzünün derisini yüzdüğümü anladım, tırnağımın arasında kalmıştı. Üzüldüm ama kısa sürede unuttum. Kendimi yeni işlere verdim. Zaten işler birbiri ardına geldi. Paramın bir bölümünü ayakkabı boyacılığından kazandığımı söyleyerek aileme veriyordum. Geri kalanını yiyip içiyordum.” İçki ve uyuşturucuya başlaması çok sürmemiş Botan’ın, ailesinin işin farkına varması da. 'Babam mahalleden duymuş. Beni çok kötü dövdü, sonra evden çıkmamı yasakladı. Önce evden, sonra da Diyarbakır’dan kaçtım, İstanbul’a geldim. Elimizden tutan olmayınca ‘abiler’ tuttu. Onların tutuğu eller de ancak başkalarının malına parasına uzanıyor. Bu işler böyledir; ya kapacaksın ya acından öleceksin.' Uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın İşe ara veren kapkaççılar yeniden kolladıkları muhitlerde kapkaça çıkacaklar. [Abdülkadir Konuksever- AJT] Botan, İstanbul’da önce başkalarına bağlı olarak çalışmış, ardından kendi tayfasını kurmuş. Tayfanın getirdiklerinden bir pay da ‘büyük abi’ye gidiyor. Tayfalar ‘kurnaz’a kurnazlar da ‘abi’ ye tâbi olurlar. Bazı abilerin 20’den fazla tayfaya hükmettiği belirtiliyor ancak kim olduklarına dair konuşmaları yasak. Botan’ın tayfalarından Şeyhmus Diyarbakır’lı. Hikayesi neredeyse Botan ile birebir aynı. Kulp ilçesinin bir köyünden. Köyleri güvenlik gerekçesi ile askerler tarafından boşaltılınca o da pek çokları gibi kendisini İstanbul’da bulmuş. Şeyhmus askıcılık ve tufacılık yapıyor. Ev ve işyerlerine giriyor, araç patlatıyor. 'Meslek sırları'nı anlatmaktan kaçınıyor. Ağzı laf yapmayan biri, daha çok yanındakilerin dürtüklemesiyle konuşuyor. “Evine girdiğin kadının gözlerine, bakmayacaksın. Uyanıyorlar. B.k varmış gibi götürüp yattıkları yere istifliyor herkes parasını. Biz de belli bir saati bekleriz. Sonra girdiğimizde top atsan uyanmazlar. Sadece uyuyan kadının gözlerine bakmayacaksın. Tecrübe ettim uyanıyorlar.” Serdar Ortaç’ın bilgisayarı Yine gruptakilerin hatırlatmasıyla başka bir meseleye dalıyor Şeyhmus. “Bir keresinde iyi mal kaldırdım. Malların arasında bir tane laptop vardı. Sonra öğrendik ki Serdar Ortaç’ınmış. Gazetelere çıkıyor, televizyonlara çıkıyor bilgisayarda bestelerim var geri getirin para vereyim diyor. Şimdi ben bunun olduğunu öğrendim ya o nasıl Ahmet abimize (Kaya) çatal kaşık fırlatmışsa lavuk, ben de fırlatıp attım Haliç’e, balıklar nasiplensin.” Çevresindekiler ‘balık’ lafını duyunca hep birlikte kahkaha atmaya başlıyorlar, belli ki defalarca anlatılıp defalarca gülünmüş laptop meselesine. Aşk için çalmalı aşk o zaman aşk Konuşma fırsatı yakaladığım pek çok hırsızın (kendilerine 'yol koşan' diyorlar) mesleğe giriş hikâyeleri benzerlikler taşıyor. Güneydoğu çıkışlı olanların tamamı yoksul aile çocukları. Ancak Mesut orta sınıf bir aileden geliyor. Şişli’de iyi döşenmiş güzel bir evde görüşüyoruz Mesut’la. Şaşkınlığımızı fark edip biz sormadan kendisi anlatıyor. “Hepimiz sefalet içinde yaşayacak değiliz ya!” Hırsızlık ile çizilen tablolarda böyle bir detay oldukça aykırı. Ancak bize aracılık eden kişinin anlattıklarına göre Mesut camianın kalburüstü elemanlarından. Yüzü gözü girdiği mücadelelerden kalma yara izleriyle dolu. Donuk ve sert bakışları var. “Aşık oldum vermediler” diye başlıyor sözlerine. Sigarasını yakıp karşımıza oturduğunda anlatmaya teşne olduğunu belli ediyor. Israr etmemize de çeşitli güvenceleri sıralamamıza da gerek kalmıyor. Kaptı Hırsız Tayfa Hırsızların oluşturduğu5-6 kişilik grup. Kurnaz Tayfa gruplarının başındaki kişi. Büyük Abi Kurnazların bağlı oldukları kişi. Baron En tepedeki kişi. Dümenci Gözcü. Arpa Hissettirmeden cebe girilerek yapılan hırsızlık. Kapkaç Malikin değerli eşyasını kapıp kaçmak. Gasp Malikin silah zoruyla malının alınması. Kancık-Çarık Çantaları kollayan kişi. Tufa Dükkan ve işyeri hırsızlığı. Askı Ev hırsızlığı. Gömmeci Çelik kapı açan. Kasacı Kilitli kasayı açan kişi. Otocu Oto hırsızı. “Babam işçiydi. Niye yalan söyleyeyim bolluk içindeydik. Üstümüzde başımızda, soframızda vardı yani. 20’li yaşlardayım. Lise bitmiş. Belalı bir tipim. Okulda, mahallede sevmediğim bebeyi indiriyorum, kılı tüyü anında alıyorum. Çekinirlerdi benden. Ramazan diye bir yavşak vardı. Bir iki esnaftan para yemiş epeyce. Yanına da almış iki bebeyi sözüm ona Kurtlar Vadisi triplerine girmiş. Dedim ki arkadaşlarıma ‘ben bu ib…i indireceğim.’ Lakin bizim muhite gelmiyor. Bir iki takip attım. Fark etmiş. Kendi düştü. Uzaktan izliyor, ince ince kesiyor. Yanına vardım, ‘terzi misin birader ölçüp biçiyorsun’ dedim. ‘Kasabım hayvan bakıyorum” deyince kafayı gömdüm suratına. Yanındaki bebelerden birine bıçağı takınca diğeri kaçtı. Ayağımın altına alıp yerde yüzünü gözünü ezdim, kalkamadı bir daha. Sekiz ay yattım. Çıktığımda âlem benimdi.” ‘İcraatı’ ve hapis yatmasından sonra çevrede belli bir namı olmuş. Hatırlı kişilerin ve zenginlerin bir iki ‘pis’ işini yapmış. İyi para kazanmış. Sonra ‘daha büyük denizlerde yüzmek’ için İstanbul’a bir bilet almış. Daldan dala konarak anlatıyor, ancak bütün yolları sevdiği kıza çıkıyor. Mahallede sevdiği kız için babasını ikna etmiş istemeye ama kızın babasını ikna edememişler. Kısaca işsiz ve serseri olduğu söylenmiş. Kederleniyor. “Paran yoksa adamdan sayılmıyorsun. Kızı sevmişim niye vermiyorsun arkadaş? Aç açıkta bırakmam ki. Ama yok. Dedim ki kendi kendime bu âlemin kıralı olacağım. Çıktım İstanbul’a geldim. Ben şahsen öyle gidip milletin malını mülkünü çalmadım. Ama kurnazlar var yol koşan, ben de onları koşturdum. Bindim alman malı jipe gittim bir gün memlekete. Mahalleye girdim gözüm kızın penceresinde. Kız evlenmiş, babası da taşınmış mahalleden. Hava atamadım anlayacağınız.” Evinin duvarlarında çerçevelenmiş Yılmaz Güney, Che Guevara ve Malcom X resimleri göze çarpıyor. Sohbetimizin sonuna yaklaştığımızı hissettiğimde resimleri soruyorum. Anlattığı şeylerle duvarına astığı kişilerin birbiriyle uyuşup uyuşmadığına dair. Cevabı kısa ve sert oluyor; “Seviyoruz gözüm.” Diyarbakır çıraklık, İstanbul ustalık merkezi Hırsızlık işinde İstanbul piyasası uzmanlık alanı olarak değerlendiriliyor. Doğu’da belli bir eğitimden geçip çıraklıktan terfi eden 'kaptı'lar İstanbul başta olmak üzere İzmir, Antalya, İzmit gibi batı illerine gidiyorlar. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi doğdukları şehirde iş üzerindeyken tanıdık birilerine rastlayıp toplum içinde deşifre olma ihtimali yüksek. İkincisi şimdilerde bu değişse de hemşerinin malının çalınmasına camiada iyi gözle bakılmıyor. Üçüncü neden ise daha geniş imkânlar sunması ve kalabalıklar arasında kaybolmanın kolay olması. Varoşlarda başlayan yaşam büyük şehirlerin varoşlarında devam ediyor. Eğer işinde iyiyse ve cesaret göstergesi sayılabilecek icraatlara girişebiliyorsa 'kaptı'nın 'kurnazlık payesi' alması çok zor değil. Zira işsizlik oranlarının yüksek olduğu Diyarbakır başta olmak üzere Doğu illerinden bu anlamda sirkülasyon var. 4 bin 500 köy boşaltıldı İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre doksanlı yıllarda Doğu ve Güneydoğu’da yaklaşık 4 bin 500 köy boşaltıldı. Yerinden yurdundan olan insanlar kırsal alanlarda yaşanan çatışmalardan kaçarak daha güvenli olan kentlere yerleştiler. Göç konusunda hatırı sayılır bir nüfus alan Diyarbakır 20 yıl öncesine göre iki kat daha fazla büyüdü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2012’de istihdam oranının en düşük olduğu iller Diyarbakır (yüzde 28), Siirt (yüzde 29,1) ve Batman (yüzde 29,5) oldu. İşsizlik oranının en yüksek olduğu iller Batman, Mardin ve Siirt. Oranlar kaçınılmaz olarak yoksulluğu, yoksullukta suçu getiriyor. Peki niye hırsızlık? Sermaye istemeyen tek iş Suç dünyasında hırsızlık böyle tanımlanıyor: sermaye istemeyen tek iş. Sonuçta sokağa çıkıyorsun bulduğunda alıp kaçıyorsun. Bireysel girişimler ‘kodes’le sonuçlanıyor. Bu nedenle bir yerde başarılı bir hırsızlık olayı vukû bulmuşsa ekip işi olduğu su götürmez. Anlatılanlara göre hırsızlığın diğer bir özelliği de suça açılan kapı olması. Kolay giriliyor ve suç başka suçları çağırıyor. Kendileriyle görüştüğümüz o dünyanın pek çok üyesi hırsızlıkla başladıkları işi sonrasında uyuşturucu ve fuhuş alanlarına kaydırmışlar. Roti Montana onlardan biri. Arkadaşları arasında bu isimle çağrılan Roti kameramıza konuşmayı kabul edenlerden. Çevresinde cesurluğu ve korku bilmezliği ile nam yapmış. Küçük yaşta Diyarbakır’dan ayrılarak ‘gurbet’e çıkan Roti oldukça da zeki biri. Zira pek çok suç biçiminin içinde bulunmasına rağmen hala bir sabıkası yok. Temiz yüzü nedeniyle dikkat çekmiyor. Pek çok kişi de üzerine suç konduramıyor. Ama o hırsızlıktan gelme bir uyuşturucu pazarlamacısı. Bir öteki olarak Roti Brian De Palma’nın 1980 yılında yaptığı Scarface (Yaralı Yüz) filminin efsanevi aktörü Al Pacino’nun hayat verdiği Tony Montana karakterinin aksine Roti Montana bir bebek surat (Baby Face). İsim babasına tezat teşkil etse de asi ve ele avuca sığmaz yapısı nedeniyle kendisine bu lakap yakıştırılmış. Yine de bir benzerlik var. Daha iyi bir hayat sürmek üzere Tony Montana Küba’dan Amerika’ya, Roti Montana ise Diyarbakır’dan İzmir’e gitmiş. Daha 11 yaşındayken dört arkadaşı ile birlikte sırf macera olsun diye kaçtıkları İzmir’de suç örgütleriyle tanışmış. “Amacımız iyi bir hayat yaşamaktı. Ama yapamadık. Elimizden geldiğince iyi olmaya çalıştık, zamanla arkadaşlarımız bozuldu ve bunun farkına vardık. Bir otelde ve mobilyacıda çalıştıktan sonra gittikleri her yerde dışlandıklarını anlatıyor. “Nereye gittiysek dışlandık. Konuşmamız, oturmamız, kalkmamız bu bölgeden gittiğimizi ele veriyordu. Birbirlerine davranışları farklı bize farklıydı. Diyarbakırlılara farklı davranıyorlardı. Çocukluklarından beri kin öfke beslemişler buralara karşı. Bizi aralarına almadılar.” Ötekileşmesi onu yalnızlığa ve öfkeye itmiş. “Arkadaşlarımla beraber yaptık. Önce yol koştuk.(Hırsızlık) Yol koşunca esrar kullanmaya başladık. Elimizde görenlerin istemeleriyle bu işin piyasasının daha iyi olduğuna karar verdik. Uyuşturucuyu (esrar) Diyarbakır’dan alıp gidiyorduk. Kendi kendimize yapıyorduk. Başımızda biri yoktu, zaten başımızda biri olmasını istemiyorduk. Burada üretiliyor uyuşturucu, satılan yerler şahıslar var. İçen arkadaşlarımız vardı. Onların aracılığıyla ulaşıyorduk. Buradan alıp götürüyorduk. Orda o malı eritebilen, satabilen insanlar vardı. Ben sarıp içince kendileri gelip buluyorlardı zaten. Bir dünya insanla tanıştım. Bir hayır da görmedim. Hepsi geldi gitti.” Operasyonlar çözüm değil İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre yurt genelinde hırsızlık suçu;2008’de 256 bin 562,2009’da 304 bin 570,2010’da 344 bin 87,2011’de 351 bin 8382012’de 405 bin 405’e yükseldi. Yani, günde bin 110 hırsızlık vakası yaşanıyor. Son dönemde Doğu illerinde uyuşturucuya yönelik büyük operasyonlar yapılıyor ve tonlarca uyuşturucu ele geçirilip imha ediliyor. Roti’ye göre bu operasyonlar çözüm değil. “Uyuşturucuya operasyonlar yapıldığında insanlar gömüyor. Öyle olunca daha değerli oluyor. Madde değişiyor evrim geçirip daha değerli bir maddeye dönüşüyor. Bundan dolayı herkes gömdü. Olaylar varken polis giremiyordu. Adamlar ekiyordu gömüyordu. Parti parti yakalandı. Uyuşturucuyu bitirmek istiyorlarsa yakalamakla değil gidip o şahısların ektiği o toprağa el koymaları lazım.” Askere gitmek üzere geldiği memleketi Diyarbakır’da görüştüğümüz Roti, yeniden “sahalar”a döndüğünde mesleğine bıraktığı yerden devam edecek. Cesur’un cesareti Hırsızların dünyasında en kıymet verilen olgu cesaret. Cesaretten yoksun, gözünü karartamamış kişiler camiada bu işe uygun görülmez. Cilvesi çok olan bir meslek ve fiziki yapının yanı sıra yeri geldiğinde kavga dövüş işine girip sağlam çıkmayı gerektiriyor. İş üzerindeyken ‘keriz’ uyanırsa (malı veya parası çalınan kimse) devreye kaba kuvvet ve silah giriyor. Hasım ister malik olsun ister güvenlik görevlisi olsun sonuç değişmiyor. Kirişi kırmak için bu yollara başvuruluyor. Girdiği bir evde, ev sahibinin erken dönmesi nedeniyle balkondan kaçmayı deneyen ancak bunu başaramayarak suçüstü yakalanan Cesur yeri geldiğinde silah kullanmaktan çekinmeyeceğini söylüyor. “Üzerimiz boş değil zaten. Bir işe çıktığımızda eğer o iş askıysa (ev ve işyeri soygunu) öncesinden keşif yapıyoruz. Girişini çıkışını ve olağanüstü bir durumda kaçış yolunu belirliyoruz. Ondan sonra giriyoruz. Eğer ev sahibiyle yüz yüze kalırsam ve kaçmamın tek yolu onu vurmaksa çekinmem. Yoksa ben enselenirim. Bir kez enselendim zaten ve üç açık iki de kapalı olmak üzere beş dosyam var. Ceza yersem 7-8 yıl yatacağım. Kimse gidip yatmak istemez.” Mallar tanıdık esnaflara Hırsızlık işinin inceliklerini başta Diyarbakır olmak üzere bölgede öğrenip Batı illerine gittiklerini anlatıyor Cesur. Mevsimlik işçiler gibi özellikle yaz aylarında Batı illerine giden hırsızlar biriktirdikleri parayı yemek üzere memleketlerine dönüyorlar. Peki ev ve işyerlerinde çalınanlar nasıl elden çıkarılıyor? Çalıntı mallarının da bir piyasası var: “Bir eve girdiğimizde önce canlı para ve değerli maden bakıyoruz. Özellikle yatak odalarına giriyoruz. Bunun dışında LCD ekran, bilgisayar gibi malları da kolluyoruz. Bu malları aldığımızda ya kiraladığımız bir dükkâna ya da tanıdıkların yanına emanet veriyoruz. Sonuçta bu işi yaptığınızda belli bir çevre oluşuyor. İhtiyacı olanlara gidip malın cinsini anlatıyoruz isterse veriyoruz. Bu işten geçinen esnaflar var. Onlara ucuz fiyata bırakıyoruz onlar da ya kendileri eritiyorlar ya da spotçulara, ikinci el eşya satan yerlere falan veriyorlar.” Utanıyorum Hırsızlar yaptıkları işin yüz kızartıcı olduğunu biliyorlar mı? Utanıyorlar mı? Cesur bu işlere hiç girmemiş olmayı istediğini söylüyor. “Biri bana hırsız dediğinde dışlanmışlık hissediyorum. Çok utanıyorum. Zaten bu durumdan dolayı bazı şeylerle yüz yüze geliyorum. Çünkü git gide insanın psikolojisini bozuyor bu tür durumlar. Düşünsenize iki üç arkadaşın parmakla seni işaret edip hırsız diyor. Bu insanı çok rahatsız ediyor.” Babamın ibriğini çalarak başladım Görüştüğümüz en eski hırsız Hacı. Yaşı kırkın üzerinde. 1982 yılında takıldığı arkadaş çevresinin teşviğiyle babasının ibriğini çalarak mesleğe giriş yapıyor. Bir ‘kaptı’ olarak sonrasında İstanbul’da hayatına devam ediyor. “İstanbul’da ‘dümen’le başladım işte. Yaşı büyük olan ağabeyler bizi koştudular. Sonra yanımıza çocuk alıp biz koşturduk. İstanbul büyük yerdir, metropoldür. Diyarbakır’da iş yaparsan tanıdıklara mutlaka rastlıyorsun. İstanbul büyük yer, korkmuyorsun ve yaşamak için bulman lazım.” Katilim devlet “85 sabıkam var. İlk mahkemeye çaktığımda 13 yaşındaydım. Çocuktum ve bazı şeylerin farkında değildim. Eğer beni affetselerdi, fişlemeselerdi belki hayatım çok farklı olurdu. Bir kez fişlendiğinizde size yapacak başka bir şey kalmıyor. Devlet tüm kapıları kapattı. Devlet açıkça ‘yap seni kodese atayım’ diyor. Çocuk yaşta sabıkalandırmasalar rehabilite yoluna gidilse bu kadar olmaz bu iş.” Çocuktan hırsız yaratmak Hacı meslekte çok eski olduğu için pek çok hırsız yetiştirmiş. Pek çok işte olduğu gibi bu işin de incelikleri var. “Bu çocuklar genelde çevreden yetişiyorlar. Yoksul çevrede. Fakir çevre. Zengin yok. Fakir ne yapacak, açsın, aç adam mantıklı bilinçli düşünemez. Mesleğe girişleri kolay oluyor. Çocuk yetiştirilirken önce cesaret veriliyor. Deniliyor ki ‘bak benim yanımda olursan sana kimse dokunamaz. Devletin eline düştüğünde seni alırım. Gücümle paramla alırım.’ Önce güvence verilir. Ondan sonra annesine babasına güvenmediği kadar bana güvenir.” Büyük partiler şehir dışına Çalınan mallar eğer büyük bir partiyse başka bir kente gönderiliyor. Polis hırsızlığın yapıldığı kentte araştırma yaparken mal çoktan elden çıkmış oluyor. En değerli ürün sigara, anında paraya çevrilebiliyor. “Bir eve girip patlattığın zaman belirli esnaflar var. Tanıyorsun bunları. Sigarayı herkes alır. Biraz düşüğüne verdiğin zaman gider. Televizyonu kime verebileceğini biliyorsun. Hırsızlık malının değeri yoktur. Bin liraysa televizyonun değeri yüz liraya veriyorsun. Bunları alanlar hırsızlık malı olduğunu biliyor. Çok ucuza aldıkları için bellidir. Büyük parti mal kaldırıldığı için şehir dışına verilir. Mesela mobilya kaldırıyor adam. Kendi semtine veremez. Urfa’da tanıdık var. Öncesinden ayarlanır. Antep, Urfa gibi bir yere transfer ediyorsunuz.” Hırsızlık meselesi ile ilgili olan emniyet, hukuk ve sosyoloji çevreleri bu suç türünün asla bitmeyeceği ve ülkenin siyasi, sosyokültürel ve idari yapısında yaşanacak değişikliklere göre azalıp artabileceği görüşünde. Haber araştırması için görüştüğümüz yüze yakın kişinin pek azının hikâyelerine yer verebildik. Bir iki istisna dışında o camiada neredeyse herkesin işe ilk başladıkları nokta kapkaç ve kendilerini o noktaya getiren trajik yaşam öykülerine sahipler. Bu işe uzun yıllarını vermiş bir hırsızın ifadesiyle; ‘eğer bu ülkenin Güneydoğu’sunda yaşıyorsanız ve varlıklı bir ailenin ferdi değilseniz sokaktaki hayat önünüze iki yol çıkarıyor; ya dağa çıkacaksınız, ya da çalacaksınız.’ Realite bu olunca İstanbul, İzmir, Antalya ya da İzmit’te bu anlamda canı yanan birinin failinin ayak izleri Diyarbakır’da, Batman’da veya Mardin’de çıkıyor; pek çok hayat ‘ya kap ya öl’ noktasında nihayete eriyor… Barış süreci olumlu etkiledi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Asayiş Birimi uzmanlarına göre ‘barış’ süreci suç oranları açısından olumlu bir etkiye sahip. Daha önce bölgede sayı ve enerjilerini toplumsal olaylara harcayan güvenlik güçleri barış süreci ile birlikte hırsızlık, uyuşturucu ve fuhuş suçlarının üzerine daha çok gidiyor. Bölge illerinde toplumsal olaylara müdahale göreviyle bilinen çevik kuvvet polisleri bile bu günlerde devriye görevi yürütüyorlar. Polisin suç mahallerinde daha çok görünüyor olması da suçun azalmasına yol açıyor. Sisli havalar oto farelerine göre Yine polis kaynaklarına göre elektrik kesintileri hırsızlığı arttırıyor. Sokak lambalarının yanmaması, karanlık ve sessizlik hırsızları harekete geçiriyor. Örneğin havanın sisli ve soğuk olduğunda oto hırsızlıklarında artış yaşanıyor. Kentsel dönüşüm kapsamında yıkılan gecekondular hırsızlığın azalmasında önemli bir etken. Van depreminde kentin yeniden tasarlanması edilmesi ve polis araçlarının dahi girmekte zorlandıkları dar sokakların geniş caddelere dönüşmesiyle hırsızlık bitme noktasına gelmiş. Ancak polisin kendisi bile hırsızlığın polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini söylüyor, zira sadece Diyarbakır’da emniyetteki hırsızlık sabıkalarının sayısı 12 bin 500. Nedenleri kaldırmak gerekiyor Daha önce kapkaç olaylarına hırsızlığın en basit hali ile ceza verilirken yapılan düzenlemeyle yeni TCK’nın 142. Maddesinin ikinci fıkrasıyla ağırlaştırılarak cezanın 6 ay ile 3 yıldan, 3 yılla 7 yıl arasına çıkarıldığını belirten Avukat Sinan Tanrıkulu bunun kapkaçı azaltmakla birlikte ortadan kaldıramadığını söylüyor. Tanrıkulu, cezaların ağır olmasının tek başına sorunu çözemeyeceğini savunuyor: “Tarihin değişik dönemlerinde ölüm cezasına varan çok ağır yaptırımlara bağlanmasına rağmen bu suç tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Örneğin, şer’i hükümlere göre hırsızlık yapanın eli kesilir buna rağmen şer’i hükümlere göre yönetilen ülkelerde dahi hırsızlık vakaları olmaktadır. Bundan dolayı da hırsızlık suçunun minimum düzeye indirilebilmesi, toplumsal yaşayışın tahammül edebileceği bir düzeye inmesinin yegâne yolu cezaların ağırlaştırılması yöntemi değildir. Cezanın caydırıcı nitelikte olmasından önce ekonomik ve sosyal politikalarla bireyi bu suça iten nedenleri ortadan kaldırma çalışmalarının yapılması daha etkili ve sonuç alıcı olacaktır.” Kaynak: Al Jazeera
Justin Bieber Serbest
Uyuşturucu madde etkisinde araç kullandığı için Miami'de gözaltına alınan Kanadalı pop şarkıcısı Justin Bieber, çıkarıldığı mahkeme tarafından kefaletle serbest bırakıldı. NEW YORK Uyuşturucu madde etkisinde araç kullandığı için Miami'de gözaltına alınan Kanadalı pop şarkıcısı Justin Bieber, çıkarıldığı mahkeme tarafından kefaletle serbest bırakıldı. Miami Beach yakınlarındaki bir caddede, yerel saatle sabah 04.30 sıralarında lüks marka aracıyla yarış yaparken yakalanan Bieber, öğleden sonra çıkarıldığı mahkemece 2 bin 500 dolar kefaletle serbest kaldı. Bieber, mahkum kıyafeti giydirilerek çıkarıldığı mahkemede hakkındaki iddiaları kabul etti. Esrar kullandığı ve uyuşturucu ilaç aldığı belirtilen Bieber'in üzerinden çıkan sürücü belgesinin de süresinin dolduğu kaydedildi. Bieber'in yarış yaptığı diğer aracın sürücüsünün de R&B şarkıcısı Khalil Sharief olduğu öğrenildi.