kadınlar Haberleri

kadınlar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. kadınlar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Infantino, Dünya Kupası'nın Hisselerini Satabileceğini Açıklar Açıklamaz Dünyadan Tepki Yağdı
FIFA Başkanı Gianni Infantino, Dünya Kupası ve diğer FIFA organizasyonlarının ticari haklarını yönetecek yeni şirkete dışarıdan yatırımcı alınmasına yönelik planın futbol kamuoyunda tartışma yaratmasının ardından açıklamalarda bulundu. Infantino, söz konusu girişimin yalnızca bir öneri niteliği taşıdığını belirterek, uygulanmasının zorunlu olmadığını ifade etti.
Tanrılar Sustuktan Sonra: Christopher Nolan’ın The Odyssey’sinde Savaş, Hafıza, Irk ve Mitin Yeniden İnşası
Christopher Nolan’ın Homeros’un yaklaşık üç bin yıllık destanı Odysseia’dan sinemaya uyarladığı The Odyssey (2026), vizyona girdiği ilk andan itibaren yılın en büyük gişe yapımlarından biri olmanın ötesine geçti ve son yılların en yoğun kültürel tartışmalarından birinin merkezine yerleşti. Film üzerine yürütülen değerlendirmeler sinematografi, oyunculuk ve anlatı yapısıyla sınırlı kalmadı; temsil politikaları, tarihsel sadakat, kültürel miras, kolektif hafıza ve modern sinemanın klasik metinlerle kurduğu ilişki de tartışmanın temel başlıkları arasına girdi.Özellikle Helen karakterinin Akademi Ödüllü oyuncu Lupita Nyong’o tarafından canlandırılması, filmi sinema eleştirisinin sınırlarından çıkararak sosyoloji, tarih, kültürel çalışmalar ve siyaset teorisinin alanına taşıdı. Bununla birlikte tartışmayı “Helen siyahi olmalı mıydı?” sorusuna indirgemek, filmin ortaya çıkardığı daha kapsamlı meseleleri gözden kaçırma riski taşıyor. Burada belirleyici olan, Nolan’ın bu tercihi hangi düşünsel çerçevede yaptığı ve oyuncu seçiminin filmin estetik, tarihsel ve dramatik bütünlüğü içindeki karşılığıdır.
Kaldırım Taşlarının Devri Bitiyor: Doğayı Korumak İçin Betonun Yerine Geliştirildi
Gana’nın başkenti Accra’da her gün yaklaşık 2.800 ile 3.000 ton arasında katı atık meydana geliyor. Oluşan bu devasa atık miktarının 300 ila 450 tonluk kısmını ise doğrudan doğaya zarar veren plastik maddeler kapsıyor. Ülke genelinde ortaya çıkan plastik atıkların yalnızca yüzde 5 seviyesindeki küçük bölümü geri dönüşüm süreçlerine dâhil olabiliyor. Geriye kalan yüksek miktardaki atık ise doğada birikerek kıyı bölgelerinde ve yerleşim alanlarında ciddi ekolojik sorunlara zemin hazırlıyor.Detaylar 👇Kaynak
Rus Bir Kadın "Ruslar Türk Erkeğinde Ne Buluyor?" Sorusunu Yanıtladı
Son dönemde sosyal medyada 'Mimarisi için Türkiye'ye geldim' başlığıyla Türk erkeklerinin görüntülendiği videolara denk gelmişsinizdir. Genel olarak Rus kullanıcılardan gelen bu videolar sayesinde bir mısırcı ünlü olmuş, Rusya'dan Türkiye'ye akın akın gelen kadınlar, mısırcıyı görmek için kuyruk oluşturmaya başlamıştı. Bu ilgi geçmişten beri var. Bir kadın 'Ruslar Türk erkeklerinde ne buluyor?' sorusunu yanıtladı. Verdiği cevap ise sosyal medyada tartışma yarattı. Kaynak
Yapıldığı Döneme Damgasını Vuran ve Büyük Sansasyon Yaratan 6 Yapıt !
Sanat tarihinin en çok sansasyonu seven sürrealizm yani gerçek üstücülük akımında bile gerçek üstü duran sanatçımızı Salvador Dali.Salvador Dali ne tanrıya inanıyordu nede bir dine mensuptu. Yaptığı resimler ve sergilediği garip davranışları ile hep ilgi çeken bir sanatçı olmuştur.Ancak yaptığı bu resim yüzünden kocaman Hristiyan alemini bir birine düşürmeyi başarmış ve döneminde büyük sansasyon yaratmıştır.Bu resim diğer çarmıha gerilmiş İsa resimlerine benzemiyordu. Sanat tarihinde yüz binlerce çarmıhta İsa konusu işlenmişti ama hiçbiri bu şekilde ele alınmamış ve tanrı tanımaz biri tarafından yapılmamıştır.Katolik rahip ve din adamları bu resim sonrasında bir birine girdiler. Bir kısmı resmin inancı daha da körükleyen çok etkili ve güzel bir çalışma olduğunu savundular. Diğer taraf ise İsa'nın hoyratça çarpıtıldığını onu sanki bir yaratık gibi işlediklerini ve büyük bir saygısızlık örneği olduğunu savundular.Tartışmalar uzunca süre dinmedi. Ancak Bu resim bu gün bile en çarpıcı İsa resimlerinden biridir.Meraklısına Not: Resimdeki model Hollywood Stüdyolarında dublör olarak kullanılan bir aktör, stüdyoda iplerle havaya asılarak fotoğrafı çekmişler, Dali de bu açıdan çekilen fotoğrafı kullanmış.
"Baştan Çıkarma" İmzasıyla 5 Birahane Kapatıldı
Denizli, Beyağaç İlçesi’nde, bir grup kadın, birahanelerde çalışan kadınların kocalarını ayarttığı iddiasıyla imza kampanyası başlattı. 170 kadın imza topladı, belediye birahaneleri kapattı.  DENİZLİ’nin Beyağaç İlçesi’nde kadınların 'Birahanede çalışan kadınlar kocalarımızı başta çıkarıyorlar' diyerek imza toplaması üzerine Belediye Meclisi 1.5 yıl önce aldığı taşınma kararına uymayan ilçedeki 5 birahaneyi mühürledi. Beyağaç Belediye Başkanı Ak Partili Mustafa Akçay, 'Buralar içki mekan olmaktan öte fuhuş yeri haline geldi' dedi. Beyağaç İlçesi’nde, bir grup kadın, birahanelerde çalışan kadınların kocalarını ayarttığı iddiasıyla, 1.5 yıl önce imza kampanyası başlattı. Birahanelerdeki kadınların giyim ve davranışlarıyla ilçenin örf ve adetlerine ters düştüğünü de öne süren kadınlar, topladıkları 170 imzayı belediye teslim etti. Bunun üzerine Beyağaç Belediye Meclisi, birahanelerin ilçe merkezi dışına çıkartılması kararı aldı. İlçe merkezindeki 5 birahanenin sahiplerine, 1 kilometre uzaklıktaki Kale Caddesi yakınında yer yapıp, faaliyetlerini sürdürebilmeleri için 31 Aralık 2013 tarihine kadar süre verdi. İDARE MAHKEMESİNDE DAVA Belediye Meclisi'nin aldığı karardan memnun olmayan birahane sahipleri, “Ekmeğimizle oynanıyor” diyerek, Denizli İdare Mahkemesi’nde kararın iptali için dava açtı. Dava devam ederken, kendilerine gösterilen yerin elektrik, su ve yol gibi hiçbir altyapısının bulunmadığını belirten birahane sahipleri faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. Bunun üzerine belediye bugün ilçe merkezindeki 5 birahaneyi süresiz kapattı. Buna tepki gösteren birahane sahiplerinden İsmail Yunak, “Belediye, işyerlerimizi mühürledi. Bu birahaneler bizim ekmek teknemiz. Yanımızda bir çok kişi çalıştırıyoruz. Kredi borcumuz var. Ekmeğimizle oynamaya kimsenin hakkı yok. Bize altyapısı hazır bir yer göstersinler, gidelim. Aksi takdirde, mahkeme sonucunu beklemekten başka çaremiz yok” dedi. Beyağaç Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi Başkanı Hasan Soyuçok, üyeleri 5 birahanenin kapatılmasının ilçe ekonomisine zarar vereceğini söyledi. Soyuçok, “Esnafın durumu ortada. Birahane işletmecileri de kooperatiften kredi kullandı. Buralarının kapatılması demek, kredilerin geri ödemelerinin yapılmayacağı anlamına gelir. Hem ilçe ekonomisi hem de kooperatif zarar edecek' dedi. “FUHUŞ MEKANI HALİNE GELDİ” Ak Partili Beyağaç Belediye Başkanı Mustafa Akçay, ilçedeki birahanelerin içkili mekan olmaktan öte fuhuş mekanı haline geldiğini ileri sürerek şöyle dedi: 'Buraları amacının dışında kullanılıyor. Kadın ticareti yapılıyor. Oralarda çalışan kadınlar, ilçe merkezinde ahlaka uygunsuz olarak müstehcen şekilde geziyor. İnsanlar rahatsız oluyor. Ak Partili bir başkan olarak içkili yerlere karşı değilim ama adabına uygun hareket etmiyorlar. O nedenle kapatılarak, ilçe sakinlerinin rahatsız olmayacağı yere taşınması istendi. Belediye başkanı olarak bu konuda istedikleri desteği vermeye hazırım.' Ramazan ÇETİN/DENİZLİ, (DHA) -
Uğur Yücel: "Zevklerime Karşı Oburlaştım"
Ayşe Arman, yılın ilk röportajını ünlü sanatçı Uğur Yücel'le yaptı. Ayşe Arman / Hürriyet Ortalık toz duman... Riyakarlık, iki yüzlülülük, yalancılık diz boyu. Kaygan zeminler... Neye, kime inanacağını şaşırıyor insan... İşte böyle zamanlarda, güveneceği seslere kulak vermek istiyor. Uğur Yücel onlardan biri. Yılın ilk cumartesi röportajını Uğur Yücel'le yaptım. Dehaya yakın bir yetenek, çocuksu bir saflık, harbilik ve samimiyet... Huzurlarınızda solo Uğur Yücel! ESAS KIVANÇ BENİM GİBİ OLURSA HABER Pek çok insanın aksine 2013 sizin için iyi bir yıldı... -Öyle oldu valla. Kitap çıktı. Ardından, 'Soğuk' filmini çektim. Sonra, 'Benim Dünyam'a geldi sıra. Derken, 'Aramızda Kalsın'a başladım. 2013 kendime şaşacak kadar tempolu geçti. Planladığım her şey, istediğim gibi sonuç verdi. Darısı yeni yılın da başına... 'Benim Dünyam' için söylenmeyen, yazılmayan kalmadı. 'Film çalıntı' diyen de oldu, 'Duygu sömürüsü' diyen de... Siz neler söylemek istersiniz? -Hem bu ülkede hem dünyada, binlerce kez 'remake' yapıldı. Dahası, bizde yüzlerce film doğrudan çalıntı. Kimsenin sesini duymazsın. Ne hikmetse, artık benimle mi ilgili, TMC'yle mi bilmiyorum, neyi uyarlamaya kalksak, homurtular geliyor. 'Neee Sopranosmu?', 'Neee Black mi?' Kıyamet kopuyor! Sanki, insanların dinine hakaret etmişiz gibi. Oysa bu film yönetmeninden, yapımcısına izinli ve telifi ödenmiş bir film. Yok çalıntı! Yok arak! Daha neler! Bire bir çektik işte! Yeniden yapım. Amerika'da özellikle çok yapılır. Beğendikleri bir hikâyeyi kendi dillerinde, bire bir kopya ederek çekiyorlar. Çünkü insanlar, orijinaline gitmiyor, Japonca izlemiyor işte. 'Black' burada sinemaya girse 3000 kişi giderdi. Biz aldık aynısını biraz farklı yorumla çektik, toplam 1 buçuk milyon kişi izledi. 'Kötü olmuş işte!' derse biri tamam, bu bir eleştiri. Ama 'Nasıl yaparsınız?' ne demek? 'Çaldınız!' ne demek... Bence deli bir emek vardı. Bütün oyuncular müthişti. Görüntüler şiir gibiydi. Benim kalbimin içine işledi. 'Remake' olması da zerre kadar umurumda değil. Zaten baştan söylüyorsunuz. Nedir bu? Düşmanlık mı? Kıskançlık mı? -Bilemiyorum! Düşündüğünü özgürce söyleyebilme çağındayız. Anladık, çok güzel! Ama herkes fikir sahibi! Lafı ederken bir tartayım yok! Yine de ben, yergilere boyun eğerim, cevap vermem ve saygılıyımdır. Övgülere de teşekkürü borç bilirim. İnsanın, oğluyla çalışması nasıl bir şey? -Oğlumla değil, Can'la çalışmak çok güzel. O, dokuz yaşından beri benim kafa arkadaşım. Çok kendine özgü bir kişilik. Bir bütünlük. Gençliğimi, cesaretimi, özgüvenimi görüyorum onda. Benden zeki. Benden daha parlak görüyor hayatı. Aksi, hüsran olurdu. Gelişmeye karşı eksiklik olurdu. Can, benim nazarımda, hayatın sürekli gelişeceğine delalet. Hata yaptığı zaman gönül rahatlığıyla azarlıyor musunuz? Yoksa insan, oğluna torpil mi yapıyor? -Mesleki olarak hiç azarlamadım. Sitemlerim olmuştur belki. Ama o beni çok uyardı mesela... Zamanı ileride tutanlara saygı duymak lazım. Ben oğluma saygı duyuyorum. Belki de babamın bana duyduğu saygının devamı. Babam bana hayranlık duyar ve bunu hissettirirdi. Ben de babama çekmişim. 28 yaşındaki oğlumu bir bebek gibi seviyor, babam gibi saygı duyuyorum! Bir filmi, 'Oğlumla birlikte çektik!' diyebilmek insanı ne kadar gururlandırıyor? -Filmi sırtlayan o! İlk günden son güne filmin başında durdu. Bende anksiyete var. Oyunculuk beni korkutuyor... Nasıl yani? -'Performans anksiyetesi' adı. Bu bir hastalık ve ben hastayım. Bir filmden sonra başladı ve yıllarca oynayamadım. Bence hâlâ oynayamıyorum. Ama oğlum, bana hiçbir yönetmenin söylemeye cesaret edemeyeceği şeyleri söyledi. Çünkü yönetmen böyle olmalı. Oyuncu hep kamera arkasında bir 'göz' arar. O 'Canım'dı benim için. Gözümün nuru. Bence o çekti. Montajın, miksajın, müziğin de içindeydi. Sette de oğlunuz mu, yoksa herhangi bir çalışan mı? -O bir yönetmen. Fikir danıştığım, zamanı paylaştığım parçam. Ama sarıldığımda, biriciğim... O benim yakın dostum. Masa arkadaşım. Dert ortağım. Meslektaşım. Gülüp eğlendiğim biri. Birkaç gün görmediğimde feci özlüyorum. Hem oğlum hem arkadaşım olarak özlüyorum... KENDİM KADAR KİMSEYİ HIRPALAMADIM Bazı yönetmenlerin, mükemmeliyetçiliğinden ve bu yolda insanı delirtmesinden söz ederler. Siz nasıl bir yönetmensiniz? -'Direktör' ve 'yönetmen' laflarını sevmiyorum. Bu alanda en güzel unvanı Fransızlar kullanıyor: 'Gerçekleştiren.' Ben bunu tercih ederim. Sete gelmeden bütün herşeyi bitiririm. Sette aramam. Eğlenirim. İlk kez 'İkinci Bahar'da yönetmenlik yaptım. İlk gün sete doğru yürürken, Yeşilçam'ın kıdemli reji asistanlarından biri yüksek sesle bağırdı: 'Dikkat yönetmenimiz geliyor!' Kaçacak yer aradım! Sonra rica ettim: 'Abi böyle şeyler yapma, gelmem sete!' Ben yönetmenden ziyade, müzisyen karakterliyim. Neşeli bir orkestra şefi gibi. Disiplin kendiliğinden gelir. Oyuncuların ve bütün setin, mutlu olduğu bir sinemanın peşindeyim... Oyunculuk mu, yönetmenlik daha baştan çıkarıcı? -Yönetmenlik! Hayal kurup yazıyorsun sonra onu gerçekleştiriyorsun, bir de perdede izliyorsun. Muhteşem bir hayat. Film biter bitmez de yenisine başlamak istiyorsun... Peki sizce siz, hangisinde daha iyisiniz? -İkisini de, tam istediğim yere taşıyamıyorum! Biliyorum çünkü nasıl olması gerektiğini. Kubrick kadar biliyorum. Brando kadar biliyorum. Ama beceremiyorum işte! Ne çekebiliyor ne de oynayabiliyorum. Yetenek, bu eksikliği görebilmektir! Kendinle böbürlenmez yetenekliler. Ama şunu söyleyebilirim, oyuncuya yaklaşma ve oyun alma konusunda istediğime yakınım. Yönetmenliği çok seviyorsunuz ama bence siz oyunculuğunuzun doruğundasınız! -Ben hiçbir şeyin doruğunda değilim. Pardon, sadece hazlarım konusunda! Biliyor musun, ben tiyatroyu sabahları geç kalkmak için seçtim. Hiç hırsım yoktur. Kendimle gayet iyiyim. Unvanlarla, şan şöhretle hiç ilgilenmedim. Evde bir tane bile ödül yok. Bütün ödülleri arkadaşlarıma verdim. Başarı peşinde koşanları da anlayamıyorum. Gel gör ki sinemacı oldum. Gün ışığını kaçırmamak için, tavuklarla birlikte uyanıyoruyoruz şimdi. Yalan oldu hayaller! İyi de 'Hiçbir şeyin doruğunda değilim' demek, Uğur Yücel gibi olağanüstü bir oyuncuya ayıp etmek değil mi? -Başkasına ayıp etmiyelim de! Kendime hep ediyorum zaten. Monitörden kendi oyunlarıma bir yönetmen olarak bakıp, 'Beceriksiz herif!' diye bağırıyorum. Bu en hafifi. Kendim kadar kimseyi hırpalamadım şu hayatta... ZEVKLERİME KARŞI OBURLAŞTIM 56'sınız. 50'den sonra neler oluyor? -Lezzetler artıyor. Ruhsal olarak çok coşkulu bir hale geldim. Gözüm bir orda, bir burda. İtiraf ediyorum, 30'lu, 40'lı yıllardan daha renkli bir hayata geçtim. Kendimle olmanın tadını çıkarıyorum. Gecelere doyamıyorum. Müzik, resim, öyküler, kitaplar... Zevklerime karşı çok oburlaştım. Hayata daha güleryüzlü bakıyorum. Sakındığım herşeyi unuttum. Daha ortalıkta, daha çıplağım... Siz genel olarak iyimser misiniz? -Evet. Ama bak, hava bozacaksa erken sezerim! Var yani böyle bir yeteneğim... BİR TEKNE VE İKİ ODALI EV YETER Para sizin için ne ifade ediyor? -Bana bir tekne, iki odalı bir ev yeter. Tekne de iki üç kişi barındıracak kadar oldu mu tamam. İyi bir sistemden müzik dinleyecek, film seyredecek, kitap okuyacak ve şarap içecek kadar sağlıklıysam, başka ne isterim? Peki yaratıcılık ne ifade ediyor? -Yaratıcılık, insanın kendisiyle şakalaşması gibi. Kurcaladıkça kapılar açılıyor. İnsan, kendi de şaşıyor gördüklerine. Rüya görmek gibi. 'Yaratamıyorum' diye bir tasaya hiç düşmedim. Ama 'Yaratmam lazım' çok dedim. Tutkulu değilim. Fazla şeye eğimliyi, bu yüzden büyük bir yaratıcı olamadım. O halde dert yok! İktidar ne ifade ediyor? -Hem gündelik hayatta hem evrensel anlamda: 'Erkek savaşları.' Aile reisi olmak, topluma sahip olmak, toprak sahibi olmak, toprak genişletmek... Kendini, erkini, ırkını sürdürme azgınlığı... Bütün acılar, bu ebleh, faşişt ruhlu toramanlar yüzünden yaşanmadı mı! Mussolini, Franco, Hitler, Bush... Tiplere bak! Geride bıraktıkları acılara bak! Milyonlarca masum ceset ve ağlayan kadınlar, analar... İSTEYEN GELİR! Güvendiğiniz insana canınızı verirmişsiniz... -Evet, ben safımdır. Çabuk inanırım. Her şeyimi ortada bırakırım. O yüzden çok zaman dımdızlak tek başıma kaldım... Aşk peki?-Ben kolay yönetilecek biri değilim. Kendi arazim çok geniş, verimli ve renkli. Özgürce koştururum ve oradan çıkmak istemem... İsteyen gelir! GÖBEK BERBAT BİR ŞEY Kilolu halinizi beğenenler ve oynadığınız rollere uygun olduğunu düşününler var... Siz beğeniyor musunuz? -En beğenmediğim yanım o! Yanlış anlama, şişmanlık görünüm olarak hiç derdim değil. Bir resmimi çekmişler mayolu, 'Uğur Yücel ne hale geldiii, az sonraaaaa!' Ulan, ben Kıvanç mıyım? O, benim gibi olursa haber! Ben, halden hale geçerim... Kime ne! Ama şişman davranış biçimini kaldıramıyorum. Eğilip kalkamamak... Yataktan doğrulamamak... Yelken açarken, nefes nefese kalmak... Abul abul yürümek... Bunlar berbat! Göbek de öyle... Ama Allah'a şükür sağlığım iyi. Fakat böyle giderse, kötü olacak... Yani kilo vermeyi düşünüyorsunuz? -En çok onu düşünüyorum! Bön bön düşünüyorum duvara bakıp... Nasıl zayıflarım diye... Bu yüzden yaratıcılığa vakit kalmıyor! Çünkü makarna ve şarap götürürken, 'Zayıflamam lazım yaaa!' demekle olmuyor... Şaka bir yana, ben doymak için yemem... Tadmak için yerim. İçkiyi de öyle içerim... Yeni yıl hedefleriniz arasında 20 kilo vermek var mı? -İçkiyi azaltmak istiyorum. Hatta, toptan bırakmayı düşünüyorum. Bu düşünceyle ölebilirim. Çünkü yıllardır düşünüyorum. Düşünceli insan olunca da, daha çok içiyor insan! İçince de daha çok düşünüyor! Düşünmeyi de çok seviyorum! Güzel laftır: 'In Vino Veritas' (Hakikat, şarapta gizlidir)! Hayatım aptallıklarla dolu Hastalık seviyesinde tevazu sahibisiniz... -Benim derdim kimseye örnek olmak değil, hissettiğim gibi konuşuyorum. Evet, kendini önemseyen insanlar topluluğuyuz. Evet, sıradanlıktan çok uzağız. Hele bizim dünya... Yetersizlik abidesi bir sürü muhteris, konuştuğunda kendini dünya çapında zannediyor! Bir de bize bak, paralanıyoruz. Buna tepki olarak, tevazu gösteriyorum belki de... Ama yok! Gerçekten böyle hissediyorum. Bir taraftan da, kendini böyle bir 'hiç'miş gibi göstermek megolamanyak bir ruhun göstergesi. Bazen ben de öyle miyim diye süpheleniyorum. Ama yok, değilim, içtenlikle söylüyorum. Siz bir bakışınızda insanın röntgenini çeker misiniz? -Evet! Ama bu, ona kanmıyacağım anlamına gelmiyor maalesef. Göz göre göre bataklığa girerim! Ben sizi çok zeki buluyorum, siz kendinizi nasıl buluyorsunuz? -Zeka muhtelif. Çok çeşitler içeriyor. Bütünüyle zeki olunur mu bilmem. Kendimi zeki bulmam ben. İç güdülerim kuvvetli. Kendime doğru yolculuk yapmayı becerdim. Tulumumu çıkardım. Çıplaklığı buldum. Bu yanımı seviyorum. Bunun için zekâ gerekli diyebiliriz. Ama hayatım, hatalarla, aptallıklarla dolu. Mesela yıllarca herkesin bildiği bir sürü şeyi ben görememişim. Hem de önümdeyken. Paranoyak olmama rağmen. Bunu ancak bir aptal göremez. İşte ben oyum! ARTIK BARSELONA'YI TUTUYORUM Beşiktaşlı olduğunuz için ne kadar gururlusunuz? -Beşiktaş' ın bende sukunetli ve ayrıcalıklı bir yeri var. Hep daha sportmen geldi. Daha namuslu. Kalantorların değil, halkın takımı. Ama Lucescu giderken, 'Burası Çavuşesku dönemi gibi!' dedi. Ardından ne çingeneliği kaldı ne bilmem nesi! Nasıl döküldü dokunulunca bütün bina, gördük geçtiğimiz yıllarda. Beşiktaş sadece bir semt benim için. Ben, Türk futbolundan soğudum. Artık Barselona'yı tutuyorum! GÜZEL MAKARNALAR, BALIKLAR, SALATALAR YAPARIM Çok dostunuz var mı? -Ne mutlu bana ki var. Ben aranan bir adamımdır! Bu da hoşuma gider. Güzel makarnalar, balıklar, salatalar yaparım. İyi müzikler çalarım. Özen gösteririm dostlarıma. Dertlerini kendime katarım. İnsan ağırlarım. Cebimde ne varsa ortadadır. Kendimi hunharca yaralarken, iyi taraflarımı da görmem gerek. İyi dostumdur. SOLO BİRİYİM Bu ülkeden çekip gitmek istediğiniz oluyor mu? -Çok oldu. En çok da, bir tekneye binip, tamamen yok olmak istedim. Ben solo biriyim. Tek başıma olmaktan çok zevk alırım. Tek başıma tekneyle okyanus geçme hayalim var hâlâ. Ünlü bir Fransız yelkenci, dünya turunu birincilikle bitirip finish'e doğru yaklaşırken, kendisini karşılayan büyük kalabalığı ve şehir gürültüsünü görünce geri dönüp, tekrar aynı tura başlamış. Ben oyum işte. Solo! Oğlum olmasaydı kesinlikle giderdim. Zaten onun varlığı, beni bir sürü çılgınlık yapmaktan alıkoydu. Kaybolur giderdim belki bir vakitler olmadık yerlerde. İyi ki varmış. Böyle mutluyum. Artık sizi hiçbir şey şaşırtmıyor mu? -Hayata karşı serin bir tepedeyim. Biraz daha fazla kendime değer vermeye başladım. Olan bitenle ilgimi kestim. Türkiye'de son dönemde yaşananlar için ne düşünüyorsunuz? -Son dönem yaşananlardan çok, son yüzyılda neler yaşanmış diye düşünmenin zamanı. Esas içi açılmayan, toplu cinayetler, kitlelerin imhası, toplu kıyımlar, ağır devlet faşizmi! Oraların içi açılmadıkça, bugünü anlamak zor. Tarihine bakacaksın, yüzleşecek, utanacaksın ve olan biten her şeyi bütün gerçekliğiyle çocuklarına doğru anlatacaksın. Minik faşistler yaratırsan sürekli, bu ülke bataklıktan çıkamaz! Minik, özgür, dünya insanları yaratalım.. 20'LERİNDE BİR SEVGİLİM OLABİLİR Mİ? 50'lerde aşk sizin için ne ifade ediyor? -Uzun yıllardır aşka karşı temkinliydim. Şimdi gardım düştü. Çünkü çabuk unutmak da bir olgunlukmuş. Unutulamaz sanıyordum. Unutuluyor ve hemen yenisine kapılıveriyor insan. Artık aşk acısı çeken genç arkadaşlarıma gülümsüyorum ve parmak şıklatıyorum: 'Haydi, yenisi bekliyor! Zıpla...' 50'sinden sonra Zorba gibi yaşayacaksın. Çünkü yokuş aşağı gidiyoruz... Sizin 20'lerinde bir sevgiliniz olabilir mi? -Yok, olmaz herhalde! 'Korkma kızım, bak Uğur Amca! Cici! Noel Baba gibi! Bi şey yapmaz!'... Oğluma, 'abi' mi diyecek? 'Can abi, bu baban çok tatlişko bir şey...!' Gerçi eskiden, 'Bu yaştan sonra olur mu? Bak kaç yaşına geldik filan' denir ve yaş dönemleri belirlenirdi. Hayat değişti. Yok artık duraklama, gerileme, tık yok olma devri. Varsa da, ben hiç farkında değilim. Bu nedenle, hâlâ herkesi evine ben bırakıyorum. Ya da en geç ben uyuyorum. Başımıza gelmedik kalmayacak bu gidişle! Pardon, ilk yirmiler, son yirmiler miydi soru...