cep telefonu Haberleri

cep telefonu ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. cep telefonu ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Trafikte Dehşeti Yaşadı: Melisa Döngel Yol Verme Tartışmasında Silahla Tehdit Edildi!
Melisa Döngel, İstanbul Sarıyer'de arkadaşıyla birlikte trafikte ilerlediği sırada yaşanan yol verme tartışmasında korku dolu anlar yaşadı. Gazeteci Dilek Yaman Demir'in haberine göre aracını yolun ortasında bırakıp Döngel'in bulunduğu otomobilin yanına gelen sürücü, silah göstererek tehditler savurdu. Ünlü oyuncunun yaşadığı panik cep telefonu kamerasına saniye saniye yansırken, ihbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri şüpheliyi gözaltına aldı. Adliyeye sevk edilen sürücü daha sonra tutuklandı.Buyurun, detayları beraber inceleyelim. Kaynak
Bülent Ersoy’un Paylaşılan Fotoğrafıyla Filtresiz Hali Arasındaki Fark Karşılaştırıldı!
Bülent Ersoy bu kez sesiyle değil, iki farklı görüntüsü arasındaki farkla gündemde! Resmi hesabından paylaşılan profesyonel fotoğraflarda son derece pürüzsüz görünen Diva, bir seyircinin cep telefonu kamerasına bambaşka şekilde yansıdı. Özellikle kol bölgesindeki belirgin fark, sosyal medyada filtre ve photoshop tartışması başlattı. Görüntüleri yan yana getiren kullanıcılar, profesyonel karelerde dijital müdahalenin dozunun kaçtığını öne sürdü.
Herkes Bir Çalışırken Ben On Çalışıyorum
İnternete Mahir İpek yazınca çıkan ilk ayrıntı halk ozanı İsmail İpek’in oğlu olduğu. Onun için oyunculuk macerasından önce müzikle dolu çocukluğunu konuşuyoruz, sıcak detaylar çıkıyor. Mesela en büyük keyfi Aşık Mahsuni’yi telefonla arayıp işletmekmiş. Babanız halk ozanı. Onun türkülerini dinleyerek mi büyüdünüz? Biraz öyle, biraz da yasaklarla, darbe döneminin baskılarıyla geçen bir çocukluğum oldu. Tuhaf tabii… O zamanlar hayat hep böyle gidecekmiş gibi geliyordu. Babam söylediği türküler, hayata bakışı ya da tercihlerinden dolayı dönemin darbeci zihniyeti tarafından pek hoş karşılanmıyordu. Sık sık başı belaya giriyordu. Gözaltıları, tutuklamalar... Çocukluğum bunların arasında geçti. Zaman zaman hapishane ziyaretlerine gidiyorduk. Dışarıda olduğu dönemlerde de pek karşılaşamıyorduk. Yurtdışı konserleri oluyordu. Sizi götürüyor muydu yanında? Hayır. O zamanlar halk ozanlığının çok kabul gördüğü, popüler olduğu dönemdi. Babam, Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Selda o dönemin önde gelen ozanlarıydı. O yüzden yoğun bir trafik içinde yaşardı. Evimize hoş ziyaretler olurdu. Âşık Mahzuni gelip gidermiş, doğru mu? Tabii. O zamanlar cep telefonu yok ya, en büyük keyfim Mahsuni amcayı evden arayıp işletmekti. Rahmetli de her seferinde tongaya düşerdi. Telefon paranızı ödememişsiniz. Bu konuşmadan sonra telefonuz kesilecek, derdim. Delirirdi: ‘Ali’ye verdim, yatıracaktı, nasıl yatırmadı?’ Sonrasında ‘Ulan beni yine kandırdın, üçkâğıtçı!’ derdi. Müthiş keyifliydi... Her seferinde inanması beni daha da eğlendiriyordu. Ozanların gelip gittiği evde keyifli müzik ortamı vardır. Gecekondu mahallesinde oturuyorduk, Bedia Akartürk gibi popüler isimler uğrardı. Tek kanallı dönem… Cumhurbaşkanı gelince sokaklarda karşılama töreni olur ya, aynen öyleydi. İnsanlar onları görmeye gelirdi, ev kalabalık olurdu. Adeta konser havası esiyordu. Böyle bir ortamda neden müziğe yönelmediniz? Abim söyler çalar, bağlama-nota hocalığı yapar. Amerika’da yaşayan kız kardeşim muazzam bir sese sahip, öbür ablam da öyle. Küçük olarak kendimi hep kenara ittim. Babam sesimi yıllar sonra tiyatroda duydu, “Oğlum, sende de ses varmış. Niye böyle sakladın.” demişti. Çocukken kalabalığın içinde çok çabuk iletişim kurabilen biri değildim. Hâlâ da öyleyim. Bir ortamda pat diye kendi varlığımı ortaya koyamam. İlk tanıyanlar soğuk, soluk algılar, sonrasında öyle değilmişsin, derler. Kapalı Mahir nasıl açıldı, oyunculuğa yöneldi? O da ilginç. Lise yıllarında bir şey olmak gibi bir niyetim yoktu. Üniversiteye hazırlıklar başlamış, biri uluslararası ilişkiler, tıp okuyacağım diyordu. Hiçbiri beni çekmiyordu. Bir şeye yönelemedim, durdum. Okuldan soğumaya başladığım sıralarda edebiyat hocam, “6. sınıflar tiyatro yapacak. Erkek sayısı az. Sizin sınıftan var mı orada oynayacak.” dedi. Hiç oralı olmadım. Sınıftakiler bastırdı, hocam ısrar etti, gittim. İlk provada piyesin ilk cümlesini okurken işin keyfine vardım. O provadan ne istediği bilen biri olarak çıktım. Sonra tiyatro kurslarına gittim, hiçbir şey bilmediğimi anladım. Ankara ile doğunun harmanlanmış bir şivesi vardı bende. Onu düzelttim. Bir insan bir çalışıyorsa, ben on çalıştım. O günden itibaren hedeflediğim şeylerin büyük çoğunluğu oldu. Halk Oyuncuları tiyatrosunda ilk profesyonel oyunumu oynadım, Anadolu Sanat Merkezi’nde çalıştım. Ankara Sanat Tiyatrosu’na (AST) geçişiniz nasıl oldu? 1991’de Ayak Takımı’nı izlemiştim. Tiyatronun girişinde oyuncuların fotoğrafları vardı. Arkadaşlarıma demiştim ki, en geç bir yıl içinde benim de fotoğrafım burada olacak. Bir yıl sonra fotoğrafım orada vardı. Hep böyle hırslı mıydınız? Hırsı sevmem. Bu tip şeylerin çalışmayla olacağına inanan biriyim. Gerçekten çok çalıştım. AST’ye gidip ‘merhaba ben oyuncuyum’ deyince almıyorlar. Profesyonel tiyatro yapmama rağmen sıfıra döndüm, tiyatronun sınavlarına girdim, yeniden eğitim aldım. Kurs bitmeden beni oyuncu ekibine dâhil ettiler. Demet Akbağ ile Hükümet Kadın filminde Partiye yaslanmış tiyatro değiliz Türkiye’de politik tiyatro yapan ekiplerin sayısı neden bu kadar az? Son 30 yılda politik tiyatro yapan isimlere bakın, hep aynı isimler. Neden yeni isim çıkmıyor, bilemiyorum. Politik tiyatro deyince akla sağ-sol karşılaştırması, slogancı tiyatro algısı geliyor ama böyle bir durum yok. Bunlar politiktir ve politik tiyatro yapıyor diye ayırmak istemiyorum. Shakespeare de politiktir, bu politikadan ne anladığınızla ilgili bir şey. Macbeth’le bugünün dünyasına bir şey gönderebilirsin. Politik tiyatro yapmıyorum diyen bunu derken politika yapıyordur. Son dönemde revaçta olan ‘in your face’ akımıyla yapılan tiyatrolar da politik. Siyasi ile politiği ayırmak lazım. Biz siyasi değil, politik tiyatro yapıyoruz. Bir partinin arkasına yaslanmış, onun ideolojisini sahneye getirmiş bir tiyatro da değiliz. Kültür Bakanlığı tiyatrolara destek verirken ‘aileye uygunluk’ şartı getirdi. Ne dersiniz? Sanat, sonsuz özgürlüklerin içinde olmalı. Sanatı bu anlamda kısıtlarsanız, onu köreltir ve yok edersiniz. İpin ucu kaçırılmış şeyler yapılsın. İnsanları tahrik eden, olaylar çıkaracak şeyler yapılsın, demiyorum. Devlet yardımı insanların vergilerinden ayrılan fonlardan oluşuyor. Dünyanın her yerinde olan bir şey. Yaptığı tiyatroyu ya da içeriğini beğenmeyerek destek vermiyorum demek işi siyasallaştırır. Şu an ne kadar siyasi? AST olarak biz destek alamadık, 9. maddeden dolayı. Açtık, baktık. Tiyatroda süreklilik şartı var. 50 yıldır devam ediyoruz. Salonun olması zorunluluğu. 50 yıldır aynı salondayız. Personel bulundurma şartı var. Bizim de personellerimiz var. Bu maddeden dolayı yardım alamamak bizi çok şaşırttı, Türkiye’de sanatın geleceği adına üzüldüm. Bu hatanın önümüzdeki yıllarda düzeltileceğini umut ediyorum. Bu maddeden dolayı yardım alacak birkaç tiyatrodan biriyiz. 50. yılına giren tiyatromuz başka bir ülkede olsaydı, değil devlet desteği, koruma altına alınırdı. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun Halktan Biri oyununda Dört gün İstanbul’da yaşıyorum, üç gün Ankara’da Bütün aileniz müzikle haşir neşir. Siz hangi enstrümanları çalabiliyorsunuz? Amatör düzeyde bağlama çalarım. Telli çalgıları ufaktan tıngırdatırım ama hiçbir zaman profesyonel seviyeye taşımadım. Kendi kendime çalar, söylerim. Babamın karşısında söyleyemem, utanırım. Birinizin çalıp birinizin söylediği olmadı mı hiç? Valla yapmadık. Birgün televizyon programına çıktık, söyle diye ısrar ettiler. Babamın parçalarını da söyleyemedim. Evdekiler çok iyi olduğu için ben de varım diyemedim. Kalkıp öyle bir ligde yarışmak doğru olmaz. Maraş doğumlusunuz. Maraş katliamının ailenize yansıması nasıl oldu? O zaman Ankara’daydık. 7-8 yaşlarındaydım. Çok hüzünlü bir dönem. Birçok akrabamız orada yaşıyordu, katliamın mağduru oldu. Etkisi evden uzun süre gitmedi. Hatırlıyorum, sağ kurtulanlardan evimize gelenler olmuştu. Kulak misafiri olduk, belli bir yaşa geldikten sonra olayın şiddetini anlamaya başlıyorsun. Hâlâ sorumluları tam olarak ortaya çıkarılmış değil. Aileden size miras kalan neler var? İsmail İpek’in oğlu olduğum için hep gurur duydum. Bende insani ilişkiler birinci dereceden akrabalıkla ilgili değildir. Bir insanı akrabam olduğu için sevmem. Annem, babam bile olsa. Babamı duruşuyla, özverisiyle, tavrıyla doğru bir adam olduğu için seviyorum. Bizi de doğruluk ve dürüstlük üzerine yetiştirdi. Eve dair alınacak kararlarda ‘böyle bir şey var, ne dersin?’ diye bana danıştığı çok olmuştur. Ekonomik durumumuz pek iyi değildi. Kız kardeşime mont alınacağı zaman toplantı yaptığımızı hatırlıyorum. Sizin çocuğunuzla olan ilişkiniz nasıl? Benziyor. Evde oğlum, annesi ve ben bütün kararları beraber alırız. Olumsuzsa ikna ederiz. Oğlum inanılmaz yaratıcı. Sanata çok düşkün. Resim çiziyor, filmler çekiyor, program indirip montajını yapıyor. 11 yaşında. İnanamıyorum. Aileniz Ankara’da mı, İstanbul’da mı? İstanbul’da yaşıyoruz. Haftada üç gün tiyatro için Ankara’ya gidiyorum. Anne-babam Ankara’da. Bazen onlarda kalıyorum, bazen AST’nin yönetimindeki arkadaşlarda. Ömrünüz yollarda mı geçecek böyle? AST’nin Ankara’da yaşaması gerekiyor. Orada doğdum, büyüdüm diyebilirim. Ustalarımızdan devraldık, bir şekilde yönetim kurulu üyeliği yapıyoruz. Biraz yorucu bir hayat ama tiyatronun içinde olmak, merdivenlerinden aşağı inip problemleriyle boğuşmak beni mutlu ediyor. Yıllardır İstanbul’dayım ama Ankara’ya karşı zaafım var. Bir kente aidiyet diyorsanız, orası Ankara’dır. AYHAN HÜLAGÜ
Yoğun Acı Çekerek Öldü
2 aylık bebeğini ölüme terk ederek tatile giden anne için 25 yıla kadar hapis cezasi istendi Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde, 2 aylık bebeğini evde yalnız bırakıp 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde Hatay'daki ailesinin yanına giderek, bebeğinin ölümüne neden olduğu iddiasıyla tutuklanan anneye 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianamede, annenin, evde son defa besleyerek ölüme terk ettiği bebeğinin 6-7 gün yaşamış olabileceği belirtildi. Yine iddianameye göre, anne yasal engele takıldı, ısrarlı talebine rağmen kürtaj olamadı ve bebeğini zorunlu olarak doğurdu, Berk bebek yoğun acı çekerek öldü. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına hazırlanan iddianamede, Berk bebeğin annesi Seçil Müge D. 'şüpheli', babası olduğu tespit edilen Tayyar A. da 'mağdur' sıfatlarıyla yer aldı. İddianamede, 20 Ekim 2013'te Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi'nde görevli polis memurlarının, nöbetçi cumhuriyet savcısını arayarak hastaneye ölü bir bebeğin getirildiğini söylemesi üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi. BEBEK AÇLIK VE SUSUZLUKTAN ÖLDÜ Burada yapılan ilk inceleme 2 aylık olduğu anlaşılan bebeğin açlık ve susuzluk nedeniyle öldüğünün tespit edilmesi üzerine şüpheli olarak 35 yaşındaki anne Seçil Müge D. ile görüşülüp konuyla ilgili bilgi alınmak istendiği anlatıldı. İÇİ KÜFLENMİŞ MAMANIN OLDUĞU BİBERON Bununla yetinilmeyerek kolluk görevlileri eşliğinde şüpheli Seçil Müge D'yi de alıp Gölcük'teki evine gidildiği ifade edilen iddianamede, 'dubleks evin alt katında yapılan incelemede mutfak kısmında içi küflenmiş mamanın bulunduğu biberonun dikkati çektiği'ne yer verildi. YATAK ODASINDA POŞET İÇİNDE BEBEK BEZİ Yatak odasında bir poşet içinde kirli bebek bezi görüldüğü ve incelemede bu bezin uzun süre bebeğin üstünde kaldığının anlaşıldığı vurgulandı. İddianamede, şüphelinin 11 Ekim 2013'te Hatay'ın Erzin ilçesinde yaşayan ailesinin yanında gidip 20 Ekim 2013'te döndüğünü söylediği belirtilerek, bebeğin varlığından ailesinden kimsenin haberdar olmadığını anlattığı kaydedildi. BEBEK AÇ SUSUZ 6-7 GÜN YAŞAMIŞ Otopsi raporuna dikkat çekilen iddianamede, Berk bebeğin, otopsisinin yapıldığı 20 Ekim 2013'ten 2-3 gün önce öldüğü, şüphelinin 11 Ekim 2013'te bebeği evde son defa besleyerek bırakıp gitmek suretiyle ölüme terk ettiği bildirilerek, 'dolayısıyla bu belirtilere göre 17-18 Ekim 2013 tarihlerinde ölüm olayı gerçekleşen bebeğin 6-7 gün yaşamış olabileceği' kaydedildi. Yetişkin bir insanın sıvı ve yiyecek olmadan 10-14 gün, vücudun susuz kalması halinde ise 1-3 hafta aç kalabildiği bilgisine yer verilerek, bu sürelerin bebeklerde dayanma gücüne göre değişiklik gösterdiği anlatıldı. İddianamede, 'Mevcut olayda beslenerek bırakılan bebeğin 6-7 gün sıvı kaybederek hayatını kaybettiği anlaşılmıştır' ifadesi kullanıldı. YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEŞHİSİ Ayrıca 2011'den bu yana sağlık kurumlarından tüm muayene bilgileri alınan annenin, 2012'de 2 kez 'yaygın anksiyete bozukluğu (sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe durumu)' teşhisi konulduğu belirtildi. Şüphelinin Kurban Bayramı tatili için gittiği Erzin ilçesinden 9 gün sonra sabah 09.00'da Gölcük'teki evine geldiğini, yaptığı mamayı bebeğe yedirmeye çalıştığını fakat yemeyince bebeği ticari taksiyle hastaneye götürdüğünü söylediği kaydedildi. Zanlı annenin, sorgusunda, bebeğini anne, baba ve ailesinden kimsenin bilmediğini, kendisinin de 2,5 aylık hamilelikten sonra durumu öğrendiğini anlattığı ifade edildi. YASAL ENGEL NEDENİYLE KÜRTAJ OLAMAMIŞ İfadesinde, akrabası olduğunu söylediği M.Ş'den, bebeğini kürtaj yoluyla aldırmak için yardım istediğini, söz konusu kişinin kendisini bir doktora yönlendirdiğini ancak doktorun, bebeğin 2,5 aylık olduğu için alınamayacağını söylediği kaydedilen iddianamede, şüphelinin, yasal engel nedeniyle kürtaj yaptıramadığını ve bebeğini doğurmak zorunda kaldığını söylediği anlatıldı. Bebeğine, kendisinin okuldayken arkadaşlarının baktığını, fakat isimlerini söylemek istemediğini belirten şüphelinin, sorgusunda 'Hatay'a gitmeden önce, bebeği kime bıraktınız' şeklindeki soruya cevap vermediği kaydedildi.ukash.EYLEM DİYE BİRİ YOK İddianamede, zanlının daha sonra mahkemede, 'Hatay'a gideceği gün bebeğini evde bırakarak ayrıldığını, ancak soyadını hatırlayamadığı 'Eylem' adlı arkadaşını bebeğe ara ara bakması için tembihlediğini söylediği' yönünde ifade verdiği belirtilerek, yapılan teknik ve fiziki araştırmada, 'Eylem' isminde böyle bir kişinin olmadığının tespit edildiği, şüphelinin söz konusu kişiyi 'uydurduğu' bildirildi. BEBEĞİN ÖLDÜĞÜNÜ GÖRÜNCE ARKADAŞINA MESAJ ATMIŞ Zanlının, akrabası olduğunu söylediği M.Ş'nin ifadesinde, kendisiyle bir akrabalığının bulunmadığını, öğrencilik yıllarından bu yana tanışıklığının olduğunu söylediği anlatıldı. İddianamede, M.Ş'nin, Seçil Müge D'nin, bebeğin cesedini bulduğu gün kendisine mesaj attığını ve ne yapması gerektiğini sorduğu kaydedildi. Zanlının, ifadesinde, bebeğin babasının Adana'da polis memuru olarak görev yapan Tayyar A. olduğunu, kendisiyle geçen geçen yıl ocak ayı sonunda okulların yarıyıl tatilinde Adana'ya giderek, aynı evde bir hafta kaldığını, bu sürede ilişkiye girdiğini söylediği belirtildi. Tayyar A'nın, şüpheli ile ilişkisini ve Adana'da gerçekleşen beraberliğini doğruladığı ancak bebeğin varlığından habersiz olduğunu anlattığı ifade edildi. İddianamede, Tayyar A, şüpheli anne Seçil Müge D. ve maktul bebekten alınan kan, saç ve tükürük örneklerinin, İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderildiği ve burada yapılan incelemede, bebeğin annesinin şüpheli Seçil Müge D, babasının da polis memuru Tayyar A. olduğunun kesin olarak tespit edildiği bilgisine yer verildi. CEP TELEFONU KAYITLARINDA PİŞMANLIK BELİRTİSİ YOK 'Şüphelinin incelenen cep telefonu kayıtlarından, Hatay'ın Erzin ilçesinde geçirdiği süre zarfında, değişik erkek arkadaşlarıyla samimi sohbetlerine devam ettiği, herhangi bir pişmanlık duymadığı, hayatında herhangi bir değişiklik yapmadığı anlaşılmıştır' ifadesi kullanıldı. İddianamede, annenin 9 gün evde yalnız bıraktığı bebeğine, kasede mama yaparak kaşıkla içirmeye çalışması ve henüz 2 aylık bebeğin düşmemesi için etrafına yastıklarla tampon yapması gibi hususların, 'şüphelinin akli dengesinin yerinde olmayabileceği' kanaatini uyandırdığına dikkat çekilerek, şüpheliyi, akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevk edildiği aktarıldı. ''TATİLDE OLDUĞU SÜRE İÇİNDE ÖLECEĞİNİ BİLEREK TERK ETTİ'' İddianamede, şu ifadelere yer verildi: 'Şüphelinin en son evden ayrılmadan önce biberon içerisinde hazırlayarak bebeğine içirdiği mamanın küf bağlamış şekilde bebeğin odasında kalması ve geri döndüğünde biberonun bebeğin odasından alarak mutfağa bırakıp kase içerisinde mama yapması hususları birlikte değerlendirildiğinde, dışarıdan herhangi bir üçüncü kişinin herhangi bir müdahale veya girişimde bulunmadığı anlaşıldığı, bu konuda bebeğin annesi şüphelinin, bebeğin kendisinin tatilde olduğu süre içerisinde öleceğini bilerek terk ettiğinin anlaşıldığı, bebeğin yoğun acı çekerek ölüm olayının gerçekleştiği, herhangi bir kimseye emanet edildiğine dair hiçbir bulgunun yer almadığı görülmüştür.' BEBEĞİ HERKESTEN GİZLEMİŞ İddianamede, ayrıca şüphelinin evinde yapılan incelemede, bir paket bez, 3 ıslak mendil, bir bebek puseti, poşette birkaç ilaç ve bir küçük paket mama haricinde bebek için başka bir hazırlığın yapılmadığı kaydedildi. Evde bebeğin beşiğinin bulunmadığı, evin, imkanı olduğu halde bebek odasının hazırlanmadığına işaret edilen iddianamede, ayrıca gerek binadaki komşular nezdinde yapılan araştırmada gerekse iş arkadaşları ve ailenin bebekten haberdar olmadığı, şüphelinin bebeği herkesten gizlediği belirtildi. İddianamede, zanlının uzun zamandır arkadaşı olduğu anlaşılan tanık M.Ş ile durumu paylaştığı ve kendisinden yardım istediğine yer verilerek, bebeğin doğumu ve tedavisini bu kişinin yardımıyla gerçekleştirdiği ifade edildi. Milliyet
Dünyanın En Tehlikeli Selfie'si
ABD’nin Houston kentinde gerçekleştirilen, 3 bin 500 kişinin kızgın boğalardan kaçtığı 'Great Bull' koşusu sırasında Christian adlı bir adam cep telefonu ile “selfie” çekmeye çalışırken fotoğraflandı. “Dünyanın en tehlikeli Selfie’sini çeken kişi” olarak internette kısa sürede ün kazanan genç, boğalardan kaçarken çektiği bir videoyu da Youtube’da yayınladı.Christian’ın belgelediği boğa koşusu sırasında birçok kişinin yaralanarak hastaneye kaldırıldığı ancak kimsenin hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi. Hürriyet
Burcunuzun Takıntılı Özellikleri
Karakter özelliklerinizi yansıtan burçlar takıntılarınızı da eleveriyor. Mesela titizliğiyle bilinen başak burcunun elleri yıkamak gibi bir takıntısı var. Koç Kışın başına şapka, bere takmadan sokağa çıkmaz. Kapalı bir yerde uzun süre duramaz. Araba kullanırken hız yapmaktan kendini alıkoyamaz. Sinirlendiğinde kafasını bir yere toslamadan duramaz. Boğa Arabaya binsin veya eve girsin mutlaka kapısını kitler. Onlarca hatta yüzlerce çanta ve cüzdanı vardır ve hepsinin içinde üç beş kuruş mutlaka bulunur. Parfüm sürmediği bir saat bile yoktur. Çiçeksiz duramaz. Kahkülsüz duramazlar. Pembe, yeşil mavi turkuaz takıntıları meşhurdur. İkizler Pencere açmadan bir odada duramaz. Ellerini, ayaklarını oynatmadan bir şey anlatamaz. Cep telefonu olmadan sokağa çıkamaz. Seyahat takıntısı meşhurdur. Ellerini, ayaklarını oynatmadan bir şey anlatamaz. Yengeç Kadınları rimel sürmeden duramazlar. Çocukluk oyuncaklarını atamaz, eskiye dair ne varsa saklar. Pazarlık yapmadan bir malı alamaz. İşine yarar diye hiçbir şeyi atamaz.
Nedir Bu Meshnet?
Korsan Parti Hareketi'nden Avukat Serhat Koç Agos'a konuştu. Bilişim hukuku uzmanı olan Koç, “Halen 3 bin civarında sitenin resmi yollarla engellendiği görünüyor ama aslında halen Türkiye'de 500-600 bin site kapalı” diyor. Koç’a göre yeni yasa ise fişleme ve sansürü devasa boyutlara taşıyacak. Türkiye'de pek bilinmeyen bir uzmanlık alanın var. Buradan başlayalım. 'Bilişim Hukuku' diyorlar ama aslında böyle bir alan yok. Çünkü bilişimin altında bilgi teknolojileri yatar ve bilgi teknolojilerinin değmediği alan olmadığı için, değmediği hukuk alanı da yok. Hukuk dalları temeldir; ceza, idari, anayasa hukuku... Bunların hepsinde bilişimle alakalı şeyler var. Hepsi hakkında sürekli müvekkilerle iş oluyor ama şahsi olarak bu konular zaten ilgimi çekiyor, o yüzden yapıyorum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum, okurken de zaten fotoğraf ve bilgisayarla ilgileniyordum. Mezun olunca da fotoğrafçı veya bilgisayar mühendisi olamıyorum, bari bu insanların haklarını koruyacak bir alana yöneleyim, dedim. Türkiye'de bu işle ilgilenenlerin sayısı çok az. Türkiye'deki yasaların internete bakışı nasıl? Türkiye'de interneti doğrudan doğruya düzenleyen tek yasa 5651 Sayılı Kanun. Bu yasa interneti çok olumsuz ele alıyor. Yasanın konusu, internette yapılan suçlarla mücadele. Yani mücadele etmeye karar vermiş; desteklemeye değil. 2007’de 5651 Sayılı Kanun’un çıkış aşamasında da çok sayıda çocuk pornosu operasyonları yapıldı; medyada biri bin gösterdiler. Diyelim 100 kişi soruşturmaya uğradı, sadece 3'ü ceza aldı. “Biz çocukları koruyoruz” diyerek bir yasa yaptıklarını iddia ettiler. TBMM Genel Kurulu’nda, CHP'nin de isteğiyle, buna “Atatürk aleyhine suçları içeren kanun” da eklendi. Bu metin, o alanda çalışan uzmanların görüşlerini yansıtmıyordu. Vatandaş böyle bir kanunun olduğunu bile bilmiyor; insanlar sanıyor ki yasa değiştirilirken yeni şeyler geliyor. Aslında 2007'den beri var. Daha önce yoktu. Önce bilişim suçları diye bir tasarı düşündüler, sonra internet siteleriyle ilgili bir şey çıktı ve Cumhurbaşkanı’ndan döndü. Onları atlattık, işte bu yasaya takıldık. Bu anlamda, Türkiye'de interneti düzenleyen başka mevzuat yok. Bazı kanunlarda değinmeler var. Türk Ceza Kanunu'nda bilişim vasıtasıyla ya da bizzat bilişim sistemlerine karşı işlenen suçlar var. Mesela Facebook hesabının çalınması, özel olarak tanımlandı TCK'da. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda da bütün o eserlere ait hakların internette de ihlal edilebileceğinden bahseden yine özel maddeler var. Agos'un internet sitesi sürekli hackleniyor. Bu bir suç değil mi mesela? Evet, suç ama kim olduğunu bilemiyorsunuz, bilmek için teknik rapor gerekli ve hacklemeyi yapan kişinin de işi pek bilmeyen, acemi biri olması gerekir. Bilişim dünyasında her zaman iz kalır. Ama izin bulunması bazen çok uzun zamanlar gerektiren şifreleme yöntemleriyle bırakılmış olabilir. O kadar çok katman arkasındadır ki onu çözmeye çalışmak mantıksızdır. O yüzden o raporlar geldikten sonra meçhul bir şüpheli olarak şu şu IP numaralarında, şu tarihte, şu saatte bize saldıran diye… Savcı Telekom'a soracak, Telekom o IP'yi bulacak. O IP hangi internet sağlayıcıdan verilmişse o diyecek ki ben şu saatte bu IP'yi şu müşterime sağladım.  O müşteri de büyük ihtimal ya internet kafe çıkacak ya da 80 yaşında bir teyze çıkacak. Teyze mahkemeye gidecek ve ben bilgisayara dokunmadım diyecek. Böyle durumları binlerce kez yaşadık. Ondan sonra da zaten genelde beraat çıkar; suçlu da bulunamamış olur. Bu durumu sporda doping mevzuatına benzetiyorum. Dopingin önüne geçmek amacıyla Türkiye'de yapılan tek düzenleme kullanana ceza vermek. Ama dopingi kullanmaması için gereken altyapı hazırlanmıyor. Çözümden ziyade cezalandırma… Aynı şey 5651'de de söz konusu. 2007’den beri 8. madde nedeniyle pek çok site kapatıldı ama sitenin kapanmasına neden olan içeriği girenler yakalanmadı. Engelli web’de sanırım 3 bin küsür site gözüküyor ama o gerçekten buzdağının tepesi. Bugün Türkiye'de gerçekte 500-600 bin site kapalı ve bunların çok büyük bir bölümü müstehcenlikten kapalı. Geriye kalanlar siyasi nedenlerle kapalı ve o sitelere giren kişileri sorgulamıyor savcı, sadece siteyi kapatıyor. Aslında siteyi kapatmak çözüm değil. DNS numarasıyla yine girebiliyorum. Çünkü suç unsuru sayılan şeyler orada durmaya devam ediyor. Oysa mesela Almanya'da site kapanmaz, sadece içerik kaldırılır. İfade özgürlüğünün tek istisnası Nazizm. İfade özgürlüğünden yararlanmak için “nasyonal sosyalistim” deyip kurtarıyorsun ama “Nazi'yim” diyemiyorsun, Nazi sembollerini yayamıyorsun. O zaman içerikleri çıkarıyorlar. Altyapı var yani. İsveç gibi ülkelerde ifade özgürlüğü çok daha yukarıda. Şiddet çağrısı olmadığı sürece herkes her şeyi söyleyebiliyor. Sorunu çözmek istiyorsan içeriği çıkaracaksın; erişimi engellemeyeceksin. Sorunun köküne gidilmeli: Çocuk pornosunu internet üretmiyor. Çocuk pornosunu Filipinler'de, Rusya'da insanlar üretiyor. Onu kurutamadığın sürece etkisini internette görürsün. Türkiye’de devletin internetle ilgisi sadece siyasi amaçlı diyebiliriz miyiz? Şimdi iyiden iyiye öyle oldu. Dünyada sansür için dört tane temel kılıf var: Telif hakları, terörizm ve devlet sırrı, çocuk istismarı ve son olarak da şiddet çağrısı... Bunlar hep kılıf oluyor, ama temel nedeni gözetim. Devlet bunu istiyor. İnsanların internette neler yaptığını bilmek, takip etmek... Bunları görebileceği teknolojiler aynı zamanda sansür işlevi de görüyor. Devlet esasen fişlemek istiyor. Diğer yandan da telif lobisi sansürlemek istiyor. Devletin o yatırımı yapacak parası yok veya yapmak istemiyor, ama telif lobisinin var, onlar da parasını verip sansür mekanizmasını kurduruyor. Türk Telekom'un omurgasına kuruldu bu yazılım zaten. Bu yazılım, hem devletin hem de telif lobisinin işine gelecek. Önceki sohbetlerimizde 'meshnet'in çözüm olabileceğini söylemiştin. Nedir bu meshnet? Meshnet, şirketlerin çok işine yarayan bir mantık. Şirketler devletin ve internet servisi sağlayanların hiçbir dahiliyeti olmaksızın aralarında iletişim kurmak ister çünkü ticaret sırlarının, devletin hukuken göremeyeceği ama kafası attığında görebildiği teknik bir altyapıdan geçsin istemezler.  Dolayısıyla iki şirket kendi arasında özel bir ağ kurar ve bu özel ağa hiçbir şekilde üçüncü bir taraf dahil olamaz. Tamamen kriptoyla çalışır. Türkiye'de kriptoloji yönetmeliği de çıktı, ona da büyük itirazlarda bulunuldu. Devlet diyor ki “Kim kripto kullanırsa, anahtarını devlete verecek.” Ben de diyorum ki “Anahtarını devlete verecekse bu kriptonun mantığına aykırı.” Türkiye'de kripto şirketleri zaten söylediler bunu; “O zaman Türkiye'ye kimse kripto şirketi kurmaz” dediler. İşte meshnet böyle bir şey. Aynı zamanda büyük depremler, seller olduğunda klasik işletmecilerin kurdukları büyük ağlar çalışmayınca böyle daha küçük ağların çalışması mümkün. Bir de Türkiye gibi internet sansürü ve gözetiminin olduğu ülkelerde gözetimsiz, sansürsüz internete ulaşmak için kullanılabilir. Nasıl yapılıyor? Güvendiğiniz bir ülkeden örneğin İsveç veya İzlanda gibi, bir uydunet şirketi ile anlaşıp, çanak yoluyla internet almak ve o interneti yan binadaki arkadaşla, o da diğer bir arkadaşla paylaşa paylaşa bir meshnet ağı oluşturabilir ve sansürden kurtulabiliriz. FATİH GÖKHAN DİLER | Agos
Taksitle Cep Telefonu Nasıl Alınır?
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun kredi kartlarına getirdiği yeni düzenlemeler ile cep telefonu satışları taksitsiz olarak gerçekleştiriliyor.  Teknogram.com'un haberine göre, Türk halkı bu sorunu aşmanın da yolunu buldu. İşte o yöntemler -Sıradan sokak arası telefoncular “Kılıf alana telefon bedava” kampanyası başlattı. Bu sayede 9 taksite kadar cep telefonu alabiliyorsunuz ancak telefonun garantisi olmuyor. -Teknoloji marketlerdeki hediye kartlarını 9 taksitle alıp, kasaya beğendiğiniz telefonu verip hediye kartından tahsilatının gerçekleştirileceğini söylediğinizde 9 taksitle telefonunuzu almış oluyorsunuz. -Teknoloji marketlerde alacağınız telefon fiyatına yakın bir cihazı alıp 9 taksit yaptırın. Ardından hemen müşteri hizmetlerine geçip iade edin ve yerine telefon almak istediğinizi belirtin. Bu sayede 9 taksitle cep telefonu almış oluyorsunuz. -24 ay taksitle hem de konuşma, mesajlaşma ve internet paketli telefon alabilirsiniz. Turkcell, Vodafone ve Avea’nın kontratlı paketleri bitmedi. 24 ay taahhüt ederek aldığınız telefonu 24 taksitle alabiliyorsunuz. -Büyük teknoloji marketler kasada artık kredi veriyor. Cüzi bir faiz işlese de tüketici kredisi gibi kredi alıp telefonunuzun taksitini 24 ayda ödeyebilirsiniz. Bizim size tavsiyemiz ise gelecekte sahip olacağınız kazançlarınızı şimdiden harcamak yerine tasarruf edip harcama yöntemini seçmenizdir. Hem bütçeniz sarsılmaz hem de yasaları delmek zorunda kalmazsınız.