barajlar Haberleri

barajlar ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. barajlar ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

En İyi Damacana Su Markaları
Damacana su alırken artık yalnızca markaya bakmak yetmiyor. Erikli, Hayat Su, Sırma, Pınar Su, Buzdağı, Fuska ve Munzur gibi markaların kaynakları, mineral değerleri, pH seviyeleri, ambalaj türleri ve fiyatları tüketicilerin kararında önemli rol oynuyor. Peki 2026'da hangi damacana su markası gerçekten öne çıkıyor? İşte farklı ihtiyaçlara göre damacana su dünyasında merak edilenler...
Keban Barajı'nda Su Çekildi, Tarım Başladı
GÜNEYDOĞU Anadolu Projesi (GAP), Türkiye’nin gerçekleştirdiği yüzakı eserlerinden. ’Yedi Küpeli Gelin’ olan Fırat Nehri’ne yapılması planlanan 7 barajdan ilki Keban Barajı, 1974 yılında yapıldı. Fırat’a takılan ’ilk küpe’ olan Keban Baraj Gölü’nde bugün kuraklık nedeniyle sular iyice çekildi ve göl sahasında ortaya çıkan tarlalarda tarım yapılıyor. 40 yıl önce su tutan baraj gölünde balıkçılığa başlayan köylüler, suların çekildiği 170 kilometrekarelik alana şimdi traktörleriyle girip, fasulye, nohut ve karpuz ekmeye başladı. Elazığ’da 1974 yılında su tutmaya başlayan Keban Baraj Gölü’nde su kodunun 845’e ulaşması nedeniyle, baraj gölünün etrafında bulunan 675 kilometrekarelik tarım alanı sular altında kaldı. Elazığ’ın Ağın, Keban, Kovancılar, Palu ile Tunceli’nin Pertek ve Çemişgezek ilçelerinde baraj gölü etrafında yaşayan köylüler de tarımın yanı sıra gölde balıkçılığa başladı. Aradan geçen 40 yılda Keban Baraj Gölü, Fırat’ın azgın sularına gem oldu. Baraj elektrik üretimi ve sulamayla ekonomiye büyük katkılar sağladı. Ancak geçen yıldan itibaren etkili olan kuraklık nedeniyle Keban Baraj Gölü’ndeki su seviyesi hızla düşmeye başladı. Geçen yılın Nisan ayında 839 olan su kodu, bu yılın Nisan ayında 830’a indi. Kuraklıkla birlikte daha önce su altında kalan 675 kilometrekarelik alanda, suların çekilmesiyle 170 kilometrekarelik alanda tarlalar yeniden ortaya çıktı. SU ÇEKİLDİ, EKİM BAŞLADI Elazığ’ın Ağın, Keban, Kovancılar, Palu ilçelerinde Keban Baraj Gölü’ne kıyısı bulunan köylerde yaşayanlar suların çekildiği 170 kilometrekarelik alanda yeniden çiftçiliğe dönerek bu alanları ekmeye başladı. Köylüler bir zamanlar su ile kaplı alanlara, şimdi traktörleriyle girip önce buğday, arpa ekti. Bu günlerde de fasulye, nohut ve karpuz ekimi başladı. Balıkçılığı bırakanlardan Saim Sarıkaya, nohut ektiğini belirterek, 'Nohut ekiyoruz. Havalar kurak gittiği için, su seviyesi düştü. 6- 7 yılda bir böyle kuraklık yaşanıyor' dedi. 'ÇİFTÇİLİK YORUCU' Balıkçılıkla geçimini sağlayan Hayrettin Canpolat da, bir zamanlar suyla kaplı alana şimdi karpuz ektiğini belirterek şöyle konuştu: 'Asıl mesleğim balıkçılıktı, baraj gölüne su gelmeyince ne yapalım artık balık tutmak yerine karpuz ekiyorum. Daha önce geçimimi balıkçılıkla sağlıyordum, kuraklık nedeniyle su gelmeyince karpuz, nohut ekmeye başladık. Yetkililer zamanında suyun gelmeyeceğini söyleselerdi gecikmezdik. Alışık olmadığım için çiftçilik bana zor geliyor ve çok yorucu.' Mehmet Emin Demirkapı ise, hayvancılık yapmaya başladığını dile getirerek, 'Sular çekilince bu alanda, hayvanlarımı otlatmaya başladım. Baraj gölünde su olmadığı için onlara burada su veremiyorum. Bölgedeki bizlerin durumu bu yıl hiç iyi değil. Baraj gölü havzasındaki arazilerin tümüne ekim yapıldı. Artık nasıl yapacağız, biz de bilmiyoruz' diye konuştu. Fırat’ın 7 küpesinden ilki TÜRKİYE sınırları içerisinde 1263, toplam uzunluğu 2 bin 800 kilometre olan 720 bin kilometrekare toplama havzasına sahip olarak nitelendirilen Fırat Nehri üzerinde Türkiye’nin enerji ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan dev barajlar yaptırıldı. Eski başbakanlardan Süleyman Demirel’in kısa adı ‘GAP’ olan Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında ‘7 Küpeli Gelin’ olarak nitelendirdiği Fırat Nehri üzerinde Elazığ’da Keban Barajı, Malatya ve Elazığ’da Karakaya Barajı, Adıyaman ve Şanlıurfa’da Atatürk Barajı, Şanlıurfa’nın Birecik İlçesi’nde Birecik Barajı ve Gaziantep’te Karkamış Barajı yapılmış, nehrin sularını taşıyan birbirine paralel toplam 52 kilometre uzunluğundaki 2 Şanlıurfa tüneli ile su Harran Ovası’na ulaştırılmıştı. Türkiye’nin ilk dev yatırımı ELAZIĞ’ın Keban İlçesi’nde Fırat Nehri üzerinde 1965 ile 1975 yılları arasında elektrik üretimi amaçlı inşa edilen Keban Barajı, enerji açısından Türkiye’nin ilk dev yatırımlarından biri olarak görülüyor. Kurulduğunda Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 20’sini tek başına karşılayan baraj o dönem 9 milyar liraya mal oldu. Özellikleriyle Türkiye’nin, Atatürk Barajı’ndan sonra en büyük yapay gölü olan Keban Baraj Gölü, doğal göllerle bir arada sıralandığında Van Gölü, Tuz Gölü ve Atatürk Baraj Gölü’nün ardından 4’üncü sırada yer alıyor. Baraj gölünün Murat Nehri Vadisi boyunca uzunluğu 125 kilometre ve genişliği yer yer değişiyor. Keban baraj gölünde elektrik üretiminin yanı sıra su avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştiriliyor. Göl üzerinden feribotla Elazığ’ın Ağın, Tunceli’nin Pertek ve Çemişgezek ilçelerine geçiş yapılabiliyor. Keban barajı 8 tribün ile yıllık 6 milyar 200 milyon kilovat saat enerji üretme kapasitesine sahip. Baraj gölü altında kalan 212 yerleşim biriminde yaşayan yaklaşık 30 bin kişi de tahliye edilmişti. ÖZELLİKLERİ Gövde dolgu tipi: beton ağırlıklı kayşa Kurulu güç: 1.330 megawat Yükseklik: 210 metre Göl hacmi: 31.000 hektametreküp Göl alanı: 675 kilometrekare Şahismail GEZİCİ/ELAZIĞ, (DHA)
15 Madde ile HES'ler Neden 'Can Suyu' Değildir?
Enerji bir ülkenin var olması için mutlaka sahip olması gereken bir güçtür. Peki ama ne uğruna? Enerjiye sahip olmak için nelerimizden vazgeçmek, hangi yalanlara kanmak, çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakmak zorundayız? Evimizde ampul yansın, bilgisayardan internete girelim diye neleri feda etmek, nelerin canına okumak zorundayız? HES'lerin çevreci yapılar olduğunu söyleyen yüksek makam sahibi yalancıların geleceğimizi çalmasını daha ne kadar izlemek zorundayız? Kıyısında piknik yaptığımız, arkadaşlarla içtiğimiz derelerin, çayların boruların içine hapsedilmesine daha ne kadar göz yummak zorundayız? Evimizin önünden akan suya başkalarının sahip çıkmasını, onu istediği gibi kullanmasını, suyun ticarileştirilmesini daha ne kadar sesimizi çıkarmadan izleyebiliriz.  HES'ler doğayı katlediyor. HES'ler gelecek kaygısıyla geleceğimizi elimizden alıyor. Özellikle Karadeniz'in iklimini, toprağını, bitkisini, hayvanını dolayısıyla insanını yok ediyor. Dereleri boruların içine hapsedip, bizi sesini duymaktan bile mahrum bırakıyor. Çevrecinin daniskası olanlar ise, bütün bu olanlara ses çıkaranları 'gereği neyse' yaptırarak dövdürüyor, vurduruyor, hapse atıyor.  Sana HES'leri anlatıyorum arkadaşım, dinle. Benim HES'lerle ne gibi bir işim olabilir ki? diye düşünme. Çalınan benim, bizim geleceğimiz değil, toprak hepimizin altından çekiliyor. Sesini yükselt, ne oluyor diye sor. Senin farkında bile olmadığın HES, çocuğunun ileride dallarına tırmanacağı ağaçları daha filiz vermeden öldürüyor. HES senin farkında arkadaşım, sen onu fark etmesen de.Yararlanılan kaynaklar: http://www.karasaban.net/turkiyede-hidroelektrik-santraller-ve-tarimciftci-sen/http://www.greenpeace.org/turkey/tr/campaigns/enerji/hes/http://www.dsi.gov.tr/kurumsal-yapi/organizasyon-semasi/barajlar-ve-hes-dairesi-ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1https://eksisozluk.com/hidroelektrik-santral--106671?p=1
"Hesap Sormak İçin 34 Yıl Beklemeyeceğiz"
Başbakan Erdoğan, 'Kimse Türkiye'den korkmasın, çekinmesin. Tam tersine AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır, bu ihtiyaç bugün artmıştır' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Biz gerek Fransa'da, gerekse diğer Avrupa ülkelerinde bu tür konuların (1915 olayları) iç politika malzemesi yapılmasının tehlikesini her fırsatta vurguladık. İç politikada istismarla oy kazanmak uğruna, ırkçılığa, ayrımcılığa, özellikle de İslamofobi'ye kapı aralanmasının Avrupa için, Avrupa değerleri için tehdit oluşturacağını defalarca dile getirdik' dedi.Başbakan Erdoğan, Fransa'nın Lyon kentinde, Avrupalı Türk Demokratlar Birliğinin (UETD) 10. yıl etkinliğindeki Lyon Buluşmasında misafirperverlikleri için Fransa'daki yetkililere ve UETD yöneticilerine teşekkürlerini iletti.UETD'nin etkinlikleri kapsamında Almanya'nın Köln şehrinde 24 Mayıs'ta yaptığı konuşmasını hatırlatan Erdoğan, önceki gün de Viyana'da yaşayan binlerce kişiyle bir araya geldiklerini söyledi.Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Fransa'nın diplomatik ilişkilerinin 16. yüzyıla, Kanuni Sultan Süleyman dönemine dayandığını belirterek, Osmanlı cihan devleti ile Fransa'nın birçok alanda işbirliği yaptığını, 400 yıldan fazla bu coğrafyada irtibat halinde olduklarını dile getirdi.Fransa'nın zor zamanlarında Osmanlı'nın Fransa'ya yardıma koştuğunu vurgulayan Erdoğan, 'Osmanlı ile Türkiye'ye, Fransa birçok alanda katkı vermiş, destek vermiştir. Asırlardır devam eden dostluğumuz buradaki vatandaşlarımızla artık çok farklı bir boyut kazandı. Şu anda Fransa'da 620 bin civarında vatandaşımız bulunuyor. Vatandaşlarımızın yarısı çifte vatandaş olarak Türkiye ve Fransa Cumhuriyetleri vatandaşları olarak hayatlarını idame ettiriyor. İşçi olarak geldiğiniz Fransa'da on yıllar boyunca bütün sıkıntılara tahammül ettiniz, sabrettiniz, direndiniz. Allah'a hamdolsun, emeklerinizin karşılığını alır hale geldiniz. 30 bin kardeşimiz burada kendi işini kurdu. 50 bin kişiyi istihdam eder konuma ulaştı. Son yerel seçimlerde 194 kardeşimiz çeşitli kademelerde belediye yönetimlerine seçildi. Sanatta, sporda, siyasette Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları artık ağırlıklarını hissettirmeye, 'Fransa'da biz de varız' demeye başladı' diye konuştu.'Sizlerle iftihar ediyoruz'Başbakan Erdoğan, 'Türkiye'de sizin hasretinizi çektiğimiz kadar sizin başarılarınızla da gurur duyduk. 77 milyon her birimiz sizlerle gururlanıyor, sizlerle iftihar ediyoruz' dedi.Bütün zorluklara rağmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın, Türkiye'nin bir evladı olmanın asaletini yere düşürmediklerine dikkati çeken Erdoğan, onu daha da yüksek burçlara taşıdıkları için kendisini dinleyen kalabalığa şükranlarını iletti.'Engeller hakkaniyetle uyuşmuyor'Başbakan Erdoğan, Fransa ve Türkiye ile ilgili konuların iç siyasette kullanılması sebebiyle zor günler yaşadıklarına değinerek, şöyle konuştu:'Türkiye üzerinden, 1915 olayları üzerinden, buradaki vatandaşlarımız üzerinden birileri iç politikada prim sağlama gayretine girişti. Biz gerek Fransa'da, gerekse diğer Avrupa ülkelerinde bu tür konuların iç politika malzemesi yapılmasının tehlikesini her fırsatta vurguladık. İç politikada istismarla oy kazanmak uğruna, ırkçılığa, ayrımcılığa, özellikle de İslamofobi'ye kapı aralanmasının, Avrupa için, Avrupa değerleri için tehdit oluşturacağını defalarca dile getirdik. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği önüne çıkarılan engeller hakkaniyetle uyuşmuyor, ahde vefa ilkesine uymuyor. Bizim sadece Fransa'da 620 bin vatandaşımız var. Bütün Avrupa'da sayıları 6 milyona yaklaşan vatandaşımız var.''Kimse Türkiye'den korkmasın'Erdoğan, 50 yıldır Avrupa'da bulunan, çalışan, ter döken, iş kuran, hayatlarını burada büyüten vatandaşların Avrupa Birliği'ne (AB) üye olacak bir Türkiye'nin öncüleri olduğunu söyledi.'Kimse Türkiye'den korkmasın. Kimse Türkiye'den çekinmesin' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:'Tam tersine şunu herkesin bilmesini istiyorum; AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç bugün daha fazla artmıştır. AB'nin güçlü ekonomisinin Türkiye'ye ihtiyacı var. AB'nin genç, dinamik nüfusundan dolayı Türkiye'ye ihtiyacı var. AB'nin ırkçılıkla, ayrımcılıkla, antisemitizim ve İslamofobia ile mücadele için Türkiye'ye ihtiyacı var. En önemlisi de AB'nin İslam dünyasıyla, tüm Müslümanlar'la, Doğu, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar'la daha sağlıklı irtibat kurabilmesi için Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye, ilelebet kapıda bekletilecek ülke değildir. Hele hele son 12 yılda gerçekleştirdiğimiz reformlarla, büyüyen ekonomisiyle aktif dış politikasıyla Türkiye AB'nin kapısında ilelebet bekleyecek bir ülke hiç değildir.''Artık eski Türkiye yok'Reformları kararlılıkla yaptıklarını, demokratik standartları yükselttiklerini, ekonomiyi istikrarla büyüttüklerini anlatan Erdoğan, 'Yıllık ortalama yüzde 5 büyüyen bir ekonomiyle şu anda Avrupa'nın 6. büyük ekonomisi konumundayız. Bunu daha da ileriye taşıyacağız. Bölgemizde ulaşabileceğimiz her yerde en güçlü şekilde hakkı savunuyor, adaleti savunuyor, mazlumların elinden tutuyor, zulme karşı onurlu bir mücadele veriyoruz. Artık eski Türkiye yok. Türkiye çok değişti. Türkiye hızla değişiyor' şeklinde konuştu.'İnsanlar, sermaye, şirketler renklere ayrıldı' Erdoğan, milletin güçlü iradesi doğrultusunda son derece sağlam temeller üzerinde artık yeni Türkiye'nin yükseldiğini dile getirerek, şöyle devam etti:'1960 yılında bir askeri darbe yapıldı. Bu darbenin ardından ekonomi altüst oldu. Türkiye daha da fakirleşti. Sizler, babalarınız, dedeleriniz işte o darbenin ardından ekmek parası için, helal rızık için kalktınız buralara geldiniz. Ardından 1980 yılında bir başka darbe yapıldı. Yine demokrasi askıya alındı. Ekonominin dengeleri yine altüst oldu. Özgürlükler bir kez daha kısıtlandı. Baskı, zulüm, zorbalık bir kez daha arttı. İşte o dönemde de başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerine bir çok vatandaşımız kaçmak, sığınmak zorunda kaldı. Şairlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, akademisyenlerimiz vatanlarını terk edip gurbete gelmek zorunda kaldı. Ardından 28 Şubat darbesi geldi. Bir kez daha devlet kendi öz vatandaşına zulm etmeye, vatandaşının haklarını kısıtlamaya başladı. Kızlarımız inançlarının gereği başörtüleriyle okullarına gidemediler. Meslek liseleri kapatıldı, imam hatip okulları kapatıldı, kapılarına adeta kilitler vuruldu. Kuran öğrenmek bir keza daha zorlaştırıldı. İnsanlar, siyasi partiler, sermaye, şirketler, sivil toplum örgütleri renklere ayrıldı. Aralarında ayrımcılık yapıldı. İşte o dönemde de başörtülü kızlarımız, imam hatipli gençlerimiz, çok sayıda vatandaşımız bir kez daha vatanını terk etti.''Ahmet Kaya o dönemin lincine uğradı''Değerli dostum, değerli sanatçımız Ahmet Kaya işte o dönemin, o atmosferin lincine uğradı' ifadesini kullanan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Geldi Paris'te, gurbette, vatan hasreti içinde hayata gözlerini yumdu. Şimdi o çok sattığını iddia eden gazetelerin köşelerinde yazan birileri İstanbul'daki ödül töreninde Ahmet Kaya'ya neler yaptıklarını bizler biliriz. Tarih buna şahit ama bunlarda utanma yok, bunlarda ar yok. 'Sanatçıdan yanayız' derler ve o dönemde neler yaptıklarını gördük. Çatalları, tabakları nasıl ona fırlattıklarını gördük ve o salondan nasıl kaçırıldığını gördük. Şu anda bunlar hala bu ülkede güya özgürlük mücadelesi veriyorlar. Güya ülkemizde bunlar hala demokrasiyi konuşuyorlar. Bunların demokrasiyi konuşmaya hakkı yok. Biz bunların cemaziyel evvelini biliriz.''Makbul-makbul olmayan vatandaş ayrımı'Erdoğan, Türkiye'de on yıllar boyunca makbul-makbul olmayan vatandaş ayrımı yapıldığını vurgulayarak, standart vatandaş üretmek istediklerini söyledi.Kendi kriterlerine uymayanların dışlandığına ve horlandığına dikkati çeken Erdoğan, inançların, değerlerin, kimlikleri ve kültürleri yok saydıklarını aktardı.'Ret, inkar ve asimilasyon politikalarını biz sonlandırdık'Erdoğan, insanlara kendi vatanlarını zindan haline getirdiklerine işaret ederek, şunları kaydetti:'İnsanımızı öz yurdunda garip, öz vatanında parya haline getirdiler. İşte biz en başta buna son verdik. Her türlü ayrımcılığı elimizin tersiyle ittik. Her türlü yasağı, baskıyı, kısıtlamayı kaldırmanın mücadelesini verdik. Ret, inkar ve asimilasyon politikalarını biz sonlandırdık. Kardeşliğimizin, birliğimizin, tek millet oluşumuzun önündeki engelleri tek tek biz kaldırdık. Anneler evlatlarıyla kendi ana dillerinde konuşamıyorlardı. Yasaktı, horlanma sebebiydi. Buna biz son verdik. Farklı dil ve lehçelerde yayınların, propagandanın, okulların önünü biz açtık. Yıllarca ihmal edilmiş Doğu'yu, Güneydoğu'yu, Karadeniz'i, Orta Anadolu'yu yollarla okullarla, hastanelerle, üniversitelerle, yurtlar, barajlar konutlarla biz buluşturduk. İnsanımıza insan olduğunu hatırlattık. Devletle millet arasındaki mesafeyi kaldırdık. Başörtüsü üzerindeki zulme son verdik. Sadece üniversitelerde değil, artık kamuda başörtüsüne özgürlük sağladık. İmam hatip okullarının, meslek liselerinin kapılarındaki kilitleri biz kaldırdık. Artık katsayı diye bir zulüm yok. Artık eşit olarak bu yarışa girmek var. Şimdi düz liseli hangi haklara sahipse meslek lisesi mezunu da aynı hakka sahip imam hatipli de aynı hakka sahip. Bunları biz getirdik.''Vatan toprakları üzerinde operasyon yaptırmayız'Erdoğan, özellikle yurt dışına çıkarken pasaportu, parası farklı olarak değerlendirilen vatandaşların artık yurt dışına çıkarken başı öne eğik çıkmadığını, gururla 'Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım' diyebildiğini söyledi.Afyonkarahisar'dan yola çıkarken 'bu ülkede ayrımcılığa son vereceğiz' dediklerini anımsatan Erdoğan, tek bayrak, tek devlet ve tek millet vurgusunu yaptı.Türkiye'yi birleştiren en önemli unsurun bayrak olduğunu ifade eden Erdoğan, 'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen vatandır' dedik. Yola böyle çıktı' diye konuştu.Erdoğan, 780 bin kilometrekareyle vatan toprakları üzerinde operasyon yaptırmayacaklarına işaret ederek, 'tek devlet' dediklerini ve bu topraklarda ikinci bir devleti hayal edenlerin boşuna hayal kurduğunu dile getirdi.'Böyle bir hayalin içine kimse girmesin' ifadesini kullanan Erdoğan, 'tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet' dediklerini ve yola böyle çıktıklarını söyledi.Türkiye'de bir kısmının siyasal Kürkçülük, bir kısmının siyasal Türkçülük, bir kısmının da 'şuculuk, buculuk' yaptığını ifade eden Erdoğan, 'Bir kısmı da bakıyorsunuz ki o da kumsallarda dolaşıyor. Bir siyasi parti diyor ki 'ben Kürtlerin temsilcisiyim', öbürü 'ben Türklerin partisiyim, temsilciyim', öbürü de diyor ki 'ben kumsalların, sahillerin partisiyim'. AK Parti ne diyor 'Biz 77 milyonun partisiyiz'. Aramızdaki fark bu' diye konuştu.Alanda bulunanlardan bir ricası olduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:'Fransa'da 620 bin Türk var. Tamamı çifte vatandaşlık anlayışından hareketle niye müracaatını yapıp aynı zamanda Fransa vatandaşı olmuyor? Diyorum ki Fransa vatandaşı olmamış olan Türk vatandaşlarıma sesleniyorum, kesinlikle aynı zamanda Fransız vatandaşı olun. Fransa'daki siyasi hakları aynen sizler de kullanmalısınız. Bunun size faydası var zararı yok. Kim size farklı bir şey söylüyorsa, bilin ki size zarar veriyor. Siz bizim Fransa’daki elçilerimizsiniz, bunu böyle biliniz. Niye bu elçilerin sayısı 300 bin olsun. Ben istiyorum ki bu elçilerin sayısı 620 bin olsun.”3 çocuk tavsiyesini de hatırlatan Erdoğan, bu mücadelede vatandaşlarla el ele, omuz omuza vererek, Türkiye’yi çok daha farklı yerlere getireceklerini ifade etti.'34 yıl bekleyerek değil hemen hesabı sorulacak'Bu arada önemli bir şey yaptıklarını kaydeden Erdoğan, eski Türkiye’nin kapıların kapattıklarını, darbeler dönemini artık tarihe mahkum ettiklerini dile getirdi.Erdoğan, şunları kaydetti:'Darbe yapanlardan hesabının sorulması için önemli bir adım attık. 12 Eylül 2010’da Anayasayı değiştirdik ve 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasına imkan sağladık. İşte yargı süreci bitti.  34 yıl sonra da olsa geç de olsa darbenin sorumluları mahkum edildi. Gençleri yaşlarını büyüterek, denge olsun diye idam ettirmişlerdi. Binlerce vatandaşa ülkelerini dar etmiş, gurbete gitmelerine sebep olmuşlardı. Yıllarca baskı rejimiyle ülkeyi yönettiler, demokrasiye, ekonomiye zarar verdiler. Yıllarca kendilerini Anayasayla korudular ama işte o dönemler geride kaldı. Darbe yapanın yanına kar kalmayacağı, artık görülmüş oldu. Geç de olsa darbe yapanlardan nihayet hesabı soruldu.Elbette bu iş burada sona ermeyecek. Bu ülkede tekrar darbe olması için, hiç kimsenin darbeye teşebbüs etmemesi için ne gerekiyorsa yapacak, mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Şu hususun altını çiziyorum. 17 ve 25 Aralık’ta milletin seçilmiş iktidarına yargı yoluyla darbe yapmaya yeltenenlerden de bunun hesabı sorulacak. Üstelik 34 yıl bekleyerek değil hemen hesabı sorulacak.'AA
10 Soru 10 Cevap: Türkiye'de Kuraklığın Sebepleri
Türkiye'de artık yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı değil. Meteoroloji mühendisi Kadıoğlu'na göre her iki mevsim de kurak geçiyor. Kadıoğlu, olası su kıtlığının sebebi olarak da plansızlığı görüyor. 2013 yılının mayıs ayında yüzde 82 oranında dolu olan İstanbul barajlarının bu yılın haziran ayı için doluluk oranı sadece yüzde 26. Rakamlar İstanbul’dan ancak kuraklık Türkiye geneli için geçerli. Kent merkezlerinde sele neden olan yağışlara rağmen barajlar dolmuyor. Meteoroloji mühendisi Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu’na göre herkesin bildiği Türkiye’nin iklimine dair o tekerleme de bozuldu. Türkiye, “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı” değil artık. Artık Türkiye’de kışlar “ılık ve kurak.” İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ( Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Miktad Kadıoğlu Al Jazeera'den Umay Aktaş Salman'a anlattı. İşte 10 soru ile kuraklığın ve su kıtlığının sebeplerini ve sonuçları...1 - Kuraklık nedir ve kaç evreden oluşuyor? Kuraklık önce meteorolojik olarak başlıyor, yani yağış eksikliğiyle. Sonra bu yağış eksikliği belli bir zaman sonra yer altı suları, barajlar ve göllerde kendini gösteriyor. Buna da hidrolojik kuraklık diyoruz. Tarlaları ekip biçmek için suya ihtiyaç olduğu zaman, rezerv alanında da suyu bulamayınca toprak da kuru oluyor, o zaman da üçüncü evre olan tarımsal kuraklık gerçekleşiyor. Bu hidrolojik ve tarımsal kuraklık, belli bir zaman sonra tarım ürünlerini ve enerji üretimini aksatmaya başlıyor. Tarım ürünlerinde fiyat artışları, zamlar, enerji kesintileri veya enerjinin daha pahalı kaynaklardan temin edilmesi gerçekleşiyor. O zaman buna da sosyo-ekonomik kuraklık deniyor. 2 - Türkiye kaçıncı evrede şu an ? Son aşama olan sosyo-ekonomik kuraklığa gelme evresindeyiz. Bu yıl yine bir önceki yılın yağışları fazlaydı, oradan idare ettik. Eğer 1 Ekim 2015’te başlayacak su yılı da kötü giderse seneye daha şiddetli kuraklık hissedeceğiz 3 - O zamana nasıl bir senaryo ortaya çıkar ? O zaman su kesintileri, tarımsal rekolte düşüşleri olacak. Daha fazla orman yangını, daha çok kene, çekirge, daha çok haşere olacak demek. 4 - Yağan yağışlara rağmen barajlar neden dolmuyor? Baharda yağan yağışlar sağanak gök gürültülü yağışlar. Kar gibi bölgesel yağışlar değil. Bakıyorsunuz her tarafı sel götürüyor ama barajdaki su seviyesi yüzde bir bile artmamış. Bizim için önemli olan o soğuk havada, buharlaşmanın az olduğu zamanda kar yağması ve sürekli yağması. Bunlar net kazanç oluyor. Yeraltı sularını da besliyor. Bir iki saatlik yağış önemli değil. Ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart çok önemli. Bu aylarda esas yağış alıyoruz. Bu aylardaki gidişat neyse ona göre tedbir almak gerekiyor. 5 - Nasıl tedbirler alınması gerekiyor ? Çiftçi baktı ki kurak, daha az su ihtiyacı olan bitkileri dikmesi lazım. Kuraklığa rağmen hala şeker pancarı, pirinç dikilecek derseniz olmaz. Tarımın kuraklığa göre daha kolay manevra edilebilir olması lazım. Bunun bir politika ve eğitim haline gelmesi lazım. 6 - Sizce Türkiye’nin kuraklıkla mücadele planı yok mu ? Türkiye’deki problem şu; meteorolojik kuraklığı bir bakanlık, hidrolojik kuraklığı başka bir bakanlık, tarımsal kuraklığı başka bir bakanlık izliyor. Biri kuraklık var diyor, biri yok diyor. Herkesin parametreleri farklı. Oysa kuraklığı tek elden incelemek lazım. Biz gelecek yağışlara bel bağlayarak gidiyoruz. Dünyada ülkelerin, şehirlerin kuraklıkla mücadele eylem planları var. Bu planda aşama aşama hangi tedbirler alınacağı, halka anlatılacak önlemler, bilincin artırılması için kampanyalar vardır. Nasıl ki yılbaşında mali bütçeler devreye girer, 1 Ekim olan su yılının başında da su bütçeleri devreye girmeli. Su bütçeyle yönetilmiyor. 7 - Kuraklığın ve su kıtlığının sebebi sadece iklim değişikliği mi ? Hayır değil. Yağmur az yağıyor, siz masraf yapıp arıtıyorsunuz, elektrik harcıyorsunuz. Ancak şehirlerde suyun büyük kısmı şebekeden toprağa sızıyor. Bazı illerde yüzde 45’lere kadar çıkıyor bu oran. Yağışlar azaldı ama az yağan yağmurları da hasat edemiyorsunuz. Bakıyorsunuz Ömerli Barajı’nın havzasında kocaman bir ilçe kurulmuş. Eskiden yağan yağmurlar toprağa, topraktan sızarak göle gidiyordu. Su havzalarında kurulan şehirler yüzünden yağan yağmurlar çatılarda toplanıyor, oradan kanalizasyona oradan da denize gidiyor. Yağmur yağdı diye seviniliyor ama ancak yağmur barajın üzerine yağarsa baraja gidiyor. Suyu toplama konusunda eksiğimiz var. Suyu tüketmeye yönelik ise aşırı bir gidişat var. Havuzlar, kanallar, yapay boğazlar ters yönde gidiyoruz. Su kıtlığının son nedeni kuraklık. Su kıtlığının belli başlı nedeni aşırı nüfus ve sanayinin bir yerde toplanarak aşırı talep yaratması. Çoğu yerde erozyon ve çölleşmeye neden olduk, su havzalarını yerleşime açtık. Suyu kirlettik, doğru kullanmadık. Bunlar kuraklıktan önceki nedenler. 8 - Su havzaları dikkate alınmıyor mu planlamalarda ? Hayır dikkate alınmıyor. Yurt dışında bir şehir yapılacağı zaman su havzaları ne kadar, ne kadar kişiyi besler diye bakılıp ona göre kuruluyor şehir. Türkiye’de hiç bakılmadan bütün nüfus, sanayi bir yerde toplanabiliyor. Sonra su ihtiyacını karşılamak için diğer bölgelerden su taşıyarak karşılamaya çalışıyoruz. 9 - Su taşımaktan öte neler yapılmalı ? Türkiye’nin iyi bir arazi planlaması yapması lazım. Neresi tarım alanı, neresi su havzası, neresi fabrika alanı diye bilmek gerekiyor. Adapazarı Ovası’nı fabrika ile doldurmak, su havzalarını yerleşime açmak doğru değil. Bunlar belirlendikten sonra tarım alanlarını ve su havzalarını çok iyi korumak lazım. Mesela İstanbul’da Elmalı Barajı devre dışı. Aşırı kirlenmiş durumda. Ömerli Barajı’nın etrafında Sultanbeyli gibi büyük ilçe var. Büyükçekmece ve Küçükçekmece etrafında çimento fabrikaları var. Sazlıdere Barajı da Kanal İstanbul yapılırsa iptal olacak. İstanbul içindeki barajların önemi yok. Nasılsa suyu pompalarla bir yerden getiriyoruz diye düşünülüyor ve depo olarak kullanılıyor. Yer altı suları kirleniyor ve aşırı tüketiliyor. Yeraltı suları stratejiktir. Normal zamanda kullanılmaz. Türkiye’de su doğuda, nüfus ve sanayi batıda yerleşmiş, bu ikisi problem yaratıyor. Türkiye’nin değişik yerlerinde yeni kentler, cazibe merkezlerinin kurulması lazım. 10 - Peki sizce gelecekteki planlamalar yapılırken iklim değişikliği hesaba katılıyor mu ? İklim değiştiği zaman nerede mısır, fındık, pamuk yetiştirilecek? Bunlar da değişiyor. Diyelim ki ileride öyle bir bölge var ki pamuk yetiştirilebilecek. Siz orayı bugünden yerleşime açarsanız ileride pamuk yetiştirme şansını kaybediyorsunuz. Gelecekteki iklim şartlarına göre bir alt yapı kurmuyoruz. Su ihtiyacı da sadece nüfusa göre hesap ediliyor. 1990’larda yıllık kişi başına düşen su miktarı 3 bin metreküptü , 2050’de artan nüfusla birlikte 1250 metreküpe düşecek. İklim değişikliği de hesaba katılınca bu 700 metreküpe düşüyor. İklim değişikliğini Türkiye’ye konduramıyor bizim millet. İklim değişikliğini gündelik hayatımızda, devlet politikamızda, mühendislikte benimsemiş değiliz. Ne baraj yaparken, ne fabrika seçerken, ne bir yere teşvik verirken iklim değişikliğini hesaba katmıyoruz.Umay Aktaş salman | Al Jazeera
Türk Siyasetine Damga Vuran Hangi Lidersin?
Onlar yıllar yılı sandıkları patlattılar, adlarını tarihe kazıdılar. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nden, çiftçinin 'Kara Gün Dostu' olan Ofis'e, şehirlerin kenar mahallelerinden, kıyı şeritlerinin en güzel yerlerine kadar hayatın her alanına damgalarını vurdular. Vaatleri, programları, kavgaları, davaları milyonların kaderini belirledi. Şimdi sıra sende, meydanlar seni bekliyor, hangi lidersin?
Abdullah Öcalan: 'Artık Sabır Taşı Çatlamıştır'
İmralı Cezaevi'nde ömür boyu hapse mahkum edilen Abdullah Öcalan'ın, aynı zamanda vasisi olan avukatı Mazlum Dinç, İmralı Adası'ndan döndü. Dinç, Öcalan'ın yaptığı görüşmede kendisine, 'Artık sabır taşı çatlamıştır. Dilerim ki bir hafta içerisinde müzakere süreci başlar' dediğini belirtti.765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 125'inci maddesine göre, 'vatana ihanet' suçundan idam cezasına çarptırılan ve AB uyum yasaları ile idam cezası kaldırıldığı için İmralı Cezaevinde ömür boyu hapse mahkum edilen Abdullah Öcalan'ın avukatı Mazlum Dinç ve diğer hükümlülerden Cumali Karsu'nun kardeşi Pervin Oduncu, Şeyhmus Poyraz'ın oğlu Mazlum Poyraz ile kardeşi Mehmet Poyraz, sabah saatlerinde gittikleri adadan döndü. Gemlik Jandarma Komutanlığında yapılan işlemlerinin ardından özel araca binen avukat Dinç, Öcalan'ın yaptığı görüşmede kendisine, 'Artık sabır taşı çatlamıştır. Dilerim ki bir hafta içerisinde müzakere süreci başlar' dediğini belirtti. 'Öcalan'ın ayrıca diyalog sürecinden müzakere sürecine geçilmemesinden rahatsız olduğunu' ifade eden Dinç, şunları söyledi: 'Görüşmemizde Öcalan, 'hala hükümet, devlet HES'ler, barajlar, kalekollar inşa etmektedir' dedi. Burada sürecin bu şekilde ilerleyemeyeceğini hatta bu HES'lerin ve barajların güvenlik gerekçesiyle yapılan HES'lerin ve barajların, bunların en büyüğü olan Ilısu ve Silvan barajını Hiroşima ve Nagazaki'deki olaya benzetti. Çünkü bunların hiçbir ekonomik değeri yok. Buna son verilmesi gerektiğini söyledi. 'Demirtaş'ın başarısı için çalışmaya davet etti' Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ise şu değerlendirmeyi yaptı: 'Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik HDP'nin ciddi bir proje olduğunu, Türkiye'nin demokratik siyaseti açısından ciddi ve tek alternatif olduğunu, Selahattin Demirtaş'ın alacağı başarının çözüm ve müzakere sürecinin başlaması açısından da çok büyük bir önemi olduğunu' ifade etti. Herkesi bu çözüm sürecine aktif şekilde katılmasını ve Selahattin Demirtaş'ın başarısı için çalışmaya davet etti.' Dinç, bir gazetecinin, 'Bir haftalık süreç dediniz, Selahattin Demirtaş'ın seçilememesi durumunda bu ne anlama geliyor?' şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi: 'Aslında direkt Sayın Öcalan bunu eleştiriyor. Çözüm sürecinin AKP tarafından seçim malzemesi olarak kullanılması seçim endeksli yaklaşılmasını ciddi şekilde eleştirdi. Kabul edilemez bir durum olduğunu ortaya koyuyor. Çok da seçime endekslememek gerekir. Kendi içerisinde çok da uzun süre sürecin, bir an önce müzakerenin başlaması gerektiğini ifade ediyor.' 'Öcalan'ın ifade edebileceği çok da fazla bir şey yok' 'Bir hafta içerisinde başlamazsa ondan sonrası için konuştunuz mu?' sorusunu ise Dinç, 'Öcalan aslında barışın yürütücüsü. Türkiye'de yıllardır devam eden akan kanın durması ve köklü olan Kürt sorununun demokratik çözümü için barışçıl yollarla çözümü için aslında çaba içerisinde. Bu kanallar açılmadıktan sonra aslında Öcalan'ın ifade edebileceği çok da fazla bir şey yok' şeklinde yanıtladı. Öcalan'ın cezaevi şartlarına da değinen Dinç, şöyle devam etti: 'Sağlığından, güvenliğinden hatta özgürlüğünden ve biz sorumluyuz. Öcalan'ın aslında sağlık sorunları devam ediyor. Bu koşulların başlı başına var olan süreçte üstlendiği rolünü tam olarak yerine getirmede çok zorlandığını gördük. Bir an önce Öcalan'ın koşullarının da düzeltilmesi gerekiyor. Çok ciddi sağlık sorunlarını gözlemliyoruz. Bu noktada, böylesi süreçte temel aktör olduğu için bir an önce koşullarının da düzeltilmeye gidilmesi gerekiyor. CNNTürk
İstanbul'da Afişlerle Su Tasarrufu Uyarısı, Barajlar Kurudu
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre İstanbul'da geçtiğimiz yıl bu aylarda yüzde 64.32 olan barajlardaki doluluk oranı, bu yıl yüzde 16.41'e düştü. Geçen yıl 528 milyon metreküpe tekabül eden bu rakam, bu yıl 142.567 metreküp düzeyinde seyrediyor. Bu seviye, en düşük olarak 2008 yılında 183 milyon metreküpe kadar düşmüştü İstanbul geçtiğimiz haftalarda mevsim normallerinin üzerinde seyreden sağanak yağışlara teslim olmuştu. Yağışlar son 50 yıllık yağış ortalaması olan 362 mm'ye yakın (329 mm) bir seyir izlemesine rağmen, kentteki barajların son 15 gün içindeki doluluk oranı yüzde 18,05'den yüzde 16.41'e geriledi. Aynı oran 2009, 2010 ve 2011 yıllarında yüzde 70'lerin üzerindeydi. PABUÇDERE BARAJI KURUDU Öte yandan İstanbul'a su sağlayan 10 barajın doluluk oranı geçen yılın Ağustos ayında yüzde 64,32 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 18,25'e kadar düştü. İstanbul'un içme suyu kaynakları olan Ömerli, Pabuçdere, Sazlıdere, Büyükçekmece, Alibey, Terkos, Kazandere, Elmalı, Darlık, Istırancalar barajlarındaki su rezervi de tehlike sinyalleri veriyor. İstanbul'un barajlarından en yüksek doluluk yüzde 40,21 ile Terkos ve 38.11 ile Elmalı da görülürken, Pabuçdere yüzde 0,38 ile en düşük düzeyde görülüyor. Bu barajları sırasıyla yüzde 19.5 ile Istırancalar, yüzde 15.51 ile Ömerli, yüzde 12.64 ile Alibey, yüzde 12.33 ile Darlık, yüzde 10.71 ile Kazandere, yüzde 7.4 ile Büyükçekmece, yüzde 5.93 ile Sazlıdere izliyor. İstanbul'un temel su kaynakları olan Avrupa yakasındaki Terkos 65 milyon metreküp, Anadolu yakasındaki Ömerli ise 36 milyon metreküp su barındırıyor. MELEN VE YEŞİLÇAY'DAN 194 BİN METREKÜP SU İstanbul'un su havzaları olan barajların yanı sıra, Boğaz geçişi ile Asya'dan Avrupa'ya verilen su miktari 223 bin metreküp. Öte yandan İstanbul'a Melen ve Yeşilçay'dan yaklaşık 194 bin metreküp su pompalanıyor. AFİŞLERLE SU TASARRUFU UYARISI İstanbul'da su kaynakları alarm verirken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de halkı su tasarrufu konusunda uyarmak için üst geçit, yol kenarı gibi görünür yerlere afişler astı. Vatandaşlar arabalarını, balkonlarını, halılarını suyla yıkamamaları, sifonu gereksiz yere çekmemeleri, yüzlerini yıkarken dişlerini fırçalarken suyu kapatmaları, kısa duş almaları, damlayan çeşmelerin contalarını değiştirmeleri gibi konularda uyarıldı. İSTANBUL'DA SUSUZ YAZ İstanbul'da barajların doluluk oranı yüzde 16.41'e düştü. Yağışlar son 50 yıllık yağış ortalaması olan 362 mm'ye yakın seyretmesine rağmen, barajlardaki doluluk miktarı 142.567 metreküpe düştü. Bu rakam geçen yıl rakamlarının yaklaşık 4'te biri. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, su tasarrufuna ilişkin vatandaşları uyarmak üzere üst geçit ve billboardlara afişler astı. Yol kenarlarında yer alan afişlerde vatandaşlara arabalarını, balkonlarını, halılarını suyla yıkamamaları, sifonu gereksiz yere çekmemeleri, yüzlerini yıkarken dişlerini fırçalarken suyu kapatmaları, kısa duş almaları, damlayan çeşmelerin contalarını değiştirmeleri gibi öneriler veriliyor.Cumhuriyet
KCK: 'Hükümet Ya Aklını Başına Alacak, Ya da Aklı Başına Getirilecek'
Özgür Gündem'de 'Hüseyin Ali' mahlasıyla yazan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu hükümeti sert bir dille uyardı“Hüseyin Ali” mahlasıyla Özgür Gündem’de yazan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu , çözüm süreci konusunda hükümeti sert bir dille eleştirdi. Karasu, “AKP hükümeti tam bir demagoji ve yalan hükümeti haline gelmiştir. Zaten Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bir özel savaş hükümeti olmaya devam edecektir” dedi. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan için “Kendini akıllı sanan psikolojik savaş kafalı” diyen Karasu yazısında, “Yalçın Akdoğan kafasıyla Kürt sorununu çözmek ve bir yerlere varmak mümkün değildir. Hükümet ya aklını başına alacaktır ya da aklı başına getirilecektir” ifadelerini kullandı.Özgür Gündem gazetesinde “Hüseyin Ali” imzasıyla yayımlanan Mustafa Karasu’nun “Hükümet teslimiyet istiyor” başlığıyla yayımlanan (24 Ekim 2014) yazısı şöyle:AKP hükümeti tam bir demagoji ve yalan hükümeti haline gelmiştir. Zaten Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bir özel savaş hükümeti olmaya devam edecektir. Özel savaşta da psikolojik savaş her zaman önde gelen bir unsurdur. Bu da demagoji, yalan ve çarpıtma demektir.Hükümet yetkilileri “Biz Eylül’de HDP ve Kandil’e bir Yol Haritası ilettik” diyor. Bu düpedüz yalandır; toplumu ve kamuoyunu aldatmaktır. Sanki çözüm için bir şeyler yapılıyormuş, ama bunu birileri engelliyormuş gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. AKP hükümeti böylece iki yıldır çatışmasızlık ortamında hiçbir adım atmaması durumunu psikolojik savaşla örtmeye ve farklı bir algı yaratmaya çalışıyor. Ancak Kürt sorunu öyle yalın bir sorundur ki, bu tür yalanlarla gerçeklerin üstü örtülemez.Bu hükümet artık pişkinliğini utanmazlık düzeyine çıkarmıştır. Kendini akıllı sanan psikolojik savaş kafalı Yalçın Akdoğan “Çatışmasızlık o kadar da önemli değildir” diyor. İki yıldır asker ve polis ölmüyor, süreç iyi gidiyor diyenler, şimdi asker ve polisin ölmemesi o kadar da önemli değildir diyebiliyor. Açıkça Kürt sorununun çözülmediği ortamda gelin teslim olun, kendinizi kültürel soykırım canavarının insafına bırakın vaazında bulunuyorlar. Adama, orada dur derler! Sen hangi sorunla ilgili konuştuğunun farkında değilsin derler. Herhalde devlet ve hükümet koltuğuna oturduğunda dünyaya en tepeden bakan ve kendi sözlerini tanrı buyruğu sanan bir ruh hali yaşanmaktadır.2013’te İmralı’da devlet heyetiyle üç aşamalı bir planda anlaşılmıştı. Birinci aşamada çatışmasızlık sağlanacak; esir kaymakam, asker ve polisler bırakılacaktı. Gerilla geri çekilme iradesi gösterecek, peyderpey Türkiye dışına çıkacaktı. Kürt Özgürlük Hareketi tüm bunları yerine getirmiştir. Bu aşamadan sonra Türk devleti Kürt sorununun çözümü için anayasal ve yasal adımlar atacaktı. Üçüncü aşama ise normalleşme dönemiydi; gerillanın tümden legalleşmesiydi. Toplumun öz savunma gücü olarak yeni bir konuma kavuşmasıydı. Böylece Kürt sorunu köklü çözülmüş ve normalleşme sağlanmış olacaktı.Ancak esir kaymakam, asker ve polisler bırakılmasına, çatışmasızlığın sağlanmasına ve gerilla geri çekilme iradesi gösterip güçlerinin yarıya yakınını Türkiye sınırları dışına çıkarmasına ve diğerlerini de çıkarma hazırlığı yapmasına rağmen Türk devleti anayasal ve yasal adım atma iradesi ortaya koymadığı gibi, Bülent Arınç ağzından “Cehenneme kadar yollar var” denilmiştir. Harcanan iki yıl için de sadece çatışmasızlık olsun, iktidarını rahat sürdürsün dışında AKP’nin bir yaklaşımı olmamıştır. Ölümlerin olmadığı çatışmasızlık ortamında yeni seçimler kazanma dışında başka bir şey düşünmemiştir. Dolayısıyla da Kürt sorununu kalıcı çözecek hiçbir adım atmamıştır. Hatta karakol, askeri amaçlı yol ve barajlar yapmakla kültürel soykırımcı politikaları sürdürmüş ve savaşa hazırlanmıştır. Karakol, askeri amaçlı yol ve baraj yapımını protesto edenlere saldırmış ve birçok genci katletmiştir. Hükümet yetkilileri bu gerçek ortadayken hala Kürt Özgürlük Hareketi’ni suçlamayı sürdürmektedirler.Hükümet bilmeli ki, hakları gasp edilen, ulusal varlığı tehlikede olan Kürtlerdir. Türk devleti Kürtlerin varlığını anayasal ve yasal güvenceye almaz, demokratik özerk yaşamını kabul etmez, başta anadilde eğitim olmak üzere Kürt halkının temel hakları konusunda ciddi bir adım atmazsa Kürt sorununun çözümünde bir adım atılmış olmaz ve sorun devam eder. Bu da gerilim ve çatışma etkenlerinin sürmesi anlamına gelir. Hakları gasp edilen, kültürel soykırımcı sömürgeci egemenlik ve baskı altında olan Kürtlerdir. Bu konuda adım atması gereken ise Türk devletidir. Çatışmasızlık dışında şunları da yap demek, teslim olun demektir. Kaldı ki çatışmasızlığın da anlamı kalmadığını, Türk devleti adım atmadığı takdirde yeni bir çatışmasızlığın da beklenmeyeceğini Kürt Özgürlük Hareketi ve sorumluları defalarca dile getirmiştir.Ortada Türk devletinin bir çözüm zihniyeti, iradesi ve Yol Haritası da yoktur. Eylül’de Yol Haritası falan da kimseye verilmemiştir. Kürt Halk Önderi bir Yol Haritası ortaya koymuş, bunu da Türk devleti yerine getirmemiştir. İdris Baluken’in bir sayfasını gösterdiler dedikleri taslak ya da “çiziktirilmiş” sayfada hiçbir şey yoktur. Bu “çiziktirilen” sayfada ‘bizim politikalarımız karşısında hiçbir şey söylemeyin, özel savaşımıza, tasfiye politikamıza sessiz kalın, ondan sonra da gelin teslim olun’ yazıldığı görülmüştür. Buna karşı da Kürt Özgürlük Hareketi’nin “Ciddi olunsun, ciddi adımlar görmeden bizim tutumumuzda bir değişiklik olmayacaktır” dediği bilinmektedir. Zaten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat yazdığı makalede tutumlarını açık ve net ortaya koymuştur. Hiç kimse Kürt Özgürlük Hareketi kendini bizim insafımıza bıraksın, çözümsüz politikalarımıza, özel savaş uygulamalarımıza ve saldırılarımıza sessiz kalsın diyemez. Asayiş sağlansın diyerek kastettikleri ise sessizlik ve teslimiyet dayatmaktır. Bunu da Kürt halkının, Özgürlük Hareketi’nin ve demokrasi güçlerinin kabul etmesi mümkün değildir. Kürt Halk Önderi son görüşmesinde herkes durumun ciddiyetini anlasın ve köklü adımlar atsın çağrısı yapmıştır. Hükümeti bir daha çözüm için adım atması konusunda teşvik etmiştir. Devlet ve hükümetin olumsuz tutumlarına karşı yine sabırlı davranarak eğer ciddi adımlar atılmazsa ortaya çıkacak sonuçları hatırlatmıştır. Hükümet ise hala martaval okumaya devam etmektedir. Yalçın Akdoğan kafasıyla Kürt sorununu çözmek ve bir yerlere varmak mümkün değildir. Hükümet ya aklını başına alacaktır ya da aklı başına getirilecektir.T24