Kökü Olmayan Büyüme, Hafızası Silinmiş Gelecek: Atatürk’ü Yok Sayan İlerleme Modellerinin Epistemolojik Çöküşü
Tarihin büyük kırılma anlarında, toplumlar ya içlerindeki sesi dinleyerek ortak bir bilinç geliştirirler ya da o sesi susturup günübirlik reflekslere teslim olurlar. Türkiye Cumhuriyeti, varoluşunu sadece askeri bir zaferin değil, çok daha önemlisi, zihinsel bir devrimin üzerine inşa etmiştir. Bu devrim; eğitimde, hukukta, toplumsal cinsiyet ilişkilerinde, bilimde ve kültürde derin bir yeniden inşayı beraberinde getirmiştir. Ancak bugün, bu temel harcın yani Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünsel ve ideolojik mirasının sistematik biçimde yok sayıldığı bir dönemin eşiğindeyiz. Peki, soralım: Bir ülke, kendisini var eden fikri yok sayarak, var olmaya devam edebilir mi?Bu sorunun cevabı, yalnızca politik değil, aynı zamanda felsefî, sosyolojik ve epistemolojik boyutlar taşır. Çünkü Atatürk’ü önemsememek; yalnızca bir siyasi pozisyon değil, aynı zamanda bir epistemik kopuş, bir ahlaki geri çekilme ve toplumsal hafıza kaybıdır. Bu hafızasızlıkla sürdürülen her gelişim iddiası, temeli olmayan bir gökdelen gibi, yükseldikçe kendi ağırlığıyla çökme riskini artırır.