Psikiyatrist M. Enes Özel'in 'Normali' Sorguladığı Kitabı Normal'den Anormal Alıntılar
Normal bir kitap nasıl başlar? İşte psikiyatrist M. Enes Özel, 'Normal' kitabına bu cümleyle başlıyor.  İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Özel, daha sonra İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde psikiyatri alanında uzmanlık eğitimini tamamladı. Eğitimi sırasında, 'insan zihninin derinliği ve zenginliğiyle büyülendiğini' söyleyen Özel, bu büyünün etkisiyle sosyoloji, felsefe, antropoloji alanlarındaki okumalara ağırlık verdi. Güncel olarak internette tıbbi mizah içerikli, politik duruşla harmanlanmış video içerikleri üreten Özel'in kitabı 'Normal' Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı.İşte Normal'den oldukça normal alıntılar...
Ela Lee'nin Kimlik, İmtiyaz ve Sessizlik Üzerine Yazdığı Ceyda'dan Ruhunuza Dokunacak Alıntılar
Ela Lee'nin ilk romanı Jaded, Türkçede Ceyda adıyla April Yayıncılık'tan okurla buluşuyor. Çevirisini Mehmet Deniz Öcal'ın yaptığı kitabın kahramanı, Londra'da büyük bir hukuk firmasında çalışan genç avukat Ceyda. Herkes ona Jade diye seslenirken o, Kore ve Türk kökenli göçmen bir ailenin kızı olarak hem iki kültürün hem de zengin ve beyaz sevgilisi Kit'in dünyasının arasında kendine bir yer açmaya çalışıyor. Bir iş gecesinin ardından cinsel saldırıya uğradığını fark etmesiyle birlikte ise ailesi, sevgilisi ve işyeri arasında sıkışıp kalıyor.Roman rıza, kimlik, sınıf ve sessizliğin bedeli gibi konuları işlerken cinsel şiddeti ve sonrasındaki iyileşme sürecini de anlattığı için okuması kolay bir kitap değil. Oxford'da hukuk okuyup avukatlık yapan Ela Lee'nin, hikâyeyi kısmen kendi deneyimlerinden beslediği söyleniyor. Biz de kitabın en çok akılda kalan alıntılarını konularına göre bir araya getirdik.
Ödülü Aldığı Gün Gelen Yapay Zekâ İddiası: Orélien'in Romanı Goncourt Listesinden Çıkarıldı
Haiti asıllı Kanadalı yazar Thélyson Orélien, ilk romanı C'était ça ou mourir ile bu sonbaharın Fransız edebiyat dünyasında en çok konuşulan ismi olmuştu. Kitap yirmiden fazla ülkede yayınevlerine satılmış, Fransa'nın en prestijli ödüllerinin listelerine girmişti. Ancak aldığı bir ödülün hemen ardından sosyal medyada ortaya atılan bir iddia, yazarın hızlı yükselişini bir anda tartışmaya açtı.
Georgi Gospodinov: Bir Baba, Bir Bahçe ve Solan Bir Hayatın Hikayesi
Avrupa edebiyatının en köklü ödüllerinden biri, bu yıl Bulgar yazar Georgi Gospodinov'a verildi. 2026 Jean Monnet Avrupa Edebiyat Ödülü'nü kazandıran eser, yazarın son romanı 'Bahçıvan ve Ölüm' oldu. Kararın, Gospodinov'un yalnızca bu kitabını değil, edebiyata kattığı bütün bir külliyatı onurlandırdığı da özellikle vurgulandı.Ödülün adını taşıdığı Jean Monnet, modern Avrupa'nın kurucu düşünürlerinden biri olarak bilinir. 1995'te kurulan ve bu yıl otuz ikinci kez sahibini bulan ödül, her yıl Fransa'nın Cognac kentinde düzenlenen Avrupa Edebiyatları Festivali kapsamında veriliyor. Ödülün ayırt edici bir kuralı var: Bir önceki yıl Fransızca yazılmış ya da Fransızcaya çevrilmiş eserler arasından, kıtanın herhangi bir ülkesinden bir yazara yöneliyor. Böylece ödül, tek bir ulusal edebiyatı değil, Avrupa'nın ortak edebî hafızasını temsil etme iddiası taşıyor.Ödülün bugüne dek uzanan sahipleri listesi, onun edebiyat dünyasındaki ağırlığını gösteriyor. Aralarında Nobel ödüllü Patrick Modiano, İtalyan edebiyatının usta ismi Antonio Tabucchi ve İngiliz romancı Ian McEwan gibi yazarlar bulunuyor. Gospodinov, bu isimlerin arasına katılan son yazar oldu.
Burcunuza Göre Sizi Yansıtan Kitap Hangisi? 12 Burç, 12 Klasik
Hiç okuduğunuz bir kitapta kendinizi buldunuz mu? Ya da sayfalarda çıktığınız bir yolculuk, hayatınızı etkiledi mi? Yanıtınız 'Evet' ise bir de burcunuza göre sizi yansıtan edebiyat klasiğine göz atın. ABD merkezli psikoloji ve spiritüalite platformu The Minds Journal'ın hazırladığı bir liste, 12 burcu klasik edebiyat eserleriyle eşleştirdi.Kiminde macera, kiminde tutku, kiminde de gizem öne çıkıyor. Peki sizin burcunuz hangi kitaba benziyor?İşte detaylar.Kaynak
Ünlü Türk Yazarın Kitabını Çalıp Dizi Yaptılar: "Ne Demeliyim Şimdi?"
Türk dizileri, birçok farklı ülkede de sevilerek takip ediliyor. Bizler de bazı dizileri özellikle Güney Kore'den kendi kültürümüze uyarlayarak çekiyor ve keyifle izliyoruz. Fakat bu kez, TV dünyasında şaşırtan bir gelişme yaşandı.Ünlü yazarımız Ahmet Ümit, sevilen romanı Sis ve Gece'nin İran'da 'Karga' isimli bir dizi olarak uyarlandığını duyurdu. Fakat bu dizi için Ahmet Ümit'in izni alınmadı.Ümit, sosyal medya hesabından tepkisini paylaştı.
Reklam
Nazım Hikmet: Bir Ülke Onu Sildi. Dünya Ezberledi. Peki Kim Kazandı?
etiket
Bir sabah, Moskova'da yaşlı bir adam gazetesini almak için kapıya yürüdü. Elini uzattı. Ve tam o anda kalbi durdu. Yıl 1963'tü, adam altmış bir yaşındaydı. Ölümünden yalnızca birkaç hafta önce, son şiirlerinden birine 'Cenaze Merasimim' adını vermişti. Yani kendi cenazesini çoktan yazmıştı bile. Şair olmak biraz da bu olsa gerek. İnsanın kendi sonunu bile herkesten önce görmesi.O adam Nâzım Hikmet'ti. Ve o kapıda düşüp ölürken, doğduğu ülkenin vatandaşı bile değildi. Çünkü Türkiye onu yıllar önce silmişti. Resmen, imzayla, mühürle.Oysa o silinen adam, bugün Türkçenin en büyük şairi kabul ediliyor. Birileri onu tarihten kazımaya çalıştı, ama sonuç tam tersi oldu. Nasıl mı, baştan alalım.
Çok Özel Bir Devrim Erbil Kitabının Kıpkırmızı Yüzü
etiket
Göstergebilim ve retorik bir arada…. Özel bir tasarım. Çok özel bir baskı… Felsefe ile sanatın birleşimi yorumlar. Akıcı bir dil. Harika örneklemeler. Güzel bir kitap okuma deneyimini paylaşacağım sizinle. Kitap şu an elimde ve etkilendim. Bir müzikal eserin son notası, dinleyicinin belleğinde en uzun süre kalan notadır çoğu zaman; bir kitabın son cümlesi de benzer bir işleve sahiptir. Bir kitabı nasıl kapattığınız, açtığınız kadar önemlidir. Doğan Kitap etiketiyle yayımlanan, Prof. Dr. Uğur Batı ve Barış Erbil imzalı 'Kıpkırmızı: Bir Devrim'in 100 Yıl Atlası' adlı kitap, mağara resimlerinden Devrim Erbil'in kuşbakışı İstanbul'una uzanan uzun yolculuğunu, 'Sanat, İnsanlığın Aynası' başlıklı güçlü bir kapanışla noktalıyor. Devrim Erbil için hazırlanmış en kapsamlı eser olan bu kitap, bu son sözle, bütün anlattıklarını tek bir büyük soruya bağlıyor: Sanat, sadece estetik mi, yoksa bir isyan mı? Kitabın çok güzel lansmanları olacak, 13 Eylül’de Bodrum’da Milta Marina’da D&R ile, yine 30 Ekim’de esere de büyük katkıları olan, sanat dostu Zorlu PSM’de bir lansman olacak. Devrim Erbil, Barış Erbil ve Uğur Batı’yı da bu lansmanlarda görmek mümkün olacak
Reklam
Okuryazarlığın Yeni Çağı: Bizi Kim Okuyor?
etiket
8 Eylül Dünya Okuryazarlık Günü’ne ithafenİnsanlık tarihine bakıldığında, okuryazarlığın hiçbir dönemde yalnızca harfleri tanımak ve kelimeleri anlamlandırmakla sınırlı bir beceri olarak kalmadığı görülür. Yazının ortaya çıkışıyla birlikte insanın düşüncesini zamana ve mekâna karşı koruyabilmesi, bilginin bireysel hafızanın sınırlarından çıkarak toplumsal hafızaya aktarılabilmesi ve sonraki kuşakların kendilerinden önce üretilmiş bilgiyle ilişki kurabilmesi mümkün hale gelmiş; matbaanın yaygınlaşması, zorunlu eğitimin gelişmesi ve bilgiye erişimin geniş kitlelere ulaşmasıyla birlikte okuryazarlık, bireysel gelişimin yanında toplumsal ilerlemenin de temel göstergelerinden biri olarak kabul edilmiştir.Bugün 8 Eylül Dünya Okuryazarlık Günü’nü konuşurken ise okuryazarlığın tarihsel anlamını hatırlamak kadar, bu kavramın içinde bulunduğumuz dijital çağda hangi yeni anlamları kazandığını tartışmak da gerekiyor.Çünkü insanın bilgiyle kurduğu ilişki son birkaç on yıl içerisinde tarihte daha önce görülmemiş bir hızla değişti. Bilginin üretimi, dolaşımı ve tüketimi artık büyük ölçüde dijital ağlar üzerinden gerçekleşirken, bireyler gün içerisinde farkında olarak ya da olmayarak yüzlerce farklı bilgi parçacığıyla karşılaşıyor; haberler, sosyal medya paylaşımları, kısa videolar, reklamlar, kullanıcı yorumları, arama sonuçları, dijital platform önerileri ve yapay zekâ tarafından üretilen içerikler, bireyin zihinsel dünyasını şekillendiren devasa bir bilgi ekosistemi meydana getiriyor.
Ödüllü Bir Sarsıcı Yapay Zeka Distopyası Olan Annie Bot'tan Ruhunuza Dokunacak Alıntılar
Goodreads Okur Ödülleri en iyi bilim kurgu finalisti, 2025 Arthur C.Clarke Ödülü sahibi, 2026 Prix Libr'a Nous Ödülü sahibi: Annie Bot.2025 ve 2026'nın en çok konuşulan kalemlerinden olan Sierra Greer'ın eseri Annie Bot, yapay zeka çağında erkeklik, kadınlık, beden, özgür irade ve iktidar üzerine kışkırtıcı bir roman olarak karşımıza çıkıyor. 'Meydan okuma' denebilecek bu eserde, Stella'lar yemek yapan, ev temizleyen, çocuk bakan, sevişen, susan, her duruma uyum sağlayan, sahiplerinin ihtiyaçlarına göre şekillenen yapay zeka harikası dişilerdir. Annie Bot da onlardan biridir. Fakat 'gerçek bir kadın gibi' davranması istendikçe 'kusurlar' artmaya başlar.
Agatha Christie: Binlerce Cinayeti Çözdü Ama Tek Bir Gizemi Asla Açıklamadı: Kendisini
etiket
Bir kış sabahı, İngiltere'nin sessiz bir kır yolunda bir araba bulundu. Ön kapısı açıktı, farları hâlâ yanıyordu. İçinde bir kürk manto, bir valiz ve sürücünün ehliyeti duruyordu. Araba, derin bir tebeşir ocağının tam kenarında, sanki son anda durmuş gibiydi.Ama sürücü ortada yoktu.Bu, ucuz bir polisiye romanının ilk sahnesi gibi geliyor, değil mi? Ama değil. Gerçekten oldu. Ve o arabanın sahibi, dünyanın gelmiş geçmiş en çok satan roman yazarıydı.
Reklam
Daron Acemoğlu’nun “Hangi Liberal Demokrasi” Kitabından Bilgelik Pedagojisine 10 Ders
etiket
Daron Acemoğlu’nun yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi, yalnızca liberal demokrasinin neden krize girdiğini tartışmıyor. Daha rahatsız edici bir soruyu önümüze koyuyor: İnsanlar neden bir zamanlar umut bağladıkları kurumlara ve değerlere artık güvenmiyor?Acemoğlu’nun temel tezi açık: Liberal demokrasi; paylaşılan refah, demokratik yönetim ve bilginin özgürce üretilmesi gibi temel vaatlerini yerine getirdiği dönemlerde güçlendi. Ancak ekonomik ve siyasal güç belirli kesimlerde yoğunlaştıkça, eğitimli elitlerle toplumun geri kalanı arasındaki mesafe büyüdükçe ve dijital teknolojiler bu ayrışmayı hızlandırdıkça liberal düzen kendi toplumsal tabanını aşındırdı.Bu tartışmanın eğitimle doğrudan ilişkisi var. Çünkü demokrasi yalnızca anayasalarda, parlamentolarda ve seçim sandıklarında kurulmaz. Demokrasi önce sınıfta deneyimlenir. Çocuğun sözünün ne kadar dinlendiği, farklılıkların nasıl karşılandığı, başarının nasıl tanımlandığı ve bilginin kimin tarafından üretildiği gelecekte nasıl bir toplum kuracağımızın küçük provalarıdır.Hangi Liberal Demokrasi’yi Bilgelik Pedagojisi açısından okuduğumda önümde on temel ders görüyorum.
Victor Hugo: Vatanına Dönemezken, Dünyanın En Büyük Romanını Yazdı
etiket
Bir adam düşünün. Öyle ünlü ki, hayattayken bir sokağa onun adı veriliyor. Öyle sevilen ki, öldüğünde tabutunun ardından iki milyon insan yürüyor. O gün Paris'te yaşayan insan sayısından bile fazla.Ama aynı adam, hayatının en güzel yıllarını vatanından binlerce kilometre uzakta, küçük bir adada, sürgünde geçirdi. En büyük acısını ise bir kafede, gazete okurken yaşadı.
Cem Kozlu'dan Bir İlk Roman: Sandima Tableti - Uygarlığın Köklerine Uzanan Bir Polisiye
etiket
Uygarlığın hikâyesini gerçekten doğru mu biliyoruz? Ya Anadolu’nun kadim halklarından Luvilere ait bir tablet, insanlık tarihine ilişkin yerleşik kabulleri sarsacak bir gerçeği ortaya çıkarabilecekse? Cem Kozlu, ilk polisiye romanı Sandima Tableti’ni tam da bu ihtimalin üzerine kuruyor. Arkeoloji, gazetecilik, uluslararası entrika ve güç mücadelelerini aynı hikâyede buluştururken, polisiye kurgunun ardına daha büyük bir soru yerleştiriyor: Tarihi kim yazıyor, bilgiyi kim kontrol ediyor ve hakikat kimin işine geliyor?Uzun yıllar Türk Hava Yolları'nda üst düzey yöneticilik yapan, ekonomi ve yönetim alanındaki çalışmalarıyla tanınan, pek çok deneme ve düşünce kitapları kaleme alan Kozlu’yla bu kez hayal dünyasına yaptığı yolculuğu konuştuk. Luvilerden Anaksimandros’a, Sandima’nın terk edilmiş Türkmen köyünden günümüzün algı savaşlarına, gerçek hayattan romana taşıdığı karakterlere uzanan sohbetimizde, geçtiğimiz aylarda Remzi Kitabevi’nden çıkan Sandima Tableti’nin arkasındaki hikâyeyi anlamaya çalıştık. Belki de Cem Kozlu’ya kulak verip, uygarlığın köklerini Anadolu’da aramaya başlamalıyız!
Reklam
150 Yıl Önce Ödünç Alınan Kitap Sonunda İade Edildi
Avustralya’da bir halk kütüphanesinden ödünç alınan kitap, 150 yıl sonra ortaya çıktı! Bir evin şöminesinde gizlenmiş halde bulunan kitap, tarihi eser değerinde. Şimdi yeniden kütüphanenin raflarında ama bir daha ödünç verilmeyecek. İşte detaylar! Kaynak
Bronz Süvari'yi Okuma Deneyimi!
etiket
'Kıymet Nedir? 'Bazı kitaplar bir soruyla başlar, bazıları bir tezle. Mahir Ünal'ın Bronz Süvarisi ise tek bir sahneyle açılıyor. Elbistan'da bir höyüğün yanı başında, ikindi vakti bir taşın üzerinde oturan küçük bir çocuk... Uzaktan gelen bir çerçinin heybesinde höyükten çıkarılmış bronz bir süvari vardır. O eser, iki plastik leğen karşılığında alınmıştır. Çerçi, 'Bu insanlar bilmiyorlar, hiçbir şeyden anlamıyorlar' der. Çocuğun annesi ise yaşananı tek cümlede özetler: 'Kıymet bilmemişler.' İşte bu iki kelime, yıllar sonra Mahir Ünal'ın kaleminde yalnızca bir çocukluk hatırasına değil, modern dünyaya yöneltilmiş büyük bir soruya dönüşür: Kıymet nedir? Ve ne, neyle değiştirilebilir?
Reklam
Bronz Süvari'nin Medeniyet Önerisi
etiket
Bir modernlik eleştirisi kitabını bitirdiğinizde genellikle iki duygudan birine kapılırsınız: Ya 'her şey bu kadar karanlıksa çıkış yok' hissiyle bir çaresizliğe, ya da yazarın son sayfada aceleyle sıkıştırdığı iyimser bir formülle yetinmeye. Mahir Ünal'ın Bronz Süvari'si bu iki tuzaktan da kaçınmayı başaran nadir kitaplardan. Kitabın dördüncü, beşinci ve altıncı bölümleri, önceki bölümlerde kurulan yoğun modernlik eleştirisini bir çöküş hikâyesinde bırakmıyor; onu bir medeniyet önerisine, üç kavrama -tevhid, mizan, emanet- bağlıyor.
Oscar Wilde: Londra’nın En Parlak Adamıydı, On Beş Haftada Her Şeyini Kaybetti
etiket
1895'in şubat ayında, Londra'nın en çok konuşulan adamı Oscar Wilde'dı. Yeni oyunu sahnelenmiş, seyirci ayakta alkışlamış, eleştirmenler onu göklere çıkarmıştı. Tiyatro çıkışında insanlar onu görebilmek için birbirini eziyordu. Zekâsıyla, giyimiyle, ağzından çıkan her cümleyle çağının yıldızıydı.Aynı yılın mayıs ayında, aynı adam bir hapishane hücresinde, elleri nasır tutmuş hâlde, eski halatları lif lif ayıklıyordu.Arada sadece on beş hafta vardı.Bu on beş haftada ne mi oldu? İşte bu, edebiyat tarihinin en acı, en gereksiz ve en insani çöküş hikâyelerinden biri.
İlhami Algör Okumak İçin 20 Neden? Bir Masada, Davetsiz Bir Misafirle Tanışmanın Hikayesi
etiket
Bazı yazarlar kitaplığınıza sessizce yerleşir. Sırtları size dönük, adları unutulmaya yüz tutmuş, bir gün elinizin değeceği anı bekleyerek dururlar orada. İlhami Algör öyle biri değildir. O, rafa girmez; kapıyı çalmadan içeri dalar, karşınıza oturur, kadehini ister ve siz daha “buyurun” demeden anlatmaya başlar. Sonra fark edersiniz ki artık bir kitap okumuyorsunuz bir sohbetin ortasına düşmüşsünüz, masanın baş köşesinde o oturuyor, siz de yanına ilişivermişsiniz, kalkmak aklınızdan bile geçmiyor.Ben Algör'le böyle tanıştım. Bir sahafın tozlu rafında, kapağı bile bir vaat gibi duran “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”yla. O günden sonra anladım ki bazı yazarları okumak bir tercih değil, bir teslimiyettir. İşte tam da bu yüzden, sizi de bu teslimiyete davet ediyorum. İlhami Algör'ü neden okumanız gerektiğini yirmi maddede anlatacağım ama söz veriyorum, listenin sonunda siz de kitapçıya koşmak isteyeceksiniz.
Sabahattin Ali: Bir Aşk Romanı Yazdı, Kendi Sonu Bir Cinayet Romanı Oldu
etiket
Türkiye'nin en çok okunan yazarlarından biri, bir gün 'Edirne'ye peynir götürüyorum' dedi ve kamyonuna atlayıp yola çıktı. Bir daha geri dönmedi.O kamyonda peynir yoktu. Onu sınırın öbür tarafına kaçırması gereken adam ise birkaç gün sonra, elinde yazarın eşyalarıyla ortaya çıkacaktı. Yazarın kendisi ise aylarca ortada yoktu. Cesedi, öldürülmesinden yaklaşık iki buçuk ay sonra, bir ormanlık alanda bir çobanın eline geçti. O kadar zaman geçmişti ki kim olduğunu bile zor anladılar.O adam Sabahattin Ali'ydi. Ve bugün 'Kürk Mantolu Madonna'yı bir çırpıda okuyup içi titreyen milyonlarca insan, o kitabı yazan adamın nasıl bir hayat yaşadığını çoğu zaman hiç bilmiyor.
Reklam