150 Yıl Önce Ödünç Alınan Kitap Sonunda İade Edildi
Avustralya’da bir halk kütüphanesinden ödünç alınan kitap, 150 yıl sonra ortaya çıktı! Bir evin şöminesinde gizlenmiş halde bulunan kitap, tarihi eser değerinde. Şimdi yeniden kütüphanenin raflarında ama bir daha ödünç verilmeyecek. İşte detaylar! Kaynak
Bronz Süvari'yi Okuma Deneyimi!
'Kıymet Nedir? 'Bazı kitaplar bir soruyla başlar, bazıları bir tezle. Mahir Ünal'ın Bronz Süvarisi ise tek bir sahneyle açılıyor. Elbistan'da bir höyüğün yanı başında, ikindi vakti bir taşın üzerinde oturan küçük bir çocuk... Uzaktan gelen bir çerçinin heybesinde höyükten çıkarılmış bronz bir süvari vardır. O eser, iki plastik leğen karşılığında alınmıştır. Çerçi, 'Bu insanlar bilmiyorlar, hiçbir şeyden anlamıyorlar' der. Çocuğun annesi ise yaşananı tek cümlede özetler: 'Kıymet bilmemişler.' İşte bu iki kelime, yıllar sonra Mahir Ünal'ın kaleminde yalnızca bir çocukluk hatırasına değil, modern dünyaya yöneltilmiş büyük bir soruya dönüşür: Kıymet nedir? Ve ne, neyle değiştirilebilir?
Bronz Süvari'nin Medeniyet Önerisi
Bir modernlik eleştirisi kitabını bitirdiğinizde genellikle iki duygudan birine kapılırsınız: Ya 'her şey bu kadar karanlıksa çıkış yok' hissiyle bir çaresizliğe, ya da yazarın son sayfada aceleyle sıkıştırdığı iyimser bir formülle yetinmeye. Mahir Ünal'ın Bronz Süvari'si bu iki tuzaktan da kaçınmayı başaran nadir kitaplardan. Kitabın dördüncü, beşinci ve altıncı bölümleri, önceki bölümlerde kurulan yoğun modernlik eleştirisini bir çöküş hikâyesinde bırakmıyor; onu bir medeniyet önerisine, üç kavrama -tevhid, mizan, emanet- bağlıyor.
Oscar Wilde: Londra’nın En Parlak Adamıydı, On Beş Haftada Her Şeyini Kaybetti
1895'in şubat ayında, Londra'nın en çok konuşulan adamı Oscar Wilde'dı. Yeni oyunu sahnelenmiş, seyirci ayakta alkışlamış, eleştirmenler onu göklere çıkarmıştı. Tiyatro çıkışında insanlar onu görebilmek için birbirini eziyordu. Zekâsıyla, giyimiyle, ağzından çıkan her cümleyle çağının yıldızıydı.Aynı yılın mayıs ayında, aynı adam bir hapishane hücresinde, elleri nasır tutmuş hâlde, eski halatları lif lif ayıklıyordu.Arada sadece on beş hafta vardı.Bu on beş haftada ne mi oldu? İşte bu, edebiyat tarihinin en acı, en gereksiz ve en insani çöküş hikâyelerinden biri.
İlhami Algör Okumak İçin 20 Neden? Bir Masada, Davetsiz Bir Misafirle Tanışmanın Hikayesi
Bazı yazarlar kitaplığınıza sessizce yerleşir. Sırtları size dönük, adları unutulmaya yüz tutmuş, bir gün elinizin değeceği anı bekleyerek dururlar orada. İlhami Algör öyle biri değildir. O, rafa girmez; kapıyı çalmadan içeri dalar, karşınıza oturur, kadehini ister ve siz daha “buyurun” demeden anlatmaya başlar. Sonra fark edersiniz ki artık bir kitap okumuyorsunuz bir sohbetin ortasına düşmüşsünüz, masanın baş köşesinde o oturuyor, siz de yanına ilişivermişsiniz, kalkmak aklınızdan bile geçmiyor.Ben Algör'le böyle tanıştım. Bir sahafın tozlu rafında, kapağı bile bir vaat gibi duran “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”yla. O günden sonra anladım ki bazı yazarları okumak bir tercih değil, bir teslimiyettir. İşte tam da bu yüzden, sizi de bu teslimiyete davet ediyorum. İlhami Algör'ü neden okumanız gerektiğini yirmi maddede anlatacağım ama söz veriyorum, listenin sonunda siz de kitapçıya koşmak isteyeceksiniz.
Sabahattin Ali: Bir Aşk Romanı Yazdı, Kendi Sonu Bir Cinayet Romanı Oldu
etiket
Türkiye'nin en çok okunan yazarlarından biri, bir gün 'Edirne'ye peynir götürüyorum' dedi ve kamyonuna atlayıp yola çıktı. Bir daha geri dönmedi.O kamyonda peynir yoktu. Onu sınırın öbür tarafına kaçırması gereken adam ise birkaç gün sonra, elinde yazarın eşyalarıyla ortaya çıkacaktı. Yazarın kendisi ise aylarca ortada yoktu. Cesedi, öldürülmesinden yaklaşık iki buçuk ay sonra, bir ormanlık alanda bir çobanın eline geçti. O kadar zaman geçmişti ki kim olduğunu bile zor anladılar.O adam Sabahattin Ali'ydi. Ve bugün 'Kürk Mantolu Madonna'yı bir çırpıda okuyup içi titreyen milyonlarca insan, o kitabı yazan adamın nasıl bir hayat yaşadığını çoğu zaman hiç bilmiyor.
Reklam
Asuman Kafaoğlu-Büke’nin "Antikçağda Kadın Olmak" Kitabı Raflarda Yerini Aldı
Mitoloji ve kutsal metinlerde yüzyıllardır farklı kalıplarla anlatılan kadın figürleri, Asuman Kafaoğlu-Büke’nin yeni kitabında yeniden ele alınıyor.Kafka Kitap etiketiyle yayımlanan “Antikçağda Kadın Olmak”, Havva’dan Medea’ya, Kassandra’dan Penelope’ye, Helen’den Ariadne’ye kadar pek çok ismi mitoloji, sanat tarihi, felsefe, psikoloji ve edebiyat ekseninde inceliyor.
Tsundoku: Okunmamış Kitapların Sessiz Büyüsü
etiket
Sonra bir anda orta raflardan biri duvara biraz daha gömüldü. Bu haliyle kitaplık; Afrika kırsallarında açlığa terk edilmiş insanlar gibi, karnı sırtına yapışmış bir halde varlığını sürdürmeye çalışıyordu. Böylelerinin vücutları erir ama baş bölgeleri hacim kaybetmez, baktığında kişi sadece dev bir kafa gibi gözükür ya… İşte aynen o şekilde. Zamanla, okumayı ertelediğim her şey, kitaplıkla duvar arasında görünmez bir boşluğa doluyor, üst raflar sanki içeriden biri ittiriyormuş gibi öne doğru eğiliyordu. Kocaman kafası, karnı sırtına yapışmış hilkat garibesi formu ile kitaplığım bana bir şey anlatmaya çalışıyordu, çok belliydi. 
Reklam
Ölmeden Önce Bütün Eserlerinin Yakılmasını İstedi: Kafka’yı Dünyaya Bir İhanet Tanıttı
etiket
Geçtiğimiz yazıda idam mangasının karşısına çıkarılan, kurşuna dizilmesine dakikalar kala affedilen ve ardından dünya edebiyatının en büyük isimlerinden birine dönüşen Dostoyevski’nin hikâyesini konuşmuştuk. Bu seride amacım çok sevdiğimiz yazarların kitaplarını değil, onları o kitapları yazmaya götüren hayatlarını anlatmak. Çünkü bazen bir yazarın yaşadıkları, yazdığı romandan çok daha şaşırtıcı olabiliyor. Serimizin ikinci durağında ise edebiyat tarihinin belki de en büyük ironilerinden biri var. Bugün dünyanın en önemli yazarlarından biri kabul edilen Franz Kafka, aslında okunmak istemiyordu. Hatta ölümünden önce geride bıraktığı her şeyin yok edilmesini istemişti.
Harlan Coben'i Sevmek İçin On Neden
etiket
Gece yarısı saat ikisi. Ekran hâlâ açık. Yanınızdaki fincan soğumuş, perdeler çekilmemiş, sabah alarmı birkaç saat sonra çalacak. Ama bölüm bitmedi; daha doğrusu bölüm bitti, siz bitiremediniz. Harlan Coben böyle bir yazardır: güvende hissetmek için tutunduğumuz her şeyi -evi, aileyi, geçmişi- silah olarak kullanan, banliyönün düzgün çiçek tarhlarının ardına gerilimi öyle ustalıkla gömen biri ki, tehlike geldiğinde en sıradan komşu sokağından çıkar. Romanlarında ev bir sığınak değil, sırrın gizlendiği yerdir; aile bağı bir güç değil, kırılganlığın kaynağıdır; geçmiş ise geride bırakılan bir şey değil, her an geri dönmeye hazır bir hayalettir. Bu ters dünyanın cazibesine kapılmak bu kadar kolay olmasaydı, kitapları İngiliz banliyölerinden Polonya sokaklarına, Fransız taşrasından Katalonya'nın korunaklı mahallelerine kadar bu denli çok ülkede dizi olarak çekilir miydi? Peki bu uyarlamaları izlemek için neden bu kadar güçlü bir sebebimiz var?İşte o on neden:
Nobel Ödüllü Han Kang’ı Gerçekten Tanımak İstiyorsanız Okumanız Gereken Kitap: Işık ve İp
2024 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi olan Han Kang, yazıya, hafızaya, şiddete, doğaya ve insan ruhuna dair düşünceleriyle de çağımızın en önemli yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. Vejetaryen, Çocuk Geliyor ve Veda Etmiyorum gibi eserleriyle milyonlarca okura ulaşan yazarın iç dünyasına açılan en özel kapılardan biri ise hiç kuşkusuz Işık ve İp.Bu kitap,  Han Kang'ın romanlarının arkasındaki felsefi soruların, kişisel yaralarının, umutlarının ve yazma tutkusunun izini süren otobiyografik bir metin. Onu yalnızca bir romancı olarak değil, insanlığın acılarıyla ve güzellikleriyle hesaplaşan bir düşünür olarak tanımak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak eser.İşte Işık ve İp'ten, Han Kang'ın edebiyatını ve dünyaya bakışını anlamaya yardımcı olacak 10 unutulmaz alıntı.
Reklam
Halîlî-i Maraşî'den Cahit Zarifoğlu'na: Beş Yüz Yıllık Kesintisiz Bir Edebi Gelenek
etiket
Sözün Bir Şehirde KöklenmesiKahramanmaraş artık dünya çapında bir edebiyat şehri. Bu çok özel. Kahramanmaraş, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nda Edebiyat Şehri olarak tescillendi. Hatta Türkiye'nin UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'ndaki ilk “Edebiyat Şehri” Kahramanmaraş için 19 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi'nde uluslararası tanıtım programı düzenlenecek. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel'in katılacağı toplantıda edebiyat turizmi, kültür ekonomisi ve uluslararası işbirlikleri ele alınacak. 2025 yılında Kahramanmaraş'ın UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nda Edebiyat Şehri olarak tescillenmesi, bu yazının arka planını oluştururken aynı zamanda onun meşruiyetini de pekiştiriyor. Zira UNESCO'nun bu kararı, Kahramanmaraş'ın edebi geleneğine dışarıdan biçilen bir etiket olmanın ötesinde içeriden fışkıran, asırlık bir birikimin uluslararası arenada teyit edilmesidir. Nitekim şehrin ortak bilincinde de bu duygu yaşamaktadır: 'Biz zaten biliyorduk; artık dünya da biliyor.'Bazı şehirler taşla, bazıları demir-çelikle hatırlanır; Kahramanmaraş ise sözle. Bu topraklar, yüzyıllar boyunca hem kahramanlar hem de şairler yetiştirmiş. Kılıcın yanı sıra kalemin, davulun yanı sıra sazın ve tüfek sesinin yanı sıra gazelin yankılandığı bu kadim coğrafya, Türk edebiyat tarihinin belki de en özgün ve kesintisiz kollarından birini oluşturur. Bir şehrin hafızası, sokaklarında olduğu kadar yetiştirdiği şairlerin, yazarların ve düşünürlerin sözlerinde de yaşar. Kahramanmaraş'ın edebiyat serüveni, dört yüz yılı aşan köklü bir birikimle bugüne ulaşan bir kültür mirası. Bu yazıda, uzun bir geçmişin izini sürerek UNESCO Edebiyat Şehri unvanına uzanan yolculuğun edebiyat tarihinden önemli duraklarını birlikte hatırlayacağız.16. yüzyılda Halvetî bir mürşidin dervişâne nefesleriyle başlayan bu edebi serüven; saz çalarak Çukurova'yı dolaşan bir Türkmen ozanın hece ateşiyle coşmuş, divan şiirinin yüksek aruzunda ustalaşmış bir müderrisle olgunlaşmış, mutasavvıf şairlerin tekkelerinde derinleşmiş ve nihayet 20. yüzyılın ortasında Türk edebiyatının omurgasını oluşturan bir neslin “Yedi Güzel Adam”ın kalemiyle zirveye ulaşmış. Tasavvufun Sesi: 16-19. Yüzyıllar
Sessizce İz Bırakan On Kitap
etiket
Bir kitap listesi hazırlamak, aslında bir dünya kurmaya benzer. Her seçim bir tercih değil, bir inanıştır: şu an neyin okunmaya değer olduğuna dair sessiz ama kararlı bir tutum. Elinizdeki liste de öyle doğdu; bizzat okuduğum, içimde bir şeyleri kıpırdatan ve size de önermeden edemediğim kitaplardan. Yerli ve yabancı, yakın ve uzak, roman ve deneme, psikoloji ve felsefe on farklı kapı on farklı dünyaya açılıyor.Bu sefer liste “klasikler” defterinden değil, şimdiden derlendi. Çoğu zaman içinde ses çıkarmış ya da sessizce ama derinlemesine iz bırakmış eserler bunlar. Han Kang’ın Jeju’nun karı altındaki acısından Frankl’ın toplama kampından çıkardığı anlama kadar, Byung-Chul Han’ın üşüten felsefi metinlerinden Serda Kranda’nın sessiz aşk isyanına kadar liste geniş, ama her başlık kendi içinde mükemmel bir bütün.Sırayla okumak zorunda değilsiniz. Ruh halinize göre bir kapı seçin ve girin. İyi okumalar.
Size 'Bir Kitap Okudum Hayatım Değişti' Dedirtecek 20 Kitap
etiket
Türk Edebiyatının seçkin dergilerinden Notos, bir Fransız Televizyonunda yayınlanan 'La Grande Librairie' isimli edebiyat programının araştırmasını okurlarıyla paylaşmış; binlerce katılımcıya 'hayatlarını değiştiren kitaplar' sorulmuş ve gelen cevaplara göre bir liste oluşturulmuş.Bakalım okurların en çok 'hayatımı değiştirdi' dediği kitaplar hangileri?Sizin de önerileriniz varsa bekliyoruz!
Reklam
Ölüm Emri Okundu, Kurşunu Bekledi, Dünya Edebiyatını Değiştirdi: Dostoyevski’nin İnanılmaz Hayatı
etiket
Kitapları konuşmayı seviyoruz. Hatta bazen o kadar seviyoruz ki onları yazan insanları unutuyoruz. Oysa bazı yazarların hayatı, yazdıkları romanlardan çok daha şaşırtıcı olabiliyor. Hatta bazen bir kitabı gerçekten anlayabilmek için önce onu yazan insanın nasıl bir hayat yaşadığını bilmek gerekiyor. Bu yüzden yeni bir seriye başlamaya karar verdim. Bu seride çok sevdiğimiz yazarların eserlerinden değil, onları o eserleri yazmaya götüren hayatlardan söz edeceğiz. Çünkü bazen asıl hikâye romanın içinde değil, romanı yazan insanın hayatında saklıdır.
Kitap Okur & Yazarlığı Nereye Gidiyor?
etiket
Kendimi bildim bileli kitap okuyan biri oldum. Annem de sağolsun bizi kitaplarla besleyen müthiş bir kadındır. İlkokul kitaplarını saymazsak bana aldığında gözlerimin parladığını hatırladığım ilk kitabım Tahir Alangu’nun Billur Köşk Masalları kitabıydı. İçinde de irili ufaklı illüstrasyonlar vardı hiç aklımdan çıkmayan. Dedemden bize miras kalan Anadolu masallalarının en güzelleri o kitaptaydı. Sonra kendiliğinden şekillendi kitap okuma alışkanlığım. Ömer Seyfettin, Gülten Dayıoğlu, Kemalettin Tuğcu, Vasconlelos ve daha niceleri o küçük dünyamı doldurmaya başladı. Lisede kendimi mitoloji kitaplarının arasında buldum. Okudukça başka bir masal alemi açıldı önümde. Yunan mitolojisiyle başlayıp sonra elime ne geçirdiysem okudum mitolojiye dair. Kitaba para vermek diye bir şey yoktu çünkü kitaplar ucuzdu. Üniversitede o öğrenci harçlıklarımla gider kucak dolusu kitap alırdım. Henüz bitirmediğim kitapların üzerine yenilerini ekler, bundan da büyük haz alırdım. Yıllar sonra bundan en çok taşıma şirketleri nefret edecekti…
Reklam
Nobel Ödüllü Orhan Pamuk’tan Yeni Kitap Müjdesi: Yayın Tarihi Verdi
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, katıldığı bir televizyon programında hem yazı hayatına hem de özel dünyasına dair önemli açıklamalarda bulundu. Dört yıldır sessizliğini koruyan Pamuk, okurlarını heyecanlandıracak bir müjde vererek yeni kitabının Mart 2027’de raflarda olacağını duyurdu. Ünlü yazar, söyleşide geçmişin muhasebesinden aile ilişkilerine, efsaneleşen eseri Masumiyet Müzesi’nin bilinmeyenlerinden dizi uyarlama sürecine kadar pek çok konuda dikkat çekici detaylar paylaştı.Detaylar 👇Kaynak: Aslı Şafak'la İşin Aslı
Toprak Işık'tan İnsana Dair İki Ayna: Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra
Epsilon Yayınevi etiketiyle okurla buluşan Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra, Toprak Işık’ın insanı merkeze alan güçlü anlatı evreninin iki farklı yüzünü ortaya koyuyor. Biri Türkiye’nin farklı kesimlerinden insanların hikâyelerini anlatırken, diğeri yaş alma, değişim ve hayatın ikinci yarısına dair incelikli bir bakış sunuyor.Çağdaş Türk edebiyatının üretken kalemlerinden Toprak Işık, yeni kitapları Sıra Başı ve Bu Yaştan Sonra ile okuru yine insanın en tanıdık, en gerçek ve en kırılgan yanlarıyla buluşturuyor.Yazar, iki kitapta da büyük olayların, sıra dışı kahramanların ya da uzak coğrafyaların peşine düşmek yerine gündelik hayatın içindeki insanı odağına alıyor. Çünkü ona göre hikâye, çoğu zaman yanı başımızda duran insanların hayatlarında saklı.
Okuduğumuz Kitaplar Hakkında Yazmak Neden Bu Kadar Zor Geliyor?
etiket
Çevremdeki hemen herkes kitap okuyan insanlar. Şükür ki sosyal medya takipçilerim de öyle. Bununla beraber uzun zamandır dikkatimi çeken bir şey var: İnsanlar kitap okuyor ama çok azı okuduğu kitap hakkında konuşuyor. Altı çizilmiş cümleler, kıvrılmış sayfalar, kenar boşluklarına düşülmüş notlar; insan bazı kitaplarla gerçekten yaşar. Ama bütün bu yakınlığa rağmen, o kitaplar üzerine dijital dünyada tek bir cümle bile kurmaz bazen. Oysa sevgili dostlar, kitaplara yapacağımız en büyük iyiliklerden biri onlar hakkında konuşmak, onları görünür kılmak ve bir anlamda onların gönüllü iletişimcisi olmak.
Distopya Severlerin Radarına Alması Gereken "Iussum" Raflarda
Edebiyat dünyasında bilim kurgu ve distopya türü altın çağını yaşarken, yerli literatüre sarsıcı ve taptaze bir evren eklendi: Iussum. 2006 doğumlu genç yazar Dide Çalışkan'ın o cesur kalemiyle sınıf savaşlarının, ağır sistem eleştirilerinin ve özgürlük mücadelesinin en sert halini barındıran bu karanlık dünyaya gelin yakından bakalım!
Reklam