Agatha Christie: Binlerce Cinayeti Çözdü Ama Tek Bir Gizemi Asla Açıklamadı: Kendisini
Bir kış sabahı, İngiltere'nin sessiz bir kır yolunda bir araba bulundu. Ön kapısı açıktı, farları hâlâ yanıyordu. İçinde bir kürk manto, bir valiz ve sürücünün ehliyeti duruyordu. Araba, derin bir tebeşir ocağının tam kenarında, sanki son anda durmuş gibiydi.
Ama sürücü ortada yoktu.
Bu, ucuz bir polisiye romanının ilk sahnesi gibi geliyor, değil mi? Ama değil. Gerçekten oldu. Ve o arabanın sahibi, dünyanın gelmiş geçmiş en çok satan roman yazarıydı.
Adı Agatha Christie'ydi.
O sabah, kendi hayatı da tıpkı kitapları gibi çözülmesi gereken bir bilmeceye dönmüştü.
Ama oraya gelmeden önce, sizi biraz şaşırtmam lazım. Çünkü Agatha Christie'yi çoğumuz yanlış tanıyoruz.
Onu gözünüzde nasıl canlandırıyorsunuz? Muhtemelen bir şöminenin başında, elinde çayıyla oturmuş, sakin sakin cinayet kurgulayan yaşlı bir İngiliz kadını. Kibar, sessiz, biraz da sıkıcı. Oysa gerçek Agatha, hayal ettiğinizden çok daha tehlikeli biriydi.
Mesela şunu biliyor muydunuz: Agatha Christie gerçek bir zehir uzmanıydı.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında hastanede önce hemşire olarak çalıştı, sonra eczaneye geçti. Orada ilaçları kendi elleriyle hazırlıyordu. 1917'de eczacılık sınavını geçip resmen diploma aldı. Yani hangi maddenin insanı iyileştirdiğini, hangisinin öldürdüğünü, hangi dozun kalbi durduracağını kitaptan değil, ilk elden biliyordu. Romanlarındaki o meşhur zehirli cinayetler bir hayal ürünü değildi. Yıllar sonra işin ilginç yanı ortaya çıktı: Gerçek zehirlenme vakalarını çözmeye çalışan doktorlar, cevabı bulmak için onun romanlarını okumaya başladı.
Hatta bir keresinde bu bilgisi bir hayat kurtardı. Eczanede çalışırken, bir kimyagerin hesap hatası yaptığını fark etti. Adam bir ilaca gereğinden çok fazla tehlikeli madde koymuştu ve bu, bir hastayı öldürebilirdi. Genç Agatha, o adamın uyarılmaktan hoşlanmayacağını biliyordu. Bu yüzden hiç tartışmadı. Sadece o ölümcül ilaçları usulca yere düşürdü ve kimse görmeden üstlerine basıp ezdi. Kullanılamaz hale getirdi. Kimsenin haberi bile olmadı.
Şimdi o "sıkıcı yaşlı kadın" tablosu biraz değişti, değil mi? Ama daha bitmedi.
Agatha Christie aynı zamanda dünyanın dört bir yanını gezen bir maceracıydı. 1922'de Güney Afrika ve Hawaii kıyılarında sörf yapmayı öğrendi. Hem de nasıl: Sörf tahtasının üstünde ayakta durabilen ilk Batılı kadınlardan biri olarak tarihe geçti. Düşünün, daha o yıllarda, uzun etekli kadınların denize girmeye çekindiği bir çağda, Agatha dalgaların üstünde kayıyordu.
Bununla da kalmadı. Hayatının yirmi yılını çöllerde, arkeolojik kazı alanlarında geçirdi. İkinci kocası ünlü bir arkeologdu ve Agatha yalnızca onu beklemekle yetinmedi. Kazılara bizzat katıldı, topraktan çıkan binlerce yıllık eserleri kendi elleriyle temizledi. Hem de neyle temizlediğini duyunca güleceksiniz: Kendi yüz kremiyle. Orta Doğu'nun çöllerinde, bir yandan antik çömlekleri parlatıp bir yandan kafasında yeni cinayetler kuran bir kadın.
İşte o meşhur 'Doğu Ekspresi'nde Cinayet' romanını da bu yolculuklardan birinde, gerçek bir trende düşündü.
Peki bütün bunları başaran bu olağanüstü kadın, yazmaya nasıl başladı dersiniz? Cevap yine sürpriz. Her şey bir iddia yüzünden oldu. Agatha gençken, bir dedektif hikayesi yazabileceğini söyledi. Ablası Madge ise ona güldü ve 'Sen bunu yazamazsın, senin buna aklın ermez.' dedi. İşte dünyanın en çok satan yazarını yaratan kıvılcım, bir ablanın bu meydan okumasıydı.
Şimdi geri dönelim. O terk edilmiş arabaya, o kayıp kadına.
Yıl 1926'ydı ve o yıl Agatha için tam bir kâbustu. Önce çok sevdiği annesini kaybetti. Daha bu acıyı atlatamadan, kocası Archie bir gün karşısına geçti ve boşanmak istediğini söyledi. Üstelik başka birine, genç bir kadına âşık olmuştu.
3 Aralık gecesi çift şiddetli bir kavga etti. Archie evden çıkıp gitti. Agatha ise uyuyan küçük kızının yanağını öptü, arabasına bindi ve karanlığa doğru sürüp gitti. Geriye sadece o terk edilmiş arabayı bıraktı.
Ve sonra… hiçlik.
Günler geçti ama Agatha Christie'den hiçbir iz yoktu. Ülke çalkalanmaya başladı. Gazeteler her gün manşetten veriyordu. Yüzlerce polis, binlerce gönüllü kırları karış karış aradı. İnsanlar en kötüsünden korkuyordu: Ünlü yazar öldürülmüş müydü? Yoksa o tebeşir ocağının dibinde miydi?
O kadar büyük bir olaydı ki, işin içine bir başka dev isim girdi. Sherlock Holmes'un yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle, Agatha'yı bulmak için harekete geçti. Ama onun yöntemi bir hayli tuhaftı. Mantık ve ipuçları yerine, bir medyuma başvurdu. Agatha'nın bir eldivenini alıp ruhlar âleminden onu bulmaya çalıştı.
Tam on bir gün boyunca, koca ülke tek bir soruyu sordu: Agatha Christie nerede?
Ve sonunda bulundu.
Ülkenin öbür ucundaki bir kaplıca otelinde, keyifle tatil yapıyordu. Sağlığı yerindeydi, hiçbir şeyi yoktu. Ama işte gizemin en ürpertici kısmı da burasıydı. Otele sahte bir isimle kaydolmuştu. Hem de öyle rastgele bir isim değil: Kocasının uğruna kendisini terk ettiği o genç kadının soyadını kullanmıştı.
Yani belki de bilinçli bir mesajdı. Belki bir kaçıştı. Belki de o kadar yıkılmıştı ki gerçekten kim olduğunu unutmuştu. Bulunduğunda hafızasını kaybettiğini söyledi. Kocasını bile tanımadığını iddia etti.
İşte bu noktadan sonrası, tarihin en büyük edebî bilmecelerinden biri olarak kaldı. Çünkü Agatha Christie o on bir gün hakkında ömrü boyunca tek bir kelime bile konuşmadı. Yüzlerce sayfalık otobiyografisini yazdı, hayatını en ince ayrıntısına kadar anlattı, ama o on bir güne gelince sayfayı boş bıraktı. Sanki o günler hiç yaşanmamış gibi.
Gerçekten hafızasını mı kaybetmişti? Yoksa kocasından intikam mı alıyordu? Belki de sadece, herkesin onu aradığı bir dünyadan birkaç günlüğüne kaybolmak istemişti. Kimse bilmiyor. Ve artık kimse bilemeyecek.
Agatha Christie hayatının geri kalanında yüzden fazla kitap yazdı, iki milyara yakın satışa ulaştı, dünyanın en çok çevrilen yazarı oldu. Kitaplarında binlerce cinayeti çözdü. Her düğümü çözdü, her katili yakaladı, her sırrı aydınlattı.
Ama geriye bıraktığı en büyük gizemi asla çözmedi.
Çünkü o gizem, bir romanın sayfalarında değildi. Kendi hayatındaydı.
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

