İlhami Algör Okumak İçin 20 Neden? Bir Masada, Davetsiz Bir Misafirle Tanışmanın Hikayesi
Bazı yazarlar kitaplığınıza sessizce yerleşir. Sırtları size dönük, adları unutulmaya yüz tutmuş, bir gün elinizin değeceği anı bekleyerek dururlar orada. İlhami Algör öyle biri değildir. O, rafa girmez; kapıyı çalmadan içeri dalar, karşınıza oturur, kadehini ister ve siz daha “buyurun” demeden anlatmaya başlar. Sonra fark edersiniz ki artık bir kitap okumuyorsunuz bir sohbetin ortasına düşmüşsünüz, masanın baş köşesinde o oturuyor, siz de yanına ilişivermişsiniz, kalkmak aklınızdan bile geçmiyor.
Ben Algör'le böyle tanıştım. Bir sahafın tozlu rafında, kapağı bile bir vaat gibi duran “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”yla. O günden sonra anladım ki bazı yazarları okumak bir tercih değil, bir teslimiyettir. İşte tam da bu yüzden, sizi de bu teslimiyete davet ediyorum. İlhami Algör'ü neden okumanız gerektiğini yirmi maddede anlatacağım ama söz veriyorum, listenin sonunda siz de kitapçıya koşmak isteyeceksiniz.
Neden İlhami Algör Okumalısınız?
1. Çünkü onda hikâye değil, dilin kendisi olay örgüsüdür.
Algör'de anlatılan şey çoğu zaman ikinci plandadır; asıl olan, o şeyin nasıl söylendiğidir. Cümleleri bir yere varmak için değil, yolun tadını çıkarmak için kurulmuş gibidir.
2. “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” yüzünden.
Sinemaya bile uyarlanan bu roman, aşkı büyük laflarla değil, çırılçıplak bırakılmış bir tutkunun ayrıntılarıyla anlatır. Kısacık ama iz bırakan bir kitaptır.
3. “Albayım Beni Nezahat ile Evlendir” başlığı tek başına bir edebiyat dersidir.
Bir cümlelik başlıkla bütün bir dünyayı, bir talebi, bir çaresizliği ve bir mizahı aynı anda taşıyabilmek bunu herkes beceremez.
4. Sizi masaya oturtan, konuşma diline yakın üslubu için.
Onu okurken sanki bitmemiş, uzayıp giden bir mevzuya dahil oluyormuşsunuz hissi kaplar içinizi. Sayfa çevirmiyor, sohbete devam ediyorsunuz.
5. “Kalfa ile Kıralıça” ile eskiyle yeninin çatıştığı yerde durduğu için.
Eski zamanın efendi-çırak ilişkisiyle, bugünün eşitlik arayan aşklarını aynı hikâyede buluşturması, ustalık ister.
6. Kadın-erkek ilişkilerini eskinin ritmiyle, bugünün diliyle yazması için. Modern insanın çelişkilerini, geleneğin sesiyle anlatabilen az yazar vardır. O, ikisi arasında rahatça gezinir.
7. “İkircikli Biricik” kararsızlığın edebiyata dönüştüğü nadir örneklerden biri.
Herkesin kaçtığı o “ne yapacağını bilememe” hâlini, Algör bir erdem gibi sayfalara yayar.
8. Reklamcılık ve yönetmenlik geçmişinin cümlelerine kattığı ritim için. Kariyeri boyunca televizyonculuk ve yönetmenlik de yapan Algör'ün cümlelerinde bir kurgu ustasının kesme-bağlama hissi vardır; sahne sahne okursunuz onu.
9. “Çanakkale Yalı Hanı ve Han Sakinleri” bir hanın penceresinden koca bir toplumu anlattığı için.
Tek bir mekân, tek bir çatı altında toplanan hayatlar üzerinden bütün bir döneme bakabilmek bu, sabır ve gözlem ister.
10. “Karabakal Ötüyor” bir çığlığın da edebiyat olabileceğini hatırlattığı için.
Bazı kitaplar fısıldar, bazıları bağırır. Bu kitap, bağırmayı da bir üslup meselesine dönüştürür.
11. Mizahı, ağırlığı hafifletmek için değil, ağırlığı daha çok hissettirmek için kullanması yüzünden.
Güldürür, sonra o gülüşün içinde bıraktığı sızıyı fark edersiniz.
12. “Jül Vern Seyahat Acentesi” ismiyle bile bir dünya vaat ettiği için.
Hayal ile gerçek arasında kurduğu o acente, aslında okurun kendisine açılan bir kapıdır.
13. “Ma Sekerdo Kardaş?” ve “Netmişiz Kardaş” gibi başlıklarındaki sokağın, halkın sesini taşıdığı için.
Argoyu, günlük konuşmayı küçümsemeden, tam tersine bir zenginlik olarak kullanır.
14. “Hisli Kirpi” — kırılganlığın kendini nasıl dikenle sakladığını anlattığı için.
Herkesin bir savunma mekanizması vardır; Algör bunu bir hayvan metaforuyla değil, bir insanlık haliyle anlatır.
15. “Aziz İnsanlık” ile kalabalığa hem ironik hem şefkatli bakabildiği için. İnsanlığı ne yüceltir ne aşağılar; olduğu gibi, kusurlarıyla sever.
16. Can Dündar ile yaptığı belgesel çalışmasının, kurmacasına kattığı gerçeklik hissi için.
Onun romanlarında bile bir belgeselcinin gözlem inceliği sezersiniz; hayal kurar ama yalan söylemez.
17. Kahramanları hiç kahraman olmadığı için.
Onun karakterleri bizden biridir kusurlu, tereddütlü, bazen gülünç. Tam da bu yüzden inandırıcıdırlar.
18. Aşkı büyük sözlerle değil, küçük ayrıntılarla anlatması için.
Bir bakış, bir sofra, bir sokak arası — büyük duygular onda hep küçük şeylerin içinden sızar.
19. Kitaplarının tasarımının bile bir dünya vaat etmesi için.
Elinize aldığınızda daha ilk sayfayı açmadan bir atmosfere girersiniz; bu, her yazara nasip olmaz.
20. Bir kez başladığınızda bırakamayacağınız için.
Onun anlattığı mevzu bitmez; siz bitirseniz bile, o mevzu sizi bir süre daha masada tutar.
Şimdi Ne Yapmalısınız?
Bir yazarı “okumalısınız” demek kolaydır; ama bazı yazarlar var ki, onları okumamak bir eksiklik değil, bir kayıptır. İlhami Algör, rafınızda durup sizi bekleyecek biri değil ya şimdi kapıyı ona açarsınız ya da o mevzu, o masa, o sohbet sizsiz devam eder.
Ben o sahafın tozlu rafındaki kitabı elime aldığım günden beri, hangi kitapçıya girsem önce onun adını arıyorum. Bu yirmi madde, aslında size bir liste değil, bir itiraf sundu: bir yazarın sizi nasıl esir aldığının hikâyesini. Şimdi sıra sizde. Bir kitabıyla başlayın, olmadı külliyatın tamamını alın ama bir kere o masaya oturduğunuzda, kalkmak istemeyeceğinizi şimdiden söyleyeyim.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

