Türkiye'nin İlk Trans Oyuncusu Ayta Sözeri, Ünlü Olma Yolunda Yaşadığı Zorlukları ve Güzellikleri Armağan Çağlayan'a Anlattı

-
Abone ol

Babasının kendisini evden kovmasını ve üç aylık kirasını yatıramadıktan sonra yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarımı tutamadım...

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=qJeGtmpq...

Türkiye'nin ilk trans oyuncusu ve insan hakları aktivisti olan Ayta Sözeri'yi artık hepimiz tanıyoruz, çok da seviyoruz!

Ortaokul yıllarında bir erkekten hoşlandığını fark ettikten sonra mücadelesine başlayan ve bu taşlarla dolu yolda kendini yeniden var ederek Türkiye'nin en iyilerinden biri olmayı başaran Ayta Sözeri, babası tarafından evden kovulduktan ve Sezen Aksu'yla yolu kesiştikten sonra değişen hayatını anlatmıştı.

Biz de burada o taşlarla dolu yoldan ve Ayta Sözeri'nin hayatından bahsetmiştik: 👇

Türkiye’nin İlk Trans Oyuncusu Ayta Sözeri’nin Zennelikten Oyunculuğa ve Sahnelere Uzanan Mücadele Dolu Hayatı - onedio.com
Türkiye’nin İlk Trans Oyuncusu Ayta Sözeri’nin Zennelikten Oyunculuğa ve Sahnelere Uzanan Mücadele Dolu Hayatı - onedio.com

Ayta Sözeri, ortaokulda kendini keşfetme serüveninden bugüne Türkiye'nin en iyi sahne sanatçılarından ve oyuncularından biri haline geldi ama nasıl?

Armağan Çağlayan'ın YouTube'daki Gör Beni programına konuk olan ve hem ailesi hem de kendisiyle ilgili sorulara samimi cevaplar veren Ayta Sözeri ünlü olma sürecini, pişmanlıklarını ve günlük yaşamını anlattı. Biz de sizler için bu röportajın bir kısmını derledik.

"Ünlü olduğun için pişman oldun mu?"

Ayta Sözeri, Armağan Çağlayan'ın sorusu üzerine ünlü olduğu için pişman olmadığını ama yeni tattığı bu duygunun kendisini çok iyi hissettirdiğini şu sözlerle anlattı:

"Hiç pişman olmadım ama bu şu an daha çok yeni ki… On yıl geçseydi, on yıl boyunca ünlü olsaydım da sorsaydın keşke. Belki ileride pişmanlıklarım olabilir. Ama şu ana kadar, tamamen bu kadar tanınmışlığıma gelene kadar, üç yıldır hiç pişman olmadım."

"İyi ki ünlü olmuşum dediğin bir an var mı?"

Daha küçük kitlelerden daha büyük kitlelere geçmenin ve derdini daha fazla insana anlatmanın güzel taraflarını şöyle özetledi Ayta Sözeri:

"Konserlerde bazen aktivizm yaparken daha küçük kitlelere bir şey anlatmaya çalışıyordum ve on beş yirmi kişiye anlattığım zaman mutlu oluyordum anladıklarında. Şimdiyse binlerce kişi geliyor konserime ve bir cümle kurabiliyorsun ve bazen isanların hayatları değişebiliyor ya da anlatmak istediğin bir cümleyi binlerce kişiye anlatabiliyorsun. O yüzden iyi ki ünlü olmuşum da karşılarında bu cümleleri kurma şansım varmış diyorum."

"Hayatında çok şeyi değiştirdi mi ünlü olmak?"

Ayta Sözeri, ünlü olmanın hayatında yarattığı değişiklikleri anlatırken bir yandan da bu yolda ilerlemek isteyenlere öğütler verdi: 

"Bazı şeyler değişiyor, ister istemez değişiyor. Daha fazla insanla çalışmak zorunda kalıyorsun. Daha fazla insanla çalışınca, daha fazla insanın ekmek parasından sorumluymuşsun gibi hissediyorsun. Benim gibi bu konularda empatin çok yüksekse, onlar için daha çok çalışmaya çalışıyorsun ve hayatın değişiyor. Mesela sosyal hayatım azaldı, daha az kitap okur oldum. Elimden geldiğince okumaya çalışıyorum ama mesela üç günde kitap bitiriyorsam eskiden, şimdi iki haftada bir kitap bitirebiliyorum. Bunun gibi değişiklikler oldu. Bazen üzülüyorum bu değişikliklere, yani diyorum ki daha çok kitap okuyabilseydim çünkü herkes yazmaya devam ediyor ve herkesin anlatacak bir şeyleri var… En büyük ve beni en çok kıran değişiklikler bunlar. Başka türlü bir değişiklik yok. 

Ha bir de etrafımdaki insanlara 'Eskiden de böyle miydi?' diyorlar. Ünlü olduktan sonra birinin değişmesi gerekiyor herhalde ya da insanlar değişiyor. Bana sorduklarında 'Ben eskiden de böyleydim' diyordum. Ama 'Bak, başkaları değişmiş' diyorlar. O zaman bence onlar da eskiden öyleydi ve değişmediler, öyle devam ediyorlar. "

"Zor bir yol muydu?"

Ünlü olma yolunda çok zorluk yaşadığını ama önemli olanın hayallerini gerçekleştirmek olduğunu anlatırken, Armağan Çağlayan'ı da tatlı tatlı övdü: 

"Zordu. Tamamen ünlü olmak için hayatını adapte edersen bu çok zor. Düşünsenize, her gün uyandığınızda ünlü değilsiniz. Ben sadece kendi adıma, tırnak içerisinde söylüyorum, 'Ben şarkıcı olmak istiyorum' deyip şarkıcı olabilmek için mücadele ettim. Yani çok ünlü olmak önemli değildi. Şu anda önemi çok büyük ama o zamanlar 'Ünlü olayım, aman herkes beni tanısın, şöhret olayım, fotoğraflarım çekilsin, magazinlere çıkayım" böyle şeyler derdim değildi. Ama şu vardı mesela: Armağan Çağlayan’ın dikkatini çekmek isterdim. Beni dinlesin isterdim. Yani sahnede söylediklerimi dinlesin, benimle sohbet etsin isterdim. Bunları farkındaysan zaten ünlü olmadan önce de yaşadım. O yüzden ünlü olmak çok önemli gibi değil ama güzel bir şey…"

"Bu yolda çok kritik olan üç nokta neydi?"

"Bir kere ne yapmak istiyorsan onu yapabileceğine inanıp hayatın boyunca onun için mücadele etmen gerekiyor. Bu en kritik nokta. Bunun için illa konservatuvara, bir yere gitmeye gerek yok. Alaylı olarak da eğitim alınabilir. Dünya kadar konservatuvardan mezun olmuş ama etrafta bir şeyler öğretebileceği insanlar arayan insanlar var. Onların yanında her şeyi öğrenebilirsiniz. 

Böyle bir yol seçtiğiniz zaman çok aç kalacaksınız, çok parasız kalacaksınız. O yüzden gerçekten size inanıp, sizi bu yola hazırlayıp destekleyecek yol arkadaşlarına ihtiyacınız var. O yol arkadaşlarınızı bulduğunuz zaman, umutsuzluğa da kapılsanız da o arkadaşlarınız sizi motive edip 'Hayır, sen olacaksın" deyip tekrardan güçlendirmesi gerekiyor. 

Ve şans. İstediğin kadar yetenekli ol, inanılmaz derecede şarkı söyle, hatta ozan ol şarkı söylerken, çok iyi bir oyuncu ol, bir küçük şans… Bir küçük şansa ihtiyacın var, birinin sana inanmasına…"

Kim o sizin için?

Sezen Aksu'nun ona inanmasının ve şans vermesinin ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu da şu sözlerle anlattı Ayta Sözeri:

"Benim için Sezen Aksu. O inanacağın insanlara sürekli enerji göndermen gerekiyor; yani demen gerekiyor ki: 'Bu YouTube programına çıkmam gerekiyor, Armağan Çağlayan beni duysun. Ben bir gün Armağan Çağlayan'a çıkacağım.' Hâlâ hayatımda öyle… Mesela 'Göreceksiniz bak, ben bu programda jüri üyesi olacağım" ve birden orada jüri üyesi oluyorum. İnanmak ve onu çağırmak… Demin sen bana dedin ya dilek tut diye, öyle işte…"

"Bu yolda başarılı olanlara çelme takılır, hiç kimse kendisine rakip yaratılmasını istemez çünkü… Oldu mu böyle şeyler?"

"Olmuştur da benim haberim yoktur belki. Bana baktığında sanki gözümde bir hüzün varmış gibi ya, belki bana anlatıp kırmak istemezler. 'Seni şuraya çıkarmak istemiyorlar, senin önüne engel koydular' gibi şeyler olmadı. Bunlar olsaydı, bilseydim, bilerek bunun mücadelesini vermek çok zor olurdu. Ama tabii ki böyle şeyler oluyor. Bence onlar da haklı, değiller mi? Düşünsenize, yıllarca emek verdiğiniz bir yere yeni biri geliyor ve birden ilgi ona dönüyor. Ama bence bu konuda çok yapabilecekleri bir şey yok, çünkü ben hep diyorum: 'Kim ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kim ne yapmak isterse istesin, eğer tertemiz ve güçlü bir su akıntısıysan, önüne taşlardan set örmeye çalıştıklarında o su mutlaka bir yerden sızıntı bulup akacak, aşındıracak ve o seti yıkacaktır. Ya bugün, ya yarın, ya öbür gün."

"Hiç dönüp 'İyi ki yirmi yaşında olmamış' diyor musun?"

Armağan Çağlayan'ın "Ya şans yoksa?" sorusuna "Benimki kırk yaşında oldu, yirmi yaşında da olabilirdi" diye cevap veren Ayta Sözeri, neden o çağlarda olmasını istemediğini de anlattı:

"Mesela konsere çıkıyorum, şarkıları söyledikten sonra teşekkür ederken kurduğum cümleleri düşünüp 'Ben bu cümleleri yirmi yaşında kuramazdım. Teşekkür etmeyi öğrendiğim vakit ünlü olduğum için çok teşekkür ederim rabbim' diyorum."

"Bir de gençken ünün altında ezilmek daha mümkün bir şey… Belli bir olgunluğa erişince o ünün altında ezilmiyorsun."

"Ezilebilirdim ya… Doğru söylüyorsun. Bir hazırlık aşaması var, olduğun anda herkesin karşısına çıkıyorsun ya, bu her şey için geçerli. Mesela bir geceye davetlisin, gideceksin, güzel bir gece, bir filmin galası ve bu galaya hazırlanıp gidiyorsun. Saçını yaptırıyorsun, makyajını yaptırıyorsun, makyajının yarısını yaptırıp gitmiyorsun ki… Tamamlayıp gidiyorsun. Bu da böyle bir şey. Tamamlanınca insanlar seni tanımaya başlıyorlar."

"O zaman şanslısın, daha emin adımlarla yürüyorsun…"

"Bunu yönetebilmek, elde ettiğin şeyi yönetebilmek… Çünkü bir marka doğuyor ve o markayı nasıl yönetebileceğine bakıyorsun. Yani ne yapmalısın, nerede durmalısın, halk senden ne istiyor ve ne kadarını verebilirsin, bu kadarını verdikten sonra onlara yetecek mi… Bir şeyleri oturup düşünmen gerekiyor. Ben de şeyi düşünüyordum, ünlü olunca konserlere çıkarsın, şarkını söylersin, paranı kazanırsın, sonra gider yatarsın, üç gün sonra başka konsere çıkarsın ama maalesef öyle değilmiş. Ünlü olmaya çabaladığından daha fazla orada kalmaya çabalıyorsun."

"Sana insanların bakışı değişti mi? Yani artık daha güçlü müsün? Öyle mi hissediyorsun?"

www.qualitydergisi.com

Bir mağazada cinsiyet kimliğiyle ilgili uğradığı ayrımcılığı da açıkça anlatan Ayta Sözeri, ne kadar nahif olduğunu da şu sözlerle kanıtladı:

"Aslında bazen ayrımcılığa uğramadığımı düşünüyorum, mutlu oluyorum ama sonra birden gerçek dünya karşına çıkıveriyor. İsmini vermeyeceğim, geçen bir mağazaya gittik ve orada cinsiyet kimliğimle ilgili bir ayrımcılığa uğradım. Ayta Sözeri olduğum halde. O yüzden herhangi bir arkadaşımın ya da kız kardeşimin yaşadığı her şeyi yaşayabiliyorum. Aynı ayrımcılık devam edebiliyor. Çünkü bu bir hastalık. Yani transfobi, homofobi bunlar hastalık ve tedavi edilmesi gerekiyor. Kendini tedavi ettirmezsen, istediğin kadar ünlü ol, Madonna’ya kadar bile ayrımcılık yaşayabilirsin. Şöhretim bir sınır değil ayrımcılığa uğramamak için."

"Geçen programda seni seyrederken ablanın görme engelli olduğunu anlattın ama sonra 'Görüşmüyoruz, isterse görüşürüm' dedin..."

"Hayatınızın belirli anlarında bazı şeyleri siz belirleyemiyorsunuz. Ailem beni ilk evden kovduğu vakit, ben onlara çok hak verdim. Ne yapabilirlerdi ki? O zaman da hak verdim. İlk kovulduğum gün çıkıp 'Ben de sizin evladınızım, benden nasıl vazgeçersiniz?' demedim. Çok mantıklıydı, ne yapacaktı? Belirli bir süre uzak kaldıktan sonra tekrar annenle, babanla, kız kardeşinle görüşmeye başlıyorsun ama diğer yakındakilerle görüşmeni istemiyorlar. Ne olacağını bilmedikleri için. Aslında seni koruma altına aldıklarını zannediyorlar ama seni diğer sevdiklerinden uzaklaştırdıklarını anlamıyorlar. Buna da saygı gösteriyorsun. Ben saygı gösterdim. Kim görüşmek isterse görüştüm zaten. Ama Kader ablam programı izlemiş, kız kardeşim ağladığımı söyleyince 'Niye ağlıyor ki? Ben her zaman buradayım, onun ablasıyım, bir telefon kadar yakınım ona' demiş. 'Arasın' demiş. Şimdi görüşüyoruz, konuşuyoruz, bir araya da geleceğiz inşallah. Ayrıca da ilk açıldığım insan."

"Ama bu ünün gücü bence..."

"Ben ünlü olmasam da ablam görüşürdü benimle. Kız kardeşim bana 'Kader ablamın numarasını vereyim, görüşün' veya ablama 'Ben arayayım, görüşmek ister misin?' dese bence ablam görüşürdü. Ünle alakası yok bunun ama tabii ki televizyonda o programı izliyor olması da bir şans."

"Bu uzun yolda, ünlü olma yolunda, tamam artık olmayacağına inandım, vazgeçiyorum dediğin bir an var mı?"

Ayta Sözeri, üç ay boyunca kirasını ödeyemedikten sonra ev sahibiyle yaşadıklarını da tatlı tatlı anlatırken yaşadıkları zorluklar da gözlerine yansıdı:"Bir an mı? Üç dört kere vazgeçtim. Ne yapacağımı bilmeden… Hatta birinde üç aylık kiramı ödeyememiştim. Bir hacı amcaydı ev sahibim. Çağırdım, 'Ben bunu ödeyemiyorum, çalışamıyorum da, evi boşaltacağım' dedim. 'Ne yapayım kızım, helal olsun' dedi. Ben evi boşalttım. Arkadaşlarımın yanına döndüm Ankara’ya. O zaman oturup dedim ki: 'Ben yapamayacağım galiba...' Elimden geleni yaptım, olmuyor. Yaş da kaç oldu bak, otuz dokuz oldum… 'Hayır, yapacaksın' dediler. İşte anlattığım yol arkadaşları onlardı. 'Çünkü biz bugüne kadar senin inandığın şekilde aktivizm yapmanın ne kadar değerli olduğunu gördük ve sen bizim için çok önemlisin. Madem diyorlar ki normal işlerde de çalışabilirsiniz, sen bunun öncüsü olacaksın ve yapacaksın. Bu yükü bir kere omzuna aldın ve gerçekleştirmek zorundasın.' Birkaç gün motive ettikten sonra tekrar istanbul’a gönderdiler."

Biz Ayta Sözeri'ye her zamanki gibi ba-yıl-dık! Videonun tamamı için: 👇

Armağan Çağlayan'a da bu tatlı ve içten röportajı için çok teşekkür ederiz, gözlerinin içi nasıl da parlıyor ikisinin... 😍

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
suzin

Kendisi Türkiye'nin ilk trans oyuncusu değil, ilk trans dizi oyuncusu. Kendisinden önce filmlerde veya tiyatrolarda oynayan trans oyuncular mevcut.

dilara.eser

Beden ve ruh arasındaki uçurum en fenası herhalde. Bedenlerini ruhlarına göre bir değişime sokmalarını çok normal ve insani buluyorum. Bu insanlara iş vermezsek, fırsat yaratmazsak ve onları her zaman "seks işçiliği"ne zorlarsak, ki ne kadar aşağılık bir tabir, onları hiçbir zaman iyi yerlerde görmek istemezsek, bizim insan yanımız neremiz olacak? Bu insanlara istihdam sağlayın, bu insanların hikayelerini dinleyin, yaptıklarını takdir edin. "Totoş, ibne, top, dönme" demek yerine, "insan" demeyi deneyin. Bakın o zaman toplum olarak yaralanan yerlerimiz nasıl iyileşiyor.

bbbbb

Empati kurunca ne kadar zor onların yaşadıkları. İstediğin bedende yaşamak istersen bunun çok ağır bedelleri oluyor. Ailen reddediyor, hor görülüyorsun, dayak yiyebiliyorsun hatta öldürülebiliyorsun, travesti olmak değil herkes gibi normal bir iş yapmak istesen izin vermiyorlar, travesti olunca da ''eee yapmasaydı, bunlar da hep böyle işlerde çalışıyor'' diye yine sen suçlanıyorsun.

kadir-aksahin1

İnsan tektir ve yaratılmışların en yücesidir. Özüne baktığın zaman kadını-erkeği yoktur. Ne düşündüğündür önemli olan. Umarım cinsiyetçiliği, ırkçılığı, mezhepçiliği ve daha insanı ayıran, ayrıştıran ne varsa bir şişeye koyup, ağzını kapatıp, okyanusa atarız da, İNSAN olduğumuzun farkına varırız. Nasıl ki, hayvan haklarını koruyanlar, 'HAYVAN' olmuyor ise; LGBTİ haklarını koruyanlar da 'EŞCİNSEL' olmuyor

sefa-doner

Tamam herkesin kararlarına saygı duyuyorum ama Türkiye'nin en iyi sahne sanatçısı ve oyuncusu demek iddiali değil mi ? Ne kadar piyasadaki şarkıcıları oyuncuları sevmesem de yine de daha da yetenekli oyuncu ve şarkıcılar var

Görüş Bildir