FOMO Out, JOMO in
Günün sonu. Dünyanın gürültüsü nihayet susmuş, omuzlarınızdaki o görünmez yüklerle baş başa kalmışsınız. Dinlenmek için elinize telefonu aldığınız o ilk anda, ekranın mavi ışığıyla birlikte zihninize amansız bir veri seli akmaya başlıyor. Başkalarının tırmandığı kariyer basamakları, yakalanması gereken yeni trendler, dünyanın öbür ucundaki krizler ve 'hemen şimdi' alınmazsa tükenecek olan o fırsatlar... Ve göğüs kafenize usulca o tanıdık, soğuk ağırlık çöküyor: 'Bir şeyleri kaçırıyorum. Hayata geç kalıyorum.”Adına FOMO (Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu) dediğimiz bu kriz, artık sadece o popüler etkinliğe gidememekten çok daha derin bir yara. Bu, hayatın hızına, çağın beklentilerine ve en çok da kendimize geç kalma paniği. Görünürde sadece olduğumuz yerde dururken, içten içe bizi un ufak eden bu tükenmişlik (burnout) hissinin köklerinde ise kendi biyolojimizle verdiğimiz amansız bir savaş yatıyor.