Magazin Hafızamızı Yokluyoruz: Olay Yaratan Skandalların Üzerinden Kaç Yıl Geçti?
Magazin dünyasında bazı olaylar var ki aradan yıllar geçse de hafızalardan silinmiyor. Bir dönem günlerce, hatta haftalarca konuştuğumuz; ana haberlerden sabah programlarına kadar her yerde karşımıza çıkan o anları bugün bile dün gibi hatırlıyoruz. Fakat işin içine tarihler girince insanın zaman algısı biraz bozuluyor! Hande Ataizi ve Sevda Demirel'in hafızalara kazınan kavgasından Kaya Çilingiroğlu'nun meşhur 'Feraye' gafına, yıllar boyunca dilden dile dolaşan pek çok magazin olayı aslında sandığımızdan çok daha eski.
Şimdi hafızamızı biraz yoklayıp 'Biz gerçekten bunları yaşamışız!' derken bir yandan da üzerlerinden kaç yıl geçtiğine şaşırmaya hazır olun. Bakalım bir dönemin gündemini kasıp kavuran bu unutulmaz magazin olaylarının üzerinden kaç yıl geçmiş?
1. Türk magazin ve müzik tarihinin hafızalardan silinmeyen gecelerinden biri, 1999 yılında düzenlenen Magazin Gazetecileri Derneği Ödül Töreni'nde yaşanmıştı.
Ahmet Kaya, ödülünü almak için çıktığı sahnede hazırladığı yeni albümünde Kürtçe bir şarkıya yer vereceğini ve bu şarkıya klip çekeceğini açıkladı.
Kaya'nın bu sözleri salonda büyük bir tepkiye neden oldu. Gecede bulunan bazı davetliler tarafından protesto edilen sanatçıya masalardaki çatal ve bıçaklar fırlatıldı. Ardından sahnede 10. Yıl Marşı ve 'Bir Başkadır Benim Memleketim' seslendirilirken Kaya'ya yönelik protestolar devam etti. Olayların giderek büyümesi üzerine Ahmet Kaya görevliler eşliğinde salondan çıkarıldı.
O gece yaptığı ve yıllar sonra bile konuşulmaya devam eden açıklamasında ise şu ifadeleri kullanmıştı:
'Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim.'
Bugün hâlâ görüntüleri açıldığında 'Nasıl bir geceymiş!' dedirten, Türkiye'nin yakın tarihinin en çok tartışılan anlarından biri haline gelen bu olay 1999 yılında yaşandı. Yani Ahmet Kaya'nın o gece sahnede yaptığı açıklamanın ve sonrasında yaşananların üzerinden tam 27 yıl geçti!
2. Gülben Ergen'in kariyerinin ilk yıllarından kalan ve bugün okuduğumuzda "Bunu gerçekten söylemiş olabilir mi?" dedirten bir olayla devam ediyoruz.
Ergen, 1997 yılında çıkardığı ilk albümü Merhabada yer alan 'Yaramaz' şarkısına çektiği klipte siyahi bir çocukla kamera karşısına geçmişti.
Fakat yıllar sonra klibin kendisinden çok, çekim süreciyle ilgili Gülben Ergen'e atfedilen bir açıklama konuşulmaya başladı. Ergen'in bir röportajında klip için aslında bir maymun düşündüklerini, bulamayınca siyahi bir çocuk oynatmaya karar verdiklerini söylediği iddia edildi. Günümüzden bakıldığında son derece rahatsız edici bulunan bu ifadeler, özellikle 2020 yılında Başakşehir yardımcı antrenörü Pierre Webo'nun maruz kaldığı ırkçı söylemin ardından Ergen'in Webo'ya destek paylaşımı yapmasıyla yeniden sosyal medyanın gündemine taşındı.
Fakat burada önemli bir detay var: Gülben Ergen, kendisine atfedilen bu sözleri kabul etmiyor. 2021 yılında konuyla ilgili kendisine soru yöneltildiğinde iddiaya oldukça sert tepki gösteren Ergen, söz konusu açıklamanın kendisine ait olmadığını söyleyerek 'Yine yalan haber ve kötü bir yalan bu' ifadelerini kullandı. Çocuklar konusundaki hassasiyetini de vurgulayan Ergen, iddiayı 'iftira' olarak nitelendirdi.
'Yaramaz'ın yer aldığı Merhaba albümü ve klibi 1997 yılına ait. Yani bugün hâlâ zaman zaman önümüze düşen ve Gülben Ergen'in yıllar sonra dahi açıklama yapmak zorunda kaldığı bu tartışmanın çıkış noktasının üzerinden tam 29 yıl geçti!
3. 2000'lerin magazin tarihine şöyle bir dönüp baktığımızda karşımıza çıkan en olaylı aşk üçgenlerinden biri hiç şüphesiz Demet Akalın, İbrahim Kutluay ve Demet Şener cephesinde yaşananlardı.
Demet Akalın ve dönemin yıldız basketbolcularından İbrahim Kutluay'ın ilişkisi 1998 yılında başlamıştı. Üstelik bu öyle gözlerden uzak yaşanan bir aşk da değildi! Akalın'ın Arnavutköy'e 'Uzun adam seni çok seviyorum, bir Demet ömrüm senin olsun' yazılı billboard astırdığı, Kutluay'ın da 'Ne Kanarya'dan ne de Demet'ten vazgeçerim' sözleriyle karşılık verdiği ilişkide bir ara nikah masasına oturmaları bile bekleniyordu. Ancak çiftin ilişkisi 2001 yılında sona erdi.
Asıl magazin kıyameti ise Demet Şener'in adının İbrahim Kutluay'la anılmaya başlamasıyla koptu. Henüz Akalın ve Kutluay'ın ilişkisi devam ederken, 1999'un sonlarında Şener'in Kutluay'a yakınlaştığı iddiaları ortaya atılmıştı. İşte o dönem Demet Akalın'ın kameralara yaptığı açıklama da magazin tarihinin unutulmazları arasına girdi. Akalın, isim vermeden ama kimi kastettiğini pek de gizlemeden 'Bi adaşımı çok kötü dövücem' diyerek Demet Şener'e göndermede bulundu.
Sonrası zaten yıllarca konuşulan bir hikayeye dönüştü. Akalın ve Kutluay 2001'de ayrıldı, Kutluay'ın adı kısa süre sonra Demet Şener'le anılmaya başladı ve Şener ile Kutluay 2005 yılında evlendi. İkilinin İrem ve Ömer adında iki çocuğu oldu, evlilikleri ise 2018'de sona erdi. Yıllar boyunca Demet Şener'in Akalın'ın yakın arkadaşı olduğu ve Kutluay'la ilişkisinin bu şekilde başladığı da iddia edildi. Fakat Şener yıllar sonra bu anlatıya açıkça itiraz ederek Akalın'la hiçbir zaman arkadaş olmadıklarını, hatta merhabalaşmışlıklarının dahi bulunmadığını söyledi.
Kısacası bugün bile adı geçtiğinde 2000'ler magazininin bütün kaosunu tek seferde hatırlatan 'Bi adaşımı çok kötü dövücem' çıkışının yapıldığı 1999'un üzerinden tam 27 yıl geçti!
4. 2010'lu yılların magazin dünyasında attıkları hemen her adımla olay olan, "Cicişler" lakabıyla tanıdığımız Esra ve Ceyda Ersoy kardeşlerin hafızalara kazınan anlarından biri de 2013 yılında yaşandı.
Üstelik bu sefer olayın adresi, Beren Saat ve Uğur Yücel'in başrollerini paylaştığı Benim Dünyam filminin galasıydı.
22 Ekim 2013'te Kanyon'da düzenlenen ve Halit Ergenç'ten Ozan Güven'e, Kenan Doğulu'dan Yılmaz Erdoğan'a pek çok ünlü ismin katıldığı galaya gelen Esra ve Ceyda Ersoy'un davetiyeleri yoktu. Güvenlik görevlileri tarafından içeri alınmayan kardeşler, 'Tuvaletimiz var' diyerek gala alanına girmeye çalışınca ortalık bir anda karıştı.
İş yalnızca kapıda yaşanan sözlü bir tartışmayla da kalmadı. Sonradan hazırlanan iddianameye göre kardeşler, Gizem D. isimli görevliyle tartışmaya girdi; görevlinin saçının çekildiği, tekme ve tokat atıldığı ve hakarete uğradığı iddia edildi. Olayın ardından Esra Ersoy hakkında tehdit ve darp suçlamalarıyla 1,5 yıla, Ceyda Ersoy hakkında ise basit yaralama suçlamasıyla 1 yıla kadar hapis cezası istendi.
Üstelik hikaye gala kapısında da kapanmadı. Haklarında yapılan suç duyurusunun ardından ifade vermeye gitmeyen kardeşler için yakalama kararı çıkarıldı ve 2014 yılında polis zoruyla adliyeye götürüldüler. Dava 2015'te sonuçlandığında ise Esra ve Ceyda Ersoy'a ikişer bin liradan toplam 4 bin lira adli para cezası verildi; hükmün açıklanması geri bırakıldı.
Bir film galasına davetiyesiz gitmekle başlayıp güvenlik görevlisiyle kavgaya, oradan da mahkemeye kadar uzanan bu olayın yaşandığı 2013 yılının üzerinden tam 13 yıl geçti! Evet, Cicişler'in Benim Dünyam galasını filmin kendisi kadar konuşulur hale getirdiği o gecenin üzerinden tam 13 yıl geçmiş...
5. Demet Akalın'ın magazin tarihine geçen çıkışları saymakla bitmiyor ama 2008 yılında Bodrum'da verdiği konserde söyledikleri, kendisini mahkemeye kadar götüren bambaşka bir olayın fitilini ateşlemişti.
19 Mayıs 2008'de Bodrum'daki Rixos Otel'de sahneye çıkan Akalın, konserin başında seyircinin yeterince hareketli olmadığını düşününce kendine has üslubuyla kalabalığı coşturmaya çalıştı. Fakat ağzından çıkan sözler kısa süre içerisinde konserin çok ötesine taşındı. Akalın, seyircilere 'Ağabey Diyarbakır'dan mı geldiniz hepiniz? Dağdan mı? Nerden geldiniz anlamadım yani. Moron moron bakıyorsunuz ağabey' diyerek seslendi ve izleyicilerin tempo tutmamasından yakındı.
Görüntülerin yayılmasının ardından Akalın'ın Diyarbakır'ı hedef aldığı düşünülen sözleri büyük tepki çekti. Diyarbakır'daki bazı müzik marketler Akalın'ın albümlerini satmayacaklarını açıklarken posterlerini yırtarak protesto edenler bile oldu. Tepkilerin büyümesi üzerine Akalın basın toplantısı düzenleyerek Diyarbakırlılardan özür diledi. Sözlerinin konser öncesinde Diyarbakır'dan gelen arkadaşlarıyla yaptığı bir esprinin devamı olduğunu söyleyen şarkıcı, espriyi sahneye taşımasının hata olduğunu kabul etti. Hatta gönül almak için Diyarbakır'a gitmek ve burada okul yaptırmak istediğini de açıkladı.
Fakat mesele özürle kapanmadı. Diyarbakırlı 7 iş insanı, Akalın'ın 'halkın bir kesimini alenen aşağıladığı' iddiasıyla suç duyurusunda bulunurken aynı zamanda manevi tazminat davası açtı. Açılan davada her bir davacı için sembolik olarak 1'er TL tazminat talep edildi.
İşin yıllar sonra bile hatırlanan bir diğer kısmı ise mahkemeden çıkan karar oldu. 2010 yılında görülen davada hükmün açıklanması ertelenirken Akalın hakkında tedbir olarak İstiklal Marşı'nın sözlerini kendi el yazısıyla bir sayfaya yazması ve marş hakkında beş sayfalık yorum hazırlaması kararlaştırıldı. Akalın da kararın kendisini şaşırttığını ancak İstiklal Marşı'nı zaten ezbere bildiğini söylemişti.
Bir konser sırasında seyirciyi hareketlendirmeye çalışırken söylenen birkaç cümleyle başlayıp özür açıklamalarına, protestolara ve mahkeme salonuna kadar uzanan bütün bu olayların yaşandığı 2008 yılının üzerinden tam 18 yıl geçti!
6. Ahmet Kaya'nın 1999 yılındaki MGD gecesinde yaşadıklarından bahsetmişken, tam 10 yıl sonra o gecenin yankıları bu kez Serdar Ortaç'ın karşısına oldukça sert bir şekilde çıktı.
Tarih 5 Mayıs 2009'du. Serdar Ortaç, Lütfi Kırdar'da düzenlenen 15. Kral TV Müzik Ödülleri'ne katılmış, geceden de üç ödülle ayrılmıştı. Fakat Ortaç'ın ödüllerinden çok, gecenin ilerleyen saatlerinde başına gelenler konuşuldu. Tuvalete giderken koridorda müzisyen Cafer Arat'ın saldırısına uğrayan Ortaç, yüzük bulunan elle atılan yumruk nedeniyle ciddi şekilde yaralandı. Yapılan kontrolde iki dişinin kırıldığı, elmacık kemiğinde çatlak ve ağız içinde yaralanma olduğu raporlandı.
Olayın hemen ardından saldırının nedeni konusunda birbirinden farklı iddialar ortaya atıldı. Serdar Ortaç cephesi başlangıçta saldırının nedenini bilmediklerini söylerken kısa süre içerisinde mesele 1999'daki meşhur Ahmet Kaya gecesine bağlandı. Çünkü Ortaç, Ahmet Kaya'nın Kürtçe şarkı söyleyeceğini açıkladıktan sonra protesto edildiği o gecede sahneye çıkarak 10. Yıl Marşı'nı söyleyen isimlerden biriydi. Ortaç ise saldırının Ahmet Kaya nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediğinden emin olmadığını belirterek Kaya'nın müziğini sevdiğini ve kendisine düşman olmadığını açıkladı.
Fakat saldırgan Cafer Arat'ın daha sonra yaptığı açıklamalar olayın bu bağlantısını güçlendirdi. Arat, Serdar Ortaç'ı gördüğünde 'ani bir refleksle' yumruk attığını anlatırken, 1999'daki Ahmet Kaya gecesinde yaşananları da gerekçeleri arasında gösterdi. Yıllar sonra görülen davadaki savunmasında da saldırıyı 'arkadaşları sürgüne gönderilirken ve sahnede yuhalanırken sessiz kalanlara' yönelik bir tepki olarak gerçekleştirdiğini söyledi.
İş elbette bununla da kalmadı. Olay mahkemeye taşındı ve Cafer Arat 2011 yılında Serdar Ortaç'ı kasten yaralamaktan 6 ay, tehdit suçundan ise 5 ay olmak üzere toplam 11 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme cezayı paraya çevirmedi ve ertelemedi.
1999'daki bir ödül gecesinde yaşananların tam 10 yıl sonra, yine bir ödül gecesinde bambaşka bir olayla yeniden gündeme gelmesi başlı başına magazin tarihinin en acayip tesadüflerinden biri. Serdar Ortaç'ın üç ödül aldığı geceyi karakolda tamamlamasına neden olan bu saldırının gerçekleştiği 5 Mayıs 2009'un üzerinden ise tam 17 yıl geçti!
7. 90'lar magazinini magazin yapan olaylardan biriyle devam ediyoruz! Hande Ataizi'nin yıllar boyunca peşini bırakmayan, hatta aradan onlarca yıl geçmesine rağmen kendisine göndermeler yapılan meşhur "tuvalet penceresi" vakası!
O dönem kariyerinin zirvesinde olan Ataizi, burnundan estetik operasyon geçirmişti. Henüz burnu sargılıyken Bodrum'da Kenan Doğulu'nun sahne aldığı ünlü bir gece kulübüne giden oyuncu, haliyle o görüntüsünün ertesi gün gazetelerde boy boy çıkmasını istemiyordu. Fakat mekana magazin muhabirlerinin gelmeye başlamasıyla Ataizi'nin keyfi kaçtı. Üstelik kısa süre içerisinde kapının önünde neredeyse Bodrum'daki bütün magazinciler toplanmıştı.
Ataizi'nin ön kapıdan kimseye yakalanmadan çıkması artık pek mümkün görünmüyordu. Bunun üzerine gazetecilere görüntü vermeden mekandan ayrılabilmek için alternatif bir çıkış aranmaya başlandı. İlk plan arka taraftan bir merdiven yardımıyla çıkmaktı fakat Ataizi işi bir adım ileri götürüp tuvaletin penceresinden kaçmayı denedi. Pencereye ulaşabilmek için birkaç metre uzunluğundaki dar bir bölüme giren oyuncu, çıkış noktasına geldiğinde aşağısının yaklaşık 5-6 metre olduğunu fark etti. Atlamaktan vazgeçti ama bu kez geldiği yerden geri dönemedi! Kısacası Ataizi kelimenin tam anlamıyla tuvalet penceresinde sıkışıp kaldı.
İşin en ironik tarafı ise kameralardan kaçmak için giriştiği bu operasyonun tam tersi bir sonuç vermesiydi. Yoldan geçenlerin Ataizi'ni fark etmesiyle kapıda bekleyen gazeteciler de durumdan haberdar oldu ve oyuncu kaçmaya çalışırken bu kez çok daha unutulmaz karelerle görüntülendi. Yaklaşık yarım saat boyunca bulunduğu yerde kalan Ataizi, görevlilerin uzun uğraşları sonucunda sıkıştığı yerden çıkarıldı. Fotoğraflar ertesi gün gazetelerin birinci sayfalarına taşınırken görüntüler ana haber bültenlerine kadar çıktı.
Hande Ataizi de yıllar sonra olayı anlatırken o dönemki davranışını 'çocukça' bulduğunu kabul etti. Basının geldiğini görünce hırs yaptığını ve kendisini çektirmemek için pencereye yöneldiğini anlatan oyuncu, bugün olsa aynı şeyi yapmak yerine kapıdan çıkıp gideceğini söyledi. Hatta olayın yıllar içerisinde bambaşka şekillerde anlatılmasına da 'Genelevin tuvaletinden kaçarken yakalanmadım' diyerek tepki gösterdi.
Üstelik bu olay Hande Ataizi'nin peşini gerçekten yıllarca bırakmadı. 2017'de eski Ruhsar partneri Cem Davran'ın Altın Kelebek sahnesinde yaptığı 'tuvalet camı' göndermesi bile Ataizi'nin tepkisini çekmişti.
Kameralara yakalanmamak için başlayan kaçış planının Türk magazin tarihinin en unutulmaz görüntülerinden birine dönüşmesinin üzerinden ise tam 27 yıl geçti! Evet, Hande Ataizi'nin o tuvalet penceresine sıkıştığı gece 1999'daydı...
8. Ödül törenleri söz konusu olduğunda arşivlerden öyle anlar çıkıyor ki bugün yaşansa sosyal medyanın günlerce başka hiçbir şey konuşmayacağına eminiz!
Bunlardan biri de 2011 yılında düzenlenen 38. Altın Kelebek Ödülleri'nde Tarkan ve Tuğba Ekinci arasında yaşandı.
Ayşe Arman ve Beyazıt Öztürk'ün sunduğu gecede Tarkan, 'En İyi Türk Pop Müziği Erkek Solisti' ve 'Yılın En İyi Şarkısı' olmak üzere iki ödülün sahibi olmuştu. Üstelik daha önce ödül törenlerine katılmamasıyla eleştirilen Megastar bu kez geceye bizzat gelmiş, ödüllerini almak için sahneye çıkmış ve 'Sevdanın Son Vuruşu'nu da seslendirmişti. Her şey gayet normal ilerlerken gecenin unutulmaz anı Tarkan tam sahneden ayrılmaya hazırlanırken yaşandı.
Bir anda sahneye çıkan Tuğba Ekinci, mikrofonu eline alarak Tarkan'a Hülya Avşar adına bir soru sormak istediğini söyledi. Ardından da herkesin içinde 'Neden okul yaptırmadın?' diye sordu. Ekinci'nin bahsettiği mesele aslında o dönem Hülya Avşar ile Tarkan arasında yaşanan başka bir polemiğe dayanıyordu. Avşar daha önce Tarkan'ın sosyal sorumluluk konusunda yeterince adım atmadığını öne sürerek özellikle okul yaptırması gerektiğini söylemişti. Ekinci de belli ki o tartışmayı Altın Kelebek sahnesine taşımaya karar vermişti.
Neye uğradığını şaşıran Tarkan ise sakinliğini mümkün olduğunca korudu. Yaptığı yardımları anlatmayı sevmediğini, bilenlerin zaten bildiğini söyleyen Megastar, böyle konuların bir ödül töreninde tartışılmasının doğru olmadığını belirtti. Ardından da 'Bu bir ödül töreni, ne yapıyoruz biz?' diyerek tepkisini gösterdi ve sahneden ayrıldı. Ekinci'nin daha sonra 'En çok düet yapmak istediğim sanatçısınız' sözleri de Tarkan'dan karşılık bulmadı.
Tabii olay ertesi gün magazin gündeminin tam ortasına oturdu. Tuğba Ekinci'nin hiçbir anons yapılmadan sahneye çıkabilmesi organizasyon açısından da eleştirilirken, Demet Akalın bile konuya dahil oldu. Ekinci'nin çıkışının sorulması üzerine Akalın, kendine has üslubuyla 'O delidir, ne yapsa yeridir' yorumunu yaptı ve Tarkan'ın olayın ardından kuliste oldukça sinirlendiğini duyduğunu söyledi.
Bugün görüntülerini izlediğimizde hâlâ 'Tuğba Ekinci gerçekten sahneye çıkıp Tarkan'a bunu mu sormuş?' dedirten bu Altın Kelebek anının yaşandığı 2011 yılının üzerinden tam 15 yıl geçti!
9. Çağla Şıkel ve Şenol İpek'in bir dönem yaşadığı aşk da 2000'lerin unutulmaz magazin gündemlerinden biriydi.
İkilinin ilişkisi basının yakın takibindeyken Şıkel'in İpek'e gönderdiği son derece sıradan bir SMS, hiç beklenmedik şekilde dönemin en meşhur magazin cümlelerinden birine dönüştü.
Şıkel, Şenol İpek'e gönderdiği mesajda yalnızca 'Tostumu yedim, seni bekliyorum' diyerek durum güncellemesi yapmıştı. İki sevgili arasında oldukça normal sayılabilecek birkaç kelimelik bu mesajın magazin basınına yansımasıyla birlikte cümle bir anda dilden dile dolaşmaya başladı. Öyle ki ortada büyük bir kavga, ihanet ya da sansasyonel bir itiraf yokken yalnızca yenilen bir tost bile günlerce magazin gündemini meşgul etmeye yetmişti.
'Tostumu yedim, seni bekliyorum' sözü zaman içerisinde olayın kendisinden bile daha meşhur hale geldi. Dönemin magazin programlarında defalarca hatırlatılan mesaj, yıllar geçmesine rağmen 2000'ler magazini denildiğinde akla gelen kült cümlelerden biri olarak kaldı.
Gelelim zamanın nasıl geçtiğini sorgulatacak kısmına... Çağla Şıkel ile Şenol İpek'in birlikte olduğu ve meşhur tost mesajının magazin gündemine düştüğü dönem 2002 yılıydı. Yani 'Tostumu yedim, seni bekliyorum' mesajının üzerinden tam 24 yıl geçti!
10. İlker Aksum'un sevgilisiyle objektiflere yansıyan ve yıllarca unutulmayan o meşhur aşk pozu da magazin arşivlerinin en ikonik karelerinden biri olmuştu.
İlker Aksum ve o dönem aşk yaşadığı manken Şeyma Şener, Ocak 2014'te Ortaköy'deki Anjelique'te geç saatlere kadar eğlendikten sonra mekan çıkışında magazin muhabirlerine yakalandı. Fakat ikilinin el ele görüntülenmesinden çok, yüzlerindeki manzara gecenin asıl olayı oldu!
Şeyma Şener'in kırmızı ruju dağılmış, İlker Aksum'un dudaklarından çenesine kadar ruj izleri bulaşmıştı. Birlikte objektiflere yakalanan çiftin bu hali kısa sürede magazin sayfalarına taşınırken Aksum da durumu saklamaya çalışmak yerine espriye vurdu. Muhabirlere 'Çekmeyin, makyajımız iyi değil!' diyerek taksiye binen oyuncu, Şener'le birlikte oradan uzaklaştı.
Öyle büyük bir skandalı, kavgası ya da açıklaması olmamasına rağmen bu birkaç kare yıllarca unutulmadı. Hatta İlker Aksum'un yüzüne kadar bulaşan kırmızı ruj, dönemin en akılda kalan paparazzi görüntülerinden biri haline geldi.
İlker Aksum ve Şeyma Şener'in rujları yüzlerine kadar dağılmış halde objektiflere yakalandığı o meşhur gecenin üzerinden tam 12 yıl geçti!
11. Eski manken ve fotomodel Melek Yargıcı'nın magazin muhabirlerine verdiği ve tek bir cümlesiyle yıllarca unutulmayan röportajı da 2009 yılının hafızalara kazınan magazin anlarından biriydi.
Bir gece eğlence çıkışında kameralara yakalanan Yargıcı'nın alkollü olduğu ve ayakta durmakta zorlandığı görülüyordu. Muhabirlerle konuşmaya başlayan Yargıcı, konu Hülya Avşar ve Gülben Ergen gibi dönemin en çok konuşulan isimlerine gelince kendisini onlarla kıyaslamayı kesin bir dille reddetti. 'Ben tekim' demeye başlayan Yargıcı'ya muhabirler defalarca 'Hangi konuda teksiniz?' ve 'Neyin tekisiniz?' diye sorsa da cevap pek değişmedi: 'Ben tekim!'
Röportaj ilerledikçe işler iyice unutulmaz bir hal aldı. Yargıcı, moda ve tasarımdan 'mucitlere' kadar her konuda tek olduğunu savunduktan sonra parmağıyla gökyüzünü göstererek 'Allah bir, Melek Yargıcı bir' dedi. Muhabirlerin şaşkınlıkla sürdürdüğü röportaj, yanındaki bir arkadaşının Yargıcı'ya yardımcı olarak onu taksiye bindirmesiyle sona erdi.
İşin ilginç tarafı, birkaç dakikalık bu gece çıkışı röportajından geriye kalan 'Ben tekim' sözü zamanla Melek Yargıcı'yla özdeşleşti. Öyle ki yıllar sonra bile televizyon tarihinin unutulmayan sözleri ve görüntüleri arasında anılmaya devam etti.
Üstelik olayın tarihini doğrulayan izler de 2009 yazına kadar gidiyor. Yargıcı'nın 'Ben tekim' videosu Ağustos 2009'da internet ortamında konuşulmaya başlanmış, kendisi de Temmuz 2009'da bir forumda 'Allah bir, Melek Yargıcı bir! Moda olsun, mucitler olsun, her konuda tekim' ifadelerini kullanmıştı.
Kısacası bugün bile birinin 'Ben tekim' demesiyle akıllara gelebilen, Melek Yargıcı'nın 'Allah bir, ben tekim' çıkışıyla hafızalara kazındığı o röportajın üzerinden tam 17 yıl geçti!
12. Seda Sayan ve Erol Köse arasında 2011 yılında yaşanan ve bugün bile repliklerini ezbere bildiğimiz kavga da listenin olmazsa olmazlarından!
İkili arasındaki gerilim sosyal medyada başlamış, Köse'nin Seda Sayan'ın geçmişte çekilmiş fotoğraflarını paylaşması ve kendisi hakkında 'pavyondan gelme' gibi ifadeler kullanmasıyla iyice büyümüştü. Taraflar arasındaki polemik kısa süre içerisinde mahkemelik olurken olay Cenk Koray Ekran Ödülleri'nde yaşanan başka bir tartışmayla daha da alevlendi.
Fakat bütün bunlardan geriye magazin tarihine geçen asıl an, Seda Sayan'ın Beyaz TV'deki programında kameraya dönüp Erol Köse'ye verdiği cevaptı. Köse'nin kendisi hakkında söylediklerine sinirlenen Sayan, önce geçmişiyle ilgili sözlere yanıt verdi, ardından parmağını kameraya doğru sallayarak vitesi iyice yükseltti.
Sayan'ın 'Sen çok alçak bir adamsın' sözleriyle başlayan çıkışı, çok geçmeden hepimizin en az bir kez sosyal medyada duyduğu o meşhur noktaya geldi: 'Hepsini çıkarırım! Oğlum ayağınızı denk alacaksınız. Herkes ayağını denk alacak!' Sayan ayrıca Erol Köse'yle uğraşacağını ve onu cezaevinde görmeden rahat etmeyeceğini de söylemişti. Yayındaki ifadeler daha sonra RTÜK'ün incelemesine dahi konu oldu.
O dönem oldukça sert bir magazin kavgasının parçası olan bu birkaç dakikalık konuşmanın yıllar içerisinde bambaşka bir hayat kazanması ise ayrı mesele! Seda Sayan'ın ses tonu, parmak sallayışı ve peş peşe sıraladığı cümleler sosyal medyanın vazgeçilmezlerinden biri oldu. Konuşma yıllarca caps'lere, taklitlere, Vine videolarına ve daha sonra TikTok içeriklerine konu oldu; 'Ayağınızı denk alacaksınız' sözü neredeyse Seda Sayan'la özdeşleşti.
Ve evet, bugün bile sesini duyduğumuz anda devamını getirebildiğimiz bu tarihi çıkış Aralık 2011'de yaşandı. Yani Seda Sayan'ın kameraya dönüp Erol Köse'ye 'Hepsini çıkarırım!' diyerek verdiği o unutulmaz ayarın üzerinden tam 15 yıl geçti!
13. İbrahim Tatlıses ve Yıldız Tilbe'nin canlı yayında birbirine girdiği o meşhur İbo Show gecesi ise 22 Şubat 2009'da yaşandı.
Programa konuk olan Tilbe'nin 'Kandıramazsın Beni' şarkısını söylediği sırada Tatlıses'in araya girerek şarkıyı kesmesiyle başlayan gerilim, kısa süre içerisinde Türk televizyon tarihinin en unutulmaz kavgalarından birine dönüştü.
Yıldız Tilbe şarkısının kesilmesine tepki gösterince ikili arasındaki tansiyon yükseldi. Reklam arasından sonra konu yeniden açıldı ve Tatlıses, Tilbe'nin geçmişte şiddete uğradığı bir olayı canlı yayında gündeme getirdi. Ardından da yıllarca unutulmayacak 'Beni dövdüler abi dediğin zaman seni pezevenklerin elinden aldım' sözlerini söyledi. Tilbe ise bu sözlere anında karşı çıkarak kimsenin kendisini kurtarmadığını söyledi ve geçmişte kendisinden yardım istemiş olmasının canlı yayında anlatılmasına tepki gösterdi.
Tartışma ilerledikçe ipler tamamen koptu. Tatlıses, Yıldız Tilbe üzerinde 'manevi hakkı' olduğunu savunurken Tilbe de kendisine yapılan iyiliklerin bu şekilde yüzüne vurulmasına sert çıktı. Sonunda ayağa kalkıp Tatlıses'i alkışlayan Yıldız Tilbe programı terk etti; stüdyodaki izleyicilerin bir kısmı da Tilbe'nin ardından salondan ayrıldı.
Fakat olay Tilbe'nin stüdyodan çıkmasıyla da bitmedi. Tatlıses canlı yayında bundan sonra programında Yıldız Tilbe şarkısı çalınmayacağını söyleyerek oldukça sert ifadeler kullanmaya devam etti. Yaşananların ardından İbo Show da gündeme gelen tepkiler sonrası yayından kaldırıldı. ATV izleyici temsilcisi, programı sonlandırma teklifinin Tatlıses'ten geldiğini ve kanalın bunu kabul ettiğini açıklamıştı.
İkilinin arasındaki buzların erimesi ise tam 15 yıl sürdü. Yıldız Tilbe ve İbrahim Tatlıses, 2024 yılında Bodrum'da bir araya gelerek birlikte poz verdi ve yıllardır süren küslüklerini noktaladı.
Bir şarkının yarıda kesilmesiyle başlayıp canlı yayının terk edilmesine, programın sona ermesine ve 15 yıl sürecek bir küslüğe kadar uzanan bu unutulmaz İbo Show kavgasının üzerinden ise tam 17 yıl geçti!
14. Geldik Türk televizyon tarihinin belki de en ikonik birkaç saniyesine!
Hande Ataizi ve Cem Davran'ın sunduğu İki Kere Kiki programının Mayıs 2002'de yayınlanan bölümüne Sevda Demirel ve Arto konuk olmuş, başlarda ufak atışmalarla ilerleyen programın tansiyonu dakikalar geçtikçe yükselmeye başlamıştı.
Hande Ataizi ve Sevda Demirel arasındaki gerginlik aslında program boyunca hissediliyordu. Bir yandan Arto'nun yaptığı iğneleyici yorumlar da ikiliyi sürekli karşı karşıya getiriyordu. Derken konu 'aşk kadını' olmaya geldi ve işler tamamen çığırından çıktı. Karşılıklı sözlerin giderek sertleştiği tartışmada Ataizi'nin geçmişte Demirel'in polisle yaşadığı bir olaya gönderme yaparak 'Hiç olmazsa beni senin gibi polis basmadı' demesi bardağı taşıran son damla oldu.
Sevda Demirel önce hepimizin hafızasına kazınan o meşhur 'Ne dedin sen?' sorusuyla Ataizi'ne son bir cevap hakkı tanıdı. Ardından Ataizi'nin sözünü tekrarlamasıyla yerinden kalktı ve tek kelimeyle okkalı bir tokat attı. Demirel, Ataizi'nin yıllar önce magazin tarihine geçen tuvalet penceresi olayına da gönderme yaparak karşılık verdi. Cem Davran ve Arto araya girerken stüdyodaki herkes birkaç saniye boyunca ne olduğunu anlamaya çalıştı.
İşin yıllar sonra ortaya çıkan kısmı ise olayın canlı yayında yaşanmamış olmasıydı. Program banttan çekiliyordu ancak o dönem magazin kameraları da stüdyoda bulunuyordu. Hande Ataizi yıllar sonra, kendisine bu görüntülerin yayınlanmayacağının söylendiğini, tokadın ardından eli ayağı titremesine rağmen toparlanıp başka bir konuğu ağırlamak üzere programa devam ettiğini anlattı. Ataizi, görüntülerin sonradan reyting amacıyla kullanıldığını düşündüğünü ve bu olayın ceremesini yıllarca çektiğini de söyledi.
Sevda Demirel cephesinde ise yıllar sonra büyük bir pişmanlık gelmedi! 2022'de verdiği röportajda tokattan hâlâ pişman olmadığını söyleyen Demirel, Hande Ataizi'yle karşılaşsa kendisine sarılacağını da ekledi. Arto ise yıllar sonra yaptığı açıklamada program boyunca ikilinin arasındaki gerilimi kendisinin de körüklediğini açık açık kabul etti.
Bir 'Ne dedin sen?' sorusunun ardından gelen tek tokatla günlerce ana haber bültenlerine taşınan, yıllar sonra bile caps'leri ve videolarıyla yaşamaya devam eden bu efsanevi televizyon anının üzerinden tam 24 yıl geçti!
15. Aysun Kayacı'nın yıllar geçmesine rağmen adıyla özdeşleşen "Dağdaki çobanla benim oyum bir mi?" çıkışı ise 27 Mart 2008'de NTV'de yayınlanan Haydi Gel Bizimle Ol programında yaşandı.
Kayacı'nın Müjde Ar ve Pınar Kür'le demokrasi ve seçmen davranışları üzerine girdiği tartışma, birkaç cümle içerisinde ülkenin en büyük gündemlerinden birine dönüştü.
Vergi verdiğini ve vatandaş olarak sorumluluklarını yerine getirdiğini anlatan Kayacı, oy kullanırken herkesin aynı bilinçle hareket edip etmediğini sorgularken sözü meşhur çoban örneğine getirdi. Kayacı'nın asıl kullandığı ifade de yıllar içerisinde biraz değişerek hafızalara yerleşti. Kayacı, 'Çok özür dilerim, herkes üstüme gelecek ama kalıp olarak söylüyorum; dağdaki çobanla benim oyum eşit mesela. Niye?' diyerek tartışmayı başlattı. Müjde Ar ise bu düşünceye anında karşı çıkarak en çok vergi veren kişinin o zaman daha fazla oy kullanması gerekeceğini söyleyince stüdyodaki tartışma iyice hararetlendi.
Kayacı'nın tahmini de doğru çıktı ve gerçekten herkes üstüne geldi! Sözleri televizyonlardan gazetelere kadar günlerce tartışılırken çobanlardan da peş peşe tepkiler geldi. Adana'nın Kozan ilçesinde çobanlık yapan Hasan Ali Bulduklar, mesleğinin aşağılandığını savunarak Kayacı hakkında suç duyurusunda bulundu. Malatya Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı İhsan Akın da benzer gerekçelerle savcılığa başvurdu. Kayacı ve Müjde Ar hakkında ayrıca 1 TL'lik manevi tazminat davası da açıldı.
Tepkilerin büyümesinin ardından Aysun Kayacı yeniden ekran karşısına geçerek söylediklerinin yanlış anlaşıldığını savundu. Çobanları aşağılamak gibi bir niyetinin olmadığını söyleyen Kayacı, meselenin fikir düzeyinde tartışılmadığından yakındı. Birkaç gün sonra Ceviz Kabuğu programına telefonla bağlandığında ise yaşananların boyutunun kendisini korkuttuğunu, artık bir şey söylemeye çekindiğini ve ülke düşmanı gibi gösterilmek istemediğini gözyaşları içerisinde anlattı.
Aradan yıllar geçti ama o cümle Aysun Kayacı'nın peşini hiç bırakmadı. Hatta bugün bile 'Aysun Kayacı ne demişti?' tartışmaları zaman zaman yeniden alevleniyor. Kayacı'nın birkaç saniyelik bir televizyon konuşmasıyla Türkiye'nin gündemine oturduğu 27 Mart 2008'in üzerinden ise tam 18 yıl geçti!
16. Kaya Çilingiroğlu'nun tek bir yanlış anlamayla magazin tarihine geçmesi ise bugün bile anlatıldığında insanı güldüren cinsten!
O dönem Hülya Avşar'la evli olan Çilingiroğlu'nun yeni bir Ferrari aldığı biliniyordu. Bir gece eğlence çıkışında karşısında magazin muhabirlerini bulan Çilingiroğlu'na arabasıyla ilgili son derece masum bir soru yöneltildi: 'Kaya Bey, Ferrari'niz yeni mi?'
Fakat Çilingiroğlu 'Ferrari' kelimesini 'Feraye' olarak anlayınca hiç kimsenin beklemediği bir cevap verdi: 'Siz nereden biliyorsunuz Feraye'yi?' Muhabirlerin aslında arabasını sorduğunu fark ettiğinde ise artık çok geçti! Çünkü o dönem Hülya Avşar'ın da kamuoyunun da bilmediği Feraye Tanyolaç'la ilişkisini kendi ağzıyla ele vermiş oldu.
Üstelik ortaya çıkan isim hiç de gelip geçici değildi. Hülya Avşar ve Kaya Çilingiroğlu'nun evliliği 2005 yılında sona ererken, Çilingiroğlu yıllar sonra Feraye Tanyolaç'la evlendi. İkilinin Hüseyin Kaya adında bir oğulları oldu ve evlilikleri 2014 yılında sona erdi. Hülya Avşar da yıllar sonra o meşhur anı hatırlarken artık olaya gülebildiğini ancak yaşandığı dönemde kendisini çok etkilediğini söyledi.
Kaya Çilingiroğlu da yıllar sonra kendisini ele verdiği o görüntüleri hâlâ açıp izleyemediğini ve yaşananlardan utandığını itiraf etti. Hatta Temmuz 2026'da konu bir kez daha açıldığında, Ferrari-Feraye olayının yaşandığı dönemde Hülya Avşar'la ilişkisinin zaten bitme noktasına geldiğini savunarak Feraye Tanyolaç'a bu hikayede haksızlık yapıldığını söyledi.
Gelelim tarihe... Kaynaklarda olayın yılı konusunda küçük bir tutarsızlık var; ancak döneme ilişkin haberlerde meşhur Ferrari-Feraye gafı 2005-2006 dönemine tarihleniyor. Bu yüzden kesin gün vermek yerine güvenli tarafta kalırsak, Kaya Çilingiroğlu'nun bir araba sorusuyla yasak aşkını kendi ağzıyla ele verdiği bu efsanevi magazin anının üzerinden yaklaşık 20 yıl geçti!
17. Asena ve İbrahim Tatlıses'in yıllarca süren, ayrıldıktan sonra da karşılıklı açıklamalarla gündemden düşmeyen çalkantılı ilişkisi 2000'lerin magazin dünyasının en çok konuşulan konularından biriydi.
Fakat ayrılık sonrasında Asena'nın verdiği bir röportaj var ki yaşanan onca olayın arasından sıyrılıp tek başına magazin tarihine geçmeyi başardı.
Takvimler 2005 yılını gösterirken İbrahim Tatlıses, aralarındaki bitmek bilmeyen polemikler sırasında artık Asena'nın adını ağzına almayacağını açıkladı. Asena'nın cevabı ise işi bambaşka bir seviyeye taşıdı: Madem Tatlıses onun adını söylemeyecekti, kendisi de yalnızca 'İbrahim' dememekle kalmayacak, adının baş harfi olan 'İ'nin geçtiği kelimeleri bile kullanmayacaktı.
İlk bakışta öfkeyle söylenmiş iddialı bir cümle gibi geliyor, değil mi? Fakat Asena gerçekten yaptı! O dönem Vatan'ın Makaron ekinde magazin muhabirliği yapan Müge Anlı'ya verdiği uzun röportaj boyunca cevaplarını 'İ' harfi kullanmadan vermeye çalıştı. Üstelik konu yine Tatlıses'ti; ilişkilerinden ayrılıklarına, maddi konulardan ihanet iddialarına kadar pek çok detay masaya yatırıldı.
Hatta Müge Anlı'nın 'Zaten bir daha adını ağzına almayacağını söyledi' hatırlatmasına Asena, kararın geç kalmış olduğunu söyleyerek karşılık verdi ve bundan sonra kendi lügatında mümkünse 'İ' olmadığını özellikle vurguladı. Röportaj boyunca soruların içerisinde bol bol 'İ' harfi geçmesine rağmen Asena cevaplarını buna göre seçerek meydan okumasını sürdürdü.
İşin en güzel tarafı da bunun birkaç cümlelik göstermelik bir numara olmamasıydı. Röportaj oldukça uzundu ve Asena yıllarca süren ilişkisine dair son derece detaylı açıklamalar yaparken kelimelerini tek tek seçmek zorunda kaldı. Bir eski sevgilinin adını anmak istememekten, adındaki harfi komple lügattan çıkarmaya uzanan bu seviye 2000'ler magazinine nasip oldu diyebiliriz.
Asena'nın Müge Anlı'ya verdiği ve bugün hâlâ 'Gerçekten bütün röportajı böyle mi yaptı?' diye dönüp baktığımız bu meşhur söyleşi 26 Ocak 2005'te yayımlandı. Yani içinde 'İ' geçen kelimeleri bile kullanmamaya çalıştığı o unutulmaz röportajın üzerinden tam 21 yıl geçti!
18. Çağla Şıkel ve Beyazıt Öztürk'ün bir dönem magazin dünyasının en gözde çiftlerinden olduğunu hatırlayanlar mutlaka vardır.
İkilinin ilişkisi devam ederken 2001 yazında patlak veren ve yıllarca 'Akmerkez skandalı' olarak anılan kişiye özel defile olayı ise yalnızca Şıkel'in kariyerinde değil, çiftin ilişkisinde de büyük bir kırılma noktası olmuştu.
Olay, Neşe Erberk'in ajansına bağlı Çağla Şıkel, Yeşim Palandüz ve Şennur Şafak'ın Akmerkez Residence'daki bir dairede yalnızca üç iş insanına özel defile yapmasıyla patlak verdi. Dönemin modacılarından Hüseyin Küçük'ün organize ettiği defilede Paris'ten getirilen kıyafetler sergilenmişti. Ancak alışılmış bir podyum yerine üç erkeğin bulunduğu özel bir dairede yapılan organizasyonun detayları basına sızınca olay 'kişiye özel defile skandalı' başlıklarıyla günlerce konuşuldu.
İşin perde arkası ise yıllar sonra Hüseyin Küçük'ün yaptığı açıklamalarla daha da ilginç bir hal aldı. Küçük, organizasyon fikrinin Paris'teki kişiye özel defilelerden çıktığını anlatırken üç mankenin Neşe Erberk tarafından seçildiğini, defile için yaklaşık 40 bin poundluk alışveriş yapıldığını ve kıyafetlerin daha sonra mankenlere hediye edildiğini söyledi. Ancak yıllar sonra yaptığı çok daha çarpıcı açıklamada asıl amaçlarının 'çapkınlık' olduğunu, buna rağmen mankenlerle herhangi bir yakınlaşma yaşanmadığını iddia etti.
O dönem Çağla Şıkel'le aşk yaşayan Beyazıt Öztürk de doğal olarak olayın tam ortasında kaldı. Haberler ilk çıktığında Şıkel'in arkasında duran Beyaz'ın, 'Defileden haberim vardı. Bana da ödeme yapılsaydı ben de evime döner, stand-up gösterisi yapardım' diyerek sevgilisini savunduğu aktarıldı. Fakat magazin kulislerinde Beyaz'ın olayın perde arkasından oldukça rahatsız olduğu konuşuldu ve kısa süre sonra çiftin ilişkisi sona erdi. Defilenin ayrılığın nedeni olduğu iddiası yıllarca ikilinin aşk hikayesinin en çok konuşulan detaylarından biri olarak kaldı.
Çağla Şıkel de yıllar sonra bu defilede yer aldığı için pişman olduğunu açıkça anlattı. Profesyonel bir iş için gittiğini düşündüğünü, arka planda konuşulanlardan haberi olmadığını söyleyen Şıkel, olayın ardından isminin 'skandal' kelimesiyle yan yana anılmaya başladığını ve yaşadığı dönemi hayatından silmek istediğini söyledi.
Bir apartman dairesinde üç kişiye yapılan defileyle başlayıp dönemin en çok konuşulan ilişkilerinden birinin bitişiyle özdeşleşen 'kişiye özel defile' skandalı 2001 yılında yaşandı. Yani Çağla Şıkel ve Beyazıt Öztürk cephesini karıştıran bu unutulmaz magazin olayının üzerinden tam 25 yıl geçti!
19. Hülya Avşar'ın dünya starı Ricky Martin'i programında ağırladığı ve yıllarca unutulmayacak bir harekete imza attığı o meşhur an ise 1998 yılında yaşandı.
O dönem kariyerinin zirvesinde olan Ricky Martin, albümünün tanıtımı için Türkiye'ye gelmiş ve dönemin en çok izlenen eğlence programlarından Hülya Avşar Show'a konuk olmuştu.
Program sırasında Ricky Martin'le oldukça samimi bir sohbet gerçekleştiren Avşar, bir noktada işi biraz daha ileri götürdü. Martin'e İngilizce olarak kendisine dokunup dokunamayacağını soran Avşar, ünlü şarkıcının onay vermesiyle önce karın kaslarına dokundu. Ardından Martin arkasını dönünce Avşar bu kez elini şarkıcının kalçasına götürdü. Canlı yayında yaşanan birkaç saniyelik bu an, tahmin edileceği üzere ertesi gün bütün Türkiye'nin gündemindeydi.
Üstelik olay yalnızca o dönem konuşulup unutulan magazin anlarından biri de olmadı. Ricky Martin, 2011 yılında Türkiye'ye yeniden geldiğinde kendisine Hülya Avşar sorulduğunda olayı gayet iyi hatırladığını söyleyerek Avşar için 'Onu nasıl unutabilirim ki!' yorumunu yaptı ve kendisini yeniden görmek istediğini belirtti. 2014'te verdiği başka bir röportajda ise konu yeniden açıldığında Avşar'a sevgilerini gönderip yıllar geçtikçe poposunun büyüdüğüne dair espri yaparak olayı tiye aldı.
İşin daha da güzel tarafı, aradan neredeyse 30 yıl geçmesine rağmen olayın hâlâ kapanmamış olması! Ricky Martin'in Temmuz 2026'daki İstanbul konseri öncesinde Hülya Avşar'a o meşhur görüntüler yeniden hatırlatıldı. Avşar bu kez 'Düşünsenize gidip tekrar onun poposunu ellediğimi. Her şeyin bir yaşı ve yeri var' diyerek aynı hareketi bugün tekrarlamayacağını söyledi.
Ricky Martin'in dünya çapında fırtınalar estirdiği bir dönemde Türkiye'ye gelip Hülya Avşar Showda hiç beklemediği bir sürprizle karşılaştığı o meşhur canlı yayının üzerinden tam 28 yıl geçti! Evet, Hülya Avşar'ın Ricky Martin'in poposunu avuçladığı o görüntüler 1998'den beri hayatımızda...
20. Ebru Gündeş'in kariyerinin ilk yıllarında babası Remzi Gündeş hakkında anlattığı hikaye de yıllar sonra ortaya çıkan gerçekle magazin tarihinin en acayip olaylarından birine dönüştü.
Gündeş, henüz şöhret basamaklarını yeni yeni tırmanırken babasını daha bebekken bir trafik kazasında kaybettiğini anlatmıştı. Hatta verdiği ilk röportajlardan birinde başını örterek bir mezarın başına gitmiş, 'Babam burada yatıyor'diyerek dua ederken fotoğraflanmıştı.
Fakat bu hüzünlü hikayenin ardından hiç beklenmedik bir gerçek ortaya çıktı: Ebru Gündeş'in babası ölmemişti. Remzi Gündeş hayattaydı ve Bakırköy'de eski eşya sattığı bir dükkanda yaşıyordu. Haberlerin ardından konuşan Remzi Gündeş, kızıyla yaklaşık 15 yıldır görüşmediğini açıklarken 'Benim Ebru Gündeş diye bir evladım yok' diyerek oldukça sert bir çıkış yapmıştı.
İkilinin arasındaki mesafenin arkasında ise Gündeş'in çocukluğuna uzanan oldukça kırgın bir hikaye vardı. Sonraki yıllarda çıkan haberlerde Remzi Gündeş'in kızını henüz 4 yaşındayken terk ettiği, baba-kızın uzun yıllar boyunca görüşmediği anlatıldı. Ebru Gündeş de 2015 yılında yaptığı Babalar Günü paylaşımında isim vermeden çocukların zamanında göremedikleri baba sevgisinin onları yıllar sonra çok uzaklara götürebildiğini söyleyerek yaşadığı kırgınlığı açıkça dile getirdi. Remzi Gündeş ise aynı dönemde verdiği röportajda 'Ben ona hiç bakmadım ama o bana baktı'sözleriyle geçmişte kızına babalık yapamadığını kabul etti.
Hikayenin yıllar sonraki sonu ise oldukça hüzünlü oldu. Remzi Gündeş, 18 Eylül 2020'de 76 yaşında gerçekten hayatını kaybetti. Ebru Gündeş, yıllarca arasının açık olduğu babasının ölümünü kamuoyuna duyurmadan iki kuzeniyle birlikte cenazesini Büyükçekmece Mezarlığı'nda sessiz sedasız toprağa verdi.
Yani bir mezarın başında 'Babam burada yatıyor' diye dua ederken verilen pozla başlayıp birkaç gün sonra babasının aslında hayatta olduğunun ortaya çıkmasına kadar uzanan bu inanılmaz magazin hikayesinin üzerinden bugün 30 yılı aşkın zaman geçti!
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın