Sinan Çetin Haberleri

Sinan Çetin ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Sinan Çetin ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Sinan Çetin'in Su Deposu Kılıflı Baz İstasyonu Kaldırıldı
Cihangir'de Sinan Çetin'e ait binanın çatısındaki su deposu görünümlü baz istasyonu, dün Koruma Kurulu kararıyla kaldırıldı. Mahalle sakinlerinin şikayeti üzerine harekete geçen Koruma Kurulu, kentsel sit alanında kalan baz istasyonunun 'çevreye olumsuz etkisi' olduğunu belirterek yasal işlem yapılmasını istedi.Cihangir’de yönetmen Sinan Çetin’e ait bir apartmanın çatısına geçen sene Aralık ayında 1500 litrelik su deposu görüntüsünde bir baz istasyonu takılmıştı. Mahalle sakinlerinin tepkisini çeken baz istasyonu, Beyoğlu ’ndan sorumlu II No’lu Koruma Kurulu’nun kararı üzerine dün Turkcell tarafından kaldırıldı.Radikal'den Elif İnce'nin haberine göre; Binanın bulunduğu Özoğul Sokak’ın sakinleri ve cihangir Park Forumu, Turkcell’e ait baz istasyonunu protesto etmek için Sinan Çetin’in aynı sokakta bulunan ofisine yürümüş, sokağa ‘Dikkat bu bir baz istasyonudur, su tankı değildir’ yazılı afişler asmış ve Beyoğlu’ndan sorumlu II No’lu Koruma Kurulu’na şikayette bulunmuştu.Şikayet üzerine harekete geçen Koruma Kurulu, kentsel sit alanında kalan baz istasyonunun ‘çevreye olumsuz etkisi’ olduğunu belirterek kaldırılmasına karar verdi. Baz istasyonu hakkında yasal işlem yapılmasını isteyen kurul, kararın bir örneğini de Turkcell’e ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na yolladı.Çatı katı Kaçak mı?Kurul ayrıca yapının son katının yasal durumuna dair Beyoğlu Belediyesi’nden bilgi talep etti. Beyoğlu Belediyesi yetkilileri, binayla ilgili yerinde tespit yapılacağını ve hazırlanan raporun kurula sunulacağını belirtti.Mahalle sakinlerinden Seda Kalem, “Karardan memnunuz. Baz istasyonunun kurulması için gerekli izinlerin alınmadığı ortaya çıktı. Su deposu şeklindeki istasyon çatının tam ucunda duruyordu, kuvvetli bir rüzgarda sokağa düşebilir diye endişeleniyorduk. Bunun statiği, hesapları yapılmış mı bilmiyorduk. Bunun için kurula başvurduk ve sonunda istasyon kaldırıldı. İnsan mücadeleye kendi sokağına, mahallesine sahip çıkarak başlamalı. Türkiye ’de bürokrasiyle uğraşmak sabır, dirayet gerektiriyor ama süreç bir şekilde işletilebiliyor” diye konuştu.Su deposu görünümlü baz istasyonunun kaldırılmasına...II No’lu Koruma Kurulu, 27 Mayıs 2014'te aldığı kararda şöyle dedi: ' Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun 05.11.1999 gün ve 665 sayılı ilke kararı gereği, kentsel sit alanında bulunan, çevreye olumsuz etkisi bulunması nedeniyle kurulumuz izni dışında yapılan su deposu görünümlü baz istasyonunun kaldırılması ve yasal işlem yapılması, söz konusu yapının son katının yasal durumuna ilişkin bilgi-belgenin belediyesi tarafından kurulumuza iletilmesine karar verildi.'Kaynak: Radikal / Elif İnce
Sivas'ta Polisleri Taşıyan Otobüs Devrildi: 3 Şehit 33 Yaralı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Gümüşhane gezisinde görevli polisleri taşıyan otobüs, Sivas'ın İmranlı ilçesi Kızıldağ mevkiinde devrildi. Kazada ilk belirlemelere göre 3 polis şehit oldu 30'un üzerinde polis de yaralandı.CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan'ın Gümüşhane programında görevlendirilen Malatya Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki Çevik Kuvet polislerinin bulunduğu otobüs, dönüş yolunda Sivas yakınlarında kaza yaptı. Yağış nedeniyle kayganlaşan yolda kontrolden çıkarak devrilen otobüste bulunan 3 polis şehit oldu, 33 kişi de yaralandı.Kaza saat 01.30 sıralarında Sivas-Erzincan Karayolu üzerinde İmranlı ilçe merkezine 25 kilometre mesafedeki Kızıldağ geçidi inişinde meydana geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dünkü Gümüşhane programında güvenlik önlemlerine destek olmak amacıyla Malatya Emniyeti'nden takviye çevik Kuvvet ekibi gönderildi. Program sonunda çevik kuvvet ekibi görev yeri olan Malatya'ya dönmek üzere yola çıktı. Polis memurlarının bulunduğu Mehmet Oluk yönetimindeki 44 PP 260 plakalı otobüs, Sivas İmranlı ilçesi yakınlarında yağmur nedeniyle kayganlaşan yolda kontrolden çıktı. Direksiyon hakimiyetinin kaybolduğu otobüs yan yatarak devrildikten sonra bir süre sürüklendi.Can pazarının yaşandığı kazada polis memurları Beşir Kurt ve Emrah Horoz ile kimliği henüz belirlenemeyen bir polis memuru daha şehit oldu. Çoğu polis memuru 33 kişi ise yaralandı. Yaralılar İmranlı, Zara ve Sivas'ta bulunan çeşitli hastanelere sevk edilerek tedaviye altına alındı. Hastanelerin tümü alarm durumuna geçilirken, ilk müdahalesi İmranlı İlçesinde yapılan yaralıların çoğu Sivas kent merkezindeki hastanelere sevk edildi. Kazanın hemen ardından Sivas Emniyet Müdürü Turgay Çalışkan da olay yerine gelerek inceleme yaptı.VALİLİK: 3 ŞEHİT 33 YARALISivas Valiliği kazada 3 polisin şehit olduğunu açıkladı. Olay yerinde yapılan incelemelerin ardından hayatını kaybedenlerin cenazeleri İmranlı Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.OTOBÜS KALDIRILDI DAĞILAN SİLAHLAR TOPLANDIOlay yerinde bulunan polislere ait cenazelerin kaldırılmasının ardından yan yatar vaziyetteki otobüs vinç yardımı ile kaldırılarak düzeltildi. Daha sonra jandarma ekipleri otobüsün içerisinde ve çevresinde incelemelerde bulundu. Polislere ait olan ve kaza ile birlikte çevreye dağılan silahlar da toplandı.Bu arada hastanelerde tedavi altına alınan yaralılardan 2'sinin durumunun ağır olduğu öğrenildi.KAZADA YARALANANLARIN İSİMLERİKazada yaralanan 33 kişinin isimleri şöyle:'Şoför Mehmet Oluk. Polis memurları Osman Kuçur, Muammer Kılıç, Erkin Doğan, Ahmet Yiğit, Kemal Uludoğan, Nuh Akdağ, Osman Demir, Arif Altaş, Tarkan Latifeci, Ferhat Murat Temurtaş, Sinan Çetin, Habib Erdem, Murat Güneş, Kadir Çetin, Hakan Menteş, Ömür Çoban, Ali İhsan Özgül, Turan Evin, Kamber Kızılbal, Hikmet Kurt, Ahmet Taştan, Serkan Üçel, Bilal Gündoğdu, Mehmet Özdin, Aydın Salcıoğlu, Sebahattin Öztürk, Kerim Çubuk, Mete Demirci, Zülkif Altuğ, Serdar Zeybal, Mehmet Gürler ve Memet GüvenEraydın AYTEKİN- Halife YALÇINKAYA- Gökhan CEYLAN- Lokman SEVİNDİK/İMRANLI (Sivas), (DHA)
Türk Sineması 100. Yaşını Kutluyor
Türk sineması, ilk Türk filmi kabul edilen 'Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı'nın bugün 100'üncü yaşını kutluyor.Osmanlı coğrafyasının beyaz perdeyle tanışmasından tiyatro kökenli ilk dönem filmlere, 'Fransız kızlar' için uygulanan ilk sansürden bir döneme damga vuran Muhsin Ertuğrul'a ve Yeşilçam'dan milenyumla yeniden ivme kazanan yerli filmlere Türk sineması, dünyanın en eski ulusal sinemaları arasında yer alıyor.İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Peyami Çelikcan, araştırmacı ve yazarlar tarafından başlangıç alındığı tarih dolayısıyla zaman zaman tartışmaların odağı olan Türk sinemasına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.Sinemanın bu topraklardaki geçmişinin çok daha eskilere dayandığını belirten Çelikcan, 'Bu yıl 100. yaşını kutladığımız sinemamızın geçmişi, İstanbul'da ilk film gösteriminin yapıldığı 1896'ya kadar uzanıyor. O yıl, Beyoğlu'nda başlayan sinema gösterimlerinin ardından geleneksel temaşa sanatının sergilendiği alanlarda film gösterimlerinin yapılmasıyla sinema seyircisi oluşuyor. Dünya sinemasının başlangıcının da Lumiere Kardeşlerin 1895'te Paris'te ilk filmlerinin seyirciyle buluşmasıyla başlatıldığı göz önüne alındığında, aslında Türk sinemasının başlangıcını da 1896 almak daha uygun olur' diye konuştu.Çelikcan, 1914'e gelene kadar Avrupalı sinemacıların Osmanlı coğrafyasına ilgisi dolayısıyla yüzyılın başından itibaren çeşitli çalışmalar yapıldığını, film çekim ve gösterimine ilişkin ilk yasal düzenlemenin hazırlandığını ve Osmanlı tebaasından Makedon asıllı Manaki Kardeşlerce 1911 yılında da belgesel filmler çekildiğini anlattı.Çelikcan, Osmanlı ordusunda görevli Fuat Uzkınay'ın 1914'teki çektiği ve günümüze ulaşan hiçbir kopyasının bulunmadığı filmin, dönemin koşulları dolayısıyla Türk sinemasının başlangıcı olarak referans alındığını söyledi.Beyaz perdeye ilk yansıma Yıldız Sarayı'ndaÖte yandan, AA muhabirinin çeşitli kaynaklardan derlediği bilgilere göre, Türk sinemasının bir asrı ise şöyle:Osmanlı Devleti, dünyanın ilk kez Lumiere Kardeşler'in 1895'te çektiği bir trenin gardan hareketini gösteren filme hemen ilgi göstererek, Yıldız Sarayı'ndaki ilk gösterimle bu topraklar 'büyülü dünya' ile tanıştı. Türk sinemasının ilk adımı ise 1.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay'ın yönetmenliğinde 14 Kasım 1914'te propaganda amaçlı çekilen 'Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı' belgeseliyle atıldı. Ardından, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle 1915'te Merkez Ordu Sinema Dairesinin (MOSD) kurulmasıyla hem Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgeselleri hem de birkaç öykülü film denemeleri yapıldı.Türk sinemasında ilk sansür 'Fransız kızları' için yapıldıDönemin sevilen tiyatro oyunu Leblebici Horhor ile 'Himmet Ağanın İzdivacı', 1916'da çekilmeye başlamasına rağmen savaş koşullarında vaktinde tamamlanamadı. Dolayısıyla Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü film, İstanbul'un işgaliyle MOSD'un sinemayla ilgili tüm malzemelerinin devredildiği Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin Sedat Simavi'ye ısmarladığı 'Pençe' ve 'Casus' filmleri oldu. Türk sinemasında sansür ilk kez, İstanbul'un İtilaf devletlerinin işgali altında bulunduğu 1919'da çekilen 'Mürebbiye' filmine uygulandı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden Fuat Uzkınay'ın yapımcılığında beyaz perdeye aktarılan sessiz film, Fransız kadınları kötü gösterdiği gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen gizlice gösterildi.Türk sineması ilk komedi film serisine ise 1921'de gösterilen 'Bican Efendi' ile kavuştu.Sinemada 'tek adam' dönemiİlk özel yapımevi Kemal Film'in kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başladı. Muhsin Ertuğrul, yurt dışında edindiği sinema tecrübesiyle uzun yıllar 'tek adam' olarak pek çok ilki hayata geçirdi. 'İstanbul'da Bir Facia-i Aşk' filmiyle Türk sinemasına adım atan Ertuğrul, aleyhlerinde çekildiği düşüncesiyle film setinin Bektaşilerce basıldığı 'Boğaziçi Esrarı', ilk kez Türk kadınlarının rol aldığı 'Ateşten Gömlek', ilk ortak yapım (Türk-Mısır-Yunan) 'İstanbul Sokaklarında' filmlerinin de aralarında olduğu yapımlara imza attı.Türk sineması ilk uluslararası ödülünü, Ertuğrul'un 1934'te ikinci kez perdeye uyarladığı 'Leblebici Horhor Ağa'nın Venedik 2. Uluslararası Film Şenliği'nde 'onur diploması'na layık görülmesiyle aldı.2. Dünya Savaşı'nın olumsuz etkisiyle 1939-1945 yıllarında çok az sayıda filmin üretildiği Türk sinemasının yerini yabancı filmlerin doldururken, 'Yerli Film Yapanlar Cemiyeti'nce 1948 yılında ilk kez düzenlenen yarışma sektöre canlılık getirdi.Sinemamızın 'altın çağı'Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk sineması büyük bir atılım yaptı. Sinemacı Ömer Lütfi Akad'ın 1949 yılında çektiği 'Vurun Kahpeye', sektörü yeniden şekillendirdi. Tarihi filmler, roman uyarlamaları, şehir hikayelerinin de ağırlık kazandığı 50'li yıllarda bir sinema dili oluşturulmaya başlandı. Yönetmen Akad'ın parladığı bul yıllarda, Türk sinemasının da yıldızları yükselerek Ayhan Işık, Belgin Doruk, Zeki Müren, Fikret Hakan gibi isimlere kavuştu.Film üretim verimliliğinin en üst noktaya çıktığı 1960'lı yıllarda ise sinema ulusal bir kimliğe büründü. Yapım, üretim ve dağıtım gücü bakımından 'altın çağ' kabul edilen bu dönemde, 1963'ten itibaren renkli filmler ağırlık kazandı. Türk sineması, 1966 yılında 241 film üreterek dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4'üncü oldu. Memduh Ün, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Ertem Eğilmez, Halit Refiğ gibi yönetmenlerin yanı sıra Cüneyt Arkın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkan Şoray gibi oyuncular da sinema dünyasına adım attı.İlk 'Altın Portakal' ve 'Altın Ayı' ödülleriTürk sineması uluslararası ilk büyük zaferine, 1964'te Berlin Film Şenliği'nde 'Altın Ayı'yı kazanan Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz' filmiyle ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yaz gerçekleştirilen 'En İyi 100 Film' anketinde halkın oymasıyla da birinci seçilen Susuz Yaz, Türk sinemasının en iyi filmi olarak yüzyıla damga vurdu. Aynı yıl Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti ve Antalya Belediyesinin ortak girişimleriyle I. Antalya Film Festivali (Altın Portakal) düzenlendi.1965'ten itibaren, bir filmin 5-6 günde tamamlandığı, iç içe filmler çevrildiği 'hızlı' film furyası başladı. Günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlanan çizgi romanlarla fotoromanların beyaz perdeye de yansıtılmasıyla başlayan avantür filmler modasıyla başta Killing olmak üzere Baytekin, Fantoma, Mandrake, Uçan Adam gibi filmler çekildi.Beyazperdede farklı türlerTelevizyonun evlere girmesinin sinemadan uzaklaşıldığı 1970'li yıllarda, bu zamana kadar çekilen melodramlar, komediler, sosyal içerikli dramlarla halkın içine giren, Ortadoğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelen Türk sinemasının, çeşitli furyaların etkisiyle kalitesi düştü, sektör daralma sürecine girdi. Türkiye ve dünyadaki olayların etkisiyle 70'ler hem arabesk hem Almanya'ya işçi göçü dolayısıyla gurbet hem 'Karaoğlan', 'Malkoçoğlu', 'Tarkan'lı, 'Çeko', 'Zorro', 'Killing', 'Tom Miks', 'Süperman'li fantastik, avantür hem de erotik filmlerin çekildiği dönem oldu.Öte yandan, Atıf Yılmaz'ın 'Selvi Boylum Al Yazmalım', 'Kibar Feyzo', Lütfi Akad'ın 'Gelin', 'Düğün' ve 'Diyet' üçlemesi, Metin Erksan'ın 'Sensiz Yaşayamam', Erden Kıral'ın 'Kanal', Ali Özgentürk'ün 'Hazal', Yılmaz Güney'in 'Umut', 'Arkadaş' filmleri dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Türk sinemasında Ertem Göreç'in 'Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'iyle ilk kez masal uyarlaması filmler görücüye çıkarken, Türker İnanoğlu'nun canlandırdığı 'Yumurcak', Menderes Utku'nun 'Afacan' filmleri de sinemada 'çocuk kahramanlar' ortaya çıkardı. Bu dönem ayrıca Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanından uyarlanan 'Birleşen Yollar'ın beğenilmesiyle din temalı filmler de bir biri ardına beyaz perdeye yansıdı.Sinemaya 'darbe' etkisiTürk sineması, 1980 darbesinin etkisiyle dönüşüm yaşarken, filmlerin başrol oyuncusu yerine yönetmeniyle anılmaya başlamasıyla 'Yeşilçam' dönemi sona erdi. Bunun yanı sıra 1980'lerin başlarında 70 civarında film üretilirken 1984'ten itibaren yıllık 100 filmin üzerine çıkıldı ve sanat filmlerine ağırlık verildi.Film festivallerinin kendi seyirci kitlesini oluşturmaya başladığı bu dönemde, Türk sineması Cannes Film Festivali'nin büyük ödülü 'Altın Palmiye'ye, ilk kez Şerif Gören ve Yılmaz Güney'in 'Yol' filmiyle 1982'de sahip oldu.1990'lar 'Eşkıya' ile canlandıTürk sinemasının krize girdiği 1990'lı yıllarda film üretimi sayısı yılda 10'a kadar düştü. Sinemaların kapandığı, televizyon kanallarının çeşitlendiği, VCD-DVD'lerle alternatif izleme alanlarının ortaya çıktığı dönemde Türk sineması kimlik arayışına girdi.Yönetmenlerin daha gerçekçi ve yaşamın içinden küçük öykülerin anlatıldığı yapımlara yöneldiği bu dönemde televizyon kanallarının desteğiyle de pek çok film üretildi.Yavuz Turgul'un 1996'da çektiği 'Eşkiya' filmi 90'ların en önemli yapımı olurken, Türk sinemasının yeniden zirveye çıkması için gereken ivmeyi sağladı.Sinan Çetin'in 'Berlin in Berlin', Ömer Vargı'nın 'Her Şey Çok Güzel Olacak', Mustafa Altıoklar'ın 'Ağır Roman', Derviş Zam'in 'Tabutta Rövaşata', Reha Erdem'in 'Kaç Para Kaç', Tomris Giritlioğlu'nun 'Salkım Hanımın Taneleri' dönemin dikkat çeken yapımları arasında yer aldı.Milenyumun bereketiTürk sineması tırmanışa geçtiği 2000'li yıllarda ilk önemli başarısını, Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak filminin 2003'te Cannes Film Festivali'nde 'Jüri Büyük Ödülü'nü kazanmasıyla yakaladı.Özellikle 2005'ten itibaren film üretim sayısında artışın yanı sıra yerli film seyircisi de sinemaları doldurdu. Rekorların kırıldığı bu yıllarda, Türk sineması bugüne kadarki en büyük gişesine ise 7 milyonu aşkın kişinin izlediği 'Recep İvedik 4' filmiyle ulaştı.2005 yılında 30 milyona yaklaşan sinema seyircisi sayısı geçen yıl 50 milyonu geçti. Vizyon gelirinin 505 milyonu aştığı sektörün toplam büyüklüğü ise 2 milyar lirayı aştı.Sektör, 2013 yılı itibariyle 620 sinema binası, 2 bin 170 sinema perdesi ve 271 bin 250 sinema koltuğuyla sinemaseverlere hizmet veriyor.Tuğba Özgür Durmaz | AA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Yavuz Bingöl’ün Ahmet Hakan’a verdiği röportajda Berkin Elvan ve annesinin meydanlarda yuhalatılmasıyla ilgili sarf ettiği sözler, kırıcıydı. Hele de Alevi kökenli ve daha düne kadar CHP’ye yakın duran bir sanatçının, Berkin’in acılı annesinin yuhalatılmasıyla ilgili, tavır değil adeta mazeret sunması, sosyal medyada bir öfke patlamasına neden oldu. Aslında gazete, Bingöl’ün o sözlerini başlığa çıkarmamış, haberin içine gömmüştü. Ancak kamuoyu, affetmedi.Ailesi bile Yavuz Bingöl’ü duyarsızlığından dolayı eleştirdi.
Bugün Türkiye Gündemindeki En Önemli 10 Olay
Akkuyu Nükleer Santralı raporunu hazırladığı öne sürülen mühendisler raporun tesliminden önce işten çıkmış. Üstelik bilirkişilere göre rapordaki imzalar da sahte.  Sahte imzalı raporu hazırlayan ÇED Mühendislik firmasının lisansının iptali gündemde...
Sinan Çetin: 'Adımızın Osmanlı Olarak Devam Etmesini İsterdim'
Yönetmen Sinan Çetin, Ülke TV'de Esra Elönü'nün sunduğu Arafta Sorular programına konuk oldu. 'Adımızın Osmanlı olarak devam etmesini isterdim' diyen Çetin 'Ortada çok net bir yanlış var, bu yanlıştan ne zaman geri dönersek iyi olacak diye düşünüyorum' ifadelerini kullandı. Yönetmen Çetin'in açıklamalarından bazı satır başları şöyle: 'Türkiye'de Ermenilerin, Rumların, gayri müslimlerin bütün insanların, herkesin büyük bir zenginlikle birlikte yaşamasını çok isterdim. Ve adımızın Osmanlı olarak devam etmesini de isterdim. Bir yanlışlık var. Türkiye Cumhuriyeti adını koyanların, bizim bir kısmını Türk. Peki öbürleri, yani kendilerini Türk olarak kabul etmek isteyenleri dışlamak gibi ortada çok net bir yanlış var. Bugün en önemli sorunumuz Kürt sorunu. Kendini Türk olarak kabul etmek istemeyen 25 milyon insan var. Bir yanlışlık yok mu? Osmanlı en azından bunu kapsamış. Osmanlı biz büyük bir devletiz demiş. Yahudilerde olabilir, Rumlar da olabilir demiş. Bu müthiş bir servet. Bu gerici bir konuşma değil. Ben geriye dönen nostaljik bir tip değilim.'Sinan Çetin 'Osmanlı' açıklaması sonrası sosyal medyanın çok konuşulanları arasına girdi. İşte Twitter'dan bazı yorumlar...