Bekçi Haberleri

Bekçi ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Bekçi ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

En Güçlü 10 Köpek Cinsi
Almanya kökenli bir ırk olan Rottweiler cinsi köpeklerin geleneksel adı Rottweiler Metzgerhund yani Rotweil Kasabı’dır. Erkek olanları 60 kilograma kadar ulaşabilen bu tür uysallığı ev eğitililebilirliği ile tanınsa da yetenekleri ve gücü insanı hayrete düşürecek cinstendir. Çoban köpeği olarak kurtlardan ayılara kadar birçok vahşi hayvanla başaçıkabilmesi nedeniyle tüm dünyanın saygısını kazanmıştır. Adını aldığı Almanya’daki Rotweil şehrinde hemen her yerde heykelleri bulunmaktadır.
Şırnak'ta Kadın Polisi Göz Göre Göre Yaktılar
Şırnak'ın Silopi ilçesinde gerçekleşen saldırıda, PKK'lılar arabaların camlarını kırdı, molotof kokteylleri attı. Molotof kokteyli atılan araba bulunan ikisi polis biri bekçi 3 kişiyi alevler sardı.BEKÇİ, BARİKATI YIKIP GİTMEYİ DÜŞÜNDÜPKK'lıların yol kesip kimlik kontrolü yaptığı gün, içinde 2 polis ve bir bekçinin bulunduğu araç da durduruldu. Direksiyondaki bekçi Nurettin Bal barikatı yıkıp gitmeyi düşündü. Sonrasında PKK'lılar aracı ateşe verdi. 2 polis ve bir bekçi alevler içinde kaldı.ERKEK POLİS AYDEMİR VE BEKÇİ KURTULDUBekçi Bal ve Polis Kemal Aydemir hızla kendilerini aracın içinden attılar. Diğer polis Zeynep Özçelik ise içinde bulunduğu araçtan, dışarıdan birinin kapıyı açmasıyla kurtulabildi.İŞTE ŞIRNAK'TAKİ O KORKUNÇ OLAY...VATANDAŞLAR, ALEVLERİ SU DÖKEREK SÖNDÜRMEYE ÇALIŞTIDışarıdan yardıma gelen vatandaşlar ise su dökerek söndürmeye çalıştı. Özçelik'in üzerine atılan ceket sayesinde alevler söndü. Polisin havaya açtığı ateş sonucu PKK'lılar dağıldı. Kadın polis Özçelik ağır yaralandı, önce Diyarbakır'a, sonra da Ankara GATA'ya kaldırıldı. Yakın zamanda bir amliyat daha olacak.Fox Tv
Uçaklara Kabul Edilmeyen Köpek Cinsleri
Evcil hayvanlarınızı uçuşlarda beraberinizde götürebilirsiniz. Bunun için evcil hayvanınızın geçerli bir aşı ve sağlık sertifikasının bulunması; giriş izinleri ve transit ülkeler tarafından istenen diğer belgelerin de tam olması gerekmektedir.Uçaklarda, hem yolcu kabinlerinde hem de kargo kompartımanlarında, sadece kedi, köpek ve küçük ötücü kuşlar (saka kuşu, muhabbet kuşu, kanarya) evcil hayvan olarak taşınabilmektedir.
'Türkiye'de Basın Özgürlüğü Yok Diyenler Teröre Destek Veriyor'
Başbakan Tayyip Erdoğan , Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Avrupalı Türk Demokratlar Birliği'nin kuruluşunun 10. yıl dönümü etkinliğinde konuştu. 15 bin kişinin katıldığı miting, kent genelinde 20 binden fazla kişi tarafından protesto edildi. Erdoğan, konuşmasında Alman dergisi Der Spiegel'in manşetini ağır bir dille eleştirerek, 'Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi' dedi. 'Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür?' diyen Erdoğan, 'Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar' ifadesini kullandı. Erdoğan, 'Almanya belki 'Cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir kez görüyor. Türkiye, her gün böyle manşetlerin atıldığı bir ülke' diye konuştu. Erdoğan’ın açıklamasının satırbaşları şöyle Sevgili kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Almanya Federal Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları, değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun. Üzerimdeki bir emaneti bugün bir kez daha sizlere, emanetin sahiplerine teslim etmek istiyorum. Evet, Türkiye’nin sizlere selamı var. 77 milyon kardeşinizin sizlere selamı var. Türkiye’deki akrabalarınızın, dostlarınızın, yakınlarınızın sizlere selamı var. Sanmayın ki sadece sizler gurbettesiniz. Sizlerin hasretiyle, özlemiyle, inanın on yıllardır bizler de gurbeti içimizde yaşıyoruz. Sizin hasretiniz kadar bizler de içimizde hasret yaşıyoruz. Yarın, 25 Mayıs’ta vefatının 31. Seneyi devriyesine ulaşacağımız, rahmetle, minnetle bir kez daha hatırladığımız üstat Necip Fazıl ne güzel ifade etmiş: Dağda dolaşırken yakma kandili, Fersiz gözlerimi dağlama gurbet! Ne söylemez, akan suların dili, Sessizlik içinde çağlama gurbet! Titrek parmağınla tutup tığını. Alnıma işleme kırışığını Duvarda, emerek mum ışığını, Bir veremli rengi bağlama gurbet Gül büyütenlere mahsus hevesle, Renk dertlerimi gözümde besle! Yalnız, annem gibi, o ılık sesle, İçimde dövünüp ağlama gurbet!.. Sizler çok büyük çileler çektiniz, çok büyük sıkıntılara maruz kaldınız ama direndiniz. Tahammül ettiniz. Sabrettiniz. Gurbeti kendiniz için sılaya tahvil ettiniz. Şunu bilin ki millet olarak sizlere minnettarız. Millet olarak her birinize tek tek müteşekkiriz. Milletçe her birinizle gurur duyuyor, her birinizle iftihar ediyoruz. İşte bugün, bir kez daha sabrınız için, dirayetiniz için, ahde vefanız için, şahsım, ülkem ve milletim için sizlere gerçekten teşekkür ediyorum. Emeğinizle, alın terinizle, vakarınızla 50 yılı geride bıraktığınız, geride onur ve gurur dolu bir 50 yıl bıraktığınız için her birinize teşekkür ediyorum. Rabbim sabrınızı tahammülünüzü artırsın, Rabbim hasretinizi hafifletsin. Rabbim sizleri de bizleri de muhafaza eylesin diye dua ediyorum. Kardeşlerim, geçen hafta Salı günü bildiğiniz gibi, Manisamızın Soma ilçesinde elim bir facia yaşadık. 31 canımızı kardeşimizi o elim kazada Hakk’a uğurladı. Bizim Türkiye’de hissettiğimiz acıyı sizler de burada hissettiniz. Bizim kadar, sizin kadar yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimiz bu acıyı paylaştı. Sizlere Soma faciasının ardından verdiğiniz maddi destekler için, özellikle de ettiğiniz dualar için çok çok teşekkür ediyorum. Yeryüzündeki tüm dost ve kardeşlerimize, taziyeleri, temennileri, duaları için teşekkür ediyorum. Soma’dan 10 kişilik bir heyet ziyaretime gelmişti, onlarla oturduk, dertleştik. Onlar da madenci, baretleriyle geldiler. Onlarla görüşmemin arkasından, Sayın Şansölye Merkel ile telefon görüşmesi yaptık. Kendisi başsağlığı ve destek mesajlarını iletti. Federal Almanya Cumhuriyeti’ne, hükümetine başta Sayın Merkel olmak üzere tüm Alman makamlarına huzurlarınızda Soma’daki madenlerle geleceğe yönelik ne gibi işbirliği yapabiliriz, bunları konuştuk. Kendisine şükranlarımı ifade ediyorum. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği bu organizasyonla hem kendi 10. Kuruluş yıldönümünü kutlarken, bir diğer yandan da bizim değerler silsilemiz içinden gelen bir anlayışla yaklaşım sergiledi. Hatm-i Şerifler indirildi, Kuranı Kerim okundu, dualar edildi, ezanı Muhammedi burada okundu. Rabbim inşallah bunları kabul buyursun. 301 şehidimizin ruhunu muazzez etsin. Bir kez de burada sizlere şu sözü vermek istiyırum. Bu elim kazadaki ihmalleri mutlaka ortaya çıkaracak. Hangi kademede olursa olsun bunun hesabını mutlaka soracağız. Şu anda hem idari hem adli soruşturmalar devam ediyor. Şehitlerimizin bizlere emaneti olan yetimlerine, ailelerine devlet olarak sahip çıkacak, acılarını hafifletmek adına ne gerekiyorsa yapacağız ve yapıyoruz. Şu anda, AFAD adlı kuruluşumuz bu işle ilgili tek merkez olarak görevlendirilmiştir. Bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için her türlü tedbiri aldık, alacağız. Almanya’da şehitlerimize rahmet niyaz ediyor, yakınlarına sabır temenni ediyorum. Fakat bir gerçek var. Nedir o? Biz orada bu elim faciayı yaşarken, ülkemizin içerisinde bu ızdırabı duyamayanlar da oldu. Ha bunlar, Türkiye’nin büyük bir yekunu değildi aslında. Bunlar azınlık olan ama buradan nemalanmaya çalışan kesimlerdi, illegal örgütlerdi. Maalesef baktık ki ana muhalefetin bazı milletvekilleri de bunlarla beraber bu eylemlere ortak oluyorlardı. Bununla da kalmadılar, şurada İstanbul Beyoğlu Okmeydanı’nda, Şişli Okmeydanı’nda illegal eylemlere girdiler ve bir gencimiz orada maalesef, o da öldü. Ardından bir gencimiz daha öldü. Ölenlerden bir tanesinin kız kardeşi şöyle diyordu: Siz bu eylemleri yapmasaydınız benim kardeşim ölmeyecekti diyor. Bakıyorsun hemen buraya yansıması olmuş ve bazı bu tür örgütler ve buradaki bir kısım medya ne yazık ki Soma faciasını kendileri için ranta dönüştürmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na farklı şekilde hakaretler ediyorlar. Hele bir tane kendini bilmez derginin attığı başlık manidardı. Şahsımı cehenneme gönderiyordu, nasıl biliyorsa cehennemin yolunu, anlamak mümkün değildi. Tabi iş sadece bu değil, ya? İşin manidar olan yanı şu. Ülkemdeki bazı medya ile bunların aralarında koordine olması çok anlamlaydı. Yarın Almanya’da Avrupa Parlamentosu’yla ilgili seçimler var. Oradan oy devşiremezsin. Türkiye’deki Gezi olaylarında hopladınız oturdunuz, 17 Aralık’ta hopladınız oturdunuz, 25 Aralık’ta hopladınız oturdunuz. Benim milletim size en güzel dersi 30 Mart’ta verdi. Demokrasiye inanıyorsak, eğer sandığa inanıyorsak. Sandıktan çıkan neticeye saygı duyuyorsan, Türk milletinin verdiği karara da saygınız olacak. Benim ülkemin halkımın verdiği kararı bir yerlerin onaylamasına ihtiyacımız yok. Biz herhangi bir ülkedeki seçim sebebiyle oralara müdahale noktasına gidiyor muyuz? Dışarıdan izliyoruz, arıyoruz, tebrik ediyoruz. Türk milletinin o sandıklarda çıkardığı neticeye saygı duyacaksınız . Olay bu. Ve Soma’da 301 şehidimizle alakalı bizim içimiz yanıyor, birileri kalkıp buradan suiistimal etmeeye çalışıyor. Aynen benim ülkemdeki gibi. Sizin bu oyunlarınız tutmaz, biz dertliyiz be. Bizim derdimiz var ve biz kardeşlerim bunlar benim o kömür ocaklarına giren kardeşlerime bidon kafalı dediler. Göbeğini kaşıyan adam dediler. Bunlar bir şey bilmez dediler. Ama onlar bir şey bildiklerini anlattılar. Şu anda Tayyip Erdoğan, o kömür ocaklarının havasını bilir. Masada oturarak kömür ocağını tanımadım, kömür ocağını bildim ve kömür ocağının derinliklerinde 4 kilometre, 5 kilometre gittik. Orada kömür çıkardım, çıkardıktan sonra kömür madenindeki kardeşlerimle oturduk orada yemeğimizi de yedik. Ama bunlar, Boğaz’ın sularına bakarak demlenenlerdir. Benim bakanım Soma’da ocaklara girdi. O da girdi, o da orada çalışanlarla beraber iftarını yaptı. Siz kimlerle neyi değerlendiriyorsunuz ya? Batı bunu senin iyi anlaman lazım. Ülkendekiler ne yazarsa yazsın, çizsin 30 Mart’ta cevaplarını aldılar. Bundan sonra da alacaklar. Kardeşlerim, bakın biz burada şu anda hangi merasimi yaptık? Hatimler, Kuranlar, dualarla biz Soma’yı andık. Ama diğerleri maalesef ortalığı terörize etmek suretiyle kan gölüne çevirdiler, iki gencimizi öldürdüler. Batı hala polisimize fatura kesmeye çalışıyor. Molotof kokteyliyle aracın içine Molotof düştü, iki polisimiz yandı. Hala tedavideler. Geçenlerde de Güneydoğu’da bir polisimiz yandı, hala yatıyor. Bütün buı terör eylemlerine karşı ne yapacaktı bizim polisimiz? Gel bizi yak mı diyecekti? Emniyet amirini nasıl dövüyorlar belki televizyonda izlediniz. Bunlar illegal örgütler, toplumu terörize etmeye çalışanlar. Orası semtim, çok iyi bilirim oraları, herhangi bir şey yok. Bunların görevi sürekli terör estirmek. Başaramayacaklar. Bu iş de çözülecek, ama öyle ama böyle. 10 yıl önce Avrupa’da sayıları 6 milyona yaklaşan Türklerin hakları için mücadele etmek üzere, bir çatı örgüt olarak Avrupalı Türk Demokratlar Birliği kuruldu. Genel merkezi dönemin Şansölyesi Sayın Schroder ile birlikte açmıştık. Nefes alıp verdiğimiz her yerde, uyumu savunduk. Uyumlu bir toplum olmak suretiyle geleceğe yürümeyi savunduk. Asimile olmadan, özünde, öz kültüründen, öz dilinden taviz vermeden entegrasyonu teşvik etmeyi savunduk. Entegrasyona devam edeceğiz ama bunu bazı medya unsurları ne yazık ki farklı yerlere çektiler. Bakın, entegrasyon noktasında inanıyorum ki sizler hiçbir zaman zorluk çıkarmadınız. Bundan sonra da çıkarmayacaksınız ama asimilasyon dersek, bu konuda hayır. Ben aynısını söylemiştim, yine aynısını söylüyorum. Çünkü biz dinimizden, dilimizden, kültürümüzden taviz veremeyiz. Değişimden taviz veremeyiz. Sevgili kardeşlerim, 2014’te 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcının 100. Yıldönümünü idrak ediyoruz. Hem Türkiye için hem Almanya için çok büyük anlam ifade ediyor. 1914’te Osmanlı Devleti, Almanya ile 1. Dünya Savaşı’nın tarafı oldu. Bu savaşın ardından Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Yüzyıllar boyunca aslında Almanya ile kader ortağı olduk. Sadece savaşlarla değil, ekonomi ve kalkınma mücadelesinde Almanya ile yoğun işbirliği yaptık. Şu anda da yapıyoruz. 1960’larda yeniden inşa edilen Almanya’ya Anadolu’dan Trakya’dan gelen kardeşlerimizin mücadelesiyle destek verdik. Şu an karşımda 2. Kuşak, 3. Kuşak var. Sizin babalarınız buralara 60’lı yıllarda geldiler, bu işin temellerini attılar. İşçi vatandaşlarımız burada sadece işçi olarak kalmadılar. 80 bin işletme açtınız. 40 milyar Euro ciroya ulaştınız. 400 bine yakın istihdam sağladınız. Sadece ekonomi değil, siyasette de vazifeler üstlendiniz. Bakan olarak vazife yapan Türkler oldu. Sanatta, sporda, bilimde öne çıkan, çok önemli başarılara imza atan insanlarımız oldu. Buradaki varlığınız, başarılarınız Türkiye’nin Almanya’yla işbirliğine de çok olumlu şekilde yansıdı. İkili ticaret hacmimiz 30 milyar Euro’nun üzerine çıktı. G-20’de Almanya’yla beraberiz. Ve şu anda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomileri arasında 17. sırada, şu anda 16’ya doğru tırmanıyoruz. Ve çok daha enteresanı, her yıl 4 milyon Alman turist Türkiye’yi tercih etti, çok sayıda Alman vatandaşı Türkiye’ye yerleşti. NATO’da, AGİT’te, Avrupa Konseyi’nde, Almanya’yla birlikte örnek bir işbirliği sergiliyoruz. AB sürevcinde sizler sayesinde, burada yaşayan vatandaşlarımız sayesinde Almanya’nın çoğunlukla desteğini alıyoruz. Bu ilişkiyi her alanda inşallah çok daha üst seviyeye taşıyacağız. Bizim dedelerimiz, babalarımız, bizler, hep birlikte Türkiye’de çok zor zamanlar yaşadık. Çok büyük acılara maruz kaldık. On yıllarca siyasi tercihlerimiz, beklentilerimiz yok sayıldı. On yıllar boyunca kimliklerimiz, değerlerimiz, inancımız tahkir edildi. Türk dediler, Kürt dediler, Laz dediler, Çerkez dediler, Abaza dediler, Gürcü dediler, Alevi dediler, Sünni dediler, değerlerimiz iyok saydılar. Müteddeyyin dediler, başörtülü dediler, sakallı dediler, namaz kılıyor, oruç tutuyor dediler, maneviyatımızı yok saydılar. Hüngür hüngür okulların kapısında ağlayan anneler bilirim, babalar bilirim. Okulların kapısından kovuldukları gibi üniveristede güvenlik güçleri tarafında başörtüleri başlarından sökülüp alınan yavrularımız ıbilirim. Ne dediler? İşçisin işçi kal, yoksulsun yoksul kal dediler. Senin başörtün var öyle mi? Senden ancak kapıcı olur dediler. Ancak hizmetçi olur dediler. Sen doktor olamazsın, öğretmen olamazsın, herhangi bir kurumda yönetici olamazsın, avukat olamazsın, parlamentoya giremezsin dediler ve biliyorsunuz parlamentoda ne dediler? Unutmayın. “Atın şu kadını dışarı” dediler. Nicelerinin varlığını dahi inkar ettiler, sorunlarını reddettiler, onları asimile etmek istediler. Siyasete yaklaşma, bürokrasiye yaklaşma, sorunlarını dile getirme, mücadele verme dediler. Sandıkta kendi irademizle seçtiğimiz, çok da sevdiğimiz merhum Adnan Menderes’i bir 27 Mayıs günü iktidardan indirdiler, idam ettiler. Kardeşlerim, bu unutulur mu? Adnan Menderes unutulmuyor, Rüştü Zorlu unutulmuyor, Hasan Polatkan unutulmuyor. Ama o kararı verenler unutuldu, onları kimse hatırlamıyor. Ne zaman ki Anadolu’nun milletin sesi yükseldiyse darbe yaptılar. O sesleri susturmak istediler. İktidarları sınırladılar, milli iradeye sınır çizdiler. Ne dediler, sandık her şey değildir diyerek milletin önüne engeller koydular. 12 yıl boyunca, demokrasi için, hukuk için, milli irade için yoğun mücadele verdik. Tüm garipler için, yoksullar için samimi mücadele verdik. Kardeşlerim, güzel ülkemizde darbe senaryoları hazırladılar, hepsini alt üst ettik. Çetelerle tehdit ettiler, boyun eğmedik. Tahrikler, provokasyonlar yaptılar, terörle üzerimize geldiler, geri adım atmadık. Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz dediler. Bildirilerle tehdit ettiler. Millete gittik. Milletten güç aldık ve milli iradeyi Abdullah Gül kardeşimizi seçtirmek suretiyle tecelli ettirdik. Yetmedi, işte geçen yıl Gezi olayları dediler. Ağacı, çevreyi, yeşili bahane ederek, Türkiye’nin istiklaline, büyüyen ekonomisine, birliğine, kardeşliğine kast ettiler. Onlara da eyvallah demedik. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yeşile önem veren bir hükümet ne geldi ne gelir. 17 Aralık’ta yolsuzluk kılıfı altında seçilmiş hükümete darbe yapmak istediler. Geri adım atmadık, Türkiye’yi 30 Mart’ta sağ salim seçime götürdük. Darbe heveslilerine gereken cevabı milletim verdi. Kardeşlerim, bu arada biliyorsunuz, bir de karşımıza bir şey çıktı. Pensilvanya… Pensilvanya’da uluslararası çevrelerin maşası olanlar benim ülkemin istiklaline kast etti, kendi ülkesine ihanet etti. Onlara fırsat tanımadık. Türkiye’de kendisini milletin üzerinde gören, kendi tercihini, yaşam tarzlarını milletin yaşam tarzlarının üzerinde gören, elit, seçkinci bir kesim var. Alışmışlar millete tepeden, kibirle bakmaya. Türkiye’ye millete rağmen, istedikleri gibi rota çizmeye alışmışlar. Bu mütekebbirlere, kibir abidelerine, millete tepeden bakan bu elitlere dur dedik. Bu ülkede biz de varız dedik. Biz milletiz dedik, 77 milyon bu ülkenin sahipleriyiz dedik. En önemlisi de kardeşlik dedik. 12 yıl boyunca tarihi nitelikli reformlar yaptık. Terör meselesini hamdolsun çözüm yoluna koyduk. Başörtüsünü sadece üniversitede değil kamuda dahi özgürlüğüne kavuşturduk. Artık benim başörtülü kızım okuluna gidebiliyor, devlet dairelerinde çalışabiliyor. Zaman zaman dışarıda da böyle kibir abidelerinin olduğunu görüyoruz. Türkiye’ye parmak sallamayı kendisine hak görenler var. Türkiye’nin büyümesini farklı şekillerde engellemeye, yavaşlatmaya çalışanlar var. Onlara da söylüyorum. Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye o sizin bildiğiniz Türkiye değil artık. Köprünün altından çok sular geçti.” Avrupa'da büüyüme oranlarına bakıyoruz. En büyüğü ilk çeyrekte 0,8 Almanya. Bizim daha kesin olarak açıklanmadı ama görünen o ki en az 4 olacak. Çalışıyoruz be! Durmak yok yola devam dedik. Devam ediyoruz. Hani o Gezi olayları oldu ya işte 14 Mayıs'ta biz ne yaptık IMF'e borcu sıfırladık. Bizden öncekiler borçlandı biz ödedik ödedik sıfırladık. Merkez Bankası'nın kasasında 27. 5 milyar dolar vardı... Şimdi ne var 130 milyar dolar. Şunu da unutmayın Gezi eylemleri olduğunda adeta tavan yapmıştı 135 milyar dolar olmuştu. Düştü tekrar toparlanmaya başladı. Ve faiz neredeydi? % 63 faiz vardı. Tek haneli rakama indirdik. bu olaylarla gene tırmandı gene indirdik. Yüksek faizin bir sömürü aracı olduğuna inanıyoruz. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok gündem belirleyen bir Türkiye var. Türkiye'yi artık herkes görmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse hiçbir ülke hiçbir uluslararası çevre parmağını sallayarak kibirle bize istikamet çizemez. Hiç kimse Türkiye'yi azarlayamaz Kendisine hak gördüğünü hiç kimse Türkiye'den esirgeyemez Bizim eleştiriden korkumuz yok. Biz AB'ne tam üye olmayı önüne hedef koymuş bunun için çalışan bir ülkeyiz. Dostlarımız bizden korkmasın. İnsan haklarından başka gayemiz yok bizim. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile Türkiye dışında kibirle bakanlar çok kötü bir işbirliği içindeler. İçerideki bazı siyasetçilerle dışarıdakilerle bazıları aynı dili kullanıyorlar. İçeridekilerle dışardakiler aynı tarz manşet atıyorlar. Köln'den soruyorum: Polis öldürmek bekçi öldürmek askere kurşun sıkmak evrakta sahtecilik yapmak basın özgürlüğü müdür? cinayet şebekesi kurmak basın özgürlüğü müdür? Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde polise askere kurşun sıkana müsamaha gösterilir? Hepsinin belgesi var ha. Resmi videosu hepsi var. Acaba Avrupa'nın hangi ülkesinde gösteri hakkı adı altında yakanlara kıranlara dökenlere müsamaha gösterilmiş? Diktatör sıfafı bu kadar rahat kullanılabilir? Almanya belki 'cehenneme git Erdoğan' tarzı ırkçı ve nefret dolu manşetleri yılda bir görüyor. Ama Türkiye her gün böyle manşet atılan bir ülke. Buna kim basın özgürlüğü yoktur diyebilir. Recep Tayyip Erdoğan ölümlüdür. Vakti gelince ölecektir. Ama Türkiye Cumhuriyeti hedefflerine ilerleyecektir. Benim üzerimden devlete operasyon çekmeye çalışanlar milletin asil duruşunu karşısında bulacaklardır. Biz iktidara manşetlerle gelmedik. Dünkü gittiği yer TOBB değil Barolar Birliğiymiş. TOBB dedim heralde Sehven, Barolar Birliği de beni çok sever malum. Biz istiyoruz ki Avrupa Türkiye üzerine değerlendirme yaparken çıkar kesimlerinin ideolojilerinin etkisinde kalmasın. hakkaniyetle karar versin. Belli zümreleri değil 77 milyonun tamamını görebilsin. “Büyüme rakamlarımız henüz açıklanmadı ama yüzde 4 gibi olacak. Çalışıyoruz be, durmak yok yola devam dedik, devam ediyoruz. Bu bölgede, bu coğrafyada biz de varız. Unutmayın sene 2002, Türkiye’nin IMF’ye borcu neydi, 23,5 milyar dolar. O Gezi olayları oldu ya, 14 Mayıs’ta biz ne yaptık. Bu borcu sıfırladık, bitti. Merkez Bankamız’ın kasasında ne vardı, 27,5 milyar dolar vardı. Şimdi 130 milyar dolar var. Gezi eylemlerinin olduğunda adeta tavan yapmıştı, 134 milyar dolara çıkmıştı. Düştü, tekrar toparlanmaya başladı. Sevgili kardeşlerim bu kararlı yolculuğumuz devam edecek. Demokrasi, özgürlükler, hukuk bizim de hakkımız. Artık gündemi belirlenen bir Türkiye yok, gündem belirleyen bir Türkiye var. Kardeşlerim yeni Türkiye’yi artık herkes kabullenmek ve hazmetmek zorundadır. Hiç kimse, hiçbir uluslararası güç bize parmağını sallayarak istikamet çizemez, Türkiye’yi azarlayamaz, kendisine hak gördüğünü Türkiye’den esirgeyemez. Bütün engellemelere rağmen AB üyelik sürecinde reformlarını kararlılıkla yapan bir ülkeyiz. Türkiye içinde millete kibirle bakanlar ile kibirle bakanlar maalesef çok kirli bir ittifakın içindeler. Algı operasyonlarıyla iktidarı ve demokrasiyi zayıflatmak ve geçmişte olduğu gibi millete tahakküm etmek istiyorlar. Dikkat edin içeridekiler ne söylüyorsa dışarıdakiler de aynı şeyi söylüyor. İçeride çıkarları zedelendiği için yalan, iftira atan medya ile dışarıdaki işbirlikçileri aynı dili kullanıyor. Polis öldürmek, bekçi öldürmek, askere kurşun sıkmak, evrakta sahtecilik yapmak, terör örgütlerine üye olmak basın özgürlüğü müdür? Türkiye’de basın özgür değil söylemi üzerinden teröre katkı sağlıyorlar. Avrupa’nın neresinde bunlara müsamaha gösteriliyor. 'Elimde hepsinin belgeleri var' Elimde hepsinin belgeleri var, resimli belgeleri var, videoları var. Vakti geldiğinde onları da gösteririz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin kongresinde ana muhalefetin başkanı karşımdaydı, sen Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına diktatör diyeceksin, sonra da konuşmaya devam edebileceksin. Ya diktatörün olduğu bir ülkede sen böyle konuşabilir misin? Recep Tayyip Erdoğan fanidir, vakti geldiğinde bir an bile erken ya da geç değil ölümü mutlaka tadacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti kutlu yolculuğuna mutlaka devam edecek ve hedefleriyle buluşacaktır. Benim şahsın üzerinden millete operasyon çekme k isteyenler milletin kararlı duruşunu karşılarında bulacaklardır.”“Biz iktidara manşetlerle gelmedik. İçeride ve dışarıda atılan manşetler de bize istikamet çizemeyecek, Türkiye’ye rota çizemeyecektir. Az önce TOBB demişim, Barolar Birliği olacaktı. Barolar Birliği de beni çok sever biliyorsunuz. Geçen onlarla da bir muhabbetimiz yok. Medyayla, sosyal medyayla ilgili uygulamalarımızı eleştirenlerin kendi yaptıklarına bakmalarını istiyoruz. Mısır’da darbeye darbe diyemeyenlerin Türkiye’de bir kısım emniyet ve yargı mensupları yoluyla yapılmak istenen darbe girişimini iyi okumalarını istiyorum. Mısır’daki idamlara niye susuyorsunuz? Bak hamile hanımlara bile idam kararı verdiler ya, Esma kızımızı kurşunlayarak şehit ettiler ya. Türkiye’de olanlarla ilgili ey Batı sesin çıkıyor da Mısır’da olanlarla ilgili niye sesin çıkmıyor? Hak neredeyse biz oradayız. Kim ne senaryo yazarsa yazsın, hangi provokasyonu hazırlarsa hazırlasın biz yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Tüm tuzakların önünde iki önemli tuzak vardır, bir halkın tuzağı, iki hakkın tuzağı. Kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.T24
Orhan Pamuk: 'Erdoğan, Soma Faciasında Başarısız Oldu'
Orhan Pamuk, 'Seçimlerle değil, ekonomik büyümeyle bir değişim olabileceğine inanıyorum. Büyüme önünde sonunda özgürlük ortamını getirecek' dedi'Yılın Avrupa Müze Ödülü'nü Masumiyet Müzesi'yle Türkiye'ye getiren Orhan Pamuk , Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın Soma faciasında başarısız olduğunu söyleyerek, 'Soma’ya, orayı yatıştırmaya gidiyor. Sonra oradan, daha büyük bir yangınla dönmesini başarısızlık olarak görüyorum. Gezi’ye de kutuplaşmayı artırıcı bir tepki veriyor. Belki karşılığını seçimde alıyor. Ama uzun vadede çok zararlı olduğunu düşünüyorum. Kutuplaşmanın olduğu yerde iş güvenliği, düşünce özgürlüğü olmaz' dedi. Yeni bir roman üzerinde çalıştığını anlatan Pamuk, müzesi için yaptığı çalışmaları ve Türkiye'deki siyasi ortamı anlattı. Hürriyet gazetesinden Çınar Oskay 'ın söyleşisi şöyle: İtiraf edeceğim. Kusura bakmayın, müzeyi yeni gezdim. Mükemmel bir müze. Yurt dışından ödül geliyormuş galiba yine? -Çok da sevinemeyeceğim bir zamanda geldi. Maden kazası sonrası… İnsan sevincini çok ifade etmek istemiyor. Siz bir roman yazarısınız. Neden bir müze kurdunuz? Büyük bir riski göze aldım. Romancılığı bir bakıma bırakmak, dünya müzeciliğin geldiği yere yetişmeye çalışmakta başarısız olmak… Zaten edebiyatta meşhur olmuşum, bunu riske atıyorum. Neden peki? Son 15 yılda müzecilik dünyada tamamen değişti ve müzeler 1850’lerde romanların olduğu yere geldi. Korkunç bir gelecek vaat ediyor. Nasıl bir gelecek? Müze tapınak mıdır yoksa yeni bir forum mudur? Ünlü bir makalede bu sorulur. Tapınak çok yüce; eşitlik anlayışına uymuyor. Bu ayrımda foruma daha yakınım. Ama unutmamalı ki Masumiyet Müzesi’nde aşk tapınağı havası da var. Kemal’in Füsun’a aşkının tapınağı [Müzeye ismini veren romanının kahramanları]. Bu müzeyi kendi mutluluğunuz için açtığınızı söylemiştiniz… Yıllar sonra, sırf kendi mutluluğum için müze kurduğumu hissediyorum. İlk başta çok bireyseldi. Belki sonunda açmayacağım bir mücevher olarak düşünürdüm. Ama içimden bir aşk romanı yazmak ve oradaki eşyaları sergilemek geliyordu. Müzeyi o hikâyenin tapınağı haline getirmek... İlk başta sosyal olarak başarılı olacağını düşünmüyordum. Açılalı iki buçuk yıl oldu. Her sene 70 bin kişi ziyaret etti. Ve düşmüyor. Biletten kazandığıyla yürüyor. Müzeyi kendi kaynaklarınızla mı kurdunuz? -Yüzde 90’ını ben finanse ettim. 2010’da devlet desteği vardı. “Orhan Pamuk devletten destek alıyor” densin istemedim. Geri verdim. Nobel’den kazandığınız maddi ödüle denk bir maliyeti varmış… -Aşağı yukarı öyle oldu. Müze bir vakıf, yani kâr amaçlı değil. Nobel’den gelen İstanbul’a gitsin. Müzeyi açtıktan sonra da finanse edeceğim sanıyordum. Ama masraflarını karşılıyor. Ne yaşatmak istiyorsunuz buraya gelenlere? Müzeye gelenlerin yüzde 55’i kitabı okumamış. Bundan çok memnunuz. Romanı okumamışsa bile müze bir atmosfer sunuyor. 1950’ler 2000’ler arasında İstanbul’daki orta sınıfın hayatını resmediyor. O dönemin eşyaları, oyuncaklar, sinema biletleri, gazeteleri, kadınların kullandığı takılar, ayakkabılar, apartman levhaları, biblolar, perdeler, çerçeveler, kibrit kutuları, radyolar, televizyonlar… Müzede, o dönemde yaşarken gördüğünüz her şeye dair bir kompozisyon ve eşyaları birleştiren aşkın hikâyesi var. Eşyaları toplamanız ne kadar sürdü? -İlk eşya binanın kendisidir. 1998’de aldım ve 2012’ye kadar eşya topladım. Eşyalara bakarak Füsun’la Kemal’in aşkını yazdım. Kahramanlarımı hayal etmenin zevkini yaşadım. Bir göz zevki. Nişantaşı, Çukurcuma, Cihangir’deki hayat... Ben de bir zamanlar buralardaydım. İstanbul’da bu tür bir müzecilik yapılabilir miydi acaba? -Ben yaptım işte. Sizinki bir kurgu, sizin hayal gücünüz… Bu şehirde yüzlerce yıldır yaşanmış onca hikâye var ama biz bunu Topkapı’da, Arkeoloji Müzesi’nde göremiyoruz. -En büyük eksiklik büyük bir İstanbul müzesi. Topkapı, Osmanlı İmparatorluğu’nun değil Osmanlı insanlarının müzesi olmalıdır. Padişahların değil, sıradan insanların hikâyesi de olmalıdır. ‘Benim Adım Kırmızı’da anlattığım Ester’in günlük eşyasını, şehrin dokusunu ve değişimini göstermelidir. Şehir müzesi, küçük yapılacaksa yüzyıllara, konulara göre ayrılabilir. Hollanda’daki bir müze sıradan insanların basit eşyalarını gösteriyor ve insanlar koşarak eşyalarını getiriyor. Herkes kendinden geriye bir şey kalsın ister. Hayatımızı başkalarıyla paylaşmak ve insanlığımızı açmanın zevkidir bu. Açtıkça ruhunun derinine inersin. Buraya ‘20’inci yüzyılın ikinci yarısındaki İstanbul günlük hayatının müzesi’ denildi. Bence burası aynı zamanda bir aşk müzesi. Siz de “Sevgililer buraya gelsin ve öpüşsünler” demişsiniz. -Müze bekçisi arkadaşımız tembihlidir, ‘Öpüşmek serbesttir’ diye. Romanda yan yana gelmenin sınırlı olduğu bir aşk kültürünü anlatıyorum. İnsanlar 1960’larda Saray Sineması’nın locasına öpüşecek başka yer olmadığı için giderlerdi. Arabayla Dolmabahçe’de çay içer, karanlıkta el ele tutuşurdu, sinemaya giderdi. Daha da bir şey olmazdı. Devlet müzesi otoriterdir. Bekçi size ne yapacağınızı değil ne yapamayacağınızı söyler. Pusuda bekler, çiklet çiğner, öpüşürseniz hemen sizi yakalar. Çocukluğumda müzeler devlet daireleri gibiydi. İnsan korkardı. Annem beni Topkapı’nın Çin koleksiyonuna götürürdü. Şahane bir Çin porseleni koleksiyonu olmasına rağmen çok sıkılırdım. Çin’e gittiğimde ‘En iyisi Topkapı’dadır’ dediler. Ama koleksiyonun sunuşu, ‘Aman ha dokunma’ şeklinde olduğu için sıkılıyorsun. Avrupa’nın dışındaki bütün ülkelerde vatandaş kutsal emanetleri bozacak zihniyeti vardır. Müzedeki eşyalar kutsallaşmamalı. Eskiden ‘müzelik’ diye bir kavram vardı. Bugün artık her şey müzelik. Masumiyet Müzesi’ndeki, yan yana gelmenin zor olduğu zamanlardaki bir aşk. Bugün böyle bir aşk mümkün mü? -Cumhuriyetçi, laik, orta veya üst sınıf samimi şekilde Avrupalı olmak istiyor. Fakat iş evlendiğinde bakire olmaya gelince Avrupalılık falan kalmıyor. Oradaki muhafazakâr dürtü, Avrupalı olma özleminden baskın. Gerçi Fransa’da röportaj yaparken oradaki gazeteciler, “50’lerde Fransa’da da böyleydi” diyor. Hem de Fransa’da! Peki romandaki, âşık olunan Füsun figürü gibi kadınlar görüyor musunuz bugün? -Çok değişiklik yok aslında. Erkek kadında kendi yansımasını görmek istiyor. Kadını kontrol etme talebini aşkında meşrulaştırıyor. Bunlar sürüyor. Günümüzün Füsunları belki bir ofiste çalışıyor. Ama hâlâ egoları yüksek erkeklerin arasında yaşayabilmek için manevralar yapıyor. Erkekleri idare ediyor. Güçlü erkeğin ilgisinden cezbolmuş ama tam da ne yapacağını bilemeyen kadınlar... 50 yıl önce de böyleydi, bugün de. Bu bence modernlikle erkekliğin karşılaşmasıyla başladı. Bugünün erkekleri Kemal gibi âşık olmuyor sanki… -Günümüz insanı daha yüzeyseldir, diye düşünenlerden değilim. İnsanlar halen Kemal gibi âşık oluyor. Aşk insanın kontrol gücünü, mantığını düşürüyor ve bize saçma şeyler yaptırıyor. Şu röportajı bile o durumda olan yüz binler okuyacak. Belki iletişim yolları değişikti. Ama eminim ki bugün muhafazakâr Türkiye’de, Kayseri’de Malatya’da utana sıkana flört eden, bakışlarla, el jestleriyle iletişim kuran âşıklar var. Bazıların sandığı gibi “Ohoo, biz bakirelik meselesini geride bıraktık” gibi bir şey yok. Aslında aşk, cinsellikten daha çok ondan önceki konuşmadır, pazarlıktır. Hikâyeyi cazip kılan odur. Kitapta Kemal mutluluk için basit bir reçete sunuyor: Mutluluk insanın sevdiğiyle yan yana olmasıdır. Sizce de mi böyle? -Evet. Âşıksınızdır; pek de umut yoktur ama kafanız size saçma sapan ümitler verir. Olmayacağını bilirsiniz ama gövdeniz, kimyanız size ihanet eder ve o masaya, sevdiğinizin yanına oturmak istersiniz. Kitap zengin, şımarık ve iktidarı seven erkeğin kırılgan bir kıza yaptıkları... Bu tür aşk takıntılarının değişmeyeceğini düşünüyorum. Kültür değişir, gül suyu sürülmüş mektup değil de Facebook’tan mesaj gönderirsiniz. İleride bugünün müzesini yapacak olsanız, bizim hayatımızı tanımlayan eşyalar neler olurdu? -Telefon kartı bitti. Ama Paris’te gördüm, insanlar pazar günleri buluşup birbirlerine biriktirdikleri telefon kartlarını veriyor. Teknoloji değiştikçe eşyalar değişiyor. Cep telefonu, akbiller, paralar, çakmaklar... Bir gün şu iPhone da bize hüzün verecek, değil mi? -Bugün sadece bir telefon. Bir süre sonra, üzerine anlamlar inşa ettiğin bir şey oluyor. Geçmişteki yaşamımızın bir anlatısı... Kierkegaard’dan bir alıntı yapıyorsunuz: Mutlu insan şimdiki zamanda yaşar, mutsuz olan ise geçmişte ya da gelecekte… Kitabınızın ilk cümlesi: “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum…” Hayatın en mutlu anı var mıdır? -Evet. Elbette en mutlu anımızı bulabiliriz. O mutlu anı yaşarken de onun en güzel olduğunu kabul etmek istemeyiz çünkü etmemiz, bundan sonrasının daha kötü olacağının kabulüdür. En mutlu an, hayatın bir başı ve sonu olduğunu çağrıştırır. Bunu da istemeyiz, çünkü hayatımızı hep ucu açık olarak düşünürüz. ‘True Detective’ diye bir dizi var. İzliyor musunuz, bilmiyorum. Romanın yerini tutacak televizyon dizilerinin en iyi örneği diyorlar… -Bizde daha yok çok şükür. Diziler rakip olmuyordu çünkü yeterince iyi değildi. Ama son iki yılda iyi diziler çıktı. Son derece incelmiş anlatılar, adeta James Joyce ya da Saul Bellow gibi yazılan senaryolar... Edebi romanlar gibi. Bunlarla rekabet etmek zor, deniyor. Ben henüz izlemedim. İzleyip, üzüleyim mi sevineyim mi bilmiyorum. ‘True Detective’te aşık olduğu karısından, çocuklarından kopan, başına korkunç olaylar geldikçe aydınlanan, kendisiyle yüzleşen bir dedektif bir sahnede, “En güzel günlerinizi, yaşarken anlamazsınız, değerini bilmezsiniz, ta ki kıç kanseri olup hanyayı konyayı görene kadar!” demişti. Söyledikleriniz bana bu sahneyi hatırlattı. Siz hayatınızın en mutlu anını biliyor musunuz? -Çok zor bir soru soruyorsunuz. Kemal “Hayatının en mutlu anı” diyor çünkü hayatının son 15 yılı, o mutlu yılı hatırlamakla geçiyor. Zavallıcık, müzesini bile yapıyor. Benim, hayatımın en mutlu anı neymiş diye düşünmem için mutsuz olmam lazım. Eski güzel defterleri karıştırmam lazım. Hayatımın özellikle mutlu bir dönemindeyim. Bunu utanarak söylüyorum. Romanlarımda da mutluluk ayıp bir şey gibidir. Madenci işçiler geliyor aklıma bunu söylerken. Ödülü Soma’ya adadınız. Bu çağda, Sanayi Devrimi koşullarında, köleler gibi çalıştırılıyor güzelim insanlar. Karbonmonoksit düzeyi normalin 10 katı, işçilere verilen maske 1993 yapımı çıktı... Ne hissettiriyor bunlar size? -Soma’daki facianın pek çok cephesi var. Bizde insan hayatı ucuzdur; bunu hepimiz biliriz. Bu yüzden yıllarca işkence yapılabilir; çok rahat trafik kazaları olur. “Merak etme bir şey olmaz abi” bizim milli ideolojimiz. Bu cümle, yasayla kontrolün olmadığı yerde, kapitalist yatırımcının yoksul vatandaşı pestil gibi ezdiği düzenin sloganıdır. İdare ederiz abi! Hiçbirimiz görmedi mi benzin istasyonunda sigara içeni? Eğitime değil askeriyeye masraf yapılır. İş yerlerindeki koşullara dikkat edilmez. Bunun kalbinde insan hayatına saygısızlık var. Bu hiç değişmez mi bizde? -Düşünce özgürlüğü olmayan, her eleştiriyi askeri darbe olarak yorumlayan bir ortamda değişmez. Çok kutuplaşma var. İşte Pendik tersanesi… Bir günde değil belki ama senede 300 kişi ölüyor orada da. Dört yıldır güya iş güvenliği sağlanacak. 12 yıldır hükümetsen, değiştirmek sana düşer. Her kötülüğü hükümet yaptı demiyorum. “Bir şey olmaz” demek geleneğimiz değil mi? ‘Kar’ romanından sonra romancının işi bütün karakterleri anlayabilmektir, demiştiniz. Recep Tayyip Erdoğan’a bakarken, bir romancı olarak, onun bakış açısını anlayabiliyor musunuz? -Soma’ya, orayı yatıştırmaya gidiyor. Sonra oradan, daha büyük bir yangınla dönmesini başarısızlık olarak görüyorum. Gezi’ye de kutuplaşmayı artırıcı bir tepki veriyor. Belki karşılığını seçimde alıyor. Ama uzun vadede çok zararlı olduğunu düşünüyorum. Kutuplaşmanın olduğu yerde iş güvenliği, düşünce özgürlüğü olmaz. Çünkü ‘Ya ben ya hiç’ haline geliyor. Okmeydanı’nda Cemevi’nde oradaki çatışmaları seyreden 30 yaşında bir genç vuruldu, öldü. Yine bir Alevi. Ülkedeki gidişat sizi huzursuz ediyor mu? -Kutuplaşmanın sonucu olarak, Alevi ve Sünni şeklinde Türkiye’nin bölünmesini, siyasetçilerin “Daha çok oy alayım” diye bu aleve benzin dökmesini iyi görmüyorum Neler bekliyor bizi önümüzdeki günlerde? -Cumhurbaşkanı, TBMM seçimlerinde çok kolay değişmez. AKP’nin gelecekteki başbakanına da bağlı. Seçimlerle değil, ekonomik büyümeyle bir değişim olabileceğine inanıyorum. Büyüme önünde sonunda özgürlük ortamını getirecek. Bireyin kendine duyduğu saygı otoriter söylemlere karşı daha büyük tepkileri doğuracak. Ya bu söylemden vazgeçilecek ya da insanlar Gezi’deki gibi öfkelerini dile daha sık getirecek. Umarım bu çatışmacı üslup sona erer. Taraf seçmeyi de eleştiriyorum. Çünkü hükümeti eleştirdiğim gibi askeri darbeyi de eleştiriyorum. Açık toplum ve özgürlük olsun istiyorum. Böyle mi görüyorsunuz? Bir tarafta hükümet, bir tarafta ise askeri özleyenler mi var? -Diğer taraf geniş bir koalisyon. Özgürlükçü yeni kesim var, sadece 12 yıldır hükümette olmasına yeter diyen de var. Ben de varım. Herkes var. Muhalefetin zayıf noktası da bu; çünkü ortak ses bulamıyor. Böyle bir ortamda hükümete desteğini artıran bir kitle de oluştu. -Kitleyi bırakalım ama kalemşörler var. Onları çok fazla mahcup etmek istemem, kendi kendilerini mahcup ediyorlar. Hükümetin tavırlarını destekleyen ve kenetlenen kitleyi nasıl yorumluyorsunuz? -Aslında o kitle dışarıdan bakıldığı kadar akılsız değil. Hükümetin otoriterlik ve yolsuzluk düzeyindeki hatalarının hepsini görüyor. Ama ekonomik büyümeden memnun ve oy veriyor diye bakıyorum. O yüzden umutsuz değilim. Bir önceki röportajımızda ‘Tüm toplumlarda böyledir; muhafazakâr ve liberal kanat çatışma halindedir” demiştiniz. Türkiye’de olan, bu tür normal bir ayrışma mı? -Benim için hiçbir zaman her şeyiyle iyi ya da kötü adamlar olmadı. Siyah-beyaz değil. Bu çatışmada hükümetin alttan alması gerektiğini düşünüyorum. Medya 10 yıl evvel ne diyordu: “Askerler olmazsa laiklik konusundaki kazanımlarımızı ve özgürlüklerimizi kaybederiz” Gezi’yi benim için değerli kılan, askerler olmadan da özgürlüklerin korunabildiği düşüncesiydi. Bunu yapabilecek bir ülke olduğumuzu fark etmek... Halkın “Özgürlüklerimize tecavüz ederseniz, onları savunuruz” halini seviyorum. Ama “Taş atarım, hükümeti deviririm” anlayışını doğru bulmuyorum. Duvara, gazetedeki “Kısmen özgür Türkiye 3 basamak geriledi” haberinin kupürünü kesip yapıştırmışsınız. -Nerede yaşadığımı hep bileyim. Bu meselelere üzülüyor musunuz, sizi nasıl etkiliyor? -Utanıyorum. Ekonomik büyüme ve Ortadoğu’da demokrasiyle yönetilmekle yurt dışında kazanılmış bir itibar var. O başarıyı Twitter’ı kapatan çıkışlarla çöp tenekesine atmak... Bunları görünce, “En iyisi ben romanımla meşgul olayım” diyorum. İnsanlar sizi eleştirmeyi seviyor. Onca şey olurken “Orhan Pamuk romanına takmış” gibi eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz? -Bu eleştiriye olumlu bakıyorum. Demek ki bana değer veriyorlar, bir şey söylememi istiyorlar. Bu bir şeref. Konuşursam ‘onların kafasındaki” şeyleri söylerim diye bekliyorlar! Bu benim için bir iltifattır! (Kahkaha atıyor) Hay Allah! Ben de ciddi ciddi dinliyordum tam... Peki… Hayatınız nasıl bugünlerde? -Çok çalışıyorum. Yapı Kredi Yayınları’na geçtim. Kitaplarla ilgileniyorum. Müzenin sorunlarının peşinden koşuyorum. Bir manifesto yazdım. Berlin’de bu işin önde gelenleriyle müzelerin geleceğini konuşacağım. Bir de edebi işlerim var. Romanımı bitiriyorum. Memnunum. Çalışmayı çok severim. Eskiden olduğu gibi her gün saatlerce yazıyor musunuz? -Siz gelmeden beş dakika önce yazıyordum. Biraz utanarak söylüyorum, hayatımda ilk defa altı yıl ara verdim. 40 yıldır böyle bir ara olmamıştı. Bunun nedeni bize bu ödülü getiren müzedir. Vitrinlerin kompozisyonları iki yılımı aldı. Romanı erteleyip durdum. Herkesin önünde kendimi ayıplıyorum ki romanı artık bitireyim. Yeni kitabınızı bekleyenlere bir tüyo verebilir misiniz? -Romanım çok güzel gidiyor, memnunum. Bunu söyleyeyim. Yazarlar bunu genelde söylemez mi? -Depresyon zamanları, romanınızdan memnun olmadığınız zamanlar da olur. Şu an memnunum, çünkü gül bahçesindeki fazlalıkları takır tukur kesip atıyorum. Bu en zorudur. Çünkü attığınız her kısım hayatınızın 15 günüdür, bir ayıdır. Roman onu mükemmel yapma azmi ve korkusuyla başlar. 40 yıldır roman yazıyorum. Hala ilk kitabını yayınlayan romancı gibi titriyorum. Ustalık diye bir şey yok. Her seferinde aynı korku... Yıllarca çalışarak kazandığınız okurlarınız vardır ama romanınız kötü olursa bir sonrakini almazlar. Nobel filan da dinlemezler yani… Nobel alıp unutulan yazarlar var. Kitaplarım 62 dile çeviriyor; Etiyopyaca, Moğolca... Bu üzerimde bir baskı. Yurt dışında nasıl şeyler yaşıyorsunuz? Başınıza ilginç şeyler geliyor mu? Tepkiler Türkiye’nin politikasıyla hep değişiyor. Türkiye’nin son bir buçuk yılda edindiği kötü bir politik imajı var. Siz oturuyorsunuz hayatınızın 12 yılını verip bir aşk romanı yazıyorsunuz. Oradaki ilginç şeyleri müze yapıyorsunuz. Ve yöneltilen ilk soru politikaya dair oluyor. İtibarlı bir gazeteyle masaya oturuyorum; ilk soru Putin hakkında, Erdoğan hakkında, Berlusconi hakkında! Daha doğrusu yalnız bir tanesi aslında! (Yine kahkahayla söylüyor) Konuşmaya buradan başlamayınca da iş ‘siyaset konuşamıyor musunuz yoksa’ya geliyor! Umberto Eco’ya dedim ki “Erdoğan sorularından bıktım.” O da “Berlusconi sorularından bıktım; bunları konuşmayalım” dedi! Haydi bize güzel bir şey söyleyin bitirirken… Bugün pazar… O kadar kötümser değilim. Artık Türkiye, bir kişinin yanlış kararlarıyla kalıba sokup sınırlandırabileceğiniz bir ülke değil. Geleceğe inanıyorum. Erdoğan’ın başarısı son minvalde bu ekonomik büyüme. Başarısıyla bizi sınırlı bir özgürlüğe itebiliyor. Ama paradoks şu ki kendimize güvenimiz ekonomiyle artıkça daha çok özgürlük talep ederiz. Elde etme konusunda da daha başarılı oluruz. Bir siyasi parti bunu kolay kolay bozamaz. Yurt dışında negatif bir Türkiye algısı oluştu dediniz. Ama insanlar bir yandan görkemli bir başkaldırı, güzel bir ruh görmediler mi Türkiye’de? -Bu doğru. Gezi’den şu çıktı: Baskı yapan bir hükümet ve polis var ama öte yandan da Taksim Meydanı’nda pasif direniş gösteren, Kafka okuyanlar da var. Hem de iyi Türkler sadece bunlar değil. Bizde böyle daha çook insan var! Güzel insanlar…T24
15 Maddede Labrador Retriever
Labrador Retriever sadece sarı, siyah ve çikolata kahverengisi olabilen, kısa ve düz, su geçirmeyen kürkü ile güçlü, dayanıklı ve hafif dikdörtgen bir köpektir. Geniş bir kafası, güçlü burnu, makas ısırışı ile kapanan dişleri ve belirgin bir alın çıkıntısı vardır. Gözler zeki ifadeli ve kestane ya da ela rengi olabilir. Orta büyüklükteki kulakları sarkıktır. Samur benzeri kuyruğu güçlü ve uca doğru incelir. Güçlü bir kemik yapısına sahiptir. Perdeli ayakları onu iyi bir yüzücü yapar.
'Türkiye'deki Suriyeliler Ülkelerine Geri Dönecek'
Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan, 'Sen Akif'in o muhteşem eseri İstiklal Marşı'nı eğer bilmiyorsan ne babanın suçu var, ne Akif'in suçu var. Suç sende' dedi.Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Bu CHP’nin, bu MHP’nin, bu HDP’nin adayları benim halkımın karşısına hangi yüzle geliyorlar. Bunların hiçbirisi halkın cumhurbaşkanı seçmesini istemediler ki. Kardeşlerim bunlara sandıkta öyle bir tokat vurun ki bir daha bellerini doğrultamasınlar' dedi. Erdoğan, cumhurbaşkanı seçim kampanyası kapsamında Malatya Büyükşehir Belediyesi yanında düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap etti. Hasretle, muhabbetle selamladığı Malatyalıların düşmana korku, dostlara, kardeşlerine umut verdiğini dile getiren Erdoğan, “Allahına kurban Malatya. Malatya dimdik gururla Battalgazi’nin, Hamido’nun, Turgut Özal’ın hatırasına sahip çıkıyor” ifadesini kullandı. Başbakan Erdoğan, 6 Mart 2014'te Malatya’da bir miting düzenlediğini anımsatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Malatya ne yaptı? Kendisine yakışanı yaptı. Malatya CHP’ye de MHP’ye de topuna birden ders verdi. Malatya, Pensilvanya çetesine, ihanet çetesine ders verdi. Yüzde 62 oy oranıyla Malatya, 30 Mart’ta bir kez daha AK Parti dedi.” Erdoğan, mitinge biraz geç geldiği ve vatandaşları sıcakta bekletiği için helallik istedi. Malatya'nın, 81 vilayet içinde Rize, Şanlıurfa ve Konya’dan sonra AK Parti’ye en çok oy veren dördüncü şehir olduğunu bildiren Erdoğan, 10 Ağustos cumhurbaşkanı seçiminde Malatya’dan birincilik beklediğini söyledi. Çok çalışılması halinde Malatya’nın birinciliği alacağına işaret eden Erdoğan, “Onların ablaları var, bizim ablalarımız 30 Mart’ta onlara dersi verdi, inanıyorum şimdi daha farklı ders verecek. Bir yarın var bir de cumartesi çalışacağız, derslerini vereceğiz. Onların abileri varmış, bizim abilerimiz burada, bizim abilerimiz daha güçlü, daha azimli, daha kararlı, evvelallah daha çok çalışıyoruz, pazar günü onlara gereken dersi veriyor muyuz, gençlerimiz veriyor muyuz” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, 2007 halk oylamasında Malatya’dan yüzde 82, 2010 halk oylamasında ise yüzde 75 ‘evet’ oyu çıktığını hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnanıyorum ki 10 Ağustos’ta CHP’ye gönül vermiş kardeşlerimiz de bizi tercih edecek, MHP’ye gönül vermiş, diğer partilerden kardeşlerimiz de bizi tercih edecek. 10 Ağustos’ta rekora hazır mıyız, Malatya? Sandığa gidiyor muyuz Malatya? Yeni Türkiye’ye ‘evet’ mi, güçlü Türkiye’ye ‘evet’ mi, öncü Türkiye’ye ‘evet’ mi, milletin adayına ‘evet’ mi? Kim o aday?” Vatandaşların adını söylemesi üzerine de Erdoğan, “Sizin Allahınıza kurban, maşallah, süphanallah, barekaallah. Malatya’da bu iş tamam, Malatya kararını vermiş, verdiğiniz karar hayırlı olsun 10 Ağustos seçimi ülkemiz, milletimiz, Malatya için hayırlara vesile olsun” ifadelerini kullandı. 'Cumhurbaşkanlığında da statükonun değil milletin tarafını tuttu” Malatya’nın evladı Turgut Özal’ın, 1989'a kadar başbakan olarak ülkesine, milletine çok hayırlı hizmetlerde bulunduğunu ve 1989'da Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Görevi tamamlamasına ömrü vefa etmedi. 1993 yılının 17 Nisan günü ruhunu Rahman’a teslim etti, Allah ondan razı olsun, cennetiyle müşerref kılsın. Farklı bir başbakan, cumhurbaşkanıydı. Başbakanlıkta milletin hizmetkarıydı, cumhurbaşkanlığında da statükonun değil milletin tarafını tuttu” dedi. “CHP bize ne söylüyorsa merhum Özal’a da aynen onu söyledi' Erdoğan, o dönem muhalefetteki Süleyman Demirel ile SHP’nin, Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesine karşı çıktığını, onu seçtirmemek için ne gerekirse yaptığını ve dönemin SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın, Özal’a “diktatör, sivil diktatör, tek adam olma heveslisi. Özal’ı Çankaya’dan onursuzca dindiririz” dediğini anımsatarak, şunları kaydetti: “Bugün CHP bize ne söylüyorsa merhum Özal’a da aynen onu söyledi. Bugün CHP bize ne söylüyorsa merhum Menderes’e de aynen onu söylemiştir. 2007’de 10. Cumhurbaşkanının görev süresi dolunca Meclis’te hazırlıklarımıza başladık. Merhum Özal nasıl seçildiyse aynı şekilde seçim yaptık. Sayın Demirel, Sayın Sezer nasıl seçildiyse aynı şekilde seçim yaptık. Ama işte bu CHP zihniyeti, darbeci vesayet aşığı zihniyet karşımıza çıktı. ‘Size cumhurbaşkanı seçtirmeyiz’ dediler. 367 gibi bir garabeti öne sürdüler, arkalarına da mahkemeleri aldılar. Meclis’i yani milli iradeyi çiğnemek istediler. Biz ne yaptık? Hemen halka gittik, bir yandan genel seçim yaptık, yüzde 47 ile seçimi kazandık, güven oyu aldık. Bir yandan da hemen Anayasa’yı değiştirmek kararı verdik, yine halka gittik, bu referandumdan da yüzde 69 oy oranıyla çıktık. Ne vardı bu referandumda? Cumhurbaşkanını bundan böyle millet seçecek. Millet ne dedi? ‘Evet’ dedi. İşte şimdi yüzde 69’un bugün inşallah pazar günü ilk oylamasını yapıyoruz.' 'Demokrasinin tokadı farklıdır' 'Bu CHP’nin, bu MHP’nin, bu HDP’nin adayları benim halkımın karşısına hangi yüzle geliyorlar' diye soran Erdoğan, bu partilerin halkın cumhurbaşkanı seçmesini istemediğini söyledi. Erdoğan, 'Kardeşlerim bunlara sandıkta öyle bir tokat vurun ki bir daha bellerini doğrultamasınlar. Demokrasinin tokadı farklıdır, bunu inşallah gösterelim, bunu ortaya tam manasıyla inşallah koyalım” diye konuştu. '8 yıl İslam Konferansı'nın başına gönderdik, ne büyük yanlış yapmışız' Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, '8 yıl İslam Konferansı'nın başına gönderdik, ne büyük yanlış yapmışız. Ne yaptın orada? Suudi Arabistan gibi ülkeler zor kurtuldular. Bize ricada bulundular, cumhurbaşkanımıza ricada bulundular, bana ricada bulundular, Dışişleri Bakanıma ricada bulundular. Çıksın bunu da inkar etsin. Doğru, eder, eder. Çünkü çarkçı Kemal'in yanında yetişen o da çarkçı Ekmel olur' dedi. Tarihte ilk kez 10 Ağustos'ta sandık başına gidileceğini ve doğrudan cumhurbaşkanının seçileceğini kaydeden Erdoğan, eski tartışmalara son verileceğini, darbeci ve vesayetçi sistemin artık devre dışı bırakılacağını belirtti. Erdoğan, tehditle, silah zoruyla, korkutarak cumhurbaşkanı seçme dönemlerinin artık geride bırakıldığına işaret ederek, 'Sandığa gidiyor, bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı kim olacak? Onu bizzat millet olarak siz belirliyorsunuz' ifadesini kullandı. Erdoğan, mitinge katılanlara reklam filmini izleyip izlemediklerini sorduktan sonra şunları söyledi: 'Ne oluyor o reklam filminde? Millet sahibi olduğu o yıldızı, forsu ehline teslim ediyor. Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, hem 16 Türk devletini, hem de o devletin sahibi olan milleti temsil ediyor. İşte 10 Ağustos'ta inşallah devlet ile millet kucaklaşıyor. Bu MHP ne yaptı biliyor musunuz? YSK'ya şikayette bulundu. Neden biliyor musunuz? Bu reklam filminde ezan varmış. Bu reklam filminde seccade varmış. Bu reklam filminde namaz kılan bir Anadolu kadını teyzemiz varmış ve 6'ya 4 oy çokluğu ile YSK bu reklam filmlerinin o bölümlerini çıkarma kararı verdi. Ne yapalım. Biz de yargı dedik. O kısımları çıkardık. Diğer kısmı ile yola devam ediyoruz. Bunlar ne yaparsa yapsın. İstiklal Marşı'ndan 'Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli / Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli' bunu çıkarmaya muktedirler mi? Mesele bitti. İstedikleri kadar bu yollara başvursunlar. Ne olacak.' Muhalefetin seçtiği adayın İstiklal Marşı'nı bilmediğini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: 'Ne diyor? Çanakkale şehitleri diyor. Vah vah vah. Mehmet Akif, merhum babasının arkadaşı olabilir. Fakat sen Akif'in muhteşem eseri, İstiklal Marşı'nı eğer bilmiyorsan, ne babanın suçu var, ne Akif'in suçu var. Suç sende. Profesörmüş. Profesör olsan ne yazar. Sen ki, Malatya'dan şu dersi alamamışsın. Malatya sana şimdi bir ders veriyor. Hazır mıyız? 'Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda / Canı cananı bütün varımı alsın da Hüda / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.' Ey Ekmel, bak Malatya sana o dörtlüğü okudu. Fakat bu, Çanakkale Şehitlerinden değil ha. Bu İstiklal Marşı'nda.' Erdoğan İstiklal Marşı'ndan bihaber olana cumhurbaşkanlığı makamının teslim edilemeyeceğine vurgu yaparak, 'Benim MHP'ye gönül veren kardeşlerim. Eliniz bu adama nasıl gidecek de oy verecek. Benim CHP'ye gönül vermiş kardeşlerim. Eliniz nasıl gidip de bu adama oy verecek? Vermeyecekler değil mi? Vermeyecekler inşallah' dedi. Kendisinin sözlerinden dolayı MHP'li ve CHP'li kardeşlerinin gocunmayacaklarını belirten Erdoğan, 'Çünkü buradaki ortak payda farklı. Bunu iyi değerlendirmemiz lazım. Şimdi CHP ile MHP'nin yönetimi birleşti. Arada artık fark kalmadı. CHP de böyleydi, o da ezandan rahatsız oluyordu. Ezanın aslından rahatsız olup Türkçeleştiriyordu. Camilerden rahatsız olup cami yıkıyordu. Kur'an-ı Kerim'in öğretilmesinden rahatsız oluyordu. Başörtüsünden rahatsız oluyordu. İşte MHP yönetimi de artık aynı çizgiye geldi ama MHP tabanı bundan çok rahatsız. MHP tabanı partilerinin CHP'ye vagon yapılmasından rahatsız' diye konuştu. Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun dün MHP'ye talimatlar verdiğini söyleyerek, 'Ne diyor? 'Sokağa çıkın' diyor. 'MHP daha görünür olsun' diyor. 'Ortak adayla daha fazla görünün' diyor. Hale bak, CHP'nin genel müdürü MHP'ye talimatlar veriyor. Ey Bahçeli sana da yazıklar olsun. MHP'li kardeşlerime bu muameleyi layık gördüğün için sana da yazıklar olsun. Fakat ben biliyorum MHP'li kardeşlerim buna itiraz edecekler. Hem MHP'li hem de CHP'li kardeşlerim 10 Ağustos'ta partilerinin yönetimine gereken cevabı verecekler' ifadelerini kullandı. İstiklal Marşı'nı bilmeyene MHP'li ve CHP'lilerin kalkıp oy vermelerinin mümkün olmadığını kaydeden Erdoğan, İhsanoğlu'nun 'Şiirle uğraşmayalım. Daha ciddi meseleler var' sözlerini anımsattı. Erdoğan, 'Ey monşer, o sıradan bir şiir değil, İstiklal Marşı. O, bu milletin bağımsızlık marşı. Şiir deyip geçiştirmeye çalıştığın o mısralar, bu milletin gönlüne yazılmış kitabedir. Senin hayatında ciddi olarak yaptığın ne var?' diye sordu. Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu'nu 8 yıllığına İslam Konferansı Örgütü'nün başına göndermekle yanlış yaptıklarını ifade ederek, şunları kaydetti: 'Ne yaptın orada, ne? Suudi Arabistan gibi ülkeler zor kurtuldular. Bize ricada bulundular, Cumhurbaşkanımıza ricada bulundular, bana ricada bulundular, Dışişleri Bakanıma ricada bulundular. Kendisi defaatle... Çıksın bunu da inkar etsin. Doğru, eder, eder. Çarkçı Kemal'in yanında yetişen o da Çarkçı Ekmel olur. Suudi Arabistanlılar bize 'Söyleyin de istifa etsin, çekilsin. Şunu alın, yerine başka bir Türk'ü verin' dedi. Dedik ki, 'Seçimler geldi, almak mümkün değil.' Çok ısrar ettiler. Kendisi bizzat bana ne dedi biliyor musunuz? 'Siz benim arkamda durmuyorsunuz' dedi. 'Yav, istemiyorlar seni' dedik. 'İstenmediğin yerde neden duruyorsun' dedik. Bu kadar ısrarcı olma. Tabii koltuk bunlara tatlı, tatlı. Dolar da var. Kolay kolay bırakılır mı?' diye konuştu. 'Saygısızca yüzde 99'u Müslüman olan bu halka hakaret ediyorsun' Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir televizyon programında, 'Halkın ahlak reformuna ihtiyacı var' dediğini belirterek, 'Oradan da gazeteci kılıklı bir militan çıkmış, edepsiz bir kadın, 'Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi' diyor. Haddini bil haddini. Eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun. Çıkarıyorlar seni işte bu malum Doğan grubunun televizyonuna, oradan da saygısızca yüzde 99'u Müslüman olan bu halka hakaret ediyorsun' dedi. Erdoğan, cumhurbaşkanı seçim kampanyası kapsamında Malatya Büyükşehir Belediyesi yanında düzenlenen mitingde, Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'na yönelik, 'Şimdi çıkmış, monşer aklıyla bize üslup dersi vermeye kalkıyor. Sen git üslup dersini önce Pensilvanya'daki o hocana ver. Ağzını açtığında bela okuyan, lanet okuyan Pensilvanya'daki hocana edep dersi ver' ifadelerini kullandı. 'Ey monşer, sen git önce ağzından çıkanı kulağı duymayan, edepten, terbiyeden nasibini almamış, milletin adayına edepsizce hakaret eden CHP genel müdürüne üslup dersi ver. Ey monşer, sen eğer üslup dersi vereceksen git, sabah akşam ağzından küfür saçılan MHP Genel Başkanına üslup dersi ver' diyen Erdoğan, bunların dengelerinin artık tamamen bozulduğunu söyledi. Pensilvanya'nın dengesinin bozulduğunu, ağzından çıkanı artık kulağının duymadığını dile getiren Erdoğan, 'Kendi ülkesine, kendi ülkesinin devletine, hükümetine, milletine en ağır bedduaları ediyor ama bir kez olsun Gazze diyemiyor, bir kez olsun İsrail diyemiyor. Diyemez, derse, efendileri ipini çeker' değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan, 'Ramazanda ne diyorlardı? 'İtikafta' diyorlardı. İtikaftan çıkmış akla, izana, vicdana, edebe sığmayacak beddualar ediyor. İtikaftan çıkan beddua eder mi? Gelip Malatya'da değil de Pensilvanya'da niye itikafa giriyorsun? Gaziantep'te niye girmiyorsun da Pensilvanya'da giriyorsun? İstanbul'da niye değil de Pensilvanya? Bursa değil de niye Pensilvanya? Konya değil de niye Pensilvanya? Rabbim kimseye kıblesini şaşırtmasın. Rabbim kimseyi zelil etmesin' dedi. 'Şirazesi dağıldı' 'CHP genel müdürünün zaten şirazesi dağıldı, ne söylediğini bilmiyor. MHP Genel Başkanı zaten bildiğiniz gibi. Bunların ortak adayı monşerin de artık dengesi bozuldu, sigortalar arttı' ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Kılıçdaroğlu, önceki gün bir televizyona çıkmış 'AK Parti kitlesinin sorgulama yeteneği yok' diyor. 'Halkın ahlak reformuna ihtiyacı var' diyor. Oradan da gazeteci kılıklı bir militan çıkmış, edepsiz bir kadın, 'Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi' diyor. Haddini bil haddini. Eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun. Çıkarıyorlar seni işte bu malum Doğan grubunun televizyonuna, oradan da saygısızca yüzde 99'u Müslüman olan bu halka hakaret ediyorsun. Karşılıklı oturmuşlar, hem seçmene hakaret ediyor hem Müslümanlara hakaret ediyorlar. Siz bu kafayla devam edin. 'Bidon kafalı' dediniz, 'göbeğini kaşıyan adam' dediniz, 'sorgulamayan kitle' diyorsunuz şimdi. 'Müslüman' diyerek aşağılamaya devam edin. Bu millet sizi bunun için hiçbir zaman iktidara getirmeyecek.' Erdoğan, 10 Ağustos'un Türkiye için büyük bir değişimin tarihi olacağını, eski Türkiye'nin kapılarının kapanacağını, yeni Türkiye'nin kapılarının ardına kadar açılacağını vurguladı. '10 Ağustos artık bu eski kafalı muhalefetin de kendisini yenileyeceği, yenilemek zorunda kalacağı bir tarih olacaktır' diyen Erdoğan, muhalefetin ürettiği kutuplaşmaları, korku siyasetini, ayrımcılığı, ırkçılığı, yaşam tarzları ve etnik kökenler üzerinden istismar siyasetini eski Türkiye'de bırakacaklarını dile getirdi. Türkü ile Kürtü ile Arapı ile Lazı ile Çerkezi ile Gürcüsü ile Romanı ile Pomakı ile Boşnakı ile yaratılanı yaratandan ötürü seveceklerini anlatan Erdoğan, 'Onun için tek millet, tek millet. Ve bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Tek bayrak. Üç, tek vatan, 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Batıda ne varsa doğuda da güneydoğuda da o olacak. Kuzeyde ne varsa güneyde de o olacak' diye konuştu. Vatanın üzerinde kimsenin operasyon yapamayacağına işaret eden Erdoğan, 'Yaptığı anda demir yumruğumuzu karşısında görürler. Dördüncüsü, tek devlet. Devlet içinde devlet yok. Paralel devlet, avucunu yalayacaksın. Ne dedik, 'İnlerine girilecek' Girilmeye başladı mı? Başladı. Yeterli mi? Değil. Durmak yok yola devam. Bunlara aynı şekilde gerekli olan dersi vereceğiz' ifadelerini kullandı. 'İşte hep böyle dimdik duracağız, izzetli duracağız' 'Burada, Malatya'da, kahraman diyarı, yiğitlerin, mert insanların şehri Malatya'da bir önemli hususa dikkatlerinizi çekiyorum' diyen Erdoğan, 7 Temmuz'da, bir ramazan günü, İsrail'in Gazze'ye karşı bir operasyon başlattığını hatırlattı. Ramazanın kendileri için çok acılı geçtiğini anlatan Erdoğan, Kadir Gecesi'ni kederli ihya ettiklerini, Ramazan Bayramı'nda katliamın devam ettiğini, bayramı buruk yaşadıklarını belirtti. Önceki gün başlayan ateşkese kadar Filistin'de, Gazze'de 2 bin kadar kişinin şehit edildiğini, 10 bine yakın kişinin yaralandığını, 350 binden fazla Gazzeli'nin evlerini terk etmek zorunda bırakıldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: 'Rabbim onlara da sabır versin, tahammül gücü versin. Bu tarafa geldiğimizde yanı başımızda, Suriye aynı şekilde ramazanı ve bayramı yine acılarla yaşadı. Yine yanı başımızda Irak, ramazanı ve bayramı kanlı geçirdi. Yaptığımız her mitingde, Türkiye'nin tek yürek olduğunu, Türkiye'nin tek yürek halinde dimdik Irak halkının, Suriyeli mazlumların, Gazzeli kardeşlerinin yanında durduğunu gördük. Erzurum, tek yürek halinde Müslüman kardeşlerinin yanında. Diyarbakır, tek yürek halinde Müslüman kardeşlerinin yanında. Şanlıurfa aynı şekilde, İstanbul aynı şekilde. Şimdi Gaziantep'e gidiyoruz. İnanıyorum ki orada da manzara muhteşem olacak. Yarın Kayseri, ardından Ankara, ertesi gün Konya. İnşallah manzara aynı şekilde olacak. 81 vilayet, tek yürek halinde mazlumların yanında duruyoruz.' Erdoğan, vatandaşlara 'Sizin şu dik duruşunuz inanın düşmana korku salıyor. Dostlarımızın, kardeşlerimizin yüreklerini ferahlatıyor. İşte hep böyle dimdik duracağız, izzetli duracağız. Şu Malatya'da, şu meydanda nasıl ki biz biriz, diriyiz, beraberiz, kardeşiz, hep birlikte Türkiye'yiz. Ebediyen Rabbim bizi bir ve beraber kılsın. Siz burada durduğunuz müddetçe inşallah Filistin'in bayrağı yere düşmeyecek. Siz burada böyle dimdik durduğunuz müddetçe inşallah İslam coğrafyasının umudu hiç sönmeyecek' diye seslendi. 'Gençlik bizim her şeyimiz' Toprağın ve bayrağın asla yerde sürünmeyeceğini ve hep birlikte sahip çıkacaklarını belirten Erdoğan, gençlerin üzerinde önemli bir görev olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin seçilme yaşını 30'dan 25'e indirdiklerini hatırlatarak, MHP'nin bir milletvekilinin sağa soluna iki tane genç aldığını belirterek, 'Meclise çoluk çocuğu mu göndereceğiz' diyor. Ben de diyorum ki, 'Gençlik bizim her şeyimiz'. Şimdi de 25 değil seçme seçilme yaşını 18'e indireceğiz. Niye? 10'u aşkın Avrupa Birliği üyesi ülkede oluyor da benim ülkemde niye olmasın? Biz ki; 21 yaşında bir karanlık çağı kapatıp, aydınlık çağı açan Fatih Sultan Mehmet'in torunlarıyız. Bizim gençlerimize bu saygısızlığı yapan MHP yönetimine gençler, pazar günü ders vermeye hazır mıyız? Onun için çok çalışacağız. Biz, umudumuz olan gençlikten çok şey bekliyoruz' diye konuştu. 'Kalbinizden buğz edeceksiniz' İsrail'in bütün dünyada mahalle baskısı oluşturduğuna ve şımarıkça hareket ettiğine değinen Erdoğan, İsrail'in hukuk, insan hakları tanımadığını ifade etti. Başbakan Erdoğan, televizyon ya da gazetenin, gazetecinin İsrail'in yaptığı soykırımı eleştirdiği zaman hemen linç edildiğini dile getirdi. İnsanların şehit olduğunu, bebeklerin masum bedelleri görüp, içlerinden isyan ettiklerini ama korkudan bu durumu dile getiremediklerini vurgulayan Erdoğan, 'Biz getiriyoruz, bu can bu tende oldukça getirmeye devam edeceğiz. 3 şey var ya elinizle düzelteceksiniz bir yanlışı gördüğünüz zaman ya dilinizle düzelteceksiniz ona da gücünüz yetmiyorsa evet, kalbinizden buğz edeceksiniz ki bu, imanın en zayıf derecesidir. Biz, bu 3'ünden bir tanesini yapalım, inancımızın gereği bu. Tarih boyunca bu millet, Hint Yarımadası'na zulüm var diye donanma gönderen bir millet. Öyle bir ecdadın torunlarıyız' değerlendirmesinde bulundu. 'Doğan Grubu, Radikal gazetesi isim veriyorum açık' Başbakan Erdoğan, Türkiye'de bir kısım medyanın, işverenlerin, sivil toplum örgütlerinin, siyasetçilerin üzerinde mahalle baskısı olduğuna dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: 'Doğan Grubu, isim veriyorum açık. Radikal gazetesi ne diyor; 'İsrail saldırı altında'. Ey Doğan Grubu, İsrail mi saldırı altında Gazze mi saldırı altında. İsrail'den kaç kişi öldü bir say bakalım, fosfor bombalarını gönderen 500-600 ton bombayı Gazze'ye yağdıran kim? Tanklarla, toplarla Gazze'ye giren kim? Gazze yerle bir edildi, bu kadar insan öldürülüyor bunu sen hangi ruhla, vicdanla bu şekilde yazabiliyorsun, bu başlığı atabiliyorsun. Tayyip Erdoğan'a 'sert' diyenler bundan dolayı 'sert' diyor. Hakkı söyleyince sert oluyorsun, evet eğer bu sözlerim sertlikse sert olmaya devam edeceğim. Çünkü biz, Akif'in Asım'ın nesliyiz. 'Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim. Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu.' Biz buyuz ister beğenirler, ister beğenmezler. Biz, halkımızın beğenmesini, hakkın beğenmesini istiyoruz. Rabbim bizden razı olsun yeter.' 'Ya Ekmel, sen ne anlarsın ekonomiden?' Erdoğan, İsrail'in Gazze'de bir ayda 10 gazeteciyi katlettiğini, medya kuruluşların ofisleri, koordinatları verildiği halde hedef yapılıp bombalandığını kaydederek, şunları söyledi: 'Dünyadan bir tepki duydunuz mu? Uluslararası basın kuruluşlarından bir tepki duydunuz mu? Türkiye'de polis öldürmekten, bekçi öldürmekten, hırsızlıktan, terörden hükümlü kişileri, gazeteci olarak dünyaya gösteren o basın kuruluşlarından İsrail'e bir tek tepki duydunuz mu? Sabah, akşam Türkiye ile uğraştılar. 'Türkiye'de basın özgürlüğü yok' diye yaygara kopardılar. 'Türkiye'den fazla gazeteci tutuklu, 100'den fazla tutuklu' diye yalan söylediler. Filistin'de 10 gazeteci öldü, bu örgütten ses çıkmadı, çıkmıyor. CHP'nin genel müdürü de bu örgütün sözcülüğünü yapıyor. Gidiyor dünyaya kendi ülkesini şikayet ediyor. Şimdi Filistin'de 10 gazeteci öldürüldü, ey Kılıçdaroğlu söyle bakalım, tek kınama var mı, tek değerlendirme var mı? Ey Bahçeli söyle bakalım var mı? Bizim için kimin ne dediği önemli değil bizim ne dediğimiz, ne düşündüğümüz önemli. Hiç kimse bize gündem dayatamaz, hiç kimse benim ülkeme istikamet çizemez. Biz tarih boyunca hakkı söyledik, hakkın mücadelesini verdik. Şu anda da hakkı söylemeye, hak için mücadeleye devam edeceğiz. Eski Türkiye geride kaldı, boynunu büken, her şeye rıza gösteren, gündemi belirlenen, özür dileyen Türkiye geride kaldı.' Türkiye'nin ekonomide de güçlü bir devlet olduğuna işaret eden Erdoğan, milli gelirin 820 milyar dolar, devletin borçlanma faizinin yüzde 9,3, enflasyonun yüzde 9,1 olduğunu ve Merkez Bankasının kasasında da 133 milyar dolar olduğunu belirterek, 'Bu gerçekler ortada çıkmış Ekmel anlatıyor. Ya Ekmel, sen ne anlarsın ekonomiden? Diyor ki, 'Ben cumhurbaşkanı olursam yolla falan ben uğraşacak değilim ki' diyor' ifadelerini kullandı. 'Biz 12 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık' Erdoğan, Malatya mitinginde yaptığı konuşmada, cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nun, 'Ben cumhurbaşkanı olursam yolla filan ben uğraşacak değilim ki' dediğini anımsatarak 'Eyvah. Monşer ya onların böyle bir derdi yok' ifadesini kullandı. Göreve geldikleri tarihe kadar 79 senede Türkiye'de 6 bin 100 kilometre yol yapıldığını kaydeden Erdoğan, 'Biz 12 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık. Zaten fazla lafa hacet yok ki. Şurada Malatya Havalimanı'ndan şu şehre gelirken mevcut yol zaten... Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri' diye konuştu. Erdoğan, '(Malatya'yı büyükşehir yapacağız) dedik. Yaptık mı? Ahmet kardeşimi de tebrik ediyorum. Şu anda güzel bir performans gösteriyor. Maşallah havalimanından buraya gelirken yollar pırıl pırıl. İnşallah daha da güzel olacak. Modern bir şehir Malatya. Daha da güzel olacak' değerlendirmesinde bulundu. '10 Ağustos bizi daha da güçlü yapacak, Türkiye'nin gücüne güç katacak. 10 Ağustos 81 vilayetimizin, elbette Malatya'nın da gücüne güç katacak' diyen Erdoğan, şunları söyledi: '12 yılda Malatya'ya ne kadar yatırım yaptık biliyor musunuz? 9 katrilyon yatırım yaptık. Ulaştırma haberleşmede 2 katrilyon, toplu konutta bir katrilyon, eğitimde 700 trilyon, orman ve su işlerinde 930 trilyon, aile ve sosyal politikalarda 615 trilyon, tarım ve hayvancılıkta 450 trilyon, enerjide 345 trilyon yatırım yaptık. Sağlık alanında Türkiye'de ne kadar büyük işler başardığımızı biliyorsunuz. İstediğin hastaneye gidiyor musun? Eskiden ölümüzü rehine alıyorlardı, ölümüzü. Öyle mi? Artık böyle bir şey var mı? Bitti. Artık istediğimiz eczaneden ilacımızı alıyor muyuz? Ey Ekmel, bunlardan haberin var mı senin? Monşerlerin bu işlerden haberi olmaz.' 'Bunlara 3 tane koyun verin, kaybedip gelirler' CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, SSK Genel Müdürlüğü dönemine de değinen Erdoğan, 'Hali gördünüz değil mi? Bunlara 3 tane koyun verin, kaybedip gelirler' dedi. Gazeteci Savaş Ay'ın o dönemde hazırladığı programı anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Savaş Ay ne güzel yakalamış, Allah rahmet etsin. Ne diyor genel müdür? Sen yönetmiyor musun burayı? Ne bu hal?' diyor. Aman yarabbim sağlam gir, oradan hasta çıkarsın. Ama şimdi hastanelerimizin haline bak. Aynen öyle. Orada hala sırıtıyor bir de. Orada yavrunun sol kolunu kesmişler, 'Tabii ki bu iyi değil' diyor. 'İyi değil' diyor. Hale bak. Gözün yaşlansın ya bir kol gitti, 3 yaşında çocuk. Ruh yok, ruh. Biz sağlıkta yeni bir sayfa açtık. Seksen ilimiz gibi Malatya da bundan faydalandı. Malatya'yı sağlık tesisleriyle donattık. Hastanelerimizi modern teknolojiyle buluşturduk. Önce Malatya'ya 640 yataklı bölge hastanesini kazandırarak, sağlıkta bir merkez konumuna yükselttik. Tamam mı? Oldu mu? Bitmedi ama. Bu bölge hastanemize 2 ihtisas alanında 300 yataklı bir ek blok daha yapıyor, hastanemizi büyüterek bir şehir hastanesi haline getiriyoruz.' İktidara geldikleri döneme kadar Malatya'da 36 kilometrelik bölünmüş yol yapıldığını bildiren Erdoğan, 'Biz ne yaptık 12 yılda? 277 kilometre. Biz buyuz' diye konuştu. Malatya çevre yoluyla ilgili kamulaştırma ve altyapı çalışmalarının sürdüğünü aktaran Erdoğan, 'Anlatacak çok şeylerimiz var. Ama yoğun çalışıyoruz. O makama, bu kardeşinizi gönderirseniz, bilesiniz ki yarım kalan eserler tamamlanacaktır. Yeni eserlerle yeni projelerle biz hizmete devam edeceğiz. Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik' ifadesini kullandı. Yoksul çocuklara özel okul imkanı Malatya'dan tüm öğrencilere ve velilere bir müjdeyi açıklamak istediğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Biz daha önce çıkardığımız bir yasayla ihtiyaç sahibi öğrencilerimizin özel okullarda okumaları için destek imkanı getirmiştik. Bununla ilgili hazırlıklar tamamlandı. Anneler, babalar bu çok önemli. Çok önemli bu. 2014-2015 eğitim öğretim döneminden başlayarak ihtiyaç sahibi öğrencilerimize katkı verecek, özel okullarda okumalarını temin edeceğiz. Böylece hem özel okulları teşvik ediyoruz hem de yoksul çocukların da özel okul imkanından faydalanmalarını sağlıyoruz. Devlet olarak biz, bu yıl okul öncesi eğitimde 50 bin öğrenciye yıllık 2 bin 500 lira özel okul desteği vereceğiz. 50 bin öğrencimize yıllık 3 bin lira özel ilkokulda okuma desteği vereceğiz. 75 bin öğrencimize yıllık 3 bin 500 lira özel ortaokulda okuma desteği vereceğiz. Yine 75 bin öğrencimize özel lise için 3 bin 500 lira destek vereceğiz. Öğrencilerimiz için, velilerimiz için eğitimde başlattığımız bu yeni adımın da hayırlı olmasını diliyorum.' Erdoğan, 'Pazar'a kadar durmak yok. Yoğun çalışacağız, gayret edeceğiz. Sandıkları patlatmaya var mıyız? Maşallah. Gönlümdeki özel yerini, pazar günü de inanıyorum ki Malatya aynen koruyacak. İnşallah büyük yatırımlarla Malatyamızı daha farklı yere taşıyacağız' dedi. Başbakan Erdoğan, '2023 Türkiyesini hep beraber hazırlayacağız. Şundan hiçbir endişeniz olmasın: Biz bu yolu beraber yürüdük. 'Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece' dedik. Gideceğiz' diye konuştu. 'Çatı değil, çakı gibi aday' Mitinge, Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Başdanışmanı Binali Yıldırım, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Güldal Akşit, Malatya ve çevre illerin AK Partili milletvekilleri ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır katıldı. Erdoğan, konuşmasının ardından eşi Emine Erdoğan ile vatandaşlara, üzerinde Erdoğan logosu bulunan tişörtlerden dağıttı. Miting alanındaki 'Çatı değil, çakı gibi aday' pankartı dikkati çekti. AA
Hüseyin Avni Paşa Köşkü'ndeki Yangına Takipsizlik Kararı Verildi
Hüseyin Avni Paşa Korusu'nda bulunan Hüseyin Avni Paşa Köşkü'nde Haziran ayında çıkan yangına ilişkin köşk bekçisi hakkında başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı verildi.DHA'nın haberine göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından köşkün bekçisi Şevket Cengiz hakkında 'Taksirle yangına neden olma' suçlamasıyla başlatılan köşk yangınına ilişkin soruşturma tamamlandı.Savcılık tarafından verilen takipsizlik kararında, Üsküdar'daki Sultantepe Mahallesi Münir Ertegün Sokak'ta Hüseyin Avni Paşa isimli Cengiz İnşaat adlı firmaya ait köşkün çatı kısmında çıkan yangın nedeniyle köşkün yandığı ifade edildi. Yangına ilişkin alınan itfaiye raporuna da yer verilen takipsizlik kararında, rapora göre yangının çıkış sebebinin belirlenemediği belirtildi.Yangın sonucunda küle dönen köşkte yangının kasten çıkarıldığına dair dosyada yeterli delil de bulmadığını kaydeden savcılık, şüpheli bekçi Şevket Cengiz'in söz konusu olayda kusurunun olmadığını belirtti. Böylelikle yangına ilişkin başlatılan ve köşk bekçisi Şevket Cengiz'in şüpheli olduğu soruşturma dosyasında takipsizlik kararı verilmiş oldu.Geçtiğimiz 28 Haziran 2014 tarihinde Üsküdar'daki Hüseyin Avni Paşa Korusu'nda bulunan Hüseyin Avni Paşa Köşkü'nde saat 16.30 sıralarında yangın çıktı.Görgü tanıklarının verdiği bilgiye göre çatıda başlayan yangın ahşap olan köşkte hızlıca yayıldı. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. İtfaiye ekiplerinin müdahalesine rağmen köşk kısa sürede küle dönüştü. Alevler koru içindeki ağaçlara da sıçradı. Küle dönen köşkün içindeki ahşapların bir kısmı yangın nedeniyle yıkıldı. Köşkü tamamen söndürmek için havadan helikopterle de müdahale edildi.Öte yandan yangınla beraber köşk ve içinde 3 bine yakın ağaç bulanan korunun 17 Aralık Yolsuzluk soruşturmasında ifadesine başvurulan işadamı Mehmet Cengiz 'e ait olduğu öğrenilmişti. Geçtiğimiz Mart ayında 81 bin 511 metrekarelik ormanlık arazinin 0 bedelle satıldığı iddia edilmişti.Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş. avukatı aracılığıyla açıklama yaparak Hüseyin Avni Paşa Korusu olarak anılan gayrimenkulu ihalede en yüksek teklifi vererek 31 milyon 690 bin 132 TL bedelle satın alındığını açıklamıştı.T24