Nazlı Ilıcak Haberleri

Nazlı Ilıcak ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Nazlı Ilıcak ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Nazlı Ilıcak Ve Nagehan Alçı'nın ’Kucağa Oturma’ Kavgası
CNN Türk'te yayınlanan Dört Bir Taraf programında yine Nagehan Alçı ile Nazlı Ilıcak arasında tartışma yaşandı. Programa Altan Öymen'in yerine katılan Abdülkadir Selvi ile Nazlı Ilıcak arasında ''Operasyonel gazetecilik' tartışması çıktı.Ilıcak, Selvi'nin '15 ay önce soruşturma tamamlanmış neden bugün bekleniyor' şeklindeki tezi üzerine 'Operasyon 14 ay önce bitmedi, 52 gün önce teknik takip bitti. Gerçeğe aykırı konuşuyorsunuz' dedi. Selvi'nin 'Başsavcı Turan Çolakkadı'nın açıklamalarına ne diyorsunuz?' çıkışı üzerine Ilıcak 'Operasyonel davranıyorsunuz. Lütfen bunu yapmayın' dedi.Ilıcak'ın bu sözleri üzerine öfkeyle söze giren Nagehan Alçı, 'Siz kendi yaptıklarınız hakkında başkalarını suçluyorusunuz' dedi. Ilıcak'ın 'Sen neden karışıyorsun, Abdülkadir Bey'in avuklatı mısın' dedi. Alçı ise 'Karışırım, ben adaletin yanındayım' dedi.Moderatörlüğü üstlenen Kadri Gürsel tartışmaya son verdi. Ilıcak ise programın ilerleyen bölümlerinde Selvi için söylediği 'operasyonel gazetecilik' sözlerini düzeltti ve 'Tamam operasyon yapmıyorsun ama yapılan operasyona farkında olmadan hizmet ediyorsun' dedi.'VESAYETİN KUCAĞINA OTURDUN'Nagehan Alçı, 'Ben 28 Şubat döneminde dikdurdum, vesayete karşı çıktım' deyince Nagehan Alçı 'Siz o dönem askeri vesayete karşı çıktınız ama bugün başka bir vesayetin kucağına oturdunuz' dedi. Alçı'nın bu sözlerini duymayan Ilıcak, ilerleyen dakikalarda kendisine gelen uyarı üzerine bu sözlere tepki gösterdi ve Alçı için 'Kara propaganda yapıyorsun' dedi.Haber Artı
Ses Kaydına Kısa Bir Bakış: Montaj mı, Değil mi? Tezler ve Antitezler
24 Şubat 2014 gecesi bir twitter hesabında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen telefon kayıtlarının servis edilmesiyle tabir-i caiz ise ortalık bir anda karıştı.  Bundan önce aynı hesaptan paylaşılan 17 tape’de olduğu gibi bu tape üzerinde de ciddi fikir ayrılıkları oluştu. Kaydın montaj olduğundan, kişilerin bulundukları yerler itibariyle bu konuşmanın gerçekleşmesinin mümkün olmadığına kadar birçok konuda görüş ayrılıkları oluştu.  Konuya ilişkin görüşleri, iddiaları, açıklamaları, yorumları derleyelim, toparlayalım istedik...
Orhan Gencebay Çaldı, Nazlı Ilıcak Oynadı
Nazlı Ilıcak program konuğu Orhan Gencebay'ın çaldığı şarkıya dayanamayıp oynayınca ortaya bu görüntüler çıktı...Nazlı Ilıcak'ın Kanal D'de pazar günleri yayınlanan Pazar Gezmesi programının bu haftaki konuğu Orhan Gencebay'dı... Konuk Orhan Gencebay olunca sohbetin yanında, müzik de vardı elbette. Programda Orhan Gencebay'ın saz çalması bekleniyordu ama Nazlı Ilıcak'ın oynaması sürpriz oldu. Orhan Gencay çaldı, Nazlı Ilıcak oynadı... Kanal D'de yayınlanan Pazar gezmesi programında Orhan Gencebay'ın evine konuk olan Nazlı Ilıcak, bakın nasıl döktürdü.Gazeteciler
Nagehan Alçı'dan 'Vatan Haini' Çıkışı
CNN Türk'te yayınlanan Dört Bir Taraf programında yine gergin anlar yaşandı. Program yorumcuları arasında sert tartışmalar yaşandı. Youtube düşen ve Suriye'ye yapılacak operasyonla ilgili Kadri Gürsel, Cumhuriyet gazetesinin RTÜK yasağı hakkındaki açıklamasını okudu. Nazlı Ilıcak, Cumhuriyet gazetesin bu açıklamasını alkışladı. Bunun üzerine Nagehan Alçı çıldırdı. Alçı, 'Ben de burada vatan hainleriyle bulunmaktan utanç duyuyorum. Utanmazsanız. Bu ortam dinlemesini yapanlar dünyanın her yerinde casustur. Hem millete hem de devlete ihanet ediyorsunuz. Tamam AK Parti kaybetsin, Tayyip Erdoğan gitsin ama, ulusal güvenliğimiz tehlikede' diye konuştu. Onedio
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 12 Köşe Yazısı
Gazetelerin köşe yazarları bugün neler yazdılar, gündemi nasıl  gördüler? İşte günün öne çıkan köşe yazarları... Dedesinin torunu... | Yılmaz Özdil | Hürriyet Mustafa Kemal’in, melhame-i kübra, kan deryası diye nitelendirdiği Sakarya Meydan Muharebesi’nde 27’nci makineli tüfek alayı komutanıydı. Kuvayi milliye kahramanı.Kurtuluş savaşında ayak basmadığı cephe, vuruşmadığı mevzi kalmadı. TBMM özel oturumunda şeref madalyasıyla ödüllendirildi. Milli mücadelenin gözünü budaktan sakınmayan evladı, Nazım Kafaoğlu. Yazının devamını okumak için tıklayınız. Radikal İslamcılık yükselişte | Emre Uslu | Taraf Günlük siyasi kakofoni içinde muhafazakâr toplum tabanındaki bir dönüşümü ıskalıyoruz. 1980’lerin sonu 1990’ların başında olduğu gibi yeniden yükselişe geçti. Bu orta ve uzun vadede Türkiye ve bölge için tehlikedir. AKP hükümetinin ilk yıllarında Radikal İslamcılık sosyolojik olarak geriletilmişti. AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte İslamcı argümanların birçoğu ortadan kalkmış İslamcıların da iktidara gelip başarılı olabildikleri görülmüştü. Hatta AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’de Mücahitler Mücahit oldu. Bu bir normalleşmeye işaretiydi. Yazının devamını okumak için tıklayınız. Böyle giderse zorla hepimizi cemaatçi yapacaklar! | Ruşen Çakır | Vatan Hükümete yakın medya kuruluşlarının Fethullah Gülen cemaati aleyhine yaptıkları yayınları izliyor, daha doğrusu izleyebiliyor musunuz? Açıkçası, konuyla çok yakından ilgili olmama rağmen ben çoktan pes ettim. Bu yayınların tam gaz devam ettiğinin farkındayım; arada sırada sağda solda gözüme çarpanlar da oluyor ama harcanan onca emeğe rağmen bunların sosyal medyada yoğun bir şekilde paylaşıldığına, herhangi bir tartışmaya yol açtığına, dolayısıyla herhangi bir etki yarattığına tanık olmadım. Yazının devamını okumak için tıklayınız.Cemaatçilerin yerine dombracı ülkücüler geldi, demokratlar için değişen bir şey yok | Ezgi Başaran | Radikal Peki bu kadar emek, bunca tasfiye gayreti sonucunda emniyet ‘cemaatçilerden’ temizlendi mi? Gidenlerin yerine kimler geldi? Hükümetin içi rahatladı mı? … Hükümetin içi hâlâ rahat değil. Seçim öncesi YouTube’da yayımlanan ses kayıtları sayesinde karşılarına aldıkları kişilerin nasıl bir dinleme ve dinlediklerini tasnif etme kapasitesi olduğunu gördüler. Ki bu bakımdan sahiden de korkutucu ve yaygın bir ‘güç’ söz konusuydu. Dolayısıyla emniyetin tamamını lağvedip ‘fabrika ayarlarına’ döndürmeden tam olarak rahat etmeyeceklerdir. Yazının devamını okumak için tıklayınız. Türkiye’de basının özgür olmadığı açık değil mi? | Nazlı Ilıcak | Bugün Freedom House'un raporu Türkiye'yi, Libya, Ukrayna, Zambia gibi özgür olmayan ülkeler kategorisine koyuyor. Özellikle Twitter ve YouTube'un kapatılmasının bu olumsuz etkiyi yarattığını düşünüyorum. Aksi takdirde, Türkiye'ye, Zambia ya da Libya ile eşdeğer bir konumda yer verilmezdi. Twitter ve YouTube'un kapatılmasının yanı sıra Freedom House'un işaret ettiği bir diğer nokta da çok önemli. Yazının devamını okumak için tıklayınız. AKP’nin önünde iki yol var, biri krizli yeni kıskaca işaret ediyor | Ali Bayramoğlu | Yeni Şafak AK Parti Grup Başkan Vekili Canikli’nin şu sözleri tartışma ve sorun istikametini şimdiden tarif ediyor: ‘Fiili olarak icraatın başı bundan sonra Başbakanlar olmayacak, Cumhurbaşkanları olacak…’ Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından yüzde 50′nin üzerinde oyla seçilecek olması, şüphe yok onun siyasi meşruiyetini ve ağırlığını arttıracaktır. Ancak yasal tablo değişmeyecektir. Anayasa’nın fiilen esnetilmesi ise mümkün değildir. Yazının devamını okumak için tıklayınız. Solcuya haram olan Müslüman’a helal mi? |Ahmet Hakan 1 Mayıs’ta eylem yapan solcu gençlerden birinin ayağında en düşük fiyatı 150 lira olan bir ayakkabı vardı. Bazı hükümet yandaşları bunu “mesele” ettiler. “Yuh! Solcuya bak, marka ayakkabıyla eylem yapıyor” falan dediler.Dini bütün bir hükümetin bakanı, koluna tam 7 yüz bin liralık saat takıyor. Üstelik dini bütün hükümetin bakanının o saati rüşvet olarak alıp almadığı konusunda en azından şüphe var. Yazının devamını okumak için tıklayınız. 17 Aralık darbesini Erdoğan yaptı, demokrasiyi hedef aldı | Cengiz Çandar | Radikal Sözünü ettiğimiz ‘demokrasi ve özgürlükler açığı’ndan kastımız, öncelikle ‘basın özgürlüğü’, ‘ifade özgürlüğü’, ‘din ve vicdan özgürlüğü’ gibi alanları kaplayan özgürlüklerdeki ‘açık’. Ve bir de ‘hukuk devleti’ olabilme, ‘hukukun üstünlüğü’nün geçerliliği konularında tanık olunan ‘açık.’ Bu ikincisi, ülkedeki demokrasinin yapısını ve ‘kalitesi’ni ifade ediyor. Yazının devamını okuak için tıklayınız. Gülen Cemaati mensubu olmak suç mudur? | Sevilay Yükselir | Sabah Bugün değil. 17 Aralık sürecinin başından beri dikkat çekmeye çalıştığım bir konudur HSYK (Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu) konusu. Son dönemlerde Gülen Cemaati güdümündeki yargı mensuplarının adeta karargâhı haline gelen bu kurulun sahip olduğu güç Bakanlar Kurulu'nun sahip olduğu güçten daha da mühim. Hükümet geç de olsa bu gerçeği görüp HSYK ile ilgili birtakım değişikliklere gitti ama bunların hiçbiri kesin çözüm değil. Yazının devamını okuak için tıklayınız. Boş yere kürek çekmek | Aslı Aydıntaşbaş | Milliyet Freedom House, siz isteseniz de istemeseniz de önemli bir kuruluş. Dünyada demokrasi ve temel özgürlükler karnesini veren yegâne yapılardan biri.Haliyle bu yılki basın özgürlüğü endeksinde Türkiye’nin notunu ”kısmen özgür ülke” statüsünden ”özgür olmayan ülke” statüsüne düşürmüş olması, isteseniz de istemeseniz de ciddidir. Zaten de bu not, memlekette okuyan, yazan ve hâlâ üç sıkımlık entelektüel dürüstlüğü kalanlar için büyük sürpriz olmamıştır. Yazının devamını okumak için tıklayınız. Çoktan Seçmeli Hukuk! | Mustafa Balbay | Cumhuriyet  Bacon, “Hâkimlere Dair” başlıklı yazısında, “işkencelerin en kötüsü yasalarla yapılandır” der. Bu söz, içinden geçtiğimiz hukuksuzluk sürecinin en çarpıcı tarifidir. Öyle bir Türkiye’de yaşıyoruz ki, yürürlükteki yasalar hakkıyla uygulansa tartışılan adaletsizliklerin tümü sona erecek. Bu yapılmadığı için yeni yasalar yapılmasını istiyoruz! Örneğin; Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 134. maddesinde, günümüzde en çok konuşulan dijital verilerin nasıl delil değeri taşıyacağı olabildiğince açık biçimde dile getirilmiş. Buna göre, bir kişiye ya da kuruma ait bilgisayara, CD’ye el konacağı zaman bire bir örneğini içeren imajının çıkarılması, bunun oradaki muhatap kişiye ya da avukatına verilmesi gerekiyor. Yazının devanmını okumak için tıklayınız. Habertürk | Fatih Altaylı | Yemezler! 17 Aralık'ta ortaya dökülen onca rezalet arasında açık söylüyorum, beni en fazla şaşırtan Zafer Çağlayan oldu.  20 yıldır tanıdığım Zafer Çağlayan'ın adını bu soruşturma içinde, hatta en göbeğinde görünce hem şaşırdım, hem üzüldüm.  Yıllar önce, çocukluk arkadaşım, şimdinin İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan'ın 'hemşerisi' olarak tanıştırdığı, Ankara Sanayi Odası'nın parlak yöneticisi o iddiaların muhatabı olmamalıydı.  Büyük hayal kırıklığı yaşadım. Yazının devamını okumak için tıklayınız.
"Berkin'de Muhtemelen Demir Bilye Vardı"
Nagehan Alçı: Gezi'ye gitmedim, hamileydim ve çok riskliydi benim için. Bir gazeteci olarak insan orayı görmek ister ama gidemedimTwitter’da çoğu kullanıcı AKP’den nefret ettiğini öne süren Milliyet gazetesi yazarı Nagehan Alçı , “Nabzı sokaklarda tutmak lazım. 30 Mart’ta oy vermek için kuyrukta bekliyoruz Beşiktaş’ta bana, 'Çok teşekkürler, bu ülkeye katkın çok, Allah razı olsun abla' diye gelen apartman görevlileri vardı. Ezilmiş, alt kesim, dindar kesim, kendini şimdiye kadar itilmiş hisseden kesim arkamda. Sokaklar arkamda. Bununla gurur duyuyorum. Sosyal medyadaki klik ne derse desin… Umurumda değil” dedi. Radikal gazetesinden Armağan Çağlayan ’a konuşan Nagehan Alçı, “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bugüne kadar keşke bu cümleyi söylemeseydi dediğiniz oldu mu?” sorusu üzerine, “Oldu tabii, Berkin’in cenazesinden sonra oldu, annesine babasına yönelik söylediği şeyler... Keşke söylemeseydi. O çocuk büyük bir olasılıkla ekmek almaya gitmiyordu, eylemciydi elinde bilye vardı, her ne olursa olsun önemli değil” diye konuştu. Başbakan Tayyip Erdoğan , Gezi Parkı olaylarında Okmeydanı'ndaki evinden ekmek almak için çıktığında başına polisin attığı biber gazı kapsülü isabet eden ve 269 gün komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan 'ı 'terör örgütünün tuzağına düşürülmüş bir çocuk' olarak nitelendirmiş, AKP mitingine katılanlar 'Oğlumu Allah değil Erdoğan aldı' diyen anne Gülsüm Elvan 'ı yuhalamıştı. Armağan Çağlayan’ın Nagehan Alçı ile yaptığı söyleşi şöyle: Nazlı Ilıcak’la yaptığımız röportaj üzerine bir şeyler yazdınız. Aslında Nazlı hanım kötü bir şey söylemedi. Okudum röportajı. Kendini Beyaz Türk zanneden çevre 28 Şubat’ta Nazlı Ilıcak’ı arkadan vuran, iki yüzlü bir çevredir. Kendisi bana defalarca bu çevrenin dindarlara ve demokrasiye ne kadar düşman olduğunu anlattı. Şimdi bu totaliter zihniyetli çevreyi övmesi bir trajedidir. Bunun üzerine uzun uzun düşünmeli… Geçmişimi çöpe mi atıyorum sorusunu kendisine sormalı, çünkü maalesef her gittiğim yerde insanlar bana bunu söylüyorlar, sokakta durdurup bunu söylüyorlar… Üzülüyorum… ’Dört Bir Taraf’ı izledikten sonra hep bu program bitince ne oluyor diye merak ediyorum. Mümkün olduğu kadar bittikten sonra programdaki havayı sürdürmemeye çalışıyoruz ama tabii zaman zaman Türkiye’nin gerilimleri bize de yansıyor, bu dönemde küs ayrıldığımız programlar oldu. Ama programda birbirimize darılsak bile sonraki programda ya ben ya da o bir jest yapıyoruz, ya kahve ikram ediyoruz, ya elma ikram ediyoruz (Nazlı Hanım’ın elmaları meşhurdur) ve kırgınlıkları kalbimize gömüp devam ediyoruz. Ama siz Kadri beyle hiç konuşmuyorsunuz diye tahmin ediyorum. Nazlı hanım gibi bir hikâyemiz yok bizim Kadri’yle. Programla sınırlı bir ilişkimiz var. Zaman zaman hiç diyalog olmadan geçtiği oluyor. O elektrik seziliyor biliyor musunuz, ekrandan geçiyor. Muhtemelen Abdülkadir bey ve Kadri beyin de böyle bir ilişkisi yok. Yok. Bazen Kadri Gürsel çok agresifleşebiliyor. Program sonrasında da bunu sürdürünce aşırı gerginlikler yaşandığı oldu. Sanki kanal babalarının malı, onlar hancı Abdülkadir Bey yolcu gibi hava yaymaya çalışıyorlar. Program sırasında veya sonrasında Twitter’a bakıyor musunuz ne yazılmış diye... İlk başlarda bakardım ama artık bakmıyorum. Ona takılınca insan önünü göremez oluyor. Hiç sokakta insanların bir şey dediği oluyor mu? Çok oluyor. Çevremdeki birçok kişiyle siyasi pozisyonum nedeniyle artık konuşmuyorum. Sorunca en eğitimli, en Batılı, en liberal görünen bizim kesim. Ama esasen hiçbir şekilde farklılığa tahammüllü değiller. Birçok arkadaşlarımla koptum bu yüzden. Çünkü Türkiye’deki kast sistemine alışmışlar. Onun bozulmasına isyan ediyorlar ve benim de bunu desteklememi ihanet olarak görüyorlar. CHP çizgisindeki bir siyaset yorumcusuna kalkıp da kimse tepki göstermiyor Türkiye’de. Ama eski Türkiye’yi eleştiren, Başbakan’ın politikalarını genel itibarı ile doğru bulan biriyseniz bir kesim kendinde size nefret söylemine kadar giden laf atma hakkını buluyor. Bugüne kadar sizi en çok sinirlendiren ne oldu? Kişisel şeylerin programa taşınması sinirlendiriyor beni. Maalesef tuhaf ithamlarla aldığımız ev bile kriminalize edilmeye çalışıldı. Yakıştıramıyorum doğrusu… Eskiden beri mi sağ görüşlü biriydiniz yoksa zamanla evrildiniz mi? Ben sağ görüşlü değilim, liberal demokratım. Ne sağ ne solum. Nazlı hanım sağ görüşlüdür. Kendi de zaten söyler bunu. Zaman zaman bir liberalin desteklemeyeceği şeyleri destekler görüyorum sizi. Mesela 17 Aralık’la ilgili bir duruşunuz var. O bir liberalin duruşu mudur, nasıl açıklanır? Yargı araçsallaştırılıp, siyaset mühendisliği yapılmaya çalışıldı 17 Aralık’ta. Türkiye bir süredir emniyet ve yargı içindeki birbiriyle koordineli hareket eden bir çete tarafından şekillendirilmeye çalışılıyor. Ben bir liberal demokrat olarak buna karşı çıktım. 17 Aralık’taki güçler galip gelseydi sandıkla gitmeyecek o çete hepimizin kaderini ellerinde tutuyor olacaktı. Halletmemiz gereken en öncelikli sorun budur. Bu çete hiçbir konuda adil yargılama yapamaz. Yolsuzlukların üzerine bağımsız ve tarafsız yargı ile gidilebilir. Peki Türkiye şu anda bir hukuk devleti normunda mı evrensel hukuka göre? Hiçbir zaman olmadı. Şayet yargının içinde bir yapılanma, istediği herkesi istediği zaman sahte kanıtlarla ayarlanmış polislerle içeri atabiliyorsa herkes tehlikede demektir. Böyle bir ülke korkunç bir açık hava hapishanesi demek olur. Buna karşı ses çıkarmak lazım. Ben bu sesi geçmişte daha gür çıkarabilirdim ama baştan itibaren çok ses çıkaranlar doğru sesi mi çıkarıyorlardı? Hayır. Biz hep ifrat ve tefrit arasında gidip gelen bir toplumuz. Ergenekon davaları başladığında darbeyi askerin görevi görenlerle, eski düzenden nemalandıkları için değişmemesini isteyenler 'hiçbir şey yoktur' diye büyük bir gürültü çıkarınca, 'Nasıl hiçbir şey yok? Bu ülkede derin devletin neler yaptığını biliyoruz. Askerin son derece keyfi bir şekilde sokaklara çıkıp darbe yaptığını, bazen de daha da sinsi bir şekilde ülkeyi yönetip halkın iradesini geçersiz kıldığını biliyoruz. İlk defa bir süreç başlıyor bunu desteklemek lazım' dedik. En başta bir koro, 'Ergenekon tamamen bir düzmecedir' diye haykırmasaydı o zaman belki buna karşı savunma pozisyonunda kaybolan yanlışlıklar ortaya daha kolay çıkacaktı. Yanlışın neresinden dönülse kârdır. Aynı şey Ak Parti kanadından atıyorum bana da var. Twitter’da bir şey yazdığımda hemen ilk cümle, “28 Şubat’ta neredeydin” oluyor. Evet, çok kötü. Çok tahammülsüz, birbirinin üzerine çullanmak için yer arayan bir toplum olduk. Popüler kültürle ilginiz var mı, atıyorum Muhteşem Yüzyıl’a bakıyor musunuz, Survivor’a? Dizilerle aram çok kötü maalesef, bazıları bunu böbürlenerek filan söyler ama çok ayıp bir şey bir gazeteci için. Ama şöyle bir eski kafalılığım var benim, ben Alman okulu bitirdim ve çok disiplinliydi, bir şeyi ya yap ya da yapma mantığı, ya takip edeceğim ya da hiç etmeyeceğim diye düşünüyorum. Ama tarihe yönelik şeyleri popüler kültüre taşımak bence çok faydalı bir şey. Evet ama Bülent Arınç ve Tayyip Erdoğan hiç mutlu olmuyor bu konuda. Bülent bey geçen gün gençlik dizilerindeki kızların etek boyuyla ilgili konuştu. Olabilir ben bunu da çok tuhaf bulmuyorum çünkü zaten kendilerini muhafazakar olarak tanımlayan insanlar. Bana ne garip geliyor biliyor musun, koskoca Bülent Arınç neden televizyondaki bir kızın etek boyu hakkında konuşuyor ki? Bu toplum mühendisliği gibi geliyor. O öyle deyince değişiyor mu etek boyu? ‘Muhteşem Yüzyıl’ hakkında Tayyip Erdoğan konuşunca Star TV iki hafta sonra bütün kadınların dekoltelerini kapattı, hâlâ da kapalı. Bu tam bir ataerkillik. Türkiye’de siyaset ataerkil bir şekilde yapılıyor. Başbakan kendisini milletin babası olarak görüyor, dolayısıyla her şey ile ilgilenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu hem iyi hem de kötü. O yüzden her şey karışıyor zaten. Türkiye gibi daha kurumsallaşmayan bir toplumda, normalde kurumların yapması gereken bir takım görevlerin yapılmadığı bir toplumda her şeye el atacak biri gerekiyor. Başbakan da böyle biri. Ama bazı alanlarda çok fazla olabiliyor. Her şeye de karışmasın tepkisi de doğuyor. Bugüne kadar keşke bu cümleyi söylemeseydi dediğiniz oldu mu? Oldu tabii, Berkin’in cenazesinden sonra oldu, annesine babasına yönelik söylediği şeyler... Keşke söylemeseydi. O çocuk büyük bir olasılıkla ekmek almaya gitmiyordu, eylemciydi elinde bilye vardı, her ne olursa olsun önemli değil. Biz Türkiye’de Güneydoğu’da Kürtler beyaz Toros’larla toplanıp sonra da nerede olduğunu bilmediğimiz çukurlara gömülürken karşı çıktık ve Ak Parti’yi de zaten bu düzeni değiştirdiği için sonuna kadar destekledik. Askerin keyfiyetinden polisin keyfiyetine geçilemez. Ne olursa olsun gaz fişeği kimsenin kafasına atılamaz, atanın da hesabı sonuna kadar sorulmalı. Çok şükür galiba araştırma derinleşiyor. Bugün Berkin’in avukatları dört tane katil zanlısı polis tespit ettik diye açıklama yaptılar. Bunun üstü hiçbir şekilde örtülmemeli, Başbakan da bunu istemez, istese kendiyle çelişir. Şimdi Gezi ile birlikte, sanki o alanda olan her şey bir meydan okuma, Türkiye’yi geriye götürme iradesi, sandık dışı yollarla ortalığı karıştırıp iktidarın altını oyma mücadelesi gibi algılanmaya başladı. Bence orada da ifrat ve tefrit meselesi ortaya çıkıyor. Evet böyle bir kesim vardı ama bir yandan da tamamen protesto hakkını kullanmak isteyen gençler de vardı. Benim birçok arkadaşım vardı. Siz gittiniz mi Gezi’ye? Gitmedim, hamileydim ve çok riskliydi benim için. Bir gazeteci olarak insan orayı görmek ister ama gidemedim. Sizce bizim hayatımızda bir şey değiştirdi mi Gezi? Hayır pek bir şey değiştirmedi. Sadece o hiç kimsenin kullanmadığı Gezi Parkı yerinde duruyor. Ben de öyle düşünüyorum. Bu Gezi süreci bir paranoya yarattı iktidarda, bu da bir şeyleri değiştirdi. Gezi’dekilerin yapmak istediğinin tam zıttı yönünde değiştirdi. Mesela 1 Mayıs’ta Taksim’i açmadılar. Halbuki bence açacaklardı niye açmasınlar, zaten bu iktidar yıllar sonra açmış meydanı. Gezi’den sonra yeni bir Gezi platformu oluşabilir, sokaklar karışabilir tehdidi hissetmese 1 Mayıs’ta bunlar yaşanmayacaktı. Ama yine karıştı, bir şey değişmedi. Taksim değil ama Harbiye karıştı... Gezi olmasaydı 2011’deki Taksim bayram havası tekrar yaşanabilirdi. Zaten kapatmasına ben karşıyım hep. Tabii keşke Gezi olmasaydı da demiyorum, demokrasilerin temel hakkıdır protesto. Ancak sokakları yakıp yıkmak, bir ülkenin Başbakanlık binasını basmaya kalkmak, otobüs duraklarını sökmek her hukuk devletinde suçtur. Tabii bunlarla kıyaslanmaz ama tencere tava çalmak da bence 'çevreye duyarlıyım' prensibi ile yola çıkmış bir protestoyla çelişkili… Susurluk dönemindeki tencere tava protestolarını hatırlar mısınız? Evet. Orada ışık eylemi de vardı ve ışık kapatıp açmak güzel bir eylemdi bence. Ama daha sonra onu da askeri vesayet araçsallaştırdı ve kendine yonttu. Gezi’de de başka vesayet odakları bunu yapmak istedi. Başbakan’ın tavizsiz duruşunun sebebi buydu. Bir de protesto hakkınızı kullanmak demokrasinin en tabii sonucu. Ancak sonrasında artık sandığa güvenmek zorundasınız, buna isyan edemezsiniz. Maalesef Türkiye’de tencere tava çalanların yüzde 80’i sandıktan çıkana isyan ediyor. Diyelim ki bugün seçim yapıldı, bundan 3 yıl sonra artık iktidarın eskimiş olduğunu düşünerek ben bir eylem yapabilirim. Bir kere sandıktan çıktı diye bu iktidarın gelecek 5 yılda veya 10 yılda yaptığı her şeyin doğru olduğunu göstermez ki. Evet göstermez, sandık asgari şarttır. Yeterli değil ama mecburidir. Onun üzerine birçok şartı var demokrasinin. Ama önce sandığa saygılı olmak lazım. Ben bir CHP’li olsam Başbakan'dan veya Ak Parti'den çok daha fazla CHP’ye kızardım. Çünkü alternatif üretmekten aciz. Zaten Gezi’nin bu kadar büyümesinin sebeplerinden biri CHP’nin sokakları karşılayamaması. İnsanlar sandığa kaybedeceklerini bilerek gidiyorlar. O nedenle içlerindeki isyan duygusu giderek büyüyor. Sizi hep bu yalı meselesinde vurmaya çalışıyorlar ya, bu yalı bildiğimiz eski bildiğimiz bir yalı mı, yoksa bir yalı dairesi mi çok merak ediyorum? Hiçbir zaman yalımız olmadı. Paşalimanında, sanırım 'yol yalısı' deniyor, bir apartmanın üst katı, çok güzel manzarası var ama o kadar. Nazlı Ilıcak’ın yalısı vardır, yalı dediğin odur mesela. Bizimki bir apartman dairesi, üstelik kira. Çengelköy’de kredi çekip bir ev aldık, onu da yalı yaptılar, tepede yalı nasıl oluyorsa! Olmayan bir rakam yazdılar, hangi birini düzelteceksin ki? Bu kadar polemiklerin insanı olmak çok yorucu değil mi? Televizyonda polemik, köşe yazısında polemik. Hep bir soru-cevap halindesiniz insanlarla. Öf demiyor musunuz hiç? Hayatımı kompartize ettim. Benim değer verdiğim insanlar olan küçük bir çevre tarafından gelecek şeyler beni üzebilir ama geri kalanına karşı kendimi teflonlaştırdım o yüzden hissetmiyorum öyle bir şey. Ben gazetecilik yapmayı sahada çok severim. İnsanlar 'bu kız bu siyasi polemiklerle nereden çıktı' diyor halbuki, ben 2002 yılından beri gazetecilik yapıyorum. Biz sizi son 3 yıldır biliyoruz ama... Çünkü gazetede muhabirlik yapınca camia sizi bilir. Ben her türlü birimde çalıştım. Show TV’de dış haberlerde kaset taşıyarak başladım. Akşam gazetesine röportajlar yaptım, daha sonra köşe yazarı oldum ve siyasi tartışma programlarına çağırılmaya başlandım. En alttan başlayarak birçok yerde çalıştım. Mutlu musunuz şimdi? Mutluyum ama zaman zaman sahada gazetecilik yapmayı özlüyorum. Geçen gün röportaj yaptım çok özlemişim. Uzun yıllar savaş bölgeleri dahil bir çok yere gittim haberler yaptım. Rasim bey ile evli olduğunuz için çok para kazanıyormuşsunuz gibi bir algı veya ön yargı var, bende de var bu. Öyle mi? Televizyonda popüler işler yapmaya başlamam Rasim’den sonra oldu. Bunda onun payı var. Beni hep cesaretlendirdi, destek oldu. Fena kazanmıyoruz çok şükür. Ben sizinle ilgili bir tweet atmıştım, en çok RT alanlardan biri oldu. Dört Bir Taraf İzliyordum, belli ki size sinirlendim o anda, 'Allah'tan Nagehan Alçı Türk televizyonlarına çıktı, ben de Türkiye televizyonuna çıkan gelmiş geçmiş en antipatik insan olmaktan kurtuldum' yazdım. Bir saat içinde 9 bin kere döndü. Twitter’da genel nabız yakalanamıyor, çok tutarlı bir veri değil, çoğu kullanıcı çok ağır bir şekilde AKP’den nefret ediyor. Nabzı sokaklarda tutmak lazım. 30 Mart’ta oy vermek için kuyrukta bekliyoruz Beşiktaş’ta bana, 'Çok teşekkürler, bu ülkeye katkın çok, Allah razı olsun abla' diye gelen apartman görevlileri vardı. Ezilmiş, alt kesim, dindar kesim, kendini şimdiye kadar itilmiş hisseden kesim arkamda. Sokaklar arkamda. Bununla gurur duyuyorum. Sosyal medyadaki klik ne derse desin… Umurumda değil…
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Çirkinlikte yarış kıyasıya devam ediyor. ‘Böylesi bir yarışın kazananı olmaz’ demeyin sakın, işin bu yanı ne kazanmanın peşinde oldukları, olduğunuz, olduğumuz! Nitekim,Türkiye’nin tüm yarışmacıları gözünü birinciliğe dikmiş, olmadı ikincilik, olmadı üçüncülük, en azından teselli mükafatı. Belki biz de ‘vicdan ödülü’ peşindeyizdir, ne dersiniz? Başta iktidar önde gidiyordu, asıl peşinde olduğu ‘büyük ödül’ yolunda ayağına takılabilecek her şeyi örtbas etmek için çok ama çok çirkinleşmek gerekti, gereği yapıldı. Bir yandan ‘kaza’ , ‘kader’ , ‘şehitlik’ , diğer yandan tekme, tokat, gözaltı… Sonunda bir rezaletten bir kahramanlık destanı bile çıktı. Bakan bey, üç gün aynı gömleği giymiş, ne büyük bir fedakarlık! Hem sanki her gün değiştirdikleri gömlekler temizmiş gibi. Gözü kara, vicdanı kara, aklı kara, fikri kara iktidarlarının kiri, değil gömleklerine, derilerine bile kazınmamış gibi.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, 2010 yılı ağustos ayında “Haliç’te Yaşayan Simonlar: Dün Devlet, Bugün Cemaat” adlı kitabında Fethullah Gülen cemaatinin devlet içinde devlet örgütlenmesine gittiğini ileri sürdüğünde, gerek hükümet sözcüleri, gerekse hükümete yakın kişiler tarafından bir nevi paranoyak muamelesi görmüştü. Önce Avcı, ardından cemaat hakkında yazıp çizdikleri yüzünden gazeteci arkadaşlarımız Nedim Şener ve Ahmet Şık içeri alındığında, bütün bunların yargı-polis-medya üçgeninde gerçekleşen birer cemaat komplosu olduğunu söylediğimizde aynı muameleyi bizler gördük. Yüzlerinde hafif bir sırıtmayla “Ne yani, her taşın altında cemaat mi var? Bunu mu iddia ediyorsunuz?“ diyen nice etkili ve yetkili kişi gördük.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Yıllar ne çabuk geçiyor. İsmi iddialıydı: Tarihi Yaşarken Yakalamak! Kitabın arka kapağına şunları yazmıştım: Tarihi, kendisini oluşturan somut olayların cereyan ettiği zaman dilimlerinde yakalamak olanaksızdır. Çünkü tarih biraz da akıp giden zamanın gelecekteki öyküsüdür. Bu satırları nerede okuduğumu, kimin yazdığını anımsamıyorum. Bir kenara not etmişim. Yazı masamın çekmecelerini karıştırırken yeniden bulunca sevindim. Bir kâğıt parçasının bir köşesine özensiz biçimde çiziktirilmiş bu satırlardan etkilendiğim anlaşılıyor. Tarihi yaşarken yakalayabilsek, ne güzel olurdu. Ama olanaksız diye de kaderciliğe saplanacak değiliz. Çünkü tarihten ders çıkarmak da var. İlle de yaşayarak öğrenmek gerekmiyor.