article/comments
article/share
Haberler
SSCB'nin Çıkmayı Reddettiği Maçta Şili Boş Kaleye Attığı Golle Dünya Kupası'na Gitti: Utanç Golünün Hikayesi

etiket SSCB'nin Çıkmayı Reddettiği Maçta Şili Boş Kaleye Attığı Golle Dünya Kupası'na Gitti: Utanç Golünün Hikayesi

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

21 Kasım 1973’te Estadio Nacional’da ilginç bir hareketlilik var. Şilili futbolcular seremonide marşlarını söylüyor. Kamera biraz geriye çekildiğinde statta tek başlarına oldukları görülüyor. Rakipleri yok, gelmemiş. Böyle bir maça Şilililer de pek ilgi göstermemiş. Neredeyse asker sayısı kadar seyirci tribünde birazdan utanç anlarına şahit olacak. 

Şilili futbolcular rakipsiz sahada santra vuruşu yapacak, birkaç pastan sonra belki de hiçbirinin cesaret edemediği o ana içlerinden biri gönüllü olacak ve boş kaleye topu gönderecek. Hakemin bitiş düdüğü ise ardından gelecek. Tebrikler Şili, Dünya Kupası'na katılmaya hak kazandı. 

Peki SSCB'yi bu maçta oynamaktan alıkoyan şey neydi? FIFA yine nasıl insani değil politik davrandı? Şili bunu nasıl kabul etti?

FIFA 2026 2026 Dünya Kupası
13 Gün
:
05 Saat
:
16 Dakika
:
04 Saniye
Anasayfaya Git
D Grubu Sıralamaları Tüm Sıralamalar >
1 G 0 B 2 M 3 Puan

Maçlar

14 Haziran 07:00
20 Haziran 06:00
26 Haziran 05:00
İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Allende ile değişen tarih yine muktedirleri rahatsız etti.

Allende ile değişen tarih yine muktedirleri rahatsız etti.

Şili'de yaşanan yoğun ekonomik zorluk döneminin ardından Salvador Allende, yaşam standartlarını iyileştirme ve Şili sanayisini millileştirme sözüyle seçilmişti. Allande kısa sürede bir sosyalist olarak halk kahramanı olmuştu. 

Ülkede işçiler, sanatçılar, bürokratlar hatta futbolcular bile onun izinden gitmenin 'onurunu' yaşıyordu. Leonardo Véliz ve Carlos Caszely de milli takımın ağır isimlerinden ve sıkı bir Allende destekçisiydi. Şili'nin futboldaki utanç anlarının da şahidi oldular.

ABD yine bildiğiniz gibi...

ABD yine bildiğiniz gibi...

1970'lere gelindiğinde, Soğuk Savaş tüm hızıyla sürüyordu; ABD ve Sovyetler Birliği, karşıt ideolojiler savaşında denizaşırı ülkelerde nüfuz kazanmaya çalışıyordu. Küba'nın komünizmi benimsemesiyle birlikte Latin Amerika kilit bir savaş alanı haline gelmişti. Richard Nixon yönetimi, Şili'nin kıtada sosyalist bir dayanak noktası oluşturmasından son derece korkuyordu.

ABD her zaman bildiğini yaptı ve Şili'de bir darbe organize etti. 'Bizim çocuklar başardı' diyen Amerika, Şili'de de seçilmiş lideri alaşağı etti. 

General Augusto Pinochet liderliğindeki askeri cunta Şili'de yönetimi ele geçirdi. Ordu, sivillere katı bir sokağa çıkma yasağı uyguladı. Askerler sokaklarda muhalif ve sivil avına çıktı. Allende ise kuşatılmıştı. Teslim olmamayı seçti. 

Esir düşmenin utancını yaşamaktansa, Allende kendi canına kıymayı tercih etti.  Fidel Castro’nun hediye ettiği tüfekle. Tüfeğin üzerinde şu mesaj yer alıyordu: 'Farklı yollarla aynı hedeflere ulaşmaya çalışan Fidel’den, iyi arkadaşım Salvador’a.' Ölümünden önce Allende, Şili halkına son bir konuşma yaparak şöyle seslendi: 'Viva El Chile, Viva el Pueblo, Viva Los Trabajadores...' 

'Yaşasın Şili, yaşasın halk, yaşasın işçiler.'

Statlar işkencehaneye çevrildi.

Statlar işkencehaneye çevrildi.

Bir zamanlar gollere sevinilen, bir ulusu birleştiren, birkaç ay önce Allende'yi selamlayan statlar artık Pinochet'in toplama kampı görevini görüyordu. 

Gazeteci Vladimiro Mimica, kendisi ve diğer mahkumların, stadyum hoparlörünün kimin hücrelere götürüleceğini anons etmesini beklemek için tribünlerde nasıl beklediklerini şöyle anlatıyor: 'Her gün sorguya çekiliyorduk. Dayaklar, sorgulamalar, sürekli infaz taklitleri. Kimse muaf değildi. Ulusal stadyumu bir toplama kampına dönüştürebileceklerini asla düşünmemiştim.'

Stadyum makineli tüfeklerle kontrol edilip, tüfekler doğrultulmuş insanlar sorgudan geçiriliyor. Sorgusu biten tribünlerden soyunma odalarının ve farklı odaların yer aldığı bölüme getirilip işkenceye uğruyordu.

Ulusal stadyum, bilinen adıyla Estadio Nacional'den artık işkence sesleri yükseliyordu.

Ulusal stadyum, bilinen adıyla Estadio Nacional'den artık işkence sesleri yükseliyordu.

Stadyum, o günlerde bir sır değildi. Tüm şehir hatta tüm ülke, daha sonra tüm dünya bunu biliyordu.

Soyunma odaları, bir zamanlar formaların asıldığı, taktiklerin fısıldandığı yerlerdi; şimdi sorgu masalarına, açlığın ve korkunun geçit törenine dönüşmüştü. Tribünlerin altındaki koridorlarda insanlar günlerce aç bırakılıyor, adları bir kâğıda yazılıp okunana kadar bekliyorlardı. Kiminin adı bir daha hiç okunmadı. Sahte kurşuna dizmeler, gerçek bir infazdan farksız bir dehşetle tekrarlanıyordu; bazıları için ise sahtelik yoktu. Gerçekten kurşuna diziliyorlardı. 

En acı ayrıntı belki de sestendi. Askerler, çığlıkları boğmak için hoparlörlerden yüksek sesle müzik çaldırıyordu. Beatles işkencelere eşlik ediyordu.  

Dışarıda, yeni çekilmiş dikenli tellerin ardında aileler toplanıyor, içeride birinin hayatta olup olmadığını öğrenebilmek için beklemekten başka ellerinde hiçbir şey gelmiyordu.

Ve Santiago'nun geri kalanında, gözaltı yalnızca bu stadyumla sınırlı değildi. İnsan hakları örgütlerinin sonradan ortaya çıkardığı kayıtlara göre, şehirde seksenden fazla benzer nokta vardı: Okullar, kamu binaları, kimi zaman sıradan bir ev ya da özel bir kulüp bile birer gözaltı merkezine dönüşebiliyordu. Estadio Nacional, yalnızca bunların en görünür, en sembolik olanıydı. Bir ülkenin gurur duyduğu yeşil sahanın, aynı anda bir dehşet coğrafyasına dönüşebileceğinin kanıtı.

Darbe günlerinde Şili'nin rakibi Allende'nin müttefiki SSCB...

Darbe günlerinde Şili'nin rakibi Allende'nin müttefiki SSCB...

1974 Dünya Kupası için Play-Off zamanıydı. Şili, Allende'ye dost ülkelerden SSCB ile eşleşmişti. Sovyetler, Güney Amerika'da yapılan darbelerden ve özellikle Allende'ye yapılanlardan son derece rahatsızdı. 

Şili Milli Takımı'nın uçağı Santiago'dan kalktığında, darbeden bu yana ülkeden ayrılan ilk uçaktı.  

Kadro, Moskova'ya doğru yol alırken arkasında öyle bir ülke bırakıyordu ki, iki devlet arasında artık ne bir elçilik telgrafı, ne bir ticaret gemisi, ne de sıradan bir selam kalmıştı; darbeyle birlikte her şey donmuş, her kanal kapanmıştı.

Moskova onları bir düşman gibi karşıladı. 

Oysa bu oyuncular, birkaç ay önce Allende'nin elinde birer sembol gibi taşınmıştı; şimdiyse aynı yüzler, devirdikleri adamın generallerinin kuklası gibi görülüyordu. Leonardo Véliz, o soğukluğu yıllar sonra hâlâ hatırlar bir 'soytarı' gibi hissettiğini söyler: 'Rejimin soytarısıydık' 

Yine de sahaya çıktıklarında bambaşka bir Şili vardı: kendi topraklarında hiç kimsenin yenemediği o kudretli Sovyet ekibini 0-0'da tutmayı başardılar. Santiago'daki gazeteler bu sonucu neredeyse bir zafer gibi yazdı.

Dünya Kupası'na gidecek takım ikinci maçta belli olacaktı.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

"Bu statta maça çıkmayı ahlaki gerekçelerle reddediyoruz."

"Bu statta maça çıkmayı ahlaki gerekçelerle reddediyoruz."

İkinci maç için Şili Estadio Nacional'i tercih etti. Her yerinde işkencelerin, makineli tüfeklerin, acılı ailelerin, kayıpların izinin olduğu stat... SSCB stat açıklanmasının ardından bir bildiri yayınladı:

'SSCB futbol federasyonu, Şili halkının vatanseverlerinin kanıyla lekelenmiş stadyumda Sovyet sporcuların ahlaki gerekçelerle şu anda performans sergileyemeyeceğini belirterek, uluslararası futbol federasyonundan maçın üçüncü bir ülkede oynatılmasını talep etmiştir.'

FIFA'yı rahatsız eden bu talebin ardından göstermelik bir gözlemci ekibi kuruldu. Gözlemciler stadyumu gezdi, alnına silah doğrultulmuş mahkumların sessizliği altında stadyumda onlara gösterilen yerleri gezdiler. Mahkumlar bu geziyi adım adım izleyebiliyordu ancak gözlemciler onları görmüyordu. 

Gezi sonunda rapor verildi. Estadio Nacional'de maç oynanmaması için hiçbir neden yok. Stadyum gayet nizami!

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ahlaki bir karar alıyor!

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ahlaki bir karar alıyor!

SSCB, FIFA'nın diretmesi sonucu geri adım atmıyor. Talepleri netti; ya başka bir stat ya da tarafsız bir ülke.  Şili halkının vatanseverlerinin kanıyla lekelenmiş stadyuma adım atmayacaklardı. 

FIFA, Şili'den yana tavır aldı ve maçın ne olursa olsun oynanacağını söyledi. Maç oynandı ama SSCB olmadan... 

Şilili futbolcular göstermelik bir maça çıktılar ve rakipsiz, boş kaleye attıkları golle Dünya Kupası'na gittiler.

Ve hikayeye Türkiye dahil oluyor.

Ve hikayeye Türkiye dahil oluyor.

Şili, utanç golüyle katıldığı Batı Almanya'daki turnuvada Batı Almanya, Doğu Almanya ve Avustralya ile eşleşti. 

Batı Almanya'ya 1-0 kaybettiler, Doğu Almanya ile 1-1 berabere kaldılar. Avustralya'yla da golsüz beraberlik geldi. Alınan iki puan üst tura çıkmaya yetmedi. 

Takımda ise Carlos Caszely tartışılıyordu. Turnuvaya gelirken Pinochet'in elini sıkmamış, darbeye olan itirazını her şekilde belli etmişti. Turnuvada ise tel tel dökülmüştü. 

Sonradan anlaşıldı ki Carlos Caszely'nin uluslararası basına konuşma ihtimaline karşılık annesi Pinochet iktidarı tarafından rehin alınmıştı. Gözaltında ve işkenceden geçirilen annesinin haberi anbean Caszely'nin öğrenmesi sağlanıyordu. Caszely konuşmadı ama adı tarihe farklı bir şekilde geçti. 

Batı Almanya'da gerçekleştirilen 1974 Dünya Kupası'na çağrılan ilk Türk hakem Doğan Babacan da onunla birlikte bu tarihteki yerini aldı. Babacan, Batı Almanya ile Şili arasında Berlin'de oynanan maçın 67. dakikasında Şilili futbolcu Carlos Caszely'yi kırmızı kartla oyun dışında bıraktı. Bu kart, Dünya Kupası tarihinin ilk kırmızı kartı oldu. 

Caszely daha sonra Şili'ye dönmedi. İspanya'ya giderek Katalan takımlarında forma giydi. Daha sonra Katalonya milli takımı formasıyla SSCB'ye karşı bir maçta görev aldı. 

Geriye binlerce mahkum, kayıplar, utanç golü ve Caszely'nin onur savaşı kaldı.

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam
Sosyoloji bölümünden mezun olarak uzun yıllar medya alanında çalıştım. 11 yıl spor kulüplerinde medya yöneticiliği yaptım. Ankara' da yerel gazetelerdeki editörlük deneyiminin ardından Onedio'da Gündem, Spor ve Ekonomi alanında içerikler üretiyorum. Aynı zamanda Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümünde Yazarlık eğitimi alıyorum.
Tüm içerikleri
right-dark
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
0
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?
Yorum Yazın