28 Yıl Önce Bugün, David Beckham Ulusal Bir Kahraman Olabilecekken Bir Haine Dönüştü
İtiraf etmek gerekir ki İngilizler temkinli olmayı öğrenci ama bugüne kadar iki yılda bir karşımıza 'Futbol Evine Dönüyor' diyerek çıkıyorlardı.
1966'dan beri hem Avrupa Şampiyonası hem Dünya Kupası öncesi İngiltere, kupayı alabilecekleri hayaliyle gelir ve her seferinde büyük hayal kırıklığıyla ayrılırlardı.
Bu hayal kırıklığı albümünün baş köşesinde ise Arjantin önemli yer tutuyor.
1998'de de durum farklı değildi.
İngiltere'de bir yıldız doğuyor.
İngiltere'de Beckham, ülkenin ihtiyacı olan star arayışının sonucu ortaya çıkmıştı.
Bir önceki sezon Manchester United'ın ilk on birinde yer edinmişken, Beckham dünyanın dikkatini 1996-97 sezonu başında, Wimbledon kalecisi Neil Sullivan'ın üzerinden kendi yarı sahasından dalga geçer gibi attığı golle çekti.
Yılın Genç Futbolcusu ödülünü kazandı, Spice Girls müzik grubundan Victoria ile magazin sayfalarını süsledi, performansıyla milli takıma yükseldi. Tam anlamıyla bir Beckham çılgınlığının ortasında kendini buldu.
Saçları, gülümsemesi, golleri, duran top yeteneği onu sadece Victoria'nın değil ülkenin sevgilisi haline getirdi.
Yine de şüphesi olanlar da vardı. George Best, belki de Beckham'dan önceki son ikon olarak onu eleştiriyordu:
'Sol ayağıyla şut çekemiyor, kafa vuramıyor, çalım atamıyor, top kapamıyor, çok da gol atmıyor. Bunlar haricinde fena futbolcu değil'
Beckham büyük ümitlerle Fransa 98'e geliyor.
İngiltere için yine 'futbol evine dönüyor' perilerinin geldiği, turnuvaya büyük ümitlerle başladıkları bir dönem.
Fransa'da düzenlenen kupaya İngilizler akın etmişti. Grupta da Tunus, Romanya ve Kolombiya vardı. Futbol eve dönerken en azından ilk tur fazla zorlanmayabilirdi.
İlk maç Tunus'tu, 2-0 kazandılar ama Beckham yoktu. Tatmin edici olmayan futbol gazetelerin yazdığına göre Beckham'ı arıyordu.
İkinci maç Romanya'ya karşıydı, Beckham yine yoktu. Paul Ince, 32. dakikada sakatlanmasa Beckham yine forma giyemeyebilirdi. Onun yerine oyuna girdi. Ama İngiltere turnuvanın flaş takımı Romanya'ya 2-1 kaybetti.
Son maçta ise rakip Kolombiya'ydı. Beckham, ilk 11'de başlayıp bir de gol atmış İngiltere'nin 2-0'lık galibiyetinde önemli rol oynamıştı.
Romanya 7 puanla, İngiltere 6 puanla üst tura çıkmıştı.
Son 16'da rakip Arjantin...
Arjantin ve İngiltere aynı kıtada değiller ama ilginç bir futbol rekabetinin baş aktörleri olmayı başardılar. Hikayesi de 1966'ya kadar gidiyor
İki takım arasındaki, İngiltere'nin 1-0 kazandığı 'çirkin' çeyrek final maçında, Batı Alman hakem Rudolf Kreitlein, itirazları nedeniyle Arjantin kaptanı Antonio Rattin'i oyundan attı. Atılan bir gol içinse ofsayt itirazları 1986'ya kadar devam etti.
Maç sonu düdüğünde, Arjantin takımının uyguladığı sert taktiklerden rahatsız olan İngiltere teknik direktörü Alf Ramsey, sahaya koşup futbolcuların forma değiştirmesini engellemişti. Bir de Arjantinlilere hakaret etmişti:
'En iyi futbolumuz, hayvanlar gibi davranmayıp oynamaya gelen takıma karşı ortaya çıkacak.'
Ve 1986...
1982 yılında 74 gün süren Falkland Savaşı'nda Arjantin ve İngiltere karşı karşıya geldi. İngiltere, Arjantin'de tam bir nefret objesi haline dönüşmüştü. Savaşın ardından Dünya Kupası'nda karşı karşıya gelmeleri de Arjantinlilerin millieytçi duygularını kaşıyordu.
Maradona, bir mükemmel gol bir de tartışmalı golle Tanrı'nın Eli olarak sahadan ayrıldığında İngiltere elenmişti.
Bobby Robson bu el için 'Tanrı'nın değil ancak bir düzenbazın eli olabilir bu' demişti ama Maradona'nın cevabı daha farklıydı:
'Bu biraz İngilizlerin cüzdanını çalmak gibiydi... Sanki bir ülkeyi yenmiştik, sadece bir futbol takımını değil. Maç öncesi futbolun Falkland ile bir ilgisi olmadığını söylesek de, orada birçok Arjantinli genci öldürdüklerini biliyorduk, küçük kuşlar gibi öldürdüler. Ve bu bir intikamdı.'
İki düşman milli takım 1998'de yine karşı karşıya...
İngiltere'nin teknik direktörü 1986'da Maradona'ya kaybeden takımda forma giymişti. Hoddle, Bu kez Owen ve Beckham'ı aynı anda sahaya sürerek ülkesinin isteklerini yerine getirmişti.
İngiltere için iyi başlamadı. Maçın beşinci dakikasında, Diego Simeone'un kaleci Seaman tarafından düşürülmesinin ardından Gabriel Batistuta penaltıdan gol attı. Neredeyse anında, sahanın diğer ucunda Owen'ın tökezlemesinin ardından İngiltere'ye penaltı verildi. Bu kez Alan Shearer hata yapmadı ve skor 1-1 oldu.
16. dakikada Beckham'dan mükemmel bir pas alan Owen, Arjantin yarı sahasına daldı, kaleci Carlos Roa'nın elinin altından topu filelere gönderdi: 2-1
Sol Campbell'ın Claudio Lopez'e yaptığı saçma bir faul, Zanetti'nin maçı eşitlediği bir frikiğe yol açtı. İlk yarı sonucu: İngiltere 2-2 Arjantin
Her şeyin bittiği o an...
İngilizler için, ikinci yarının başlamasından iki dakika sonra tam bir yıkım anıydı.
Beckham ve Diego Simeone, orta sahada hiç de tehlikeli olmayan bir bölgede bir top için karşı karşıya geldi. Simeone arkadan yaptığı bir hareketle Beckham yerde kaldı. Simeone de hafif öne doğru tökezledi ve düşmemek ister gibi eliyle Beckham'ın beline masum olmayan bir şekilde bastırdı. Hakem olay yerine doğru gelip Simeone'nin sarı kartını göstermeye yanaşıyordu. Ama sağ ayağına övgüler dizilen Beckham yapmaması gereken bir şeyi yaparak yerdeyken Simeona'ye ufak bir tekme savuruyor. Simeone de kendisine doğru gelen hakeme bunu en güzel şekilde en güzel açıyla gösteriyor. Hakemin kararı net, sadece kavganın bitmesini bekliyor. Simeone'ye bir sarı kart, Beckham'a ise kırmızı kart. İtiraz bile etmedi, boynunu büktü ve arkasına döndü.
Maçın normal süresi 2-2 bitti. Penaltılarda en çok hatayı yapan taraf İngiltere oldu ve Arjantin üst tura çıktı.
Faturanın kesileceği yer belliydi: İngiltere'nin harika çocuğu Beckham!
Basın Beckham'a hiç acımadı.
Daily Mail, Futbol Evin Dönüyor sloganıyla dalga geçerek 'Biz eve dönüyoruz' manşeti atmıştı ama diğerleri bu kadar tebessüm etmiyordu. Mirror, '10 Kahraman Aslan, Bir Aptal' manşetiyle çıktı, aptal kelimesinin adresi belliydi. Fotoğrafta gördüğü kırmızı karta boyun eğerek soyunma odasına giden Beckham!
Daily Mail, 'Kupaya mal olan bir delilik' diyordu. Hoddle, maç sonunda 'bu hata bize çok pahalıya mal oldu' demişti.
Beckham kuklaları pubların tabelalarına asılıyor, Beckham'ı sallandıran halk bir arınma töreni sunuyordu. Bir yeraltı mafya örgütü Beckham'ın ailesini tehdit etmişti.
Londra'da bir kasap dükkan vitrinine iki domuz kafası koydu ve üzerlerine şunu yazdı: Victoria ve David
O kara yazın ardından ilk resmi maç Londra'da Arsenal'e karşıydı. Manchester'ın 7 numarası topa her dokunduğunda tribünde büyük bir gürültü oluyordu. Beckham'ın yuhlandığı maçlar bununla sınırlı kalmadı.
Elenmenin acısı hafifledikçe Bekcham'a tepkiler de azaldı. Ama asla affedilmedi.
Ta ki o maça kadar...
Bekcham artık bebek yüzlü hallerini geride bırakmış; basının ayrı taraftarların ayrı dövdüğü bir futbolcu olarak olgunlaşmıştı. Artık eleştirilere karşı derisi daha da kalındı, o meşhur saçları da artık yoktu. Saçlarını kazıtarak akıllara yeniden giriş yapmaya başlamıştı.
Yunanistan'a karşı Beckham'ın sahneye çıkması gereken bir an oluştu. Yoksa yeniden ismi gazeteleri süsleyebilir, kellesi publardan sallandırılabilirdi.
Geçmişin kefareti üç yıl sonra ödendi.
6 Ekim 2001. Yer: Old Trafford.
İngiltere, Yunanistan karşısında 2-1 geride. 2002 Dünya Kupası finallerine doğrudan katılabilmek için uzatma dakikalarında bir gole ihtiyaç var. Aksi takdirde Ukrayna ile zorlu bir play-off eşleşmesi bekliyor.
90+3...
Topun başına takım kaptanı ve Manchester United'ın gözdesi David Beckham geçti. Yaklaşık 25 metreden kullandığı muhteşem serbest vuruş ağlarla buluştu ve İngiltere'yi doğrudan Güney Kore ile Japonya'nın ev sahipliği yapacağı 2002 Dünya Kupası finallerine taşıdı.
Beckham suçunun kefaretini ödüyordu. Beckham o golü şöyle anlatıyordu:
'İngiltere taraftarlarının birkaç yıl önce yaşananlar nedeniyle beni affettiği an buydu.
Benim için de bu, geçmişte yaşananların telafisiydi. Çünkü o ana kadar kırmızı kartın gölgesi hep üzerimdeydi.'
Baskılardan kendini yeniden var etti.
David Beckham, baskı denen şeyin en katmerlisini hissetti. Ailesi tehdit edildi, kuklası meydanlarda publarda sallandırıldı, gittiği her yerde tedirgin hareket etti ve bununla ilgili yaşadığı mahçubiyet sebebiyle kimseyi suçlamadı. Yalnız bırakıldığını söylemekten başka sitemleri pek de duyulmadı.
Simeone'ye tekmeyi atan adam aynı ayağıyla Yunanistan'a attığı golle yeniden bir ulusun kahramanı oldu.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!










Yorum Yazın