Futbolu Çizgi Filmden Öğrenen Çocuklar Tsubasa'nın Hayali İçin Brezilya Karşısında
1962 yılında bir Amerika görüntüsü geliyor gözümüzün önüne. Doğusu Almanya'nın kontrolüne bırakılmış, batıda ise Japonya hükmediyor. Amerikalılar bu iki güçlü ortağın yönetimi altında ölümlerini bekliyor.
Direniş komiteleri var, iki güce karşı yeraltında örgütlenen insanlar var ancak faşizm kimseye kolay kolay nefes alma hakkı tanımıyor. Şüpheliler konuşmaları için aileleriyle tehdit ediliyor, olmayan suçları ailelerini korumak için itiraf eden suçlular daha sonra bu iki müttefikin cezaevlerinde hayatlarını kaybediyor.
Bu anlatılanlar Philip K. Dick'in Yüksek Şatodaki Adam kitabında geçiyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'nın ve Japonya'nın kazandığı, Amerika'ya faşizmi sadece fiili olarak değil resmi olarak getirdiği bir distopya görüyoruz.
Ama gerçekler farklıydı ve Japonya'nın Dünya Kupası sahnesine geç çıkmasının sebebi bile o gerçeklerdi.
MacArthur beyzbolla bir ülkeyi teslim aldı.
Beyzbol, Japonya'ya Amerika'dan gelmişti. ama savaştan çok önce, 1870'lerde. Amerikalı öğretmenlerin bavullarında, bir spor olarak değil neredeyse bir yaşam biçimi olarak. Japonlar benimsedi, kendi küçük takımlarını kurdu, kendi efsanelerini yarattı. Ama ulusal boyutta bir şey söylemek pek mümkün değildi. Bir hobi ligi gibiydi her şey.
Sonra savaş geldi.
Japon ordusu beyzboldan nefret ediyordu. Düşman sporuydu, Amerikan sporuydu. Okullarda yasakladılar. Oynayan öğrenciler dövdüldü. 1945'e gelindiğinde sahalar ya yanmıştı ya da yiyecek yetiştirilen tarlalara dönüştürülmüştü.
Japonya teslim olduğunda ise işler tersine döndü. Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı MacArthur 7 yıl ülkeyi yönetti ve ülkeyi tamamen teslim almak için yollar aradı.
MacArthur'un aklındaki soru basitti: Bu ülkeyi nasıl elde tutarsın? Açlık vardı, yıkım vardı, kabusları olan komünistler kapıdaydı. Bir ordu bunu çözemezdi. Anayasa bunu çözemezdi. MacArthur başka bir şeye ihtiyaç duyduğunu biliyordu.
1949'da eski beyzbolcu Lefty O'Doul'u çağırttı. San Francisco Seals takımıyla birlikte Japonya'ya gel, dedi. Sadece oyna.
O'Doul geldi. Japonya bayram etti. Maçlara on binler aktı. Stadyumlar dolup taştı. Savaşın yarattığı o derin sessizlik, ilk kez bir başka şeyle doldu.
MacArthur turneden sonra şunu söyledi: 'Bu tarihin gördüğü en büyük diplomasi hamlesidir. Tüm diplomatlar bir araya gelse bunu yapamazdı.'
MacArthur, Japonlara unuttuğu duyguları hatırlatarak ele geçirdi. Spor kültürü de bu hamlenin üzerinden ilerledi.
Amatör oyuncularla Olimpiyat coşkusu yaşadılar.
Japonya'da futbol vardı ama hep beyzbolun arkasında kaldı. Amatör oyuncularla Olimpiyatlara katıldılar. 1965'te Japan Soccer League kuruldu.
1965'te Japan Soccer League'in kurucu sekiz takım şunlardı: Mitsubishi Motors, Furukawa Electric, Hitachi, Yanmar Diesel, Toyo Kogyo (bugün Mazda), Yahata Steel, Toyota Industries ve Nagoya Mutual Bank.
Yani sekiz takımın sekizi de şirket. Banka, çelik fabrikası, otomobil üreticisi, elektrik şirketi. Bugün bu takımların torunları J-Ligi'nde oynuyor. Mitsubishi Motors'tan Urawa Reds çıktı, Hitachi'den Kashiwa Reysol, Toyo Kogyo'dan Sanfrecce Hiroshima.
Japonya'da futbol şirket sporu olarak doğdu, taraftar sporu olarak değil. Beyzbol halkın sporuydu, futbol fabrikanın sporuydu. Bu fark da insanların futbola yaklaşımını belirliyordu.
Her şeyi bir çizgi film değiştirdi.
1978'de Yōichi Takahashi lise son sınıf öğrencisiydi. Tokyo'daki evinde televizyon karşısına geçti ve Arjantin Dünya Kupası'nı izledi. 77 bin kişilik stadyum, Kempes'in golleri, tribünlerin çılgınlığı. 18 yaşındaki Takahashi hayatında böyle bir şey görmemişti.
Sorun şuydu: Japonya o ekranda yoktu. Sahada değil, tribünde değil. Dünya Kupası'nın varlığından bile çoğu Japon haberdar değildi.
Takahashi iki yıl boyunca yayınevini ikna etmeye çalıştı. Yayınevi direndi; futbol bilinmez bir spordu, okuyucu bulunamaz diyorlardı. Sonunda 1981'de izin çıktı.
Hikaye basitti. Kahraman on bir yaşında bir çocuktu, adı Tsubasa Ozora'ydı ve tek hayali vardı: Japonya'yı Dünya Kupası'na taşımak. 'Top benim arkadaşım' diyordu.
1983'te anime ekrana geldiğinde bir şeyler değişmeye başladı. Çocuklar okul bahçelerine döküldü, sokaklar top sesiyle doldu. Babalar beyzbol eldiveni almaya giderken oğulları krampon istiyordu. Yeni gençlik akademileri açıldı, kulüpler kalabalıklaştı. O çocuklar büyüyünce 1993'te J-Ligi kuruldu, 1998'de Japonya ilk kez Dünya Kupası'na gitti.
Etkisi Japonya'nın sınırlarını da aştı. Dünya çocukları aynı şeyi söyledi: Futbola o çizgi roman karakteriyle aşık oldu. İspanya'da 'Oliver y Benji', İtalya'da 'Holly e Benji', Arap dünyasında 'Kaptan Majid', Türkiye'de 'Küçük Golcü' adıyla yayımlanan seri, dünyanın dört bir yanında bir neslin ilk futbol anısı oldu.
Japonya'ya futbolu getiren 1873'te bir İngiliz deniz subayıydı. Ama Japonya'nın futbolu sevmesini sağlayan, 1978'de televizyon karşısında büyülenen 18 yaşında bir çizer oldu.
1998'den bugüne kesintisiz olarak Dünya Kupası'ndalar.
Japonya, 8 turnuvadır Dünya Kupası'nın renklerinden biri olmayı başardı. Daha önce katıldıkları 7 turnuvada 3 kez grup aşamasında elendiler. Dört kez de son 16'ya kaldılar. Bunlarından birinde ev sahibi olarak Türkiye'ye elenmişlerdi.
2022'de ise Almanya ve İspanya'nın grubundan lider olarak çıkıp dikkatleri üzerlerine çektiler.
2026'da ise Hollanda, İsveç ve Tunus arasından yenilgisiz üst tura çıkarak Brezilya'nın rakibi oldular.
1997'deki final biraz farklı şekilde de olsa Amerika'da karşımızda...
Tsubasa için Brezilya bir ütopyaydı. Japonya'nın futbol yoksunluğuna karşı futbolun tüm güzellikleri oradaydı.
Tsubasa'nın hedefi Japonya'yı Dünya Kupası'na taşımaktı ve gençler Dünya Kupası finaline de taşımıştı. Rakip ise Brezilya'ydı.
Kaptan Tsubasa'da Brezilya, yalnızca bir rakip değil, Tsubasa'nın gelişimini tamamlayacağı ve ulaşmayı hedeflediği futbolun zirvesi olarak anlatıldı. Bu yolculukta eski Brezilyalı futbolcu Roberto Hongo, Tsubasa'nın hem hocası hem de rehberi oldu ve onu Brezilya'ya gitmeye teşvik etti.
Tsubasa daha sonra Brezilya'da forma giyerek Dünya Gençler Şampiyonası'nda Japonya'yı temsil etti. Finalde Brezilya ile karşılaşan Japonya, manganın resmi hikâyesinde uzatmalarda 3-2 kazanırken, üç golü de Tsubasa attı. Bu zafer, Yoichi Takahashi'nin Japon futbolunun bir gün Brezilya ile aynı seviyeye ulaşabileceği yönündeki hayalini simgeliyordu.
2026'da bir adım ilerisi için rakip Brezilya...
İkinci Dünya Savaşı'ndan Şirketler Ligi'nden Tsubasa'dan ilk kez katılınan Fransa 98'den bugünlere geldik.
Japonya, Brezilya'yı geçerek adını bir kez daha son 16'ya yazdırmak istiyor. Karşılarında Küçük Golcü'nün ilhamı Brezilya ise her zamanki gibi favori.
Tsubasa'nın hayali bugün Japonlar'a güç verecek. Kaybederlerse muhtemelen 2030'da bir kez daha karşımıza çıkacaklar ama Brezilya'yı elerlerse çok daha uzun süre hafızalarımızda yer edecekler.
Japonlar, Yüksek Şatodaki Adam'dan sonra bir kez daha Amerika'dalar; bu kez kurgunun dışına çıkıp tarihi gerçeklerle yazmak istiyorlar.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!








Yorum Yazın