Deniz Suyu ile Yeni Bir Sen
“İnsanlar denizin rahatlattığını sanıyor. Oysa deniz, sinir sistemini yeniden düzenleyen güçlü bir çevresel organizatördür.”
Bugünkü köşe yazıma, yazımın en çarpıcı cümlesini özellikle başa yazarak başlamak istedim.
Ne kadar mutluyuz değil mi…
Yaz aylarına girdik, nihayet beklediğimiz günler geldi, deniz sezonu açıldı.
Eminim sizler de benim gibi denizi ve yüzmeyi çok seviyorsunuz. Sudan çıkınca içimizde hissettiğimiz o rahatlama hissinin tarifi yok. Tam karşılığı olmasa da bu hisse belki kuş gibi hafiflemek diyebiliriz. Tüm senenin yorgunluğunu üzerimizden atmak için denizle bir hafta hemhal olmak yeter. Peki, hiç kendimize sorduk mu “bu rahatlama hissini sağlayan gerçekten ne?” diye.
Konunun üzerine biraz araştırma yapınca bazı bilimsel bilgiler elde ettim ve yıllardır suyla ilgilenmeme rağmen bunları yeni öğreniyor olmak doğrusu beni biraz şaşırttı.
Gelelim denizin bizi nasıl bu kadar rahatlattığına ve mutlu ettiğine,
Bu noktada Marsilya’daki bir deniz biyokimyacısının aktardığı bilgiler gerçekten muazzam:
“Deniz suyu yalnızca su değildir; sinir sistemi üzerinde düzenleyici bir çevresel uyarandır.”
Kısa süreli denize giren gönüllülerde yapılan ölçümler, stresle ilişkili kortizol düzeylerinde anlamlı düşüşler olduğunu; vagus siniri aktivitesini yansıtan kalp atım hızı değişkenliğinin (HRV) ise arttığını gösteriyordu.
Bu tablo, vücudun “tehdit” modundan çıkıp güvenlik ve toparlanma moduna geçmesiyle uyumluydu.
Biyokimyacı çalışmalarının sonucunu şöyle açıkladı:
Deniz ortamı, sinir sisteminin güvenlik hissiyle ilişkili yanıtlarını tetikleyerek, bebeklerin bir ebeveynin göğsüne alındığında gösterdiği sakinleşme tepkisine benzer bir fizyolojik durumu destekliyordu.
Sanırım bir insanın hayat boyu kendini en huzurlu ve güvende hissettiği yerdir annenin göğsü. Ki ilk oluştuğumuz güvenli ortam da sudan ibaretti. Doğumdan evvel de tüm bedenimiz suyla çevriliydi.
İkinci etki iyon dengesiydi. Kendisi bir kontrollü deney yapmak üzere masasına iki örnek koymuştu: biri ter, diğeri deniz suyu.
“Birebir aynı değiller,” dedi, “ama dikkat çekici biçimde benzer iyonları içeriyorlar: sodyum, klorür, magnezyum.”
Cilt deniz suyuyla temas ettiğinde, dolaşım ve sinir sistemi üzerinden gevşeme yanıtı güçleniyor ve bazı minerallerin ise çok sınırlı da olsa transdermal geçişi mümkün olabiliyordu.
Demek ki yüzdükten sonra hissedilen “hafiflik”, büyük ölçüde bu otonom sinir sistemi rahatlamasının bir sonucuydu.
“İnsanlar bunu yorgunluğun gitmesi sanıyor,” dedi.
“Oysa bu, biyokimyasal bir yeniden denge hâlidir.”
Yapılan çalışmalar bu örnekle sınırlı değildi.
Gelelim denizin bize nasıl iyi geldiğine dair bir başka örneğe,
Girit’te çalışan bir fizyolog ise balıkçıları incelemişti ve ortaya çıkan ilginç sonuç şuydu:
Uzun ömür ve dayanıklılıkla ilişkilendirilen kalp atım hızı değişkenliği, sakin günlerden sonra değil; fırtınalı günlerden sonra daha yüksekti.
Deniz havasında bulunan mikro tuz aerosollerinin solunması, parasempatik sinir sistemi tonunu artırabilecek bir çevresel etki olarak değerlendiriliyordu.
Bir balıkçı bunu şakayla karışık şöyle özetlemişti:
“Deniz seni biraz korkutur ama sonra seni sakinleştirir.”
Veriler, negatif iyonlara maruz kalmanın ruh hâlinde kısa sürede iyileşme sağlayabildiğini; özellikle stresli bireylerde dikkat çekici bir etki yarattığını gösteriyordu.
Yapılan çalışmalardaki en şaşırtıcı bulgulardan biri ise ağrı üzerindeki olumlu neticeydi.
Cádiz’de bir doktor, her gün kısa süreli soğuk deniz banyosu yapan artrit hastalarını izledi. Sonuç inanılmazdı: Yirmi gün sonunda ağrı skorlarında yaklaşık %40’a varan düşüş kaydedilmişti. Bu etki sıcaklıktan daha çok, suyun hidrostatik basıncıyla ilişkiliydi.
Suyun vücudu eşit şekilde sarması, eklemler üzerindeki yük dağılımını dengeliyor ve sinir sisteminde “ağrı kapısı” (pain-gating) mekanizmalarını aktive ediyordu.
Bu, birçok terapötik yöntemin birebir taklit edemediği bir etkiydi.
Biyokimyacının son cümlesi ise çok iddialıydı:
“İnsanlar denizin rahatlattığını sanıyor. Oysa deniz, sinir sistemini yeniden düzenleyen güçlü bir çevresel organizatördür.”
Kortizol düşüşü, otonom denge, iyonik etkileşimler ve hidrostatik basınç bir araya geldiğinde, denizde geçirilen birkaç dakikanın neden insana bedenini yeniden kazanmış gibi hissettirdiği daha anlaşılır hâle geliyor.
Dostlar ne yazık ki 21. Yüzyılda olmamıza rağmen gördüğümüz gibi, Tarihte Antik Mısırlılar tarafından tedavi amacıyla kullanılan deniz suyunun sağlığa olan faydası bizler tarafından çok da bilinmemiş, yüzeysel olarak salt yüzme aracı olarak kabul görmüştür. Oysa ki deniz suyundaki mineralleri başka bir yerde bir arada bulmak neredeyse imkansızdır. Potasyum, magnezyum, sülfür, nitrojen açısından çok zengin olan deniz suyunun özellikle sağlıklı saçlar ve cilt için önemi yadsınamaz. Ayrıca deniz suyunun cilde faydaları da vardır.
İçeriğindeki magnezyum sayesinde cildi besler, yeniler ve sivilce ile siyah noktaların kurutulmasına yardımcı olur.
Hülasa şunu söyleyebiliriz efendim,
Deniz bizi rahatlatmaz.
Bizi yeniden yapılandırır.
Bence bu yaz bolca denize girelim
Herkese güzel tatiler dilerim.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

